Mirze Elekber Sabir

Sabir
(Yaşamı)

Türklüğün birlik ve beraberliğini isteyen; cehaletle kıyasıya alay eden, Türk milletinin çağın ilerisinde bir zihniyete kavuşmasını dileyen, büyük hiciv şairi (Mirza Ali Ekber Sabir-Mirza Ali Ekber Sabir-‘ l’ kb’ r Zeynalabdin oğlu Tahirzad’ 😉 bir Azerbaycan Türküdür. Ne acıdır ki; Sabir, Anadolu’da yetirince bilinmemektedir. Onun ince alayı, cehalete fırlattığı oklar, birliğe susamış mısraları, günümüz dünyasındaki Türklüğün her halde en fazla ihtiyacı olduğu bir zamandır.

 

Sabir, eserlerini HOPHOPNAME adlı kitapta toplamıştı. Bu eseri, 1975 yılında rahmetli Prof. Dr. A. Mecit Doğru, Türkiye Türkçesi’yle yayımladı. Rahmetli Doğru, bu eseri yayımladığında Hophopname ile ilgili olarak kendisiyle ilk röportajı TÖRE dergisi için ben yapmıştım. Bu çalışmamdan dolayı mıdır, nedir bilmem; Sabir’i hiç unutamadım. Kitabı söz gelişi değil, gerçekten yatak odamda başucumda durur. Türkiye’de ‘Sabirlik’ olaylar yaşandıkça açar okurum.

 

Haydi, Türklüğün bu unutulmaz şairini, şimdi daha yakından tanıyalım.

 

Çocukluğu…

Sabir, 1862’de Türk Kafkasya’nın Şamahı kentinde doğdu. Sekiz yaşındayken medreseye verildi. Şiire daha o yıllarda tutuldu. Nitekim sekiz yaşındaki Sabir, bakınız neler yazıyor:
“Tuttum orucu iramazanda
Galdı iki gölerim gazandı
Mollam da döyür yazı yazanda.”

 

Sabir 12 yaşına girince, tanınmış şairlerden Hacı Seyyid Azim’in açtığı yeni usül özel bir okula devam etti. Bu okulda bir iki yıl öğrenim gördükten sonra, Türkçe ve Farsça okuyup-yazmayı öğrendi. Daha fazla eğitim alamadı; çünkü, babası onun bir ticaret adamı olmasını istiyordu. Bu nedenle, okulu bırakıp babasının dükkânında çalışmaya başladı. Dükkânda babasına yardım ederken, her fırsatta kitap okuyor, bilgi dağarcığını dolduruyordu. Özellikle şiir yazmayı hiç bırakmıyordu. Sabir’deki bu okuma-yazma aşkına karşılık, babası da bir o kadar bu işlerden uzakdı. Nitekim bir gün şiir defterini alıp yırtınca, Sabir buna dayanamadı ve evden kaçtı. Horasan’a giden bir kervana katıldı. Fakat babası yetişip, geri getirdi.

 

Aradan kısa bir süre geçip de Muharrem ayı gelince, Sabir, Kerbela olayı için güzel bir mersiye yazdı. Bu mersiye Şamahı halkı tarafından çok beğenildi. Bu takdir duyguları babasını da etkiledi. Artık babası oğlunun yazmasına ses çıkarmaz oldu. Genç Sabir, üstün şiir yeteneği yanında, nüktedanlığı ve hazır cevaplılığı ile de kentin okumuşları arasında itibar sahibiydi.

 

 



 

Gençlik ve geçim derdi…

Şair Sabir, 23 yaşında Horasan’dan başlayan bir geziye çıktı. Kuşkusuz bu gezi, geçim derdinin zorladığı bir geziydi. Meşhed, Sebzevar, Türbeti Haydariyye, Türbeti Cem, Semerkant ve Buhara kentlerini dolaştı. Bu yörelerde seyyar satıcılık yaparak yaşamını sürdürmeye çalıştı. O sıralarda Horasan’da kolera salgını çıkınca, tekrar Şamahı’ya döndü. Daha sonra Kerbela’yı ziyarete gitti. Dönüşünde tekrar Horasan’a uğradı, Aşkabad ve Merv kentlerini gördü. Bu kentlere yerleşmeyi düşündü. Fakat babasının ölüm haberini alınca, tekrar Şamahı’ya döndü.

 

Şama’ya gelince bir süre sonra evlendi. Şair Sabir’in 15 yıllık evliliği sırasında sekiz kız çocuğu oldu.

 

Geçimini, kuyruk yağından sabun yaparak sağlıyordu. Bu zor bir işti. Aslında başka şansıda yoktu. Yoksulluk içinde ömür sürüyordu. Bu ekonomik durumu alabildiğince bozuk olduğu halde, şiirin kanatlarına binip doruklarda eserler yaratıyordu. Ve yarttığı eserlerin hemen hemen hepsi halkın mutluluğu ve aydınlık bir dünya içindi.

