acil kitap


Doğu Türkistan‘da Türk Olmak

Türkiye’de yaşayan Türkler olarak, ülkemizde yaşanan olayları kanıt göstererek artık Türklüğü yaşamanın ve yaşatmanın çok zor olduğunu söyler dururuz. Yakınırız sürekli ülkemizin içine düştüğü durumdan ve Türklük için nice zor koşullarda mücadele eden kahramanların varlığından bile habersiz, bir şehit haberinden sonra balkonumuza bayrak asmayı veya teröre lanet yürüyüşlerinde “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” diye slogan atmayı büyük bir iş kabul ederiz. Sonra etrafımızdaki insanları “"Türklük için ne yapıyorsunuz kardeşim?” diye küçümser, sanki vatan için gece gündüz kafa yorarmışçasına ahkâm keseriz. Yalan mı?

Türkiye’de Türklüğü savunmanın güç hâle geldiği, yani iyiden iyiye zorlaştığı doğru olabilir; fakat bu engele karşı duruşumuzu birazcık olsun ortaya koymadığımız su götürmez bir gerçektir. Şehit haberlerine, Türklüğe hakaret edenlere ve Türk devletinin onurunu yerlere seren yabancılara karşı yaptığımız tek iş, bir yerlere bayrak asmanın ötesine gidemiyorsa, orada iyice düşünmek gerekir. Ayrıca Türkiye’de Türklüğü savunmanın ne kadar kolay olduğunu görebilmek için, önce Türk dünyasında ‘Türk’çe yaşamak için savaş veren, azılı düşmanlara karşı yılmadan ve yıkılmadan mücadele eden yürekli soydaşlarımızın varlığını bir an olsun düşünmek yeterlidir bence.


Okulda Şiddet

Okullardaki eğitim öğretim çalışmalarının daha özgür bir ortama kavuşmasıyla birlikte, niteliği daha yüksek bir eğitimin gerçekleştirilebileceği düşünülürken, okul içindeki öğrenci öğrenci ve öğrenci öğretmen ilişkilerinde gözle görülür bir gevşeme ortaya çıkmıştır. Çünkü sağlıklı bir bilinç yapısına sahip olmayan bireyler için özgürlüğün sınırı yoktur. Bu sınır tanımamazlık, başkalarının herhangi bir alanda kısıtlanmasına neden olduğunda, şiddetin ilk adımı olan “duyguların yıpratılması” ile karşılaşmak olasıdır.

Okulda şiddet, okul iklimi üzerinde olumsuz sonuçlar üreten, öğrencilerin öğrenme süreçlerine zarar veren, onların gelişimlerini engelleyen, saldırgan ve suç benzeri davranışları tanımlamayan ve Sosyoloji – Psikoloji disiplinleri içerisinde ele alınan önemli konulardan biridir.

Okullardaki şiddet, değişik nedenlerden kaynaklanabilir ve çok yönlüdür. Sorun, yalnızca öğretmenlerin veya idarecilerin öğrenciler üzerinde baskıcı tutumlar içerisinde olması değildir. Şiddet, öğretmenlerden veya okul içinde güvenliğin sağlanmasında önemli görevleri bulunan okul idaresinden bağımsız bir biçimde, tamamen öğrenci odaklı olarak da ortaya çıkabilir. Özellikle toplumda meydana gelen yozlaşmalar ve şiddet yanlısı eğilimler, öğrencileri büyük oranda etkilemektedir. En değersiz konuları bile şiddete dönüştürebilecek eğilimde bulunan gençler, çoğu zaman şiddetin kaynağı durumunda oldukları gibi, aynı zamanda şiddetin etkisinin de odağı konumundadırlar.

Son zamanlarda okullarımızda şiddet olaylarının arttığını görüyoruz. Son birkaç yılda hem okullardaki olaylardan şiddet içerenlerin sayısı hem de uygulanan şiddettin boyutu çok büyük bir hızla artmıştır. Türk toplumu, artık “Bugün bir öğrenci, öğretmenini bıçaklayarak öldürdü.”, “Acımasız öğretmenin öğrencisine verdiği ceza, ölümle bitti.”, “Bir okulda üç öğrencide ruhsatsız silah ele geçirildi.”… gibi gerçekten üzerinde çokça düşünüp, sağlıklı bir yaptırımın uygulanması gereken “okulda şiddet” ile ilgili konulara duyarsızlaşmaya başlamıştır.

Okulda şiddet” konusunda düzenlenen sormacaların sonuçlarına bakacak olursak;

· Okulda şiddetin en önemli nedeninin sorulduğu sormacaya katılan yaklaşık 9 bin kişinin %56’sı, uygulanan şiddetin nedenini “Manevi değerlerdeki yozlaşma” olarak seçmiştir.

