küçük pişmanlıkların üremesi

küçük pişmanlıkların üremesi...

küçük pişmanlıkların üremesiDemiştim, diyeceğim: Küçük pişmanlıklar, büyük pişmanlıklar doğuracak ve her zaman sancı yaratacaktır. Hangi kaldırımda yürüyeceğin, hangi bardakta su içeceğin, hangileriyle arkadaşlık kuracağın bunlar dahil her şey bir kararla başlar. Her kararın ince bir zamanı vardır, o zaman ne aşılması gerekir ne de ona geç kalınması gerekir. Ona geç kalmak büyük pişmanlıklar doğurur, erken gitmek her zaman ya hızlı yaşatır hayatı ya da hiç bir şey yaşamana izin vermeden çeker gider.

Burada yapılması gereken tek şey “zamanında” davranmaktır. Ağzından çıkan kelimeler cümleye dönüşür. Kimi insanlar söylediği cümleler yüzünden hayatı boyunca pişmanlık duyabiliyor, büyük bir üzüntü içinde vaktini öldürebiliyor. Noktaları ve virgülleri zamanında koymak, sizi her anlamda yükseltir

Virgül yüzünden işten atılan adam:



Kendisini askerliğini tamamlamış, askerlikte girişimci ruhunun da vermiş olduğu destek ile hayalinde şirketler kurmuş, hiç bir zaman batırmamış, başarılı bir Türk olarak hayal ederdi. Bunlardan gerçekleşmiş olanı sadece askerliği bitirmiş olmasıydı. İyi bir televizyon kanalında editör olarak işe başlamıştı. Her şey yolundaydı, edebiyatın hayatının büyük bir bölümünü kapsaması burada çok işine yarıyordu. Haber olan yerlere kameraman arkadaşı ile götürülüyor, haber yazıyor, ofisine gelip redaktelerini tamamlıyordu. 4 yıl o işyerinde çalıştı, artık hatırı sayılır bir konuma gelmişti. Ancak yine de editörlük mesleğine ait bir kaç iş veriliyor, o da ustaca işini yapıyordu. Bir gün, üst düzey bir yönetici odasına çağırdı, yönetici elindeki kağıdı uzatarak “Redakte mükemmel olmalı” dedi ve gülümsedi. İşyerinden ayrıldıktan sonra evine doğru yol alan hayalperest kahramanımız, gözü anlam bozukluğu olan bir cümle arayarak evin yolunu tuttu. Bir tane bulduğu için sevinmeli miydi, üzülmeli miydi karar veremedi. Virgül’ü kaldırsa, Türkçe’nin açık uçlu bir dil olmasından ötürü, başka bir anlam kazanabilirdi… En azından “bazı” insanlar, argoyu sökmüş insanlar bunun başka bir anlama gelebileceğini de belirtebilirdi. Yorgundu, aldırmadı. Argo yüzünden sorun mu çıkacak? diye söylendi. Önemsiyordu işini lakin bu argo muhabbetini yapması canını sıkmıştı. Üstelik bunu kendi ile yapması da işin tadını iyice kaçırıyordu. Zaten muhabbet edebileceği hiç kimse yoktu evinde.

Ertesi gün

Yönetici, kahramanımızı odasına çağırarak sordu. “Bitirebildin mi?” diyerek sağ eli ile faul’ünü kaşıdı. Bunu bir kaç kez yaptıktan sonra sert bir ifade ile kahramanımıza baktı, kahramanımız gülümseyerek ve biraz eğilerek ( ki bunu gerçekten istemeden yapmıştı ) kağıdı uzattı.

Ertesi gün

Tekrar çağırılan kahramanımız bu kez odada birini gördü. Gülümseyerek ( bu gülümseme hiç doğal değildi ) Merhaba dedi.

Hemen konuya giren misafir, cümledeki virgül’ün kaldırılmaması gerektiğini başka bir anlam çıkarılabileceğini belirtti. Beklenmedik bir tepki veren kahramanımız, edebiyat söyleşine giriyor gibi değildi. Elleri bağlıydı, yeni traş olmuştu, deneyimsiz bir genci andırıyordu fakat bu bakışların, cümlelerin altında kalmamalıydı. Çünkü hayatı boyunca hiç cümlelerin onu ezmesine izin vermemişti. Uzun bir süre, bazen sert ifadeler ile ayakta cümlelerini sıraladı, boş konuşmuyordu, örnekler veriyordu. Lakin yöneticisinin sert bakışını yakaladıktan sonra ve misafire eğilmiş olduğunu hissettikten sonra bir süre sustu.

Haftabaşında işe koyulduğunda işe başlamadan yöneticisi tarafından çağırıldı ve artık yollarını ayırmak istediğini, “virgül” konusundan sonra tatsızlıkların yaşanabileceği endişeni yaşıyor olduğunu, arkadaşına karşı çok hassas olduğunu belirtti. Kahramanımız yine gülümsedi, bu gülümseme çok doğal bir gülümsemeydi ve yerindeydi. Tepkisiz kalmasına şaşıran yönetici, kahramanımızın gidişini izleyebildi. Yönetici şaşırmıştı. Kahramanımız o an gerçekten “gitmek” eklemek isterim ki “hiç bir şey söylemeden” gitmek istedi. Başka ve büyük bir televizyon kanalında iş hayatına devam eden kahramanımız, nerede nokta koyması gerektiğini, nerede virgül ile devam etmesi gerektiğini artık çok iyi biliyordu. Yöneticisinin tahtını sallamış, ardından liderlik koltuğuna oturmuştu. Ülkesinin medya sektörü çoğunlukta onun elindeydi. Ama o bunlara rağmen “nokta” ve “virgül” ‘ ün yerini hiç kaçırmadı…

“İyi bilirdik” demek zorunda bile değilsin dostum. İyi mi bilirdin? Küçük pişmanlıklar her zaman büyük pişmanlıkları doğurur, küçük pişmanlıkların üstünü örtecek küçük cesaretleri kendinde bulamazsan ( ki bu ölene kadar sende olacaktır ), büyük cesaretleri hayal edecek bir yürek bile kalmaz bedeninde. Yüreğin seni terk etmiş olabilir. Buna dikkat et. Hiç bir şeye dikkat etmediğin kadar, işte buna dostum evet şaşırma. Boşluğa itildiğin veyahut bile bile, bir uyuşturucu bağımlısı gibi boşluğa düşmek istediğin zamanların hesabını tek tek soracaksın, artık vaktidir! Kimden mi? Kendinden… O “görsem” diye söylendiğin gecelere ve buğulanan gözlerine haksızlık ettiğin günlerin hesabını tek tek soracaksın kendinden. Zaman, şüphesiz değerini bilmediğimiz şeylerden biri. Parmakuçları ile gözyaşlarını sildiğin, uyuyamadığın, dağıldığın, parçalandığın o günleri hatırla. O günleri; şu kadarını söylüyorum bu kitabı şimdi fırlat ve boşa geçirdiğin zamana ağla. Sen neyi kaybettiğinin farkında mısın dostum? Bunu şu kağıdın dolması ve bir an önce kitabımın bitmesi için söylemiyorum, lanet olsun sen farkında mısın onu hissettir bana! Sanki güç hiç senin elinde değilmiş gibi davranmayı bırak artık! Güç sende olmasaydı bu dünyada olmazdın unutma.

Yaralarını, yaşayamadığın ve onda bulduklarını başka birinde bulamadığın o acı hisler dahil, tüm hisleri topla dostum, artık “yaşamak” kelimesini hakkıyla yerine getirme vaktidir. Onları senin bile göremeyeceğin, hatta yüreğinde o günlere ait acı hatıraları, özellikle mutlulukları bırakacaksın… Bırakacaksın ki, daha güzel ve daha gerçekçi gülümsemeler seni beklesin. Sırtını dönüp, öyle bir yürüyeceksin ki, varmak istediğin yere vardığında ne olup bittiğine dair bir tek soru bile sormayacaksın kendine. Yaptığın şeyin doğru olup olmadığını, bundan sonra nasıl bir hayat süreceğini hiç bir şeyi… Düşünmeyeceksin. Sana bahşedilen o güzel şeyi bir anlığına kullanmayacaksın. Burada yaşanılası şeyleri kaybettiğin anlar oldu. Sen bir hiç’e; evet bir hiçe ağladığın zamanlarda dostların dahil tüm insanlar, evet onlar tam anlamıyla bir “yaşam” sürdü… Evet belki bu düşünce ile kendini bir nebze olmuş olsun kandırabilirsin, çünkü herkesin iyi bir yaşam sürüp, kendi yaşamanın sırf bir kaç neden yüzünden tamamiyle kötü gidiyor olduğu düşüncesi, toparlanmana bir hayli yarayacaktır.

Kandır kendini lakin acıtmadan…

Burada kandırmanın anlamını ve o ince çizgiyi kavramak gerekiyor. Bunu anlamam geç oldu. Zor bir yöntemi öğrendikten sonra kolay yöntemi öğrendiğim zaman bana öğreten kişiye ettiğim siteme benzeyecekti kendimi kandırdıktan sonra kurduğum cümlelerim… İşte tüm küçük pişmanlıklar, güzel bir yazı yazdığın düşüncesine kapılmana ve sonrasında “Son cümle en etkili cümledir” akımına kapılarak güzel bir son cümle bulamamandır mesela… Vazgeçmektir…

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)