" Bilgicik.Com » Yazdır » Cengiz Aytmatov – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)

- Bilgicik.Com - http://www.bilgicik.com -

Cengiz Aytmatov
(Hayatı – Biyografisi)


Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan’da Åžeker adlı bir köyde doÄŸdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiÅŸtiricisiydi. Kırgızistan’a,daÄŸlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleÅŸmeye baÅŸladığı yıllararastlar.GeçmiÅŸe baÄŸlı yaÅŸlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuÅŸ genç kuÅŸak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya baÅŸladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetiÅŸkinler savaÅŸta oldukları için gençlere çok iÅŸ düşüyordu. Henüz on beÅŸ yaşındayken köyü sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan’daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü BiÅŸgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan’ı dolaÅŸtı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaÅŸmadı,insanına daha da yakınlaÅŸtı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaÅŸ yavaÅŸ edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki baÅŸarısı bu ön araÅŸtırmalarıyla yakından ilgilidir. Ayrıca bu yıllar geçmiÅŸ ile geleceÄŸin kesiÅŸtiÄŸi bir noktaydı.Her iki dünyayı ve her iki insan tipini çok iyi tanıyordu. Süpeyçi adlı hikayesinin kahramanı baraj mühendisi Beknazar ve Beyaz YaÄŸmur’un kahramanı ZeynepapaalışılagelmiÅŸ hayatı temsil ederler.Yeni ahlaki normlar ile eskiyi yaÅŸamakta direnen insanların çatışması eserlere hakim konudur.

Rakipler adlı eserin kahramanı Karatay,Baydamtal Irmağı’nın kahramanı Nurbek, yeni neslin uyanışını temsil eder Bugünle ve geçmiÅŸle, yaÅŸlı kuÅŸaklarla çatışmaları anlatılır. Bu eserlerde yazar henüz heyecanıyla yaz-makta ne ciddi bir edebi endiÅŸe ne de teknik görülmemektedir.Eserler genel çerçeveleri ile eski ile yeninin çatışması üzerine kurulduÄŸu için estetikten çok didaktik bir endiÅŸeye rastlanmaktadır. Ama daha sonraki eserlerinde gördüğümüz yapının ilk adımları olarak deÄŸerlendirebileceÄŸimiz bu çalışmalar çark içinde yer alma çabasını göstermesi açısındanönemlidir. Yazarın kendini ispat için zorlama düşüncelere saplandığını da söylemek mümkündür.

Yazar bundan sonraki çalışmalarında 50′li yıllarda kaleme sarılan,Sovyet yazarları arasındadır.DiÄŸer pek çok yazardan farklı olarak yerel kültüre çok büyük önem ve deÄŸer verdiÄŸini görürüz.EleÅŸtirileri geçmiÅŸin hatalı olduÄŸuna inandığı ögelerinedir. Topyekün bir eleÅŸtiriye rastlamayız.Daha önceki kuÅŸağın yazarları milli bir edebiyatın temelini pek saÄŸlam olmasa da atmışlardı. Åžimdi mesele yeni kuÅŸağın, yeni düzenle barışık olarak eserler vermeleriydi. Rus edebiyatının bütün dünyada da bilinen engin ufuklarından da yararlanılmalıydı.Unutulmaması gereken bir diÄŸer gerçek ise yazılı edebiyat ürünü olmamakla birlikte Kırgızların tarihinde, eÅŸi benzeri görülmemiÅŸ bir destan,halk ansiklopedisi olan Manas Destanı duruyordu.Bu destanların dilden dile dolaÅŸmaya baÅŸladığı yıllarda vahÅŸi hayattan yeni yeni kurtulmaya çalışanbir Rus toplumu vardı. Belki Kırgızlar yerleÅŸik hayata yeni uyum saÄŸlıyorlardı ama Er Manas bütün ihtiÅŸamıyla onların yanındaydı. KuÅŸaktan kuÅŸaÄŸa akıp gelen bu sınırsız mısralarla birlikte masal,efsane,türkü kültürü de ihmal edilemeyecek bir tabii hazine durumundaydı. Ve bu deÄŸerler bütününden en iyi yararlanabilen yazar ise Cengiz Aytmatov’du.Aytmatov’un ilk eserleri bu tarihi ögelere, kendi yöresinin, Talas VadisininKültürüne dayalıydı.Folklorik unsurlar ,masal kahramanları, geleneÄŸin taşıdığı tecrübe ,yeni oluÅŸan edebiyat dünyasında Rus edebiyatının yeri kadarönemli zengin bir altyapı oluÅŸturuyordu.Yazarın 1956′dan itibaren devam ettiÄŸi Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü, onun engin yerel kültürünü evrensel boyuta nasıl taşı-yabileceÄŸini öğrenmesine yardımcı oldu. Bu arada Moskova’nın kültür dünyasını da tanıma fırsatı buldu. Yazar bu yıllarını teorik çalışmalarla geçirdi.Bu yıllarda,edebi deÄŸerleri yükselmeye baÅŸlayan Yüz Yüze(1957),Cemile(1958),Selvi Boylum Al Yazmalım(1961),Deve gözü(1961) adlı eserlerin yazıldığını görüyoruz. Yazar 1952′de yazdığı Gazeteci Cyudo,AÅŸim gibiKırgız dergilerinde yayınlanan hikayelerinden çok daha ötelere gelmiÅŸti artık.Yüz Yüze,ve Cemile,Süpayçi ve Beyaz YaÄŸmur,Rakipler ve Asma Köprü (Baydamtal Irmağı’nda), Selvi Boylum ve Deve Gözü gibi ikili hikaye grupları,benzer konu ve iliÅŸkilerin anlatıldığı eserlerdir(1).Yüz Yüze’de asker kaçağı kocasını ihbar etmek zorunda kalan Seyde’nin trajedisini, I958′de yazılan Cemile’de farklı bir boyut ve ortamda görürüz. Cemile’nin kocası askerdedir. Onu sabırla bekler. Am Danyar girer dünyasına. Çok riskli ama “iyimser bir gelecek” ile karşılaşırız .Yeni bir dünya görüşü de yansıtılır bu arada.Ama yer yer eskiye yöneltilen eleÅŸtirilerin dozunun çok iyi ayarlandığını,geçmiÅŸin yok edilmeye çalışılmadığını dagörürüz.

