Atatürk Dönemi Türkiye Cumhuriyetinin Dış Politikası

Türk Dış Politikasının Genel Özellikleri

  • Barışçılık: Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı ve stratejik konumu dış politikaya belirli bir dünya görüşü ile bakmayı, ilişkilerde, sağlam dayanaklar ve antlaşmalara bağlı bir politika takip etmeyi gerekli kılmaktaydı. Bu sebeple Lozan Antlaşması’ndan sonra, barışçı bir politikanın takibi öngörülmüştü.
  • Girişilen inkılâpların başarılması, kalkınma hamlesinin gerçekleştirilmesi yurt ve dünyadaki barış ortamıyla yakından ilgiliydi.
  • Atatürk, bunun bilinciyle bütün devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış, dostluk antlaşmaları imzalamıştı. Onun barışçılık konusundaki şu sözleri çok önemlidir: “Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, başka bir yoldan kendi esenlik ve mutluluğuna çalışmak demektir. Dünyanın şu yerinde bir rahatsızlık varsa, bana ne dememeliyiz. Onunla ilgilenmeliyiz.”
  • Atatürk’ün barışçı politikası yalnızca sözde kalmamış barış yolunda Milletler Cemiyeti, Balkan, Sadabat vb. paktlara katılmak devletin başlıca politikalarından olmuştur.
  • Savaşın söz konusu olduğu anlarda ise Türkiye Cumhuriyeti, bir taraftan önleyici tedbirlere katılırken, diğer taraftan bizim dışımızdaki bir ülkeye karşı savaşı başlatan ülke ile bile dost olmanın yollarını aramaktan geri durmamıştı. Örneğin 30 Ekim 1935’te İtalya, Habeşistan’a saldırmış ve 9 Mayıs 1936’da bu bahtsız ülkeyi ilhak etmiştir. Türkiye, İtalya’ya karşı o zamanki Milletler Cemiyeti’nin üyesi olarak zorlama tedbirlerinin uygulanmasına katılmıştır.

1. 1923 — 1930 Dönemi Olayları

  • 1923 – 1930 yılları arasında Türkiye’nin dış politikası, Lozan’da görüşülmesine rağmen halledilemeyen konuların çözülmesine ve Lozan’da alınan kararların uygulanmasına yönelik olmuştur.
  • Komşu devletlerle iyi ilişkiler kurmak, meydana gelen pürüzleri barışçı yollarla çözmek, büyük devletlerle olan ilişkileri normalleştirmek Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının kilometre taşları niteliğindedir, y Türkiye bu dönemde Musul, Borçlar, ve sorunları ile uğraşmıştır.

a. Nüfus Mübadelesi ( Nüfus Değişimi )

  • Lozan Antlaşması’nda, İstanbul’daki Rumlarla Batı Trakya’daki Türkler dışında, Türkiye’deki Rumlar ile Yunanistan’daki Türklerin karşılıklı değiştirilmeleri kararlaştırıldı. 30 Ocak 1923’te imzalanan protokolle değişime tabi tutulacak kişilere ait şartlar belirlendi.
  • Tarafsız devletlerin temsilcilerinin de katıldığı mübadele komisyonu kuruldu. Ancak Yunanistan’ın sürekli anlaşmazlık çıkarması yüzünden bir sonuç alınamadı. 1829’da Yunanistan kurulduktan sonra izlenen büyük Yunanistan (Megola idea) ideali bu dönemde de kendini belli etmişti. Buna göre kurulması planlanan Büyük Yunan Devleti’nin başkenti de İstanbul olarak düşünülüyordu. Bundan dolayı Yunanistan, İstanbul’da daha fazla Rum bırakmak istiyordu. Ayrıca Yunanistan, ticari alanda ilerleyen İstanbul’daki Rumları da kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istiyordu. Bu amaçlara yönelik olarak 30 Ekim 1918’den önce İstanbul’da bulunan Rumların mübadele dışında tutulmasını istedi. Türkiye ise, İstanbul’daki yerleşmenin Türk yasalarına göre belirleneceğini bildirdi.
  • Anlaşma sağlanamayınca, Milletler Cemiyeti’ne başvuruldu. Milletler Cemiyeti, meselenin hukuki niteliğinden dolayı Milletlerarası Adalet Divanı’nın görüşünü istedi. Ancak Divan’ın yaptığı yorum da anlaşmazlığı çözümleyemedi. Bir süre sonra Türk -Yunan ilişkileri gerginleşti. Anlaşmazlık silahlı bir çatışmaya yol açmadan gergin hava yumuşadı ve 30 Ekim 1930 tarihinde imzalanan Türk – Yunan Dostluk Antlaşması ile barış ortamı sağlandı. Bu antlaşma ile yerleşme tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi etabli ( yerleşik ) sayıldı.
  • Türk – Yunan dostluğu ikinci Dünya Savaşı sonuna kadar sürdü. 1950 yılından sonra ise sağlanan bu barış ortamı Kıbrıs sorunu yüzünden tekrar bozuldu.

