Sessiz Hizmet (Hüseyin Nihal ATSIZ)

Sessiz Hizmet
(
Hüseyin Nihal ATSIZ)

Demokrasiyle idare olunan memleketlerde partiler arasındaki didişme, millete yapılan hizmetleri büyük gürültü ile ilân ederek vatandaşlara anlatmak sonucunu vermektedir. Maksat oy kazanmak olduğu için her hizmet, vatandaşa, olduğundan daha büyükmüş gibi gösterilir, bunun için de hizmetlerin gürültüyle açığa vurulması gibi bir âdet doğar.

 

Bu âdet, taklit kanunu gereğince, siyasi olmayan alanlara da bulaşır; böylece ticari ilân ve reklamlardan başlayarak memleketin her iş dalında geçer akça halini alır.

Bunun pek çok örneğini her gün görmekteyiz: Yılın romanı, beklenen dergi, hâdise yaratacak piyes gibi mübalağalı reklamlar artık harcı âlem olmuştur. O kadar ki, mübalağa âdeta hayata girmiş, hakiki mübalağa için başka kelimeler aranmasına başlanmıştır.

 

Fakat bu arada bir de gürültü etmeden yapılan hizmetler vardır. Bunlar hizmetlerini ve emeklerini büyütmezler. Yaptıklarıyla övünmezler. Kendilerinin var olduğunu işaret etmekle yetinip alanını millete bırakırlar: Millet isterse beğensin, isterse ilgi göstermesin.

 

Bu türlü hizmetlerin, kendilerini çığırtkanlıkla ilân eden hizmetlerden daha faydalı olduğu muhakkak gibidir. Böyle sessiz sessiz çalışıp memleket kültürüne ve ahlâkına hizmet edenler konusunda iki örnek vereceğim:

 

1) İstanbul’da 20 yıldan beri “Türk Folklor Araştırmaları” adında aylık bir dergi çıkmaktadır. Folklorcu İhsan Hınçer’in idare ettiği bu dergi halk şairleri, halk âdetleri, evlenmeler, yemekler, bilmeceler, maniler, çocuk oyunları ve her türlü halkiyat üzerinde yayın yapmakta, Türkiye Türkleri’nin manevi-sosyal yapısını tesbit etmektedir. Yirmi yıldır çıkan bu dergiden kaç kişinin haberi vardır? Magazinleri, filim ve roman dergilerini kapışanlar, seks kitaplarına dünya kadar para verenler yanında bu sessiz, fakat ciddi dergiyi kaç kişi okumaktadır?

 

Fakat buna rağmen bugün yüz binlerce nüsha basılıp satılan dergiler ve gazeteler unutulacak, “Türk Folklar Araştırmaları Dergisi” ise yarın Türk tarihi ve sosyolojisi için hazine değerinde bir ana kaynak olacaktır. Çünkü bu dergi bugün değişmek üzere bulunan Türk toplumunun asırlar öncesinden gelen âdetlerini ve hayat görüşünü arayıp bulmakta, onları kâğıda geçirerek ebedileştirmektedir.

 

 



 

 

Folklor, ilk bakışta pek mühim değildir. Fakat aslında bir milletin iç yapısını gösteren bir ayna gibidir. Tarihçiler ve içtimaiyatçılar ondan mânâ çıkarmasını bilir.

 

İhsan Hınçer memlekete yaptığı bunca hizmete rağmen bugün tanınmamakta, fakat hizmet yerine memleketin temeline balta savuran birçok vatan düşmanı yazar ve politikacı şöhretin doruğunda bulunmaktadır. Bununla beraber bu durum geçicidir. Yarın yerler değişecektir. 21. Yüzyıl sonlarında Türkiye’nin kültür tarihi yazılırken bu gösterişsiz dergi ile onun mütevazi sahibi ve dergide emeği olan yazarlar tarihe geçecek, bugün yaygarası göklere çıkan muzahrafat ise tarihin çöp tenekesinde lâyık oldukları yeri bulacaktır.

 

2) “Şevket Rado” adı işitilmiş ve tanınmış olmakla beraber onun da hizmetleri henüz gereğince kavranmış değildir. Çünkü Şevket Rado bir parti adamı veya şöhret yolcusu değildir. Şimdiye kadar bilhassa “Hayat” mecmuasındaki yazıları ve radyodaki konuşmalarıyla tanınmıştı, bu yazı ve konuşmalar milli kültür ve ahlâk bakımından çok değerli olduğu halde bunlar da lâyık olduğu ehemmiyetle karşılanmış değildir. Daima akıl, mantık, itidal ve ahlâk çerçeveleri içinde kalan, vatandaşlık, görgü ve insanlık öğütleri veren bu yazılar ve konuşmalar tamtam müziği arasındaki bir keman melodisi gibi kaybolmuş veya pek az işitilmiştir. Anlaşılıyor ki Şevket Rado da bugünden ziyade yarına hitap etmiştir.

 

Yine onun çok mühim bir hizmeti, Başbakanla birlikte Rusya’ya yaptığı gezinin intibalarını yayınlamasıdır. Çok tarafsız bir görüşle yazılan bu eser kadar komünizme darbe vurmuş kitap pek azdır. Milli Eğitim Bakanlığı bir takım ıvır zıvır kitapları “Tebliğler Dergisi’nde tavsiye edeceğine bu kitabı liselerde sosyoloji derslerine yardımcı olarak okutsa büyük bir milli hizmet görmüş olurdu. Komünizmin iç yüzündeki maskaralık bu küçük eserde başarıyla dile getirilmiş, kızıl cennetin nasıl bir cehennem olduğu sakin bir dille anlatılmıştır.

 

Şevket Rado’nun milli kültüre son hizmeti de 17. Asırda yazılmış tarihlerimizden Subhatü’l Ahbâr’ın Viyana nüshasını tıpkı basım olarak neşretmesidir. Eserin tarihi bilgi bakımından ehemmiyeti yoksa da Viyana nüshası nefis minyatürlü bir nüsha olduğu için Türk Güzel Sanatlar Tarihi bakımından fevkalâde mühimdir,

 

Adem’le Havva’dan başlayarak bir çok efsanevi ve tarihi hükümdarların, bu arada, yüzü peçeli olmak şartı ile, Peygamber’in, dört halifenin, Türk padişahlarının nefis resimleri sıralanmakta olan ve hicri 1085 (milâdi 1675) yılına kadar gelen bu tarihteki son resim Dördüncü Avcı Sultan Mehmed’e aittir.

 

Gayet güzel bir kâğıda pek güzel bir baskı ile basılan ve aynı nefasetteki, klâsik modellere uygun bir kapak içinde çıkarılan bu eseri ve benzerlerini aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın veya Türk Tarih Kurumu gibi müesseselerin yayınlaması beklenirdi.

 

İstanbul kütüphanelerinde buna benzer pek çok sanat eserleri neşredilecekleri günü beklemektedir. Şevket Rado bir tanesini yapmakla bir çığır açmış ve Türk kültürüne büyük bîr hizmette bulunmuştur.

 

Himmetini tebrik ederiz.

Kaynak: Nihal-Atsız.Com

 

|» H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! « |

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)