TÜRK Gencinden ATSIZ ATA’ya

Tanrı Dağı’nın kutlu yolunda incinir Kızılelma
Yalımlar altında esen yelle buluşur Kürşad’ın ruhu.
Kapalı bakışlar çevrelerken usları, bilinçsiz yaşamda.
Alpagut Türk geni çizecektir yolunu.

Yastığı gecedir Türk gencinin, yatağı toprak
Bilge Kağan’ı işitir sona değin, akan süreyi izler.
Adı kazınmıştır tunçluğuna, atasından kalma kanı Türk
Göklerde demlenir yiğitliğimiz, sürgündeyken dizeler.

Gök girsin, kızıl çıksın unutmam Türklüğümü.
Türküler yanar, sular çağlar, yollar kıvrılır bu anda.
Pusatlanıp akla, alırız göğsümüze al bayrağı da
Ruhumuzun erkinliğiyle çıkarız uluğ Tanrı Dağı’na.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!

Yüce Türk Ulusu’nun yaratılışıyla örtüşmeyen işgal altında yaşama durumunun, Ulu Önder Atatürk‘ün komutasındaki kahraman Türk ordusunun büyük başarısıyla bozulduğu ve Türk Yurdu’nun yeniden Türklere kazandırıldığı 30 Ağustos gününü şerefle anıyor, bugün bu topraklarda yaşamamızı sağlayan yiğit Türk erlerinin ruhlarının şad olmasını diliyoruz.

Ne mutlu Türk olana, ne mutlu atalarını unutmayana ve ne mutlu ‘Türk’çe yaşayana…


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Türkiye’de Kişi Ad ve Soyadları
Üzerine Bir Değerlendirme

Türkler müslüman olduktan sonra, yoğun bir şekilde İslam kültüründen etkilenmişlerdir. Elbette bu etkilenme genellikle olumlu biçimde olmuştur. Eski Türk inancı ile İslam inancının değerleri karıştırılarak yeni bir Türk-İslam kültürü oluşturulmuştur. Türkler, İslam’ı aldıkları toplumlardan yalnızca “din” boyutunda bir şeyler almaya çalışmışlarsa da, ister istemez benzer inanç yapılarına sahip toplumların diğer özelliklerinden de etkilenmişlerdir.

Zamanla uçlara gidebilecek kadar aşırı bir şekilde dini yaşamaya çalışan insanlar, İslam’ı yaşamak ile Arap kültürünü yaşatmayı birbirine karıştıracak duruma gelmişlerdir. Bu yanılgıların en belirgin örneği de çocuklara verilen adların Arapça - Farsçadan seçilmeye çalışılmasıdır. Dindar insanlar hep şöyle derler: “Kutsal kitabımız olan Kur’an-i Kerim’de geçen adları çocuklarımıza vermek daha güzel, doğru ve sevap olur. Kur’an’da geçmeyen adları kullanmak, pek doğru değildir.” Bu düşünce, Türkler’i Araplaştırmaya çalışmaktan başka hiçbir amaçla söylenmiş olamaz. “Ne ilgisi var?” diyebilirsiniz. Şöyle açıklayayım: Türkiye’de herkes Kur’an’da geçen adları çocuklarına verse, Türk Yurdu‘nda yaşayan hiç Türk adlı birisi kalır mı? Bizi biz yapan, benlik değerlerimizi Araplarınkine yaklaştırınca, bizim Araplar’dan bir farkımız kalır mı? Kalmaz.

İslam, güzelliklerin dinidir ve hiçbir zaman insanları zora sokacak dayatmaları içermez. Her zaman kolaylıklarla inancımızı yaşamaya uygun bir yapıya sahiptir. Tanrı (Allah), bize hiçbir zaman “Bir müslümanın çocuğunun adı Arapça olmalıdır.” diye bir şey dememiştir. Çok doğaldır ki, bir Çinli budizmden vazgeçip müslüman olursa, çocuğuna Arapça ad koymak zorunda değildir. Aynı şekilde toplu olarak İslam’ı seçen biz Türkler’in de çocuklarımıza Öz Türkçe adlar vermemizde hiç sakınca yoktur ve doğru olanı da kuşkusuz budur.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Yukarı