Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu
(Tiyatro Tarihi)

Cumhuriyet döneminin ilk yılları oyun yazarları daha çok tarihimize ve efsanelerimize yönelerek ulusçuluğu aşılayan düşünceler üzerinde durmuşlar, toplumsal sorunları, değer yargılarının değişmesini ve ruhsal çelişkileri vermeye çalışmışlardır. Bu konular arasında ruhsal çatışma ve çelişkilerin ağırlıkta olduğu göze çarpar.

Duygulu sözler, heyecan verici şiirsel konuşmalarla bir acıklı oyun havasında yazılan bu oyunlarda, kişinin psikolojik durumu yansıtılmaya çalışılmıştır.

Oyunlarında, kişilerdeki ruhsal çatışmayı ilk ele alan yazarlarımızdan biri, bir önceki kuşaktan bu yıllara geçen Halit Fahri Ozansoy’dur. Sönen Kandiller adlı oyununda aşırı duygulu, heyecanlı, bunalımları olan kişileri incelerken bir yandan da bu durumda oluşlarının nedenlerini psikolojik yönden açıklamaya çalışır. Halit Fahri’yle birlikte, Vedat Nedim Tör, Necip Fazıl, Nazım Hikmet de kişilerdeki ruhsal bunalım ve çatışmaların değişik nedenleri üzerinde durmuşlardır.

Bu kuşağın yazarlarının ayrıca toplumumuzdaki değer yargılarının değişmesi sonucu ortaya çıkan sorunlarla da ilgilendikleri görülüyor. Üzerinde en çok durulan sorunlardan biri, Tanzimat döneminden başlayarak aydınların ve yazarların önemle üzerinde durdukları konu, yüzeyde kalan, taklitçilikten öteye geçmeyen Batılılaşma, bu yüzden kişilerin bayağılaşması, ikincisi de sermaye gücünün toplumun çeşitli kurumlarını ve insanları nasıl değiştirdiğidir. Oyunların bir bölüğünde yanlış Batılılaşmanın ortaya çıkardığı sorunlar sergilenirken, bir bölüğünde de gerçek Batı uygarlığının nasıl anlaşılması gerektiği ortaya konmuştur. Daha önce adı geçen üç yazarımız bu konulara da değinirken, onlara İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Reşat Nuri, Sabahattin Ali, Nahit Sırrı eklenmiştir.

2. 1950′ye Kadar Türk Tiyatrosu: Cumhuriyetin onuncu yılına değin Türk yurdunu, Türk ulusunu sevmek biçiminde gelişen ülkücülük de oyunlara konu olmuş, yazarlar bu duyguları aşılamak için kimi zaman efsanelere, kimi zamanda masallara yönelmişlerdir. Bu oyunlardan Faruk Nafiz’in manzum olarak yazdığı Akın, Türklerdeki herşeyden üstün olan yurt sevgisini verirken, Özyurt Türk‘lerinin adaletini, sanat sevgisini, yerleştikleri yerleri bayındır bir duruma getirmek için gösterdikleri çabaları ortaya koymaya çalışır.

1930′lu yılların Türk Tiyatrosu’nun özellikleri nelerdir?

Yaşar Nabi’nin Mete; Behçet Kemal’in Çoban ve Atilla; Necip Fazıl‘ın Sabır Taşı adlı oyunları Türk’lerin erdemleri ve uygarlığını yansıtmak amacını taşırlar. Kardeş kavgaları yüzünden yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun acıklı durumu Yaşar Nabi’nin İnkılap Çocukları’nda ele alınırken hareket noktası Anadolu olmak üzere

Türk gücünün övülüşünü de Necip Fazıl’ın Tohum; Faruk Nafiz’in manzum olarak yazdığı Kahraman adlı oyununda buluyoruz.

Bu yılların yazarları arasında Selahattin Batu, mitolojiye ve masala yönelişiyle dikkati çeker. Güzel Helena, Oğuzata, Kerem ile Aslı onun mitolojiden yararlanarak yazdığı oyunlardır. Bu oyunlarda daha çok evrensel değerler üzerinde durmuştur.

Oyunlarda ele alınan konulara göre bir genelleme yaparsak Cumhuriyetin ilk yirmi yılında, kişi ve toplumsal sorunları birlikte ele alınmıştır diyebiliriz.

1940′lı yıllara geldiğimizde üzerinde durulabilecek üç yazar görüyoruz. Bunlar Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkurt ve Ahmet Muhip Dıranas’tır.

Çözülen aile yapısına çözüm olarak sağlam temellere dayalı aile tezi savunulur.

Bu yazarların en çok ele aldıkları konunun aile yapısıyla ilgili olduğu göze çarpıyor. Değer yargılarının değişmesinin ve ekonomik koşulların aileyi etkileyişi üzerinde durulmuş, maddi değere önem verdikleri için yanlış yolda giden aileler yanında, yoksul ancak sağlam temellere oturmuş, düzgün bir yaşayışı olan aileler verilmiştir. Aile konusunun yanında yine Batılılaşmanın yanlış anlaşılması konusunun da sürdürüldüğü görülüyor.

1940′lı y ıllarda Türk tiyatrosunda geleneksel Türk Tiyatrosu’nun izleri görülür.

Ahmet Kutsi Tecer, bu konuları, geleneksel Türk tiyatrosundan da yararlanarak, Köşebaşı, Bir Pazar Günü, Satılık Ev adlı oyunlarında ele almıştır. Köroğlu ise, hak ve adalet kavramını bir Türk efsanesinden yararlanarak ortaya koyduğu oyunudur.

Ahmet Muhip Dıranas, toplumumuzdaki geleneksel, ataerkil ailenin, değişen ve modernleşen değerler karşısında ortadan kalktığını ortaya koyduğu Gölgeler adlı oyunuyla tanınmıştır.

Bu üç yazar arasında en çok oyunu olan Cevat Fehmi Başkurt’tur. Yazar, ahlâk yönünden ele alarak, değişen toplumumuzdaki paranın gücü ve bu gücün bireylere yaptığı baskı üzerinde durmuştur. Bu sorunları daha çok, büyük kentlerde ve taşra ilçelerindeki yaşam üzerinde durarak yansıtmıştır. Konuyu ahlak yönünden ele alışı kişilerine de yansıyarak, ülkücü, meslek sahibi olan kişilerle, bilgisiz ve çıkarcı olanlar karşılaştırılmıştır. Yer yer fantaziden de yararlanan yazarın en çok tanınan oyunları arasında Büyük Şehir, Küçük Şehir, Paydos, Sana Rey Veriyorum, Tablodaki Adam, Buzlar Çözülmeden, Hepimiz Birimiz İçin ve Ölen Hangisi’ni sayabiliriz.

3. 1950-1970 Arasında Türk Tiyatrosu: 1950-60 yılları arasında roman yazarlarında olduğu gibi oyun yazarlarının sayısında da büyük bir artış, konularda çeşitlenme göze çarpıyor. Yine toplum sorunları ön planda olmakla birlikte yazarların toplum sorunlarına değişik hareket noktalarından yöneldikleri görülüyor. Kimi yazarlar bireyden toplum sorunlarına geçerken, kimileri olaydan ve durumlardan hareket ederek toplumsal sorunlara yöneliyorlar. Kimi yazarlar da evrensel sorunlar üzerinde durup, bu yoldan topluma gidiyorlar.

1950′li yılların tiyatrosunda köy sorunlarına eğilme görülür.

Bireyden topluma giden yazarlar olarak Oktay Rifat, Melih Cevdet, Haldun Taner, Nazım Kurşunlu, Orhan Asena, Çetin Altan, Refik Erduran, Turgut Özakman ve Nezihe Meriç’i görüyoruz. Bu yazarlar oyunlarının çoğunda kişideki ruhsal baskıları, tedirginlikleri, iç çatışma ve bunalımları toplumsal koşullara bağlarlar.

Oktay Rifat ilk oyunu olan Kadınlar Arasında da, büyük kentleri ele alarak, bu kentlerdeki toplum düzensizliğinin, ahlak çöküntüsünün aile üzerindeki etkisini gösterirken hareket noktası kişidir. Onu izleyen oyunlarından Oyun İçinde Oyun, Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce İstanbul’dan bir kesiti ele alarak değer yargılarındaki değişmeyi, Batılılaşma çabasında olan ancak bir senteze ulaşamadığı için yüzeyde bir Batılılaşmayla züppeleşen ve ona karşı yine senteze ulaşamadığı için kendisini yenileyemeyen iki kişiyi karşılaştırarak verir. Çil Horoz ve Zabit Fatma’nın Kuzusu’nda da kişilerden hareket eden yazar, Yağmur Sıkıntısı’nda aile yapısı içinde, toplumdaki bozuk düzeni yansıtır.

