Azerbaycan Türk Edebiyatı – Genel bir bakış… (Bölüm – 5)

Türk Edebiyatı
(Genel bir bakış…)
(Bölüm –
5)

Timurîler İmparatorluğunun dağılmasından sonra, Azerbaycan’ın güneyinde meydana çıkan Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, daha sonra ise bütün Azerbaycan topraklarını kendi idaresi altında birleştiren Safeviler hanedanının hükümdarları, Fars etkisinden tam uzaklaşarak Azerbaycan Türkçesi’ne büyük önem verir, onun tam bir sanat ve edebiyat dili, aynı amanda devlet dili olarak kabul edilmesi ve kullanılmasına çalışırlar. Bu devletlerin temelini oluşturan terekeme soyluları millî geleneklere göre yetişmişti. Onlar artık evvelki devirlerin saray muhitinden uzaklaşamayan hükümdarları gibi Fars kültürünün etkisi altında değildiler. Nihayet Türklük düşüncesinin, Türklük şuurunun kendi uyanış dönemini yaşaması, dünyanın üç kıtasında hükümdarlık eden Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığı ve bütün Avrupa’nın Türk adı karşısında titremesi de, Türkçe’nin hayatın bütün sahalarında hakim dil oluşunda etkili oldu. Bu tesirlerle, XV. yy. sonlarında Azerbaycan Fars devletçiliği geleneklerinin ve Fars kültürünün son kalesi olan Şirvanşahlar devleti Safevi hanedanının savaşı siyâsî ve manevî baskısı ile çöktü ve bu saray etrafında toplanan Farsdilli şairler, dönemin edebiyatında hiç bir iz bırakmadan silindiler.

 

XV. XVI. yüzyılda, Türk dünyasında kültür açısından bir yakınlaşma ve bütünleşme oluştuğu dikkati çeker. Türk hükümdarları biri birleri ile çekişseler de bu hükümdarların memleketlerinde yaşayan Türk şairleri bir manevî birlik havası oluşturmaya çaba gösteriyorlardı. Mesela, Güney Azerbaycan’da, Serab kasabasında doğan, Şah Kasım Envar; Orta Asya’ya göçerek burada hem büyük şair, hem de tarikat mürşidi gibi tanınmış, onun takipçileri arasında Emir Tiymur’un torunu Mirze Uluğbey bile bulunmuştur. 1488′ de Sultan Hüseyin Baykara’nın veziri Emir Ali Şir Nevai’nin Azerbaycanlı şairin mezarı üzerine türbe yaptırması, sözünü ettiğimiz manevî birliğin bir simgesi gibidir. XVI. yy. Azerbaycan şairlerinin faydalandıkları en büyük edebî örneklerden biri de Orta Asya Türk şiirinin ünlü üstadı Nevai’nin eserleri idi. Nevai şiiri yalnız bedii özellikleri ve konusu açısından değil, dil özellikleri açısından da Azerbaycan şairlerini etkilemişti. Mesela, kendim Nevai ile kıyaslayan ve Sultan Hüseyin Baykara gibi şiire, sanata değer veren bir koruyucu bulamadığı için adını dünyaya duyuramadığını söyleyen Kişveri, eski ÖzbekÇağatay Türkçesi’nin kelime ve terkiplerini de bol bol kullanıyordu:Kişveri şiiri Nevai şiirinden eskik imes, Bextine düşseydi bir Sultan Hüseyni Baykara.

 

Sanatta bu manevî birlik havasını geliştiren, siyasette ise zayıflatan şairhükümdar Şah İsmayıl Hataî (15861624) Azerbaycan Türkçesi’ni bir devlet diline, hatta uluslararası diplomatik münasebet diline çevirdi. O, Akkoyunlu ve Şirvanşahlar devletinin varlıklarına son vererek Azerbaycan’ın kuzeyi ile güneyini birleştirdi ve 1502′ de, onaltı yaşında iken Tebriz’de, kurucusu olduğu Savefiler Devleti’nin başına geçti. Bundan sonra genç şahın İran, Irak ve Orta Asya üzerine zefer yürüşleri başlar. Ama 1514′ te, Şah İsmayil Çaldıran’da kendisi gibi şairhükümdar Sultan Selim’e yenilir ve bundan sonra savaşlardan uzaklaşır, hayatının geri kalan on yılını bütünüyle sanata, ülkesinde kültürün ve sanatın gelişmesine verir. Diğer hükümdarşairler gibi Hatai de bazen şiiri kendi siyâsî fikirlerinin niyetlerinin ifadesi için kullanmaktan geri kalmamıştır. Onun şiirlerinin mühim bir kısmı Hatai’nin hakimiyeti döneminde Azerbaycan ve İran’da siyâsî ideolojiye çevrilen şiiliğin tebliğine ve terennümüne hasredilmiştir.