b. Irak Sınırı ve

  • Musul Sorunu Lozan’da çözümlenemedi. Konferansın çalışmalarını çıkmaza sokması üzerine bu sorun Lozan Antlaşması’ndan sonraya bırakıldı. Buna göre Türkiye – Irak sınırı,  Dokuz ay içinde Türkiye ile İngiltere arasında barışçı yollarla çözülecek, çözülemezse anlaşmazlık Milletler Cemiyeti’ne sunulacaktı.
  • ikili görüşmeler sonunda çözümlenemeyen Musul Meselesi, Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Musul Meselesi’ni incelemek amacıyla oluşturulan komisyonun önerisiyle Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a katılması gerektiğini belirtti.
  • Türk kamuoyunca tepkiyle karşılanan bu karara göre, Musul kaybediliyordu. Milletler Cemiyeti’nin bu kararında siyasi sebepler ağır bastı. Çünkü bu sırada İngiltere, cemiyetin en güçlü üyesiydi. Buna karşılık Türkiye, cemiyete üye değildi. Bu karar karşısında Türkiye Musul’u geri alma girişiminde de bulunamadı. Çünkü devlet içerde önemli ve büyük bir isyan olan Şeyh Sait isyanı’yla uğraşıyordu.
  • Türkiye, sonunda Milletler Cemiyeti’nin kararına uyarak İngiltere ile Ankara Antlaşmasını yaptı (5 Haziran 1924).

Bu antlaşmayla;

  • Musul ve Kerkük Irak’ a bırakıldı.
  • Irak Hükümeti, Musul’a karşılık petrol üzerine konan verginin % 10’unu 25 yıl süreyle Türkiye’ye vermeyi kabul etti.

2. 1931 — 1939 Dönemi Dış Politika Olayları

  • Türkiye’nin bu dönemde karşılaştığı önemli olaylar; Milletler Cemiyeti’ne giriş, Balkan Antantı’nın kurulması, Türkiye – İtalya ilişkileri, , Hatay Meselesi ve Sadabat Paktı’nın kurulması olmuştur.

a.  (18 T emm uz 1932 )

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temeli barışçı esaslara dayanıyordu. Bu nedenle Atatürk Türk dış siyasetinde “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh“ ilkesini benimsemiştir. Türkiye böylece komşu ülkelerle dostluk ve yakın ilişkiler kurmuştur.
  • Türkiye’nin barışçı girişimleri diğer ülkeler tarafından memnuniyetle karşılanmış; 1930’dan sonra milletlerarası işbirliğinin önem kazanması, Milletler Cemiyeti’ne ilgiyi arttırmıştır. 1932 yılı temmuz ayında Türkiye Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur.

c. Balkan A ntantı (9 Şubat 1934)

  • Türkiye bir yandan bölgesindeki güvenliği sağlayabilmek için, bir yandan da batıda ve doğuda önder bir rol oynayarak bölgede kalıcı bir barış temin etmeye çalışıyordu.
  • Balkanlarda gözü olan İtalya’nın saldırgan tutumuna karşı bir Balkan Antantı (Antlaşması) yapıldı. Bu ittifakta Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya yer almaktaydı.
  • Atatürk’ün kişisel çabası ile dört Balkan devletinin birleşmesi Türkiye’nin barış siyasetinin en somut örneğidir.

 Montrö Boğazlar Sözleşmesi (10 Nisan 1936)

  • Lozan Konferansı’nda imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, “Boğazlardan geçiş serbest olacak, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının her iki kıyısıyla Marmara Denizi’ndeki adalar askerden arındırılacaktı. Boğazların 20 kilometrelik çevresi askersiz hale getirilecekti. Bu bölgenin kontrolü ve güvenliği de Milletler Cemiyeti’nin garantisi altında olacaktı.”
  • 1933’ten sonra İtalya, Almanya ve Rusya silahlanmaya başladı. Milletler Cemiyeti barışı tehdit eden bu gelişmeleri önleyemedi. Bu gelişmeler üzerine kendi güvenliğini garanti altına almak isteyen Türkiye, 10 Nisan 1936’da Boğazlar üzerindeki sınırlamaları kaldırmak amacıyla Lozan Antlaşması’nı imzalayan devletlere bir nota gönderdi. Türkiye’nin bu isteği ilgili devletler tarafından mantığa uygun kabul edildi.
  • İsviçre’nin Montreux ( Montrö ) şehrinde bir konferans toplandı. Bu konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Yunanistan ve Yugoslavya iştirak etti. Konferans sonunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı (20 Temmuz 1936). İtalya da iki yıl sonra bu sözleşmeyi tanıdı.
  • Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Boğazlar Komisyonu kaldırıldı ve Boğazların yönetimi tamamen Türkiye’ye bırakıldı. Böylece egemenliğimizi kısıtlayan önemli bir sorun çözümlenmiş oldu.

d. Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)

  • Türkiye, batısında olduğu gibi doğusunda da iyi ilişkiler kurmak çabası içindeydi. Bu amaçla 8 Temmuz 1937’de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalandı.

