Şiir Sevmeyen Sever mi?

Birçok insan şiir sevmediğini söylemektedir. Bence onlar şiiri sevmediklerinden değil şiirin büyüleyici dünyasına giremedikleri için böyle düşünüyorlar. Okudukları şiirlere bir anlam yükleyemedikleri, şiirin duygu denizinde yüzemedikleri, yaşamsal birikimleri ile şiirle bütünleşemedikleri için şiiri sevmediklerini sanıyorlar. Oysa şiir insan demektir, insanın iç dünyasındaki sınırlanamayan duyguların çarpışmasıdır. Şiiri sevmemek, ya da güzel sanatların bir kolu olan edebiyatı (yazını) sevmemek insanın kendisini sevmemesi demek değil midir?

Sanat, şiir günlük hayatta yaşadığımız, gördüğümüz birçok olay ve varlıkların düşünce ve duygu gözüyle görülebilen insanca güzellikleri, duyarlılıkları bizim önümüze sermiyor mu? Fakat genellikle hayatımızı daha çok fiziksel ihtiyaçlarımız nesnelliğinde algılama alışkanlığımız şiiri de anlatmak istediği derinlikte yorumlamamıza engel olmaktadır. Şiiri okurken yürek kulaklarımızı açamıyoruz genellikle. İsterseniz bunu gelin hep birlikte örnek bir şiir üzerinde test edelim. Ne dersiniz? Örnek olarak benim çok sevdiğim Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirinin ilk beyitiyle başlayalım.


Pratik Edebiyat Bilgileri

Sagu-ağıt-mersiye konu yönüyle ortaktır. Mersiye ölçü yönünden farklıdır.

• Koşuk, sagu ve destan İslamiyet öncesi dönemde, dörtlükler biçiminde, hece ölçüsüyle ve genellikle yarım uyak kullanılarak söylenmiştir.

• Yapay destanlar, doğal destan sürecinden geçmeyen yazarı bilinen destanlardır.

Orhun (Göktürk) Yazıtları 8.yy. da Orhun Irmağı kıyısında dikilen, yazılı edebiyatımızın ilk ürünleridir.

Türkler’in bilinen en eski yazılı metinleri olan “Orhun Yazıtları”, Türk adları, Türk geleneği, atasözleri, en eski Türk inancı, ölüm ve yas gelenekleri, Türk devlet yapısı, Türk sosyal yapısı… gibi konularda bize önemli derecede kaynaklık etmektedir. Tarihin taşlarla edebileştiği ve devlet adamlarının yaş yaş, tek tek halkına hesap verdiği – seslendiği bir eser olan “Orhun Abideleri”, folklor açısından da bize en iyi kaynaklardan birisidir.

• Kutadgu Bilig, siyasetname olup, Yusuf Has Hacib tarafından yazılan, didaktik özellikler taşıyan alegorik bir eserdir.

• Atabetü’l-Hakayık (Edip Ahmet), Divan-ı Hikmet (Ahmet Yesevi) tasavvufî eserlerdir.

Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072 – 1074 yılları arasında oluşturulan Divan-u Lügati’t Türk, temel olarak büyük olasılıkla Türkler’in hakimiyeti altına girecek olan Araplar’a, Türkçe öğretme amaçlı olarak yazılmıştır. Temel olarak Türkçe – Arapça sözlük niteliğinde bir eserdir. Fakat folklore kaynaklık edeceği yerler de vardır. Sözcüklerin anlamlarının açıklandığı bölümlerde, sözcüğün cümle içerisinde kullanımını göstermek için şiirlerin, atasözlerinin… kullanılması, folklore kaynaklık etmektedir.

Dede Korkut Hikayeleri nedir , Oğuzların savaşlarını anlatan, destan devrinden halk hikayeciliğine geçişin ürünü olan, on iki hikayeden oluşan anonim ürünlerdir.

Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli 13.yy. da yaşayıp insanlık sevgisini anlatan tasavvufçulardır.