Selvi Boylum ve Deve Gözü’nün benzerlik arzeden yapısı,o dönemYazar ve dramturglarında da görülen bir durumdur (Axjanov, lipatov, Marcinkivicius, Arbusov,Rosov gibi). Güçlü,karşı durmayı bilen, haklarını korumaya çalışan kahramanlar göze çarpar.Cemile ve Deve Gözü’nde felsefi boyutun gerçekçi bir ÅŸekilde eserlere yerleÅŸtirildiÄŸi görülür.Ciddi tesbitler vardır. Burada Cengiz Aytmatov’un yeni bir yol denediÄŸini söyleyebiliriz.Felsefi unsurların veriliÅŸinde Rus edebiyatı ve Sovyet edebiyatının etkilerinden söz edilebilir.

 

Cemile’de geleneksel Kırgız edebiyatının tipleme anlayışı kullanılsaydı ,Kırgız efsanesi Olcabay ve Kisimcan’dan farklı bir ÅŸey göremezdik.Cemile ve Danyar’ın hiç istenmeden geliÅŸen iliÅŸkileri geleneksel yapıdan hayli uzak bir uslupla ele alınmıştı.Danyar’ın görüşleri ,derin duyguları Cemile’yi etkilemiÅŸtir.Danyar sadece düşünceli,savaÅŸta sakatlanmış biri olarak deÄŸil,bir gücün temsilcisi olarak karşımızdadır.Danyar’ın Cemile’nin aklına düşürdüğü ÅŸey yönlendirme ÅŸeklinde vasıflandırılamaz. Onlar birbirleri içinkarar vermiÅŸlerdir.

 

Aytmatov,1956′da Sovyet yaazarlar BirliÄŸi üyesi olur.Moskova Edebiyat Enstitüsü’nde Maksim Gorki adlı incelemesini yazdı.Enstitüdeki diploma çalışması olan Cemile onun ilk zirvesiydi. !959′da Komunist Parti’ye üye oldu.TaÅŸkent’te yapılan Asya-Afrika Yazarlar Konferansı’na katıldı. Kırgızistan Edebiyatı adlı yayın organında redaktörlük yaptı. Pravda’nın Kırgızistan masasında görev yaptı.Aytmatov, hikayelerinde(Uzun hikaye) okuyucusuyla doÄŸrudan iliÅŸki kurabileceÄŸi bir yapı peÅŸindedir.Okuyucunun eserden etkilenmesini deÄŸilkatılmasını hedefler. İlk eserlerinden itibaren geliÅŸen bu arayış her eserdeyeni bir formda karşımıza çıkar.Zamanla subjektif karakterlere de rastlarız.

 

KiÅŸileÅŸtirme önceki eserlerden farklı bir hal almaya baÅŸlar.60′lı yıllardan itibaren Kırgız geleneklerine baÄŸlılığı konusundaki bakışını netleÅŸtirirken ,bir yandan da Radlow’un 19.Yüzyıldaki çalışmalarından etkilenerek Kırgız kültürünün, epik ögelerini inceliyordu. Bu gücün kaynağına inmeye çalışıyordu.Manas ile ilgili çalışmalar yapıyor, yapılan çalışmaları izliyordu.

 

İşte yazarın bu dönemdeki ilk eseri İlk Öğretmenim(Öğretmen DuyÅŸen)(1962)’dir.Kahramanlar olgunlaÅŸmış,sistemle uyumlu idealist kiÅŸiler olmuÅŸtur .Ama DuyÅŸen’in bir parça Er Manas tarafı olduÄŸu da inkar edilemez.İlkÖğretmen hem teknik hem iÅŸleniÅŸ açısından önemli bir aÅŸamadır.Bu özellik Daha eserin giriÅŸinde kendini gösterir.”……Biz gülüşerek çığlıklar atarak tepeye tırmanırken iki yana sallanan kavaklar ,serin gölgesiyle,tatlı hışırtılarıyla sanki bizlere “HoÅŸ geldiniz”derlerdi. Biz baldırı çıplakların derdi kuÅŸ yuvalarıydı, birbirimizin omzuna basarak hemen kavaklara çıkardık.Ürken kuÅŸlar sürü sürü tepemizde uçmaya baÅŸlarlardı .Fakat bize ne kuÅŸlardan,onlar ne halleri varsa görsünler !Biz yükseldikçe yükselirdik dallara basa basa.Kimin daha gözüpek,becerikli olduÄŸu o zaman anlaşılırdı.Derken kuÅŸ uçuÅŸu yüksekliÄŸinde ,büyülü bir deÄŸnekle dokunmuşçasına ,önümüzde ÅŸaşırtıcı bir Sesizlik ve ışık dünyası açılırdı….”(2).