 

Şiirlerini başta Molla Nasrettin dergisi olmak üzere, Hayat, Rehber, Debistan, İrşat, Güneş, Sada, Yeni Hakikat ve Malumat gazetelerinde yayımladı. Şiirlerinde eleştirdiği ham sofuluktan dolayı cahil Şamahı halkından tepki gördü. Bunun üzerine sürekli kullandığı ‘Hophop’ mahlasını bırakıp, Din Direği, Fazıl, Ebu Nasr Şeybani gibi takma adlar kullandı. Ne yazık ki, bu gizlenmede şairi kurtarmadı; çünkü, onun uslubu ve şiir tekniği o kadar yayılmıştı ki, bir mısrağını okuyan onu yazanın kendisi olduğunu hemen fark ediyordu…

 

Halk; bilim, teknik, yeni usul eğitim isteyen Sabir’i “Kâfir” ilan etti! Bunun üzerine kasaplar kendisine kuyruk yağı satmadı. Dolayısıyla sabun üretip, satması ve geçimini sağlaması olanaksız duruma geldi. Sabunculuk mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Şamahı’dan ayrılmak isterken, bir oğlu dünyaya geldi. Sekiz kız çocuğundan sonra bir oğlunun dünyaya gelmesi Sabir’i çok mutlu etti. Şamahı’dan ayrılmayı, aslında kaçmayı aklına koymuşken, bu kentte oğlunun olması, ona bir başka cesaret verdi ve kentten ayrılmadı. Kenti terk etmedi. Öğretmen arkadaşı ile Mektebi Ümit adlı bir okul açtı. Başarılı olamadı. Bu olumsuz sonuç üzerine Bakü’ye taşındı. Orada öğretmenlik yaparak yaşamını sürdürmeye çalıştı. Fakat karaciğerinden hasta idi. Hastalığı çok uzun ve ızdıraplı geçti. Sabir o halde dahi bu durumuna sitem oku yağdırıyordu:

 

“İsterem ölmeği men, leyk kaçır benden ecel
Gör ne bedbahtam, ecelden de gerek naz çekem! ”
12 Temmuz 1911 de ölen büyük şairin mezarı, Şamahı’da Yedi Günbed mezarlığındadır.

 

Özellikle Azerbaycan Türkleri Sabir’e gereken değeri verdiler. Halen Bakü’de Sabir’in adı her anlamda yaşatılmaktadır.

 

Sabir ve şiir…

Sabir, şiiri toplumun buyruğuna vermiştir. Onun şiirlerinde toplumun dertlerini, sıkıntılarını görürsünüz. O gerçek bir toplumcudur. O kuşkusuz inanmış bir insandır; ne var ki, ham sofuların din adına yaptıklarından dertlidir. Nitekim şöyle seslenir:
“Efsus, sed efsus sene, ey gözel islam!
Kimler sene gör indi terefter olacagdır!
Baş saçlı, ayag çekmeli, mırt mırt danışanlar
Din gedri bilib mö’mini dindar alacagdır”

 

O, mezhep ayrılıklarından dolayı Türklerin birbirine düşmesini kınar ve kendi milletimizin başına engel insanlarız diye, dertlenir:

 

“Bir vegt Şah İsmayiyü Sultani Selime
Meftun olarag eyledik islamı dünime
Goydug iki teze adı bir dini gedime
Saldı bu teşeyyö, bu tesennü bizi bime
Galdıgçe bu haletle sezayi esefiz biz!
Öz gövmümüzün başına engel kelefiz biz! ”

 

Sabir’in yaşadığı dönemde Çarlık Rusyası’nın Kafkasya-Azerbaycan üzerinde etkisi büyüktür. Rus misyonerleri Türklerin özellikle cahil kalması için çaba harcamaktadırlar. Bunun için yeni açılan ve çağdaş eğitim veren okullara Türk çocuklarının girmesini gizli gizli engellemeye çalışmaktadırlar. Ne tuhaftır ki, bazı cahil Türk din adamları da ‘gâvur icadı okullar’ suçlamasıyla Türk çocuklarının bu okullarda okumasına engel olmaktadırlar. İşte burada Sabir’in o eşsiz hiciv anlayışı işler ve milletinin aydınlığa kavuşması için durmadan yazar. Özellikle “Ohutmuram, elçekin” şiirinde bu durumu güzel anlatır:

 

“Gerçi bu bedbeht özü elme heveskardır
Kesbi-kemal etmeye se’yi dehi vardır
Mence bu işler bütün şiveyi küffardır
Dine zererdir zerer, ohutmuram el çekin
Eylemeyin dengeser, ohutmuram el çekin.”

 

Sabir ve birlik…

Mirze Elekber Sabir’de çok sağlam, çok derin bir tarih ve millet şuuru vardır. O, Türk tarihinin bütünlüğünün farkındadır. Azerbaycan’ı bu bütünlük içinde değerlendirir. Türklerin ayrı ayrı adlarla, sıfatlarla parçalanmasına, birbirine düşman olmasına karşı çok hassastır. O, dilin birlik için en önemli etken olduğunu bilmektedir. Türkçe yazmayan, Türkçe konuşmayan aydınlara şiir diliyle gereken cevapları verir. Farsça’nın bir ‘aydın dili’, bir edebiyat dili olmasına meydan okuyan; bölgesindeki Ruslaştırma çalışmalarına karşı çıkan Sabir, her fırsatta Türkçe’nin büyüklüğünü dile getirir. Halkın konuştuğu Türkçe ile yazar. Halkın sözlerini, deyişlerini, ağızını şiirinde kullanır. Zaten şiir yazması halkın dertleri içindir, o halde halkın anlamadığı bir şiiri uygun görmez. Gerçi şiirlerinde yörenin etkisiyle pek çok Farsça sözcükler bulunur; ama, özellikle hicivlerinde bunlara daha az rastlanır.

 

Mirze Elekber Sabir, Türklüğün eğilmez başı, bilge kardaşıdır. O, tüm Türk dünyasının gelmiş geçmiş en büyük hiciv-taşlama şairidir. Onu, dünya durdukça unutmayacağız! Bu ulu Türk bilgesinin şiirlerinden örnek vermem gerekirse, aşağıdakileri gösterebilirim.

 

Gorhuram

Payi piyade düşerem çöllere,
Hari müğilan görürem gorhmuram.

 

Seyr edirem berrü biyabanları,
Güli biyaban görürem, gorhmuram.

 

Gah oluram behrde zövregnişin
Dalgalı tufan görürem gorhmuram.

 

Gah çıhıram sehile her yanda min
Vahşi gerran görürem gorhmuram.

 

Gah enirem saye tek ormanlara,
Yırtıcı heyvan görürem gorhmuram.

 

Üz goyuram gah neyistanlara
Bir sürü aslan görürem gorhmuram.

 

Megberelikde edirem gah mekan,
Gebrde hortan görürem gorhmuram.

 

Menzil olur gah mene viraneler,
Cin görürem, can görürem gorhmuram.

 

Harici mülkünde de hette gezib
Çok tuhaf insan görürem gorhmuram.

 

Yeyk bu gorhmazlıg ile doğrusu,
Ay dadaş, vallahi, billahi, tallahi
Harda müselman görürem gorhuram…
Bisebeb gorhmayıram, vechi var:
Neyleyim ahır, bu yoh olmuşların
Fikrini gan gan görürem, gorhuram
Gorhuram, gorhuram, gorhuram.

 

Paradır

Ademi adem eyliyen paradır,
Parasız ademin yüzü garadır.
Goy ne eslin, necabetin olsun,
Ne necibane haletin olsun,
Baş ayag eyb içinde olsan da,
Tek bu alemde dövletin olsun.
Ademi adem eyleyen paradır.
Parasiz ademin yüzü garadır.
Olmasın fehmin, eglin, idrakin
Var ne gem ta ki vardır emlakin
Ateşi lianezsuzi millet iken
Herkesin secdegahıdır hakın;
Ademi adem eyleyen paradır,
Parasız ademin yüzü garadır.
Olmayır, olmasın da insafın,
Tut ganın şişe işre esnafın,
Ta ki, var elde beş puçug guruşun
Mö’tebersen gözünde eşrafın;
Ademi adem eyleyen paradır,
Parasız ademin yüzü garadır.

 

Ürefa Marşı

İnteligentik, gezerik naz ile,
Ömr ederik neş’eyi demsaz ile,
Heftede bir dilberi tennaz ile
Hemdem olup işleri samanlarıg
Ay barakallah, ne gözel canlarıg!

 

Hoşlanmırıg bir para nadanları,
Şiveyi nisvani müselmanları,
Neylerik, Fatma, ve Kezbanları?
Annaları, Sonyaları yanlarıg
Ay barakallah ne gözel canlarıg!

 

Bir para bieglü feraset bize,
Eyleyir isnadi gebahet bize,
İsteyir etsin de nesihet bize
Bir bunu ganmır ki biz irfanlarıg
Ay barakallah ne gözel canlarıg!

 

Kimseye yoh denli ki biz işreti
Hoşlayırıg, boşlayırıg külfeti
Guşeyi gestinde olan lezzeti
Haneyi viranda haçag anlarıg?
Ay barakallah ne gözel canlarıg!

 

İnteligentik bu ki böhtan değil,
Türki danışmag bize şayan değil,
Türk dili galibi irfan değil,
Biz buna gail olan insanlarıg…
Ay barakallah ne gözel canlarıg!

 

Türk gezeti verse de egle ziya
Men onu almam elime mütlega
Çünki müselmanca gonuşmag mana
Eybdir! Öz eybimizi anlarıg!
Ay barakallah ne gözel canlarıg!

 

Yoh işimiz mecmei islam ile
Pühte nasıl söhbet eder nam ile
Çnkü klublarda serencam ile
Her gece bir metlebi ünvanlarıg
Ay barakallah, ne gözel canlarıg.

 

Türk ufkunun aydınlığı ey ulu bilge durağın uçmak olsun!

 

Mevlüt Uluğtekin Yılmaz

 

|» “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Kaynak: Azerbaycan Edebiyatı

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)