Ana Sayfa » Bizim Kalemimizden » Tarih » Boraltan Köprüsü (Tarihte Bir Yüz Karası)
14


Köprüsü
(Tarihte Bir )

Türk tarihinde Türk’ün Türk’e yaptığı büyük ihanetlerden biri, Azerbaycanlı soydaşlarımızın ’nü geçerek Türkiye’ye sığınma isteklerini, Türk hükümetinin geri çevirip Ruslara teslim edilmesi olayıdır. Bu olay, tarihin ve Türklüğün bir yüz karası olarak hatıralarda kalmıştır. Çanakkale’de düşman askerinin bile yarasını sarmayı şeref bilen, destanlar yazan, çağ açıp çağ kapatan Türk ulusunun vicdanı, şerefi ve soydaşlık bağı, diplomasiye ve bürokrasiye yenik düşmüştür!

1944 yılında Orta Asya, Sovyet Rusya’sı tarafından işgal edilmiş ve komünist sisteme karşı koymak için atılan en ufak adımın bile önüne geçilmek istenmiştir. Bu baskıdan kaçarak kendileri için “anayurt” olarak gördükleri Türkiye’ye sığınmak isteyen 146 tane Azerbaycan Türkü soydaşımız, Iğdır’daki sınır kapısına yakın yerdeki Aras Nehri üzerindeki Boraltan Köprüsü‘nü geçmiş ve hürriyete kavuşmanın sevinciyle Türk sınır karakoluna sığınmışlardır.

Bu yıllar Türkiye’de “* döneminin yaşandığı, “Türk yurdunda TÜRK’üm demenin suç olduğu” bir dönemdir. 146 tutsak Azerbaycanlı soydaşımızın Türkiye’ye sığındığını duyan hükümeti, bu kişilerin derhal ’ye iadesini istemişlerdir. Türkiye’ye sığınan soydaşlarımız, kuşkusuz kendilerinin azılı Rus askerlerine geri verileceğine olasılık bile vermemektedirler. Çünkü kardeşlerinin, anayurttaki soydaşlarının yanına gelmişler ve kendilerini hiç olmadığı kadar güvende hissetmişlerdir. Fakat Milli Şef‘in Türklüğe ve Türk’e olan düşmanlığı, burada da devreye girerek akıllarda olmayan olasılığın Türk’ü adeta bir soykırıma sürüklemeye yetmiştir.

Sovyetler’den gelen istek üzerine karakoldaki askerler panik içinde Ankara ile temasa geçiyor ve Türkiye’ye sığınan soydaşlarımızın geri verilip verilmeyeceği ile ilgili bilgi almak istiyor. Hem Türk askerleri hem de sığınan kandaşlarımız öz yurtlarının böyle vatan sevdalısı kardeşlerimize kucak açacağından emin bir şekilde Ankara’dan gelecek yanıtı bekliyorlar. Ankara’dan gelen yanıt, herkesin tüylerini ürpertiyor:

- “Esirleri derhal iade edin!

Bu korkunç yanıt, herkeste bir korku ve şaşkınlık uyandırıyor ve Ankara’nın cevabı tekrar isteniyor. Fakat sonuç aynı: “Ülkelerine iade edin!

Azerbaycanlı kandaşlarımız bu yanıt karşısında “Lütfen bizi o azılı düşmanlara teslim etmeyin, bizi siz öldürün. Kendi vatanımızda, kendi bayrağımızın altında ölmüş oluruz.” deseler de, karakol komutanı içini kan ağlaya ağlaya 146 esir TÜRK’ü yeniden Sovyet Rusya’sına, Türk’ün bağımsızlığa hasret kaldığı soysuz yere, teslim etmek zorunda kalıyor. Ruslara zorlukla teslim olan 146 Türk evladı, hemen elleri ayakları bağlanarak oracıkta, Türk askerlerinin gözleri önünde kurşuna dizilerek öldürülüyor!

Tutsak Türklerin kurşuna dizilmeden önce söyledikleri bir ağıt şöyle:

Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

Karası, karası, merhamet fukarası,
Karası, karası, merhamet fukarası,

Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.

Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine.

’ın büyük milli şairi Almas Yıldırım, bu olayı “Dönek Kardeş” adlı şiirinde şöyle dile getiriyor:

Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlara!

Türk; o Altayların dünkü eri mi?
Yolunda can koydum, verdim serimi,
Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
Serdim ayağına doğma yerimi…
Kardaş armağanı, dökülen kanlar,
Bana mükâfat mı giden kurbanlar?

Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

Alnımın yazısı, karadır kara,
Karadan bir mendil yolladım yara,
Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
Türklüğün kanayan kalbini sara.
Felek kıymış beslenen bu dileğe,
Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.

Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.

Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,
Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
Kanımın aktığı sınır boyunda
Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
Türklük dünyasına armağan versem.

Karakol komutanı genç subay evine döndükten sonra yaşananlara dayanamayıp intihar etmiştir. Bu olay, Türk’ün (?) Türk’e ihanetidir. Bu olay, bir devlet yönetiminin ne kadar soysuzlaşabildiğinin apaçık kanıtıdır. Bu olay, ruhları uçmağa varan bağımsızlık aşığı 146 bozkurtun kutlu direnişinin yankıları misali, hâlâ kulaklarımızda çınlamaktadır.

Tanrı, TÜRK’ü önce kendinden; sonra nice soysuzdan korusun!

Orkun KUTLU

Orkun Kutlu


* 1940’lı yıllarda Türk karşıtı emellerle hem Türkiye’ye hem de Türk dünyasına nice sıkıntılar yaşatan ve kendisini “Milli Şef” ilan ederek büyük Başbuğ Atatürk‘ün yerine koymaya çalışıp, paraların üstündeki bozkurtu kaldırarak kendi resmini koyma gafletine düşen adlı kürdün baskıcı döneminin adıdır.



İle Yorum Yap!
14 Yorum Bulunmaktadır
Muhammed Çevik on Haziran 1st, 2010 at 14:45

Orkun KUTLU sizi tebrik ediyorum…

Böyle konulara herkes deyinmek istemez o zamanlarda dediğiniz gibi ben TÜRKÜM demek Türkiye’de neredeyse bir suç haline gelmiştir. Ama Biz bu gibi sorunları Atsız Ata’mız gibi daha nice insanlar sayesinde aşmışızdır…

Bizim Azerilere bir ayıbımız daha vardır: Hocalı Katliyamında bir helikopter bile yollamayanda bizleriz. Bu konularda Azerilere gerçekten hak veriyorum. Bir de Karabağ sorunu halledilmeden ermenilerle anlaşma imzalanmışıtır bu da bir ayıbımızdır soydaşlarımıza karşı!

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!

murat on Haziran 4th, 2010 at 10:23

Üzülerek belirteyim, halen Atatürk’ün silah arkadaşı diye göklere çıkarılan, Atatürkçü olarak kabul edilen ve övgüler düzülen, hiç liyakati olmadığı halde Türk Devleti’nin başında bir dönem bulunan İsmet İnönü, dış güçlerden korkarak, kendi halkını da korkutarak ülke yönetmiş, Atatürk’ten dünyanın güçlü bir devletini teslim almış ve güçsüz ve itibarsız bir hale getirmiştir. O’nun gücü Devlet ve Milletini seven, haksız ithamlara maruz kalıp, idam sehpasına gönderilse bile devletimi ve milletimi seviyorum diyen fedakar insanları ipe göndermeye yetmiştir. 146 karındaşımız onun için hiç bir değer ifade etmemiştir ki. O Türk olmanın ne demek olduğunu kavrayamamış, titreyip kendine dönememiş yitik bir neslin Şefidir. Milli Şef olamamıştır. Milletini tanımayan, Milletini koruyamayan Milli Şef olamaz. Arasın suyunda milyon kere yıkansa bu lekeyi temizleyemez. İnşaallah Türk Milleti Türk gibi Türk Şefini bulur. Selam olsun

Muhammed Emin Çevik on Haziran 8th, 2010 at 19:48

Murat kandaşım çok doğru cümleler kullanmışsın seni tebrik ediyorum…

Başbuğ ATATÜRK çok iyi bir kumandan çok iyi bir yönetici diye yanındakilerinde öyle olmasını bekliyemeyiz…

Eğer bu durumda Başbuğ ATATÜRK olsaydı 146 Azeri gencini korumayı tercih ederdi geri vermeyi değil!

gökhan on Haziran 23rd, 2010 at 17:26

ismet inönünün ne kadar aptal biri ve vatan haini olduğunu biraz araştırdığınızda anlarsınız. Bu insan din düşmanıdır ayrıca. Allah azabını arttırsın amin. Allah Türk’ü ve islam alamini korusun. Amin.

ismail on Haziran 27th, 2010 at 20:30

Ah be ah!
Böyle olurmu Türk?
O telgırafı kim yazdı?
Yaz diye emir verdiği halde nasıl yazdı?
O emiri veren Türk onuruna leke sürdü?

Kerem71 on Haziran 27th, 2010 at 22:53

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hocalı katliamını, ermeni köpeklerinin yaptıklarını biliyordum, ermeni yalanlarına gerektiği karşılığı veremeyen, asıl ermenilerin soykırım yaptıklarını haykıramayan korkak, işbirlikçi, soysuz, uşak ruhlu son yılların yöneticilerini biliyordum ama İsmet İnönü hükümeti zamanında vuku bulan bu Boraltan Köprüsü olayını bilmiyordum, yeni öğrendim, çok üzüldüm, için kan ağladı. Kesinlikle İsmet İnönü’yü savunduğumdan ya da aklamaya çalıştığımdan değil, ama acaba, sene 1944, ikinci dünya savaşı henüz bitmemiş, İnönü ve hükümetinin,o zamanki devlet yönetiminin ülkemizi bu korkunç savaşa Almanların yanında ya da diğer tarafta savaşa sokmamak için her iki taraftan da gelen baskılara direndiğini de biliyoruz, ülke zaten 15-20 yıl olmuş kendi kurtuluş savaşından çıkalı, perperişan, yoksul, bir savaşı daha kaldıramaz, acaba sovyet rusya ile bir savaş nedeni, bahanesi olmasın diye,146 kişinin yüzünden 15-20 milyon yurttaşımızın yeniden bir savaşa girmesinden korktukları için mi o 146 kişiyi kurban ettiler? Acaba diyorum…

Bunları düşünmek bile çok acı, bilemiyoruz ki o günkü şartları, ne bileyim çok zor, çok acı bu konuda yorum yapmak. Bilemeyiz tabi, ama bir yandan düşününce de zaten rusya almaya ile savaşmış, rusya’da çok kötü durumda, ikinci dünya savaşının sonları, belki de yeni bitti, öyle bir rusya zannetmiyorum o zamanki fakir fukara Türkiye ile bile savaşmayı göze alabilir miydi, alamazdı diye düşünüyorum şu an. Ne bileyim, sebep ne olursa olsun, gerçekten Türk tarihinin yüz karası bir olay. Son Başbuğ Atatürk’ün böyle bir karar alma ihtimali sıfır. Ölene kadar neredeyse her cümlesine ‘TÜRK’ sözü ile başlayan, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ derken sesi titreyen yedi düvele meydan okumuş, amerikan generali hamilton’a yazılı ultimatom vermiş bir adamın bunu yapması imkansız, sıfır ihtimal, ama İsmet İnönü Başbuğ kadar dirayetli ve cesur olmamış, olamamış, maalesef Başbuğ Atatürk gibiler Lord Curzon denen Türk düşmanı ingiliz başbakanı’nın dediği gibi yüz yılda bir geliyor acuna. 146 kandaşımız uçmağa vardılar, mekanları cennet olsun, Tanrı bir daha Türk’ün Türk’e ihanetini göstermesin. Çok ama çok üzüldüm, bilmiyordum böyle bir olayı, burada öğrendim. Yüz karalarımız olmasın Tanrı Taala’nın izniyle. Tanrı Türk’ü , Orkun kandaşımın dediği gibi, önce kendinden sonra tüm soysuzlardan korusun ve yüceltsin, Türk ırkı sonsuza kadar var olsun.

ayşe on Temmuz 16th, 2010 at 14:35

Bu olay ne zaman olmuş acaba bir bilgi verir misiniz?

mehmet on Temmuz 23rd, 2010 at 21:43

Kardeşlerim lütfen daha seçici olun daha derin düşünün daha derin görün; artık görün bizi bizim içimize giren yılanlar bizden soğutmak için ne gerekirse yaptılar yapıyorlar. Artık neler olup bittiğini görmek lazım zira tavşan tepeyi aştı birisi biz çıkıp biz yirminci asırda iki devlet kurduk birisi şurası birisi burası diyebiliyorsa vah başımıza. Hasılı bir müslüman Türk asla bu ırka değil insanlara zulum etmez evvel emirde böyle kişilerin Türklüğü çok derinden sorgulanmalı. Saygılarımla.

pınar on Temmuz 29th, 2010 at 10:08

Okuyunca insanın inanası gelmiyor bu nasıl bir vicdandır anlamakta güçlük çekiyorum sen kimsin ki kapına geleni almıyorsun ! Yıldırım Bayezit Endülüsden müslüman kardeşlerimizi alıp getiriken kendisinden aman dileyen yahudileri de alıp getirir peki ya sen kimsin de kapına geleni düşman eline verirsin!!!
Gerçi çok yadırgamamak gerek soyu sopu belli Milli Şef’in!!! nerden geldiği belli onların işinin adı ihanet etmek insanları sırtlarından vurmak….

ali on Mart 26th, 2011 at 16:47

Sayın inönü bu kara lekeyi Türkiyeye maletti. Daha sonralardakiler de neyapmadı ki. Bu milleti allah lütfü koruduğunun bilincini sosyolok ile diğer bazi bilimciler korunma fikrinı kabul etmişler ki dış güçler bizi bize düşürmekten başka karlı çıkamayacaklarının oyunları bitmeyecektır. dinimizi dahi bölük pörçük yapmadılarmı. islamdinın kurallarını bilen yok ki.

Ahmet TACEMEN on Nisan 18th, 2011 at 15:51

Ergenekon mahpuslarına hürmetle ithaf edilir

İHANET TÜRKE NEKADAR YAKIN

Türk, karanlık güçlerin hükmünde, ihanete uğrayacağını, bilmektedir. İhanet, Türkün kösteğidir. İhanet, Türkün bileklerine kelepçedir:

Kul Mustafam daim söyler özünden
Gaziler de cenk eylemiş yolundan
Koyuverin Türkü bilek demirinden
Boyuna küffarı ururum demiş
(Kayıkçı Kul Mustafa. 17. asır)

Trablusgarp Harbi (1911-1912) vesilesiyle yaktığı bir destanda; Türk, ihaneti bildiğini, daha geniş bir şekilde, şöyle itiraf etmektedir:

Trablusgarpın halin bilirim
Nasıl verildiğin size söylerim
Emir olsa verenleri ururum
Ciğerim battı kaldı narın içinde

İhaneti biliyor değil mi? Hem de nasıl biliyor! Yine de, şehit olacaklar, ihaneti bile bile ölüme gidiyor; gazi olacaklar, tekrar gazaya girmek, ya şehit, ya gazi olmak için, bile bile ölümden dönüyor. … “En Büyük Asker, Bizim Asker!”.
Türkün düşmanı, hainler kâfi olsalar da, bunun için, Türkün devletine, bir defada son veremiyor. Düşman, hainlere Türk devletini bitirtmek için, evvelâ Türkü; diline, dinine, tarihine, ananelerine yabancılaştırtıyor; sonra Türkün vatanını, parça parça yağmalatıyor…

Trablusgarpı görenler metheylesin
Gördüğü şeyleri biraz söylesin
Vatan gitti buna millet neylesin
Aciz kaldı nice canlar içinde

Kahreden de, halk şairinin “Vatan gitti, buna millet neylesin?”, demesi; devleti öylesine anmadan, geçmesi. …
Eğer arkadaşını, can karındaşını; Libya çöllerinde, Trablusgarpda şehit veren gazi için, oraları vatansa; bağrından o şehitleri, gazileri veren millet için, oraları vatan değil midir?
Trablusta, Kadim Türk Sahası aksisedaları, vatan için, son namelerde, belki son kez boğumlanıyor:

Kırmızı Kaleyi elde ettiler
Kızıl Kaleyi de topa tuttular
Gürcü Camii şerifi harap ettiler
Nice canlar kaldı harap içinde

Bakınız “Kırmızı Kale “ ve “Kızıl Kale” tabirlerinde şu “kızıl” ve “kırmızı” sözlerinin kullanılışlarına! Bu sözlerin kullanılış zamanlarında en azından on asır ara var ve onların kadimlikleriyle ölçülürler o kalelerin eskilikleri.
Yine de, bu asırlar yerin dibine batsınlar; Trablusta Kızıl Kaleye, Kırmızı Kaleye, sahip çıkamadıksa! Bir de onların, “Hangi kalemize sahip çıkabildik?” babında; Kars Kalesine, Edirne Kalesine çağrışımları yok mu? … :

Yedi kat derlerdi Karsın kalası
Sattılar Moskofa tez elden gitti

Trablusgarp, İtalyana resmen, satıldı; aynen Şarki Rumelinin, bir buçuk milyon marka, Bulgara satıldığı gibi. Bedevi elbiseleri giydirilerek, Arap çöllerinden, Libyaya gönderilenler; hep, bu vatan parçasını daha pahalıya satmak için, ölüme gönderildiler:

Bir buçuk milyona vatan verildi
Kahrolsun asiler dünya içinde

“Asiler”, yani vatan menfaatlerini, Kabala İttifakı menfaatleri için sattıran, satan; vatansızlar, devletsizler; millete, vatana, devlete ihanet eden hainler! …
İhanetten sonra, Trablusta her yer, herkes perişan! “Cami, ibadet yeridir, düşman camii hedef almaz, diye, oraya sığınan çoluk çocuğun üzerine yıkılan “Gürcü Camii Şerifi”! …
Bir bakınız, bizim can Gürcüler nerede, Trablusgarpdeki Gürcü Camii nerede?! Şimdi anladınız mı, neden hepimizin evvelâ Türk olduğumuzu; neden gazimizin, buralara “Vatan” dediğini; neden oraları için, ölmeğe hazır olduğunu? …
Türkün elinden ne gelir, vatan için şehit olmaktan, gazi olmaktan başka? Sarıkamış, Yemen, Çanakkalede “Öl!” dediler de, ölmedik mi? Üç yüz, dört yüz, beş yüz bin tane öldük. Söylenenler bu kadar. Vatanın istikbali olan yüz elli bin ihtiyat subayımızı, devletimize bu günkü karanlığı yaşatmak için, Çanakkalede öldürtmediler mi… Biz “Öl!” dedikleri yerlerde, öldük de; hainler, Çanakkale Zaferinden üç gün sonra, vatanı, yabana peşkeş çekmediler mi?
Türkün elinden ne gelir, emre itaat edip, şehit olmaktan, gazi olmaktan, başka?!

Trablusgarpın halin bilirim
Nasıl verildiğin size söylerim
Emir olsa verenleri ururum
Ciğerim battı kaldı narın içinde

İşte bu kadar; “Emir olsa verenleri ururum!”. … Emir olmadan, Türk vuramaz; bilekleri kelepçe vuruludur. Aslında muharebede düşmanı vurmamak için, emir verilmez, emir alınmaz. Bu böyle bilinir. Ama bir aması var ki, yalnız şehitlerin, mübarek kemiklerini değil; sağ kalanların da, akçe kemiklerini, sızım sızım sızlatır:

Çok söylersem dillerimi keserler
Dâra çekip beni ipe asarlar
Düşman gelir bütün bana bakarlar
Dilin cürmü kaldı zindan içinde
(Esen A.Ş., Anadolu Destanları. Ankara 1991)

“Dilin cürmü kaldı zindan içinde!”. Burada Türkün faciası hat safhada; bütün o karmaşık teferruatlarıyla, gözlerimizin önünde! “Düşman gelir bütün bana bakarlar”! …
Darağacına gitmek tamam da, darağacında can çekişirken yahut “mapus damında” ömür yıpratırken; hainlerin yığın yığın acır gibi bana bakıp; hapishanede çürümemden, darağacında sallanmamdan; zevk almaları yok mu?
Tattırtmam holan hainlere bu zevki! Düşmanı, harpte de olsa, emir olmadan, bundan vurmuyorum. Yığın yığın hainlerin gözleri önünde can çekiştirmek için, yığın yığın hainlerin gözleri önünde hapishanede delirmek için, eğer kurban olunacaksa; vatana, millete kurban olmaya hazır Türk; hainlere neden kurban olsun ki?!
Şimdi düşmanı, Türkün neden “urmadığını” anladınız mı? Paşaların, albayların; Ermeni komitalarını, PKK mekkârelerini kuşattıklarında; emir aldıklarında, sessiz, sedasız ablukayı neden kaldırdıklarını; birkaç ay sonra da, neden kahrolup öldüklerini, anladınız mı? …

Hey hey
Düşman geldi
Tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı çizildi …
……………………………………..
Dr. Ahmet TACEMEN. 17 Nisan 2011

serdar on Eylül 9th, 2012 at 18:47

allah razı olsun sizlerden ki bizi böyle aydınlattığınız için..

Mevlüt DUDU on Eylül 14th, 2013 at 14:15

Türk halkı yüzyıllarca bilimden uzak tutulmuş, çevresindekiler de bilim ve teknolojiden yoksunken çok geniş alanlar da üstün ve egemen olmuştur. Ancak diğer uluslar kendilerine bilimi rehber edinip, sanayileşmelerini tamamladıkların da Türk bu üstünlüğünü kaybetmiştir. Üstünlüğünü kaybetmeye başldığın da yirmi milyon km² olan Osmanlı topraklarının, büyük bir kısmı 300 yıl içinde kaybedilmiş, Türk halkı Anayurt bellediği Anadolu da bile yok edilmek ve vatansız kalmakla yüz yüze gelmiştir. Batılı ve Doğulu tarafsız tarihçilerin ifadesi ile “Türkler Kurtuluş Savaşını kazanmasalardı, Dünyada yinede Türke raslanırdı ama Anadoluda değil, Orta Asya da, yine Türk Kurtuluş Savaşı kazanılmasa idi, Dünyada müslümana da raslanırdı, ama Anadolu da değil, Arabistanda” durumuna düşülmüştür.
Türk Ulusu kendi can derdine düştüğünde elinde müttefiklerden kurtarılabilmiş kırık dökük Osmanlı silahlarından başka silah yoktur. Ülkede hiç bir fabrika da yoktur. Kendisini yok etmek isteyenlerin arkasında zamanın en güçlü sanayi devleri vardır. Bu şartlar altında savaşa başlayan Türk halkı, bir yerlerden yardım almak zorundadır. O yardım SSCB den gelir. Ne karşılığında. Türkiyenin Azerbaycanı SSCB içinde kabul etmesi şartı ile. Yani Azerbaycan, Anadolu için kurban edilir.
1944 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulalı yirmi bir yıl olmuş, bütün yapılan olumlu işlere rağmen, ülke toparlanamadan dünya savaşı çıkmış, Yoksul ve sanayi’ni geliştirememiş ülkeyi savaşa sokmamak için, çok dikkatli bir denge politikası izlenmek zorunda kalınmıştır. Bu dönemde ülkenin başında Atatürk gibi bir dehanın yerine İsmet Paşa gibi bir denge adamının olması elbette büyük bir zafiyettir. Diğer yandan da bilgisiz becerisiz, sonunu düşünmeden davranan savaş çığırtkanları yerine, İsmet İNÖNÜ’nün ülkenin başında olması bir şanstır.
1944 yılında ismet paşa SSCB ne tavizi vermek zorunda kaldı ise bunun günahı ondan çok, yüz yıllarca bilimden uzak duran, ülkede sanayileşmeyi sağlayacak fen bilimlerini medreselerden uzak tutan, akıl değil iman üstündür diyen, okullaşmayı sağlayamayan, halkın %3-5 ine okuma yazma öğretebilen, saraylarda keyif çata bilmek için halkı cahil bırakan, devletin asıl unsuruna “Etrakı bi idrak” diyen, Türk olmayı bırakıp, kendilerine Osmanlı diye bir etnisite uyduran, kendi saltanatlarını sürdürebilmek için, yabancılara her türlü tavizi verenlerindir.
1944 yılında ikinci dünya savaşının galibi bir devlete, ancak bir dahi engel olabilirdi. Ne yazık ki o dahi hayatta değildi.
Osmanlı tarihini incelersek Boraltan köprüsü olayına benzer çok olay görürüz. Bu yöneticilerin hainliğinden çok devletin güçsüzlüğü ile ilgilidir. Meşhur sözdür “At sahibine göre eşinir” yani devlet güçlü, halk zenginse, yöneten de güçlü ve tavizsiz olur.
İsmet paşanın SSCB ye taviz vermesini kınayanların, günümüz de PKK ya verilen tavizleri görmezden gelmeleri ibretlik bir olaydır.

Ad Soyad on Nisan 4th, 2014 at 11:03

yahu kardaş yazdığıonla ülkemizdeki fiiller arasında tezatlık yokmu? ülküdaş diyosun, milli şef katliamı diyosun ama chp ile ittifak ediliyor… işin doğrusu ben bir şey anlamadım…

Yazı Detayı
  • Yazının Bağlantısı: Boraltan Köprüsü (Tarihte Bir Yüz Karası)
  • Yazının Kategorisi: Bizim Kalemimizden, Tarih
  • Yazar:
  • Eklenme Tarihi: 31 Mayıs 2010
  • Bu yazıya yapılan yorumları RSS kaynağı ile takibe alın.
  • Bu yazıya kendi sayfanızdan geri izleme yapın.
  • Diğer kaynaklarda arayın:
  • Etiketler:, , , , , , , , , , ,