 

Bu satırlarda eserin sonuna ve kavak aÄŸaçlarına baÄŸlanan müthiÅŸ bir kurgu ustalığı görürüz. Akıcılık ise baÅŸka bir deÄŸer.60′lı yıllarla baÅŸlayan bu yeni bakış pek çok yazar,yönetmen ve dramaturga da örnek teÅŸkil ediyordu.Aytmatov’un 1963 yılında yazdığı Toprak Ana adlı eseri ona Lenin Ödülü’nü kazandırdı.1964 yılında Al Elma adlı hikayesini yazdı.1965 yılında Kırgız Sinemacılar BirliÄŸi BaÅŸkanı oldu. Aynı yıl Beyrut’taki, 1966′da Delhi’deki Asya Afrika Yazarlar Konferansı’na katıldı. Aynı yıl bir diÄŸer önemli eseri olan Gülsarı’yı,Rusça olarak yazdı.

 

Gülsarı bir bakıma geçmiÅŸin muhasebesi gibidir.Yapılan hatalar,alınan mesafe bir bir sorgulanır.Gülsarı ile birlikte Tanabay’ın siliniÅŸi bir devri olanca hüznüyle gözler önüne serer. O yılların sıkıntıları geride kalmıştırama bu arada heyecan da kaybolmuÅŸtur. Eser o yıl çok sayıda eleÅŸtirmenin dikkatini çekti. Nesir dalında en iyi çalışma olduÄŸu konusunda herkes hemfikirdi (3). Fakat muhasebe yapılırken yazarın açık tavır olması pek çok çevreyi rahatsız etti. Leonov, Belov gibi yazarların da eserlerinde geçmiÅŸe yönelik eleÅŸtirilerinde aynı keskin dili kullandıklarını görürüz.Aytmatov,zengin bir kültür geleneÄŸinin,üretmeye elveriÅŸli yapısınınEdebiyat geleneÄŸinin geliÅŸmesinde çok önemli bir rolünün olduÄŸunu eserleriyle ispat etti.Çünkü pek çok kiÅŸi geçmiÅŸin tamamiyle silinmesi gerektiÄŸineinanıyordu. Yazarın 60′lı yıllarda kaleme aldığı eserleri bu ön yargılı görüşleri yok etmiÅŸti.Bu arada yazarın bu tavrı dolayısiyle sıkça takibata uÄŸradığıda bilinmektedir.

 

1967′de Sovyet Yazarlar BirliÄŸi İdare Heyeti ÜyeliÄŸine seçildi.1968′deBüyük Sovyet Ödülünü aldı. Aynı yıl Kırgız Halk Edipleri adlı çalışması yayınlandı. 1970′te Beyaz Gemi,Askerin OÄŸlu,OÄŸulla Görüşme adlı eserleriMoskova’da yayınlandı.

 

70′li yıllarla birlikte yazarın geleneksel motif, efsane ve masallara yaklaşımı çok özel renkler kazanmaya baÅŸlar. “……..Efsane ve mitoslar üzerine düşünelim bir.Onlar halkın canlı hafızası,hayat tecrübesi, felsefesi, tarihidir.Maslımsı fantastik dünyaları önemli deÄŸerler taşır. Mesela Geyik Ana(Beyaz Gemi) bugünkü gerçeklerle bütünlük arzeder. ……….” (4).Yazar bu sözleriyle gerçekle masalın dünyasını nasıl birleÅŸtirdiÄŸini ifade eder.Beyaz Gemi’de Orazkul ve Seydahmet bir tarafı, Mümin Dede ve Çocuk diÄŸer tarafı temsil eder. Seydahmet ve Mümin Dede pasiflikleriylebirbirlerine yaklaşırlarken ,Çocuk ve Orazkul zıt kutupları temsil ederler.Yazar çocuÄŸa bir”ad” bile vermez.Çünkü onu bütün çocukların temsilcisi olarak görür ve masal kahramanlarıyla özdeÅŸleÅŸtirir. O, capacanlı birmasal kahramanıdır. Ama gerçektir de.Ölümü de son derece destansıdır.O-nun ölümü bir kurtuluÅŸ gibidir.Pek çok Rus eleÅŸtirmenin görüşlerinin aksine bu ölümde ve ölüm ÅŸeklinde bir karamsarlık yoktur.Orazkul’un yalnız kaldığında çocuÄŸu olmayışının acısını yaÅŸaması ayrıca enteresandır.O eserin kötüyü temsil edenlerindendir.Onun bu iç muhasebesi onu bir kahraman olmaya doÄŸru götürür. Bu durumu Çocuk ve okuyucu bilir.DiÄŸer tip ve kahramanların haberi yoktur.

 

Eserde iyiler ve kötüler masalsı bir işleyişle birbirinden ayrılırken edebi anlamda birer karakter olduklarını görürüz. Müthiş bir kurgulama ileOkuyucu masal ve gerçek arasında dolaştırılır. Ve okuyucu aynı zamandakatılımcı olduğu için gerçeğin veya masalın hangisi olduğunu ayırmaktagüçlük çeker.

 

Yazar geçmiÅŸte,din,felsefe,ilim adına insanların birbirine düşürüldüğünü ,bunun bugün de yarın da böyle olacağı görüşünü savunuyor.Edebiyatın bu noktadaki görevinin büyük olduÄŸunu,insanlar arasında ortak dünyalar oluÅŸmasına yardım ettiÄŸini, edebiyatın öneminin her geçen gün daha da artğını vurgulamaktadır(5). “………..Nesrin iki tarzı var bugün. Biri spekulas-yonlara açık olan,diÄŸeri ise gerçek nesirdir.Kalıcı bir eser için bilinen edebikaidelerin yanında sanatçı ruhu ve dürüst bir kiÅŸiliÄŸe ihtiyaç vardır…..”(6).

 

Yazarın bu sınıflaması ,yazarın yazdığına inanmasının gerekliliÄŸini en açıkÅŸekliyle ifade etmektedir.Sanat dünyasındaki dejenerasyona yazar ÅŸu sözleriyle tepki gösterMektedir: “……Okuyucunun beklentisi,ilgisi de nesrin baÅŸka bir yönlendiri-cisi .Okuyucunun seviyesi yükseldikçe,sanatçı da kendini yenilemek,bir üstbasamaÄŸa geçmek durumundadır . Bugün batıda ekonomideki rekabete benzeyen sanat rekabeti, pornografiyi bile sanat sınıfına sokacak kadar tuhaflaÅŸmıştır…..” ( 7). Aytmatov, yeni nesirle ilgili bir diÄŸer geliÅŸmeyi ,nesrin drama havasına bürünmesini, seviyenin yükselmesi olarak deÄŸerlendiriyor. Yazarın sıkça bir senarist veya yönetmen gibi davranması gerektiÄŸini savunur. Bunun da yaÅŸamakla, uzun yaÅŸamakla ilgili olduÄŸunu, Ernest Hemingway’in “Büyük bir yazar olabilmek için uzun yaÅŸamak gerekir”(8)ÅŸeklindeki sözlerini hatırlatarak savunmaktadır. Tabii ki burada uzun yaÅŸamaktan, insanın deÄŸiÅŸmesinin takibi, karşılıklı etkileÅŸimin önemi kastedilmektedir

 

Cengiz Aytmatov’un babası 1937 yılında Milli Kırgız Partisi sekreteriydi. Yazar,o günleri anlatan,babasının kuÅŸağını iÅŸleyen , otobiyografik birçalışma yapmak istediÄŸini bir kaç konuÅŸmasında ifade etmiÅŸtir (9).Yazarkendi ÅŸeceresini şöyle dile getiriyor:”…….Baba adı Törekul, dede Aytmat, onun babası Kimbildi,onun babası Kuncuyok ….” (10).Gelenek ve göreneklerine gösterdiÄŸi sadakatın bir diÄŸer belirtisi de kendi geçmiÅŸi ile ilgili bilgi sahibi olmasıdır.Atalarının mezarlarına,uzak akrabalarına,onların mesleklerine ve detaylı hayat hikayelerine kadar herÅŸeyi bilmektedir.Baba Törekul Aytmatov,daha sonra mevcut partinin laÄŸvedilmesiyle birlikte Komunist Parti’ye üye olur. Parti görevlisi olarak gönderildiÄŸi Moskova’da ihanet suçundan tutuklanır,ardından ölüme mahkum edilir.Ölümünden sonra yapılan araÅŸtırmada suçlu olmadığı kanaatine varılır.Ancak bu iadei itibar hadisesinden sonra aile tekrar Kırgızistan’a dönebilir. Orada ya-zar ve annesi halaları Karagözapa’nın evinde kalırlar. Bu yıllar aile için sonderece zorlu geçer.Aytmatov ailenin büyük çocuÄŸuydu,pek çok sorumluluÄŸu vardı.Güçlü bir kadın olan annesi onun yetiÅŸmesinde,edebiyatla tanışmasında çok etkili oldu.Ona hem Rus edebiyatını hem de Kırgız kültürünü öğretmeye çalıştı.Birkaç yıl burada kalındıktan sonra annesinin iÅŸi dolayısıyle Kirovskaya adlı bir Rus köyüne taşındılar.Yazar orada Rus okulunasinin de katkılarıyla hareketli bir gençlik yaÅŸadı,gerek gittiÄŸi okullarda, gerekse kendi çabasıyla ciddi bir yetiÅŸme süreci geçirdi.Aytmatov,bilinen eserlerini kaleme almadan önce iÅŸe tercümeler yaparak baÅŸladı .ValentinKateev’den (1897-1986)Alay’ın OÄŸlu,Mikhail Bubenkov’dan (1909-1983) HuÅŸ AÄŸacı adlı eserleri Rusça’dan Kırgızca’ya çevirdi.Bu çalışmaların o dönem için önemi çok büyüktü(11).

 

Yazar,bir konuya son derece eğlenceli bir şekilde yaklaşılabileceğigibi,çok ciddi bir gerçekçilikle de aynı konunun ele alınabileceği görüşündedir.Bu arada esas olanın alt yapı ve uzun süren bir ön araştırma olduğunuda vurgular(12). Kendisinin savaşı, ilk gençlik yıllarında ve cephe gerisindede olsa yaşadığını,o yıllarda insanların heyecanla, bütün güçleriyle çalıştıklarını,hayatın insanlar üzerinde en zor şartları tecrübe ettiğini, yazarken hepbu hususları göz önünde bulundurduğunu söylemektedir(13). Pek çok eleştirmen de yazarın bu özelliğini vurgulamaktadır (14). Eserler gözden geçirildiğnde bu husus çok açık olarak da belli olmaktadır.

 

Mit ve efsanelerin eserin genel kurgusuyla baÅŸa baÅŸ, aynı özenle iÅŸlenmesi yazarın bir diÄŸer üstünlüğüdür. Onları halkın hafızası, yazılmamıştarihi olarak görür. Felsefi yapıları kadar fiktif yapılarından da etkilendiÄŸiaçıktır.Kırgız topraklarında sözlü edebiyat ürünleri derin bir geçmiÅŸe sahipolmasına raÄŸmen ilk basılı edebi ürün Moldogazi Tokobayev’in Sessiz Kakay adlı tiyatro eseridir.Bunu Kasımali Bayalinov,Tugalbeg Sadıkbekov ve Mukay Elebayev’in eserleri izler.

 

Modern edebiyatta mitolojik öge ve efsanelerin kullanılışı çok yeni deÄŸildir.Thomas Mann,James Joyce,J.P.Sartre,Albert Camus’da da görürüz.Ama Aytmatov’un bu ögelerin toplumsal gerçekçi yaklaşımdaki en baÅŸarılıkullanıcısı olduÄŸunu söyleyebiliriz(15).Yazar Türkçe ve onun tarihte kullanıldığı en hacimli eser olan Manas Destanı’na çok büyük önem vermektedir. “……Bundan bir süre önce uzun yıllarRusya’da sürdürülen bir çalışma tamamlandı. Bu çok hacimli bir Türkçesözlüktür. Yüzyıl önce Petersburg’da hazırlanmaya baÅŸlanan bu sözlük benim el kitabımdır.Sürekli ondan yararlanırım.Bu sözlük sayesinde Türk atalarımla konuÅŸabiliyorum ……” (16). “…….Kırgız destanları beni çok etkiledi.Hala da etkiliyor.Her eserim bir ucundan bu destanlara dayanır.Manas Destanı bir milyon mısradan oluÅŸur. Dört ciltlik bu destan yirmi yılda bir arayatoplanabilmiÅŸtir.Bu destanın özü insan duygularıdır. Tekrarlıyorum her ese-rim bu Kırgız destanlarına dayanır…..” (17). Yazar Kırgız edebiyatının kaynağını da eski sözlü gelenek,halk hikayeleri,özellikle de Manas Destanı olarak gösterir. İkinci kaynak olarak isemodern Sovyet edebiyatından söz eder.Bu sayede iki kaynaklı,geçmiÅŸle bugünü bir arada sürdüren bir edebiyata sahip olduklarını belirtir (18).Aytmatov,pek çok edebi sima üzerine çalışmalar yapmış,dikkate deÄŸer edebi araÅŸtırmalara imza atmıştır. Türk dili ve edebiyatı, halkbilimi,sosyoloji sahalarında eserler vermiÅŸtir(19).

 

1973 yılında ilk ve tek tiyatro eseri olan Fujiyama’yı Kazak dramaturg Kaltay Muhammedcanov ile birlikte yazdı. Yazarı da ÅŸaşırtan bir ilgigören eser pek çok dile çevrildi,bazı ülkelerde sahnelendi.Ayrıca Kırgızfilmtarafından sinemaya da uyarlandı.

 

1980′de yazarın hayatında eserleri açısından büyük bir birikim sonucu ortaya çıktığı anlaşılan Gün Uzar Yüzyıl Olur yayınlanır.Hikaye ve uzunhikayelerin ardından gelen bu roman baÅŸta Sovyetler olmak üzere bütün dünyada heyecanla karşılandı. Bu eserde aÅŸağı yukarı on yıl öncesinden bugün olanlara dair ipuçları görürüz. O ana kadar rejime yapılan en yoÄŸun eleÅŸtirilere burada rastlarız.Ama edebi tavizler olmadan bunun yapılabilmesi de ayrıca önemlidir.

 

Yazarın bu eserinin ardından uzunca bir süre için edebi çalışmaları-na ara verdiÄŸini,politik konumuyla ilgili çalışmalar yöneldiÄŸini görüyoruz.Sovyetler BirliÄŸi’ni ve Kırgızistan’ı ülke içi ve dışında defalarca temsil etti.1986 yılında yazarın öncülüğünde Kırgızistan’da gerçekleÅŸtirilen veolumlu(20) olumsuz(21) pek çok eleÅŸtiri alan Isık Göl Forumu düzenlendi.

 

Dünyanın doÄŸusu ile batısını birleÅŸtirmeyi amaçlayan bu forum çok büyük bir uluslararası katılımla gerçekleÅŸtirildi. Yapılmak istenen ÅŸey tabii ki çok önemliydi ama dünyanın gidiÅŸatına çok uygun deÄŸildi. Sonraki yıl bu forum Peter Ustinov’un desteÄŸiyle İsviçre’de yapıldı ama gereken ilgiyi görmedi.

 

Isık Göl Forumu’nda Cengiz Aytmatov’un Gün Uzar YüzyılOlur’dan daha hacimli bir eser olan DiÅŸi Kurdun Rüyaları’nın ilk haberlerinin duyulduÄŸunu görüyoruz.Bu eser yazarın Deniz Kıyısında KoÅŸan Alaköpek’ten sonra Kırgız -Kazak dünyasından ikinci çıkışıdır. Romanın kahra-manı yeni bir Hristiyanlık anlayışının peÅŸinde olan Abdias adlı bir Rus misyonerdir.Tabiatın geleneÄŸin temsilcisi ise diÅŸi kurt Akbar’dır. Abdias’ın trajedisi ,esrar mafyası,çevre düşmanlığı,Akbar’ın sabır yüklü yolculuÄŸu müthiÅŸ bir kurgu ile anlatılır.Bütün dünyada çok büyük ilgi gören eser,ülkemizde ilginin dağılmaya baÅŸladığı 1990 yılında Ötüken Yayınevi tarafından yayınlandı(22).I990 yılında Sovyetler BirliÄŸi’nin Lüksemburg büyükelçiliÄŸi görevinde bulunan yazar bir süre sonra birliÄŸin dağılmasından sonra bütün yurtdışı temsilciliklerin Rusya’ya devriyle bir süre Rusya büyükelçisi sıfatıylagörev yapmak durumunda kalmıştır.Yazar 90′lı yıllarda edebi anlamda birkaç küçük ama önemli esere imza atmıştır.Cengiz Han’a Küsen Bulut ve Yıldırım Sesli Manasçı bunlar arasında sayılabilir. 90′lı yıllarda İlesam tarafından kendisine verilen ödülü al-almak ve İstanbul Sinema Günleri’nde adına düzenlenen günlere katılmak için ülkemizi ziyaret eden yazar çok büyük ilgi görmüştür.1970′lerdekiilk ziyaretinde ona ilgi gösterenler ile bu geliÅŸlerinde yoÄŸun ilgi gösterenlerin farklı olması da dünyada deÄŸiÅŸen bir ÅŸeyler olduÄŸunun göstergesidir.60′lı yıllarda yazara yöneltilen eleÅŸtirilerin yorumu da ayrı bir çalışmaolabilecek niteliktedir(23).Bize göre her ÅŸeyi kendi dönemi, norm ve deÄŸerleri çerçevesinde deÄŸerlendirmek doÄŸru olacaktır.Åžu anda,21.Yüzyıldan geriye dönüp bakıldığında deÄŸiÅŸime uÄŸramayan hiç bir ÅŸeyin kalmadığını görüyoruz. Bu anlamda geçmiÅŸ, birkaç söz ve olayla anlaşılamayacak yoÄŸunluktadır. Lüksemburg’daki görevinin ardından Kırgızistan’a dönen yazar birsessizlik dönemi geçirdikten sonra tekrar aktif politik hayata dönmüş,halen Fransa’da Kırgızistan’ın Paris büyükelçisi olarak görev yapmaktadır.

 

HAKKINDA YAZILANLAR

 

Yüzyılın yazarı: Cengiz Aytmatov

 

OLCAY YAZICI

 

Ünü ülkesinin sınırlarını aşan ve kitapları büyük bir beğeni ile okunan Cengiz Aytmatov, doğup büyüdüğü Kırgızistan coğrafyasının kültür damarından ve binlerce yıllık geçmişi olan gelenek ırmağından beslenerek, özgünlüğü, otantikliği, insanı yüreğinden yakalayan olağanüstü/büyüleyici üslup güzelliği ve entellektüel birikimi ile yaşadığımız yüzyılın müstesna yazarı sayılmayı fazlasıyla hak etmiş bir isim.

 

Aytmatov’u bütün derinliÄŸi ve yoÄŸunluÄŸu ile analiz etmek, eserlerini bir münekkid idraki ile irdelemek, tespit ve teÅŸhis operasyonuna tabi tutmak, yorucu çalışmalar gerektirir.
Biz bu özgün ve farklı yazarın fikir dünyasına, ana baÅŸlıklarla ışık düşürmeye çalışacağız. Aytmatov’un eserlerine edebî ve estetik yaklaşım denemesi olacak bu.

 

Aytmatov en başta sıra dışı, özgün ve farklı bir yazar. Çünkü o sadece bir edebiyatçı, romancı değil; aynı zamanda ve özellikle de insanın, dünyanın gidişatı üzerine kafa yoran; daha erdemli bir dünya arzulayan; anti insanî yönelişleri onurlu bir karşı çıkışla sorgulayan, bunun için kaygılanan ve uyarıcı eserler üreten bir aydın.

 

AŞKIN LİRİK DESTANI
Ön planda, aşkın ve hüznün lirik destanının yazıyor gibi görünse de, onun usta bir sembolizmle bezediği ve âdeta şiir cümlesi gibi yoğun bir psikoloji, yoğun bir sosyal gönderme/çağrışım, soyutlama, ve telmih yüklü anlatışının arka planını sezebilenler, ondaki insanı ezen sosyal baskılara karşı çıkışı, insanın tarafını tutuşu kolaylıkla görebilirler.

 

AÅŸk ve lirizm Aytmatov’da, insanı derinden yakalamak, düşüncesini sarsmak ve duygusallığa açılan pencereden ufuk ötesine açılarak; kültürel kimlik ÅŸuurlanışına uzanmak için bir vasıtadır.

 

Evet, Aytmatov aşkın yazarıdır belki, fakat aşkın ötesinde daha aşkın misyonlar, sosyal realiteler, psikolojik bilenmeler besler ana kaynak olarak.

 

Aytmatov’un romanlarındaki bu derin damarı- müthiÅŸ bir üslup ustalığı ile gizlenen sosyal göndermeleri/ kültürel ve siyasî misyonu yakalayabilmek için, onu yetiÅŸtiren fizikî coÄŸrafyayı, büyük dalgalanmaların hüküm sürdüğü bu coÄŸrafyanın sosyal, siyasal ve kültürel dokusunu, o toprakların geçirdiÄŸi korkunç deÄŸiÅŸim serüvenini, kültür erozyonunu; insanın özüne yöneltilen her türlü ÅŸiddeti çok iyi bilmek ve çok iyi analiz etmek gerekir.

