acil kitap


Türk Ulusunun Ulu Günü: Nevruz

"http://resim.bilgicik.com/nevruz/nevruz.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.Nevruz, Farsça “Yeni Gün” anlamına gelir. Baharın gelişini, tabiatın uyanışını simgeleyen Nevruz; her yıl 21 Mart’ta kutlanır.

Nevruz, Türkler’in ilk millî bayramıdır. Çin kaynaklarında; Hunlar’ın milattan yüzlerce yıl önce 21 Mart’ta hazırladıkları yemeklerle kırlara çıktıkları, bahar şenlikleri yaptıkları görülmektedir. Uygurlar’ın Nevruz kutlamalarını tasvir ettikleri tabloları bulunmaktadır. Osmanlılar’ın ise “Sultan-ı Nevruz” adı altında bizzat padişahın katılımıyla törenler yaptıkları bilinmektedir. Yakın çağımızda da, Atatürk’ün Nevruz şenlikleri düzenlettiği ve kendisinin de katıldığı bilinmektedir.

Nevruz, özbeöz bir Türk bayramıdır. Temeli beş bin yıllık Türk tarihiyle bir olan Nevruz; Türkler’de bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı olarak algılanmıştır. Bunun içindir ki Nevruz’un diğer bir adı da Ergenekon’dur. Nevruz’un diğer bir adının Ergenekon olmasının nedeni: Toprağın yağmurlarla ıslanıp sonra üzerinin karla kaplanıp kısa bir ölüm uykusuna yatması ve daha sonra baharın (Nevruz’un) gelmesiyle yeniden canlanıp, dirilmesi aynı Türkler’in 400 yıl boyunca dört tarafı yüksek dağlarla kaplı bir vadide sıkışıp daha sonra dağları aşıp hürriyetlerine kavuşması yani yeniden dirilmesi olayına benzetilmesindendir.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Bahtiyar’ın Ardından

Yetim kalmış şiirler Azerbaycan ilimde
Bir uluca şairin uçmağa göçü vardır.
O ki ağızlara bal, şerbet Türk’ün dilinde
O ki Türk’tür, Türkçüdür bu yüzden bahtiyardır.

İnlediniz yıllarca Moskof’un zulmü ile
Nice düşündüğünü yazamamıştır elin.
Yıldırmamıştır seni, O; en insafsız bile
Yıldırmadı soysuz ve kâfir dölü Stalin.

Senin çetin hayatın şiirle anlatılmaz
Şu acun var oldukça okunur her eserin.
Türk diline verdiğin emekler unutulmaz
Son Türkçü ölmedikçe silinemez tesirin.

Bizim geleceğimiz sayenizde şan dolsun
De ki: Bir Türk balası; şair Ertuğrul’um var.
Hep Turan’a nağmeler düzeceğim ant olsun
Seni şad edeceğim… Şad olasın Bahtiyar.

Mehmet ERTUĞRUL

Can Azerbaycan’ımızın büyük şairlerinden, Bahtiyar Vahapzede’yi rahmet ve minnetle anıyorum…


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

16. Hazar Şiir Akşamları

Hazar Şiir Akşamları

Şiir sevdalılarından takip edenler bilirler, Elazığ‘da 1992′den beri her yıl “Hazar Şiir Akşamları” düzenlenir. Türk dünyasının birçok yerinden gelen birçok şairin buluşmasını sağlayan şiir akşamları, her yıl büyük bir coşku içinde yapılır ve Türk’ün sözü şiirlerle sunulur dizelere susamış gönüllere…

1992 yılında, birkaç edebiyat gönüllüsü Elazığ‘da “Fırat Şiir Akşamları” adında bir etkinlik düzenlenmişti. Sanatsever Elazığ halkı, bu etkinliğe büyük ilgi gösterince bunun ikincisinin yapılmasına karar verildi. İkinci buluşmaya, edebiyat dünyasından birçok önemli isim katıldı. Sonrasında bu etkinliklerin Elazığ‘ın kültürel mirasının paylaşılması anlamındaki katkısı anlaşıldı ve etkinliğin adı “Hazar Şiir Akşamları” olarak değiştirildi. Bu tarihten sonra her yıl büyük heyecanla bütün Türk dünyasından gelen konuklar Elazığ‘da ağırlandı ve söze geldi yürekler şairlerin dilinde.