• Risaletü’n-Nushiye (Yunus Emre), Divan-ı Kebir (Mevlana), Makalat (Hacı Bektaş-ı Veli) tasavvufu anlatan eserlerdir.

İlahi (nefes-deme), şathiye, nutuk, devriye tasavvuf şiirinin dörtlükle oluşan türleridir.

• Koşma, semai, varsağı, destan aşık edebiyatı ürünleridir. Dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle yazılırlar. Koşma, işlediği konulara göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt dörde ayrılır.

• Kaygusuz Abdal ve Pir Sultan Abdal tasavvufu farklı yorumlayan kişilerdir.

• Karacaoğlan, Emrah, Aşık Veysel güzelleme; Dadaloğlu, Köroğlu koçaklama türünde eserler vermişlerdir.

• Seyranî (kişsel), Dertli (toplumsal) taşlama örnekleri vermişlerdir.

Mani, “aaxa” uyak düzeninde, 7’li hece ölçüsü ve tek dörtlük oluşu nedeniyle anonim edebiyatın en yaygın nazım biçimidir. Divan şiirindeki rubai ve tuyuğla ortak özelliklere sahiptir.

• Olağanüstülük, kahramanlarının soylu kişilerinden oluşması, abartılı anlatım destanla masalın ortak özellikleridir. Destan milli, masal çoğunlukla evrenseldir. Destan konusunu tarihi bir gerçekten alır, masal tamamıyla hayal ürünüdür.

• Eski Türk Edebiyatı’nın kaynakları şunlardır: Tarih (Kitaplar ve metinler), Edebiyat Tarihi (Kitaplar…), Nazire Mecmuaları (Özellikle 18.yy), Biyografik Eserler, Dergiler, Sözlükler, (Şuara) Tezkireler, Mesleh (Hattat Mevlevi), Şiir Mecmuaları, Bibliyografik Eserler, Ansiklopediler, Kataloglar

• Gazel 5-15, kaside 33-99 beyit ve “aa xa xa xa…” uyak düzeniyle, mesnevi ise beyit sayısında sınırlama olmaksızın “aa bb cc dd …” uyak düzeniyle yazılır.

• Şarkı ve tuyuğ Türk edebiyatına özgü nazım şekilleridir.

• Rubai, tuyuğ, murabba dörtlüklerle oluşturulan divan şiiri nazım türleridir.

Felsefî ve dinî konuların işlendiği “terkib-i bend” de vasıta beyiti devamlı değişir. “Terci-i bend”de vasıta beyiti aynı kalır.

Gazel ve kasidede ilk beyite matla, son beyite makta, şairin adının geçtiği beyite mahlas beyiti veya taç beyit denir.

• Dize sonlarındaki uyaktan başka şiirin ortasında da uyak bulunursa buna musammat gazel veya musammat kaside denir.

• Münacat, naat, h,c,v divan şiirinde şiirin konularına göre aldığı isimlerdir.

Divan edebiyatında şairler hakkında bilgi veren eserlere tezkire, halk edebiyatında cönk adı verilir.

• Mecalisi’n-Nafais (Ali Şir Nevai) ilk şairler tezkiresidir.

• Harname (Şeyhi), 15.yy.da yazılmış hiciv türünde bir mesnevidir.

• Şikayetname, Fuzuli’nin maaşını alamadığı için yazdığı mektup türündeki eseridir.

• Nefi, 17.yy.da hiciv örneği “Siham-ı Kaza”; nabi, aynı yüzyılda yazdığı, didaktik eser olan “Hayriyye” ile tanınır.

• Nedim ve Şeyh Galib hece ile de yazan divan şairleridir.

• Katip Çelebi “Cihannüma” (coğrafya), Keşfü’z-Zünun; Evliya Çelebi, Seyahatnme; Naima, “Naima Tarihi” adlı eserleri yazan Divan edebiyatının nesir ustalarıdır.

• Takvim-i Vakayi (ilk resmî gazete), Ceride-i Havadis (ilk yarı resmî gazete), Tercüman-ı Ahval (ilk özel gazete), Şair Evlenmesi-şinasi (İlk tiyatro), Telemak-Yusuf kamil Paşa (ilk çeviri roman ), Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat-Şemsettin Sami (ilk yerli roman), İntibah-Namık Kemal (ilk edebi roman), Cezmi-Namık Kemal (ilk tarihi roman), Araba Sevdası-Recaizade Mahmud Ekrem (ilk realist roman), Karabibik-Nabizade Nazım (köy konulu ilk eser), letaif-i Rivayet-Ahmet Mithat (ilk öykü), Eylül-Mehmet Rauf (ilk psikolojik roman), Mai ve Siyah-Halit Ziya Uşaklıgil ( Batılı anlamda ilk realist roman).

Tanzimat romanında yanlış batılılaşma ve cariyelik en yaygın konulardır.

• Tanzimat şiirinde divan şiiri biçimleri kullanılmış, içerik değişmiştir.

Namık Kemal hem tiyatro hem roman yazmış; ancak onu asıl tanıtan vatan temalı şiirleridir.

• Tahrib-i Harabat ve Takib, Namık Kemal’in Ziya Paşa için yazdığı eleştirilerdir.

• Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den Cimri, Hastalık Hastası, Kibarlık Budalası gibi tiyatroları çevirmiştir.

• Ahmet Mithat Efendi’nin halka okuma zevkini aşılama düşüncesini Hüseyin Rahmi ve Halide Edep de sürdürmüştür.

• Edebiyatımızın ünlü sözlükleri; Divan-ü Lugati’t-Türk, Muhakemetü’l-Lugateyn, Lehçe-i Osman ve Kamus-ı Türkî’dir.

Tanzimat edebiyatı ikinci döneminde “sanat sanat için” anlayışına dönülerek, Servet-i Fünun edebiyatına hazırlık yapılır.

• R. Mahmut Ekrem “Güzel olan her şey şiire girebilir.” diyerek Muallim Naci ile kafiye tartışmasını başlatır.

• A. Hamit Tarhan, Namık Kemal’in tiyatro anlayışının tersini savunur. Tiyatro tekniği iyi olmadığı için yazdığı tiyatrolar sahnelenemez.

Edebiyatımızda ölüm temasıyla meşhur şairler; Abdülhak Hamit, Cahit Sıtkı, Yahya Kemal’dir.

Servet-i Fünuncular beyit anlayışını kırarak nazımı nesre yaklaştırırlar.

• Servet-i Fünun’da romanlar realizm ve natüralizmden; şiirler ise sembolizm ve parnasizmden etkilenir.

• Servet-i Fünun romanı, çevre olarak İstanbul’u, karakter olarak aydınları seçer.

Tevfik Fikret, sanatının ikinci döneminde sanatı toplumun hizmetine sunar, hece ölçüsüyle yazdığı şiir kitabının ismi Şermin’dir.

• “Sis”, Tevfik Fikret’in İstanbul’a hakaretlerle dolu şiiridir.

• Cenab Şahabettin, parnasizm ve sembolizmden etkilenmiş, bir şiirde birden çok aruz kalıbı kullanmıştır.

• H. Ziya Uşaklıgil, Balzac, Stendhal, flaubert gibi realist yazarlardan etkilenmiş; Batılı anlamda ilk realist roman Mai ve Siyah’ı yazmıştır.

• H. Ziya’nın anı türündeki eserleri Kırk Yıl, Saray ve Ötesi’dir.

• Hüseyin Cahit Yalçın, “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesiyle Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına neden olmuştur.

• Sürgüne gönderilen başlıca sanatçılar; Namık Kemal, H. Cahit Yalçın, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, şair Eşref, Refik Halit Karay’dır.

• Süleyman Nazif ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu dil yönüyle -sırasıyla- Tanzimat ve Milli Edebiyata bağlıdırlar.

• Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, Metres, Kaynanam Nasıl Kudurdu Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarıdır.

• Ahmet Rasim, İstanbul’un günlük yaşantısını sade bir dille anlatan bağımsız yazarlardandır.

