<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/7-sinif-performans-ve-proje-odevleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Jan 2017 13:31:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Demokrasi ve Demokrasinin Türk Toplumu İçin Önemi &#8211; (Performans ve Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/demokrasi-ve-demokrasinin-turk-toplumu-icin-onemi-performans-ve-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/demokrasi-ve-demokrasinin-turk-toplumu-icin-onemi-performans-ve-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Toplumu İçin Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Toplumu İçin Demokrasinin Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokrasi ve Demokrasinin Türk Toplumu İçin Önemi (Performans &#8211; Proje Ödevleri) 1. Demokrasi: Halkın kendi kendini yönetmesine denir. Halk kendi yöneticilerini kendisi seçer. 2. Demokrasinin Temel İlkeleri: Milli egemenlik, hürriyet ve eşitlik, siyasi partiler. a. Milli Egemenlik: Demokraside egemenlik millete aittir. Millet bu hakkını temsilcilerini kullanarak seçer. Yönetenler, gücünü milletten alır. b. Hürriyet ve Eşitlik: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/demokrasi-ve-demokrasinin-turk-toplumu-icin-onemi-performans-ve-proje-odevleri/">Demokrasi ve Demokrasinin Türk Toplumu İçin Önemi – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff; font-family: Maiandra GD;">Demokrasi ve Demokrasinin Türk Toplumu İçin Önemi</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;"><br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><br />
<strong>1. Demokrasi: </strong>Halkın kendi kendini yönetmesine denir. Halk kendi yöneticilerini kendisi seçer.</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>2. Demokrasinin Temel İlkeleri: </strong>Milli egemenlik, hürriyet ve eşitlik, siyasi partiler.</p>
<p><strong>a. Milli Egemenlik: </strong>Demokraside egemenlik millete aittir. Millet bu hakkını temsilcilerini kullanarak seçer. Yönetenler, gücünü milletten alır.</p>
<p><strong>b. Hürriyet ve Eşitlik: </strong>Hürriyet ; başkalarına zarar vermeden her şeyi yapabilmektir. Eşitlik; hiçbir ayrım yapmaksızın herkesin kanun önünde eşit olmasıdır.<br />
<center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
<strong>c. Siyasi Partiler:</strong> Siyasi partilerin çok olması demokrasinin daha iyi işlemesini sağlar. Farklı düşüncedeki insanlar kendi fikirlerine uygun partilere üye olabilir. Ve istedikleri partiyi destekleyebilirler. Atatürk demokrasinin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için çok partili hayata geçilmesinin şart olduğunu belirtmiştir.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">DEMOKRASİNİN KORUNMASINDA BİREYE DÜŞEN GÖREVLER<br />
</span></strong><br />
Tarih boyunca, yönetimin bir kişide veya bir zümrede olduğu, baskıya dayalı yönetim biçimleri vardı. İnsanların yönetimde söz sahibi olmak için verdiği mücadele yüzyıllarca sürmüştür. Uzun mücadeleler sonucunda elde edilen demokrasiyi, birey olarak korumamız rahat ve huzurlu yaşamamıza imkan sağlar.</p>
<p>Demokrasiyi korumak için öncelikle iyi bir vatandaş olmalıyız. Kendi haklarımıza sahip çıktığımız gibi, ödevlerimizi de yerine getirmeliyiz. Demokrasinin hoşgörü kuralına bağlı kalarak farklı düşüncelere de saygılı olmalıyız. Kısacası demokrasinin korunmasında birey olarak bize düşen en önemli görev demokrasinin kurallarına uymaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">DEMOKRASİDE KAMUOYU VE BASININ ÖNEMİ<br />
</span></strong><br />
<strong>Kamuoyu: </strong>Toplumu ilgilendiren her hangi bir konu hakkında halkın benimsediği ortak görüştür.</p>
<p>Kamuoyunu Oluşturan Etkenler: a- Yapılan yollar (Ulaşım) b- Sinema ve Tiyatrolar (Bakış açısı kazandırır) c- Sivil Toplum örgütleri (dernekler, vakıflar, kulüpler, okul koruma derneği vs.)</p>
<p><strong>Kamuoyunun Toplumdaki Yeri: </strong>Kamuoyu toplumun sorunlarının çözümünde önemli bir etkiye sahip olduğundan dolayı önemlidir. (Toplumun yaralarını sarar örnek Deprem felaketinde kamuoyunun etkisi)</p>
<p>Basın ve Yayının Önemi : Basın: gazete kitap ve her türlü neşriyattır. Yayın: Bu yazılan eserlerin duyurulması olayıdır. Toplumdaki aksaklıkları dile getirdiği için basın ve yayın kamuoyunun oluşmasında önemli etkiye sahiptir. (Örnek: Depremin nerede kaç şiddetinde olduğunu neler yapılması gerektiğini bize bildirmesi .. vs. )</p>
<p>Kamuoyu Basın ilişkisi: Basın ve kamuoyu bir birine muhtaçtır. Basın, vermiş olduğu haberler vasıtasıyla kamuoyunu oluşturur, Kamuoyu da sorunlarının çözümü için basını kullanır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">EĞİTİM VE DEMOKRASİ İLİŞKİSİ<br />
</span></strong><br />
Eğitim vasıtasıyla demokrasinin gereklerini öğreniriz, demokrasi vasıtasıyla da eğitimimizi her zaman daha modern ve anlaşılır ve bir o kadar da kolay hale getiririz.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">MESLEK VE MESLEK SEÇİMİ<br />
</span></strong><br />
Meslek Sahibi Olmanın Birey ve Toplum Hayatı için Önemi: Meslek: Bir kimsenin geçimini sağlamak için yaptığı, belli bir eğitimle kazanılan bilgi ve becerilere dayanılan etkinlikler bütünüdür. Meslek dalları insanın vücudundaki organlar gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nitelikli Eleman Yetiştirmenin Ülke Ekonomisi Açısından Yararları<br />
</strong><br />
Nitelikli insanlar okullarda yetiştirilir. Ancak yaptığı işin de kalitesi bakımından, insanların yetenekli ve istekli olduğu dallarda eğitim almaları gerekir. Alanında uzman olmak zamandan, enerjiden ve malzemeden tasarruf sağlar. Bu durum, bizim gibi çok zengin olmayan ülkelerin ekonomilerine olumlu katkıda bulunur. Nitelikli eleman çalışma hayatındaki verimi artırır.</p>
<p></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/demokrasi-ve-demokrasinin-turk-toplumu-icin-onemi-performans-ve-proje-odevleri/">Demokrasi ve Demokrasinin Türk Toplumu İçin Önemi – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/demokrasi-ve-demokrasinin-turk-toplumu-icin-onemi-performans-ve-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki Bitki Türleri &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyedeki-bitki-turleri-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyedeki-bitki-turleri-performans-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:17:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaçların Yararları]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Ormanları]]></category>
		<category><![CDATA[Bitki Örtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çayır]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Maki]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Ormanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ormanların Yararları]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyedeki Bitki Örtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyedeki Bitki Türleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki Bitki Türleri (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Türkiye, barındırdığı bitki türleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Yaklaşık 9.000 den fazla bitki türünün mevcut olduğu ülkemizde, yüksek dağ çayırlarından, bazı tropik bitkilere; bozkırlardan, iğne yapraklı ve geniş yapraklı ormanlar kadar çok çeşitli bitki toplulukları bulunmaktadır. Dünyanın başka yerlerinde hiç bulunmayan ülkemize has (endemik) bitki türleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyedeki-bitki-turleri-performans-proje-odevleri/">Türkiye’deki Bitki Türleri – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;">Türkiye&#8217;deki Bitki Türleri<br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><br />
Türkiye, barındırdığı bitki türleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Yaklaşık 9.000 den fazla bitki türünün mevcut olduğu ülkemizde, yüksek dağ çayırlarından, bazı tropik bitkilere; bozkırlardan, iğne yapraklı ve geniş yapraklı ormanlar kadar çok çeşitli bitki toplulukları bulunmaktadır. Dünyanın başka yerlerinde hiç bulunmayan ülkemize has (endemik) bitki türleri de bitki varlığımızın önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ülkemizin bu kadar çeşitli bitki türlerine sahip olmasında bazı faktörlerin etkisi büyüktür. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu faktörlerin başında, kuşkusuz iklim gelmektedir. Bulunduğu konum itibariyle çeşitli iklim özelliklerine sahip olan ülkemizde, bu iklim özellikleri, farklı bitki türlerinin yetişmesine imkân vermiştir, iklim elemanlarından sıcaklık ve yağış ile güneşlenme süresi, bitkilerin yetişmesinde çok etkilidir. Örneğin, özellikle yaz mevsiminde güneşli gün sayısının çok olduğu Akdeniz Bölgesinde, güneş ışığını seven, kuraklığa dayanıklı makiler geniş yer kaplar. Buna karşılık, Doğu Karadenizde sisli – bulutlu ortamları seven ladin, şimşir, fındık gibi bitkiler yetişebilmektedir. İklim elemanlarından yağış da bitki topluluklarının yetişmesi ve dağılışında önemli rol oyar. Bitkiler, su isteklerine bağlı olarak yağış rejimlerinin değiştiği alanlarda, farklı türler hâlinde dağılış gösterirler. Örneğin, maki topluluğu içinde yer alan defne» kocayemiş, zakkum gibi bitkiler, kuraklığa dayanıklı olduklarından Akdeniz Bölgesinde yetişebilmektedir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Buna karşılık, su ihtiyacı yüksek bir bitki olan çınar ise genellikle suyun bol olduğu alanlarda ve 1000 mden daha aşağıda yetişebilmektedir. Ülkemizde bitki örtüsünün farklılığı ve dağılışı üzerinde etkili olan diğer faktörler ise yükselti. Jeolojik yapı ile yüzey şekilleridir. Yükselti, bitkilerin hayat alanını sınırlayan bir etkendir. Çünkü yükselti arttıkça, havadaki su buharı ve sıcaklık azalmakta, belli bir yükseltiden sonra yağış miktarı da düşmektedir. Buna bağlı olarak da farklı yükseltilerde farklı bitkiler yetişebilmektedir. Bitkiler için bir durak yeri ve besin kaynağı olan toprakların fiziksel ve kimyasal özellikleri de bitkilerin dağılışı üzerinde etkilidir. Örneğin, bazı bitkiler, özel toprak şartlarında yetişebilmektedir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fıstık çamı, dana çok volkanik taşların ayrışması sonucu oluşan kumlu topraklarda yetişir. Bu sebeple fıstık çamı uygun toprakların yer aldığı Aydın ve Manisa çevresi ile Nur dağlarında doğal olarak yetişmektedir. Akdeniz kökenli bir bitki olan kızılcam. Karadeniz Bölgesinde Kızılırmak ve Yeşilırmak vadisindeki bazı kuytu alanlarda yerel olarak yetişir. Yine bir Akdeniz bitkisi olan zeytin de Artvinde Çoruh ırmağı vadisindeki kuytu alanlarda yetiştirilebilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">Özellikler:</span></strong></span></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>1- </strong>Bitkiler hayvanların besin kaynağıdır.<br />