Sorunlar bireyden topluma yönelir.

Melih Cevdet’in bireyden topluma yönelen iki başarılı oyunu İçerdekiler ile Mikadonun Çöpleri’dir. İçerdekiler, tutuklanmış bir öğretmenden hareket ederek özgürlüğü kısıtlanmış, ancak kişiliğini özgürlüğe kavuşturmuş bir insanla dışarıda dolaşmalarına karşın toplumun belli kalıplarından kurtulamayarak özgülüklerini tadamayan insanları karşılaştırır.

Bireyi hareket noktası olarak alan Haldun Taner Fazilet Eczanesi ve Huzur Çıkmazı adlı oyunlarında değişen toplum koşulları karşısında bağnazca düşünceleri yüzünden yanlış bir ahlak düşüncesiyle yaşamdaki değişikliklere karşı çıkanları verir.

Nazım Kurşunlu daha değişik konulara değinmiştir. Branda Bezi adlı oyununda, kendilerine başlarını sokacak bir ev yapma çabasında olan yoksul insanların karşılaştıkları güçlükleri yansıtırken, Çığ’da kız kaçırma sorununa değinmiştir. Bu oyununda yine kişilerden hareket ederek, töreler ve alışkanlıklar yüzünden hemen hemen yaşam hakkını yitirmiş olan genç kız ve kadınların değişik sorunlarına bu arada evlenme sorununa değinir. Merdiven’de yine bireyden, özellikle küçük memurdan hareket ederek toplumdaki aksaklıkları yansıtmıştır. Dumanlıda Telaki Var’da ise yaşlı bir istasyon şefinin genç bir kadına duyduğu kıskançlıktan hareket ederek, kişisel duyguları işlemiştir.

Bireyden topluma yönelen yazarlardan biri olan Orhan Asena’nın tarihten yararlandığını görüyoruz. Hürrem Sultan, Tohum ve Toprak, Atçalı Kel Mehmet, Şeyh Bedrettin onun tarihsel olaylardan ve kişilerden hareket ederek dönemini verdiği oyunlardır. Bunlarla birlikte tarihe yönelmeden toplum gerçeklerine yöneldiği iki oyunu olarak da Kocaoğlan ve Öç’ü görüyoruz.

Oyunlarında köy sorunlarını da ele alan Necati Cumalı, Mine’de kadını bir mal gibi kullanan ve bunu doğal sayan bir çevrenin yaşamını vermiştir. Bununla birlikte Yeni Çıkan Şarkılar, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol adlı oyunları ise toplum sorunlarından çok bireyin iç dünyasını verir.

Çetin Altan ilk iki oyununda aileden hareket etmiştir. Çemberler’de ailenin yoksulluğun ve dar bir yaşayış çemberi yüzünden aile bireyleri arasındaki çözülme, birbirinden kaçış üzerinde durulmuştur. Yazar oyunda, bireyin direnme gücünü aşan yaşam koşulları karşısında kaçışa yöneleceğini belirtir ve bireyin özgürlüğünü savunur. İkinci oyunu Tahtaravalli’de ise insanın maddi değerler karşısındaki durumunu yine aile sınırı içinde işler. Beybaba, Suçlular ve Mor Defter’de de insanın huzursuzluğa ve yalnızlığa itilişinin çeşitli nedenleri üzerinde durmuştur.

Refik Erduran’ın bireyden çevreye ve topluma doğru genişleyen oyunları arasında en tanınanı Cengiz Hanın Bisikleti’dir. Yazar bu oyunda eski yaşayış biçiminden kurtulamadığı halde kurtulmak için çaba gösteren bir erkeğin tutumundan hareket ederek Batılılaşmanın yanlış anlaşıldığını savunur. Karayar Köprüsü, Büyük Jüstünyen, Uçurtmanın Zinciri adlı oyunlarında ise üstün yetenekleri olan kişilerin topluma karşı olan sorumlulukları üzerinde durur. Kendisinin de içinde bulunduğu konu olarak dürüst bir gazetecinin patronunca sömürülmesini İkinci Baskı adlı oyununda ele almıştır. Tiyatromuz için yeni bir konu olan gazeteciliğin oyuna yansımasını Sevgi Sanlı’nın Dilsizlerin Dili ve Recep Bilginer’in Gazeteciden Dost adlı oyunlarında da görüyoruz.

Toplum dışına sürülmüş kişilerin toplumla uyuşmazlığını veren yazarlardan biri olan Turgut Özakman, bu kuşağın yazarları arasında, aşağılık duygusunu toplumsal koşullar açısından inceleyişiyle dikkati çeker. Güneşte On Kişi, Ocak, Paramparça, Komşularımız bu konuyu aile yaşayışı çerçevesinde verdiği oyunlarıdır.İlk oyunu olan Penbe Evin Kaderi’nde ve Kaneviçe’de kuşaklar arasındaki kopuşu, yabancılaşmayı ele alan yazar, Duvarların Ötesinde adlı oyununda, toplumun suçlu insanları bir kenara itişini eleştirerek onlara daha uygarca davranmak gerektiğini savunur.

Bireylerden toplum sorunlarına giden kimi yazarların olaylar ve durumlardan da toplum sorunlarına eğildikleri görüldüğü gibi doğrudan doğruya olaylardan toplum sorunlarına giden yazarların oyunlarıyla da karşılaşıyoruz. Turgut Özakman, Haldun Taner, Orhan Asena, Refik Erduran ve Çetin Altan bireylerden olaylara geçerken; Orhan Kemal, Oktay Rifat, Rıfat Ilgaz, Recep Bilginer, Cahit Atay ile Oktay Arayıcı olaydan hareket eden yazarlar olarak yer alıyorlar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yanlışları irdelenir.

Turgut Özakman’ın, Reşat Nuri Güntekin’in Değirmen adlı romanından değişik-likler yaparak oyunlaştırdığı Sarıpınar 1914 bu konudaki en başarılı oyunudur. Osmanlı İmparatorluğu’nda, İstanbul’da oturan yöneticilerle Anadolu’daki kopukluğu ortaya koymaya çalıştığı bu oyunu izleyerek aynı çizgideki ikinci oyunu da Ulusal Kolej Disiplin Kurulu’dur.

Devlet kurumlarıyla halk arasındaki kopukluğu Orhan Asena, Sağırlar Sövüşmesi adlı oyununda bu kopukluğu yansıtırken, Hacivat Politikacı’da bu kopmuşluğu halkın kötüye kullanışını ve politikacının çıkarcılığını vurgular. Fadik Kız adlı oyununda ise bir kızın toplumumuzun çeşitli aşamalarında nasıl sömürüldüğünü ortaya koyar.

Haldun Taner, Lütfen Dokunmayın adlı oyununda ilk olarak bireyden olaylara geçmeye başlamıştır. Devlet otoritesinin güçsüzlüğü ve politikacılar, Haldun Taner’i de ilgilendiren bir konu olmuştur. Günün Adamı’nda, devlet adamlarına dayanarak büyük vurgunlar vuranların açık gözlülüklerini belirtirken devletteki düzensizliği eleştirir. Keşanlı Ali Destanı’nda da devlet otoritesi olmayan bir toplumda özellikle yoksul çevrenin çektiği sıkıntıyı gözler önüne serer. Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım ile Eşeğin Gölgesi olaylara daha değişik açıdan bakan iki oyunudur. Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’da Türkiye’de geçimini güçlükle sağlayan kişilerin yıllar süren sömürülüşlerini güldürü havasında verirken, Eşeğin Gölgesi’nde hayali bir ülkede sermaye patronlarının üstünlüğünü sergiler.

Refik Erduran, Ayı Masalı ve Direkler Arasında’da iki değişik konuyu ele almıştır. Ayı Masalı’nda sınıflanmış bir toplumun çeşitli sorunlarını, Direkler Arasında adlı oyunuyla ise kadının çarşaflı gezdiği zamanlardan günümüze değin gelen bir takım sorunlara ve alışkanlıklara değinir.

Çetin Altan, yakından izlediği politikacıların çalışmalarını Komisyon adlı oyununda eleştirir daha da ileri giderek taşlar.

Bu dönem tiyatrolarında olaydan hareketle toplum sorunları incelenir.

Romanlarında da toplumsal sorunlara ağırlık veren Orhan Kemal, roman ve öykülerini oyunlaştırarak tiyatro alanına girmiştir. Sanatçının toplumsal bir kaygı taşıması gerektiği düşüncesinde olan Orhan Kemal, toplum sorunlarını, olayları ön plana alarak verme yoluna gitmiştir. Üç ayrı konuyu ele aldığı oyunlarından İspinozlar, yoksul bir göçmen ailesiyle, zengin ancak görgüsüz bir ailenin karşılaştırılmasıdır. 72. Koğuş, bir cezaevi koğuşundan hareket ederek, insanları suça itenin toplum düzeni olduğu düşüncesini ortaya koymaya çalışır. Kardeş Payı’nın konusu ise kimi romanlarında da üzerinde durduğu Anadolu’dan büyük kentlere çalışmaya giden işçilerin sömürülüşüdür.

Cahit Atay ve Oktay Arayıcı birer oyunlarında birbirine yakın konulara değinmiş-lerdir. Cahit Atay Geristanda Var Bir Polis adlı oyununda yönetimdeki yozlaşmaya ayak uyduramayan dürüst bir polisin içine düştüğü, onun sürülmeye değin götüren durumları verir.

Oktay Arayıcı ise Seferi Ramazan Beyin Nafile Dünyası adlı oyununda bir başkomiserin kendi kendisini nasıl yok ettiğini veriyor. Ele alınan başkomiser, sürekli olarak yasalara uyulmasından söz eden ancak farkına varmadan kendisi yasaları çiğneyen, dar ahlak anlayışıyla hareket eden ve çevresinde olanlarla ilgilenmeyen bir kişidir. Bu durumuna bilgisizliği ve bilinçsizliği de eklenince yok olup gider.

Eğitimi eleştiren, yol gösterici oyunlar yazılır.

Rıfat Ilgaz, değişik durumlarıyla filme de alınan Hababam Sınıfı’nda, bir okul sınıfından hareket ederek, toplumdaki düzensizlikleri ve değer yargılarını verir.

Recep Bilginer, devlet-vatandaş ilişkilerinde devleti değil, vatandaşı sorumlu tutan bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Ben Devletim adlı oyununda, yönetimde yüksek düzeydeki yöneticilerle kurulan ilişkilerde, vatandaşın haksızlık yapmadan ve hakkını çiğnetmeden haksızlıkla savaşması gerektiğini ortaya koymaya çalışır.

Evrensel konular da ihmal edilmez.

Topluma yönelik oyunlar yazan yazarların üçüncü grubunu oluşturanlar ise evrensel konulardan hareket ederek toplumu değerlendirenlerdir. Bu grupta Orhan Asena dışında önceki gruplara girmeyen yazarlarla karşılaşıyoruz.

Bu yazarların başında Aziz Nesin geliyor. Aziz Nesin Biraz Gelir misiniz?, Bir Şey Yap Met, Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı, Tut Elimden Rovni, Çiçu ve Hadi Öldürsene Canikom adlı oyunlarında evrensel konuları işlemiştir. Değişik konuları ele alan yazarın birbirine benzer konulu iki oyununu görüyoruz. Biraz Gelir misiniz? Ve Bir Şey Yap Met adlı oyunlarında, toplumda küçük insan gözüyle bakılanların kendilerini kabul ettirip başkalarına yararlı oluşlarını veriyor.


Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu

Cumhuriyet döneminde tiyatroda Batı modelini benimseyen Türkiye, gerek tiyatronun kurumsallaşması, gerekse oyun yazarlığının gelişmesi bakımından önemli atılımlara Sahne oldu.

 

Tiyatroyu Türkiye’de çağdaş bir sanat alanına dönüştürme yolunda ilk büyük katkı ünlü tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul’dan geldi. 1927′de, Darülbedayi’nin başına geçen Ertuğrul, yerli yazarları yüreklendirmesiyle, izleyiciye sunduğu çağdaş çeviri oyunlarla, Sahneleme, oyunculuk ve dekor kullanımında güncel anlayışı yerleştirmesiyle, yetişmelerine katkıda bulunduğu kadın ve erkek oyuncularla bugünkü Türk tiyatrosunun temellerini attı.