 

Bu eserleri, Andre Gide’in ‘sanat baskıdan doÄŸar’ sözü ışığında deÄŸerlendirmek doÄŸru olur. Bütün klasik Rus edebiyatında olduÄŸu gibi yasak ve sansürden/hürriyetsizlikten ötürü ortaya çıkan dolaylı ve sembolik söyleme mecburiyeti, beraberinde edebiyat ustalığını ve bir sanat-yoÄŸun üslubu getiriyor.

 

Yeri gelmiÅŸken belirtmek gerekir ki, yasakların kalkması, hürriyetlerin zoraki de olsa verilmesinin ardından o coÄŸrafyanın edebî ürünlerinde ‘düşüş’ belirtileri baÅŸlamıştır. Bu da, yine Gide’nin ikinci cümlesiyle alâkalı: ‘Sanat hürriyet içinde ölür!’

 

SEMBOLLERİN DİLİ
Cengiz Aytmatov, bütün usta yazarlar gibi düz cümlelerle değil, sosyal ve ironik çağrışımları olan cümlelerle konuşuyor. Adeta insanın ve yaşadığı atmosferin röntgenini çekiyor. Bu güçlü ve özgün üslubuyla tabiata ve hayvanlara bile bir insan karakteri yüklüyor, onları kişileştiriyor. Bu yönü ile de, edebiyat dünyasında eşsiz ve tektir.

 

Cengiz Aytmatov yüzyılın tartışmasız en güçlü yazarıdır. En güçlülerden biri deÄŸil, biriciÄŸi. Tek olanıdır. Öyle ki, dünya edebiyatının devi diye nitelendirilen Dostoyevski bile, eÄŸer yaşıyor olsaydı, Aytmatov’un insanı derinden sarsan büyüleyici üslubu karşısında hasedinden ölürdü.

 

Özellikle, ‘Gün Uzar Yüzyıl Olur’ ya da özgün adı ile ‘Asra Bedel Gün’, romanın 20. Yüzyıldaki tartışmasız zirvesidir. Bu hüküm asla sübjektif ve hissi deÄŸildir. Romanı, edebiyatın evrensel kriterleri ile titiz bir ÅŸekilde kıyaslayarak söylüyorum bunu. Yani yazarımızı, tipleme, somutun olduÄŸu kadar, soyutun da ince duyarlıklarla tasvir ve tahlilini yapma gücü, saÄŸlam ve sarsılmaz karakterler oluÅŸturma becerisi, etkileyici, ÅŸiirsel üslup üstünlüğü; insan denen meçhulü entellektüel mercek altında irdeleme kudreti, sosyal ve psikolojik ruh çözümlemeleri maharetiyle, âdil bir ÅŸekilde deÄŸerlendirerek bu hükme varıyorum.

 

MANKURTİZM KAVRAMI
Cengiz Aytmatov’un, bir Kırgız efsanesinden esinlenerek dünya edebiyat literatürüne kazandırdığı ‘mankurt’ ve ‘mankurtizm’ kavramı bütün dillerde aynen kullanılmaktadır.

 

Sistemin baskısı ya da insanın kendi özüne yabancılaÅŸması neticesinde ÅŸahsiyetini ve sosyal/kültürel hafızasını kaybetmesini; zihnî yönden köleleÅŸmesini çarpıcı bir ÅŸekilde izah eden mankurtizm, Beyaz Gemi’de, Gün Uzar Yüzyıl Olur’da, Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta, DiÅŸi Kurdun Rüyaları’nda ve diÄŸer romanlarda da kullanılır. Şüphesiz bu kavramı doÄŸuran, o coÄŸrafyanın sert ve acımasız sosyal yapısıdır.

 

Efsane ve mitik unsurlara da romanlarında sıkça yer veren Cengiz Aytmatov, son romanı ‘Kassandra Damgası’nda bir Yunan efsanesinden yola çıkarak, dizginsiz teknoloji ile azgın genetik mühendisliÄŸine ağır eleÅŸtiriler yöneltiyor. Uzayda insan embriyonu üzerinde araÅŸtırmalar yapan bir bilim adamı aracılığıyla, kötülükler yüzyılını yergili bir dille tahlil ediyor.

 

Söz konusu efsaneye göre, bazı embriyonlar (minicik insan taslakları-cenin) yeryüzündeki kötülükleri önceden sezerek, doğmak, bu felaketler dünyasında yaşamak istemiyor. Bunun belirtisi olarak annenin alnında bir ter taneciği oluşuyor. Buna da Kassandra Damgası deniyor. Aytmatov böylece etik kaygılar taşıyan evrensel bir eleştiriyi dünyanın ve insanlığın gündemine getiriyor.

 

Eserin kahramanı vasıtasıyla şu tespitleri yapıyor Aytmatov:
‘Yeryüzünde silah durmadan artıyor. Her yerde herkes silahlanmak istiyor. Hamile kadınların yüzündeki Kassandra Damgası, yeryüzünde doÄŸan her kiÅŸi için en az yüz tane dom dom kurÅŸunu üretildiÄŸinin, ÅŸimdiden onların kaderine ölmek ve öldürmek yazıldığının iÅŸareti deÄŸil mi? Ana rahmindeki Kassandra embriyonları da sessizce bunu haykırmıyor mu?’