<strong>2-</strong> Bitkiler toprakların aşınmasını ve sellerin oluşumunu sağlar.<br />
<strong>3-</strong> Bitkilerden ilaç yapılır.<br />
<strong>4- </strong>Canlıların beslenmesinde ve kullandığımız bazı mal ve eşyaların üretiminde yer tutar.<br />
<strong>5-</strong> Bitkiler çeşitli topluluklar halinde bulunur (Orman ,Çalı, ot gibi)<br />
<strong>6- </strong>Türkiye’de 12.000’den fazla bitki türü bulunur.Bu yüzden dünyada ekvatoral bölgeden sonra oldukça zengin bir ülkedir.<br />
<strong>7-</strong> Ülkemizde farklı iklim bölgelerine ait, bitkilerde barındırır.<span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>Relikt (Kalıntı) Bitki:</strong> 4.Zamandaki buzul devrinde yaşayabilen iklimlerin ısınmasıyla günümüzde dağların yüksek kesimlerindeki soğuk alanlarda yaşamını sürdüren eski devre ait bitkilerdir. Ülkemizde dördüncü jeolojik zamanda görülen iklim değişiklikleri bitki topluluklarının dağılışı üzerinde etkili olmuştur.Karadeniz iklim bölgesine ait bitkilerin Akdeniz iklim bölgesinde, Akdeniz iklim bölgesinde yer alan bitkilerinde Karadeniz iklim bölgesinde yer alması bu şekildedir. Akdeniz bölgesinde yer alan:kayın, porsuk, fındık ve gürgen gibi ağaçlar relik topluluklardır. Ülkemizde yer alan bitkilerin yaklaşık üçte biri günümüz iklim şartlarının ortaya çıkmasından daha önce oluşmuş kalıntı bitkilerdir.<br />
[ad1]<br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Endemik bitkiler:</span>Yeryüzünde sadece belirli bir bölgede yetişen bitki topluluklarına denir. Ülkemizin yer şekillerinin çok çeşitlilik göstermesi ve geçmişte sık sık önemli iklim değişimlerinin yaşanması endemik türler bakımından zenginleşmesini sağlamıştır. Ancak sıcak iklimlerde yetişen ama ülkemizde Torosların güneye bakan sıcak yamaçlarında yetişme ortamı bulabilen bitkilerdir. Üçüncü zamanda geniş alanlar kaplayan bazı bitkiler geçen süre içinde iklim şartlarının değişmesi ve yer şekillerinin de etkisiyle bazı bölgelerde günümüze kadar kalabilmiştir. Kasnak meşesi Dedegöl ve Davras dağlarında yar alan karstik çukurlarda, Sığla ağaçları Köyceğiz gölü çevresinde, Datça hurması Teke ve Datça yarımadalarında, Kazdağı köknarı Kaz dağında, İspir meşesi Kastamonu ve Yozgat çevresinde yetişir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>Geniş Yapraklılar:</strong> Kayın,Kestane,Meşe, Dişbudak,Ihlamur, Kavak<br />
<strong>İğne Yapraklılar: </strong>Ladin, Köknar, Sarıçam, Karaçam, Kızılçam</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">ÜLKEMİZDE BİTKİ ÖRTÜSÜNÜN ZENGİN OLMASI ŞU FAKTÖRLERE BAĞLIDIR;<br />
</span></strong><br />
<strong><span style="font-size: 15pt;">İklim etkisi:</span></strong> Karadeniz’de dağların eteklerinde-geniş yapraklı orman görülürken, Karadeniz’de dağların yükseklerinde iğne yapraklı orman görülür. Akdeniz’de kuraklığa dayanıklı bitkiler, iç kesimlerde bozkırlar vardır. Yüzey şekillerinin etkisi: Dağ kuşaklarının kuzey ve güney yamaçlarında ormanlar birbirinden farklıdır. Örnek: K.Anadolu Dağlarının kuzeyinde aşağıda nemli ve ılıman geniş yapraklı, yukarıda ise iğne yapraklı orman görülür. Aynı dağın güneyinde ise kuraklığa dayanıklı fazla güneş ışığı isteyen kurakçıl bitkiler yetişir. Yine yükseltinin artmasına bağlı olarak da, bitki örtüsü farklılık gösterir. Örnek: Toroslarda 1000m’ye kadar, kuraklık isteyen Kızılçam ormanları yetişirken, daha sonra soğuğa dayanıklı sedir ormanları görülür.<span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Toprak ve Ana Materyalin Etkisi:</span> Bitkilerin besin maddesi isteği ve kök gelişim özellikleri farklıdır. Bazı bitkiler kireçli arazileri, bazı bitkiler yumuşak ve kumlu ana materyalleri tercih eder. Tuzlu topraklarda Fıstık çamı, ve sarıçam yetişmez, bunlar kumlu topraklarda yetişir.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">İnsan etkisi: </span></strong>Ülkemizde medeniyetler eskiden beri geliştiği için, bitki örtüsü çok tahrip edilmiştir. Akdeniz’de kızılçam ormanlarının yerini çalı toplulukları almış, İç ve D.Anadolu ormanlarının yerini bozkırlar almıştır.</p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">İklim değişmeleri:</span></strong> 4. Jeolojik zamanda, soğuk ve az yağışlı devirde Avrupa ve Sibirya’da yetişen bitkiler Anadolu’da yayılmıştır. Sıcak ve nemli devirde Akdeniz iklim bölgesinde yetişen bitkiler Anadolu’nun kuzeyine kadar ilerlemiştir. Yurdumuzda geçmişteki iklim şartlarına göre yetişmiş bazı bitkilerde bulunmaktadır. Ülkemizin bu özelliği, daha önceden yetişmiş olan bitkilerin tamamen ortadan kalkmasını engellemiştir. Bu nedenle ülkemizdeki bitkilerin üçte biri kalıntı bitkilere aittir. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bitkilere Endemik bitkiler denmektedir.</p>
<p></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">ORMANLAR:</span> Ormanlar geniş yapraklı,iğne yapraklı, bazen de karışık orman gibi gruplara ayrılır. Bu ormanlar iklim ve toprak şartlarına göre farklı bölgemizde yetişir.<strong>1)KARADENİZ ORMANLARI:<br />
</strong><br />
Bu bölgede iki farklı orman kuşağı yer almaktadır. Birincisi Karadeniz kıyısı boyunca nemli ve ılıman iklimde yetişen geniş yapraklı orman, ikincisi dağların yükseklerinde nemli ve soğuk iklimde yetişen iğne yapraklı orman görülür. Karadeniz bölgesinde bulunan ormanların en önemli özelliği, ağaç türlerinin fazla olmasıdır. Sebebi iklimin uygunluğudur. D.Karadeniz bölümünde ülkemizdeki bitki türlerinin yarısı görülür. (6 bin çeşit)</p>
<p><strong>a-Geniş Yapraklı Orman:</strong> Batıda yıldız dağlarından başlayarak doğuda Gürcistan sınırına kadar dağların kuzey yamaçlarında 1000m’ye kadar olan bölümde yer alır. Kışın yapraklarını dökerler. Bu orman kuşağında; kayın, kestane, gürgen, ıhlamur, akçaağaç, karaağaç, meşe, kızılağaç ve dişbudak türleri bulunur.Ormanlardaki ağaç türleri bazen tek, bazen toplu şekilde dağılış gösterir. Yıldız dağlarında meşe, kayın, gürgen yaygındır. Batı ve orta Karadeniz kuşağında, kestane, kayın ve gürgen yaygındır. Kayın kerestesi özellikle mobilyacılıkta ve kaplamacılıkta kullanılır.Doğu K. bölümünde ise, kızılağaç ormanları hakimdir. Yamaçlarda ıhlamur, kestane ve kayın ormanları bulunur.</p>
<p><strong>Geniş yapraklı Tropikal Ormanlar<br />
</strong><br />
Bölgedeki kayın ormanlarının altında ağaççık veya çalılarda bulunur. Bu ağaçcıkları, orman gülü, fındık, üvez, kayacık, kızılcık ve şimşir oluşturur. Orman gülü daha çok. Batı ve Doğu Karadeniz bölümlerinde hakimdir.</p>
<p>Karadeniz bölgesindeki ormanlarda, nadiren anıt ağaçlarda vardır. Örnek: Batı K.’de Yenice kasabasında kalın gövdeli (Istranca meyvesi) bulunur. Ayrıca Porsuk ve Fındık ağaçları da görülür. Bu ağaçları korumak için Yenice çevresi, tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir. İstanbul ve çevresinin odun ihtiyacını Çatalca ve Kocaeli platolarındaki ve yıldız dağlarındaki Demirköy meşe ormanları karşılar.</p>
<p>b-Karışık ormanlar: Orta ve Doğu Karadeniz bölümlerinde kuzey yamaçlarda 1000-1500m arasında görülür. Geniş yapraklı ağaçlardan kayın, iğne yapraklılardan köknar ve sarıcam ağaçları bulunur.</p>
<p><strong>c-İğne yapraklı ormanlar: </strong>Dağların yüksek kesimlerinde 1000-2000 arasında görülür. İkiye ayrılır.</p>
<p><strong>1)</strong> Ordu’nun batısında sarıçam, köknar, ve karaçamlardan oluşanlar.</p>
<p><strong>2) </strong>D.Karadeniz’de Ladinlerin hakim olduğu ormanlar.</p>
<p>Ayrıca köknar, sarıcam, saf ladin ormanları, Ardanuç ve Şavşat dolaylarında yaygındır.Yazın doğu Karadeniz fazla sisli ve yağışlı olduğundan bitki örtüsü açısından farklı bir ortam oluşturur. Sisli ortamları seven ağaçlar yaygındır.</p>
<p>K.Anadolu dağlarının güney yamaçlarında orman örtüsünün özelliği değişir. Kaçkar, Ilgaz, Bolu ve Köroğlu dağlarının güney yamaçlarında güneşi seven sarıçam ormanları hakimdir. Bolu, Gerede arasında ve Kastamonu’da karaçam ormanları yaygındır. Alçak olukların tabanlarında Erbaa, Niksar oluğu, Gökırmak ve Devrez vadilerinin güney alt yamaçları Kızılçam ormanlarıyla kaplıdır.</p>
<p><strong>Not:</strong> Karadeniz bölgesi bitki örtüsü açısından en önemli özelliklerinden biride ot toplulukları yönünden zengin olmasıdır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;"><br />
2) BATI ANADOLU ORMANLARI: </span></strong>Batı Anadolu’da yükselti ve bakının etkisine bağlı olarak ekolojik özellikleri farklı üç orman topluluğu görülür.<br />
[m2]<br />
<strong>a-Kızılçam ormanları: </strong>Kıyı ile 600-800m’ye kadar olan sahada iğne yapraklı ormanlardır.Sıcaklık isteği fazla olup, kuraklığa dayanıklıdır.Kızılçam Akdenizde en iyi yetişen ağaçtır.Ege de kıyıdan 600 800m’ye kadar yetişir.Bu ormanlarımız en fazla Ege de yaygındır. Kızılçam ormanlarının yetiştiği sahalarda makiler yaygındır.Edremit ,Burhaniye –Havran arasında ve güney Marmara kıyılarında geniş zeytinlikler vardır.</p>
<p><strong>b-Karaçam Ormanları:</strong> Yazı,serin ve güneşli, kışı karlı olan ortamlarda yetişir.Bu nedenle; yüksek dağlık alanlarda Dursunbey, Demirci,Uşak, ve Kütahya çevresi, Bozdağlar, Aydın ve menteşe dağlarında karaçam ormanları geniş yer tutar. Kaz dağında da çok geniş sahalar kaplar. (Kozak /Bergama) ve Kaçarlı (Aydın) dolaylarındaki kumlu topraklarda Fıstık çamı ormanları yer alır.</p>
<p><strong>c-Meşe Ormanları: </strong>Dağların alt seviyelerinde ve Batı Anadolu platolarında görülür.</p>
<p><strong>d-Kayın ormanları:</strong> Marmara Bölgesi’nde Samanlı, Uludağ, Domaniç Kapıdağı ve Kazdağı’nın kuzeye bakan yamaçlarında, ayrıca İç Batı And. Şaphane ve Murat Dağının kuzeye bakan yamaçlarında görülür.Sebebi yazın nemli hava olması.Uludağ’da dikey yönde birden fazla orman kuşağı bulunur. Uludağ’ın kuzeyinde altta maki ve kestane, üstte meşe, kayın, köknar ve karaçam bulunurken güneyde, alttan üste doğru, kızılçam, meşe, karaçam ve sarıçam ormanları görülür.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">3- AKDENİZ ORMANLARI:</span></strong><span style="font-size: 15pt;"> </span>a) Akdeniz kıyı kuşağı ormanları: Kıyıdan, Toros Dağlarının 1000 m ’ye kadar olan kısmında, kuraklığa dayanıklı Kızılçam Ormanları yaygındır. Kızılçam, yağışlı yerlerde hızlı büyür; o yüzden ülkemizin en hızlı büyüyen ormanıdır. Reçinesi fazla olduğu için kolay yanar. Bu nedenle orman yangınları kızılçam ormanlarında görülür. Köyceğiz gölü çevresinde, gövdesinden yağ çıkarılan ve kozmetik sanayiinde kullanılan Sığla ağacından oluşan ormanlar bulunur. Bunlar sadece Türkiye’de yetişir.</p>
<p><strong>b)Akdeniz Dağ Kuşağı Ormanları: </strong>Kızılçam orman kuşağının üzerinde 2000m’ye kadar çıkar. Bu sahada karaçam, sedir ve köknarlardan oluşun iğne yapraklı ormanlar hakim durumdadır. Akdeniz dağ kuşağında sedir ormanları geniş saha kaplar. Bunlar doğuda, Maraş (Ahır Dağ) başlar batıda Denizli’deki Çal dağına kadar uzanır. Kerestesi çok kıymetlidir. Eskiden sedir ağacından tapınaklar, saraylar yapılmıştır. Bu nedenle bu ormanlar çok tahrip edilmiştir.</p>
<p>Akdeniz dağ kuşağının diğer bir ormanını Toros köknarı oluşturur. Doğuda Nur Dağları ile Burdur’da (Bucak) arasında bulunur. Bunlar güneş ışığını sevmediğinden kuzey yamaçlarında bulunur.</p>
<p><strong>Karaçam ormanları: </strong>Toros dağlarının yüksek kesimlerinde yaygın durumdadır. Adana’nın kuzeybatısında, Beyşehir gölü çevresinde ve Teke yarımadasında gür karaçam ormanları görülür.Kerestesi değerli olduğundan mobilya, kapı ve pencere yapımında kullanılır.</p>
<p><strong>Meşe ormanları: </strong>Beyşehir ve Eğirdir gölleri çevresi ile Nur dağı ve K.Maraş- Pazarcık arasında çok yaygındır. Sadece ülkemizde görülen Kasnak meşesi, Davras dağında yetişir. Toros dağlarındaki sedir ve karacam ormanlarının olmadığı yerlerde Ardıç toplulukları görülür. Ardıç topluluklarına Taşeli Platosu Göller yöresi Teke yarımadası ve Maraş’ta görülür.</p>
<p>Nur dağlarının yüksek kısımlarında, İskenderun körfezine ve kuzeye bakan yamaçlarda geniş yapraklı kayın, meşe ve gürgen ormanları görülür. Bu ormanların içinde Karadeniz’e ait, kızılçam, fındık, porsuk, ıhlamur ve akçaağaç bulunur.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">4) DOĞU VE İÇ ANADOLU ORMANLARI:</span></strong> Bu bölgelerimizde nispeten kuraklılığa ve soğuğa dayanıklı ağaçlardan oluşan ormanlar yetişir. Bu ormanlar, gür değil, seyrektir. Bu bölgelerdeki belli başlı ormanlar meşe, karaçam, ve ardıçlardan oluşur. İç ve Doğu Anadolu’da meşe ormanları hakimdir.</p>
<p>Doğu Anadolu’da: Gür meşe ormanları Tunceli, Pötürge, Bingöl dolaylarında ve G.Doğu Toroslarda yaygındır. Bu ormanların büyük bölümü, yakacak odun sağlamak amacıyla kesilmektedir. Bu yüzden meşe ormanları sürekli tahrip edilmektedir.</p>
<p>İç Anadolu’da: Dağların 1000-2000m’ler arasında özellikle Torosların kuzey yamaçları ile K. Anadolu Dağlarının güney yamaçlarında meşe ormanları görülür. Bu dağların üst yamaçlarında karaçam, eteklere doğru ise karaçam ve meşe’den oluşan karışık orman bulunur. Kuzeyde Akdağ madeni, Erzincan-Refahiye arasındaki dağlarda Sarıçam ormanları yer alır.</p>
<p>Güneydoğu Toroslarda; Antep Platosu, Mardin( Mazıdağı) ve Karacadağ dolaylarında meşe ormanları yaygındır.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi Ormanları: Kilis-Gaziantep arasında kızılcam, yabani fıstık ve bunların aşılanmasıyla yetiştirilen Antepfıstığı yer alır. Kilis dolaylarında Zeytin ,Siirt dağlarında Kızılçam toplulukları vardır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">ORMANLARIN FAYDALARI</span></strong></p>
<p><strong>1- </strong>Odun ve kereste ihtiyacımızı sağlar.</p>
<p><strong>2- </strong>Eğimli yamaçlarda erozyonu önler</p>
<p><strong>3- </strong>Her türlü dinlenme ihtiyacımıza cevap verir.</p>
<p><strong>4- </strong>Yurt savunmasında, çeşitli yönlerden kolaylık sağlar.</p>
<p><strong>5- </strong>Yabani ve özellikle av hayvanlarını barındırır.</p>
<p><strong>6- </strong>Yağış sularını yer altına toplar,bunlarında kaynaklar halinde çıkmasını sağlar.</p>
<p><strong>7- </strong>Havadaki oksijen ve karbondioksit dengesini sağlar.</p>
<p><strong>Not: </strong>Ormanlardan sürekli faydalanmak için ormancılığın üç temel ilkesi vardır.</p>
<p>a-Ormanların genişletilmesi</p>
<p>b-Devamlı korunması</p>
<p>c-İşletilmesi</p>
<p>Ormanların faydalarını ona başlık altında toplarız.</p>
<p><strong>a) DOĞAL DENGEYİ SAĞLAR :<br />
</strong><br />
Eğimli sahalarda ormanlar toprağı örgü şeklinde sararak toprakların aşınmasını önler. Toprak tabakasına saldığı kökleri ile suyun derinlere sızması için, küçük kanalcıklar oluşturur.Böylece ormanlık sahalara düşen yağışlar toprağa sızar ve oradan yer altı suyuna, derelere ve kaynaklara kavuşur.</p>
<p>Ormanların diğer önemli tarafı,doğadaki besin maddelerinin dolaşımını sağlamasıdır. Toprağa düşen dal ve yapraklar; bakteriler tarafından organik maddeye dönüşür.Organik madde, topraktaki bitki besin maddesini artırarak bitki örtüsünün daha iyi gelişmesini sağlar. Diğer taraftan toprağa karışan organik madde toprakta gözenekli bir yapı oluşturur.Bu da yağışların toprağa sızmasını sağlar.</p>
<p><strong>b)ORMANLAR DİNLENDİRİCİ ETKİ YAPAR :<br />
</strong><br />
Orman içi mesire yerleri ve milli park alanları, önemli dinlenme yerleridir. Ülkemizde son yıllarda önemli milli parklar kurulmuştur.Bunlar;Yozgat çamlığı, Kaçkar Adana(soğuksu),Kızılcahamam, Kuş Cenneti, Uludağ,Yedigöller,Dilek yarımadası(Aydın). Spil dağı,</p>
<p>Kızıldağ(Yalvaç), Termosos, Köprülü Kanyon, Olimpos, Beydağları, Altınbeşik mağarası (Antalya)Kovada (Isparta), Mercan vadisi, Maçka, Altındere, Hatilla vadisi, Beyşehir,Karagöl, Nemrut Dağı (Adıyaman), Başkomutanlık (Afyon), Honaz Dağı (Denizli)</p>
<p><strong>c)ODUN, KERESTE VE BAZI SANAYİ KOLLARINA HAM MADDE SAĞLAR:<br />
</strong><br />
Ormanlardan yakacak odun ve kereste üretilir.Yılda ortalama 6-8 milyon m3 tomruk elde edilir. Bunlar inşaatta, kağıt üretiminde,ambalaj sanayisinde, maden ocaklarında destek ,PTT ve enerji hatlarında taşınma direği olarak kullanılır. Ayrıca çamdan elde edilen reçine, kimya sanayiinde, boya yapımında kullanılır.</p>
<p>Ormanlarımızdan odun ve kereste üretimi orman işletmelerine yapılır.Odunu büyük bir bölümü yakacak olarak evlerin ısıtılmasında kullanılınır.Evlerin ısıtılmasında enerjinin beşte biri odundan sağlanır.</p>
<p>Ormanlarımızı., korunan ormanlar ve verimli parklar hariç işletmemiz gereklidir. Ormanlarımız, orman içinde ve orman kenarında yaşayan köylülerimizin önemli gelir kaynağıdır. Köylerimizin üçte ikisi orman içinde ve kenarında kurulmuştur.Nüfusumuzun onda biri ormanlardan yararlanmaktadır.Bu yönü ile de ormanlarımız vatandaşlarımıza iş temin eden doğal kaynaktır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">B – MAKİ<br />
</span></strong><br />
Akdeniz iklimi etkisindeki kıyı bölgelerimizde insanların tahrip ettiği orman kuşağının yerinde oluşan bitki topluluğudur. Makiler çalı yada ağaççık olarak tanımlanır. Yüzlerce çeşidi vardır. (Tesbih, Sandal, Zakkum, Delice Zeytin, Kocayemiş, Keçiboynuzu v.s. bazılarıdır. ) Makiler tüm kıyılarımızda görülür. Ancak Güney kıyılarımızdan Kuzeye doğru yükselti basamakları ve çeşitleri değişir. (enlemin etkisi) Akdeniz’de 800-1000m lere Ege’de 500-600m lere Marmara’da ise 300m’ye kadar yetişebilirler. Karadeniz’de ise Yalancı Maki dediğimiz Garigler yer alır.</p>
<p><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">C – BOZKIR<br />
</span><br />
İklim şartlarının ağaç yetişmesine uygun olmadığı yarı kurak yerlerdeki otsu, dikensi küçük çalı topluluklarıdır. İlkbahar aylarında yemyeşil olan bu ot toplulukları, yaz kuraklığı ile sapsarı kurak ve çorak çalı topluluğuna dönüşür.  İç bölgelerimizdeki alçak (çukur) alanlarda yayılan bozkırlar yağışın arttığı dağ yamaçlarında yerlerini iğne yapraklı ormanlara bırakır. İç Anadolu’da bir çok yerde bu ormana geçiş kuşağı birden olmaz çünkü insanların tahribi sonucu eskiden orman olan alanlar tek tük ağaçlardan ibaret olan Antropojen Bozkırlara dönüşmüştür. Doğu Anadolu’da yüksek platolardaki bozkırlar kurak bir yaz yaşamadıkları için yazın yemyeşil kalırlar. Bu yüzden buralarda büyükbaş mera hayvancılığı yaygındır.</p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">D – DAĞ ÇAYIRLARI (Alpin Çayırları)<br />
</span><br />
Ormanların yetişemeyeceği kadar soğuk ve az nemli yükseltilerde görülen yazın yeşeren kışın kar altında kalan soğuğa dayanıklı ot topluluklarıdır.Erzurum kars bölümünün yüksek yerlerinde yaz yağışlarına bağlı olarak sıkca görülür.Büyük baş hayvancılığı destekler.</p>
<p></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyedeki-bitki-turleri-performans-proje-odevleri/">Türkiye’deki Bitki Türleri – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyedeki-bitki-turleri-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>33</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Görülen İklim Tipleri &#8211; (Performans ve Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyede-gorulen-iklim-tipleri-performans-ve-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyede-gorulen-iklim-tipleri-performans-ve-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:12:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İç Anadolu İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[İç Bölge İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz İklimi]]></category>
		<category><![CDATA[Karasal İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyede Görülen İklim Tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yağışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de Görülen İklim Tipleri (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Akdeniz iklimi: Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen iklim türüdür. Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır. En sıcak ay ortalaması 28-30 °C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık sıcaklık ortalaması 18 °C dir. Kar yağışı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyede-gorulen-iklim-tipleri-performans-ve-proje-odevleri/">Türkiye’de Görülen İklim Tipleri – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;">Türkiye&#8217;de Görülen İklim Tipleri<br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><br />
<span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Akdeniz iklimi: </span>Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen iklim türüdür. Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır. En sıcak ay ortalaması 28-30 °C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık sıcaklık ortalaması 18 °C dir. Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür. En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer. Kışın görülen yağışlar cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür. Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır. Yağış rejimi düzensizdir. Bitki örtüsü maki&#8217;dir. Maki yaz kuraklığına dayanabilen; mersin, defne, kocayemiş, zeytin, zakkum, keçiboynuzu gibi kısa bodur ağaççıklardan meydana gelen bir bitki topluluğudur.</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Görüldüğü yerler: </span>Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ( Libya, Mısır ve İsrail hariç. Buralarda görülmeme sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır.), Avustralya’nın güneybatısı, Güney Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir. Türkiye&#8217;de Akdeniz iklimi esas karakterini Akdeniz Bölgesi&#8217;nde, Torosların denize bakan yamaçlarında 800-1000 metre yüksekliğe kadar olan alanlarda gösterir. Kıyı boyunca kuzeye gidildikçe karakterinde değişiklikler görülmekle birlikte, kıyılar ve içeriye doğru uzanan grabenler boyunca görülür. Marmara Bölgesi&#8217;nde ise Güney Marmara kıyıları ile Trakya&#8217;nın Ege kıyılarında görülür. Akdeniz iklimiyle ilgili daha çok bilgiyi İklimler sayfasında bulabilirsiniz.<br />
<center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
<span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Karasal iklim: </span>Kıtaların orta kesimlerinde deniz etkisinden uzak yerlerde, ve Kuzey Yarım Küre&#8217;de etkili olan iklim çeşitidir. Kışları soğuk ve karlı geçer, yazlar ise özellikle Orta Asya&#8217;da ve Anadolu&#8217;da sıcak ve kurak geçer, Türkiye&#8217;nin büyük bir kısmında özellikle İç Anadolu Bölgesi&#8217;de, Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nde ve Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;nde etkili olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Karasal iklimin görüldüğü yerlerde kış erken başlar ve ortama olarak 90 gün karın yerde kalma süresi vardır. Yazlar da kış kadar erken başlar ve sıcaktır fakat nem az olduğundan dolayı bu sıcaklık fazla hissedilmez, gece ve gündüz arasındaki sıcaklık ve yıllık sıcaklık farkı çok fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 15pt;">Görüldüğü Yerler: </span></strong>Ülkemizde Karasal İklim, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile İç Batı Anadolu Bölümünde görülür.</p>
<p></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Genel özellikleri şunlardır: Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. İç Anadolu Bölgesinde maksimum yağış ilkbaharda, minimum yağış yazın düşer. İç Anadolu da ortalama yağış 300-400 mm’dir. İç Anadolu’nun kış sıcaklık ortalaması, -1, -5°C, yaz sıcaklık ortalaması, 22-23°C, yıllık sıcaklık ortalaması ise, 10-11°C’dir. Ege Bölgesinin İç batı Anadolu Bölümünde de yağışlar kıyı kesimine göre azdır. Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğu kesiminde yıllık sıcaklık ortalaması, 4-6°C’dir. Kuzeydoğu Anadolu’da kış sıcaklık ortalaması, -7, -10°C, yaz sıcaklık ortalaması, 17-19°C’dir. Yıllık yağış miktarı, 500-600 mm’dir. Güneydoğu Anadolu’da ise ortalama yağış, 400-700 mm’dir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kış mevsimi çok karlı ve donlu geçmemekle beraber, yaz mevsiminde şiddetli kuru sıcaklar egemendir. Güneydoğu Anadolu’da yıllık ortalama sıcaklık, 15-16°C, kış sıcaklığı, -1, 4°C, yaz sıcaklığı ise, 30-35°C’dir.</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Karadeniz İklimi ve Görüldüğü Yerler: </span>Karadeniz iklimi (Okyanusal İklim veya Ilıman Deniz İklimi) asıl olarak Kuzey Anadolu Dağları&#8217;nın Karadeniz’e bakan yamaçlarında görülür. Genel özellikleri şunlardır: Her mevsim yağışlıdır. Doğu Karadeniz Bölümünde maksimum yağış sonbaharda, minimum yağış ilkbaharda düşer. Yıllık yağış miktarı 2000-2500 mm’dir. Batı Karadeniz Bölümünde maksimum yağış sonbaharda, minimum yağış ilkbaharda düşer. Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm’dir. Orta Karadeniz Bölümünde ise maksimum yağış kışın, minimum yağış yazın düşer. Yıllık yağış miktarı 800-1000 mm’dir. Karadeniz ikliminin görüldüğü alanlarda kar yağışlı günlerin ortalaması 18 gündür. Yıllık ortalama sıcaklık 13-15 °C’dir. Ocak ayı ortalama sıcaklığı 6-7 °C’dir. Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 21-23 °C’dir. Yıllık sıcaklık farkı 13-15 °C’dir. Doğal bitki örtüsü ormandır. Yüksek alanlarda Alpin çayırlar görülür.</p>
<p></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyede-gorulen-iklim-tipleri-performans-ve-proje-odevleri/">Türkiye’de Görülen İklim Tipleri – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyede-gorulen-iklim-tipleri-performans-ve-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>380</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler &#8211; (Performans ve Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/nufusun-dagilisini-etkileyen-faktorler-performans-ve-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/nufusun-dagilisini-etkileyen-faktorler-performans-ve-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfusun Dağılışı]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfusun Dağılışını Etkileyen Etmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyede Nüfusun Dağılışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Nüfusun dağılışıyla ilgili faktörleri iki grupta toplamak mümkündür: (1) Doğal çevrenin verimi ve yerleşmeye uygunluğu ile ilişkili faktörler: İklim, su kaynaklan, toprak, yüzey şekli ve maden zenginlikleri; (2)Beşeri faktörler. İnsanların coğrafi çevreye uyum sağlama yetenekleriyle ilgili faktörler, toplumsal ve ekonomik örgütlenme, teknolojik durum, coğrafi konum, tarihsel faktörler. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nufusun-dagilisini-etkileyen-faktorler-performans-ve-proje-odevleri/">Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff; font-family: Maiandra GD;">Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;"><br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Nüfusun dağılışıyla ilgili faktörleri iki grupta toplamak mümkündür: (1) Doğal çevrenin verimi ve yerleşmeye uygunluğu ile ilişkili faktörler: İklim, su kaynaklan, toprak, yüzey şekli ve maden zenginlikleri; (2)Beşeri faktörler. İnsanların coğrafi çevreye uyum sağlama yetenekleriyle ilgili faktörler, toplumsal ve ekonomik örgütlenme, teknolojik durum, coğrafi konum, tarihsel faktörler. Beşeri faktörleri bazı araştırıcıların &#8220;tarihsel faktörler&#8221; adı altında da topladıklarına rastlanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">1. Doğal çevre faktörleri:</span></strong> Bunlar arasında nüfus dağılışını açık bir seçik etkileyen iki faktör iklim ve yüzey şekilleri- dikkati çekmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık olarak onda dokuzunun ova ve benzeri düzlüklerde yaşayabilinmektedir. Diğer yandan, yeryüzü karalarının kabaca dörtte biri de yüksek sıcaklık ve az ya da düzensiz yağış koşullarının bir arada neden olduğu kuraklık yüzünden seyrek olarak nüfuslanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fiziki coğrafya koşullarının, yeryüzünde nüfusun dağılış ve büyüklüğünün şekillenmesinde genelde egemen olduğu kesindir. Bununla birlikte, çevreci determinist görüşün en güçlü savunucularının da kabul ettiği gibi, çevre elemanlarının (iklim, yer şekilleri, su, toprak, madenler, bitki örtüsü) ne tek ne de bütün olarak ve birbirleriyle uyum halinde nüfus sayısını ya da öteki demografik özellikleri kesin olarak belirlemediği de açıktır. Aslında dünya nüfus dağılışıyla ilişkili olarak belirtilmesi gereken belki de en önemli özellik, söz konusu dağılışın kolay açıklanamadığıdır. Nüfusun yoğun olduğu alanlarla seyrek olduğu alanlar arasında açık çelişkiler vardır. Merkezi ve Batı Avrupa&#8217;da ılıman iklim koşullarının yer aldığı kesimlerde tarım dışı ekonomik faaliyetlere bağlı yoğun nüfus topluluklarını değişik tarım sistemlerinin uygulandığı yerlerde de görmek mümkündür. Örneğin geçim türü tarım faaliyetlerinin geniş çapta egemen olduğu Çin ve Hindistan&#8217;da olduğu gibi, tarım faaliyetlerinin ileri bir teknikle entansif olarak yapıldığı Batı Avrupa ülkelerinde de yoğun nüfus toplulukları vardır. Her ne kadar topografya, doğal bitki örtüsünün çeşitliliğinin belirginleştirdiği toprak cinsi ve başka fiziksel elemanlar yerleşme koşullarında bölgesel ve yerel farklılıklar yaratıyorsa da, yeryüzünde yerleşme potansiyelini gösteren bir harita yapmak, kuşkusuz, hem güçtür hem de Pierre George’un l959) sözleriyle &#8220;biraz keyfi bir iş olur&#8221;. Aslında böyle bir harita gerçek nüfus dağılışı-yerleşme haritasından çok farklı olacaktır. Yerleşmeye elverişli alanlar içinde nüfusun dağılışı, yerleşmeye elverişsizlik özelliğiyle gerçek yerleşme arasındaki gözle görünür zıtlıklarıyla ve eşitsizlikleriyle şaşırtıcıdır. Yeryüzünde nüfusun yerleşmesi sürekli değildir ve yerleşme açısından düşük potansiyelli ya da potansiyel olmayan bölgelerin yarattığı nispi boşluklarla ayrılmış yoğun nüfuslu bölgelerden oluşur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İnsanın özellikleriyle çevresel faktörler arasında dünya çapında bazı ilişkiler olduğu hâlâ kabul edilmekle birlikte, yakın zamanlarda, insanın özelliklerinin daha çok kültürel faktörlerle şekillendiği görüşü güçlenmiştir. Kuşkusuz, insanların yeryüzündeki dağılışını kısıtlayan bir faktör olarak iklim başta gelir. İnsan fizyonomisi dikkat çeker derecede fiziki çevreye uyum sağlayabilecek yapıdadır. Daha M.S.1500 yıllarında bile. yani insanın çevreye uyum sağlamak için birçok yeni teknik geliştirmeye başladığı ve yeni yeni ekonomik devrimlerin meydana geldiği devrede bile. insanın &#8220;ekümen&#8221;ı ya da &#8220;yerleşilebilir dünyası&#8221; şaşılacak derecede genişti ve büyük kısmı da şu yi da bu devrede ilkel grupların herhangi biri tarafından kullanılmıştı Gerçekten de, en dağınık biçimde de olsa, yüzeyin çok dik, drenajın kötü olduğu ya da çok kurak yerler dışında kalan, buzla kaplı olmayan her alan yerleşmiş durumdaydı. Aslında o zamanlardan beri yerleşmelerin yayılma alanlarında çok az genişleme olmuştur: Grönland kıyıları, Avrupa&#8217;da Alpler Kaliforniya ve Avustralya&#8217;nın kurak kesimleri gibi alanlarda devamlı yerleşmenin sınırları genişlemiş; Şili&#8217;nin kuzeyi, Alaska, Büyük Sahra&#8217;nın bazı kısımları ve Basra Körfezi&#8217;nin kurak kıyı kesimleri gibi yaşanması güç yerlerde madencilik faaliyetleri yüzünden yerleşmeler kurulmuştur. Ekümemn genişlemesini sağlayan insanların Izyolojik yapılarındaki esneklik deniz seviye sinden 5000 m&#8217;ye kadar olan alanlarda yaşayabilmesine de olanak sağlamaktadır. İnsanlar için en acil fizyolojik ihtiyaç oksijen olduğundan, daha üst sınırlarda, kısa süreli bile olsa, yaşayabilmek için özel bir eğitim ve oksijen takviyesi gereklidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İnsan yaşamı için diğer ihtiyaç yeterli derecede sıcaklıktır. Giyim ve barınak olmaksızın insan -5°C&#8217;de bir süre kaldığında ölür. Oldukça yüksek sıcaklıklara kısa bir süre dayanabilirse de, 40°C ve daha yüksek sıcaklık biraz uzun sürerse -nemlilik, rüzgâr ve gölgeye bağlı olarak- yine ölümle karşı karşıya kalınır. En uygun sıcaklıklar 10°C ile 30°C arasıdır. Kritik bir derece olan -50°C orta ve yukarı enlemler ile yüksek seviyelerde gerçekleşir. Gün ortası sıcaklığı ve yoğun güneş, birçok subtropikal alanda insanın dayanabileceğinin ötesindedir. Bununla birlikte, yaşama izin vermeyen sıcaklıklar dünyanın buzla kaplı olmayan hemen her yerinde bütün yıl boyunca vuku bulmazlar. Yaşamını sürdürmek için acil ihtiyaçları arasında içilebilir su ve gıda maddeleri de bulunmakla birlikte, insanın beslenme bakımından büyük bir dayanıklılığı vardır ve mutlak çöller dışında, insan, hemen her yerde dayanabilmektedir.