İşte Yiğit TÜRK Annesi

Türkiye‘nin birçok sorunla uğraştığı ve Türk toprakları üzerinde yaşamayı sindiremeyen bazı soysuzlara kahraman Türk ordusunun çok ağır darbeler vurduğu şu dönemde, gördüğüm bir resim beni gerçekten duygulandırdı. Almanya‘nın Helliborn adlı ilinde pkk yanlısı bir topluluğun terörist başı Apo‘nun posterini açması ve pkk lehinde sloganlar atması karşısında kahraman bir TÜRK annesi, her şeyi göze alarak, belki de kimsenin gösteremeyeceği bir cesaretle, tek başına ve onlara meydan okurcasına Türk bayrağını açarak; “Size “Dur!” diyecek birileri her yerde var.” demeye çalışmış.

Keşke bu kutlu Türk evladını görebilme şansımız olsa da ellerinden öpebilsek… Bu resmi görünce bir daha “Ne mutlu, TÜRK’üm diyene! ” dedim.

http://farm3.static.flickr.com/2227/2234141207_91cb474b7a.jpg?v=0


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Ana
(Cefer Cabbarlı)

Eğer bütün beşeriyyet edüvvi-canıml ola,
örek süqut elemez aldığı metanetden.
Ricavü xövfe mekan vermerem ger alimler
Min il de ve’z edeler dehşeti-qiyametden.

Pelengler tuta dövrüm, çekinmerem esla,
Ve ya ki, ve’d edeler dövleti-cahanı mene
Ki, bir kese baş eyib eczimi beyan eleyim,
Eyilmerem ne ki, yer, verseler semanı mene.

Yanımda ger dura cellad elinde şemşiri,
Ölüm gücile mene hökm ede olum teslim,
Eyilmerem yene haşa! Ölüm nedir ki, onun
Gücile xelqe heqirane eyleyim te’zim?

Cahanda yox ele bir qüvve baş eyim ona men,
Feqet ne güçlü, zeif bir vücud var, yahu,
Ki, hazıram yıxılıb xaki-payinelO her gün,
Öpüm ayağım icz ile. Kimdir o? Nedir o?

Ana!.. Ana!.. O adm qarşısmda bir qultekil
Hemişel secdede olmaq mene fexaretdirl;
Onun eliyle bela behrine yuvarlansam,
Yene xeyal ederem bezmi-istirahetdiri.

Es, ey külek,l bağır, ey behri-biaman,i Iepelenl!
Atıl cahana sen, ey ildir im, alış, parla!
Gurulda, taqi-semavi,i gurulda, çatla, dağıl!
Sen, ey Güneş, yağışın yağdır, ey bulud, ağla!

Bunlar mene eser eylermi? Mütleqa yox!
Yox! Feqet ana! O müqeddes adm qabağmda.i
O pak bağrına bassın meni, desin laylay,
Tebessüm oynadaraq titreyen dodağmda.

Bütün vücudum eser, ruhum eyleyer pervaz,l
Uçar semalara o alemi-xeyaletde.
Yatar, öler bedenim, nitqden düşer bir söz: -
Ana.. Ana… Sene men rağibem itaetde!..

| » Cefer Cabbarlı Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

…Rapunzel…

 

Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş.
Bir gün pencereden komşu evin bahçesindeki güzel çiçekleri ve sebzeleri seyrederken, kadının gözleri sıra sıra ekilmiş özel bir tür marula takılmış. O anda sanki büyülenmiş ve o marullardan başka şey düşünemez olmuş. “Ya bu marullardan yerim ya da ölürüm” demiş kendi kendine. Yemeden içmeden kesilmiş, zayıfladıkça zayıflamış.

Sonunda kocası kadının bu durumundan öylesine endişelenmiş, öylesine endişelenmiş ki, tüm cesaretini toplayıp yandaki evin bahçe duvarına tırmanmış, bahçeye girmiş ve bir avuç marul yaprağı toplamış. Ancak, o bahçeye girmek büyük cesaret istiyormuş, çünkü orası güçlü bir cadıya aitmiş.
Kadın kocasının getirdiği marulları afiyetle yemiş ama bir avuç yaprak ona yetmemiş. Kocası ertesi günün akşamı çaresiz tekrar bahçeye girmiş. Fakat bu sefer cadı pusuya yatmış, onu bekliyormuş.

“Bahçeme girip benim marullarımı çalmaya nasıl cesaret edersin sen!” diye ciyaklamış cadı. “Bunun hesabını vereceksin!”
Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları nasıl canının çektiğini, onlar yüzünden nasıl yemeden içmeden kesildiğini bir bir anlatmış.
“O zaman,” demiş cadı sesini biraz daha alçaltarak, “alabilirsin, canı ne kadar çekiyorsa alabilirsin. Ama bir şartım var, bebeğiniz doğar doğmaz onu bana vereceksiniz.” Kadının kocası cadının korkusundan bu şartı hemen kabul etmiş.