 

Böylece yeni yüzyılın, yeni bin yılın en korkunç yönünü oluÅŸturan ‘genetik tehlikeye’ dikkat çekiliyor. İnsanın, fizik çevresi ve metafiziÄŸi ile hiç bu kadar ÅŸiddete maruz kalmadığı vurgulanıyor. KurtuluÅŸ için çıkış yolları öneriliyor.

 

Aytmatov’un bütün bu özgün ve üstün yönlerini vurgulamakla birlikte, gerek ona, gerekse meslektaşı Takavi Aktanov’a (Aytmatov’un romanlarıyla benzerlikler taşıyan ‘Boran’ın yazarı) yöneltilen bir eleÅŸtiri var. O da, merkezî hükümetin yazarlar için biçtiÄŸi, ‘görünüşte milliyetçi, muhtevada sosyalist’ gömleÄŸini giymiÅŸ olmalarıdır.

 

UYANIŞ VE DİRİLME
Ancak Aytmatov’un yakın arkadaşı Prof. Dr. Tevfik İsmail’in de belirttiÄŸi gibi, Aytmatov’u dünya çapında şöhret yapan faktörlerin başında, kitaplarını çok büyük bir coÄŸrafyada konuÅŸulan ve dönemin edebî mahfillerinde etki uyandıran Rusça ile yazmış olmasıdır. EÄŸer romanlarını Kırgız Türkçesi ile yazsaydı, bugünkü Aytmatov olmaya bilirdi.

 

Bir yanı ile sisteme eklemliymiÅŸ gibi görünse de, Aytmatov’un hemen bütün romanlarında kimlik arayışının/köklerle yeniden buluÅŸmanın, satır aralarına gizlenmiÅŸ edebî, estetik çığlığını duymak mümkündür.

 

Olanı anlatır Aytmatov. Cemiyete tutulan ayna gibi gerçeği yansıtır. Mankurtlaştırmaya karşı çıktığı kadar, kendiliğinden/gönüllü olarak mankurtlaşmaya (güdülmeye müsait mizaca, pasifliğe) de karşı çıkar. Dirilmeye, uyanmaya, aktif olmaya çağırır insanı. Töresine, örfüne, geleneğine ve geleceğine sahip çıkmasını ister.

 

Yazar, kendi eserinden beyazperdeye aktarılan ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminde baÅŸrol oyuncusunun ulu daÄŸlara karşı öyle bir ‘Asyaaaa!’ diye höykürmesi var ki. Bu çığlık bütün o coÄŸrafyanın/o yaslı diyarın yüreÄŸinden; yüzyıllık, bin yıllık yaÅŸantısından fışkıran bir sestir. Åžark’ı sarsan bu sayha, filmin Asya isimli kadın oyuncusu vasıtasıyla, bütün bir ‘Asya’ya/Avrasya’ya sesleniÅŸtir. Uyanma ve dirilme çaÄŸrısıdır. Bir aÅŸkın yoÄŸun lirizmi içinde, koca bir kıtayı özdeÅŸleÅŸtirmek, ancak Aytmatov’a yakışan bir ustalıktır.

 

Aytmatov, aslında ‘Gün Uzar Yüzyıl Olur’a ait bir bölüm iken, yasak olduÄŸu için kullanılamayan ve daha sonra ‘Cengiz Han’ a Küsen Bulut’ ismi ile yayınlanan kitabında hürriyetsiz ve kuÅŸatılmış insan trajedilerinin en bâkir fotoÄŸrafını çizer. İstasyondan bir tren geçimi sürede, eÅŸini ve çocuÄŸunu görebilmeyi çılgınca arzulayan adamın destanlık hikayesidir bu. Bir Aytmatov klasiÄŸi…

 

Özetlersek, kitapları bütün dünyada hayranlık duyularak okunan Cengiz Aytmatov, lirik, mitolojik ve kozmik unsurlar taşıyan seçkin, çarpıcı eserleriyle olaÄŸanüstü bir yazar, bir fikir adamı ve çaÄŸdaÅŸ bir bilgedir. Fikir ve edebiyat dünyasının, önünde saygıyla eÄŸileceÄŸi bir yazar. Yüzyılın tartışmasız en güçlü yazarı…

 

| » Biyografiler – Kim Kimdir Sayfasına Dön! « [1] |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiÅŸtir…

Biyografi [1], Biyografiler [1], Yaşam Öyküleri [1], Kim Kimdir? [1], Biyografi [2]


2 yorum var. ( | Kapat)

2 yorum var. To "Cengiz Aytmatov – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)"

#1. Yorum: meltem yıldız | 30 Mart 2008 - 09:24

Ya ben bu kitabı yıllık ödevim olarak aldım çok güzel bir kitap iyiki ibrahim hocam bu ödevi vermiş onu 9 m sınıfı olarak çok seviyoruz ama bu sene gidecekmiş keşke gitmese

#2. Yorum: büşra | 08 Nisan 2011 - 20:02

Ya sanat anlayışı yokmu?


Yazının kaynağı: Bilgicik.Com - http://www.bilgicik.com

Yazının bağlantısı: http://www.bilgicik.com/yazi/cengiz-aytmatov-biyografi-hayati-kim-kimdir/

URLs in this post:

[1] » Biyografiler – Kim Kimdir Sayfasına Dön! «: http://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/

[2] Biyografi: http://www.bilgicik.com/tag/Biyografi/

© 2010 - Bilgicik.Com | Tüm hakları saklıdır.