Fecr-i Ati, Servet-i Fünun’u eleştirmesine rağmen onun “Sanat kişiseldir.” anlayışını devam ettirmiştir.


Dilin Temel İşlevleri

Dilin İşlevleriDilin işlevlerinin ne olduğu, başka bir anlatımla dilin gördüğü iş, uzun yıllar dil felsefecilerinin, dille uğraşan insanbilimcilerin ve dilbilimcilerin ilgisini çekmiştir; günümüzde de bu ilginin yoğun bir biçimde sürdüğünü görmekteyiz. Dilsel işlev konusu elbette, en başta, dilin niteliğiyle ilgili bir sorundur. Dilin ne olduğu, neyi içerdiği, neyi simgelediği bilinmeden ne iş gördüğü anlaşılamaz. Antik çağda dilin kökenine ilişkin düşüncelerin kaynağında da bu arayış vardır, ama bu arayışta dilin niteliği daha çok felsefe açısından irdelendiğinden, işlev konusu bir ölçüde gölgede kalmış, daha doğrusu örtülü bir biçimde ele alınmıştır.

Port-Royal dilbilgisi uzmanlarına göre dil ‘insanlara düşüncelerini başkalarına iletme olanağı vermek için’ yaratılmıştır. Bu iletişimi sağlamak için ‘söz düşüncenin bir imgesini oluşturmak durumundadır’, bu bakımdan dilbilgisel yapılar düşünce yapılarını örnek alır (Ducrot/Todorov). Hum-boldt ise dilin yalnız bir iletişim aracı değil, dili kullananların ‘anlığının ve dünya görüşlerinin’ bir anlatımı olduğunu öne sürer. Humboldt’a göre toplumsal yaşam dilin gelişmesi için çok önemlidir ama tek etken ve dilin tek ereği değildir. Bu bakımdan Humboldt ta dilin, özde ‘düşüncenin simgelenmesi’ olduğunu kabul eder.

Dilin işlevlerine ilişkin ilk dizgesel düşünceyi Bühler’de (1934) buluyoruz. Bühler’in sınıflaması söz ediminin içerdiği üç temel bileşenin çözümlenmesine dayanmaktadır: konuşucu, dinleyen ve sözcenin kullanıldığı durum (ya da bağlam). Sözcenin bu üç bileşenden birine ya da ötekine ağırlık vermesine göre, sözcenin temel işlevi anlatımsal (expressive), seslenrneli (vocative) ya da betimseldir. Ancak Lyons’un belirttiği gibi Bükler ve onu izleyenler konu ile ilgili iki nokta üzerinde durmuşlardır. Önce yapı ile işlev arasında birebir bir örtüşme yoktur. Başka bir deyişle, anlatımsal işlev yalnızca birinci kişi özne bulunan sözcelere özgü bir işlev değildir; bunun gibi, seslenme işlevi yalnızca ikinci kişi öznelerle yerine getirilmez. Bundan da önemlisi tek işlevi olan sözceler çok azdır; sözcelerin çoğu birden çok işlevi yerine getirir. (Sözgelimi, ‘Biraz sonra geliyorum’ sözcesi konuşana ilişkin bilgi verdiğinden anlatımsal olduğu ölçüde, dinleyene seslendiği için de seslenme işlevini de içermektedir. Ancak birincil olarak anlatımsaldır.)

Bühler’in ardından Prag dilbilim okulunun işlevselciliğe yeni boyutlar getirdiği kabul edilmektedir. Burada işlevselcilik daha çok sesbilgisine ve dizisel öğelere dayanmakla birlikte, bu okulun üyelerinden Roman Jakobson’un dilsel işlev konusundaki görüşleri günümüzde aşılabilmiş değildir. Biz de bu yazı da Jakobson‘un modeline bağlı kalarak dilsel işlev konusuna Türkçeden örneklerle açıklık getirmek ve daha sonra bu modelden ayrılan görüşleri kısaca sunmak istiyoruz.

