Osmanlıca Kelimeler ile etiketlenmiş başlıklar

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (Görüntülemek istediğiniz başlığa dokunun.) (A-B Harfi) (C-D Harfi) (E Harfi) (F-G Harfi) (H Harfi) (I-İ Harfi) (K-L Harfi) (M Harfi) (N Harfi) (R Harfi) (S-Ş Harfi) (T Harfi) (U-Ü Harfi) (V-Y Harfi) (Z – Harfi) Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (A-B Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (A-B Harfi) ÂBÂ VÜ ECDAD: Babalar, dedeler, atalar. ABÂ: Bazı dervişlerin ve ilmiye mensuplarının giydikleri yünden yapılmış bir giysi. ABD: Kul, köle, mahlûk. Tasavvufta kâmil Müslüman. ABD-İ MEMLUK: Kul, köle. ABES: Boş, saçma. ÂB-I HAYAT: Hayat suyu, içene ebedî hayat veren efsanevî su. ÂBİR-İ SEBÎL: Yolda

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (C-D Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (C-D Harfi) CÂFÎ: Cefâ çektiren, eziyet eden. CÂH: İtibar, makam, mevki. CÂHİLİYYE: Kelime olarak cahilliğe ait mânâsına gelir. Terim olarak İslâmiyetten önceki putperest dönemi ifade eder. CAHÎM: Cehennem. CÂİL: “Ceale” kökünden yaratıcı, yapıcı. CÂİLU’N-NÛR: Nûr’un yaratıcısı. CÂİZE: Armağan, övücü şiirleri için eskiden şairlere devlet büyükleri veya

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (E Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (E Harfi) EAMM: Daha geniş, pek şümullü, en umumî. EÂZIM: Büyükler, ulu kişiler. EB: Baba, ata. EBB: Kuru ot, taze ot. Mera, otlak, çayır. EBEDÂ: Ebedî olarak, ebediyyen. EBEDÎ: Devamı, sonu olmayan. Ezelînin zıddı. EBED-ŞÜMÛL: Ebedî içine alan. EBEVEYN: Ana-baba. EBRÂR: İyiler. EBSÂR: “Basar”ın çoğulu. Gözler,

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (F-G Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (F-G Harfi) FÂCİR: 1. Fücûr sahibi, fena huylu. günahkâr. FÂDIL-FÂZIL: Faziletli, fazilet sahibi, erdemli. FADL-FAZL: İyilik, fazilet, erdem. FAHR: Övgü, şeref, böbürlenme. FAHR-İ KÂİNAT: Kâinatın övgüsü, şerefi; Hz. Peygamber (s.a.v.) FAHŞÂ: 1. Meşru olmayan cinsel ilişki, fuhuş. 2. Zekatı az verme, tamahkârlık. 3. Akla ve ahlâka

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (H Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (H Harfi) HABÂİS: Kötülükler, kötü şeyler. HABÂSET: Kötülük, alçaklık, fenalık. HABB-HABBE: 1. Tane, tohum, 2. Parça. HABER-İ SÂDIK: 1. Doğru haber. 2. Peygamberimizin sözü, hadis. HABÎB: Sevgili, dost. HABİB-İ HÜDÂ: (Hüdâ’nın sevgilisi); Hz. Muhammed (s.a.v.). HABÎB-İ KİBRİYA: Kibriyanın sevgilisi. Hz. Muhammed (s.a.v.). HABİBULLAH: (Allah‘ın sevgilisi); Hz.

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (I-İ Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (I-İ Harfi) ICL: Dana, sığır yavrusu. IDLÂL: Saptırma, azıtma. ISLAH: Düzeltme ve imâr etme. ISLAHAT: Düzeltmeler, tashihler, iyi hale getirme, mükemmelleştirme. ISTIFÂ: Seçme, ayıklama, süzme. ITLÂK: 1. Salıverme. 2. Boşama. 3. Soyutlama, söyleme, kullanma. ITNÂB: Konuşurken fazla tafsilât vermek, sözü gereğinden fazla uzatmak. IYÂN: Âşikâr, belli.

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (K-L Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (K-L Harfi) KABİH-KABİHA: Çirkin, yakışıksız, fena, ayıp. KÂBİL: 1. Kabul eden, kabul edici. 2. Olan, olabilir. KABİLİYET: Anlama, anlayış, kabul edebilirlik, alabilirlik. KABİR: Mezar, ölünün gömüldüğü yer. KABZ: 1. El ile tutma, avuç içine alma, kavrama. 2. Bir malı teslim alma. 3. Peklik, kabız. KABZA: 1.

