En Büyük TÜRK Bayramı: Nevruz

Çok iyi anımsıyorum, bundan 6 – 7 yıl önce, baharın geldiği bu dönemlerde, babam sabah erkenden hepimizi uyandırırdı ve coşkuyla oturduğumuz yere yakın bir küçük dağa giderdik. Önceki senelerde de bunu yaptığımız için bulmamız gereken “Nevruz” çiçeğini biliyorduk ve heyecanla dağın dört tarafını dolaşıyorduk. Toprağı henüz delip çıkmış bu nevruz çiçeklerinden bulabildiğimiz anda, dünyalar bizim oluyordu sanki. Çiçeklerden birkaç tanesini, itinayla kökünden sökerek çıkarıp güvenilir bir yere koyduktan sonra, bayram havası içinde yedi kiremit, ebelemece veya ağaç kapmaca… gibi oyunlar oynuyorduk.

Bu anlatılması çok güç duyguları yaşadığımız dönemde atalarımızın “ana” olarak kabul ettiği “toprak” ile, elden geldiğince bütünleşmeye çalışıyorduk. O coşkuyla, sanki 2000 yıl geriye gidip atam Oğuz Kağan ile Nevruz toyunu kutluyor gibi oluyorduk. O gün, hepimiz iyilik meleği gibi oluyorduk. Birbirimizi kırmadan, dostluk ve kardeşlik içinde günü geçiriyorduk. Elbette o güne özgü değişik adetler de vardı; ama hepsinin ortak noktası “güzellik ve doğa ile buluşma” heyecanını yaşatmasıydı.

Bilindiği gibi insanlığın ortaya çıkmasından sonra, “kültür“ler oluşmaya başlamıştır. Bugün “toplum” olarak nitelendirilebilecek bütün ulusların, bir kültürü vardır. Hiçbir toplumla karşılaştırılamayacak kadar köklü, güçlü ve zengin bir geçmişi bulunan Türk ulusu, binlerce yıl önceden beri güçlendirerek devam ettirdiği kültürünü, bugünlere kadar taşımıştır. Türk kültür öğelerinden birisi de kuşkusuz “Nevruz“dur. Kökeni itibariyle Farsça olan “Nevruz“, Türkler’de “Yeni Gün” anlamına gelecek biçimde kullanılmıştır.


İstek

Bir umman gizlenmiş bendeki özde,
Gözünle gözüme dal istiyorum.
Su misali aksın, bağını çöz de,
Saçını omzundan sal istiyorum.

Kâh kül eyle…
Kâh buz eyle, kâh kül eyle.
Beni yakan saçlarından,
Perçem eyle, kahkül eyle.

Ne gece yarısı ne öğlen vakti,
Ayrılık olmasın dileğim tekti.
Yüzünü görmeyi bak, canım çekti;
Her zaman yanımda kal istiyorum.

Gör düğümü…
Gönlüme bak, gör düğümü.
Sen de âşık olmaz mıydın?
Görsen sende gördüğümü


Sen Bilmiyorsun

İşte, yüreğimin ta şurasında,
Seni saklıyorum, sen bilmiyorsun…
Hasret bağı, çiçek çiçek açanda,
Seni kokluyorum, sen bilmiyorsun…

Uzak diyarlarda sürgün her gece,
Garibin düşleri yorgun her gece,
Gönül hamalıma, her gün, her gece
Seni yüklüyorum, sen bilmiyorsun…


Kabus

Onurumuz yitirilen;
Sahip çıkmak zormuş gibi…
İhanetle bitirilen,
Beş bin yıllık bir düş gibi…

İnançlar tam, gayret yarım,
Tarihtedir anılarım;
Her asırda destanlarım,
Bir yokmuş bir varmış gibi…

Turan yurtta batı-doğu,
Yaşamalı altın çağı,
Fakat nice kahpe yağı,
Etrafımı sarmış gibi…


Sayfalar: 1 2 »