Nihal Atsız’ın Eşsiz Romanları

Yaşamım boyunca okuduğum romanlar içinde, en beğendiğim ve en çok etkilendiğim iki romanın sahibi olması ve bütün benliğimle inandığım kutlu Türkçülük ülküsünün Türkiye‘de ciddi anlamda bir temele ve savunucu kitlesine ulaşmasını sağlaması nedeniyle Nihal Atsız’a olan hayranlığımı her yerde dile getirmeye çalıştığımı, beni yakından tanıyan birçok kişi biliyordur. “En sevdiğin yazar kimdir?” diye sorduklarında, hiç düşünmeden “Nihal Atsız!” diye yanıt verince, “O kim? Adını bile duymadım.” diye yanıt verenler çıkabiliyor. Fakat ben, tarih boyunca pek az yazarın Atsız’la boy ölçüşebilecek düzeye erişebildiğini düşünüyorum. Bu karşılaştırmadaki ölçüt, elbette yalnızca romanlarındaki muhteşem anlatım ve kurgu değil. Bir yandan Türk edebiyatına ışık tutabilecek ve Türklük bilimcilere kaynak olabilecek çalışmalar yapmak; hem tarih hem de edebiyat eğitimi aldığından dünü, bugünü ve yarını “bilimsel bir tutumla” görebilmek; eşsiz romanların yanında, muhteşem şiirlere imza atmak; yaşamı boyunca çile çekmesine rağmen, ‘Türk’çe duruşundan hiçbir zaman taviz vermemek ve ömrünü adadığı kutlu yolda yılmadan savaşmak bir yazardan da öte, her yiğidin harcı olmasa gerek diye düşünüyorum.
Atsız, herkesin savunabileceği bir ülkünün yoluna baş koymadığı için, onun hakkında çoğu kişinin ön yargıları bulunmaktadır. Atsız hakkında kulaktan dolma bilgilerle yorum yapan birçok kişi, onun “faşist bir bunak” olduğunu söyleme gafletine bile düşebilmektedir. Halbuki Atsız’ın yazdıklarını okuyarak, onun ne kadar bilgili, ilkeli ve güçlü bir yazar / şair olduğu anlaşılabilir. Atsız’da, kalemini her insanı etkileyebilecek biçimde kullanabilme yeteneği vardır. Bugüne kadar Atsız’ın Bozkurtları’nı okuyup da, ondan etkilenmeyen Türk genci görmediğim için, onun roman yazarlığı konusundaki ustalığına hayran kalıyorum.
Atsız’ı 7-8 sene önce Bozkurtlar’ı okuyarak tanımıştım. Bu serinin ilk romanı olan “Bozkurtların Ölümü“nü okumaya başladığım gün, Atsız‘ın kurmuş olduğu, anlatmakta sözcüklerin yetersiz kaldığı o muhteşem dünyayı gün boyunca doyasıya yaşamış, sık sık gözyaşlarımla ıslattığım kitabı elimden düşürmeden geceye kadar kitabı okumuş ve Göktürkler‘i ruhumun derinliklerinde hissederek, uyumuştum. O gece rüyamda, Atsız’ın kurmuş olduğu dünyada yaşıyor olarak buldum kendimi. Otağımda yaşıyor, Ötüken’de soydaşlarla türlü yarışmalara katılıyor, ava gidiyor, Çin’e düzenlenen akına katılıyordum. Belli ki rüyamda, romanın özetini yaşıyordum. Kürşad’ın ordusuna katıldıktan sonra Çin sarayını bastığımız o anı anımsadığımda, hâlâ kendimden geçer gibi oluyorum. Yamtar ve Sançar’la güç bulduğumuz o anlardan sonra, Ötüken’in güzellikleri süslüyordu düşümü. Fakat sonra, romanın kurgusunda olmamasına rağmen bir gece otağımda uyurken Çinliler’in saldırısına uğruyor ve onlarla kıyasıya mücadeleye girişiyorken buldum kendimi. O sırada, yaşadıklarımın gerçekte de bir rüya olduğunu anlıyor; fakat aşağılık Çinlilere derslerini vermek için uyanmamak için kendimi kasıyor gibiydim. Henüz istediğim kadar Çinliyi haklayamamışken, birden uyandım. Ve sonra o anın hiç bitmesini istemediğim için, gözlerimi kapatarak yeniden uykuya geçmeye çalıştım; fakat nafile…
Uyandığımda ben, eski ben değildim sanki. Yaşadıklarım, beni günlerce etkiledi ve Atsız‘ın diğer kitaplarını okumaya yöneldim. Bozkurtlar’ın devamının olması gerekiyordu; çünkü Ötüken‘deki kıtlık bitmeli, tutsaklık altında yaşayan Bozkurtlar dirilmeliydi. Koca yürek Atsız, Bozkurtlar‘ın dirilişi ile beni yeniden o kutlu dünyaya çekiyorken, kendimi “ırkımın şeref taşan efsanesinde” yaşıyor buldum. Atsız‘ın tüm romanlarını okuduktan sonra, Bozkurtlar’ı yeniden okudum. Her okuyuşumda beni kendisine hayran bırakan Atsız’ın bu eşsiz romanlarını, bugüne dek 13 kere okudum. Bir şairin kaleminden çıktığı, her satırında şiir kokan ifadelerden anlaşılan o romanlar, artık benim için sıradan kitaplar olmaktan çıkmış, yaşamın ve ülkünün yol göstericisi olmuştu.
