Ana Sayfa » İstiklal Marşı » İstiklal Marşının Açıklaması – (İstiklal Marşı)
50


İstiklal Marşının Kabulü
(İstiklal Marşı)

Kahraman Ordumuza…

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.


İstiklal Marşı’nın yazıldığı dönemde Türk ordusu düşmanla savaş hâlindedir. Bu yüzden ordu ve millete cesaret vermek isteyen şair, şiirine ‘Korkma” kelimesiyle başlar. Bu, bir sesleniştir. Şair, Türk milletine sesleniyor.

 

İki türlü korku vardır: Adi korku ve asil korku. İlk korkuda ödleklik anlamı vardır. Ancak, korkmak her zaman ödü patlamak anlamında değildir. Çoğu zaman da asil bir duygudur, insanî bir endişedir. İnsanların kaybetmeyi göze alamayacakları değerleri vardır. Mesela, milletin başına bir şey gelir diye korkmak, istiklalin kaybedileceğinden endişe etmek, asil bir korkunun ifadesidir.

 

Şairin ‘Korkma” diye seslenmesi, asil bir endişenin, kaygının ifadesidir. Milletimiz istiklalini kaybetme korkusu içindedir. Şair, milletin endişe etmemesi gerektiğini; çünkü istiklalin kaybedilmeyeceğini söylüyor.

 

Birinci dizedeki şafak, güneş battıktan sonraki alaca karanlık zamanı anlatır. Şafağın bir anlamı da güneş doğmadan önceki alaca karanlıktır. İstiklal Marşı, sembolik olarak, iki şafak arasını anlatır. Akşamın şafağı Millî Mücadele’nin başlangıcı, sabahın şafağı ise bitişidir. Akşamın şafağından korkulur; çünkü arkasında karanlık bir gece vardır. Ancak, her gecenin bir sabahı olduğuna göre, içinde bulunulan karanlığın uzun süreceğini sanarak korkuya kapılmamalıdır. Biraz sonra şafak sökecek ve karanlık son bulacaktır. Bu benzetme şairin, Türk milletinin, bağımsızlığına çok kısa sürede kavuşacağı hakkındaki kesin inancını ortaya koyar.

Birinci dizede yüzmek, dalgalanmak manasındadır. Şafağın rengi kırmızıdır. Al sancak ise Türk milletinin sembolüdür. Türk bayrağının al rengi şairde bir alev izlenimi uyandırmıştır. Bu alev ‘sönmez’. Zira onun çıktığı kaynak, her Türk ailesinin evinde yanan ocaktır.

 

Ocak, ateşin yandığı yerdir; sonradan ev anlamını kazanmıştır. Ocakta ateşin yanıyor olması canlılığa işarettir. Yurdun üstünde tüten en son ocak kaldıkça, bu bayrağın alevi bu şafaklarda dalgalanacaktır; milletimiz istiklalini kaybetmeyecektir. Yeter ki o ocak tütmeye devam etsin. Şair bu benzetmeyle ‘bayrak’ ile ‘millet’ arasındaki bağlantıyı ifade ediyor. İkinci dize, aynı zamanda, ‘Son fert olarak kalsan bile bayrağı indirtmemek için, istiklali kaybetmemek için mücadele edeceksin.’ demektir.

 

Üçüncü dizede şair bayrağımızdaki yıldız ile gökteki yıldızı birleştirir. Gökteki yıldıza kimsenin eli dokunamayacağı gibi, ‘Türk milletinin yıldızı’ olan bayrağa da kimse el süremez. Ayrıca; yıldız, beyazdır ve gece parlar. Millî Mücadele gece ise bayrağımızın yıldızı o gecede parlayacaktır. Yıldızın parlaması bir ışıktır. Işık, karanlıkta ümidi ifade eder.

Yıldız kelimesi aynı zamanda kader, talih manalarına da gelir. Bayrak milletin kaderini, talihini temsil eder. O parlıyorsa, millet de aydınlık günlerini yaşamaktadır. Onun sonu, milletin sonudur. Şair üçüncü dizeyle Türk milletinin ve istiklalimizin sembolü bayrağımızın kesin olarak sonsuza kadar yaşayacağını ve dalgalanacağını belirtir. Bundan zerre kadar şüphesi yoktur. Şairin bu hayallerle belirtmek istediği Türk milletinin ölmezliği fikridir. O, ordu ve millete ‘Korkma” derken böyle bir inanca dayanır. Millî Mücadele’nin zafere ulaşması işte bu sarsılmaz imanın sonucudur.

 

Dördüncü dizede muhteşem bir bencillik ve sahiplenme duygusu vardır. Buradaki bencillik gereklidir. Çünkü, bencilce muhafaza etmek zorunda olduğumuz değerlerimiz vardır. Bayrağımızı ve istiklalimizi işte böyle bir bencillikle muhafaza etmeliyiz.

Çatma kurban olayım çehreni, ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin, istiklâl!


Şair hilale, yani Türk bayrağına hitap ediyor. Edebiyatımızda sevgilinin kaşı hilale benzetilir. Bayrak nazlı bir sevgili gibi kabul ediliyor. Bayrak sevgilinin yüzüdür, hilal ise kaşı. Bayrak, bütün bir milletin sevgilisidir. Çehre, yüz demektir ve kullanımı yerindedir. Çünkü, yaratılmışlar içinde ruh hâli çehresine yansıyan tek varlık insandır.

 

Sevgilinin kaşlarını çatışı nasıl âşığı elemlere sürüklerse istiklalin tehlikede olması da milleti elemlere sürükler. Çehresi çatık olan aslında millettir. Milletin çehresi istiklal tehlikede olduğu için çatıktır. Şair, milletin istiklalini kaybetmemesi için canını vereceğini söylüyor.

 

İkinci dizede şair, ırkının kahraman olduğunu belirterek milletiyle ve milliyetiyle övünüyor. Vatanın timsali olan sevgiliye (hilale) gülmesi için yalvarır. Bayrağın kahraman ırkımıza gülmesi demek, istiklalin kaybedilmemesi demektir. Bayrak gülmediği, yani tehlikede olduğu için şiddet ve celâl vardır. Bayrak kahraman Türk ırkına gülmediği takdirde, bu millet onun uğruna döktüğü kanları kendisine helâl etmeyecektir; çünkü bayrak, rengini bu al kanlardan almıştır. Dolayısıyla Türk milletine borçludur.

 

Son dizede ‘Hak’ kelimesi iki manada kullanılmıştır. Birinci manaya göre Hak, Tanrı manasına gelir. Müslüman olan Türkler ona taparlar. Hak kelimesinin diğer manası adaletle ilgilidir. Hak aynı zamanda yapılan bir iş, fedakârlık veya durum karşılığı alınması gereken paydır. Şair bu beyitte istiklal kavramı ile Hak (Tanrı ve adalet) kavramı arasında münasebet kurmaktadır. Milletler yüksek kıymetlere inandıkları ve bağlı bulundukları takdirde istiklale hak kazanırlar. Hakk’a tapan bu millet istiklali hak etmiştir.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Bu kıtada ‘hürriyet’ kavramı söz konusudur. Burada şair ‘ben’ kelimesini kullanmakla beraber kastolunan Türk milletidir. Şair, burada Tür milletini konuşturmaktadır. Ezel, öncesi olmayan zamandır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamış ve hür yaşamaya alışmıştır. Ona zincir vurulamaz.

 

Zincir vurmak, esir etmek manasındadır. Bizi esir etmek isteyenler çılgın olarak nitelendiriliyor. Ayrıca, Batılılar Kuva-yı Milliyeciler için ‘çılgın’ kelimesini kullanıyorlar. Çünkü, istiklal mücadelemizin başarıya ulaşmasını mümkün görmüyorlar. Şair, asıl çılgının onlar olduğunu demeye getiriyor. Asıl onlar olmayacak işe giriştikleri için, ezelden beri hür yaşamış Türk milletine zincir vurmak istedikleri için çılgındırlar.

 

Üçüncü dizede Millî Mücadele bir sele benzetiliyor. Fizik kurallarına göre suyu sıkıştırmak ve esir etmek mümkün değildir. Sıkıştırılamadığı için bent yapılır. O durumda da su, bendi ya yıkar ya da üstünden aşar. Bent esaret anlamına; kükremiş sel gibi olmak da esareti kabul etmemek anlamına gelir.

 

Ezelden beri hür yaşamış Türk milleti, esir edilmek istendiği takdirde kükremiş sel gibi, bendini çiğneyerek aşacaktır. Dağları yırtacak, okyanuslara sığmayarak taşacaktır. Hürriyetin başlıca özelliği sınır tanımamaktır. Hür yaşamak Türk milletinin karakteristik bir özelliğidir.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma, nasıl böyle bir îmânı boğar,
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu kıtada savaşan iki taraf, Türk milleti ile Batı dünyası karşılaştırılmaktadır. Garp (Batı) çelik zırhlarını kuşanmış, silahlarına güvenerek Türkiye’ye saldırmıştır. Düşmanın bu maddî üstünlüğüne karşın Türk‘ün sarsılmayan imanı vardır. İman, insanın taşıdığı manevi inançların bütünüdür. Batı’nın çelik zırhlı duvarları varsa Mehmetçiğin de iman dolu göğsü vardır. İnsanı üstün kılan maddî güç değil, imanıdır. Ordular ne kadar gelişmiş savaş aletleriyle donatılmış olurlarsa olsunlar eğer güçlü bir imana sahip değillerse başarılı olmaları mümkün değildir.

 

Serhat, sınır boyu demektir. Sınırları askerler korur. İman dolu göğüsleriyle askerlerimiz çelik zırhlı duvarların karşısında duruyorlar.

 

Canavar, can alıcı mahlûktur. Tek dişi kalmış canavarlar daha vahşîdir. İhtiyarlığı sembolize eder.

 

Dördüncü dizede medeniyet, canavara benzetilmiştir. Saldırgan medeniyet, can çekişmekte olan ve can havliyle son saldırışlarını yapan, tek dişi kalmış bir canavarı andırır. Tek dişi kalmış demesinin sebebi, dehşet verici gözükmesine rağmen eski gücünü kaybetmiş ve ölmek üzere olmasından kaynaklanır. Burada bütün vahşîliğine rağmen, kendisini medenî diye tanıtan Batı dünyasıyla bir alay da vardır.

 

Şair medeniyete karşı değildir. O, medeniyet adı altında yapılan vahşete ve zulme karşıdır. Anadolu’yu işgal edenler, işgallerini haklı gösterebilmek için Batı Anadolu’da barbar Türkler olduğunu ve onları medenîleştirmek için geldiklerini söylüyorlar. İşte şair bu tür medeniyetin düşmanıdır.

 

Üçüncü dizede ‘Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, bırak, varsın ulusun, onda artık korkulacak bir taraf kalmamıştır.’ deniyor. Burada millete ümit ve cesaret aşılanmaktadır. Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın, ne kadar ulursa ulusun, sonunun geldiği; bu canavarın Mehmetçiğin göğsündeki imanı boğmaya gücünün yetmeyeceği söyleniyor. Bu nedenle -yine ‘korkma’ kelimesiyle- o canavarın ulumasından endişe edilmemesi gerektiği belirtiliyor.

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın;
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın;
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.


Şairin ‘arkadaş’ diye hitap ettiği düşmanla savaşan askerimizdir. Türk yurdunu işgal hareketi hayâsız bir akın, işgale gelenler ise alçak olarak nitelendiriliyor. Şair, Türk askerinden yurdumuza alçakları uğratmamasını, bu hayâsız akını, göğsünü siper ederek durdurmasını istiyor; çünkü alçakları durdurmanın tek yolu, Mehmetçiğin iman dolu göğsünü siper etmesidir.

 

Son iki dizede imanın karşılığı olan ‘zafer’ müjdelenir. Allah, kitabında inananlara zafer vadetmiştir. Zaferin yakınlığı inananların gayretine ve kahramanlığına bağlıdır. Şair geleceğe büyük bir inançla bakarak zaferin çok yakın olduğunu belirtiyor.


Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı!
Sen şehîd oğlusun, incitme yazıktır atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

 

Bu kıtada ‘vatan‘ söz konusu ediliyor. Dış görünüşü bakımından vatan bir toprak parçasıdır. Fakat bu toprak parçası, milletin tarih ve hayatına sımsıkı bağlıdır. Onu kutsal kılan maddî yönü değil, millet ve tarih ile olan münasebetidir. Bu vatan, binlerce şehit tarafından kazanılmış ve korunmuştur. Bundan dolayı, ona bakarken toprağı değil, onda gömülü olan şehitleri görmelidir.

 

Toprağın altında kefensiz yatanlar, şehitlerdir. Şehitler kefensiz gömülürler. Toprağı vatan yapan, şehitlerin kanıdır. Vatan toprağının her karışında şehitlerimiz yatmaktadır.

 

Şair, cennet vatanımızın dünyalara değişilemeyeceğini söylüyor. Eğer her karışında binlerce şehidin yattığı bu topraklar üzerinde düşman gezerse o zaman atalarımız incinecektir. ‘Şehit oğlu’ sözüyle vatan uğrunda canlar veren bir ecdada sahip olduğumuz anlatılmak isteniyor. Uğrunda canlar verilen vatanımıza sahip çıkmak ve onu muhafaza etmek, şehitlerin (atalarımızın) hatırasına olan saygının gereğidir.

 

Cennet, inanan insanların gideceği yerdir. Her Müslüman cennete gitmek ister. Dünya, cennete değişilmez. Vatan, cennete benzetilmiştir. Bu nedenle değişilmezdir.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ,
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Bu kıtada da ‘vatan‘ söz konusu edilmiştir. Bu cennet vatanın uğruna feda olmayacak kimsenin olmadığı söyleniyor. İnancımıza göre şehitler cennete giderler. Bağrında bu kadar çok şehit barındıran toprağın cennetten farkı yoktur. Çünkü, toprak sıkılsa şehitler fışkıracak kadar şehit verilmiştir.

 

Vatanını seven bir insan için en büyük yoksulluk, vatandan uzak kalmaktır. Şair, vatanın candan ve sevgiliden daha üstün bir değer taşıdığına inanıyor. Allah‘tan tek istediği vatanından ayrı düşmemektir. Bunun için canını, cananını kaybetmeyi göze alıyor. Her şeyini kaybetse bile vatan toprağında yatmak onun için yetecektir. İnsan, böyle bir inanca sahip olmazsa vatanı için ölümü göze alamaz.


Rûhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli ‘
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.


Şair ve vatanları uğrunda çarpışarak hayatlarını veren Mehmetçiklerin, hatta Millî Mücadele’ye katılanların dilekleri, kendileri öldükten sonra da aynıdır. Şairin bir Müslüman olarak Allah‘tan tek isteği, mabedine yabancı elinin değmemesi ve dinin temeli olan kıymetlere şahadet eden ezanların yurdun üzerinde ebedî olarak işitilmesidir. Yani, vatanımızın sonsuza kadar hür olmasını istiyor. Mabet, ibadet edilen yer demektir.

 

Üçüncü dizedeki ‘şehadet’ kelimesi şahitlik manasına geldiği gibi ezanda geçen ‘Eşhedü en lâ ilâhe illAllah‘, ‘Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah’ cümlelerine karşılı gelir. Bunlardan birincisi ‘Şüphesiz bilirim, bildiririm Allah‘tan başka tapacak yoktur.’, ikincisi ‘Şüphesiz bilirim, bildiririm Muhammed Allah‘ın elçisidir.’ manalarına gelir. Bir kimsenin Müslüman olabilmesi için kelime-i şehadet denilen bu cümleleri tekrarlaması ve bunlara inanması lazımdır. Müslüman ülkelerde günde beş vakit okunan ezan ile İslamiyet’in temelini oluşturan bu cümleler tekrarlanır.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa – taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Şair, önceki kıtada ruhunun Allah‘tan tek isteğinin mabedine yabancı elinin değmemesi ve şehadetleri dinin temeli olan ezanların yurdumuzun üstünde sonsuza kadar işitilmesi olduğunu söylemişti. Bu kıtada ise emeli gerçekleştiği takdirde ne kadar sevineceğini anlatıyor. Şair -önceki kıtada olduğu gibi- burada da şehitler adına konuşuyor.

 

Emeline kavuştuğu takdirde şehidin eğer varsa mezar taşı coşkuyla Cenab-ı Hakk’a bin secde edecektir. Yaralarından kanlı yaşlar aka aka, her şeyden soyunmuş bir ruh gibi naaşı yerden fışkıracaktır. Ve o zaman başı yükselerek belki de arşa değecektir. Arş, göğün en yukarısıdır. Tüm bunlar emele ulaşmanın sevinciyle olacaktır.

 

Şair dokuz kıta boyunca, inancını bir an olsun kaybetmeden, bir an bile ümitsizliğe düşmeden, derece derece zaferi yakalar. Artık bayrak ve millet istiklale kavuşmuştur.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl!
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl.
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Bu kıtada artık istiklal kazanılmış olarak düşünülüyor. Birinci kıtadaki ‘şafak’ kelimesi, güneş battıktan sonraki alaca karanlığı ifade ediyordu. Bu kıtadaki ‘şafak’ ise güneş doğmadan önceki alaca karanlığı ifade eder. Bu vakit gündüzün, aydınlığın özetle zaferin müjdecisidir.

 

Birinci kıtadaki ‘nazlı hilal’, son kıtada ‘şanlı hilal’e dönmüştür. Yeni, aydınlık ve hür ufuklar, şanlı hilalin dalgalanışıyla süslenecektir. Bayrak artık şafaklar gibi şanlı, dalgalanacaktır. İstiklal kazanıldığı için bayrak uğruna dökülen bütün kanlar ona helaldir. Zira bundan sonra sonsuza kadar bayrağa ve Türk milletine yok olma, yere düşme, yeryüzünden silinme şeklinde bir tehlike yoktur. Türk bayrağı ezelden beri hür yaşamıştır, bundan sonra da hür yaşamak hakkıdır. Hakk’a tapan Türk milleti de istiklali hak etmiştir.

 

 

 

Dipçe: Yukarıdaki açıklama, Mehmet Kaplan ve İsa Kocakaplan‘ın ortak çalışmasının Ahmet Kavaklıyazı tarafından düzenlenmiş hâlidir.

 

|» “İstiklal Marşı” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…



İle Yorum Yap!
50 Yorum Bulunmaktadır
sevda on Nisan 11th, 2008 at 20:05

Ya yeni gördüm keşke daha önce görseydim çok uğraştım halbuki yaparken bilseydim bu siteden bakardım

DAMLA on Haziran 5th, 2008 at 19:10

Çok güzel çocuklar hem öğreniyor hem eğleniyor…

sena on Eylül 10th, 2008 at 20:21

Bence de çok güzel. Herkes bu siteyi bilmeli.

merve on Eylül 10th, 2008 at 23:05

Evet ben de daha önce görseydim keşke. Saatlerce uzun uzun yazmak zorunda kaldım ne yazık ki..

gökçe on Eylül 12th, 2008 at 19:27

Vallahi cok guzel okurken bıle duygulanıyorum.

gökçe on Eylül 12th, 2008 at 19:28

Mehmet Akif Ersoy’a helal olsun.

ayse on Eylül 13th, 2008 at 05:52

Çok güzel bir site bunları paylaşana çok teşekkür ederim…

saliha on Eylül 13th, 2008 at 19:58

Teşekkürler güzel bir yazı ama ben satırı satırına anlam istiyordum ama hiç bir yerde bulamadım.

esra on Eylül 14th, 2008 at 11:22

Süper ya herkes girsin buraya çok güzel.

şeyma on Eylül 14th, 2008 at 21:12

Ben de satırı satırına istiyordum ama hiçbir yerde yok bence de. Offff…

eda on Ekim 4th, 2008 at 18:21

Bence de çok hoş ama ödev yapacagım insan bu kadar çok yazıyı görünce yapası gelmiyor ama muhteşem açıklamaları çok güzel.

şule on Ocak 6th, 2009 at 15:38

Merhaba arkadaşlar benim ödevim bu ama yazmak istemiyorum nedense ama yazacağız mecburen… Neyse bu yazıyı yayınladığınız için tşkkrler.

GÜVEN on Ocak 15th, 2009 at 20:58

Çok güzel bir site güzel ve yararlı tebrikler…

gizem on Şubat 20th, 2009 at 09:59

Ben çok beğendim. Çok anlamlı ve güzel yazılmış. Hazırlayanların eline sağlık.

ebru on Şubat 25th, 2009 at 14:49

Bence çok güzel ama hoca bize bunu ezberleyin dedi ama nasıl ezberliyeceğimi bilmiyorum.

gülçin on Mart 3rd, 2009 at 17:17

Ay çok güzel yazdığım istiklal marşı hakkındaki şiirimde bu açıklamalardan kullanacağım. Yapanların eline koluna sağlık. :-)

seda yıldırım on Mart 3rd, 2009 at 17:21

Vay be insan duygulanıyo be nasıl yazdı acaba keşke şimdi olsaydıda sorsaydım. Hem mehmet akif amcanın hemde bu siteyi yapanların eline koluna sağlık. :-)

elif on Mart 7th, 2009 at 15:00

Bu yorumlar çok güzel çok beğendim.Teşekkür ederim ve çok işime yarayacak…

gizem on Mart 7th, 2009 at 20:50

Çok uzun ama yine de çok beğendim.

ferdi on Nisan 7th, 2009 at 18:24

Çok güzel olmş ellerinize sağlık tamda hoca ödev vermşti. Biraz buradan yazrım biraz da kendim birşeyler katarım ellerinize sağlık emeğe saygı!

hilal on Mayıs 8th, 2009 at 09:42

Merhaba.Ben bir günde 2-3kitap okuyorumrum ama sadece macera kitaplarını.Sizce bu iyi birşey mi?

Mehmet Akif YILDIZ on Mayıs 25th, 2009 at 20:36

Allah sizden razı olsun bu siteyi yazılımızdan önce bulsaydım keşke ama yinede teşekkürler bundan sonra da işime yarayacağından eminim. :-)

Sinem on Eylül 26th, 2009 at 10:43

Çok güzel ve bilgili bir site işime yaradı…

fatih on Eylül 27th, 2009 at 20:33

Bunu neden masaüstüme alamıyorum?

SELMA on Eylül 28th, 2009 at 16:33

Bence de güzel ama biraz uzun gibi bana daha kısası lazım.

furkan on Eylül 28th, 2009 at 21:46

Çok güzel olmuş arkadaşım Allah razıolsun senden. Tamda öğretmen açıklamalarını ödev vermişti. Teşekkürler. Emeğe saygı.

merve on Eylül 29th, 2009 at 14:43

Tşk ederim allah raı olsun öğretmen çok beğendi ama çok uzun bir ödev ama yine de tşk ederim alah razı olsun…

bahar on Eylül 29th, 2009 at 17:56

Çok teşekkürrler. :-)

Murat on Eylül 29th, 2009 at 19:11

Ya bana daha kısası lazım ödev var ben bittim.

Seçil on Eylül 29th, 2009 at 20:13

Öncelikle meraba ben bu siteyi çok seviyorum.Bütün arkadaşlarıma tavsiye ederim. Herkesin derslerinde başarılı olmasını dilerim.Allah’a emanet olun.

rabia on Ekim 1st, 2009 at 14:57

Ohh beeee sonunda buldumm ödevimi yuphii. Oleyy bravo güzel olmuş.

ferihan on Ekim 4th, 2009 at 20:57

Teşekkür ediyorum sizlere.Öğretmende ödev vermişti, çok işime yarayacak inşallah.

melisa on Ekim 19th, 2009 at 16:06

Çok güzel ama bana özü lazım.

canpolat on Aralık 28th, 2009 at 18:46

Neden istiklal marşının kelimelerinin yapım ve çekm hallerine ayrılmış hali yok. :(

Ali on Şubat 15th, 2010 at 19:49

Güzel ama çok uzun.

Arif on Mart 16th, 2010 at 15:17

Valla bu site benim Proje ödevimi yapmamda çok yardımcı oldu vede çok güzel site bu siteyi kuranın ellerine sağlık daha ne olsun tam bir Edebiyat sitesi. :-)

onur on Eylül 20th, 2010 at 16:49

Arkadaşlar gerçekten bu paylaşımlar için sağ olun.

hüseyin on Eylül 20th, 2010 at 16:56

Ya Hacı bu ne ya ben derslere çalışmam yanlışlıkla bu siteye girdim ama guzel olmuş kopya çekecegim zaman bakarım.

Serdar Ortaç Hayranı on Eylül 22nd, 2010 at 20:11

Siteniz bir harika! Sizi gönülden tebrik ediyorum.. Kesinlikle her Türkbu diteye girmeli.

isim verilmiyo on Kasım 8th, 2010 at 15:02

Öğretmenim de bu ödevi vermişti ama anlatcaktık 95 aldım karnem herhalde taktir gelecek.

etyu on Aralık 7th, 2010 at 22:14

Çok güzel bir site hem sınava çalıştım hemde ödevimi yaptım .Teşekkür ederim.

mehmet on Şubat 16th, 2011 at 19:29

Çok güzel de çok uzun be.

hatice on Şubat 22nd, 2011 at 23:55

Gerçekten çok güzel bir site yapmışsınız.Tebrik Ederim.

eda on Eylül 20th, 2011 at 22:46

benim daha önce baktığım siteler daha uzundu ben bu siteyi çok beğendim :)

dlr on Ekim 6th, 2011 at 12:47

bu istiklal marşının açıklaması gerçekten işime çok yaradı.

büşra on Mart 10th, 2012 at 15:27

Tebrik ederim.Gerçekten harika bir açıklama olmuş.

buse özdemir on Nisan 14th, 2013 at 13:13

çok iyi bir site ama çok uzun.olsun yine de bu sitenin sayesinde ödevimden 100 aldımmmmm

buse özdemir on Nisan 14th, 2013 at 13:17

çok güzel bir site ama çok uzun .Olsun yinede bu site sayesinde ödevimden 100 aldım

yunus ak on Eylül 18th, 2013 at 13:58

gerçekten çok güzel bir sayfa teşekürler

isimsiz on Eylül 18th, 2013 at 19:50

Yorumunuz bir – iki sözcükten oluşacak kadar kısa olmamalıdır.

Cümleler büyük harfle başlar ve nokta ile biter.

Özel adlar büyük harfle başlayarak yazılır.

Bağlaç olan “ki” ve “de” her zaman ayrı yazılır.

Eğer uzun iletiler yazılacaksa, metin paragraflara bölünür.

Yazılacak yorumun, konuyla ilgili olup olmadığı düşünülür.

İletileriniz sevgi, saygı çerçevesinde oluşturulmalıdır.

Bütün noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakmak, karışıklığı önler.

Yazı ile resim çizmeye çalışarak “BiçiMsiZ yApıLar” oluşturmak doğru değildir.

“ok, bye” gibi Türkçe olmayan sözcükler, kesinlikle iletilerde kullanılmaz.

Türk alfabesinde bulunmayan “w, q, x” gibi harflerle, Türkçe katledilmez.

“Baq, yaw, hepimis, yha, gelior, baxsana…” gibi ne olduğu belirsiz şeyler yazılmaz.

Mecbur kalmadıkça “ş, ç, ğ” gibi Türkçe karakterler “s, c, g” biçiminde yazılmaz.

“Ya da” sözcüğü “yada” biçiminde; “herkes”, “herkez” diye yazılmaz.

“Gelir misin?”, doğru bir yazılıştır, “gelirmisin” biçiminde soru eki birleşik yazılmaz.

“Gelcem, olaraktan” gibi yazılışlar yanlıştır. Bunlar “geleceğim, olarak” diye yazılmalıdır

Yazı Detayı