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (M Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (M Harfi)   MAA: Beraber, birlikte. MAAD: 1. Dönüp gidilecek yer. 2. Ahiret. 3. Dönüş, geri gidiş. 4.Dünya’dan sonraki hayat. 5. Gaye, amaç, ulaşılacak yer. MAA-HÂZA: Bununla beraber, bununla birlikte MAAMÂFİH: Bununla beraber. MAASÎ: Âsilikler, isyanlar, günahlar. MAAZALLAH: Allah korusun, Allah saklasın. MABA’D-TABİA: Fizikötesi, metafizik. MA’BUD:

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (N Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (N Harfi) NÂÇÂR: Çaresiz, elinden iş gelmeyen, mecbur kalmış olan. NÂDİM: Nedamet etmiş, pişman olmuş. NÂDİR: Ender bulunur. NAFAKA: Yiyecek parası, geçim için gerekli olan şey. NÂFİ: 1. Faydalı, şifalı. 2. Esma-ı hüsnadan bir ad. NÂFİLE: Yapılması farz ve vacip olmayan ibadetler. NÂİB: Birinin yerine geçen,

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (R Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (R Harfi) RABB: 1. Efendi, sahip. 2. Terbiye eden, besleyen. 3. Rab, Allah. RABBANİYYUN: Kendilerini tamamıyla Allah yoluna vermiş olanlar. RABITA: 1. İki şeyi birbirine bağlayan nesne. 2. İlgi, münasebet, bağlılık, mensupluk. 3. Düzen, tertip. RÂBIT-RABITA: 1. Bağlayıcı, bitiştirici. 2. Nefsini ezip kendini Allah‘a bağlamış. RÂCİ:

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (S-Ş Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (S-Ş Harfi) SÂ': 1040 dirhemlik hububat ölçeği. SABA: Gün doğuşundan esen hoş ve lâtif rüzgar. SABİ: 1. Henüz süt emen çocuk. 2. Büluğ çağına gelmemiş olan çocuk. 3. Üç yaşını doldurmayan erkek çocuk. SABİÎN (SÂBİE): Yıldıza tapanlar. SADAKA: Allah rızası için fakirlere verilen şey veya para.

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (T Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (T Harfi) TAABBÜD: İbadet, kulluk etmek. TAACCÜB: Şaşma, hayret etme, tahayyür. TAADDÎ: 1. Geçme, öteye geçme, saldırma. 2. Zulmetme, adaletsizlik. 3. Örf, âdet ve kanunların sınırını aşma. 4. Arapça’da lâzım bir fiili müteaddî yapmak. TAADDÜD: Çoğalma, birden fazla olma, tekessür etme. TAAM: Yemek, yenen şey. TAAT:

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (U-Ü Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (U-Ü Harfi) UBUDİYYET: Kulluk, kölelik, bağlılık, aşırı mensupluk. UHREVÎ: Ahiretle ilgili, öteki dünyaya ait. UHUVVET: Kardeşlik, dostluk, bağlılık. UKALÂ: 1. Akıllılar. 2. Akıllılık iddia edenler, ukelalar. UKDE: Düğüm, zor iş, muamma. UKUBET: Ceza, azap, işkence, eziyet. ULEMA: Âlimler, bilginler. ULUHİYYET: Allahlık, ilâhlık. ULUM: İlimler, bilimler. ULUM-İ

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (V-Y Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (V-Y Harfi) VÂCİB: Gerekli, zorunlu olan, yerine getirilmesi her Müslüman için gerekli ve zorunlu olan Allah‘ın emirleri. VÂCİBÂT: Yapılması gerekli olan şeyler, farzlar. VÂCİBU’L-VÜCÛD: Vücudu mutlak var olan, yokluğu mümkün olmayan Allah. VADİ: 1. Bir nehrin yatağı. 2. İki dağ arasındaki uzun çukur. 3. Yol, tarz,

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü – (Z – Harfi)

Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (Z – Harfi) ZABT: 1. Sıkı tutma. 2. İdaresi altına alma, kendine mal etme. 3. Silah zoru ile bir yeri alma. 4. Anlama, kavrama. 5. Kaydetme, özetini yazma. ZÂHİB: 1. Gidici, giden. 2. Bir fikre veya zanna uyan, kapılan. ZÂHİR: Açık, belli, görünür, meydanda olan. ZÂHİRÎ: