Ana Sayfa » Tarihi Milli Edebiyat Akımı » Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı

0


bahar yayınevi uyarı

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ EDEBİYATI
1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti, en ağır şartları kabul ederek Mondros Mütarekesini imzaladı. Bu anlaşmanın kararları gereğince topraklarımız işgal edilmeye başlandı. Artık Türk milleti, tarihinin en zor ve acılı günlerini yaşamaya başladı.Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıkmasıyla başlayan Milli Mücadelemiz, üç yıl sürdü.
Türk milletini derinden etkileyen Kurtuluş Savaşı, 30 Ağustos 1922′de kazanılan kesin zaferle sonuçlandırıldı.İşte 1919–1922 yılları arasında verilen Kurtuluş Savaşı’ na halkımızın,ordumuzun yanı sıra edebiyatçılarımız da eserleriyle katılmıştır.Milli bilinci uyandırmak amacıyla çeşitli türde eserler oluşturulmuştur. Böylece yeni bir edebiyat dönemi başlatılmıştır.Bu döneme Edebiyatı denir.
Bu dönemin özellikleri:
*Türklük bilincini uyandıracak Milli bir edebiyat oluşturmak temel amaçtır.
*Şekil ve içerik açısından Milli Edebiyat akımının bir devamı görümündedir.
*Vatan, millet, bağımsızlık, Türk kahramanlık tarihi,Atatürk bu dönem yapıtlarının başlıca konularıdır.
*Yapıtlarda, halk dili kullanılmıştır. Sade bir dil görülür.
*Şiirde heceye yönelinir. Ancak aruzla da yazılan şiirler vardır.
*Nesirde; aydın–halk faklılılaşması, yanlış batılaşma, bazı şehirlerin durumu, yapılan zulümler işlenmiştir.
*Roman olarak bu dönemin tek örneği Halide Edip Adıvarın “Ateşten Gömlek” adlı yapıtıdır.

Bu dönemin sanatçıları:
Halide Nusret Zorlutuna (1901–1984)
Dönemin modern anlayışına, moda ve yıkıcı akımlara kapılmadan milli değerleri savunmuştur. “Git Bahar” isimli şiiri onun tanınmasını sağlamıştır Milli Edebiyat hareketini destekleyen Zorlutuna, Türkçeyi ustalıkla kullanmış, sade bir dili, açık ve akıcı bir anlatımı benimsemiştir.Şiirinde insan yaşamını, acılarını anlatır. Hece vezinini kullanmıştır. Roman ve hatıra türünde eserleri de vardır.
Eserleri
Şiir: Yayla Türküsü, Yurdumun Dört Bucağı, Ellerim Bomboş.
Roman: Sisli Geceler, Beyaz Selvi, Aşk ve Zafer
Hatıra(Anı): Benim Küçük Dostlarım, Bir Devrin Romanı

Halide Edip Adıvar (1884–1964)
İstanbul’un işgali sırasında Sultan Ahmet Mitingi’nde yaptığı konuşmayla tanındı.Yazı hayatına “mader” çevirisiyle başladı.Roman, hikâye, anı türünde eserler verdi.O, daha çok romanlarıyla tanındı.Sanatının ilk yıllarında bireysel konulara yönelen Adıvar, daha sonraları toplumsal konuları işlemiştir. Seviye Talip, Handan, Kalp Ağrısı gibi romanlarında kadın ruhunun tahlillerine genişçe yer verdi. “Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Zeynonun Oğlu” gibi eserlerinde Kurtuluş Savaşı’ nın muhtelif bölümlerini, Anadolu hayatının türlü özelliklerini, işlemiştir.Sanatçı, okuyucunun ilgisini çekmek amacıyla yapıtlarına aşk ve sevda duygularını eklemiştir.Halide Edip, değişik dönemlerde sosyal içerikli toplumsal ve töresel romanlar da yazmıştır. “Tatarcık ve Sinekli Bakkal“ bu türdendir.Bu tarz yapıtlarında sosyal çevre tasvirlerine, köy hayatına yer vermiştir.Realist bir sanatçı olan Adıvar, eserlerinde ruh çözümlemelerine yer vermiştir. Ancak kısa cümleler kurar, dil ve anlatımı savruk ve özentisizdir. Süsten arınmış bir dili vardır.Yapıtlarının çoğunda kahraman, kadınlardır. Halide Edip, kültürü ve görgüsüyle Türk kadının temsilcisi olmuştur.Halide Edip, Kurtuluş Savaşı konulu ilk romanı yazmıştır.Ateşten Gömlek, isimli bu romanda İzmir’in işgalinde
eşini ve çocuğunu kaybeden Ayşe’nin İstanbul’a gelip Milli Mücadele’ye katılışı konu edilmiştir. Eser, Ayşe’ye aşık olan Peyami’nin notları biçiminde yazılmıştır.
Eserleri
Roman: Seviye Talip, Handan, Ateşten Gömlek, Kalp Ağrısı, Vurun Kahpeye, Zeyno’nun Oğlu, Sinekli Bakkal,Yol Palas Cinayeti, Tatarcık.
Öykü: Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt
Anı: Mor Salkımlı Ev, Türk’ün Ateşle İmtihanı

Ateşten Gömlek
Peyami, dış işleri mesleğini seçen bir gençtir.Bacaklarını kaybetmiştir. Hatıralarını yazacak ve başından geçenleri
bir bir kaydedecektir. Peyamİ’nin uzak akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlenmesi için İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir.Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, Peyami ile asla yan yana gelmemeye karar vermiştir.Dolayısıyla bir başkasıyla evlenir. Ayşe’nin kardeşi Cemal bir subaydır. Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan ile Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadır. O sırada hepsi İstanbul’da bulunmaktadır. Peyami’nin
annesi, o günlerin tanınmış ve sözü geçen bir kadınıdır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder.İstanbul’da durum karışıktır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi yabancı bir devletin boyunduruğu altına koymak isteyenlerle çalışmaktadırlar. Bir gün, İzmir’e Yunanlıların çıktığı haberi gelir. Ayşe’nın kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişlerdir. Ayşe, bir süre sonra İstanbul’a, Peyamilere gelir.Günün birinde, Sultan Ahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk herkes katılmıştır. Asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasında çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye adeta söz vermiştir.İşte bu büyük toplantıdan sonra İhsan ile Cemal, Anadolu’ya geçer.Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami ile Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan’a kavuşurlar. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köylüleri yola getirirler. Peyami’yi, dil bilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak Milli Müdafaa’ya verirler.Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, sessiz ve çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden çalışır. Hepsi Ayşe’nın peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vermiştir.Adeta ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir.İhsan, bir akşam Peyami’ye, Ayşe’yi ne kadar çok sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı’nda, alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir.Metristepe’de göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğini düşünmüştür. Çok kan kaybetmiştir.Hastanede yer olmadığı için İhsan’ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaşarını değiştirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir’e inecekleri günü konuşurlar.İzmir’e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe’den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya çalışır.İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.Bir süre sonra İhsan hava değişimi için Ankara’ya gönderilir.Orada, kendi isteğine aykırı olarak amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızını öperek ona veda eder. İşte kötü rastlantı burada olur; Ayşe, bu olayı görmüştür. İzmir’in kızı, o günden sonra İzmir’den başka
hiçbir şey düşünmez olur. İhsan’da yırtıcı bir savaş başlamıştır. Dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makineli ateşiyle vurulur, Peyami’nin kolları arasında hayatını kaybeder. Hemşire Ayşe de bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde, bir asker kaputu altında Ayşe’yi bulur.Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşının üstünden iri bir yara almıştır. Ayşe’nin şehit oluşu üzücüdür. Peyami, Ayşe’yi de, İhsan’ı da Gökçepınar’da yan yana gömdürür.Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınar’da yatan Ayşe’ye anlatmaktır. Çünkü, Peyami’ye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir’e ilk girecek olan insandır. Peyami’nin hatıra defteri böyle biter. Ameliyattan sonra, Çebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar.Yedek asteğmen Peyami’nin kağıtlarını incelemiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına giren kurşundan kaynaklanan hayaller olduğuna karar verirler.

Sinekli Bakkal
Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle
imamıdır. Onun kızı Emine ise babasının istemesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir.Tevfik, orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir.Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini
işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamaz ve ayrılırlar.Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, inadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından alan Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir. Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: “Selim Paşa Konağı”. Bu konak başlı başına bir alemdir. Selim Paşa’nın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmış ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostu ve Zaptiye Nazırıdır. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Konağa giren çıkan pek çoktur. Peregrini adında bir İtalyan piyanist, Vehbi Dede adında bir Mevlevi bunlar arasındadır.Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağına taşınır, Peregrini’yi de orada tanır ve Vehbi Dede’den musiki dersleri alır. Rabia biraz büyüdüğünde hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia
annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine,Rabia’ya çok kızmış, her namazdan sonra ona beddua etmeye başlamıştır.Rabia babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir.Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Tevfik, Gene de Hilmi’nin adını vermez ve sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne fiam’a sürülecektir.Tevfik yokken Rabia, Rakım amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler.Ama babası sürgüne yollandığından bir
daha Selim Paşa Konağına ayak basamaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım.Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur, ara sıra mevlitlere çağrılır. fiehzade Nihat Efendi’nin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür. Bu Kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirinin boynuna atılırlar.
Peregrini, Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda düşüncesini Vehbi Dedeye açar, onun da uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır.Vehbi Dede de,Rabia’yı kızı gibi sevmektedir.Hem imam hem de Emine öldüğü için Osman’la Rabia evi onarırlar.Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur ve bir oğlu olur.Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir.Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya gider.Zamanında Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir.Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişkisi yoktur.Vapur rıhtıma yanaşıp da sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar.Sabit Bey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’i bile ürkütüp ona saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönmesi nedeni ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu zaptiye dairesinde kendine işkence eden, göz patlatan Muzafferdir. Vehbi Dede ile Osman, Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.

Reşat Nuri Güntekin (1889–1956)
Yazı hayatına 1. Dünya Savaşı yıllarında başlamıştır. Adını “Çalıkuşu” romanıyla duyurmuştur. Bir aşk romanı gibi görünen eser, ” İdealist, toplumcu bir öğretmen olan Feride’nin aydın kişiliğinden” söz eder. Ayrıca Feride, halkımızı aydınlatmak, yurdumuzu kalkındırmak isteyen geçlerimiz için bir sembol olmuştur.Güntekin; hikaye, roman, makale, gezi, tiyatro gibi türlerde yazmıştır. Romanlarının hemen hepsi gözlem ürünüdür.Oyunlarında ise toplumsal sorunların, toplumsal yaşantıdaki değişmelerin, değer çatışmalarının ağır bastığı görülür.Gezi yazılarından oluşan Anadolu Notları’nda gerçekçi gözlemlerini anlatır.Reşat Nuri’nin bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleriyle Anadolu görülür. Milli Edebiyat akımından etkilenen sanatçı eserlerinde yanlış Batlılaşma anlayışını, batıl inançları, yurdun çeşitli yerlerindeki hayat sahnelerini işlemiştir.Realist bir sanatçı olan Reşat Nuri, ruh tahlillerinde başarı
lıdır. Eserlerinde konuşma dilini kullanmıştır.
Eserleri
Roman: Gizli El, Çalıkuşu, Damga, Dudaktan Kalbe, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Miskinler Tekkesi
Hikâye: Tanrı Misafirleri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun
Tiyatro: Balıkesir Muhasebecisi, Tanrıdağı Ziyafeti,
Gezi: Anadolu Notları
Çalıkuşu
Feride hareketli, yaramaz ve aynı zamanda da pek belli etmese bile duygusal bir kızdır. Üç yaşına kadar Musul’da yaşamış olan Feride buradaki kuraklıktan dolayı ailesi ile birlikte Kerbela’ya göçmüştür. İstanbul’a göçmeden önce altı yaşındayken annesini kaybeder.Bundan sonra Feride, teyzesinin yanına İstanbul’a gelir. İstanbul’da yeni akrabalarıyla tanışan Feride, burada da yaramazlıklarını sürdürür. Yalnız bir tek Besime teyzesinin oğlu olan Kamran’a karşı çekingenliği ve cesaretsizliği vardır. Kamran ise yaşça Feride’den büyüktür, çok uslu ve ağırbaşlı biridir. Feride dokuz yaşındayken de büyükannesini kaybetmiştir.Sonradan okulda da yaramazlıklarına devam eden Feride bu yüzden arkadaşlarından ayrı bir şekilde tek başına oturtulmuştur.Feride ile Kamran genelde birbirleriyle kavga ederler.Ama ikisinin esas ilişkisi Feride’nin yine ağacın üstündeyken bir akşam Kamran ile Neriman adında dul bir kadının konuşmalarını duymalarıyla başlar.Bu günden sonra Kamran Feride’den korkmaya başlamıştır ve ona,bu olayı kimseye anlatmaması için, düzenli aralıklarla hediyeler gönderir.Fakat bu hediyeler Feride’yi kızdırmaktadır.Bir yaz Feride Tekirdağ’a diğer bir teyzesinin yanına gider. Teyzesinin kızı Müjgan, Feride’nin çok sevdiği, ağırbaşlı ve Feride’ye ailede tek söz geçirebilen kişidir.Feride okulda, arkadaşları kendi sevgililerinden konuşurlarken o da konunun dışında kalmamak için, Kamran’ı kendi sevgilisi gibi anlatmıştır. Feride bunu Müjgan ablasına da anlatmıştır.Bir gün salıncakta sallanırken Kamran Feride’ye evlenme teklif eder ve daha sonra nişanlanırlar.Feride Müjgan ablasının önceden de tahmin ettiği gibi Kamran’ı çok sevmekte fakat nedense Kamran’a karşı çok çekingen davranmaktadır.Onunla yan yana gelmemeye özen göstermemekte ve doğru düzgün konuşmamaktadır.Kısacası Feride Kamran’dan kaçmaktadır. İstanbul’a döndükten bir süre sonra Kamran, amcasının teklifini Feride ile birlikte değerlendirir ve en sonunda memuriyetini yapmak içn amcasının yanına Avrupa’ya gitmeye karar verir. Bu memuriyet dört sene olmasına rağmen ikisi için de çabuk geçer. Fakat düğüne üç gün kala hiç beklenmedik bir olay olur. Feride bahçede dolaşırken kapının önünde siyah çarşaşı bir kadın görür ve o kadın Feride’ye Kamran’ın Avrupa’da başka bir kadını sevdiğini söyler, Kamran’ın yazdığı bir mektubu Feride’ye getirir. Bu olayı öğrenen Feride derhal evi terk eder ve kendi hayatını kurup yaşamak için Anadolu’ya gitmeye karar verir.İstanbul’dan ayrılmadan önce Feride annesinin dadısı olan Gülmisal Kalfanın evinde kalır. Yaklaşık bir buçuk aylık bir beklemeden sonra Bursa’nın merkez rüştiyesinde Coğrafya ve Resim muallimliğine tayin edilir. Fakat Feride Bursa’ya gittiğinde bir başkasının daha aynı göreve atandığını görür. Bir aylık beklemeden sonra bu görev Feride’ye çıkartılmıştır. Fakat Feride müdürün ısrarcı teklişeri ve diğer öğretmenin ağlayışları ile hazırlanan bu tuzağa, hayat tecrübesi olmadığı ve kalbinin çok temiz olması nedeniyle düşerek, görevinden istifa edip Bursa’nın yakınında Zeyniler Köyünde muallimliğe başlar.Müdürün Feride’yi kandırmak için öve öve bitiremediği Zeyniler
Köyü daha doğru dürüst yolu olmayan hatta okulu bile ahırdan bozma bir yerdir.Feride önceleri hiç sevmediği o can sıkıcı ve karlık yere alıştıkça orayı sevmeye başlamıştır.Bu köyde hemen derse başlamış ve öğrencilerle iyi ilişkiler kurmuştur.Fakat öğrencilerinin arasında Munise adında bir kız onu çok etkilemiştir.Bu kız babası ve ablasıyla kalmaktadır.Bu kızı çok sevdiği için onunla diğerlerine oranla daha fazla ilgileniyordur. Bir gün Munise bir kabahat işler ve babası onun üzerine yürüyünce evden kaçar.Karlarla bir gün boğuştuktan sonra Munise Feride’ye sığınmaya karar
verir. Feride bu olay sayesinde Bursa Darülmuallimatında çalışmaya başlar.Feride bu okulda da çok mutlu olmuş ve yine öğrencilerle çok iyi ilişkiler kurmuştur. Artık Feride çok güzel bir genç kız olmuştur. Bu güzelliği nedeniyle kendisine Bursa’da “ipekböceği” ismini takarlar. Okulla arası çok iyidir; fakat okulda çok sevdiği ve kendisine çok yakın hissetiği Şeyh Yusuf Efendi, Feride’ye aşık olmuştur. Üstelik bunu Feride’den başka herkes bilmektedir. Bir gün bu durumu bir arkadaşı Feride’ye söyleyince Feride çok utanır ve artık insan içine çıkamaz olur.Çünkü Şeyh Yusuf hastalanıp ölünce Feride’ye herkes suçluymuş gibi bakar ve Feride buna daha fazla dayanamayarak Çanakkale’ye gider.
Maarif Müdürünün emriyle Çanakkale Rüştiyesi’ne emri çıkan Feride, Munise’yi de alarak Çanakkale’ye yerleşir.Fakat güzelliği burada da herkesin dikkatini çeker ve bu sefer ona “Gülbeşeker” ismini takarlar. O çevrenin en zengin ailesinin kızlarının öğretmenliğini yapan Feride, kızın da isteğiyle konağa davet edilir. Fakat bu davetin sebebi başkadır. Konağın sahibi Nerime Hanımın amcası nın oğlu İhsan, Feride’yi beğenmiştir. Davetin esas sebebi evlenme teklifidir. Fakat Feride bu teklifi herkesi şaşırtacak şekilde reddeder. Bu olaydan kısa bir süre sonra Hafız Kurban Efendi adında evli bir adamdan daha evlenme teklifi alan Feride bu teklifi de reddeder.Tabi Feride artık sokağa çıkamaz olmuştu.Bir süre sonra da Nazmiye adında bir arkadaşının davetini iyi niyeti nedeniyle kabul eden Feride başına neler geleceğini bilmemektedir. Arkadaşı, Feride’ye nişanlısını ve nişanlısının en yakın arkadaşı olan Burhanettin adında biriyle tanıştırır. Daha sonra yemeğe indiklerinde bütün salon Burhanettin ve Gülbeşeker diye inlemektedir.Bu davet aslında Burhanettin Bey ile Feride’nin arasını yapmak için düzenlenmiştir. Bu olaydan sonra Feride artık Çanakkale’de de daha fazla kalamayacağını anlar ve okul müdiresinin birkaç yakın arkadaşı ile görüşmek için İzmir’e gider.Fakat burada işler istediği gibi gitmez. En sonunda oranın en zenginlerinden birinin kızlarına Fransızca dersi vermeyi kabul eder. Artık Feride ve Münise köşkte kalmaktadır. Fakat köşkün sahibinin oğlu Cemil Bey gece Feride’yi merdivenlerde sıkıştırır. Feride, evden ayrılmadan önce Kamran’ın önceki yaz evlendiği haberini alır.
Daha sonra Maarif İdaresine gittiği zaman Kuşadası’nda Türkçe ve resim muallimine ihtiyaç olduğunu öğrenir. Feride bu görevi kabul ettikten sonra, Anadolu yolculuğunda son durağı olan Kuşadası’na hareket eder.Kuşadası’nda okulu istediği gibi yöneten Feride burada da mutluluğu bulmuştur. Ancak Kuşadası’na gittikten bir ay sonra muharebe başlar ve okul, kumandanlığın emriyle hastaneye dönüştürülür. Feride, daha önce Zeyniler’de tanıştığı bir doktoru, Hayrullah Bey’i, burada tekrar görünce, onun ısrarı sonucu hastanede hemşirelik yapmaya başlar. Hemşireliğe başladıktan bir ay sonra Feride’nin hastası İhsan Bey olur. İhsan Bey muharebede ağır yaralanmış ve ameliyat edilmiştir. Feride hem İhsan Bey’e acıdığı için hem de Kamran’ı unutmak amacıyla,İhsan Bey’e evlenme teklifi etmiş fakat kendine acındığını anlayan İhsan Bey bu teklifi reddetmiştir.Muhabere bittikten sonra mektep tekrar kurulur ve Feride “Müdire” olur. Fakat acılar burada da Feride’yi bırakmaz ve Feride Munise’yi toprağa vermenin üzüntüsü ile tam on yedi gün boyunca kendine gelemez. Onun bu durumunu gören ve onu kızı gibi seven Hayrullah Bey, Feride’yi iyileşinceye kadar bekler ve onu yanına alır.Bu olaydan sonra Feride artık Hayrullah Bey ile birlikte kalmaya başlar.Fakat Hayrullah Bey, dedikoduların engellemek için Feride ile evlenir.Feride ise evlenmeyi kabul ederken hayatında ilk ve tek sevdiği Kamran’dan da ayrılmış oluyordu.Bu durumu anlayan Hayrullah Bey ölmeden önce son isteği olarak Feride’den İstanbul’a gitmesini ister ve Feride’ye Kamran’a iletmesi için bir mektup verir. Bu mektupta Kamran’a Feride’nin kendisini ne kadar çok sevdiğini anlatır.Ayrıca mektubun içine bu kitabı oluşturan Feride’nin günlüğünü koyar.Feride bu son istek üzerine İstanbul’a gittiğinde Kamran’ı ne kadar sevdiğini bir kez daha anlar. Kamran da evlendiği kadını kaybetmiştir. Ayrıca Kamran evlense bile yalnızca Feride’yi sevmiştir. Kamran bu günlüğü okuyunca Feride’nin de kendisini sevdiğini anlar. Bunu amcasına anlattığında amcası ve Kamran, Feride’nin haberi olmadan kadıya giderler ve nikah kıydırırlar. Böylece Feride bu kadar acıdan sonra haberi olmadan hayatta en çok istediği kişiyle evlenir ve en sonunda mutluluğu bulur.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889–1974)
Yazı hayatına Fecr–i Ati topluluğunda başlayan sanatçı, olgun yapıtlarını Cumhuriyet döneminde vermiştir.Fecr–i Ati döneminde bu topluluğun ilkelerine uyan Yakup Kadri, bireyselci bir sanat anlayışına sahiptir.Realist bir sanatçı olan Yakup Kadri, 1916′dan sonra yurt gerçeklerini ve milli duyguları, işleyen eserler yazdı. Romanlarında,Türk toplumunun yaşayışı ve sorunlarını ele almıştır.Yaban ve Ankara isimli yapıtlarında Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatır.Ankara romanında; Selma’nın savaştan korkan kocasından boşanması, Binbaşı Hakkı Bey’le evlenmesi, Cumhuriyet’in ilanından sonra da Hakkı Bey’den ayrılması, idealist bir kişi olan Neşet Bey’le evlenmesi anlatılır.
Eserleri
Roman: Kiralık Konak, Yaban, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Ankara, Panorama, Hep O fiarkı, Vatan Yolunda.
Mensur Şiir: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan.

Kiralık Konak
Babadan kalma bir servete sahip olan Naim Efendi, memurluk yapmakta ve bu serveti özenle idare etmektedir.Naim Efendi, bir ana kadar müşfik, dul bir kadın kadar titizdir.Beş yıl kadar önce karısı Nefise Hanımefendi’yi kaybetmiştir. Naim Efendi, geçmişine her yönüyle bağlı bir Osmanlı beyefendisidir. Naim Efendi’nin kızı Sakine Hanım, tembel ve iradesiz bir kadındır.Kocası Servet Bey ise; kırk beş yaşlarında, alafranga hayata düşkün bir insandır. Servet Bey Düyun-ı Umumiye Müfettişlerin dendir.Müslümanlıktan ve Türklükten nefret eder. Aldığı terbiye ve yaşadığı muhit arasındaki çelişkiden dolayı daima bir çırpınma ve isyan içerisindedir. Onun sayesinde artık Naim Efendi konağında Türkçe konuşulmaz olur.Yirmi yaşında bir öğrenci olan Servet Bey’in oğlu Cemil, eğlence hayatına çok düşkündür. Servet Bey’in kızı Seniha ise, pazartesi günleri çay partisi tertip eder. Buraya mürebbiyesi Kromaki vasıtasıyla tanıdığı Beyoğlu madam ve matmazelleri, kendi çocukluk arkadaşlarından genç kızlar, aile dostu genç kadınlar, kardeşi Cemil’in arkadaşlarından genç erkekler gelir. Bunlar arasında Faik Bey, çay günlerinin devamlı misafiridir. Avrupa’nın muhtelif şehirlerini dolaşmış olan Faik Bey, Avrupai hareketleriyle bu kadınlar tarafından beğenilen birisidir.Çay günlerinin bir diğer müdavimi Seniha’nın halasının oğlu Hakkı Celis’tir.
Yaban
Sessiz ve sakin bir yerde hayatını sürdürmek isteyen Ahmet Celal, gittiği yerde, yabancı olduğundan yaban olarak tanınmaktadır. Köydekilerle hiçbir bağlantısı olmaması na ve subay olmasına rağmen ona düşman gözüyle bakılmaktadır. Ülkenin tamamı işgal altında olmasına rağmen köylülerin bunu umursamaması, sonuçta; evlerinin kundaklanması, yiyeceklerinin yağmalanması, kadın ve kızlarına tacizde bulunulması onların akıllarını başları na getirir.Bu durumu gören Ahmet Celal sevgilisini yanına alıp kaçmaya çalışır.

Refik Halit Karay (1894–1965)
Hikâye, roman, deneme türlerinde çeşitli eserler vermiş olan Refik Halit, sade Türkçenin başarıya ulaşmasında büyük
bir rol oynamıştır.O asıl ününü siyasal eleştiri ve mizah yazılarıyla sağlamıştır.Eserlerinde Anadolu’ya yönelmiş, edebiyatımızda yeni bir ufuk açmıştır. Anadolu’daki sürgün yıllarının urünü olan “Memleket Hikâyeleri” onun tanınmış yapıtlarındandır.Refik Halit, eserlerinde sade bir dil kullanır, yöresel söyleşiylere yer verir.
Eserleri
Öykü: Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri
Roman: Sürgün, Yezid’in Kızı, Bugünün Saraylısı, Çete

Falih Rıfkı Atay (1894–1971)
Yazı hayatına Tanin gazetesinde başladı.Birinci Dünya Savaşı’nın katılmış ve yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı desteklemiştir.Onun yazı hayatında anılarının yeri ayrıdır, anılarıyla tanınmış bir yazardır.Eserlerinde sade bir dil ve kısa cümlelerle kurulmuş çarpıcı bir anlatım görülür.
Eserleri
Anı: Zeytindağı, Ateş ve Güneş, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, Çankaya
Fıkra: Eski Sanat, Bizim Akdeniz, Taymis Kıyılar, Tuna
Kıyıları, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim, Kaybolmuş Makedonya

Memduh Şevket Esendal (1883 – 1952)
Küçük hikaye türünün usta yazarlarından biridir. 1920′de Azerbaycan elçiliği görevindeyken Rus yazarı Anton Çehov’la
tanışır. Bu dönemden sonra Esendal, durum hikâleri yazmaya başlar. Hikayelerinde orta halli insanların evlilik ve aile yaşantılarını kadın erkek ilişkilerini kültür seviyelerine göre anlatır.Kadın haklarının samimi bir savuncusu olmuştur.Bu durum,Ayaşlı ve Kiracıları adlı eserinde de görülür.Esendal, hayatı olduğu gibi yansıtan, olayları nesnel bir görüşle veren, konuşur gibi içtenlikle yazan bir sanatçıdır.Eserlerindeki konular, çevre ve kişiler hep bizdendir.
Hikâyelerinde sıradan olayları ve kişileri sade bir dille anlatır.Olay kahramalarında hayata bağlılık ve umut göze
çarpar.Ayrıca hikalerinde hoşgörü, hakim duygudur.Konuşma dilini başarıyla kullandığı hikayelerde eleştiri yerine
sevgiye önem vermiştir.
Eserleri
Roman: Ayaşlı ve Kiracıları, Miras, Vassaf Bey
Öykü: Temiz Sevgiler, Otlakçı, Ev Ona Yakıştı, Mendil Altında, Veysel Çavuş, Hava Parası

bahar yayınevi uyarı


İle Yorum Yap!
Yorum Yap!

(İletinizi yazmadan önce, lütfen buraya dokunarak uyarıları okuyun!)

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Yazı Detayı
  • Yazının Bağlantısı: Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı
  • Yazının Kategorisi: Tarihi Milli Edebiyat Akımı
  • Yazar:
  • Eklenme Tarihi: 27 Şubat 2013
  • Bu yazıya yapılan yorumları RSS kaynağı ile takibe alın.
  • Bu yazıya kendi sayfanızdan geri izleme yapın.
  • Diğer kaynaklarda arayın:
  • Etiketler:, ,