 

Hatai kısa ömür sürmesine, bir devlet adamı ve başbuğ olmasına rağmen, kendinden sonra zengin bir edebî miras bırakmıştır. Hem aruz, hem hece vezninde eserler yazmıştır. Çok sayıda gazel, tuyug vs. eserleri ile birlikte özgün üslûbu ile tanınan “Dehname” adlı mesnevinin müellifi olarak ta tanınmaktadır. Hatai’nin şiirlerinde onu farklı görüş noktalarından müşahede etmek mümkündür. Bu şiirlerin bir kısmında o, yenilmez bir savaşçıdır, bir kısmında bilge bir tarikat şeyhidir, bir kısmında ise, kalbi sevgi ateşi ile dolu bir aşıktır. Ama her zaman samîmidir, her zaman inançlıdır, her zaman içten gelen duygu ve düşüncelerini anlatır. Hatai’nin şiirlerinden insanın manevî özgürlüğü ön plandadır. Dünyaya bakışı açısından Hatai panteizm felsefi anlayışına taraftar görülür. Nesimi ve Hellacı Mansur’un fikirlerini devam etdirir. Hatai’nin gerek aruz vezninde yazdığı gazellerinde, gerekse halk şiiri üslubundaki eserlerinde kullandığı Azerbaycan Türkçesi günümüz okurları için de tam anlaşılır, halk ağzından alınmış bir dildir.

 



Şüphesiz, orta çağ Azerbaycan Edebiyatı’nm ve bütün Türk şiirinin en büyük ve ulaşılamaz sanat zirvesi, bütün devirlerin ve bütün halkların benzersiz sevgi şairi Muhammed Fuzûlî’dir. 1494 ‘de Kerbela’da doğan, 1556’ da, şiirlerinde “Kutsal Toprak” diye adlandırdığı Kerbela’da Hakk’m rahmetine kovuşan Fuzûlî, Türk şiirinin tarihinde en büyük edebî mektebin kurucusu, beş yüz seneden beri yaşamakta olan edebî geleneklerin yaratıcısıdır. “Fars lafzı” ile güzel şiirlerin çokluğunu, “Türk lafzı” ile nezmi nazik yaratmanın zorluklarını söyleyen şair, Türkçe’nin güzelliklerini ortaya çıkarmak, şiirde onu Fars dili ile rekabet edebilecek bir duruma getirmek vazifesini üstlenmiş ve bu amacına ulaşmıştır. Fuzûlî, Türk dilini en yüce hakikatleri, en ince psikolojik durumları ifade edebilecek seviyeye yükseltmiş, onu “namerbutluktan” ve “nahamvarlıktan” arındırmış, yalnız “hüner dili” değil, aynı zamanda aşk dili, ülfet dili, güzellik dili olduğunu, ölmez eserleri ile bir daha ispatlamıştır. Fuzûlî, Azerbaycan’a şiirininin sonraki devirlerini ve temsilcilerini o kadar kuvvetli etkilemiştir ki, asırlar boyunca şairler Fuzûlî sözünün sihrinden, cazibesinden uzaklaşamamış, onun bir beytinin, bir mısrasının yorumlanmasına günler, aylar verilmiş, her gazeline onlarca, belki de yüzlerce nazire yazılmıştır.

 

Farsdilli Azerbaycan şiirinde, klasik örneğini Nizami’nin ortaya koyduğu “Leylâ ve Mecnun” konusunu anadilli edebiyata ilk defa Fuzûlî getirmiş ve kendisinden sonraki “Leyli ve Mecnun”lar için mükemmel bir numune yaratmıştır. Keder, yas, gam, elem şairi gibi tanınan Fuzûlî aynı zamanda insan kalbinin, insan hislerinin en büyük araştırıcısı olarak edebiyat tarihimizde yer almıştır. Fuzûlî hangi konuya, hangi şiir türüne elatmışsa, onun sonraki dönemlerde bir kalıp gibi kullanılabilcek klasik örneklerini yaratmıştır. Türkiye’de Fuzûlî hakkında yazan ilk müelliflerden biri olan Muhammed Celal 1894′ de yaymlatdığı “Osmanlı Edebiyatı Numuneleri” kitabında büyük söz üstadının yaratıcılığmtaki bu yöne dikkat çekerek şöyle yapar: “Bağdat edebiyat gülzarmın güzel nağmeli bülbülü olan Fuzûlî, Osmanlı şairlerinden karşısında hiçbir üstad, rehber görmediği halde, edebiyata yeni hayat veren bir sanat yaratmış; hem de bu sanatı, derelerin cuşişinden, rüzgârın iniltisinden, bir tebessümün tesirinden, bir bedevi kızının masum güzelliğinden iktibas eyle. Bu cephede birinci şairimiz mutlaka Fuzûlî’dir.” Fuzûlî’nin mükemmel bildiği üç dildeTürk, Arap ve Fars dillerinde, yarattığı eserler, onu yalnız Türk edebiyatlarının değil, bütün Doğu Edebiyatı’nm en büyük simalarından biri, dünya edebiyatmdaki hümanizm fikirlerinin, insanseverlik duygularının en büyük terennümcülerinden biri yapmıştır.

 

Tabii ki, Fuzûlî’den sonra Azerbaycan Edebiyatı’nda ana dilinde eserler yaratmak hem kolay, hem de zordu. Kolaydı çünkü, ortada Fuzûlî örnekleri vardı; zordu, çünkü, ortada yine Fuzûlî örnekleri vardı. Fuzûlî’den daha güzel yazmak mümkün olmasa da, dil açısında artık geriye dönüş yolu kapatılmıştı. Fuzûlî’den sonra Türkçe’nin yayıldığı yerlerde Farsça şiirlerle dikkat çekmek imkansız idi. Azerbaycan şairleri, ilk edebiyat tarihçimiz Firudin Bey Köçerli’nin de üzerinde durduğu bu gerçeğin farkında idiler ki,” …Türk diline revnak veren ve onu har ve haşakdan temizleyip bir göyçek ve sefalı çemene benzeden Fuzûlî olubdur ve bununla türklerin üste ümumen ve Azerbaycan Türklerinin boynuna böyük minnet qoyubdur”.Edebiyatın gelişmesi, onun büyük eserler ve büyük isimler yetiştirmesi, aynı zamanda bu edebiyatın yeşerdiği ülkenin sosyal ve siyâsî durumu ile ilgili XVII. XVIII. asırlarda Azerbaycan’da merkezi devletin zayıflaması, iç savaşlar, Azerbaycanda siyâsî güç kazanmak için İran’la Osmanlı imparatorluğu arasında süren mücadeleler, edebiyatın gelişmesini de etkilemişti.

 

Bu devirde millî edebiyatın gelişmesinde iki esas çizgi dikkati çekiyordu. Bunlardan birincisi, Fuzûlî etkisi ile doğan klasik şiir üslubu, diğeri ise, halk edebiyatının etkisi ile doğan halk şiiri üslubu idi. XVII. XVIII. yy. şiirinin başka bir özelliği, halkın tarihi, çağdaş siyâsî ve manevî durumu, yaşam zorlukları, bağımsızlığı ve özgürlüğü uğrundaki mücadelelerine ilişkin sosyal konuların sık sık ele alınması idi. Azerbaycan’da, yalnız bir grubun bedii zevki için hizmet veren saray edebiyatından halk edebiyatına, halkın durumunu ve problemlerinin açıklayan yeni bir edebiyata geçiş dönemi yaşanmakta idi. Tarihî manzumeler, hükümdarlara yazılan kasidelerin, gerçeklikten uzak medhiyelerin yerini almakta idi. Bu manzumelerde, ülkede baş gösteren sosyalsiyâsî olaylar, halkın inandığı, günvendiği ayrı ayrı tarihî şahsiyetlerin faaliyetleri, zamanın gündeme getirdiği problemler vs. mesnevi tarzında tasvir olunuyordu. Bu manzumeler tarihî eserleri tamamlıyor, aynı zamanda bu eserlerde arka planda kalmış olan psikolojik yaşantıları, devrin, değişen olayların getirdiği heyecan ve üzüntüleri açıklıyordu. Tarihî şahsiyetlerde II. Şah İsmayil, Şah Abbas, Nadir şah, Seki hakimi Hacı Çelebi han, Hüseyin Müştak Han vb. hakkında, Şakir Şirvani, Ağa Mesih Şirvani, Vidadi vb. şairler tarafından tesirli manzumeler yazılmış ve halk arasında yayılmıştı. 1 Edebiyatta klasik şiir üslûbunun. Fuzûlî mektebinin geleneklerini Mehemmed Emani (15361610), Fedai, Mesihi (15751655), Saib Tebrizi (16011679),*Gövsi Tebrisi, Mechur Şirvani vs. gibi şairler devam ettirirdiler. Onların hemen hepsi, iki dilli idiler eserlerini hem Azerbaycan Türkçesi, hem Fars dillerinde yazıyor, ama, ana dillerine daha fazla önem veriyorlardı.

 

Adları geçen bu şairlerin ve onların diğer çağdaşlarının yaratıcılıklarında lirizm esas yer tutsa da, epik eserlere, mesnevi ve manzum hikayelere de ilginin arttığı müşahede edilmektedir. Mesela, sevgi şiirlerinde Fuzûlî’nin takipçisi olarak tanınan Mehemmed Emani, bu muhabbet şiirlerinin yanısıra, konusunu halkın hayatından, gündelik yaşamından alan “Devesi ölmüş karı”, “Tiryekçi”, “Hatemi Tai ve karib” gibi manzum hikayeler kaleme almıştır. Tebriz’de doğup, büyüyen Fedai, tahminen 1580 de “Bahtiyarname” adlı eserini tamamlamıştı. İfade edelim ki, Bahtiryarname de “Leyli ve Mecnun” yahut “Hüsrev ve Şirin” gibi klasik Azerbaycan Edebiyatının geleneksel konulandandır. Fedai’den önce Penahi ve Şemseddin Mehemmed gibi Azerbaycan şairleri de aynı isimde eserler yazmışlardı. Fedai’nin özelliği bu konuyu Azerbaycan Türkçesi ile işlemesinde idi. “Bahtiyarname” bir macera hikayesi idi ve Arap şarkında yaygın “Sindbadname”leri hatırlatıyordu. Ama Fedai, bu geleneksel konudan yararlanarak, bu döneme kadar daha çok aşığın ıstıraplarından ve maşuğun zulümlerinden söz açan edebiyata, sıradan adamları, tacirleri, esnafları, denizcileri getirmiş, onların maceralarına dayanarak bir sıra mühim manevîahlakî problemleraçgözlülük, tamahkârlık, zenginlik ihtirası, yalancılık, dolandırıcılık gibi menfî sıfatlar hakkında muhakeme ve mülâhazalar yürütmüştür.

 

Orta asırlar tezkirecilerinin verdikleri bilgiye göre; edebî mirası yüzbin beyitten fazla olan Mesihi de, lirik şiirleri ile birlikte “Dane ve Dam”, “Zenbur ve Esel”, “Verga ve Gülşa” gibi menzum roman niteliğinde olan mesnevileri ile tanınmıştır. Evvelki iki mesnevi şimdiye kadar elde edilmemişse de, sonuncu eser, yani “Verga ve Gülşa” Mesihi sanatı hakkında fikir sahibi olmak için yeterlidir. Şark edebiyatında XI. yüzyıldan başlayarak işlenen bu mevzu, Mesihi’nin 1629′ da tamamladığı onbin mısralık mesnevide, . yeni keyfiyetleri ve farklı cihetleri ile ele alınmıştır. XVII yy. Azerbaycan’ının önemli bir şairi , Saib Tebrizi’dir. Hayatı devamlı olarak seyahetlerde geçen bu şair, altı sene Hindistan’da yaşamış ve Farsdilli şiire “Hind sebkini” “Hind üslubunu” getirmiştir. Hayatının son otuz yılını Safevi hükümdarı II Şah Abbas’m sarayında yaşamış ve Melikü’şşüara adını taşımıştır. Yüz yirmi bin beyitlik Divan’ın ve şark şairlerinin eserlerinden seçmelerden oluşan Bayaz’m müellifi olarak tanınan Saib Tebrizi, Farsdilli şiirin Azerbaycan edebiyatındaki son büyük temsilcisi sayılmalıdır. Aynı zamanda araştırmacısı olan Ş. Tebrizi, bu edebiyatı Farsdilli ve anadilli Azerbaycan şiirinin bir köprüsü olmuş, Farsça yazdığı eserlerde Nizami’nin, Türkçe şiirlerinde ise Fuzûlî’nin geleneklerinin takipçisi olmuştur.

 

Azerbaycan’ın güneyinde, millî edebiyata üç meşhur şair bahşetmiş Gövsiler ailesinden olan ve Saib Tebrizi gibi hayatının bir kısmını Hindistan’da sürdüren Gövsi Tebrizi de Saib’le birlikte iki geleneğin, iki edebî mektebin takipçileri arasındadır.Yeni Devir Arefesinde XVIII. yy. başlagmcmdan itibaren Azerbaycan, fasılasız savaşlara sahne olmuştu. 1729’da, hükümdarlarının hepsi Türk kökenli olan, kurucusu Şah İsmayil Safevi’nin ölümünden sonra ama Farsçı politika yürüten Safeviler Devleti çöktü. Türklerin Afşar boyundan olan Nadir Şah, İran’ı yeniden kuvvetli bir devlet durumuna getirmeye uğraştıysa da, onun 1747′ de öldürülmesi, bu planlarının gerçekleşmesine imkan vermedi. İran’daki saltanat çekişmeleri ve merkezî hükümetin zayıflaması sonunda Azerbaycan, İran egemenliğinden ayrıldı; ancak küçük hanlıklara parçalandı. Ülkenin kuzeyinde ve güneyinde Küba, Derbend, Şamahı, Baku, Karabağ, Gence Talış, Nahçıvan, Seki, Karadğ, Tebriz hanlıkları, Marağa ve Urmiya malikaneleri, Şemşeddin, Kazak, İlisu sultanlıkları, CarBalakan İcması gibi devlet sayılamayacak feodal kurum ve kuruluşlar ortaya çıktı.

 

Bu hanlıkların arasında barışı devam ettirmek imkansız idi. Toprak iddiaları ve çeşitli nedenlerle daima biribirlerine saldırdılar. Ülke bütünüyle bir iç kargaşa yaşamakta idi. Yüz yıldan beri Kafkasya’yı işgal etmek, Karadenize ve Boğazlara çıkmak planları ile yaşıyan Rusya İmparatorluğu ise kuvvetlenmekte idi. Kafkasya üç büyük devletinOsmanlı İmparatorluğu’nun, Rusya’nın ve İran’ın menfaetleri çatışmakta idi. Millî devlet geleneğine sahip olmayan Azerbaycan Hanları ise kendi yakın çıkarlarını esas alarak bu devletlerden birini destekler, hetta Rus orduları ve Gürcü Çarları ile birlikte kendi kardeşlerinin üzerine gitmektan çekinmezler. Azerbaycan’da siyâsî düzenbazların, sahte hanların ve sultanların sayısı artar. Hakimiyet ihtirası ile halkı kana ve ölüme sürükleyenler tarih sahnesinde birbirlerini takip eder. Bu çalkantılı ve karanlık dönemin ıztıraplarını yaşayan şairler eserlerini, artık geleneksel gülbülbül, aşıkmaşuk konusunda değil, gözleri önünde cereyan eden kederli olaylar üzerine yazarlar. Şakir Şirvani ve Ağa Mesih Şirvani gibi şairler, XVIII. yy. başlangıcında Azerbaycan’ın en karışık bölgelerinden birisi olan Şirvan’daki kanlı olayları, gerçek tarihî hadiseleri, iri hacimli mesnevilerinde tasvir ederler.

| « Önceki | Sonraki » |

|» “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Kaynak: “Azerievi.Com

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)