</span></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Buzullar, yürüyen kumullar, bazı bataklık türleri ve çok kayalık yüzeyler vb. araziler, özellikle teknik olanaklardan yoksun insanlar için yaşanılamayacak ortamlar olabilirler. Fakat bu yeryüzünün yalnızca küçük bir kısmı için söz konusudur. Ancak, buralar da bazı yeni tür faaliyetlerin (turizm ve rekreasyon) gelişmesine ortam oluşturabilmektedirler. Nüfus dağılışı üzerinde toprak türlerinin de etkisi olduğu öteden beri dikkati çekmiştir. Alüviyal topraklar ve delta toprakları genellikle tarım faaliyetlerine çok uygun oldukları için yoğun nüfus toplanmalarına sahne olurken, tarıma az elverişli olan podzol ve lateritlerin bulunduğu alanlar genellikle seyrek nüfusludurlar. Ancak, tarımsal teknolojideki gelişmeler, tarım-fiziksel koşullar ilişkisinde tarım lehine değişikliklere yol açmaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Dünya nüfus dağılışı, birçok yerde maden ve enerji kaynaklarının lokasyonundan da büyük ölçüde etkilenmektedir. Örneğin Batı Avrupa&#8217;nın nüfus dağılışı haritası, madun kömürü havzaları ve buna bağlı sanayi faaliyetinin yarattığı nüfus toplanma alanlarının dağılışını da yansıtmaktadır. Bir-k durumda bu eski madencilik merkezleri km:&#8217;de 1000 kişinin üzerinde yoğunluklara sahiptir. Güney Afrika&#8217;nın Rand kesimi, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Appalaş kömür havzaları, Ukrayna&#8217;nın Doneç Havzası ve baş-ı. birçok alan yerel maden yataklarının işletilmesiyle bağlantılı nüfus toplanma alanlarına örneklerdir. Kuzey Kanada ve Avustralya&#8217;nın iç kesimleri gibi yerlerde madenlerin bulunuşu ekümenin sınırlarının çok ötesinde, küçük de olsa, yerleşme yerlerinin oluşmasına yol açmıştır. Ancak, bu etki pazarın talebi, sermaye, işgücünün elde edilebilirliği, ulaşım, üretim maliyeti gibi birbirine bağlı bir dizi faktöre dayandığından, söz konusu yerleşmelerin varoluşları da bu faktörler tarafından belirlenecektir. Yukarıda özetlenen fiziksel etkilerin, bu bakımdan, söz konusu alanın ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullarıyla ilişkili olarak değerlendirilmesi gerekir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">2. Beşeri Faktörler:</span></strong> Büyük sanayi ve ilişkili ekonomik faaliyetler ortaya çıkana kadar iklim ve diğer fiziki coğrafya koşullarının etkisi altındaki tarım faaliyetleri nüfus dağılışının sınırlarını çiziyordu. Böylece, belirli bir alandaki nüfus dağılışını etkileyen beşeri faktörlerin başında o alandaki ekonomik faaliyetin türü ve ölçeğinin geldiği söylenebilir. Teknolojik ve ekonomik ilerlemelerle birlikte, ekonomik faaliyetin türü ve ölçeği nüfus yoğunluk ve dağılışının zaman içindeki değişiminin de sorumlusu olmuştur. Sanayi Devrimi öncesinde oldukça düzenli dağılmış olan tarımsal nüfus, sanayileşmeyle birlikte kömür havzaları, enerji kaynakları, ulaşım, haberleşme hatları ve limanlar tarafından kendilerine çekilmiştir. Sanayi Devrimiyle, yüzyıllar boyunca oluşmuş nüfus kalıbının yerini yoğun nüfus toplanmalarının yarattığı bir dağılış kalıbı alınıştır. Ekonomik faaliyetlerin daha da farklılaşması ve gittikçe karmaşıklaşmasının nüfus dağılışını da daha düzensizleştirdiği ve eşitsizleştirdiğini söylemek doğru olacaktır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Nüfus dağılışı üzerinde insanla ilgili faktörlerden göçlerin de büyük etkisi olduğu daha önce belirtilmişti. Özellikle kitlesel büyüklükte uluslararası göçler ve ülkelerin içinde gerçekleşen iç göçler bazen nüfusun yeniden dağılışına kadar götürebilmektedir. Tarihsel süreçler de, göçler gibi, nüfus dağılışının oluşmasında etkilidirler. Yeni yerleşme alanlarında yerleşme tarihi nüfus dağılışının bugünkü durumunu belirlemiştir. Örneğin Avustralya&#8217;da yerleşmenin dünyanın diğer yerlerine göre yeni oluşu, nüfusun birikerek yoğunlaşmasına (yoğunluk km2&#8217;de yalnızca 2.3&#8217;dür) ve ülkede nispeten düzenli bir kalıp oluşabilmesine olanak sağlamamıştır. Buna karşılık, Hindistan&#8217;daki yüksek nüfus yoğunluğu, burasının uzun bir uygarlık geçmişine sahip ve binlerce yıldır kullanılan bir alan olmasının da kısmen bir sonucudur. Ancak, uzun yerleşme tarihinin mutlaka yüksek nüfus yoğunluklarına sahip olunacağı anlamına gelmediğini de vurgulamak gerekir. Geçmişte dünyanın yoğun nüfuslu zengin olan bazı kesimlerinin şimdi çok seyrek nüfuslu alanlar oldukları da gözlemlenmektedir: Kuzey Afrika’nın bazı kısımları Mezopotamya ve Yukatan Yarımadası ve Doğu Sirilanka bunlara birkaç örnektir.</span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nufusun-dagilisini-etkileyen-faktorler-performans-ve-proje-odevleri/">Nüfusun Dağılışını Etkileyen Faktörler – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/nufusun-dagilisini-etkileyen-faktorler-performans-ve-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>76</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coğrafi Keşifler &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/cografi-kesifler-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/cografi-kesifler-performans-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 18:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşifler Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşifler ve Sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşiflerin Neden ve Sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşiflerin Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşiflerin Osmanlıya Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşiflerin Sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşiflerin Sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafi Keşiflerin Türk Dünyası Üzerindeki Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Coğrafi Keşifler (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Doğudan başlayan ticaret yolları yüzyıllarca Avrupa&#8217;nın çeşitli ihtiyaçlarını karşılamada can damarı olmuştur. Özellikle bunlardan en önemlileri olan İpek ve Baharat yollarının Osmanlı Devleti&#8217;nin eline geçmesi, Avrupalıları yeni yollar aramaya sevk etti. Orta Çağ&#8217;ın sonuna kadar dünyanın pek çok yeri bilinmiyordu. İşte bu yeni yollar arama girişimleri sırasında pek çok [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/cografi-kesifler-performans-proje-odevleri/">Coğrafi Keşifler – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;">Coğrafi Keşifler<br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Doğudan başlayan ticaret yolları yüzyıllarca Avrupa&#8217;nın çeşitli ihtiyaçlarını karşılamada can damarı olmuştur. Özellikle bunlardan en önemlileri olan İpek ve Baharat yollarının Osmanlı Devleti&#8217;nin eline geçmesi, Avrupalıları yeni yollar aramaya sevk etti. Orta Çağ&#8217;ın sonuna kadar dünyanın pek çok yeri bilinmiyordu. İşte bu yeni yollar arama girişimleri sırasında pek çok yer ilk kez keşfedildi ve yeni ticaret yollan bulundu. Yeni Çağ&#8217;ın başlarında meydana gelen bu keşif olaylarına &#8220;Coğrafî Keşifler&#8221; adı verilir.</span></p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">Nedenleri:<br />
</span></strong><br />
<strong>1) </strong>Bilimsel, teknik alandaki ilerlemeler<strong>a)</strong> Pusulanın sapma açısının hesaplanması</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>b)</strong> Gemicilik sanatında ilerleme</span></div>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>c) </strong>Coğrafya bilgisinde ilerleme</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>2)</strong> Doğu ülkelerinin zenginliği (Haçlı Seferleri ile Coğrafi Keşiflerin ortak nedenidir,)</span></p>
<p><strong>3)</strong> Cesur gemicilerin yetişmesi</p>
<p><strong>4) </strong>Avrupalıların dünyayı tanıma ve Hıristiyanlığı yayma amaçları</p>
<p><strong>5) </strong>Avrupalıların Hindistan!a ulaşmak için yeni yollar aramaları (ipek ve Baharat Yolları Türklerin elindeydi.)</p>
<p><strong>6) </strong>Kralların Coğrafi Keşifleri teşvik etmeleri .</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">Nedenleri ile ilgili biraz ayrıntıya inersek:<br />
</span></strong><br />
<strong>a. Ticaret yollarının Müslümanların eline geçmesi: </strong>Çin&#8217;den başlayan İpek Yolu, Hazar Denizi&#8217;nde iki kola ayrılıyor, kuzey kolu Kırım limanlarında son bulurken güney kolu Karadeniz kıyılarından İstanbul&#8217;a ulaşıyordu.</p>
<p>Diğer önemli bir yol olan Baharat Yolu ise Hindistan&#8217;dan başlıyor ve kuzeyde Suriye limanlarında, güneyde ise İskenderiye&#8217;de son buluyordu. Özellikle denizci İtalyan devletleri bu limanlardan aldıkları malları Avrupa&#8217;ya satıyorlardı. Bu yolların tamamının Osmanlı denetimine girmesi ve bir kaç el değiştiren malların pahalıya mal olması Avrupalıları yeni yollar aramaya sevketmiştir.</p>
<p><strong>b. Coğrafya bilgisinin ilerlemesi: </strong>Orta Çağ&#8217;da Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri çok azdı. Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi düz zannediyorlardı. Ortasında Kudüs&#8217;ün bulunduğuna inandıkları dünyanın kuzeyi buzlarla, güneyi ise kaynar sularla kaplıydı. Batıda sonsuz bir deniz, doğuda da Kaf dağları (Kafkas dağları) nın bulunduğuna ve onun ötesinde cinlerin yaşadığına inanırlardı. Özellikle Haçlı Seferleri ve daha sonraki ilişkiler ve seyyahların gezi notlarının incelenmesi sonrasında, Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri artmış, boş inançlar yıkılmıştır.</p>
<p>Özellikle Venedikli seyyah Marco Polo doğu üzerine Çin&#8217;e kadar büyük bir seyahat yaptı (1271 &#8211; 1295). Bu seyahati sırasında yazdığı, doğu ülkelerinin hem zenginliklerini, hem de coğrafyasını anlattığı &#8220;Garibeler Kitabı&#8221; adlı eseri, Avrupalılar üzerinde büyük etkiler meydana getirmiştir.</p>
<p><strong>c. Pusulanın geliştirilmesi: </strong>İlk kez Çinliler tarafından icat edilen pusula, Haçlı Seferleri sırasında Avrupa&#8217;ya geçmiştir. Kristof Kolomb&#8217;un pusulanın sapma açısını düzeltmesiyle artık yönlerini kaybetme korkusundan kurtulan Avrupalılar, okyanuslara daha rahat ve korkusuzca açılmaya başladılar.</p>
<p><strong>d. Gemicilik sanatındaki ilerlemeler: </strong>Eskiden kullanılan kadırgaların geliştirilerek 30 metre uzunluğunda, üç direkli beş yelkenli ve okyanuslara daha dayanıklı Karavel tipi gemilerin yapılması okyanuslara açılmada insanların cesaretini artırdı.</p>
<p><strong>e. Efsane ve hurafelere inanmayan cesur gemicilerin yetişmesi: </strong>Orta Çağ&#8217;da Avrupalılar, Atlas okyanusunun içinde gemileri çeken çok büyük girdapların olduğu ve bu sularda dolaşan gemicilerin zenciye dönüşecekleri gibi hurafelere inanırlardı. Ancak doğu ile olan ilişkiler ve coğrafya bilgisinin ilerlemesi bu gibi inançların yıkılmasına neden olmuştur.</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
<strong>a. Ticaret yollarının Müslümanların eline geçmesi:</strong> Çin&#8217;den başlayan İpek Yolu, Hazar Denizi&#8217;nde iki kola ayrılıyor, kuzey kolu Kırım limanlarında son bulurken güney kolu Karadeniz kıyılarından İstanbul&#8217;a ulaşıyordu.</p>
<p><span style="font-weight: bold; font-size: 15pt;">2. Keşifler<br />
</span><br />
• Portekizli Bartelmi Dias Afrika&#8217;nın güney ucuna ulaşarak Ümit Burnu&#8217;nu buldu (1487).</p>
<p>• İspanyol asıllı Kristof Kolomb, İspanya&#8217;nın Palas limanından hareket edip Atlas Okyanusu&#8217;nu aşarak Amerika Kıtası&#8217;nı buldu (1492). Ancak burasını Hindistan zannettiğinden batısındaki Bahama takımadalarına Batı Hint Adaları, halkına da Hintliler adını verdi. Daha sonraları Amerika Kıtası&#8217;na üç sefer daha yaparak kıtanın orta ve güney kesimlerini de keşfetti. Ancak yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadan öldü.</p>
<p>• Portekizli Vasko do Gama Ümit Burnu&#8217;nu dolaşarak Hindistan&#8217;a vardı (1498).</p>
<p>• Bu tarihten itibaren Portekizliler Hint Okyanusu&#8217;na hâkim olmaya başladılar. Böylece Hindistan&#8217;dan gelerek Süveyş&#8217;te sona eren Baharat Yolu yön değiştirerek Ümit Burnu Yolu hâline geldi ve Portekiz egemenliğine girdi. Bu gelişme Hint sularında Osmanlı &#8211; Portekiz mücadelesini başlatmıştır.</p>
<p>• Kristof Kolomb&#8217;un ölümünden kısa bir süre sonra İtalyan gemici Ameriko Vespuçi, Amerika&#8217;nın Hindistan değil yeni bir kıta olduğunu dünyaya ilân etti ve kıtaya onun adı verildi &#8220;Amerika&#8221; (1507).</p>
<p>• 1519&#8217;da Portekiz asıllı Macellan tarafından başlatılan batıya seyahat Del Kano tarafından tamamlanarak (1522) dünyanın yuvarlak olduğu ilk kez ispatlanmıştır.</p>
<p>• Başlangıçta Portekizliler ve İspanyollar tarafından başlatılan Coğrafî Keşifler, özellikle İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar tarafından tamamlanmıştır.</p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">Coğrafi Keşifler&#8217;in sonuçları<br />
</span></strong><br />
• Hristiyanlık yayıldı. Buna karşılık dünyanın düz olduğu gibi pek çok yanlış bilgi aktaran din adamlarına olan güven azaldı.</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Keşfedilen yerlerde yetişen domates, vanilya, patates, tütün, kakao gibi bitki türleri ile Avrupalılar ilk kez tanıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Avrupalıların, keşfettikleri yerleri sömürgeleştirmesiyle Sömürgecilik Dönemi başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Keşifler, ticaret yollarının değişmesine neden oldu. Hint Deniz Yolu&#8217;nun bulunmasından ve Amerika&#8217;nın keşfinden sonra Akdeniz limanları ile Baharat ve İpek Yolu eski önemini kaybederken Hint Okyanusu kıyısındaki limanlar önem kazandı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Yeni keşfedilen ülkelerde bol miktarda bulunan altın ve gümüş gibi değerli madenler Avrupa&#8217;ya getirildi. Avrupa&#8217;da ticaretle uğraşan kişiler (Burjuva sınıfı) zenginleşti. Tüccarların, soyluların ellerinde bulunan toprakları satın almalarıyla soylular eski güçlerini kaybettiler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Keşfedilen yerlere, özellikle Amerika&#8217;ya Avrupa&#8217;dan pek çok insan göç etti. Avrupa kültür ve uygarlığı yeni yayılma alanları buldu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Amerika&#8217;nın eski bir medeniyet merkezi olduğu öğrenildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Zenginleşen Avrupalılar, kültür ve sanat hareketlerini desteklediler. Böylece, Avrupa&#8217;da Rönesans&#8217;ın doğmasına ortam hazırlamış oldu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Coğrafî Keşiflerle ticaret yollarının değişmesi sonucunda Osmanlı Devleti ekonomik yönden büyük gelir kaybına uğradı.</span></p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;">• Keşifler, dünya tarihinde önemli sosyal, siyasal, ekonomik ve dini değişikliklere neden olmuştur. Bu durum, keşiflerin evrensel yönünü ortaya koymaktadır.• Eski ticaret yolları değişti. Akdeniz, doğu -batı ticaretindeki önemini kaybetti. Baharat ve İpek Yolları önemini kaybetti. Bu durum Atlas Okyanusu Limanlarının önem kazanmasına neden olmuştur.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">• Avrupalılar, yeni keşfedilen yerlerde sömürge imparatorlukları kurdular. Bu durum, keşfedilen ülkelerden Avrupa&#8217;ya altın ve gümüş başta olmak üzere bol miktarda hammadde götürülmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler Avrupa&#8217;nın zenginleşmesini, hayat standartlarının yükselmesini ve Rönesans hareketlerinin gerçekleştirilmesini sağlamıştır.</span></div>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;">• Ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiş ve Avrupa ürünleri yeni pazarlar bulmuştur. Böylece daha sonraki yıllarda gerçekleşecek olan Sanayi Devrimi&#8217;ne ortam hazırlanmıştır.</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;">• Keşfedilen yerlere Avrupa&#8217;dan göçler olmuş, bu durum Avrupa kültür ve medeniyetinin yayılmasını sağlamıştır.</span></p>
<p>• Hıristiyanlık, yeni ülkelere yayılmıştır. Ancak bazi bilimsel gerçeklerin ortaya çıkması sonucunda Hıristiyanların dini inançları zayıflamış, Kilise&#8217;ye güven sarsılmıştır.</p>
<p>• Dünyanın bazı yerleri, Avrupalılar tarafından tanınmış, yeni kültürler, canlılar ve ırklar ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">Coğrafi Keşiflerin Türk Dünyası Üzerindeki Etkileri<br />
</span></strong><br />
Coğrafi Keşifler, bütün insanlığı etkilemiştir. Bu yönüyle evrensel bir özelliğe sahiptir. Akdeniz Limanları, Coğrafya Keşifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869&#8217;da Süveyş Kanalı&#8217;nın Fransızlar tarafından açılmasıyla bu limanlar yeniden önem kazanmıştır.</p>
<p>Coğrafi Keşifler, Müslüman ülkeler açısından büyük zararlara neden olmuştur. İslam ülkeleri yoksullaşmış, Türkistan Hanlıkları giderek zayıflamış ve Ruslar karşısında gerilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu, İpek ve Baharat Yollarına hakim olmasına rağmen yolların değişmesinden dolayı umduklarına ulaşamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, ticaret faaliyetlerini yeniden geliştirebilmek için Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldı.</p>
<p>Ayrıca Osmanlı topraklarında kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkârlar işsiz kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti&#8217;nde ekonomik sıkıntılara ve Celali İsyanları&#8217;na zemin hazırlamıştır.</p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;">Osmanlı Devleti, Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz hakimiyeti için de İspanyollarla mücadele etti. Endonezya&#8217;da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlı Devleti, Hıristiyan Avrupa karşısında &#8221;Doğu Kalkanı&#8221; haline geldi.</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><br />
<span style="font-size: 15pt;">Keşiflerin Osmanlı devleti açısından önemi<br />
</span></strong><br />
Bu keşiflerle Osmanlının elinde bulunan İpek ve Baharat Yolu önemini kaybetmiş, yeni ticaret yolları bulunmuştur. Bu da Osmanlı Devleti&#8217;nin vergi gelirlerinin azalmasına yol açmıştır. Tüm bunlar Osmanlı Devletini maddi açıdan kötü etkilemiştir. Daha doğrusu; Osmanlı Devleti ve diğer müslüman devletler zarara uğrayıp, ellerindeki malların değerleri gitmiştir.Coğrafî Keşifler, bütün insanlığı etkilemiştir. Bu yönüyle evrensel bir özelliğe sahiptir. Akdeniz Limanları, Coğrafî Keşifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869&#8217;da Süveyş Kanalı&#8217;nın Fransızlar tarafından açılmasıyla bu limanlar yeniden önem kazanmıştır.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Coğrafî Keşifler, Müslüman ülkeler açısından büyük zararlara neden olmuştur. İslam ülkeleri yoksullaşmış, Türkistan Hanlıkları giderek zayıflamış ve Ruslar karşısında gerilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu, İpek ve Baharat Yollarına hakim olmasına rağmen yolların değişmesinden dolayı umduklarına ulaşamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, ticaret faaliyetlerini yeniden geliştirebilmek için Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldı.</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ayrıca Osmanlı topraklarında kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkârlar işsiz kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti&#8217;nde ekonomik sıkıntılara ve Celali İsyanları&#8217;na zemin hazırlamıştır.</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span lang="tr" style="font-size: 9pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/cografi-kesifler-performans-proje-odevleri/">Coğrafi Keşifler – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/cografi-kesifler-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>195</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelenek, Görenek ve Adetlerimiz &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/gelenek-gorenek-ve-adetlerimiz-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/gelenek-gorenek-ve-adetlerimiz-performans-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 18:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adet]]></category>
		<category><![CDATA[Adetlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Gelenek Görenek ve Adetlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Geleneklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Görenek]]></category>
		<category><![CDATA[Göreneklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelenek, Görenek ve Adetlerimiz (Performans &#8211; Proje Ödevleri) TOPLUM HAYATINDA gelenek, görenek ve adetlerin en güzel yansıdığı ve ortaya çıktığı ortamlar çeşitli törenler ve kutlama günleridir. Bunlar arasında düğünler, sünnet törenleri, Bayram törenleri, çocuk doğumu, çocukların okula başlaması yer almaktadır. Kıbrıs Türk toplumunun karakteristiklerinden biri de “Konuk Ağırlama” tarzıdır. Bu durum, tüm dünyada bilinen geleneksel [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gelenek-gorenek-ve-adetlerimiz-performans-proje-odevleri/">Gelenek, Görenek ve Adetlerimiz – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff; font-family: Maiandra GD;">Gelenek, Görenek ve Adetlerimiz</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;"><br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">TOPLUM HAYATINDA gelenek, görenek ve adetlerin en güzel yansıdığı ve ortaya çıktığı ortamlar çeşitli törenler ve kutlama günleridir. Bunlar arasında düğünler, sünnet törenleri, Bayram törenleri, çocuk doğumu, çocukların okula başlaması yer almaktadır. Kıbrıs Türk toplumunun karakteristiklerinden biri de “Konuk Ağırlama” tarzıdır. Bu durum, tüm dünyada bilinen geleneksel Türk konukseverliğinin bir yansımasıdır. İkram yapılırken her zaman yaşlı kişilere öncelik tanınması adettendi. Kıbrıs insanı, ikramda önceliği daima kahveye vermiş, bunun yanı sıra şerbetler de tercih edilmişti. Bunlar arasında bal, gül, şeker, harup ve macun şerbetleri baştaydı. Çeşitli meyvelerden hazırlanan macun sunumu da ayrı bir zevkti<strong><span style="font-size: 15pt;">Halk Dansları<br />
</span></strong><br />
KIBRIS TÜRK HALKI, çeşitli etkinliklerde (düğün, kına gecesi, ekin kaldırma gibi) halk dansları oynamaktadır. Bu danslar genellikle Karşılamalar, Mendil Oyunları, Zeybekler, Kadın Oyunları, Dramatize Oyunlar ve Kasap Oyunları sırası izlenerek oynanılır. Karşılamalar, “Kadın ve Erkek Karşılamaları” olarak gruplandırılır. Kadınların oyunun temposu genellikle daha ağırdır. Karşılamalar dört kısımdan oluşmakta olup, dört ayrı ritme sahiptirler. Mendil oyunları veya sirtolar; orta hızda, neşeli ve erkekçe figürler içermektedir. Başlıca sirtolar olarak; Aziye sirtosu, İskele sirtosu, Karagözlü sirtosu, Kına sirtosu sayılabilir.</p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Geleneksel El Sanatları<br />
</span><br />
Yemeniler; Geçmişte yemenilerin kullanımı oldukça yaygın olup, çeşitli süslemeleriyle kadın dünyasının zenginliğini ortaya koymaktaydı. Kıbrıs’ta kullanılan yemeniler genelde tam kare biçiminde olup; önceleri sadece kenarlarına motif işlenir, iç kısımları sade bırakılırdı.Daha sonra yemenilere dal ve çiçek motifleri basılmaya başlandı. Günümüzde yemeni modern anlamda eşarp olarak gelenek başka bir düzlemde sürdürülmektedir.<br />
<center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Lefkara İşi; Lefkara işi Kıbrıs’ta yapılan yerel el sanatlarının en önemlilerinden birisidir. İlk olarak, Lefkara köyünden çıktığı için bu adı almıştır. Lefkara işi 2 grupta toplanır; “Keten üzerine Lefkara işi” ve “İğne işi Lefkara”. İkisinin de işlemesi sırasında yastık kullanılır. Lefkara işi geçmiş dönemlerde halkın kendi kullanımı için yapılırken, sonraları ticari amaçlı olarak ve günümüzde özellikle turistik el işleri kapsamında yapılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hesap İşi; Bu iş daha çok Lapta ve Kazafana bölgesinde yaygın olarak yapılan bir el sanatı türüdür.<br />
İpek İşi; İpek Böceği kozalarından işlene ürünlerdir.<br />
Bitkisel Örücülük; Kendiliğinden yetişen veya kültürü yapılan bazı bitkilerin sapını, yapraklarını, ince dallarını ya olduğu gibi yada yararak ince şeritler haline getirdikten sonra çeşitli şekillerde değerlendirme işidir. Kıbrıs’ta örücülüğün en yaygın olduğu yerler Mesarya ve Karpaz bölgeleridir.<span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">Kuzey Kıbrıs Mutfağı<br />
</span><br />
KIBRIS MUTFAĞI, tarih boyunca değişik kültürlerden etkilenmiştir. Bu yüzden tamamen Kıbrıs’ a ait herhangi bir yemek yoktur. Fakat orijinlerinde yapılan ufak değişikliklerle Kıbrıslılar lezzetli yemekler yaratmayı başarmışlardır.Her yemek kendine özgü bir lezzet taşır, yemeğin pişirilmesi ve sunumu Kıbrıs insanın karakterini yansıtır. ‘ Molohiya ’ Arap orijinli bir yemek olmasına rağmen hazırlanışı lezzeti ve sunumu ile Kıbrıs lezzetine hitap eder.Bazı yemeklerin adı, hazırlanışı ve lezzeti bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Kuzey Kıbrıs damak zevki olanların uğrak yeridir. Çeşitli sebze yemekleri, ızgaralar, hamur işleri, balık, çorbalar, kebaplar, lahmacun ve pideler Kıbrıs mutfağının sadece bir kısmıdır. Bir çok meze çeşidi, tatlılar, kekler, aparatif olarak yenilebileceği gibi ana yemeklerden sonra da yenilebilir. Yerel mutfağın dışında birçok restorantta Çin, İtalyan, Fransız ve Hint yemeklerini tadabilirsiniz.</p>
<p><strong>ÇORBALAR<br />
</strong><br />
Mercimek çorbası<br />
Tarhana çorbası<br />
Pirinç çorbası<br />
Erişte çorbası<br />
Sebze çorbası<br />
Humus çorbası<br />
Paça çorbası<br />
Tavuk çorbası<br />
Erişteli mercimek çorbası</p>
<p><strong>MEZELER<br />
</strong><br />
Humus<br />
Cacık<br />
Tahin<br />
Turşular<br />
Patates salatası<br />
Samarella<br />
Lahana ve yoğurt salatası<br />
Bakla salatası<br />
Kızarmış hellim<br />
Çakızdez<br />
Ahtabot<br />
Kalamar<br />
Gabbar<br />
Dil<br />
Beyin<br />
Pastırma</p>
<p><strong>PİLAVLAR<br />
</strong><br />
Pirinç pilavı<br />
Bulgur pilavı<br />
Mücendra pilavı<br />
Herse</p>
<p><strong>ANA YEMEKLER<br />
</strong><br />
Şeftali Kebabı<br />
Fırın Kebabı<br />
Şiş Kebabı<br />
Köfte<br />
Musakka<br />
Molehiya<br />
Bamya<br />
Yalancı Dolma<br />
Et Dolması<br />
Bumbar<br />
Pırasa<br />
Kuru fasulye<br />
Taze fasulye<br />
Kolokas<br />
Karnabahar<br />
Ispanak</p>
<p><strong>HAMUR İŞLERİ VE BÖREKLER<br />
</strong><br />
Tatar Böreği<br />
Pirohu<br />
Nor böreği<br />
Kıymalı börek<br />
Ispanak böreği<br />
Kabak böreği<br />
Mantar böreği<br />
Zeytinli<br />
Hellimli<br />
Bidda<br />
Çörek<br />
Tahinli<br />
Pilavuna</p>
<p><strong>TATLILAR<br />
</strong><br />
Fırın Katmeri<br />
Samsı<br />
Tel kadayıfı<br />
Ekmek kadayıfı<br />
Şamişi<br />
Lokma<br />
Şammali<br />
Bişi<br />
Sucuk<br />
Köfter<br />
Paluze<br />
Golifa<br />
Simit helvası<br />
Erişteli sütlaç</p>
<p><strong>REÇELLER, MARMELATLAR VE KOMPOSTOLAR<br />
</strong><br />
Ceviz macunu<br />
Turunç macunu<br />
Bergamut macunu<br />
Ayva macunu<br />
Hurma macunu<br />
İncir macunu<br />
Karpuz Macunu<br />
Kabak macunu<br />
Alıç reçeli<br />
Çilek reçeli<br />
Portokal reçeli<br />
Erik reçeli<br />
Üzüm reçeli<br />
Şeftali Kompostosu<br />
Elma Kompostosu<br />
Armut Kompostosu<br />
Harup Pekmezi</p>
<p><strong>İÇECEKLER<br />
</strong><br />
Şerbet<br />
Limonata<br />
Ayran<br />
Zivaniya<br />
Şarap<br />
Rakı<br />
Brandy<br />
Bira<br />
Tarihçe</p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"></p>
<p style="text-align: justify;">KIBRIS&#8217;IN bir ada oluşu türlerin zenginleşmesine engel olmuştur.Geçmiş yıllarda daha fazla sayı ve türde hayvanlar bulunduğu tahmin edilmektedir. Kıbrıs’ın ilk çağlarına ait buluntular göstermektedir ki, bir zamanlar Kıbrıs’ta filler ve hipopotamlar yaşamıştır. Yabani dağ koyunu, yaban domuzu, tavşan, tilki, kirpi ve İran türü küçük geyik de adanın kendi hayvanları arasında bulunmaktadır. Karpaz Milli Parkı&#8217;nda 250 civarında özgürce yaşayan Yabani Eşek bulunmaktadır.</p>
<p></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gelenek-gorenek-ve-adetlerimiz-performans-proje-odevleri/">Gelenek, Görenek ve Adetlerimiz – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/gelenek-gorenek-ve-adetlerimiz-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>18</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>21. Yüzyılda Küreselleşme &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/21-yuzyilda-kuresellesme-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/21-yuzyilda-kuresellesme-performans-proje-odevleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 18:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[21. Yüzyılda Küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Global Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Globalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Globalleşme Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Globalleşmenin Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşme Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşmenin Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3730</guid>

					<description><![CDATA[<p>21. Yüzyılda Küreselleşme (Performans &#8211; Proje Ödevleri) YENİ KÜRESEL DÜZENLEMELER ve ÇEVRE Merkez’deki iç çekişmeler ve Çevre’nin yeni ekonomik düzene uyumlaştırılması için yeni politikalar 1970’li yılların son çeyreğinden itibaren yürürlüğe girdi. Merkez’in her bir ayağı kendi sermayesine serbest alan açabilmek için kıyasıya savaş vermekte.1990’lı yıllarda bu savaşın kesin mağlubu şimdilik Rusya, biraz da Japonya.Merkez-içi çekişmelerden [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/21-yuzyilda-kuresellesme-performans-proje-odevleri/">21. Yüzyılda Küreselleşme – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;">21. Yüzyılda Küreselleşme<br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p align="justify">
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">YENİ KÜRESEL DÜZENLEMELER ve ÇEVRE<br />
</span></strong><br />
Merkez’deki iç çekişmeler ve Çevre’nin yeni ekonomik düzene uyumlaştırılması için yeni politikalar 1970’li yılların son çeyreğinden itibaren yürürlüğe girdi. Merkez’in her bir ayağı kendi sermayesine serbest alan açabilmek için kıyasıya savaş vermekte.1990’lı yıllarda bu savaşın kesin mağlubu şimdilik Rusya, biraz da Japonya.Merkez-içi çekişmelerden ötürü ABD’nin başlattığı, GATT Uruguay Round görüşmelerinin ortaya çıkardığı yeni bir küresel düzen var artık. Sermayenin küreselleşmesine Çevre’yi içerebilmek, Merkez sermayesi açısından karlı yatırım alanına dönüştürebilmek ve çığ gibi büyüyen dış borçların ödenmesini garantilemek için getirilen yeni düzenlemeler; öyle ki, bu düzenlemeler hükümetlerin ekonomi politikası geliştirme özgürlüğünü neredeyse ortadan kaldırdı.</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">1.IMF ve DÜNYA BANKASI<br />
</span></strong><br />
<strong>1.Merkez’in Kararlara ve Kredilere Egemenliği<br />
</strong><br />
IMF Bretton Woods Para Sistemi’nin çöküşünü izleyerek; Dünya Bankası ise Avrupa’nın savaş yıkıntısını gidermesi sonrasında işlev değişimine girdiler. Önceleri programlarını birbirlerinden bağımsız olarak yürütüyorlardı. GOÜ uluslar arası bankalara olan borçlarını ödeyemez duruma düştükçe bu politika değişti. Böylece GOÜ karşısında birlikte hareket etme yoluna girdiler. Kardeş sayılmalarının nedeniyse kısa vadeli krediler yanında artık IMF orta vadeli kredi açma yoluna girerken, Dünya Bankası’nın da, uzun vadeli proje kredilerine ek olarak, reform yapan GOÜ’ye yapısal uyum amacıyla, CİB dengesi için orta vadeli program kredileri açmaya başlaması. Ayrıca, bunlardan birine üye olan ülke diğerine de üye olmuş sayılıyor.<br />
<center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
IMF üyesi her ülkenin, Fon’a kota denilen bir payla katılması gerekir;bunun %25’i SDR(IMF tarafından yaratılan özel çekme hakları) veya SDR’nin birleşimine giren başlıca beş ülke parasından (ABD doları, Japonya yeni, Alman markı, İngiliz sterlini ve Fransız frangı), geri kalan %75’i de ülkenin kendi ulusal parasından oluşur. Her üyenin Fon’daki oy ağırlığı kendi kotasının büyüklüğüyle belirlenir. ABD, Japonya, AB ve Kanada birlikte oy ağırlığında neredeyse üçte iki paya sahiptir;geri kalan ülkelerin payı azınlıktadır.</p>
