"
- Bilgicik.Com - http://www.bilgicik.com -
Tepki (Nazımof)
Ne kadar alçağa dizilmişsiniz;
Bir o kadar alçak, rezilmişsiniz,
Gördüm; kızıldan da kızılmışsınız.
Memleket kimlere kaldı be, of… Of…
Sonunda itibar buldu Nazımof.
Çok mu gerekliydi; zaruri mi çok?
Yurdumuzda şair-düşünür mü yok?
Verdiğiniz karar da resmen bomb*k.
Kof çıktınız ulan! Kof çıktınız, kof…
Sonunda itibar buldu Nazımof.
Demokrat solaklar avunuyor mu?
Ayanlar; aydınlar savunuyor mu?
Milletimiz şöyle seviniyor mu:
“Yaşasın! Türk [1] oldu doğuştan Moskof”
Sayenizde değer buldu(!) Nazımof [2].
Mehmet Ertuğrul
Bu şiirim yüzünden bana kızanlarınız da olmuştur, saçma sebeplerden dolayı. Mesela şairliğini bahane edenler olacaktır hemen. Ben inanıyorum ki; Nazım’a “büyük ozan” ya da “Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük şair” gibi yakıştırmalar yapanlar, tamamen ideolojik söylevler içerisindedir. Ve 20. Yüzyıl için “şair” denilince; Nazımof’u, Necip Fazıl Üstadımızla aynı kefeye koyanlar, şiirden ve sanattan gerçekten anlamıyor demektir.
Nazımof… Aslen polonyalı, yüreği Moskova için atmış, komünizmin kölesi bir adam. Ben bu adamı size, Yavuz Bülent BAKİLER [3]‘in “Gidenlerin Ardından” adlı eserinden (250.-265. sayfalar arasında) okumanızı tavsiye ederim. Umarım merakınıza yenik düşer ve bu kitabı okuyarak gerçeklerin iç yüzünü görürsünüz.
Sağlıcakla kalın…
Yazının kaynağı: Bilgicik.Com - http://www.bilgicik.com
Yazının bağlantısı: http://www.bilgicik.com/yazi/tepki-nazimof-siir/
URLs in this post:
[1] Türk: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/
[2] Nazımof: http://www.bilgicik.com/yazi/tepki-nazimof/
[3] Yavuz Bülent BAKİLER: http://www.bilgicik.com/yazi/yavuz-bulent-bakiler/
Yazdırmak için buraya tıklayın.
© 2010 - Bilgicik.Com | Tüm hakları saklıdır.
23 yorum var. To "Tepki (Nazımof) – [Şiir]"
#1. Yorum: İbrahim Hakan Karataş | 12 Ocak 2009 - 17:26
M. Ertuğrul Bey bir şiir kaleme almış, ardından da bir tepki alacağından emin olduğu için tepkilerin önünü kesmek için “saçma sebeplerden” kendisini eleştireceklere uyarıda bulunmayı da unutmamış.
Sy. Ertuğrul, önce şunu ifade etmeliyim ki Nazım kadar olmasa da şiir yeteneğiniz olduğu ortada. Tebrik ederim. Yaşınızı bilmiyorum ama biraz gayret biraz da feleğin çemberinden geçerseniz zannediyorum ki şiir deryasında bir katre olabilirsiniz.
Eskiler, özellikle de şairler, “hicviye”, “medhiye” ve “nazire” gibi yöntemlerle diğer şairler ya da kişilerle ilişkili şiirler yazarlardı. Herbirinin kendine göre bir anlamı ve gücü de olurdu şüphesiz.
Fakat düşünce özgürlüğü, insan hakları gibi siyasi söylemler yanında yaratıcılık, eleştirel düşünce gibi yaklaşımlarla insanlık sürekli kendini yenilemekte ve bu gayretler hepimizin ortak birikimi olarak gelişerek devam etmektedir.
Bu nokta-i nazardan şiddetle rahatsız olduğum şiirinizi iki açıdan eleştireceğim: Yaşınızı bilmiyorum ama Nazım hakkında şiir yazma cesaretiniz olduğuna göre bu memlekette düşünce özgürlüğü ve insan hakları ihlallerinin haberdar olmalısınız. Devlet düzeyinde ve yıllarca mahkumiyet, işkence, sürgün, idam ve hatta fail-i meçhullerle nice dehamız heba olup gitti. Bu seçkin insanlar sizin düşüncelerinize uygun bir ideolojiye sahiptiler ya da değildiler; bu hiç önemli değil. Bu memleketin birikimini yok ettiler. Hem de kısır, saçma ve mesnetsiz ithamlarla, hem de kendileri o büyük dehaların eline su dökemeyecek kadar zihinsel zavallılık içindeyken.
Bu düşüncenin, yani şu veya bu şekilde bizim gibi düşünmeyenlere saldırıp bize yakın olanların yaşadığı cevr u cefayı insanlığın en büyük suçu gibi göstermeyi tercih eden düşüncenin ulaşacağı yer terör ve çatışmadır.
Önkoşulsuz olarak insan haklarına saygılı olmalıyız, önkoşulsuz olarak sanata saygılı olmalıyız. Eleştirmeliyiz şüphesiz ama bunu alana munhasır kavram ve ilkelerle yapmalıyız.
İkinci eleştiri noktası ise bu sitenin özel durumu ile alakalı: Bu siteye büyük olasılıkla her gün binlerce öğrenci gelmekte. Açılış sayfasında böyle bir şiirle karşılaşmaktalar. Yıllarca sana bana yaptıkalrı gibi bu çoçuklara da şimdilik bilmedikleri, anlayamadıkları konularda böyle militarist şiirler okutursanız daha çiçekler yeşermeden soldurursunuz.
Her ne olursa olsun kimsenin kimseye ağza alınmayacak sözleri söylemeye hakkı yoktur da bu çocukların ve gençlerin önünde dahabir abes ve daha büyük bir yanlıştır.
Allah aşkına bana söyler misin: Sen hiç öğretmenlik yaptın mı? Farklı ailelerden, kültürlerden, ırktan, inançtan çocukaların karşısına çıkarken -mesela ben Urfa’da her gün Kürt, Türk, Arap, Türkmen, Alevi, Sunni, Şii, liberal solcu (sana göre solak) çocuğun karşısındayım) nasıl bir ideolojik çehreyle çıkmalıyım.
Gerçekliğinin kesin olmadığı, tartışmaların yıllarca devam ettiği ve edeceği büyük bir kısmı da saçmalık düzeyindeki anlayışların temsilcisi olarak mı çıkacağım yoksa insanlığın evrensel ve tarihsel birikimi ışığında insan hakkını, özgür düşünceyi, eleştirel düşünceyi ve yaratcılığı teşvik etmek için mi çıkacağım. Aslında bu hamur daha çok su kaldır da kifayet-i kelam deyip şimdilik iyi günler dilerim.
Saygılarımla…
#2. Yorum: Sunkur Kağan | 12 Ocak 2009 - 18:40
“Biz ne bolşeviğiz ne de komünist; ne biri, ne öteki olamayız. Çünkü, biz milliyetperveriz ve dinimize hürmetkarız. Öyle ki, bizim hükümetimizin biçimi tam bir demokrasi hükümetidir ve dilimizde bu hükümet, millet hükümeti diye ad bulur.”
(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c .3, 2. Baskı, s. 20)
Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye’ye sosyal, ekonomik ve kültürel yön vermeyi hedefleyen Atatürk, hedefini gerçekleştirmede komünizmi, milleti için büyük bir tehlike olması dışında değişik bir biçimde değerlendirmemiştir. Çünkü, bu kuramda birey yok, devlet vardı. O, ‘Bireyin hakkı bireye, devletin payı devlete’ diyordu. Ne bireyi yutan devlet, ne devleti sömüren birey olmalıydı. Bu nedenle devletçilik ilkesini esas aldı.
Bu düşüncelerinin aksi yani komünizmin uygulanması, milletin özgürlüğünün elinden alınması, ülkenin kalkınma yerine yok olma sürecine girmesi demekti.
Bu nedenlerledir ki Atatürk komünizmi, Yüce Türk Milleti için büyük bir tehlike olarak görmüştür.
Şiirsever, Nazımsever üstelik yurtsever geçinenlere duyurulur:
* Moskova Radyosu dün akşamki yayınlarında, Kızıl şair Nazım Hikmet’in Moskova’ya vardığını ve hava alanında beyanatta bulunurken “beni yaratan Stalindir” diye bağırdığını bildirmiştir.
Gene Moskova Radyosu’na göre, kızıl şair, Stalin’i göklere çikaran su sözleri de söylemiştir:
“Gözlerimin ışığını Staline borçluyum, her şeyimi ona borçluyum, o beni yarattı, o beni yaşatıyor.” (Cumhuriyet, 30 Haziran 1951)
Ve Nazım kendisini anlatıyor: * Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç; 19 yaşından beri, yalnızca kalbim ve kafamla değil, geçmişimle de Sovyetler Birliği’ne bağlıyım. Bolşevik Partisi’ne ilk olarak 1923 yılında üye oldum. Ardından 1924 yılında yine Moskova’da, Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldum. 1925 yılı başında Moskova’daki Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ni bitirdim ve parti işleri için Türkiye’ye gittim. 1925 yılı sonunda,Ankara’da yeraltı çalışmalari gösterdiğim için gıyaben 15 yıl hapis cezasına çarptırıldım. Sonra yine Moskova’ya döndüm. 1928 yılında Türkiye’de parti işleriyle uğraştım. O zamandan 1950 yılına kadar toplam 56 yıl hapis cezasına çarptırılmama karşın toplam 17 yıl cezaevinde kaldım. Başta Sovyet halkı olmak üzere, ilerici insanların mücadelesi sonucu cezaevinden çıkarıldım. Ben sayılı komunist şairlerindenim. Çok mutluyum. Çünkü büyük Ekim Devrimi’nin beşinci yıldönümünü Moskova’da kutladım, şiir yazdım. SBKP’nin 22. kongresini kutladık. Bu nedenle de şiir yazdım. Artık 10 yıldır Moskova’da yaşıyorum. Ailem de yanımda. Bütün Sovyet halkı gibi buradaki yaşama alıştım.
Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç, yardım edin, ben Sovyet vatandaşı olmak istiyorum.
En iyi dileklerimle. Saygılarımla.”
Nazım Hikmet (7 Aralik 1961)
NAZIM HIKMET RAN: Aslen bir Yahudi. Anne tarafından büyük dedesi Ferit Mustafa Celalettin Paşa, asıl adı Konstantin BORJENSKI olan bir Polonya Yahudisi. Baba tarafından büyük dedesi Mehmet Ali Paşa ise, Fransiz kökenli olup, Protestan mezhebine bağlı Magdeburg’lu Karl de trois ailesine mensup.
Nazım Hikmet Borjenski “Lehistan Mektubu” adlı şiirinde bu gerçeği doğrulayıp kendi ecdadı ile de övünüyor:
“Lehistan’dan gelmiş dedelerimden biri Lehistan’ da millet Sosyalizmi kurmakla meşgul Göğsümüzü kabartmıyor değil Dedelerimden birinin Leh’li oluşu…”
Nazım Hikmet’in soyadı “Ran” idi. Rusya’ya kaçtıktan sonra bu soyadını söküp attı; atalarının anıldığı Verzanski’yi soyadı aldı.
Nazım Hikmet’in şiirleri propogandadan başka bir şey değildi. Onun adının duyulmasındaki tek neden Orhan Pamuk’ta da olduğu gibi sözde aydınlar tarafından sürekli övülmesiydi. Nazım hakkında yapilan propaganda o kadar yoğunlaştı ki Atatürk’e kadar ulaştırıldı. Atatürk, Nazım adına yapılan bu reklama itimat etmediği için, “Şunun bir şiirini plağa alın, getirin bakayım” demiş. Nazım’ın Hazer ve Salkımsöğüt adlı şiirleri kendi sesinden plağa alınarak Atatürk’e dinletilmiş.
Atatürk şiirleri dinledikten sonra aynen şöyle demiştir: “Bu şiirlerde Türk milletinin hayatına kasdeden bir bomba var.”
Atatürk ona ilk notu vermiş, şiirlerinin içeriğindeki korkunç maksadı anlamıştır.
Nazım Hikmet ülkesini sevseydi, Türkiye’yi Moskova’nın bir mahallesi yapmak için ömrünü harcamazdı. O, sürgünde ölmedi. Onu kimse sürgün etmedi. O, kendini yaratan Stalin’in ülkesi ve gerçek vatanım dediği Moskova’da gönüllü olarak ölmeyi istediği için Türkiye’den gizlice kaçtı.
Nazım mektubunda, “başta Sovyet halkı olmak üzere, ilerici insanların mücadelesi sonucu cezaevinden çıkarıldım” diyor.
Halbuki, o ne Sovyet halkının, ne de bir başka ilerici(!) insanların mücadelesiyle çıktı. Genel aftan yararlandı.
Sonra da Sovyet Rusya’ya kaçtı.
Bu da Atatürk’ü karalamak için yazdığı şiir:
“Trabzon’dan bir motor açılıyor
Sahilde kalabalık!
Motoru taşlıyorlar
Son perdeye başlıyorlar!
Burjuva Kemal’in omuzuna binmiş
Kemal kumandanın kordonuna
Kumandan kahyanın cebine inmiş
Kahya adamların donuna
Uluyorlar.
Hav.. hav.. hav.. tu
Yoldaş unutma bunu
Burjuva ne zaman aldatsa bizi
Böyle haykırır
Hav.. hav.. hav.. tu”
Nazım Hikmet bir vatanseverdi eve ama RUS vatanseveri…
#3. Yorum: kaan | 12 Ocak 2009 - 20:23
Şiiri yazmışın.Güzel. Ermeni sorunu, yahudi sorunu dururken çook yıllar önce ölmüş birinin mezarından pirim mi alacaksın. Günlük konulara değinebiliyor musun. Niye ermeniyle selamlaşma başladı, niye İsraile göz yumuluyor ve niye bunları göremiyosunuz. Bırak Osmanlının gölgesinde yaşamayı, çık Cumhuriyeti savun, Çık güncel davalara vatanı savun.
#4. Yorum: Gökbörü | 12 Ocak 2009 - 20:30
Nazımof, hayatı boyunca kimseye sadık kalamamıştır. Rusya’da kendisine kucak açan Stalin rejimine önce taptığını söylemiş, sonra da rejimi ve Stalin’i yerden yere vurmuştur. Ayrıca Rusya’da Evlendiği Vera ile iğrenç şartlar altında evlenmiştir. Vera ile tanıştıklarında Vera 28, Nazımof 58 yaşındaydı. İkisi de evliydi. Vera’nın bir kızı, Nazımof’un bir oğlu vardı. Nazımof Vera’ya âşık oldu. Onunla evlenmek isteyince Vera reddetti. Nazım ısrar edince de Vera ortaya iki şart sürdü: Nazımof, Vera’ya resmi nikâh kıyacak ve haftada bir kez eski kocasında kalmasına izin verecekti. Nazımof kabul etti ve evlendiler. Nazımof’un dava arkadaşlarından olan Zekeriya Sertel ‘in “Nazım Hikmet’in son yılları” adlı kitabının 259. Sayfasında Vera ile Nazımof evliliği ile ilgili şunlar yazıyor: “Bir gün Nazım’a evliliğinin nasıl gittiğini sorduğumda bana şu cevabı vermişti: -Bilmediğin kadar mutluyum ben! Görmüyor musun be! Gençleştim ben. Sonra karısının evden çıkıp gittiğini anlattı ve güya kıskandığını göstermemek için dedi ki: – Yahu Zikri, şu yeni Sovyet kuşağı yok mu, alabildiğine serbest! Örneğin bizim Vera, istediği zaman, bana sormadan çıkar gider. Günlerce gelmez. Nereye gider, niçin gider, nerede kalır? Bana söylemeye lüzum bile görmez.”
Gördüğünüz gibi birilerinin büyük vatanperver olarak gösterdiği Nazımof aslında karısını bile kıskanmayan bir şahsiyettir. Hayvanlar bile eşlerini kıskanırken böyle bir işe hayret etmemek elde değil. Oğlunu Varşova’ya getirttirip yalnızca bir kez ziyaretine gidecek kadar da kötü bir babadır. Bu kadar kötü vasıf sahibi bir insanın iyi bir vatandaş, büyük sanatçı olması da imkânsızdır. Kendine kucak açan komünist rejime bile sadık kalamayan, kötü bir baba ve eş olan böyle bir insanın savunulacak hiçbir yanı da yoktur. Onu vatandaşlığa alanları kınıyorum. Ona vatansever diyenler vatanı sevmenin ne demek olduğunu bilmiyorlardır herhalde.
#5. Yorum: Orkun Kutlu | 12 Ocak 2009 - 21:04
Ertuğrul’um, kandaşım, yüreğine sağlık!
Bu ülkede, yalnızca hak edene değer ve makam verilseydi, bu hallere düşmezdik. Yazıklar olsun ki kızılca soysuz, komünist bir haini de “Türkçenin büyük şairi” edip çıkardılar.
Ne tesadüftür ki, Nazım Hikmet’i böyle yere göğe sığdıramayan enteller, yaşamları boyunca Karamanoğlu Mehmet’i veya Kaşgarlı Mahmut’u bir kez olsun anlamaya çalışmamış kişilerdir. Şu büyük TÜRK tarihinde saygı ve şerefle anılacak nice yazarlar / şairler duruyorken, bu soysuz, inançsız, ahlaksız ve nefissiz adamın yaşamından kılı kırk yararcasına çalışarak güzel bir şeyler bulma çabası nedendir?
Ne mutlu gözlerini açık tutabilip, olanlara duyarsız kalmayanlara.
TTK.
#6. Yorum: Mehmet Tanyeri | 12 Ocak 2009 - 22:35
Kandaşım, Ertuğrul’um,
Öfkenle zat-ı muhtereme (!) itibar vermişsin zaten. Sözüm ona kimse kimseye itibar da veremez, itibarını da alamaz. İtibar soylu bir duruş ve tutarlılıkla kazanılır ki onu da kimsenin sökmeye gücü yetmez. İtibar alabilmek için ne idüğü belli olmak gerekir. Kendini inkar ederek itibar kazanmaya çalışmanın hali ortada. Tanrı bir Türk’ü bu duruma düşmekten korusun.
Öfke, senin dizelerinde ince bir lezzet kazanıyor.
Sevgiler.
#7. Yorum: salih haktan | 13 Ocak 2009 - 18:46
Çok güzel olmuş ellerine sağlık.
#8. Yorum: afrasiyab | 14 Ocak 2009 - 21:24
Kardeşlerim öncelikle size ve nazım hikmet hakkındaki yargılarınıza ve eleştirilerinize saygım vardır fakat böyle büyük bir yazarı onun hakkında birşey bilmeden konuşmak veya onu eleştirmek siz gibi veya ben gibi insanların haddine değildir. Onu kimseyle karıştırmayın veya onun görüş ve fikirleri hakkında yorum yapmayın. Sanatına ve kişiliğine en azından saygı duyunuz teşekkkürler…
#9. Yorum: Gökbörü | 16 Ocak 2009 - 21:53
Eşini başkasıyla paylaşan adamın kişiliğine duyulacak hangi saygıdan bahsediyorsunuz? Ne kanım ne de dinim böyle bir şeye saygı duymamı söylemiyor bana. Dünya üzerinde hiçbir ahlâk yasası da bunu meşrulaştıramaz. Eğer böyle bir çirkefi içine sindirebilen varsa Nazımof’un kişiliğine saygı duysun. Benim ve benim gibi düşünenlerin de saygı duymayacağı aşikârdır.
Teşekkürler.
#10. Yorum: Ömer Çelebi | 19 Ocak 2009 - 18:23
Sevgili kardeşlerim,
Öfke kokan satırlarınızı ve dizelerinizi okuyunca gerçekten üzüldüm. Burası bir edebiyat sitesi değil mi?.. Sanata ideolojik açıdan bakmak doğru mu?..
Sanata ve sanatçıya ideolojik açıdan bakmak bana göre geleceğe ihanet etmek ve sanatı anlamamaya çalışmak gibidir. Yolları kapatmaktır. Dünya ne çekiyorsa bu ideolojik çatışmalardan ve hoşgörüsüzlükten çekiyor. Savaşlar bu yüzden. Bu nedenle çocuklar ölüyor. İnsanlar acı çekiyor. Oysa bizim kardeşliğe ihtiyacımız var. Hem de her şeyden çok! Bu da hoşgörü ve anlayışla gelişececektir. Bakış açımızı değiştirmek zorundayız. Olaya bir de şöyle bakın: Nazım’ın vatanını ne kadar çok sevdiğini anlatan şiirleri de yok mu? İlle de onu linç etmek mi gerekir? Nedir bu kin? Bu öfke?..
Karşı fikirlere her zaman tahammül edebilmeliyiz. Unutmayınız ki her düşüncemiz her zaman doğru değildir.
Gerçek sanatçılar sıradışı kişiliklerdir. Onları anlamak kolay değildir. Hele önyargılı olursak hiç anlayamayız. Oysa ben inanıyorum ki; her alanda, hoşgörülü ve geniş düşünebilen bir toplum yarattığımızda yükselmeye aday bir ülke olabileceğiz. Öyle değil mi? Bakın etrafınıza… Kimler ders almış, kimler geri kalmış?
Hepinize sevgiler.
#11. Yorum: Kürşat | 20 Ocak 2009 - 14:17
Vay güzel abim us’na gönlüne sağlık. Nazım Hikmetof’a iade-i itibar veriliyor adam moskof elinde eğitilmiş kızıl bir komünisttir herkes tarafından bilinmektedir. 1930′da komünizmin Türkiyede metod değiştirmesinden sonra edebiyatımızı kirletmiş ve 1950′lilere gelindiği zaman nazımın yetiştirmesi solak şairler edebiyatımızı komünizme hizmet için kullanmış sürekli işçi sınıfına itlafen boyun eğmeyin, ezilmeyin gibi şiirlerle edebiyatımızı batırmışlardır. ALLAH biliyorki Necip Fazılları o dönemlerde bizlere bağışediyor onlarda olmasa bu gün Türk gençliği ne yapardı.
#12. Yorum: LALE | 20 Ocak 2009 - 16:19
Hocam çok güzel olmuş şiiriniz. Emeğinize sağlık.
#13. Yorum: candeniz | 24 Ocak 2009 - 22:44
Nazım hikmetle dalga geçenler ya edebiyattan anlamıyorlar yada vatan sevgisinden.
#14. Yorum: ATASEVEN | 27 Ocak 2009 - 15:32
Yasayla değil kanımızla TÜRKÜZ. Elinize sağlık.
#15. Yorum: Funda | 03 Şubat 2009 - 13:46
Candeniz ne vatan sevgisi? Koministliği benimseyen bir insanda vatan sevgisi olmaz. Onların amaçları bellidir. Uzun uzun yazmaya gerek duymuyorum, araştır ve farkına var!
#16. Yorum: eren | 04 Şubat 2009 - 16:46
Komunist bir insan. Rus uşaklığı yapmıştır.
#17. Yorum: ASENA_15 | 09 Şubat 2009 - 21:48
Vatan şairi (!) (moskof uşağı) Nazım Efendiye yakışır çok güzel bir şiir olmuş.Yazanın ellerine sağlık. Nazım Hikmetof’u hala savunan kişiler de açsınlar biraz gözlerini!Nazım vatan şairidir.Tamamdır…Ama hangi vatanın şairi bunu iyi kavramak gerekir.
Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir!
#18. Yorum: alantoin | 22 Şubat 2009 - 12:03
Gerek konu içeriği açısından, gerekse konu bütünlüğü ve sunum estetiği açısından çok saçma ve başarısız buldum…
#19. Yorum: sebnem | 24 Şubat 2009 - 00:52
Memlekette şair mi yok of of nazımof.
Vallaha ne güzel demişsin be usta emeğine sağlık.
#20. Yorum: osman_köçebeler | 24 Şubat 2009 - 13:38
Nazım hikmet hakında asılsızca yorum yapan herkes bılmelıdırkı o gercekten bır vatan saırıdır. Bızlerın nazım hıkmetın hangı ulkede dogdugu veya hangi esaslara baglı kaldıgı ılgılendırmez. Bızım ıcın yaptıgı edebıyat onemlıdır… Hatta oyle bır edebıyat yapmıskı bunu anlamak ancak ınsanlarımızın gözlerının kor kulaklarının sagır olması gerekır.
#21. Yorum: oktay | 05 Mart 2009 - 22:11
Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki yukarıdaki şiir dediğin şey gereksiz söcükler yığınıdan ibaret saçma bir şey. Bu saçmalıklarla üstadın adını aynı yerde bile anmaman gerekirdi. Ben sana katılmıyor ve Nazım Hikmet’e iade-i itibar verilmesinin doğru bir karar olduğuna inanıyorum. Beğen ya da beğen Nazım’ı beğenen ve seven aynı zamanda memleketini de en az senin kadar seven bir yığın insan var bu ülkede. Sen ve senin gibilerin bu tutumları yüzünden artık insanlar “Milliyetçilik” denilince yüzlerin buruşturuyorlar. Bu “kafatasçı” tutumunuzdan dolayı korkarım ki “Milliyetçilik” daha da zarar görecek. Nasıl bir “Milliyetçilik” ki “Gel ne olursan ol yine gel” diyene kulak vermemektedir. “Yaratılanı severim” diyemiyorsun çünkü Yaratan’a bir sevgin yok. İçinden İslamiyet’in ve İslam’i terminolojinin olmadığı bir “Milliyetçilik” olsa olsa “Kafatasçılık” ya da “ulusalcılık” olur.
#22. Yorum: cihat | 12 Mart 2009 - 15:36
Üzülüyorum bu insanlar adına…kahrolmak bir yana acıyorum onlar için. Bana sorarlar dünyada var olan insan ilişkilerinin nereye varacağını önceden nasıl kestiriyorsun diye,cevabı veriyorum hafif gülümseyerek,tahmin ediyorum;çünkü ben nazım gibi bir hikmetin içinde yüzüyorum.onu okuyupta duygulanmayan insana üzülüyorum.
Önemli olan şiirdir, önemli olan sağ, sol ise necip fazılın mazisi solculuğa dayanır.sağcı olduğu zamanını da su dizelerle anlatır.” tam otua yıl saatim işlemiş ben durmuşum,gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” bu ülkede bilen az bilmeyen fazla konuşur.Hep böyle olmuştur. Necip Fazıl’a saygı,nazım hikmet’e saygı,neyzen tevfik’e saygı, Mehmet Akif’e saygı gerekir onlar Türkiyedir, Türktür. Nazım her zaman ben Türk şairiyim demiştir. Kurtulun artık tek insan,gerisi yalan söylemlerinden.acıyorum sizler için,acıyorum…
#23. Yorum: Aksak Temir | 09 Nisan 2009 - 16:29
Necip Fazıl dürzüsü ile Hikmetof un farkı nedir?Biri Kürt Teali uzantısı,diğeri Bolşevizm…Ortak yanları nedir;ikisi de şanlı Tunç-eli operasyonunda geberen ite,köpeğe ağıtlar yakmıştır..ikisi de azılı Atatürk ve Türkçülük düşmanıdır ve hatta Necip Fazıl azılı bir Türk düşmanıdır ayrıyeten.Hikmetof un Türk düşmanlığna şu ana kadar okuduğumca rastlamadım.Ama NF ın öz Türk lisanı ve tarihine düşmanlığı ve koyu K.rt-İslamcılığı barizdir..