Her Türk’ün yaşamı boyunca en az bir kere okuması gerektiğini düşündüğüm o eşsiz romanlar, bugün milyonlarca Türk’ün “milli bilince” sahip olmasını sağlayan ve Türk ulusunun ne kadar güçlü ve şerefli bir tarihi olduğunu bizlere gösteren baş ucu kitaplarıdır. Özellikle Türk gençliğinin titreyip özüne dönmesi için büyük bir görev üstlenen bu kutlu romanların kısa tanıtımını sizlere sunuyor ve elinize aldıktan sonra, bırakamayacağınız Bozkurtlar’ı zaman kaybetmeden okumanızı tavsiye ediyorum.
|
BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ |
Atsız’ın yazmış olduğu romanların ilkidir ve çok ün kazanmış bir eserdir. Atsız, bu romanı yargılandığı süredeki mahkumiyetinden sonraki üç yıllık işsizlik dönemi içerisinde yazmıştır. (1946) Atsız’ın bu romanında, genel olarak Göktürkler dönemindeki Türk yaşantısı ve töresi, tarihi olaylarda canlandırılmıştır. Çin’e yapılan akınlar ve çerilik, romanın temelini oluşturmaktadır. Her tümcesinde Türklüğün yüceliğinin vurgulandığı bu roman, Çin’de tutsaklığa dayanamayıp isyan eden Kürşad’ın ve kırk çerisinin gökleri çınlatıp, acunu titreten şu dörtlüğüyle bitmektedir: Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan, |
|
BOZKURTLAR DİRİLİYOR |
“Bozkurtların Ölümü” romanının devamıdır ve 1949 yılında Atsız’ın işsizlik döneminde yazmış olduğu bir eserdir.
Kürşad ihtilalinden sonraki dönemde, Ötüken’in Türkler’e yeniden yurt oluşu ve bozkurtların dirliğe ulaşmaları Atsız’ın bu ikinci romanının temel konusudur. İlk romanda aşırı soğuklar, kıtlık ve Çin işgali nedeniyle tükenmek üzere olan Türkler’in, yeniden kağanlık kurup dirilişi, romanda şu dörtlüklerle anlatılmaktadır: Çekildi mi kılıçlar, Gözler ayda, güneşte, |
|
DELİ KURT |
“Deli Kurt” Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayezid’den sonra “Şehzadeler Kavgası” diye anılan devrin tarihi bir romanıdır. Bir bakıma göre de “Bozkurtlar”da başlayan Orta Asya’daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu’da devamıdır.
Şehzadeler arasında süren ve ayrıntıları henüz yeterince aydınlanmamış bulunan çarpışmada Yıldırım’ın oğulları yaşam ve taht mücadelesinin hem kahramanca, hem şairane hem de alçakça bir örneğini vermişler ve birbiri ardında yaşama veda ederek meydanı içlerinden birisine bırakmışlar. Bunlar arasında en talihsizi ve yaşamı en az bilineni “İsa Çelebi”dir. Deli Kurt, İsa Çelebi’nin meçhul bir oğlunun dramıdır. Bu dram daha sonraki asırlarda daha büyük bir şiddetle sürüp gidecek ve yüzlerce şehzadenin hayatına mal olacaktır. |
|
RUH ADAM |
Türk Edebiyatı’nda pek alışılmamış türde bir romandır. İlk bakışta tarihi bir roman gibi görünen bu eser, kişiyi romanda ustaca kullanılmış bir “simgecilik” örüntüsü içinde bulurlar.
Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamın amacını yalnızca askerlikte bulan bir subayın yaşamını anlatmaktadır. Doğaüstü olaylarla anlatılan bir yaşam öyküsünün, dikkatle bakıldığı zaman gerçeklerin simgelerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. “Ruh Adam”, kendi nefsiyle mücadele eden bir insanın serüvenidir. Romanın başarılı kurgusu, okuyanlarda onun bir “kurmaca” olduğunu unutturup, gerçek bir yaşam öyküsünü anlattığı izlenimini bırakmaktadır. |
Atsız’ın kitaplarını okumak için buraya, bilgisayarınıza indirmek için buraya dokunun.



















“Bozkurtların Ölümü” romanının devamıdır ve 1949 yılında Atsız’ın işsizlik döneminde yazmış olduğu bir eserdir.
“Deli Kurt” Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayezid’den sonra “Şehzadeler Kavgası” diye anılan devrin tarihi bir romanıdır. Bir bakıma göre de “Bozkurtlar”da başlayan Orta Asya’daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu’da devamıdır.

