Ana Sayfa » Bizim Kalemimizden » Türkçe » Türkiye’de Kişi Adları
33


Türkiye’de Kişi Ad ve Soyadları
Üzerine Bir Değerlendirme

Türkler müslüman olduktan sonra, yoğun bir şekilde İslam kültüründen etkilenmişlerdir. Elbette bu etkilenme genellikle olumlu biçimde olmuştur. Eski Türk inancı ile İslam inancının değerleri karıştırılarak yeni bir Türk-İslam kültürü oluşturulmuştur. Türkler, İslam’ı aldıkları toplumlardan yalnızca “din” boyutunda bir şeyler almaya çalışmışlarsa da, ister istemez benzer inanç yapılarına sahip toplumların diğer özelliklerinden de etkilenmişlerdir.

Zamanla uçlara gidebilecek kadar aşırı bir şekilde dini yaşamaya çalışan insanlar, İslam’ı yaşamak ile Arap kültürünü yaşatmayı birbirine karıştıracak duruma gelmişlerdir. Bu yanılgıların en belirgin örneği de çocuklara verilen adların Arapça – Farsçadan seçilmeye çalışılmasıdır. Dindar insanlar hep şöyle derler: “Kutsal kitabımız olan Kur’an-i Kerim’de geçen adları çocuklarımıza vermek daha güzel, doğru ve sevap olur. Kur’an’da geçmeyen adları kullanmak, pek doğru değildir.” Bu düşünce, Türkler’i Araplaştırmaya çalışmaktan başka hiçbir amaçla söylenmiş olamaz. “Ne ilgisi var?” diyebilirsiniz. Şöyle açıklayayım: Türkiye’de herkes Kur’an’da geçen adları çocuklarına verse, Türk Yurdu‘nda yaşayan hiç Türk adlı birisi kalır mı? Bizi biz yapan, benlik değerlerimizi Araplarınkine yaklaştırınca, bizim Araplar’dan bir farkımız kalır mı? Kalmaz.

İslam, güzelliklerin dinidir ve hiçbir zaman insanları zora sokacak dayatmaları içermez. Her zaman kolaylıklarla inancımızı yaşamaya uygun bir yapıya sahiptir. Tanrı (Allah), bize hiçbir zaman “Bir müslümanın çocuğunun adı Arapça olmalıdır.” diye bir şey dememiştir. Çok doğaldır ki, bir Çinli budizmden vazgeçip müslüman olursa, çocuğuna Arapça ad koymak zorunda değildir. Aynı şekilde toplu olarak İslam’ı seçen biz Türkler’in de çocuklarımıza Öz Türkçe adlar vermemizde hiç sakınca yoktur ve doğru olanı da kuşkusuz budur.

Türkiye‘deki kişi adlarında büyük oranda bir yabancılaşma var. Kişi adlarının kökenlerine göre sıralaması çoktan aza doğru şöyle: Arapça, Türkçe, (ve şimdilerde biraz İngilizce, Fransızca) Bu oranı birisine gösterdiğinizde size büyük olasılıkla şu savunmayı yapar: “Toplumlar etkileşim içerisindedirler. Bunun için aralarında sıkı bir alışveriş olabilir. Bundan doğal bir şey yoktur.” Peki soruyorum böyle düşünenlere: “Hiç Türk adlı bir Arap gördünüz mü?” Arapların kendilerine vermesi kadar saçma olan durum, Türkler’in çocuklarına Arapça ad vermesinden farksızdır. Öz Türkçe kökenli binlerce, on binlerce kişi adı varken; Türkçe türetmelerle, benzetmelerle yeni adlar oluşturmaya uygun ve bunu başarabilecek güçte bir dilken, neden gidip de el dilinden sözcükleri çekip çocuklarımıza bu adları veririz ki? Hadi Türkiye’deki nüfusları 300-400 bin, bilemediniz 500 bin, taş çatlasa 1 milyon Arap kökenli vatandaşın çocuklarına Arapça ad vermesini doğal karşılayalım. Peki Türk kökenliler niye çocuklarına Arapça ad veriyorlar dersiniz?

Şaşırtıcı bir konuya değineyim. Türkiye’de dönemlere göre çocuklara verilen adlar sıralamasında en üstte bulunan beş adı yazayım:

 

1980 – 1990 Döneminde Doğan Çocuklara Verilen Adlar
Erkek Kız
1)
2) Mustafa
3) Murat
4) Ahmet
5) Ali
1) Fatma
2) Ayşe
3) Emine
4) Hatice
5) Zeynep
1991 – 2002 Döneminde Doğan Çocuklara Verilen Adlar
Erkek Kız
1) Mehmet
2) Mustafa
3) Ahmet
4) Emre
5) Ali
1) Merve
2) Fatma
3) Büşra
4) Elif
5) Kübra

Gördüğünüz gibi, 1980 – 2002 arasındaki dönemlerde çocuklara en çok verilen adlardan yalnızca “EmreTürkçe kökenli. Diğerlerinin hepsi “Arapça“… Buradaki sindirilemeyecek durumu yeniden açıklamama gerek yok. Şimdi bir de soyadlarımıza bakalım:

 

 

2003 Yılındaki Sayımlamalara Göre Soyadlarımız

1) Yılmaz
2) Kaya
3) Demir
4) Şahin
5) Çelik

Gördüğünüz üzere, en yaygın soyadımızdan yalnızca “ŞahinFarsça kökenlidir. Diğerleri hep Türkçe kökenlidir. Rüştü Erata konuya şöyle yaklaşıyor:

Soyadı Yasası’nın Cumhuriyet devrimleri arasındaki önemi, din, mezhep, sınıf ve altkimlik gibi ayrımları gizleyerek tek bir ulusal kimliğin içselleştirilmesi olarak gösteriliyordu. (…) Ancak belki daha da önemlisi yeni soy adlarının, Türkleri hemen hemen aynı adları taşıyan Arap ve Acem dindaşlarından açık bir şekilde ayırmasıydı. Tekin Alp’in ifadesiyle Türk kimliği, “yeni kafası, yeni kültürü, yeni ruhu binlerce yıllık ulusal tairihine doğru geri giderek ırk ve kan kardeşlerine ulaşıyor, oysa adı onu binlerce yıllık ulusal tarihine ve Batı uygarlığına erişmek için kültür bakımından kendilerinden ayrıldığı Müslüman uluslar ailesi ile karıştırıyordu. Bu, geçmişten bir gölge idi ve psikolojik etkisi kesindi”. Soyadı Yasası, bu bağlantıyı koparan önemli bir adım olmuştu.

Gerçekten şaşırtıcı. Vatandaşlarımızın soyadlarının neredeyse hepsi Türkçe kökenli, bu toprağın insanının ürünü olduğu hâlde, adları Arapça ve Farsça… Soyadlarımızdaki köklülüğün ve soyluluğun en belirgin örneğini Cumhurbaşkanlarımızın soyadlarına bakarak görebiliriz:

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanları

Mustafa Kemal Atatürk
İsmet İnönü
Celal Bayar
Cemal Gürsel
Cevdet Sunay
Fahri Korutürk
Kenan Evren
Turgut Özal
Süleyman Demirel
Ahmet Necdet Sezer
Abdullah Gül
Türkçe, “Türklerin Atası”
Türkçe, “in-önü”
Türkçe, “ulu, yüce, saygın kimse”
Türkçe, “bol bulunan güçlü sel”
Türkçe, “sun-ay”
Türkçe, “koru-Türk (Türk’ü koru)”
Türkçe, “gök varlıklarının tümü”
Türkçe, “öz-al, özü kırmızı”
Türkçe, “demir gibi güçlü eli olan”
Türkçe, “duygulu, anlayışlı”
Farsça, “Kokulu bir bitki”

Türkler Orta Asya‘dan batıya, ’ya doğru ilerlerken İslam kimliğini benimsemişler, adlarını bile (Arapça, Farsça) değiştirerek, girdikleri daha ileri uygarlık ve kültür ortamlarından önemli ölçüde etkilenmişlerdir. Zamanla unutacakları köken ve tarihlerini ancak 19. yüzyılın sonuna doğru, o da Avrupalıların katkısıyla keşfedeceklerdir.” (Ömer Demircan, Dünden Bugüne Türkiye’de Yabancı Dil)

“Türkler, Müslüman olduktan sonra kendi yazılarını değiştirip Arap yazısı ile Türkçe yazmaya başladıkları gibi, kendi Türk kökenli adlarını değiştirip Arap adları almaya başladılar. Bunun sonucu olarak da “Muhammed” sözcüğü Türk dilinde “Mehmed”, “Mehmet”, “Memet”, “Memiş”…. oldu. (…) Türkiye’den başka hiçbir Müslüman ülkede “Mehmet” adı yoktur. (…) Biz, “Muhammed“in Müslüman ülkeler arasında ortaya çıkardığı seslendirme bulanıklığından kaynaklanan bir durum olarak niteliyoruz. Tıpkı “Eba Yezid” adının da Türklerin dilinde yuvarlanıp önce “” sonra “Beyazıt” olduğu gibi… Türklerden başka hiçbir Arap (Müslüman) ülkesinde “Bayezid” diye bir ad yoktur. (Cengiz Özakıncı, Dil ve Din)

Anlattıklarımdan çıkarılması gereken şey şudur ki: İslam kültürü ile Arap kültürünü birbirine karıştırmamalıyız. Çocuklarımıza ad verirken her zaman Türkçeden yana olmalı, Kur’an’da geçiyor mu geçmiyor mu diye kaygılanmamalıyız. Ben, Türkçe kökenli bir ad olan “Yavuz” adına sahip olmaktan gurur duyuyorum ve bugüne kadar hiç “Adım keşke Kur’an’da geçseydi.” demedim. Çünkü bunun olanaksız ve mantıksız olacağını biliyorum. Eğer ileride bir çocuğum olursa, ona doğal ve gururlu olarak Türkçe ad vereceğim. Yavuz Tanyeri

Umuyorum ki herkes öz dilinden vazgeçip de el dilinden adlar kullanmaz, kullandırmaz.



İle Yorum Yap!
33 Yorum Bulunmaktadır
esra on Şubat 20th, 2008 at 14:20

bence bu yazı güzel olmuş

gülümse on Şubat 20th, 2008 at 19:46

Türkçe olan çiçek isminide koyun

zuhal on Şubat 21st, 2008 at 09:00

Böyle bir site yaptığın için çok teşekkür ederim. Çok beğendim ve herkese tavsiye ediyorum.

€l!f on Şubat 21st, 2008 at 18:44

HEPSİ TÜRKÇE’ymişşşşş…

şafak on Şubat 23rd, 2008 at 10:53

ben kesinlikle size katıl mıyorum çünki bir isim seçilirken Türk ismi mi arap ismi diye bakılmiyor sizin bu bakış açınız sedece milliyetçilik ve ırk çılıkla alakalı

güzünüzü açın ve uyanın ırkçılık kafatasçılık karnınızı doyurmaz

Orkun Kutlu on Şubat 23rd, 2008 at 11:18

Şafak,

Adlar seçilirken Türk veya Arap adı olduğuna bakılmıyorsa, neden yaşayan Türkler’in adlarının %90’ının özü Türkçeyken birden bu oran %25-30’lara kadar gerilemiş ve yerini Arapça almıştır?

Ayrıca bilip bilmeden konuşmayın. Bir insanın soyunu, dilini, kültürünü… sevmesi ve onu korumaya çalışması kadar doğal bir şey yoktur. Anlaşılıyor ki siz Türk soyunun ve kutlu değerlerinin korunmasını sindiremiyorsunuz.

Tanrı, Türkçe konuşulan ve Türk’e yurtluk etmiş olan bütün toprakları sonsuza dek Türk’ün hükmü altında bıraksın!

Esenlikle…

beytullah altuntepe on Şubat 23rd, 2008 at 17:25

Ben size katılmıyorum.Çünkü Arapça isim kullanılması o kişinin müslüman olduğunu (tabii diğer yabancı ülkelerde) gösterir.

helin on Şubat 25th, 2008 at 14:49

siz sadece ırkçısınız.

Murat on Şubat 25th, 2008 at 22:33

Bende katılmıyorum.. zaten soyadların bir çogu farscadan geliyor in-önü olarak degerlendirmek ayırmak yanlış. isimleri ele alalım mustafa arapba ahmet arapça süleyman ibranice gidiyor. maksatlı haber hoş degil. birlik zamanı.

Orkun Kutlu on Şubat 26th, 2008 at 02:10

Helin,

“Siz ırkçısınız.” diyebilmeniz için, önce bu konuda bir şeyler ortaya koymanız gerekiyor. Eğer “ırkçılık” dediğiniz şey, soyunu, dilini, benliğini, damarlarındaki asil kanı… sevmek ve onu korumaya çalışmaksa, evet ırkçıyım ! Bir şeyi yazmadan önce düşünün, sonra yazın. Türk’e Türkçe ad vermenin neresi “ırkçılık” olur, anlamıyorum doğrusu. Adınızda da meymenet olmadığı düşünülürse, ne kadar Türk olduğunuz konusunda kuşkumu dile getirmekten kendimi alamıyorum.

Murat,

Evet, burada yazdıklarım amaçlı (maksatlı) şeylerdir. Zaten amaç olmadan burada ne olduğu belirsiz şeyleri yazmam, hastalık belirtisidir. Eğer yazıyı sonuna kadar okuduysanız, Türkiye’de soyadların %90’ından fazlasının Öz Türkçe olduğunu görürsünüz. Bunu ben değil, sayımlamalar söylüyor. En basitinden komşularımın, sınıf arkadaşlarımın, çalıştırdığım öğrencilerin… soyadlarına bakıyorum. Çok az bir kısmı Türkçeleşmiş sözcüklerden oluşuyor. Geri kalanların hepsi Öz Türkçe kökenli soyadlar. Çoğu “eylem” kökünden türetilmiş sözcüklerden oluşuyor. Zaten yukarıda da Cumhurbaşkanlarının soyadlarına bakarsanız, her şeyin açık ve net bir biçimde ortada olduğunu görürsünüz.

Ayrıca “inönü” sözcüğünü “in – önü” diye ayırmaktan daha doğal bir şey olduğunu düşünmüyorum. İnönü sözcüğünün birleşik bir ad olduğunu kabul ediyorsanız, parçalanmasını da kabul etmek zorundasınız demektir.

Ben, bu yazıda zaten Türkiye’deki kişi adlarının ne yazık ki büyük kısmının Öz Türkçe kökenli olmadığını; fakat soyadlarının neredeyse tamamının Öz Türkçe olduğunu vurgulamaya çalışmıştım.

Yukarıda anlattıklarımı anlamaya çalışacağınızı umuyorum. Sonra henüz tümce bile kuramayacak kadar dil bilginizle, gelip burada tüm gününü kutlu diline harcayan birisine ders vermeye kalkışmamış olursunuz.

Son olarak, eğer bu dünyada gönülden inandığım bir birlik varsa, o da “Türk Birliği” dir.

Esenlikle…

ayşe on Şubat 26th, 2008 at 19:03

:-) güzel site ama her aradığımı bulamıyorum biraz daha ayrıntılı olabilir.

Cafer Tanriverdi on Şubat 28th, 2008 at 02:09

Bilgi Notu :

Web sitenizden DEDE KORKUT hikayesi alintisi yapilip, TBMM-Milletvekilleri Yazi grubunda http://groups.yahoo.com/group/TBMM-Milletvekilleri yayinlanmistir.

Hikaye icerisinde de, WEB Site adresiniz verilmistir.

Calismanizdan dolayi sizi kutlar, Basasrilar dilerim.

Bilgilerinize, Saygilarimla.

Cafer Tanriverdi

Öznur on Şubat 29th, 2008 at 17:48

Merhaba, öncelikle günümüzde bu kadar zararlı site varken, böylesine güzel ve yararlı bir sitede bizlerle bilgi paylaşımında bulunduğunuz için teşekkür ediyorum. Sizden bir ricam vardı, ŞAHABETTİN SÜLEYMAN’ın hayatı ve edebi kişiliğ hakkında bilgi, BATICILIK-OSMANLICILIK-İSLAMCILIK VE TÜRKÇÜLÜK akımlarının ortaya çıkış sebepleri,amaçları,temel düşünceleri ve bu akımların önde gelen temsilcileri hakkında bilgi, son olarak 1911-1923 dönemi Türk edebiyatının hangi metin türleri etrafında geliştiği hakkında bilgi verirseniz çok sevinirim. Yardımcı olursanız sevinirim, Şimdiden teşekkürler :)

Orkun Kutlu on Mart 1st, 2008 at 02:08

Öznur,

Sorularınız gerçekten çok kapsamlı ve bir iki tümceyle açıklanmaması gereken konularla ilgili. Sadece Türkçülük veya 1911 – 1923 dönemi edebiyatı hakkında bile sayfalarca yazı yazılabilir. Fakat madem sormuşsunuz, hepsine kısaca değinmeye çalışayım. Ayrıca sorularınızı yanıtlamaya çalışmamda, Türkçeyi çok dikkatli ve doğru kullanmaya çalışmanızın etkili olduğunu vurgulamak isterim. (:

İlk olarak akımları ele alayım. Bahsettiğiniz akımların hepsi, birbirine yakın dönemlerde ve hatta bazıları aynı dönemde gelişme göstermiştir. Osmanlı Devleti’nden sonra, birçok yönde gerileyen Türkiye Cumhuriyeti’ni, bir zamanlar olduğu gibi yükseklere taşımak için insanlar bir arayış içerisine girmişlerdir. Bu arayış sürecinde “Osmanlıcılık”, “Batıcılık”, “İslamcılık” ve “Türkçülük” gibi çeşitli akımlar doğmuştur.

Akımların adlarından da anlaşılacağı üzere; “Osmanlıcılık”, Osmanlı kültürü ve anlayışı çerçevesinde; “Batıcılık”, Batı uygarlığı temelinde; “İslamcılık”, İslam’ın yol göstericiliğinde; “Türkçülük” ise Türkçü düşüncenin temelinde oluşturulmaya çalışılmış akımlardır. Hepsi kurtuluşu ve yükselişi adını taşıdığı anlayışta bulmuştur. Fakat başta İslamcılık ve Batıcılık olmak üzere birçoğu, kısa sürede etkisini yitirmiştir.

Batıcılık, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük sözcüklerinin üzerine dokunarak, konularla ilgili bilgi edinebilirsiniz. Temsilcilere gelince, şöyle diyeyim: Bazı düşünürler, yazarlar, şairler… iki hatta üç akımı da temsil etmişlerdir. Bu akımlar birbirine yakın ve paralel oldukları için, bazen bir akımı kuranlar bir zaman sonra diğer akımın temsilcisi olabilmişlerdir. Fakat yine de özellikle belirtmek gerekirse: Sadrazam Said Halim Paşa, M. Şemsettin Günaltay, Mehmet Akif… İslamcılığın; Ziya Gökalp, Tekin Alp, Ömer Seyfettin… Türkçülüğün önemli temsilcileridir. Sırasıyla Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımlarında bulunanlar da vardır.

1911 – 1923 dönemi, Milli Edebiyat Akımı (Dönemi) olarak adlandırılır. Bu dönem hakkındaki bilgilere “Milli Edebiyat Akımı” adlı sayfadan ulaşabilirsiniz. Bu dönemde özellikle roman ve öykü türünde büyük gelişmeler yaşanmıştır. Zaten dönemin belli başlı temsilcilerine bakarsanız Halide Edip ve Yakup Kadri gibi roman yazarlarını, Ömer Seyfettin gibi de öykü yazarlarını görürsünüz. Bu iki alan dışında Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi şiir alanında kuvvetli üstadları da görürsünüz. Bu dönemde roman, öykü ve şiir dışında, tiyatro ve eleştiri türünde de gelişme yaşanmıştır.

Şahabettin Süleyman adını da ilk defa duydum desem, yalan olur. Adını duymuşumdur; fakat kendisini hiç tanımam. Ağ üzerindeki bir kaynakta yaşamı kısaca şöyle verilmiş:

ŞAHABETTİN SÜLEYMAN, (1885 İstanbul – 1921 İsviçre), yazar. Ortaöğrenimini Mülkiye Mektebi’nde tamamladı (1908). Vefa İdadisi ve Darülmuallimin’de edebiyat öğretmenliği yaptı; tedavi için gittiği İsviçre’de öldü. Servet-i Fünun ve kendi yayımı Rebab (1912) dergilerinde çıkan makaleler ve araştırma yazılarıyla Edebiyatı Cedide’nin özden çok biçim üzerinde duran, içeriği anlatıma feda eden bir yazarı olarak tanındı. “Genç Kalemler” hareketinden gelen sert eleştiriler karşısında Hamdullah Suphi, Yakup Kadri gibi yaşıtlarının “yeni lisan” ilkelerini benimsemelerine karşılık, tek başına direnmeye, dilde özleşme akımına karşı koymaya çabaladı. Başlıca yapıtları: “Fırtına” (oyun ve öyküler, 1910), “Çıkmaz Sokak” (oyun, 1912), “Tenkidat-ı Edebiyye: Namık Kemal” (1913), “Abdülhak Hamit, Hayatı ve Sanatı” (1913), “Malumatı Edebiyye” (Fuat Köprülü ile, 2 cilt, 1914 – 1915).

Kısaca bir şeyler anlatmak istedim; fakat pek de kısa olmamış. Konular derin olunca, yazdıkça yazası geliyor insanın. Ama hem vaktim sınırlı hem de daha derin yazılar bu yorumun kapasitesini aşar. (:

Umarım yardımcı olabilmişimdir. Çalışmalarınızda başarılar.

Esen kalın…

Mehmet Ertuğrul on Mart 1st, 2008 at 11:44

Güzel kardeşim öncelikle adım Mehmet soy adım Ertuğrul,
Tdk’nın ad anlam ve kökenleri bölümünden baktığım kadarıyla, bana ait adların ikiside Türkçe.
Mehmet; Köken olarak Hz.Peygamber efendimizin adının Türkçe karşılığı anlmaı ise ‘Övülmüş’
Ertuğrul; Adına gelince tamamen Türkçe anlamıda ‘Doğru, Dürüst, Yiğit Kimse.’
Ben adımdan da soyadımdan da çok memnunum, bende çocuğuma Türkçe ad vermeyi düşünüyorum ama sana Anadolumuzda ki şu kültürden de bahsetmek isterim; Bizim ailemizde de olduğu gibi Erkek ilk oğluna babasının adını verir.Bu bir gelenek, o yüzden arapça adlarda çoğalıyor ve devam ediyor.
Bu arada kendi adım diye değil, ben Mehmet adını Türkçe olarak görüyorum.Çünkü; Sadece Türkler de bu şekilde söyleniyor.
Kendine iyi davran.

Öznur on Mart 1st, 2008 at 10:59

Gerçekten harikasınız çok ama çok teşekkür ediyorum. İşime o kadar yaradı ki anlatamam. Çok teşekkürler emeğinize sağlık (: vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim (: Hoşçakalın..

Tugcenur on Mart 1st, 2008 at 21:34

Ayşe sana katılıyorum bazı aradığım şeyleri bulamıyorum bunu telafi ederseniz sevinirim!!!

resul on Mart 12th, 2008 at 13:01

Kardeşim haklı olabilirsin ama milletin çocuklarına Arapça’dan gelen isimleri koymasının iki nedeni var
1 : İslama ve ona hürmet yani evlatlarının adıyla dini havayı solumak kendini ona nisbet etmek bir diğer adıyla ammice safını belirlemek ( ki bu inanca göre yanlış değildir )

2 : hadislerde geçen ” çocuklarınıza güzel manalar içeren isimler koyun ” sözü dür ki buradan kasıt illa Arapça olsun demek değil ancak halkımızın bu hadısı guzel isimler anca arapça’da vardır dıyerek algılamaları

mesela sunu söylüyeyim ; bir çocuga ensevilen yada en övülen diye kimse işim koymaz ama Muhammed koyar çünkü aynı manadadır yada temiz , günahsız , masum manasına gelen bir isim çocoğuna koyar mısınız ne kadar da garıp olur degılmi ? Günahsız gel buraya temiz git yavrum ! Ama ismet gel yavrum denilir değilir mi

bir de önceden demişsin ki ‘ damarlarımdaki asil kan ‘ ya ne kadar saçma birsey senin kanın asil de bir Çinli’nin bir Afrkalı’nın Dandik mi ? ya da bozuk mu ? bırakın bu milliyetçi söylemleri eğer müslümansan veda hutbesindeki ‘ Arab’ın Acem’e , Acem’in Arab’a üstünlüğü yoktur üstünlük ancak takvadadır( yani ahlak ve allah’tan korkma ) hadısıne ne dıyeceksın ya da ‘milliyetçilik eden bizden değildir’ hadisinin muhattabı kim o zman ama yok Müslüman değilim dersen o zaman iş başka … Ama ben Müslümanım diyorsan senın dengin sadece senın inancında olanlardır senden alçağı aşağıda bulunanı ise takva yönünden senden az olanlardır

Orkun Kutlu on Mart 13th, 2008 at 01:33

Resul,

Öncelikle değerlendirmen için teşekkür ederim. Yorumun başında belirttiğin iki neden, gerçekten doğru olabilecek bir tespitin ürünü…

Soruna gelince, insanların soyunu, dilini, dinini… sevmesi kadar doğal bir şey yoktur. TÜRK, TÜRK’üm diye övünür; Japon, Japon’um diye… Bu insanların yaratılışında var olan bir şeydir.

Soyunu seven bir insan olarak, kendimi bir Çinli’den veya bir Arap’tan farklı görüyorum elbette. Her şeyden önce ben bir TÜRK’üm. Değişmeyen tek bağ olan “kan bağı”mızın yaklaşık 10 bin yıldır kuşaktan kuşağa taşındığını görüp de o bağı “soylu – asil” diye nitelendirmekten doğal bir şey yoktur sanırım. Daha şunlar bunlar meydanda yokken, biz Tanrı Dağları çevresinde at koşturuyor, bugünün yaşadığımız kültürün temelini oluşturuyorduk.

Milliyetçiliğin doğru bir tanımını yapmadan “Milliyetçilik yapan bizden değildir.” demek yanlış olur. Bir insan milliyetine bağlı değilse, hiç yaşamasın daha iyi bence. Milletini, soyunu, dilini, kandaşlarını… sevmenin adı milliyetçilikse, sonuna kadar Türk milliyetçisiyim. Milliyetime bağlı olmamı da “hiçbir şey” bağlayamaz.

Dini saplantılar oluşturmak için kullanmayın. Dininizi yaşamınızı kolaylaştıracak biçimde yaşamaya çalışın. Sizin kendinizi kıyasladığınız Araplar ve Farslar, bugün yaşayan en ırkçı toplumlardır. Bunun için ben bir TÜRK olarak, kendimi şununla bununla kıyaslamadan “kendim” olarak yaşamaya çalışıyorum. Eğer varsa benimki kadar soylu kanınız, size de böyle yaşamanızı öneriyorum.

Esenlikle…

Abdusselam on Nisan 13th, 2008 at 01:36

Ben bir sürü kaynaktan bilgi edinmişimdir. Ama bilgi aklımdadır; kaynak unutulmuştur. Bir söz duymuştum “Aslını inkâr eden bizden değildir!” bilmem uygun oldu mu yazının konusuna ama aklıma geldi yazdım.(Bu bir hadis-i Şerif de olabilir; dediğim gibi kaynaklar çekti gitti aklımdan.)

Tüm yorumları okudum Resul isimli arkadaşın yorumu gerçekten çok hoşuma gitti. Özellikle “senin kanın asil de bir Çinli’nin bir Afrkalı’nın Dandik mi ? ya da bozuk mu ?” kısmında gülmekten kendimi alamadım.Nedeni mi? o kadar anlamlı ve ciddi giden bir yazından sonra dandik kelimesini görünce kendimi tutamadım

Neyse benim de ismim tamamen Arapça. Ama ben asla ismim Arapçadan geliyor ben üstünüm demedim.Ama sevdiğim arkadaşlarımın ilk tanıştığımızda “Abdusselam mı ne kadar ilginç ve güzel bir isim! demeleri çok hoşuma gidiyor.ben de büyüyünce çocuklarıma Fatih, Süleyman, Yavuz isimlerini vermek isterim.Sebebi mi biraz Osmanlı tarihi bilen varsa anlatmaya gerek yok(siz çoktan anladınız zaten :) ) kız çocuğuma da Akerke (Kazakçada “Nazlı” demekmiş.), Fatma, Merve yada başka bir isim vermek isterdim.

İzlediğim bir televizyon programında çocuğunuza kendi coğrafyasından bir isim verin denmişti.çocuk ırak iklimlerin yaşantısını yansıtan bir isme sahipse kendini yaban ellerde hisserdemiş.olabilir…

Sizden bir ricam olacak.”Yeşilmen” kelimesinin ne manaya geldiğini araştırabilir misiniz ben çok aradım.bulamadım.bu merakla yaşanmaz :) neyse şimdiden teşekkür ederim.

Dediğiniz gibi; Esen kalın…

Orkun Kutlu on Nisan 15th, 2008 at 02:26

Abdusselam,

Öncelikle ilgin için teşekkür edip, yorumuna yazdığım bu yanıtım geciktiği için de özür diliyorum. :-) “Yeşilmen” adını daha önceden de duymuş; fakat anlamını veya kökünü falan düşünmemiştim.

Yeşil sözcüğü “burada” da görüleceği üzere;

1. San ile mavinin karışımından oluşan, çoğu bitki yapraklarında görülen renk.
2. Genç, taze.

anlamlarına geliyor. Dilimizdeki “man / men” eki, hem ad hem de eylem köklerinin üstüne gelerek ad oluşturuyor. Kölemen, dikmen, gökmen… gibi adlardan sonra gelerek oluşmuş veya göçmen, öğretmen, azman… gibi eylem köklerine eklenerek oluşmuş çeşitli örnekler görebiliriz.

Buradan hareketle “yeşilmen” adında, “men” eki “gibi” anlamı katmış ve “yeşil” adından farklı bir ad oluşturmuş olabilir. Yeşil gibi, genç gibi, taze gibi, genç olan, taze olan, yeşil olan… gibi anlamlara gelebilir bu ad.

Merakınızı doyurucu bir yanıt oldu mu bilmiyorum; fakat idare edin. (:

Esenlikle…

Nihat ERDOĞAN on Nisan 15th, 2008 at 17:10

Türkiye’de ve Arap olmayan diğer müslüman ülkelerde, arap isimleri kullanılması islam dininin doğası gereğidir. Ancak zorunluluk olmayıp, dinsel bir tavsiye niteliği taşıması nedeniyle hepten bir arap isimi koyma geleneği yoktur. Bilhassa isim, ülkemizde kültürel bir birikimin sonucu konulmaktadır ve son derece doğru ve olağan bir davranıştır. Türk’lerin islam’ı kabülü 1100-1200 yıllık bir geçmişe sahip iknen, binlerce yıllık islam öncesi bir kültürün de varlığı ve sürdürülmesi doğal bir sosyal davranıştır. İster arap ismi olsun, ister Türkçe isim, ister başka etnik isimler olsun, bu isimler kültürel bir geçmişin birikimidir. Kısacası isim kültürdür. Soyad ise bize cumhuriyet sonrası gelmesi nedeniyle ideolojiktir. Ayrıntılar ve artık Türkçe gibi algılanan ve Türkçe kabul görmüş olanlar hariç, bütün soyadlar cumhuriyet politikasının bir ürünüdür. Kısacası soyadı, isim gbi kültürel bir olgu değildir. İnsanlara soyadı listesi verilmiş ve bu listelerden uygun olanı seçmeleri istenmiştir.

Kayra on Nisan 15th, 2008 at 19:42

Çok teşekkür ederim.

Sene başında edebiyat öğretmenlerimizden biri de Kölemen Devleti’nden yola çıkarak bunun gibi bir şeyler söylemişti. Ama unuttum tabi zamanla… Sayenizde yeniden hatırlamış oldum.

Çok sağ olun…

şefkat on Mayıs 5th, 2008 at 09:58

Tesadüfen bulduğum bu site o kadar hoşuma gitti ki, elinize sağlık.

TÜRK’üm ve bunu söylemeye utananlarının inadına söylüyorum. Eskiden kimse sık sık TÜRK’üm demezdi çünkü deli derlerdi, insanın kendi ülkesinde, kendi mahallesinde kendi sokağında TÜRK’üm,TÜRK’üm ben TÜRK’üm demesi o güzel ve masum insanlar arasında tuhaf karşılanırdı… Oysa şimdi utanmayı bırakın, yakında yasaklanır da.

Bu ülkenin ekmeğini kursağından geçiren hainler; UNUTMAYIN Kİ sizler çoğalırken bizler de çoğalıyoruz. ATATÜRK’ün düşüncelerini, sizin kullanılmaya kullanılmaya tozlanmış beyinlerinize sokacağız bundan kaçışınız yok. Kısacası (sizin tabirinizle ırkçılar) biz Milliyetçiler var oldukça bu vatana kötülük yapamıyacaksınız. Ya da seçenek sunalım…

YA SEV, YA TERKET.

Sayın Yavuz TANYERİ, imla hatalarım için özür dilerim. Sağlıklı,mutlu ve başarı dolu günler.

uğur on Haziran 4th, 2008 at 13:16

Çok güzel tebrik ederim.

musa on Temmuz 21st, 2008 at 17:38

Bence de Türkçemizi unutmayalım. Türkçe isimleri yaşatalım. Çok güzel Türkçe isimlerimiz var.

büşra on Şubat 2nd, 2010 at 17:41

Bence Türkçemiz doğruca yazılıp doğruca konuşulmalı. Yoksa güzel Türkçemiz yok olacak.

Rimpe on Ağustos 2nd, 2010 at 13:32

Mükemmel yazı olmuş. Dilin millet olmak için, ulus devlet olmak için ne kadar da önemli olduğu açıkça ortada. Türkçemize sahip çıkalım!

ayşe on Ekim 15th, 2010 at 19:45

Güzel Türkçemizi doğru yerde doğru zamanda doğru bir biçimde kullanmalıyız. Güzel Türkçemizi svelim koruyalım ve bilelim…

kadir on Ekim 31st, 2010 at 14:31

Nihat erdoğan arkadaşımıza katılıyorum. Koymuş olduğumuz bu isimler bizim kültürümüzdendir, artık Türkçeleşmiştir lakin; ben o isimlerin yanına birde özTürkçemizin isimlerinin konulmasından yanayım.

qusai on Nisan 23rd, 2011 at 19:22

Araplarda bir şey var.Hiçbir zaman biz araplar demezler araplar derler.Bence bu çok güzel bişey insan kendı ırkınlan öğünmemeli bu ırkcılık yaratıyor sonuçta hepimiz insanız.

Mehmet eroğlu on Ağustos 27th, 2011 at 13:13

Admin bu yazının kaynağı nerden aldın bana e-mail atarmisın……..

mehmet Şahin on Haziran 27th, 2012 at 16:02

kardeş ismimiz arapcadan geliyo olabilir ama peygamber efendimizde bir arap kavmine indi ve isminin diğer karşılığıda mehmet’ti

Yazı Detayı
  • Yazının Bağlantısı: Türkiye’de Kişi Adları
  • Yazının Kategorisi: Bizim Kalemimizden, Türkçe
  • Yazar:
  • Eklenme Tarihi: 19 Şubat 2008
  • Bu yazıya yapılan yorumları RSS kaynağı ile takibe alın.
  • Bu yazıya kendi sayfanızdan geri izleme yapın.
  • Diğer kaynaklarda arayın:
  • Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,