Jakobson, Bühler’in modelini değiştirip geliştirirken ‘herhangi bir dil olayındaki dilsel bildirim ediminde bulunan kurucu öğeleri’ gözden geçirerek işe başlar. Jakobson’a göre dilsel bildirişimde altı temel öğe vardır : konuşucu, dinleyici, bağlam, bildiri, bağlantı ve düzgü. İşte sözcenin bu altı öğeden birini odak noktası yapmasına göre dilsel bildirişimde altı işlevden söz edilebilir; bunlar sırasıyla duyusal, çağrısal, göndergesel, şiirsel, ilişkisel ve üstdilsel işlevlerdir. Şöyle bir tablo çıkıyor ortaya :

Sözcenin öğeleri Dilsel işlev
konuşucu

dinleyici

bağlam

bildiri

bağlantı

düzgü

duyusal (anlatımsal)

çağrısal

göndergesel

şiirsel

ilişkisel

üstdilsel

Jakobson’un düzeninde de bildirişim öğeleriyle işlevler arasında birebir örtüşme yoktur. Dilsel işlev yine ağırlıklı olan öğeye dayanır. Konuşucuda odaklanan ‘duyusal’ ya da ‘anlatımsa’ işlev, konuşucunun konu ya da durumla ilgili tavrını ortaya koyar. Bu tavır en başta birinci kişi özne kullanılarak anlatılabilir. Sözgelimi, ‘gidiyorum’ yerine ‘ben gidiyorum’; ‘yapacağız’ yerine ‘biz yapacağız’ sözceleri konuşucuya ağırlık veren anlatımsal işlev görünümleridir. Jakobson’un değindiği gibi bu işlev dolaysız biçimde ünlemlerle anlatılır. Yazık!, eyvah!, olmaz! gibi ünlemler konuşucunun konu ile ilgili üzüntülerini dile getirirken; aferin!, aşkolsun!, ne güzel!, bravo! vb. ünlemler övgü dolu bir tavrı ortaya koyar-lar. Kipleyici denilebilecek öğeler de konuşucunun durumunu açığa çıkarabilir. Sözgelimi, bu kitabı okumalısınız sözcesi ile bu kitabı okusanız iyi olur sözcesi arasındaki ayrım birincisinin gereklilik kipi, ikincisinin ise bir salık verme kipini dile getirmiş olmasıdır; başka bir anlatımla konuşucu birinci sözcede bir zorunluluğu, kaçınılmaz durumu anlatırken, dinleyene bir ödevi anımsatmış olmakta, ikincisinde ise yalnızca bir dileğini açıklamakta, kesin bir tavn- ortaya koymaktan kaçınmaktadır. Bunun gibi, çeşitli ezgileme, vurgu düzenleri, dilötesi (paralinguistic) davranışlar, sözcük seçimi, değişik dizisel ve dizimsel düzenlemeler duyusal (anlatımsal) işlevi belirle-mede etken olabilir.

Dinleyiciye ağırlık veren çağrı işlevi daha çok Ahmet!, küçük!, oğlum!, gazeteci! gibi seslenme durumuyla ve dinle, koş, bakar mısınız?, çabuk gel gibi buyrum kipinde sözcelerle dile getirilir.


Windows XP İpuçları

Windows XP

Bundan böyle burada hepinize şu hepimizin kullandığı, ancak çoğu özelliklerini bilmediğimiz meşhur Windows la ilgili pratik ve hoşunuza gidecek birçok özellikleri ve bu özelliklerini kullanma yollarını sizlerle paylaşacağım. Kısaca windows için ipuçlarını ve ayarlamalarını bulabileceksiniz…

 

İpucu 1 Problem yaşamadığımız bir gün yok ki… Windowsu yeniden kurmanız gerek, oysaki daha birkaç gün öncede kurmuştunuz ve windows aktivasyonunuzla uğraşmıştınız. Artık bununla da uğraşmayın.

 

Windowsu yeni bir kurulumdan sonra tekrar Aktive Etmeyin!


Sayfalar: 1 2 »