Birkaç haftasonra bebek doğmuş. Daha hemen o gün cadı gelip yeni doğan bebeği almış. Bebeğe Rapunzel adını vermiş. Çünkü annesinin ne yapıp edip yemek istediği bahçedeki marul türünün adı da Rapunzel’miş.

Cadı küçük kıza çok iyi bakmış. Rapunzel oniki yaşına gelince, dünyalar güzeli bir çocuk olmuş. Cadı bir ormanın göbeğinde, yüksek bir kuleye yerleştirmiş onu. Bu kulenin hiç merdiveni yokmuş, sadece en tepesinde küçük bir penceresi varmış.

Cadı onu ziyarete geldiğinde, aşağıdan “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Rapunzel uzun örgülü saçlarını percereden uzatır, cadı da onun saçlarına tutuna tutuna yukarı tırmanırmış.

Bu yıllarca böyle sürüp gitmiş. Bir gün bir kralın oğlu avlanmak için ormana girmiş. Daha çok uzaktayken güzel sesli birinin söylediği şarkıyı duymuş. Ormanda atını oradan oraya sürmüş ve kuleye varmış sonunda. Fakat sağa bakmış, sola bakmış, ne merdiven görmüş ne de yukarıya çıkılacak başka bir şey.

Bu güzel sesin büyüsüne kapılan Prens, cadının kuleye nasıl çıktığını görüp öğrenene kadar hergün oraya uğrar olmuş. Ertesi gün hava kararırken, alçak bir sesle “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Sonrada kızın saçlarına tutunup bir çırpıda yukarı tırmanmış.

Rapunzelönce biraz korkmuş, çünkü o güne kadar cadıdan başkası gelmemiş ziyaretine. Fakat prens onu şarkı söylerken dinlediğini, sesine aşık olduğunu anlatınca korkusu yatışmış. Prens Rapunzel’e evlenme teklif etmiş, Rapunzel’de kabul etmiş, yüzü hafifce kızararak.

Ama Rapunzel’in bu yüksek kuleden kaçmasına imkan yokmuş. Akıllı kızın parlak bir fikri varmış. Prens her gelişinde yanında bir ipek çilesi getirirse, Rapunzel’de bunları birbirine ekleyerek bir merdiven yapabilirmiş.

Her şey yolunda gitmiş ve cadı olanları hiç fark etmemiş. Fakat bir gün Rapunzel boş bulunup da. “Anne, Prens neden senden daha hızlı tırmanıyor saçlarıma?” diye sorunca herşey ortaya çıkmış.

“Seni rezil kız! Beni nasıl da aldattın! Ben seni dünyanın kötülüklerinden korumaya çalışıyordum!” diye bağırmaya başlamış cadı öfkeyle. Rapunzel’i tuttuğu gibi saçlarını kesmiş ve sonrada onu çok uzaklara bir çöle göndermiş. O gece cadı kalede kalıp Prensi beklemiş. Prens, “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenince. cadı Rapunzel’den kestiği saç örgüsünü uzatmış aşağıya. Prens başına neler geleceğini bilmeden yukarıya tırmanmış.

Prens kederinden kendini pencereden atmış. Fakat yere düşünce ölmemiş, yalnız kulenin dibindeki dikenler gözlerine batmış. Yıllarca gözleri kör bir halde yitirdiği Rapunzel’e gözyaşları dökerek ormanda dolaşıp durmuş ve sadece bitki kökü ve yabani yemiş yiyerek yaşamış.

Derken bir gün Rapunzel’in yaşadığı çöle varmış. Uzaklardan şarkı söyleyen tatlı bir ses gelmiş kulaklarına. “Rapunzel! Rapunzel!” diye seslenmiş. Rapunzel, prensini görünce sevinçten bir çığlık atmış ve Rapunzel’in iki damla mutluluk göz yaşı Prensin gözlerine akmış. Birden bir mucize olmuş, Prensin gözleri açılmış ve Prens görmeye başlamış. Birlikte mutlu bir şekilde Prensin ülkesine gitmişler. Orada halk onları sevinçle karşılamış. Mutlulukları ömür boyu hiç bozulmamış.

 

|» Masallar Sayfasına Dön! « |

 

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

…Masallar…

Masallar

Kül Kedisi
Keloğlan Masalları

Küçük Kibritçi Kız
Uyuyan Güzel
Pamuk Prenses
Yoksul Oduncu
Güzel ve Çirkin
Sihirli Fasulye
Fareli Köyün Kavalcısı
Kırmızı Başlıklı Kız
Çirkin Ördek
Bremen Mızıkacıları
Kurbağa Prens
Başını Vermeyen Şehit
Küçük Deniz Kızı
Diyet
Keloğlan ve Sihirli Taş
Ceylan, Kaplumbağa, Fare ve Karga
Çizmeli Kedi
Kar Tanesi
Kaplumbağa İle Tavşan
Altın Saçlı Kız
Kurbağacık
Rapunzel
Orman Perisinin Gülleri
Masal Tekerlemeleri – 1

Masal Tekerlemeleri – 2

 

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 »

Yukarı