Atsız atamı bir görebilseydim ne güzel olurdu. Ona sormam gereken çok şeyler var. Onun yaşamasını çok isterdim. Tam bir dede korkut karakteri kendileri. Üstadım ruhun şad olsun. Arkadaşlar ben atsız atamızın kitaplarını nereden bulabilirim? Gebzeliyim ben burada yok bilen varsa yazsın bana.
Atsız, açtığın yolda emin adımlarla ilerleyeceğiz.Sen de Kürşad’ın safında huzur içinde dinlenirken er geç bir gün, Büyük AtaTürk’ün “Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” sözleriyle gerçekleşeceğine sonuna kadar inandığı TÜRK BİRLİĞİ’nin gerçekleştiğini göreceksin.
Selam olsun bütün Türk Ellerine.
Bütün Türkçülerin 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü yürekten kutlarım.
Alper Tunga,
Keşkelerle yaşamaktansa, varlığına yetişemediğin ATSIZ’ın yokluğunda onun ruhunu yaşayarak, sağlam adımlarla geleceğe yürümenin daha anlamlı ve yararlı olacağını düşünüyorum.
Atsız’ın kitapları, İrfan Yayınevi’nden çıkmıştır. Gebze’de Atsız’ın kitaplarını satan kitapçılar mutlaka vardır. Çevredeki kitapçılardan bu konuda bilgi alabilirsiniz. Eğer yine de bulamazsanız, sanal kitapçılardan satın alabilirsiniz. Onu da yapamazsanız, kitapları buradan okuyabilir; buradan bilgisayarınıza indirip çıktısını alabilir veya bilgisayardan okuyabilirsiniz.
Esenlikle…
Ben Türk tarihine çok önem veririm. Tarihle ilgilenmek güzel birseydir.
O eşsiz romanlarla tanıştığım günlerde yüreğimde bir kıvılcım olan TÜRK ırkına beslediğim aşk dev bir yangına dönüştü. Romanı sonradan her okuyuşumda kendimi Kür Şad’ın kırk çerisinin arasına kattım. Son satırlara geldiğimde ruhum bedenimden ayrılıp Kür Şad’ın ve kırk çerisinin ruhlarıyla birlikte Tanrı Dağı’na yükseldi. Başbuğ Kür Şad otağına girdim, yere diz vurdum. Sonuna kadar kurt başlı sancak için mücadele etmeye and içtim. Bugün Türk ırkının yürekten sevdalısı olmam Atsız’ın beni Tanrı Dağları’nda gezmeye çıkaran o muhteşem romanı sayesindedir. Dünya durdukça ay yıldızlı kızıl bayrağın koruyucusu olacağım ve kurt başlı gök sancak yüreğimin derinliklerinde hep dalgalanacak.
Gözünüz asla geride kalmasın başbuğum Kür Şad. Bizler senin emanet bıraktığın kurt başlı sancağı gönüllerimizde dalgalandırıyoruz. ATSIZ Ata, tinin kutlu; yerin Tanrı Dağları’ndaki Kür Şad otağı olsun.
TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!
Ben Atsız atanın kitaplarından okumak istiyorum ama şimdiye kadar hiç bir yerde denk gelmedim. Yardımcı olur musunuz?
Bugün bana ne oluyor bilmiyorm ama siteyi incelerken ağlamak istiyorum.
Yalnız gülmezseniz sevinirim
(ŞAŞKINIM AFFEDİN) Şunu da belirtmek istiyorum o kadar çok kişiyle karşılaşıyaruz ki sanal alemde kimseyi bu kadar ciddi görmemiştim.TEŞEKKÜRLER.
ELLERİNİZE VE YÜREĞİNİZE SAĞLIK…
Ben 14 yaşındayım. Dayım yazardır. Ben 9 yaşındayken bana kıtap fuarından almak üzere 2 kitap önermişti. 1.bozkurtların ölümü 2. Bozkurtların dirilişi bozkurtların ölümünü 1 sene de bıtırdım hatta 1.5 senede. 11 yasımdan sonra o kitabı elime almadım ancak bundan bır kac ay önce o kıtabı bır daha okuma gereğı duydum ve hıc abartısız dıyorum kıtap 5 günde bitti. Daha sonra ıkıncısı 2 günde ondan sonra Kurt Adam’ı aldım o da beş günde bitti. Aslında kitap okumayı hiç sevmem ama Hüseyin Nihal Atsız bana kitap okumayı sevdırdı. Şimdi bütün serisini okuyacağım dıye and içtim ve bu kitabı bütün arkadaslarıma tavsıye edıyorum. Hala daha ancak şuna üzülüyorum Hüseyin Nihal Atsız keşke daha fazla kitap yazssaymıs. Onun gıbı yazar/şairler çok az bulunur. Ancak Hüseyın atam tanısaydım onu anlından opmek ısterdım. Ya içimdeki duyguları size anlatamıyorum. Kürşad ve Hüseyin atalarım ruhunuz şad olsun.