· Farklı düzeyden okulların yaklaşık 900 öğretmeninin oyladığı bir sormacada ise, öğretmenlerin %58’inin yaşanan şiddet olaylarından rahatsız olduğu ve öğretmenlerin neredeyse tamamının şiddetin önlenmesi için pek bir çaba içinde olmadıkları sonucu çıkmıştır.

· Meb’e bağlı okullarda çalışan yaklaşık 1040 öğretmen üzerinde yapılan bir sormacada ise, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun olası bir şiddet olayı karşısında bir “müdahale planı” olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca aynı sormacaya göre, kalabalık okul veya sınıflarda, şiddet olaylarının daha sık gözlendiği belirlenmiştir.

Yukarıda sıralananlara benzer olarak yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, Türkiye’de okullarda oldukça yoğun bir biçimde “baskı” temelli ve çoğu zaman “şiddete” kaçan uygulamalarla eğitim – öğretim yapılmaya çalışılıyor. Özellikle öğrenci velileri ise, çocuklarını baskı ve şiddetten uzak tutabilme konusunda bilinçsiz durumda. Öğretmenlerin ve idarecilerin de çoğu, ya bu konuda bilgi sahibi değil ya da az çok bilgisi olduğu hâlde uygulama yanlısı değil…

Şiddetin var olduğu her alanda yarattığı yıkımlar, eğitim – öğretimde de kendini baskın bir biçimde hissettirmektedir. Hem öğrenciler hem de veliler şiddetin sıkça yaşandığı okullarda ne kadar sağlıklı bir öğretim gerçekleştirildiği konusunda kaygılıdır. Bu da gerçekleştirilmek istenen öğretimin niteliğini, doğrudan etkilemekte ve uygun bir eğitim – öğretim ortamının oluşmasını engellemektedir.

Şiddetin farklı nedenlere bağlı olarak, çok yönlü bir biçimde gerçekleştiğini belirtmiştik. Şimdi sırayla şiddetin türlerini, nedenlerini, sonuçlarını ve önlenmesini açıklayalım:

1. Okullarda Karşılaşılan Şiddet Türleri

Genel olarak okuldaki şiddet; öğrenci ile öğrenci, öğrenci ile öğretmen veya okul yöneticileri ve okul personeli arasında yaşanan tehdit ve fiziksel saldırıyı içermektedir. Okullardaki şiddet, gerek zengin gerekse yoksul ülkelerde, kız ve erkek çocukları aynı şekilde etkileyen bir sorun haline gelmiştir.


Bu Nasıl İnsanlık?

http://farm3.static.flickr.com/2312/2246943224_490491d6d6.jpg?v=0İki üç gündür dünya gündemini işgal eden bir konu var. Irak’ta bir kadının kocasından şiddet gördüğü için evden kaçmış ve yezidilere sığınmıştı. Hâlâ şerî hükümlerin geçerli olduğu ülkede, kadın sorguya çekildikten sonra serbest bırakılmış; fakat iki gün sonra hakkında “ölüm” kararı verilmişti. Ne yazık ki kadın, bugün meydana çıkarılıp linç edildi.

İslam‘ı yaşadıklarını zanneden; fakat İslam ile uzaktan yakından ilgileri olmayan, sözde insan haklarını koruduklarını ve toplumda huzur sağladıklarını zanneden perişan yöneticilerin elinde bulunan bu ülkede yaşanılanlarla, şeriatın en az komünizm kadar tehlikeli ve zararlı bir yönetim biçimi olduğu anlaşıldı. İslam‘ı dünyaya “zorba dini” diye tanıtmak istercesine, Kur’an eşliğinde ve çocukların gözleri önünde genç kadın taşlarla ve sopalarla linç edildi.

Zılgıt atmaktan ve orta çağ inanışlarını aynen devam ettirmekten başka bir şey bilmeyen ve bugün tanık olduğumuz olayda da gördüğümüz üzere cani olan kürtler, bir de çok güzel bir şey yapmış gibi kadını öldürdükten sonra resmen sevinç gösterileri düzenlemişler. Merak ediyorum, Abd‘nin Irak’ta resmen soykırım yaptığı, her gün yüzlerce insanın öldüğü bu ülkede, bir iki cahil yöneticinin elindeki bu aciz halk topluluğu doğal davranışlar içerisindeki bir kadını öldürdükten sonra “mutlu” oldular mı?

Benim üzüldüğüm durum da, hâlâ ne kadar rezil bir sistem olduğunun farkında olmayan birkaç TÜRK‘ün de ülkemizde bu yobaz zihniyeti taşıması… Umarım hepsine güzel bir ders olur bu. HaberTürk‘te geçen haberi buraya taşıyorum: