Kunoş ve Türk Dili

Kunoş ve Dili

bilginlerinden Profesör Kunoş, tüm yaşamını dilimizi ve edebiyatımızı incelemekle geçirmiştir. Türk Halk Edebiyatı eserinde, ye karşı duyduğu sevgiyi şöyle anlatır:

TÜRK DİLİ

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş; ben daha çok genç bir şehir mekteplisi iken orta halli bir amcam varmış. Bu adam, makinistlik edermiş. Yaz aylarında, taşralarda gezer, çiftliklerde harman savurtur ve makinelere bakarmış. Günlerden birgün, henüz on yedi yaşında olduğum sırada, Buğdan memleketinden yeni dönen bu amcam, bizi ziyarete geldi. Hoşbeşten sonra, kahve ve çubuk içerek gezdiği memleketlerin türlü türlü âdetlerini, söyledikleri dilleri birer birer anlatırken : “En ziyade beğendiğim insan cinsi Türk, en kolay öğrendiğim insan dili Türkçe’dir” dedi.


Meğer o vakitler, Buğdan memleketi Türk hükmü altında imiş. “Bu, dediğiniz Türk lisanı nasıldır?” diye sordum. “Hem söylenişi güzel hem öğrenmesi kolay bir dildir” cevabını aldım. Güzelliğinin ve kolaylığının neden ibaret olduğu sualine cevap olarak: “Telâffuzu bizim Macar lisanı, ahengi bizim dilimizdeki ahenk gibi olup sözlerinin çoğu da lisanımızda var.” dedi.


Sordum: “Meselâ, ne gibi?” “İşte onların kapısı, bizde kapu, onların elması, arpası, teknesi, baltası, bizde de alma, arpa, tekne, baltadır. Türk bekârı, civanı, Macarca betyar, jivan. Bıçak, Macarca’da bıçaktır, çizme, çızma, papuç, papuç, kalpak, kalpag; Türklerin devesi, delisi, haracı, katranı, bizde teve, deli, haraç, katran’dır. Onlarda kepenk, bizde köpöniyek; onlarda pide, bizde pite; onların sarması, dolması bizde de sarma, dolmadır. Koçana, levende, mahmura, ormana, keçiye, biz de koçan, levent, memur, orman, keçke deriz. Tabur, Macarca tabur. Tepsi, tepsi, tezek teözek’dir. Onlarda cep, bizde jip, ata, atıya, ana, anıya, tavuk, tiyok, aslan, aroslan, bağa, baka, boğa, boka, çadır, şador, çalı, çalıt; çarık, şarok, çok, şok, küçük, kiçi, kazan, kazan, koç, koç, dana, tino, kendir, kender, toklu, toklu, satıcı, satuç, sakal, sakal, öküz, öküz… ve bunlara benzer daha neler neler…”


Amcam iki yüzden ziyade kelime sayıp söylerken, zaten evvelden beri pek ziyade lisan meraklısı olduğumdan merakım gayet arttı. Amcam:




Oğlum, Lâtince, Rumca öğreneceğine Türkçe öğren; Türk milleti bize en yakın olduğu gibi Türk dili de bizim dilimize pek yakın bir dildir” dedi.


Amcamın bu sözleri üzerine, derin derin düşünmeye başladım. Vakitler de, masallardaki gibi tez geçer. Şehrimizin lisesini ikmal edip tam kırk altı sene evvel doğduğum yer olan şehirden Peşte Üniversitesi’ne gittim. Türk lisanının o zamanki hocası Avrupa şarkiyyununun en meşhuru bizim üstat Vamberi idi. Peşte’ye gelişimin birinci haftasında meşhur muallimin talebesi oldum ve Türkçeyi öğrenmeğe başladım. Vamberi’nin derslerine üç sene devam edip Türkçe’den başka Uygurca, Tatarca, Çağatayca’ya da çalıştım.
Günlerden bir gün, Peşte sokaklarını gezerek, lâle ve sümbül biçerek Tuna suyu içerek fesli bir tacire, Türkiye’den henüz gelmiş bir şekercinin dükkânın¬da çattım. Dükkân da minimini bir yerdi. Selâm ve kelâmdan ve zar zor Türkçe görüştükten sonra, hem şekerini yedik, hem konuşmaya başladık.


O, benim pepeli Türkçemden ne kadar hazzediyorsa, ben de onun Türkçe konuşmasından o derece lezzet alıyordum. Oh! şimdiye kadar hiç görmediğim, hiç tanımadığım lokumlar, türlü türlü ezmeler ne âlâ imiş! Âdeta şekercinin tatlı mallarının tiryakisi oldum. Bu, benim tatlı meşguliyetimden başka Türk lisanına daha ziyade heves edip onu konuşmama da yardım etti. Bir gün muallim efendiye:


Acaba Türk milletinin halk edebiyatı var mı? diye sordum. Muallim:
Bildiğime göre, pek yok! dedi. Ben:


Ya, Ahmet Vefik Paşa’nın «Atalarsözü» denilen mecmuası, ya Nasrettin Hoca’nın bütün dünyada meşhur ve bütün garp lisanlarına tercüme edilen fıkraları halk edebiyatı sayılmaz mı? diye sordum.
İşte Türklerin halk edebiyatı bu kadardır, başkasını bilmiyorum, cevabını verdi.


— Efendim, bildiğime göre dünyanın hiçbir milleti, vahşilik halinde bile olsa, putlara bile tapsa, ister

Müslüman, ister Hıristiyan olsun, halk edebiyatsız olamaz. Allah‘ın kullarının halk edebiyatı zaten halkın düşünüşüdür, dudaklarının gülüşüdür, ruhunun eğlencesidir, dertlerinin feryadıdır. Tefekkürlere kalsa, tefekkürdür, gamı varsa, gamının yarasıdır. Bahtları varsa bahtlılığının gülü, sümbülüdür, Türk halkı düşünmez mi? Köylüsünün ah ve vahı göğe çıkmaz mı? Bahçesindeki gülünün rengi kokusu yok mu? Bülbüllerinin figanı yok mu? Hâsılı Türklerin halk edebiyatı yok gibi dersiniz, inanmam. Vallahi inanmam, billahi inanmam.


KUNOŞ

İgnacz Kunoş Kimdir?


1862 yılında doğdu. Macar yazar ve . Kunoş, Türk halk bilimi üzerine yaptığı bir dizi çalışma ile tanındı. 1885 yılında ülkemizi ziyaret ederek Anadolu’yu dolaştı ve derlemeler yaptı. Derlediği yüzlerce atasözü, hikaye, masal, şarkı, türkü, bilmece ve maniyi İki cilt halinde yayınladı. Kunoş, Türk halk edebiyatımızın Batı ülkelerine tanıtılmasında öncü oldu. 1945 yılında vefat etti.


Eserleri:
Türk Halk Edebiyatı, Türk Halk şarkıları, , Adakale Masalları adlı eserleri Batı ülkelerinde basıldı. Türkçe’ye de kazandırılan bu eserlerden Türk Masalları, İki cilt halinde basıldı.

 

 

|» “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)