Ruhbilimsel Savaş – (Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu)

Ruhbilimsel Savaş
(Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu)

En etkin savaşın ruhbilimsel savaş olduğunu hepimiz biliyoruz. Buna “ruhbilimsel” diyorum; Türkçe. “Pisikolojik savaş” demiyorum. [Tarzanca “pisi pisi” falân derseniz, kediler üstünüze atlar. Ayrıca “pisikiyatri” demiyelim; Türkçesi “ruhiyat”. Bak ne güzel: İkisine de ayrı düzgün terim. İllâ da “pisi pisi”li Tarzan terimleri kullanmakta ısrar edenlerin üstüne yalnız kediler değil, ruhiyatçılar da atlar haa… “Dedesini İngiliz huliganı zannetmiş; müşteri çıktı” diye düşünerek.]

 

Evet, bazı ülkeler, ruhbilimsel savaş taktikleri kullanılarak içinden fethedilmiştir; tek kurşun sıkmadan. İlâveten, “kültür mühendisliği”, “toplum mühendisliği” adlarını taktığım yöntemler de var. [Bunlar için Bkz. O.Sinanoğlu, “Bye-Bye Türkçe” ve “Hedef Türkiye” kitapları (OTOPSİ Yayınları, İstanbul, 2000-2002)].
Matematiksel biçime bile sokulabilecek bu yöntemler neden etkin? Çünkü insanların kafalarını, gönüllerini sömürgeleştirirsen, sonunda fabrikalarını, bankalarını, tarımını, en son da topraklarını alır götürürsün. İçerdeki özel işbirlikçiler sana yardımcı olur; geniş bir kesimin de karşı durmalarını sağlayacak melekeleri yıpratılmıştır; “gık” çıkarmayanlar çoğalır.

 

Bu yöntemler tarih boyu hep vardı; ama 20. yüzyılda iyice bilimselleştirildi. Birkaç ay önce bir dış ülkede duydum ki, orada bir “Özel Harekât ve Ruhbilimsel Savaş Evrenkenti” kurulmuş. Herkes için değil, o ülkenin bazı ordu mensupları için. Tabii evrenkent (üniversite) olunca, (“Tarzanca dershanesi”nden bahsetmiyorum; sâhici evrenkent), araştırma da ağır basar demektir. Demek ki, zaten yapılmakta olan araştırmalar daha da yoğunlaştırılıyor. Ruhbilimsel savaşın en önemli iki aracı eğitim kurumları ve (ayarlı) basın-yayın; bunlara nüfuz edip kullanmak. Önemli oyunlardan biri de sözcük/kelime oyunları.

 

 




Her sözcüğün, o dili kullananların tarihî ve kültürel birikimine bağlı bir çağrışım bulutu var. Bunu “Bye-Bye Türkçe” kitabında anlatmıştık. Hele öyle sözcükler vardır ki, o ülkedekilerde derin duygular uyandırır, onları harekete geçirir: “Vatan”, “yurt”, “millet” (ya da “ulus”), “Kuvayı milliye” gibi. Ruhbilimsel savaşta böyle sözcükler yıprandırılır, gözden düşürülür, hatta onlara sahte anlamlar yüklenir. Ülkülem (ideoloji) veya inanç ifâde eden kelimelere de bu özellikle yapılır. Türkiye’de son kırk yılda bu yöntem yoğun bir biçimde uygulanmıştır. Her ülkülemin içi boşaltılmış, onu temsil eden kuruluşlar sahtelenmiş, o ülkülemin hakikisini benimseyenler ezilmiş, maskeliler tepelerine oturtulmuştur. [Tabii bu yalnız Türkiye’de yapılmadı. Benzerleri son yetmiş yılda birçok Güney ve Orta (“Lâtin”) Amerika ülkesinde görülmüştür].

 

***** konusu yöntemde yeni sözcükler, terimler, kavramlar da türetilir. Ve bunlar ayarlı basın-yayın yoluyla altı ay gibi kısa bir sürede halkın kafasına âdetâ dağlanmış gibi yerleştiriverilir. ABD, kendi halkı üzerinde de aynı oyunu sürekli sergiler. Tek sözcüğe şartlanmış “kamuoyu” sonra da başka ülkelere ihraç edilir. Bunun dünya çapında yoğun bir örneğini 1991’den itibâren gördük. Hâl-i hazırdaki Haçlı Seferi 11 Eylül 2001’de değil, önce ruhbilimsel savaşla 1991’de başlatıldı: “Kızıl tehlike” yerine “yeşil tehlike”, “medeniyetler çatışması”, “fundamentalist”, … . Aslında 1947’de türetilen “kızıl tehlike” de aynı cinsten bir kavramdı. Bu “tehlike”nin, ABD silâh sanayii harcamalarını kamuoyuna gerekli göstermek için (ayrıca diğer ülkeleri, içinden bölerek, veya ürküterek, ABD’nin, daha doğrusu “küresel kıraliyetçi”lerin boyunduruğuna sokmak için) en azından abartıldığını 1991’den sonra ABD yetkilileri ve CIA da itiraf ettiler.

 

Ruhbilimsel savaşla içinden fethedilmiş ülkelerde ilk yapılacak iş, ilk kurtuluş harekâtı, gönülleri, zihinleri sömürgeleştirilmiş halkın gönüllerini ve zihinlerini kurtarmaktır. Böyle bir kurtuluş savaşı da önce ruhbilimsel savaş silâhlarına karşı aynı cinsten silâhlarla savaşmayı gerektirir. İşte bu yeni kurtuluş savaşı Türkiye’de başlamış bulunuyor. Düşmanın savaşında ülkenin dilini yok etmek çok önemli bir yer tuttuğuna göre, dili yok etmenin başlıca yolunun da eğitim dilini Türkçe yerine Tarzanca yapmak olduğuna göre, bizim kurtuluş savaşımız da, çok yıllar önce, Türkçe eğitim ve bilim dilinin kurtarılması şeklinde başladı. Biliyorduk ki, Türkçe konusunda ülke çapında ulusal hassasiyet yeniden canlandırılırsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının, iktisâdının, ulus-devletinin, topraklarının korunması için şart olan ulusal hassasiyet de yeniden canlanır, ve giderek artar. Nitekim öyle de oldu. Şimdi, rehâvete kapılmamak şartıyla herkes sevinmelidir: Kurtuluş için gerekli bilinç ve Atatürk ruhu canlandı ve dalga dalga ve hızla ülkemizin her köşesinde gönüllerden gönüllere yayılmaktadır.

 

|» “Oktay Sinanoğlu” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)