" Bilgicik.Com » Yazdır » Yavuz Sultan Selim – 2 – (Türk Kağanları ve Sultanları)

- Bilgicik.Com - http://www.bilgicik.com -

Yavuz Sultan Selim
(Türk Kağanları ve Sultanları)

(3. Kaynak)

Osmanlı [1] sultan [2]larının dokuzuncusu, İslâm halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan [3] İkinci Bayezid Hanın oğlu olup, annesi Dulkadirli âilesinden Âişe Hâtundur. 1470 yılında Amasya’da doğdu. Şehzâdeliğinde, devrin âlimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askerî sevk ve idâre ile devlet [4] yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzâdeliğinde Trabzon Vâliliğine gönderildi.

 

Trabzon’da başlayan devlet [4] idâreciliğinde, pehlivan yapılı vücûdu, devrin silâhlarını kullanmadaki mahâreti, Müslümanlara hayranlık ve rahatlık, düşmanlara korku ve dehşet verdi. İdâreciliğini, Trabzon dışına da taşırarak, Osmanlı [1] Devlet [4]i aleyhine propaganda yapan âsileri tâkip ettirdi. Trabzonluları rahat bırakmayan Gürcüler üzerine, üç sefer yaptı. 1508 Kütayis Seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeriyle on beş mahalli fethederek Osmanlı [1] topraklarına kattı. Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi Müslüman oldu. Diğer taraftan Şah İsmâil’in Doğu Anadolu [5]‘da artan ve Akdeniz sâhilleriyle İç Anadolu [5] içlerine ve Rumeli’ye kadar varan propagandasına karşı, gâyet şiddetli tedbirler aldı. Şah İsmâil’in gâyesi ve propagandasının neticesini iyi tespit ettiğinden, daha köklü tedbirler alınması gerektiğini teşhis etti. Vâlilik yetkisiyle bütün ülkede, Şâh İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçilemeyeceğini bildiğinden, şehzâdeler meselesinden faydalanarak, Osmanlı [1] tahtına namzed oldu.

 

Babası İkinci Bayezid Han hayatta olmasına rağmen, Şehzâde Ahmed ve Korkut, Osmanlı [1] Sultan [3]ı olmak için faaliyetlerde bulunduğundan, Şehzâde Selim [6] de harekete geçti. Uzun mücâdelelerden sonra, 24 Nisan 1512 târihinde, Osmanlı [1] Sultan [3]ı olup, babası İkinci Bayezid Hanı, yılda iki milyon akçe tahsisatla Dimetoka’ya, büyük hürmet göstererek maiyetiyle berâber yolcu etti. Babası 26 Mayıs 1512 târihinde yolda vefât edince, cenâzesini İstanbul’a getirtti. Bayezid Câmii yanına türbe yaptırıp, buraya defnettirdi.

Sultan [3] Selim [6] Han, tahta geçtikten sonra 1512 ve 1513 yıllarında iç meseleleri halletti. Ülke içinde hâdise çıkartan ve ilerisi için büyük tehlike olabilecek Râfizi faaliyetlerin teşvikçisi, doğudaki Sâfevî devlet [4]ine karşı sefere çıkmadan batı, kuzeybatı ve güney hudutlarını emniyete aldı. Eflâk, Boğdan, Macar, Venedik ve Mısır elçileriyle sulhun devâmını teyid eden antlaşmalar imzâladı.

Bu sırada Akkoyunlu Devlet [4]ini ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Acem, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu genişleten Şah İsmail, Sünnî Özbekleri de yendikten sonra, Anadolu [5]‘ya yönelmişti. Gönderdiği dâî ve halifeleri vâsıtasıyla Osmanlı [1] hudutları içinde yaşayan Şiîleri kendisine bağlıyor ve fırsat buldukça da isyanlar çıkartıyordu.

 

Şah İsmail’in bu tehlikeli teşebbüslerini önlemenin tek çıkar yolunun, Anadolu [5]‘da Şiîliğin gelişmesini önlemek, hattâ kökünü kazımak olduğunu biliyordu. Bunun için, İran’da kurulan Şiî devlet [4]lerin ikide bir Osmanlı [1] Devlet [4]ini tehdit etmesine ve batıya karşı açılan her seferde Osmanlı [1]yı arkadan vurmasına son vermek emelindeydi. Bu sebeple daha önceki Osmanlı [1] sultan [2]larının Avrupa fütuhatını doğuya çevirdi. Bu sâyede İslâm âlemini birleştirmek, Anadolu [5] Türklüğü ile Orta Asya [7]‘yı birbirine yaklaştırmakla, Asya ve Afrika’daki devlet [4]lerin Osmanlı [1] hâkimiyetine girmesi mümkün olacaktı. Yavuz [8] Sultan [3] Selim [6] Han, topladığı olağanüstü dîvânda, Şah İsmail’in yaptığı saldırıları bir bir anlattı. Dîvânda yapılan uzun müzâkerelerden sonra, İran’a sefere karar verildi.

Sefer hazırlığı esnâsında, şehzâdeliğinden beri tespit ettirdiği bozguncuları, memleket aleyhinde çalışanları sürgün, hapis ve gerekli olan cezâlarla cezâlandırdı. Sultan [3] Selim [6] Hanın, âsi, hâin ve ahlaksızları Anadolu [5] ve Rumeli’den temizlemesi, Türkiye’nin birlik ve berâberliği, ülke bütünlüğü için çok yerinde, isâbetli bir karar oldu. Bu arada sefer hazırlıklarını tamamlayan Yavuz [8], 20 Nisan 1514′te Üsküdar’a geçerek, ordu-yu hümâyun ile İran Seferine çıktı. Anadolu [5]‘dan takviye kuvvetler alınarak ilerlendi. Şah İsmail, yiğitlik harcı olan er meydanına dâvet edildi. Meydana çıkmayınca, Sâfevî topraklarına girildi. Şahın, Sultan [3] Selim [6] Hana karşı ülkesini müdâfaa etmemesi üzerine, ikinci bir nâme gönderildi. Bu nâmede; Osmanlı [1] ordusunun uzun bir yoldan gelip epeyden beri muhârebe için ordu aramasına rağmen meydana çıkan olmadığı, pâdişâhların ellerindeki memleketlerin nikâhlıları olduğu, erkek ve yiğit olanın onu nâmahreme dokundurtmayacağından bahsedilerek, miğfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf giymesi tavsiye edildi. Kadın elbiselerinden hırka, şal ve çarşaf gönderildi. Osmanlı [1] ordusunun aylardır yolda bulunması, sefer güzergâhını Sâfevîler çekilirken tahrip etmesi, Şah İsmâil’in ajanlarının faaliyetleri, Yeniçeriler arasında hoşnutsuzlukların çıkmasına sebep oldu. Sultan [3] Selim [6] Han, sefer bozguncularına, meselenin gâyet hassas olduğu bu safhasında aldığı kesin ve kararlı tedbirle mâni oldu.

 

Çadırına ok atacak kadar ileri gidildiğinde, askere verdiği nutuk, harp psikolojisinin şaheserlerindendir. Bu nutukla; hedefe daha varılmadığını, seferden aslâ dönülmeyeceğini, cihad için çıkılan bu seferden hâtunlarını düşünenlerin dönebileceğini, yiğit olanın gelmesini isteyip, tek başına da olsa gideceğini, bütün heybet ve azametini göstererek, gür sesiyle söyledi. Sultan [3] Selim [6] Hanın nutku, asker arasında çok tesirli oldu ve ordu onu tâkip etti. Bu arada, Sâfevî ordusunun, Çaldıran Ovasında olduğu haberi alındı. Çaldıran’da mevzi alındı. Sultan [3] Selim [6] Han kumandasındaki Osmanlı [1] ordusu ile İran Şahı İsmail-i Sâfevî kumandasındaki Sâfevî ordusu, 23 Temmuz 1514 târihinde Çaldıran Ovasında muhârebeye tutuştu. Çaldıran Ovasında yapılan meydan muhârebesi, Osmanlı [1] zaferiyle neticelendi. Şah İsmâil-i Sâfevî tahtını, tacını ve hanımını muhârebe meydanında bırakarak, kaçtı (Bkz. Çaldıran Muhârebesi). Sâfevî başşehri Tebriz’e kadar ilerlendi. Şah İsmâil, İran içlerine kaçtı. Sultan [3] Selim [6] Han, Tebriz’e girip, şehirde kaldı. Tebriz’de Cumâ selâmlığı yapıp, hutbeyi aslına uygun olarak, dört halîfeyi zikrettirerek, adına okuttu. Tebriz’deki âlim, sanat erbâbı, tüccar âilelerini İstanbul’a gönderdi.

 

Sultan [3] Selim [6] Han, bölgedeki fetihleri tamamlamak için, kışı Âzerbaycan’daki Karabağ’da geçirmek istedi. Başşehirden çok uzakta bulunulması bâzı devlet [4] adamları ve askerlerin hoşnutsuzluğuna sebep olunca, Amasya’ya hareket etti. Amasya’da fesatçıları cezâlandırdı. Doğu ve güney hudutlarının emniyet altına alınması gerekiyordu. Çaldıran’da gayret gösteren Bıyıklı Mehmed Ağaya Bayburt, Erzincan ile Kiğı’nın beylerbeyliği verilip, âsilerin elindeki Kemah Kalesini muhâsara etmekle vazifelendirdi. Sultan [3] Selim [6] Han da, 1515 Mayıs ayında Kemah’a geldi. Pâdişâhın da muhâsaraya katılmasıyla, Kemah muhâfızı 19 Mayıs 1515 târihinde, kaleyi Osmanlı [1]lara teslim etmek zorunda kaldı.

 

Mısır Memlûkları ve İran Sâfevîleri ile Osmanlı [1]ya karşı münâsebetleri tespit edilen Dulkadiroğulları Beyliğinin de Anadolu [5]‘nun birlik ve berâberliği için Osmanlı [1] ülkesine katılması gerekiyordu. Sultan [3] Selim [6] Han, Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşayı, 49.000 kişilik kuvvetle Dulkadirli ülkesinin zaptına gönderdi. Osmanlı [1] kuvvetleri, Göksun Muhârebesi ve Turna (Nurhak) Dağı harekâtında Dulkadirli Alâüddevle ve ordusunu mağlup etti. Alâüddevle ve oğulları öldürülerek, ordusu bozuldu. Dulkadirli ülkesi, bütünüyle fethedildi. Dulkadir memleketi, başta Maraş ve Elbistan olmak üzere bir sancak hâline getirilerek Şehsuvaroğlu Ali Beye verildi. Bu savaşta büyük hizmetleri görülen Hadım Sinan Paşa da veziriâzamlığa tâyin edildi. Dulkadirli topraklarının Osmanlı [1]ya katılmasıyla, Mısır Memlûkları ile hudut komşusu olması Osmanlı [1]-Memlûk münâsebetlerini gerginleştirdi. Doğu ve güneydeki fetihlere devam edilerek Çaldıran Zaferinden sonra Osmanlı [1] hizmetine giren; Doğu Anadolu [5]‘da çok hürmet edilen meşhur âlim, târihçi ve yazar [9]lardan İdris-i Bitlisî, Osmanlı [1] nüfûzunu bölgede hâkim kılmak için çalışmaya başladı. Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbekir’i zapt etmekle vazifelendirildi.

 

Diyarbekir, bölgenin merkezi durumunda büyük bir şehir olup, müstahkem kalesi vardı. Şehir ve suru ile muhâfazasında bulundurulan kuvvet miktarı, Sâfevîlerin batı hududunda set vazifesi görmekteydi. Bıyıklı Mehmed Paşa, 1515′te Diyarbekir’e karşı harekete geçerek, şehri muhâsara altına aldı. Sâfevîli muhâfız Karahan, Osmanlı [1]nın şiddetli muhâsarasına dayanamayıp, şehri terk ederek, Mardin tarafına çekildi. 19 eylül 1515 târihinde, Diyarbekir’in merkezi olan Âmid kalesi fethedildi. Mardin’e sığınan Sâfevîli kuvvetler de, meşhur âlim İdris-i Bitlisi’nin nüfûzuyla bölgeden atıldı. Safevîli Karahan, Ekim ayında Koçhisar mevkiinde yapılan muhârebede öldürüldü. Osmanlı [1]nın askerî kuvveti, İdris-i Bitlisî’nin mânevî tesiriyle, beylerinin çoğu Sünnî olan bölge, Osmanlı [1] hâkimiyetini tanıdı. Çaldıran Zaferi sonrasında, Doğu ve Güney harekâtıyla; Harput, Silvan, Bitlis, Hısnkeyfâ, Diyarbekir, Urfa, Mardin, Cezîre’den Rakkâ’ya kadar olan Kuzeydoğu bölgeleri ile Musul havâlisi Osmanlı [1] idâresine alındı.

 

Sultan [3] Selim [6] Han, 1514 baharında çıktığı İran Seferinden 1515 yazında döndü. Sefer dönüşünde İstanbul’da devlet [4]in idârî, siyâsî, askerî, sosyal, iktisâdî ve ticârî meselelerinin halline başladı. Sefer esnâsında meydana gelen hâdiseleri bütünüyle tetkik ve tahkik ettirdi. Devlet [4] adamlarını tek tek huzûruna çağırıp, hâdiselerin sebep ve suçlularını tespit etti. Yeniçeriler, suçlarını anlayıp, ‘Hepimiz günâhkarız!’ diyerek, pâdişâhtan af istediler. Hâdiseleri kökünden hâlletmeye azimli olan pâdişâh, tahkikâtı derinleştirerek suçluları tespit etti. Hâdiselerden, Kazasker Tâcizâde Câfer Çelebi [10], İkinci Vezir İskender Paşa ve Ocaktan Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa suçlu bulunarak, huzûra Çağrı [11]ldı. Bizzat Câfer Çelebi [10]‘ye:

 

‘İslâm askerini itaatsizliğe ve isyana tahrik edenin cezâsı nedir” diye fetvâ istedi.

 

O da: ‘Eğer sâbit olursa cezâsı îdâmdır’ deyince:

 

‘Senin fesadın, bence gerek lâhikan ve gerek sâbıkan sâbittir ve kendi hakkındaki fetvâyı kendin verdin’ diyerek suçluları Dîvân-ı hümâyûn önünde îdâm ettirdi.

 

Pîrî Mehmed Paşayı, yeni bir donanma ve tersâne inşâ ettirmekle vazifelendirdi. Sultan [3] Selim [6] Han, istikâmetini gizli tuttuğu sefer için ordu ve donanma hazırlattı. Seferin tekrar İran’a olduğu tahmin edilmekteyse de, donanmanın hazırlanışından denizde kıyısı olan Mısır Memlûkları ihtimâlini kuvvetlendirmekteydi. Osmanlı [1]-Memlûk münâsebetleri Şah İsmail ve Dulkadirli meselesinden çıktı. Sultan [3] Selim [6] Hanın, buna rağmen, ikinci Sünnî devlet [4]in, Haçlılara ve İran Sâfevîlerine karşı ortak mücâdele etmesi gerektiğini belirten temasları oluyordu. Sultan [3] Selim [6] Han, 1516 baharında veziriâzam Sinan Paşayı, 40.000 kişilik bir kuvvetle Maraş üzerinden Fırat tarafına sevk etti. Veziriâzam Sinan Paşa, Fırat Nehrini geçip, Diyarbekir’e gitmeye memur olduğunu huduttaki Memlûk beylerine bildirdi. Fırat Nehrini geçmek için izin istedi. Memlûklar, Suriye hudûdunda kuvvet bulundurduklarından, Osmanlı [1] talebini reddettiler. Sultan [3] Selim [6] Hana durum bildirildi. Sinan Paşanın, Memlûk hudûduna gelmesi üzerine, Mısır Sultan [3]ı Kansu Gûri (Gavri) de 50.000 kişilik bir kuvvetle Şam’a geldi. Mısır Sultan [3]ının durumu, Sultan [3] Selim [6] Hana arz edildi. Kansu Gûri’nin, Şah İsmâil-i Sâfevî ile ittifakı ihtimâline karşı, güney hudûdundan ve gerisinden daha da emin olmak için, Mısır Seferine karar verildi.

 

Müslümanlara işkence ve eziyet edip, Eshâb-ı kirâm ve Ehl-i sünnet âlimlerini kötüleyenlere karşı sefere giderken, buna mâni olmak isteyen bir İslâm hükümdar [12]ına karşı ne yapmak lâzım geldiğini âlimlere sordu. Âlimler, sefer açılabileceğini bildirdiler. Hilâfeti de himâye eden Memlûklara karşı sefer için fetvâ alınıp, harp etmek meşrulaşınca, kendi kumandasındaki kuvvetlerin Kayseri’de toplanmasını emretti. Ayrıca, Rumeli Kazaskeri Zeyrekzâde Rükneddîn ile ümerâdan Karaca Paşayı, Kansu Gûri’ye elçi gönderdi. Osmanlı [1] elçisi, Mısır Memlûk Sultan [3]ından, İran üzerine hareketle oraları bozgunculardan temizleyeceğini ve kendisine hayır duâ edilmesini istiyordu. Kansu Gûri, Osmanlı [1]ların Dulkadirli topraklarının zaptını uygun karşılamadığından, elçileri önce hapsettirdiyse de, sonra serbest bırakıp, Sultan [3] Selim [6] Hana yüz kantar şeker ve büyük kutularla helva gönderdi. Sultan [3] Selim [6] Han, 1516 Haziranında Mısır Seferine çıkıp, Osmanlı [1] Donanması da Suriye sâhillerine gönderildi. Sultan [3] Selim [6] Han, Mısır elçisi Moğolbay’ı ülkesine geri gönderirken:

 

‘Efendine söyle, Mercidâbık’ta karşıma çıksın’ dedi.

 

Memlûk Sultan [3]ı Kansu Gûri, yanında Abbâsî Halîfesi Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Mercidâbık’a geldi. Sultan [3] Selim [6] Han kumandasındaki Osmanlı [1] ordusu da, Mercidâbık’a gelip, Kansu Gûri kumandasındaki Memlûk ordusu ile, 24 Ağustos 1516 târihinde muhârebeye tutuştular (Bkz. Mercidâbık Meydan Muhârebesi). Muhârebe Osmanlı [1]ların üstün harp gücü ve teknik imkânlarıyla zaferle sonuçlandı. Son Abbâsî Halîfesi Üçüncü Mütevekkil Sultan [3] Selim [6] Hanın yanına getirilip, çok hürmet gösterildi.

 

Suriye, Osmanlı [1] hâkimiyetine geçti. Suriyeliler, Osmanlı [1] adâlet ve Müsâmahalarını iyi takdir ettiklerinden halk [13] ve kale muhâfızları şehirlerin anahtarlarını Sultan [3] Selim [6] Hana kolayca teslim ettiler. Sultan [3] Selim [6] Han; Halep, Hama, Humus ve Şam şehirlerine girdi. Üç ay kadar Şam’da kaldı. Memlûk Sultan [3]ı Kansu Gûri, Mercidâbık Muhârebesi sonrasında vefât ettiğinden, Mısır Kölemenleri de Tomanbay’ı sultan [2]lığa getirmişlerdi. Sultan [3] Selim [6] Han, Tomanbay’a Osmanlı [1] hâkimiyetini tanıması şartıyla, antlaşma teklifi için iki elçi gönderdi. Osmanlı [1] elçileri, Sultan [3] Tomanbay’ın arzusu dışında, Kölemenlerce öldürüldü. Sultan [3] Selim [6] Han, Osmanlı [1] elçilerinin katledilmesini harp sebebi saydı.

 

15 Aralık 1516 târihinde, Şam’dan Mısır Seferine çıktı. Mısır’ın merkezi Kâhire’ye ulaşmak için Sina Çölünü geçmek gerekiyordu. Eski fâtihlerin bütün teşebbüslerine rağmen, kurak ve çorak çölün geçilmesi imkânsız gibi olduğundan, vezir Hüseyin Paşa başta olmak üzere, Mısır Seferine îtiraz edildi. Sultan [3] Selim [6] Han îtirazları susturmak, ordu bozanlığın önüne geçmek için, Vezir Hüseyin Paşayı, îdâm ettirdi. Osmanlı [1] ordusu, Sina Çölü’nü günde ortalama otuz kilometre yürüyüşle bir haftada geçerek, harp târihinde rekor yaptı. Sina Çölünü geçerken olduğu rivayet edilen şu vaka o târihten beri menkıbe olarak anlatılır:

 

Sina Çölünde yıllardan beri yağmur yağmamasının verdiği kuraklıkla, müthiş çoraklık, ıssızlık ve kum fırtınası vardı. Pâdişâh, devlet [4] adamları ve süvâriler ata binmiş hâlde çölde ilerlerken Sultan [3] Selim [6] Han, bir ara atından iner. Sultan [3]ın piyâde yürüyüşüne geçmesiyle, bütün devlet [4] adamları ve süvâriler, attan inerler. Başta Sultan [3] Selim [6] Han ve bütün ordu, kurak ve çorak Sina Çölünde piyâde yürüyüşü yaparlar. Ordu harap ve bîtab bir hâle gelir. Fakat, Sultan [3] Selim [6] Han, büyük bir edeb ve hûşu içinde yürümektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azametinden sıyrılıp, sâkin ve edeple buyurur ki:

 

‘Önümüzde, fahri kâinat Resûlullah efendimiz hazret-i Muhammed yürümükteyken, at üstünde gitmekten hayâ ederim.’

 

Sina Çölünü geçerken yağmur da yağıp, kolayca Mısır’a ulaşırlar.

 

21 Ocak 1517 târihinde, Kahire’ye çok yakın Birk-ül-Hac mevkiinde konaklandı. 22 Ocak 1517 günü Kâhire yakınlarındaki Ridâniye’de Osmanlı [1]-Memlûk muhârebesi başladı. Sultan [3] Selim [6] Han kumandasındaki Osmanlı [1] ordusu, Tomanbay kumandasındaki Memlûk ordusuna karşı Ridâniye’de zafer kazandı (Bkz. Ridâniye Meydan Muhârebesi). Memlûk Sultan [3]ı Tomanbay, Kahire’den çekildi. Sultan [3] Selim [6] Han, Kahire’ye 15 Şubat 1517 târihinde parlak bir merâsimle girdi. 20 Şubat Cumâ günü Melik Müeyyed Câmiinde okunan hutbede kendisi için söylenen ‘Hâkim-ül-Haremeyn-iş-Şerifeyn’ unvânını kabul etmedi. Mübârek makamlara hürmeten unvânındaki ‘Hâkim’ kelimesi yerine hizmetçi mânâsındaki ‘Hâdim’i getirtip, ‘Hâdim-ül-Haremeyn-iş-Şerîfeyn’ (Mekke ve Medîne’nin Hizmetçisi) unvânını aldı. Bunu belirtmek için de sarığının üstüne süpürge biçiminde sorguç taktı.

 

Sultan [3] Selim [6] Han, 1516 Ağustosundan beri yanında bulunan son Abbâsî Halifesi, Üçüncü Abdülazîz el-Mütevekkil-al-Allah [14] Muhammed’in rızâsı, Kâhire’den Osmanlı [1] merkezine gönderilen Câmi’ül-Ezher Medresesi âlimleri ve İstanbul’daki âlimlerin meclisinde ittifakla varılan kararla, Osmanlı [1] pâdişâhlarına Sultan [3]lık unvânı ile berâber, İslâm âleminin etrâfında toplandığı ‘Hilâfet’ makâmı da verildi.

 

Sultan [3] Selim [6] Hanın kazandığı Ridâniye Zaferi ile; Mısır, Arabistan Yarımadası Osmanlı [1] hâkimiyetine geçti. Kızıldeniz’e ve Hind Okyanusuna inilip, Kuzey Afrika hâkimiyet yolu açılarak, Osmanlı [1] hududu, Atlas Okyanusuna dayandırıldı. Venedikliler, Memlûklara verdikleri, Kıbrıs Adasının haracını, Osmanlı [1]lara göndermeye başladılar. Hicaz ve Orta Doğudaki mübârek makamlar, Osmanlı [1] hizmetine açıldı. Mukaddes emânetler İstanbul’a getirtilerek, İstanbul şereflendi. Buralar, nâdide eserlerle süslendi. Sultan [3] Selim [6] Han, 4 Haziran 1516′da çıktığı Mısır Seferinden, 10 Eylül 1517′de Kahire’den hareket ederek, 25 Temmuz 1518′de İstanbul’a döndü. İstanbul dönüşü Şam’a uğrayıp, kabrini yaptırdığı büyük İslâm âlimi, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbe ve câmiini merâsimle açtı. Muhyiddîn-i Arabî’nin türbedarı, ferâsetle, Sultan [3] Selim [6] Hanın çok yaşamayacağını da söyledi.

 

Sultan [3] Selim [6] Han, Mısır Seferi dönüşü, İstanbul’dan Edirne’ye geldi. Avrupa devlet [4]lerinden Macaristan ve Venedik, eski sulh antlaşmalarını yenilemek, İspanya da Osmanlı [1] Devlet [4]iyle dostâne münâsebetlerde bulunmak istediler. Sultan [3] Selim [6] Han, Osmanlı [1] Devlet [4]i, bütün İslâm âlemi için büyük tehlike arz eden Sâfevîli Şah İsmail’in faaliyetlerinin önüne geçmek için, Avrupa devlet [4]leriyle antlaşmaları yeniledi.

 

Safevîli Şah İsmâil’in kumandasındaki İran ordusu, Osmanlı [1]lar ile meydan muhârebesi yapmak cesâreti gösteremiyordu. Böyle olmasına rağmen Sâfevîli propagandacılar, Osmanlı [1] ülkesinde faaliyet göstererek, âsi taraftarlar bulup, bunları isyana hazırladılar. Bunlardan Bozoklu Şeyh Celâl, Kalender kıyâfetinde Turhal’a gidip bir mağarada riyâkârca münzevî hayat yaşadı. Çevresinde propaganda yapıp, câhil kimseleri etrâfında topladı. Yakında Mehdî yâhut Mesih geleceğini söyleyip, kendini Mehdî îlân etti. Mehdîliği îlânıyla berâber, etrâfında toplanan 20.000 süvâri ve piyâdeden meydana gelen silâhlı kuvvet kurdu. ‘Şâh Velî’ unvânı alıp, saltanatını îlân ederek, çevrede istilâ hareketine başladı. Bozoklu Celâl, Turhal’dan Ankara’ya yürüdü. Sultan [3] Selim [6] Han, isyânın üzerinde hassâsiyetle durup, müdâhale ettirdi. Rumeli Beylerbeyi Ferhad Paşa ve Maraş Vâlisi Şehsuvar oğlu Ali Bey isyanı bastırmakla vazifelendirildi. Şehsuvaroğlu, âcilen âsiler üzerine kuvvet sevk etti. Âsi Celâl, üzerine kuvvet sevk edilmesi üzerine, Şah İsmâil tarafına kaçarken, Erzincan Akşehiri’nde yakalanıp, taraftarları ile birlikte öldürüldü. Bundan sonra, Râfizî isyanlarına ‘Celâlî Vakası’ denildi.

 

On altıncı yüzyılda Osmanlı [1] kara ordusu, dünyânın en büyük ordusuydu. Sultan [3] Selim [6] Han, kara askerine verdiği önemi donanmaya da verdi. İstanbul’da ilk tersânenin yapımını 1515 yılında başlatıp, 1516′da bitirdi. Gelibolu’daki büyük tersâne, Sultan [3] Selim [6] Han devrinde önemini korudu. Mısır’dayken, Memlûklar zamânında Kızıldeniz’de donanma kumandanı olan Selman Reis, huzûra gelince, Osmanlı [1] hizmetine alındı. Cezayir hâkimi Barbaros Hayreddin de, Sultan [3] Selim [6] Hana elçi gönderip, yardım istedi. Barbaros’un Osmanlı [1] hizmetine girmesiyle, Akdeniz Türk [15] Gölü olma yoluna girdi. Donanma faaliyetini tamamlayan Yavuz [8], devrin büyük âlimi Kemâl Paşazâde’ye niyetinin feth-i Efrenciye, yâni Avrupa olduğunu bildirmişti. Ancak, yüce Hakan’ın yine Eyüp Sultan [3] Türbesini ziyâretle başladığı bu seferine, yakalandığı amansız şirpençe hastalığı mâni oldu.

 

Çorlu’da başhekim nezâretinde tedâvi gördü. İki ay hasta yatıp, 22 Eylül 1520 târihinde Cumâ akşamı Osmanlı [1] karargâhının bulunduğu Çorlu’nun Sırt Köyünde vefât etti. Vefât etmeden bir müddet önce yanında bulunan Hasan Can; ‘Sultan [3]ım, Allah [14]‘ı hatırlamak zamânıdır’ deyince, Yavuz [8] Sultan [3] Selim [6] Han:

 

‘Lala, Lala bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun’ Cenâb-ı Hakk’a teveccühümüzde bir kusur mu gördün” buyurmuş ve Yâsin-i şerîf okumasını istemişti.

 

Kendisi de onunla birlikte okurken, rûhunu teslim etmiştir.

 

Cenâzesi, İstanbul’a getirilip inşaatını başlattığı Sultan [3] Selim [6] Câmii yanına defnedildi. Yerine Osmanlı [1] Sultan [3]ı olan oğlu Sultan [3] Süleyman Han tarafından câmi tamamlanıp, kabri üstüne türbe de yapıldı.

 

Sultan [3] Selim [6] Hanın sandukasının üstünde, büyük âlim Ahmed ibni Kemâl Paşanın kaftanı örtülüdür. Örtünün konması meşhur rivâyette şöyle anlatılır: Sultan [3] Selim [6] Han, Mısır Seferini tamamlayıp, Kahire’den Şam’a dönerken, yolda, o sırada Anadolu [5] Kazaskerliği vazifesini yapan Ahmed ibni Kemâl Paşazâde’yi yanına çağırdı. Sohbet ederek giderlerken, İbn-i Kemâl’in atı birdenbire bir su çukuruna bastığı için Sultan [3] Selim [6] Hanın üstü başı ıslanıp, kaftanı çamur oldu. İbn-i Kemâl Paşa telâşa düşünce, azametiyle meşhur olan Sultan [3] Selim [6] Han; ‘Bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, benim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı böylece sandukanın üstüne koysunlar!’ deyip, sırtından kaftanı çıkarıp, saklattı.

 

Doğu Anadolu [5], Kuzey Irak, Lübnan, Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’ın fethiyle Osmanlı [1] Hânedanına Halifelik makâmını ve mübârek emânetleri kazandıran Sultan [3] Selim [6] Han, sekiz buçuk yılda, devlet [4]i iki kat büyüttü.

 

Sultan [3] Selim [6] Han, devrin meşhur âlimlerinden, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ile ilmî sohbet edip, ona hürmet gösterirdi. Sofiyye-i âliyyenin büyük âlimi Muhyiddîn-i Arabî’nin Şam’daki kabr-i şerîfini tespit ettirip yanına câmi, türbe, imâret yaptırdı. Seferlerinde evliyânın büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin türbesini ziyâret ederdi. Ehl-i sünnete çok hizmet edip, İslâm âlemi için büyük tehlike olan Sâfevîli Şah İsmail’in ideolojisinin yayılmasını önleyerek İran’da mahsur bıraktı. Çok heybetli olup, azametinden çevresindekiler titrediği hâlde, âlimlere, halk [13]ına karşı tevâzu sâhibiydi. Devamlı; ‘Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş. Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş’ buyururdu. Çok mütevâzı olup, sâde giyinirdi. Muhteşem Osmanlı [1] Devlet [4]inin ve İslâm âleminin lideri olmasına rağmen, Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklandığından, debdebe ve şaşaadan uzak hayat sürerdi. Bir defâsında oğlu Şehzâde Süleyman, çok süslü bir elbiseyle huzûruna girince; ‘Süleyman, annen ne giysin!’ diyerek sitem etmişti. Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilip, edebiyat [16]i-donemleri/”>edebiyat [17], târih ve coğrafyaya da meraklıydı. Farsça ve Türkçe [18] şiirleri olup, Farsça Dîvân’ı Almanya’da yayınlanmıştır.

| « Önceki Bölüm « [19] |

|» “Türk Kağanları ve Sultanları” Say. Dön! « [2] |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Türk Kağanları [2], Türk Sultanları [2], Hükümdarlar [20], Türkçe [18], Edebiyat [17]


Yazının kaynağı: Bilgicik.Com - http://www.bilgicik.com

Yazının bağlantısı: http://www.bilgicik.com/yazi/yavuz-sultan-selim-2-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

URLs in this post:

[1] Osmanlı: http://www.bilgicik.com/yazi/osmanli-imparatorlugu-1bolum/

[2] sultan: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[3] Sultan: http://www.bilgicik.com/tag/Sultan/

[4] devlet: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-tarihi/

[5] Anadolu: http://www.bilgicik.com/tag/Anadolu/

[6] Selim: http://www.bilgicik.com/yazi/2-selim-han-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[7] Orta Asya: http://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/

[8] Yavuz: http://www.bilgicik.com/yazi/yavuz-sultan-selim-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[9] yazar: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-yazarlar-ve-sairler/

[10] Çelebi: http://www.bilgicik.com/yazi/1-mehmet-celebi-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[11] Çağrı: http://www.bilgicik.com/yazi/cagri-bey-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[12] hükümdar: http://www.bilgicik.com/tag/Hukumdar/

[13] halk: http://www.bilgicik.com/yazi/halk-edebiyati/

[14] Allah: http://www.bilgicik.com/tag/Allah/

[15] Türk: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/

[16] edebiyat: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-%3Ca%20href=

[17] edebiyat: http://www.bilgicik.com/yazi/turk-edebiyati-donemleri/

[18] Türkçe: http://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/

[19] « Önceki Bölüm «: http://www.bilgicik.com/yazi/yavuz-sultan-selim-1-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[20] Hükümdarlar: http://www.bilgicik.com/tag/Hukumdarlar/

© 2010 - Bilgicik.Com | Tüm hakları saklıdır.