Tarihi Baştan Yazdıracak Yapılar:
Gizlenen Türk Piramitleri

Çin’in merkeze yakın şehirlerinden biri olan Xian’da, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı henüz tam olarak belli olmasa da büyük oranda Türk izleri taşıyan “piramitler” bulunuyor. Beyaz piramitler olarak adlandırılan bu yapılar, en büyüğü 300 metre olmak üzere, geniş bir alana yayılmış irili ufaklı 100′e yakın piramitten oluşuyor. Şu anda Çin sınırları içerisinde bulunan piramitler, üzerinde araştırma yapılmasını engellemek için yasak bölge olarak ilan edilmiş durumda. Bu nedenle tılsımını iyice arttırıyor ve insanlar o piramitlerin içinde ne olduğunu daha çok merak ediyor…

İkinci Dünya Savaşı’nda Hindistan’dan Çin’e yardım götüren bir Amerikan uçağının pilotu olan James Gaussman, bugün beyaz piramitlerin bulunduğu bölgenin üzerinden uçarken bir arıza nedeniyle yere yaklaşmak zorunda kalmış ve yaklaştığı arazide doğal olmadığı çok rahatlıkla anlaşılan tepeciklerin olduğunu görmüştür. Görevi bitirdikten sonra ilk iş olarak istihbarat raporunda bu piramitlerden de söz etmiş ve bunların sığınak olabileceğini not etmiştir. Alman araştırmacı Hartwig Hausdorf, aldığı bilgilerden hareketle bu piramitleri keşfetmek üzere yola koyulmuştur. İlk ciddi çalışmayı yapmış ve bugün elimizde olan bilgi ve belgelerin büyük kısmını bilim dünyasına kazandırmıştır. Daha sonra beyaz piramitlere merak uyanınca, Çin bu araziye girişi yasaklayarak piramitlerdeki gizli tarihin ortaya çıkmasını engellemeye başlamıştır.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Türk’ün Ulu Atası:Oğuz Kağan
(Tanrıkut Mete Han)

Oğuz Kağan - Mete HanOrta Asya’nın bozkurtları olan Türkler, M.Ö. 234 yılına geldiklerinde Tanrı tarafından Oğuz (Mete) adında bir kişi oğlu ile ödüllendirilmişlerdi. Çin’in kendisini mutlak egemen olarak bildiği ve çevresindeki uluslar üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönemde, Orta Asya çok büyük olayların yaşanacağı bir döneme adım atıyordu. Bir cihan imparatorluğu kuracak olan Oğuz Kağan acuna gelmiş ve daha gözlerini açtığı andan itibaren mucizeleriyle kutluluğunu ortaya koymaya başlamıştı…

Türk tarihinin kuşkusuz en büyük kağanlarından biri olan Oğuz Kağan, gerek yazılı kaynaklarda, gerekse de sözlü edebiyatta süregelen Oğuz Destanı‘nda anlatıldığı üzere, yaşamı mucizelerle dolu olan bir Türk yiğididir. Doğduğu gün onun Tanrı’nın kutuna sahip olduğu anlaşılmış ve mucizeleri görülmeye başlamıştır. Yalnızca doğduğu gün annesinden süt emmiş, daha sonra bir daha süt emmemiştir. Çok kısa sürede büyümüş ve bir yaşına girmeden konuşmaya başlamıştır. Yaşını doldurmadan okunu ve yayını alıp ava gittiği ve tüm Türk elinde ününün hızla yayıldığı, yine mitolojik ögeleri de barındıran Türk destanlarında belirtilmektedir.

Oğuz Kağan’ın adı, doğduktan bir süre sonra konulmuştur. Çünkü Türklerde ad verme geleneği böyledir. Gök sakallı ve ay yüzlü bir bilge (bu bazen de çocuğun babası – annesi olur) çocuğun özelliklerine bakarak, ona uygun bir ad verir.1 Hatta bir rivayete göre, Oğuz Kağan kendisine “Oğuz” adının verilmesini kendisi istemiştir. Burada belirtilmesi gereken başka bir konu da, Oğuz Kağan ile Mete Han‘ın aynı kişi olduklarıdır. Oğuz adı, babası Teoman tarafından verilen addır. Mete ise, Çin kaynaklarında Oğuz Kağan’ı belirtmek için kullanılan addır. Orta Asya Türk tarihi hakkında, Türkler tarafından yazılmış yazılı kaynaklar olmadığı veya henüz bulunamadığı için, Türklerin çevresindeki ulusların tarihi kaynaklarına bakarak bilgi edinilir. Bu kaynaklar içinde kuşkusuz en önemli olanları, Çin kaynaklarıdır. Çin kaynaklarında Oğuz Kağan için “Mao-tun” (Mete) diye seslendirilen bir ad kullanılmıştır. Bu sesletim, bugünkü Çinceye göre yapılmaktadır. Eski Çinceye göre sesletim yapılacak olursa, “Bak-tut” biçiminde bir ad karşımıza çıkar. Bu adın da, Eski Türkçedeki “Bağatur” adını karşıladığı düşünülmektedir. Bu bilgiler göz önünde bulundurulursa, Oğuz Kağan’ın adının Bahadır’dan başka bir ad olmadığı da söylenebilir. Fakat Türklerce yaygın olarak kullanılan ve benimsenenler Oğuz ve Mete adlarıdır.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

TÜRK Milletine Açık Mektup

Doğu Türkistan, Uygur Türklerinin yaşadığı özerk bir Türk bölgesidir. Bu bölgeye özerk dense de çin’in yaptığı işkence ve soykırım 50-60 yıldır bağımsızlığımıza gölge gibi, hançer gibi çökmektedir. Onlarca yıldır şehit edilen Uygur Türk’ü soydaşlarımızın bu durunu, satılmış basın-yayın ve etkin siyasette bulunan hain siyasetçilerce dile getirilmemektedir. Çoğunlukla 60 yılı içine alan ama yüzyıllardır yok edilme, soykırıma uğrama siyasetine maruz kalan soydaşlarımızın 5bin yıllık ata yurtlarında bunu yaşamaları ve bizim onlara desteksiz kalışımız bizlere büyük üzüntü vermektedir. Sessiz çığlıklarla yüzyıllardır haykıran soydaşlarımızın deyim yerindeyse bıçağın kemiğe dayanmasıyla sessiz çığlıkları birkaç gün önce haklı başkaldırıya dönüşmüştür.

Bir toprağın o milletin olabilmesi için, nesillere analık etmiş olması, kanla sulanması, şehit bedeniyle onurlanması, yüksek bir kültürle yoğrulması, göğe yükselen (masa başında çizilmeyen) bir bayrağın üzerine dikilmesi, binlerce yıl tozunda, toprağında, içinde artık o milletin terini, kanını taşıması gerekir. Kaşgar, Urumçi, Turfan, Kumul, Yarkent illeri, Türklerin yüzyıllardır ata topraklarıdır. çin’in 1949 yılından bu yana bu bölgelerin yer altı kaynaklarını tek yönlü kullanması, burada yaşayan Uygur Türklerini bölge dışına itmesi ve tutuklu evlerine götürüp orada insanlık dışı işkence yapması, onları kurşuna dizmesi, işkence yoluyla öldürmesi olaylarına Türkiye Türkleri olarak sessiz kalamayız.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

İsyan

- Uygur Türklerine…

Bakınca soysuzun mezalimine
Gördüm içindeki tükenmez kini,

                                 • Fakat adın Türk’tür; eğilmez başın.

Çıkıp aramızdan bir Kür-Şad, yine
Bildirecek çinli piçe haddini!…

Her yakarışında çin’e ilensin
Tanrı’dan intikam hakkı dilensin,

                                 • En eski pusatın öçle bilensin;

Öfkenle topyekûn yaksın ateşin
Anasını, atasını, ceddini…


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 »

Yukarı