Bu yıl 16.’sı düzenlenen şiir akşamlarına Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tataristan, Kıbrıs, Kosova ve Kerkük’ten gelen konuklar katıldı. Üç gün boyunca düzenlenen etkinliklerle hem Elazığ halkı binlerce kilometre ötelerden gelen soydaşlarının içtenliğiyle buluştu hem de gelen konuklar Türk‘ü söyleyen dillere kucak açan Elazığ‘ı tanıdılar. Bir bayram coşkusu içinde geçen üç gün içinde, birçok konukla benim de tanışma olanağım oldu. Bazılarıyla, aşağıda sizlerle de paylaşacağım söyleşiler yapabildim.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Lehçe, Şive ve Ağız Nedir?

Birçok yazımızda, sık sık “Türkçenin çok köklü ve güçlü bir dil olduğunu” vurgulamışızdır. Çünkü bugün yaşayan dillerin birçoğuna baktığımızda, Türkçedeki düzenliliği, türetme gücünü ve geniş söz varlığını göremeyiz. İngilizceyi örnek verecek olursak, çok uzun bir geçmişinin olmadığını, özellikle 18. yüzyıldan sonraki sömürgecilik akımlarıyla birlikte kurulan emperyalist devletlerin çabalarıyla bir yerlere geldiğini görürüz. Benzer biçimde Sırpça, İspanyolca, Danca, Arnavutça… gibi birçok dilin geçmişi, aslında birkaç yüzyılla ifade edilebilecek kadar azdır. Fakat Türkçenin, yapılan araştırmalar neticesinde yaklaşık 8.500 yıllık bir dil olduğu kabul edilmektedir. Osman Nedim Tuna‘nın Sümerce ile Türkçe arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çalışmaları sonucunda, Türkçenin yaşayan diller arasındaki “en eski geçmişe” sahip dil olduğu ortaya koyulmuştur. Buna benzer çalışmalar da göstermiştir ki, Türkçe yaşayan dillerin “en eski geçmişe sahip olan dili” olmasa bile, en köklü birkaç dilinden biridir.

Türkçenin tarihi gelişimine bir göz attığımızda, Türkler‘in göçleri ile Türkçenin de dünyanın birçok bölgesine yayıldığını görürüz. Türkçemiz, “En Eski Türkçe” ile başlayıp “Orta Türkçe” ile devam edip “Çağdaş Türkçe” ile bugünlere geldiği süreç içerisinde, birçok dilden etkilenmiş, birçok dili etkilemiş ve büyük değişikliklere uğramıştır. Türkler’in dünya üzerindeki yayılma alanlarına paralel olarak, Türkçe de birçok alanda konuşulmuş ve zamanla birbirinden kopan Türk boylarının, kendilerine özgü birer “konuşma ve yazma dilleri” ortaya çıkmıştır. Bundan yaklaşık 8 – 10 bin yıl önce, bugün konuşulan bütün Türk Dilleri tek çatıda toplanmıştı ve bugün yaşayan Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen, Gagauz, Uygur, Tatar, Azeri… Türkçesi, o dönemlerde yoktu. Çünkü henüz Türkler bir arada yaşıyorlardı, bunun için dilleri de farklı yazı ve konuşma dillerini oluşturmamıştı. Biz Tanrı Dağları’ndan ayrıldıktan sonra, her bölgede kalan soydaşlarımız kendilerine özgü yazı dillerini oluşturdular ve bugün yaşayan “Türk Lehçeleri” adı verilen diller (Azerbaycan Türkçesi, Kırgız Türkçesi… gibi) oluştu.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Karlı Dağlardaki Sır – Belgesel

Birkaç yıl önce TRT‘de Türk tamgaları ile ilgili bir belgesel yayımlanmıştı. Belgesel yayımlandığında, haberim olmadığı için izleme şansım olmamıştı; fakat geçenlerde internetten indirip izledim. Gerçekten çekimin kalitesi o kadar güzel ki, insan kendini Tanrı Dağları‘nın eteklerindeymiş gibi hissediyor. Ayrıca belgesel, tarihteki en eski kaya resimlerinin bulunduğu Saymalıtaş’taki Türk tamgalarının varlığını ortaya koyarak, Türk tarihinin köklülüğünü bir kere daha kanıtlamış oluyor.

Binlerce yıl öncesinde, atalarımızın kayalara çizmiş oldukları resimlerin yorumlamaları da oldukça ilginç. Tanrı Dağları‘nın eteklerinde bulunan Saymalıtaş’ta, yaklaşık 10 bin kaya üzerinde, 100 bin tane resim bulunuyor. Araştırmacılar bütün resimleri inceliyorlar ve resimlerdeki öğelerin Türkler’in yaşam biçimleriyle doğrudan örtüştüğünü kanıtlayıp, tamgaların Türkler‘e ait olduğunu ortaya koyuyorlar.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Sayfalar: « 1 2 3 4 5 6 7 8 ...28 29 30 »

Yukarı