e. Hatay’ın Türkiye’y e katılması ( 23 Haziran 1939 )

  • Mondros Ateşkesi’nden sonra Hatay ve İskenderun Fransızlar tarafından işgal edilmişti. 1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Türkiye ile Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması’yla bu şehirler Misakımillî’ye ters düşmesine rağmen Fransa’da kalmıştı. Ancak Fransa bu illerde özel bir yönetim kurarak Türklerin kültürel özelliklerini korumasında yardımcı olmayı kabul etmişti.
  • II. Dünya Savaşı’nın yaklaşması üzerine Fransa 1936 yılında Suriye’yi boşaltma kararı aldı. Bu arada Fransa, Hatay’ı Suriye’ye bıraktı. Sorunları barışçı yollarla çözümlemek isteyen Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hatay’ın Türkiye’ye verilmesini istedi.
  • Türkiye, bu gelişmeler üzerine Fransa’ya bir nota vererek İskenderun’un bağımsızlığının tanınmasını istedi. Fransa bu teklifi reddetti. Milletler Cemiyeti ise, aldığı kararla, İskenderun’un iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı olmasını kabul etti. Dahası “Hatay” sancağının toprak bütünlüğü, Türkiye ve Fransa’nın garantisi altında olacaktı. Ancak bu antlaşma da uyuşmazlığı sona erdiremedi.
  • Bu dönemde uluslararası ilişkiler giderek gerginleşmeye başladı. Almanya’nın Avusturya’yı ilhakından sonra, Avrupa’da güçler dengesi bozulmaya başladı, bunun üzerine de Fransa, Hatay konusundaki tumunu yumuşatmak zorunda kaldı. Yapılan seçimler sonucunda bağımsız bir devlet olarak Hatay Cumhuriyeti kuruldu (2 Eylül 1938). Ardında da Hatay Cumhuriyeti ile Türkiye arasında yakın ilişkiler geliştirildi.
  • 1939’da Avrupa’da yayılan savaş rüzgârları Fransa’nın Türkiye’nin isteklerini kabul etmesini sağladı. 23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasındaki bir antlaşma ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kabul edildi. Böylece Atatürk’ün ölümünden sonra Hatay meselesi de Misakımillî doğrultusunda Türkiye’nin lehine çözümlendi.

NOT: Bağımsız Hatay Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’dir.
ÖRNEK: Atatürk, “Bizi yok etmek gibi bir görüş karşısında varlığımızı silahla korumak ve savunmak pek tabiidir. Bundan daha haklı ve tabii bir hareket olamaz.” demiştir.
Atatürk’ün bu sözü,
I. Bölgesel ittifakları destekleme
II. Ülke bütünlüğünü koruma
III. Bağımsızlığı ilke edinme
durumlarmm hangilerinden ödün verilmemesi gerektiğini
gösterir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) II ve III
2008 ÖSS
ÇÖZÜM: Atatürk’ün sözünde geçen “Bizi yok etmek gibi bir görüş karşısında varlığımızı korumak pek tabidir.” ifadesi III. öncüle ulaşmamızı sağlar. Bu ifade ayrıca ülke bütünlüğünü
koruma ile de ilgilidir. Bölgesel ittifakı destekleme ile ilgili bir bilgeye ise paragrafta yer verilmemiştir.Yanıt E

3. 1938 —1950 Arası Türk Dış Politikası

  • I.Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan antlaşmaların oldukça ağır hükümler içermesi II. Dünya Savaşı’na giden sürecin başlangıcındaki en önemli sebep olmuştur. Çünkü I. Dünya Savaşı sonrası imzalanan antlaşmalarla uluslararası barış sağlanamamıştı.
  • Rusya, Almanya ve İtalya’da kurulan rejimler dünyayı tehdit etmeye başladılar. Almanya’da ve İtalya’da ırkçı idareler kuruldu. II. Dünya Savaşı başlamadan tarafsız kalan Türkiye her an savaşa girecekmiş gibi hazırlık yaparken mümkün olduğunca savaşın dışında kalmaya çalışmıştır. ikinci Dünya Savaşı çıkmadan önce Atatürk: “Bir dünya harbi olacaktır. Bu harp neticesinde dünyanın durumu ve dengesi baştan başa değişecektir. işte bu sırada doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde, başımıza mütareke yıllarından daha çok felaketler gelmesi mümkündür.” demiştir.

ÖRNEK: Atatürk bu sözüyle,
I. geçmişten ders alma,
II. savaş ortamından çıkar sağlama,
III. savaşların getirdiği sonuçları kabullenme
yaklaş>mlar>ndan hangilerinin gerektiğini vurgulamştır?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
D) I ve II E) ve C) Yalnız III
2006 OSS
Atatürk’ün paragraftaki sözünde geçmişten ders alınması
gerektiği vurgulanmıştır. Eğer ders alınmazsa mütareke
yıllarının acılı günlerinin tekrar yaşanabileceği hatırlatılmıştır.
Yanıt A

bahar yayınevi uyarı

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)