<p>Merkez verdiği kredilerin de kaynağıdır. Nedeni, IMF’nin olağan kredi kaynaklarının kendi çıkardığı SDR ve başlıca ülkelerin kotaları karşılığı yatırdığı paralarından oluşmasıdır;bu paralar da zaten SDR’nin bileşimine giren paralardır.</p>
<p>IMF’den kredi alma durumundaki GOÜ ne kadar güç durumdaysa, IMF’nin dayatma gücü o kadar artar; nedeni oy ağırlığı’na sahip üyelerinin sermayesini artan rizikolara karsı koruma zorunda olmasıdır.</p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>2.Merkez Politikalarının Çevre’ye Dayatılması</strong></span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"> </p>
<p></span></span></p>
<p align="justify">
<div><span style="font-family: Maiandra GD;">Çevre ülkesi dış kredi bulmakta zorlanıyorsa, IMF’nin taleplerini yerine getirmek kaydıyla IMF’den borçlanabilir. Eğer çevre ülkesinin kredi talebi kotasının sadece %25’ini oluşturan ilk dilimi kadarsa, ülkeye şartlar dayatılmaz,sadece ülkenin durumunu düzeltme taahüdünde bulunması yeter.Bunu aşan tutarlardaysa şartlar,ikinci %25’lik diliminde biraz daha ağır, son dilimdeyse en ağır düzeye çıkar. Ülkenin IMF ile destekleme anlaşması karşılığında ileri sürülen şartları kabul emesi gerekir. Bu şartların bir ayağı enflasyonun düşmesi, faiz hadlerinin yükselmesi için para arzının kısılmasını sağlayacak önlemlerden oluşur; küreselleşme dünyasına uyum sağlamak üzere ekonomiyi serbestleştirici, özelleştirmeyi hızlandırıcı şartlar eklenir. Diğer ayağı olan döviz fiyatına ilişkin önlemler ise,küreselleşme dünyasında daha önceki dönemin tam tersine dönmüş artık. IMF artık PARA KURULUNA geçilmesini yada yerli paranın dolar üzerinden değerinin sabitleştirilmesini dayatıyor. Dolar fiyatının sabitleşmesiyse, bir yandan yüksek faizin cazibesiyle giren ve yerli paraya çevrilen dış sermayenin, sırası geldiğinde tekrar dolara çevrilirken,yerli para biriminin devaüle edilmesi dolayısıyla kayba uğraması rizikosu ortadan kalkar;bir yandan içeride enflasyonun yükselttiği nominal faizler sayesinde giren sermaye, sabit dolar kuru üzerinden yerli paradan dolara çevrilirken,yüksek reel getiri sağlanmış olur.</span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;">Dünya Bankası’na gelince; 1980’li yıllarda dış borçlarını ödeyemez duruma düşmüş GOÜ’ye yapısal uyum politikalarını dayatırken,IMF ile işbirliği içinde davranmaya başladı;serbestleşme kapsamına alınan bütün öğeleri program kredilerinin koşulları olarak ileri sürmeye başladı. GOÜ’den tepki çekti. Banka’yı amaçları ve kullandığı yöntemleri geçirmeye sevketti. Dünya Bankası uygulamalarını yeniledi.</p>
<p>1994 ve sonrasında Dünya Bankası, yayımlarında, toplumda, refahın yaygınlık derecesi ya da yoksulluk kıstasları gibi konulara ilişkin çok sayıda göstergeyi içererek, küreselleşmenin insan boyutunu es geçmemeye özen gösterdi.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">2.GATT’TAN DTÖ’YE<br />
</span></strong><br />
<strong>1.GATT’ın amacı, Kapsamı ve Sorunları<br />
</strong><br />
GATT, 2.Dünya Savaşı sonrasında kurulduğunda amacı sınai mamullerde korumacılığın üye ülkeler arası anlaşma yoluyla azaltılması ve dış ticarette en fazla kayırılan ülke ilkesinin geçerli kılınmasıydı.</p>
<p>Üye sayısı sınırlıydı;alınan kararları da daha çok Merkez’in kendi iç dengelerini sağlama amacına dönüktü. Kredi vermesi söz konusu olmadığı için, elinde IMF ve Dünya Bankası gibi kredi vermekten kaynaklanan gücü yoktu.</p>
<p>GATT’ın silik görünümü 1980’li yıllarda değişmeye başladı. Merkez-içi çatışmaların şiddetlenmesiyle acil yeni düzenlemeler gerekti. ABD yeni bir görüşme turu hareketini 1986’da GATT çerçevesinde başlattı. Bu görüşme turu GATT Urguay Round(GATT-UR) olarak anıldı ve 1993 sonunda tamamlandı. Merkez içi çekişmelerin yoğunlaştığı tarım ve hizmetler, sınai mamuller yanında ABD dayatmasıyla görüşmelere içerildi.</p>
<p>Merkez-içi çatışmaların en önemli konusu tarımdı. AB ve Japonya gıda maddeleri üretimine mali destek veriyor, AB ayrıca ihracata da destek vererek 1970’li yılların sonundan itibaren ihracat pazarlarında ABD’yi ikame etmeye başlamıştı, bu da tarım ürünleri dış ticaret hadlerini yarılayan etkenlerden biri oluştu. Oysa ABD genetik devrimin getirdiği yeni teknikleri tarıma uygulayıp dünya pazarlarını fethetmek istiyordu.</p>
<p><strong>2.GATT-UR’nin Getirdiği Yeni Kurallar<br />
</strong><br />
Sonuçta Merkez kendi içinde kozlarını eşite yakın biçimde paylaştı,ticaret savaşı belirli kurallarla sınırlandı. Hindistan Büyükelçisi Zutshi’nin deyimiyle ‘aldıklarından fazla vermek zorunda kaldılar.’</p>
<p>ABD yetkilileri Urguay Round görüşmelerinden en çok gelişmekte olan ülkelerin yararlanacağı savındaydı. Anlaşılmayan noktaysa, Merkez’in kozlarını paylaşmak için yedi yıl sürdürdüğü savaştan, üstelik kendisi için bir oldu bitti niteliğindeki anlaşmadan Çevre’nin nasıl en kazançlı grup olarak çıkmış olabileceğiydi. Nitekim yaşanan gerçekler Çevre’nin ciddi zararlara uğradığını gösterdi.</p>
<p>Yeni anlaşmayla neler getirildi?</p>
<p>Tarım ürünleri: Tarım pazarları ithalata açılacak: İthal yasakları, gönüllü ihracat kotaları, değişken gümrük resimleri gibi tarife dışı engeller, 1 temmuz 1995’e kadar aynı korumayı sağlayan gümrük vergilerine dönüştürülecek ve sonunda sırasıyla %36 ve %24 oranında indirilmiş olacak. İleriki yıllarda gümrük vergileri yükseltilemeyecek.</p>
<p>Böylece Uzakdoğu’nun pirinç ve et pazarları ABD ürünlerine açılırken, AB de pazarını pek çok üründe açmak zorunda kalacak. GOÜ de bunu izleyecek.</p>
<p>Mali desteklerin azalması sonucu tarım ürünlerinin fiyatları artacak; ürün ihracatçıları bu artıştan kazanırken ithalatçıları kaybedecek.</p>
<p>Dokuma-Giyim: 1 temmuz 1995’i izleyen on yıllık sürede kotalar kalkacak, gümrük vergileri azaltılacak. Eğer kotaların kalkması üzerine Merkez ihracatçıları Çevre’yi yeni teknoloji yaratarak ya da Uzakdoğu’nun yeni devleri üstün ticari becerileriyle hem Merkez’i hem diğer GOÜ’i pazar dışı bırakmazsa, kotaların kalkması Çevre açısından olumlu bir gelişme sayılabilirdi.</p>
<p>Diğer sınai mamuller: Merkez’in tarım araç gereçleri, tıbbi araç gereçler, ilaçlar, kağıt, oyuncak üzerinden aldığı gümrük vergileri tümüyle; elektronik ürünler üzerinden aldıkları %50-%100 arasında inecek. Çevre için böyle bir yükümlülük yok. Merkez’in daha çok kendi arasındaki ticarete konu olan bu ürünler, böylece serbestçe mübadele edilecek.</p>
<p>Mal ticaretinde Çevre’nin Merkez karşısında kazanç ve kaybının ne olduğunu anlatan en iyi gösterge Çevre’ye oranla Merkez’in gümrük indiriminden kazancının daha fazla olmasıdır.</p>
<p>Entelektüel haklar (patent ve telif hakları vb.): Bu hakların korunmaya alınması Merkez’in en büyük kazanç, Çevre’ninse en büyük kayıp alanı. Nedeni şu: GATT-UR Anlaşması’na dek GOÜ, Merkez’in buluşlarını çeşitli biçimlerde ele geçiriyor ve yeni teknoloji ürünü mallar alanında rakip olarak piyasaya çıkabiliyordu. Böylece teknolojiyi geliştirmenin maliyetine katlanmadıkları için bir maliyet avantajı sağlıyor. Bu avantaj yalnızca dünya pazarında rekabet gücü vermekle kalmıyor, iç pazarda da düşük ürün maliyeti geniş kitleyi tüketici konumuna getirebiliyordu.</p>
<p>Teknolojiyi yaratanlar çok uzun yıllar boyunca tekel gücünü elde tutabilecekleri için yeni ürünlerin fiyatı yüksek kalacak; tekel gücünü kıracak yeni firmalar ortaya çıkamayacak. Çevre bu alanda devre dışı kalacak ve bu yüksek fiyatlı ürünleri kullanmaktan başka seçeneği olmayacak.</p>
<p>3.GATTdonatılması, kararlar neredeyse hep ABD şirketleri lehine çıktığı içi, tahkim olgusunun ne anlama geldiğini gösterdi.</p>
<p>GATT-UR anlaşmasıyla Merkez’in tarım konusunda kendi çıkarıyla bağdaşmayan tavizleri vermeyeceği ortaya çıktı. Çevre’deki ülkelerde tarım desteklerinin sıfırlanmasında etkenlik, Dünya Bankası ve IMF’nin kredi koşulları devreye sokularak sağlanmaya başladı; bunu yerine getirmeyen Çevre ülkesi, artık ne birinin ne diğerinin kredilerine ulaşabiliyor.</p>
<p>GATT-UR’un tarım ayağı birkaç noktayı gün ışığına çıkardı. Birincisi 1990’lı yıllarda DTÖ’de Çevre’ye dayatılan politikalar için, IMF ve Dünya Bankası devreye sokularak tam bir kartelleşme yaratıldı. Çevre finansal krizlerin bunalımını yaşarken DTÖ’ye hayır diyemez durumda artık. İkincisi DTÖ’de uygulamalar güç haktır ilkesine göre işliyor. Ne AB na japonya konulan kuralları takıyor ama çevre uymak zorunda.</p>
<p><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">4. ÇEVRE İÇİN YENİ MALİ DÜZENLEMELER<br />
</span><br />
1980’li yılların başında Çevre ülkeleri borç ödeyemez duruma gelmeleri uluslar arası bankaları zor duruma düşürmüştü. Bu devam ederse Çevre’nin ithalatı azalacak demekti. Rizikoyu sermaye için azaltan, karlılığını arttıran yeni bir düzenleme,bu ülkelerin para ve sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve küreselleşmesi yoluyla olabilirdi. Faiz haddi ve döviz kuru, kamu denetiminden arındırıldı, Merkez sermayesinin etkisine sokuldu.</p>
<p>1980 öncesi yaşadığı krizlerde Çevre’ye IMF daima devalüasyon yap çağrısını tekrarlamıştı; devalüasyon yapmayana kredi vermiyordu.</p>
<p>Uluslar arası fonların bu rizikosunu azaltmak için IMF ve Dünya bankası, Çevre paralarının sabitleştirilmesi yolunda politikalar geliştirdiler. Bu politikaların en önemli öğesi kamu harcamaları kısılması yoluyla bütçe açığının küçültülmesidir. İkincisi ise sıkı para politikası ve yüksek reel faiz hadleridir. Bu yoldan fon girişlerini teşvikiyse,yerli parayı aşırı değerlendirir, ithalat patlar, ihracat geriler ve cari işlem açıklarıyla birlikte dış borçlar büyür.</p>
<p>GOÜ arasında büyük fon hareketlerine tanık olan gelişen piyasalar 1980’lerin sonundan bu yana peş peşe mali krizler yaşar oldu. Bu dönemde neredeyse dört katına çıktığı görülen dış borçların artışının bir kaynağı bu süreçtir işte.</p>
<p><span style="font-weight: 700; font-size: 15pt;">5. ÇEVRE’NİN ARTAN GÖRELİ GERİLİĞİ VE KÜLTÜREL AYRIMCILIK<br />
</span><br />
<strong>1.Gelir düşerken artan dış borçlar<br />
</strong><br />
Çin ve Hindistan dışındaki DGÜ ve alt-orta gelirli ülkeler de kişi başına yıllık ortalama gelir artışı, 1960-79 arasında pozitif rakamken 1985-95 arasında negatif rakamlara dönüşmüş. Buna karşılık 1960-79 arasındaki kişi başına yıllık gelir artış hızını tutmasalar da, merkez yeni ekonomik düzenin devreye girdiği 1985-95 arasında en yüksek oranı tutturabilmiş.</p>
<p>İşleyen serbest piyasa mekanizması, Çevre ‘ den Merkez’ e, başta dış borçların faizi ve Merkez sermayesine ilişkin karları aktarmak yoluyla Çevre’ nin yatırım kaynaklarını öyle kurutuyor ki, özel sermaye girişlerinin büyüme yaratması olanağını ortadan kaldırıyor. Ayrıca dış borçlanma, artan mali işlem talebinden kaynaklanıyor. Öyleyse gelir artışı yaratmayan bu borçların faizleri ve taksitleri nasıl ödenecek?</p>
<p>Yeni gelişen Çevre sermaye piyasalarındaki spekülatif oyunlar teşvik edilerek pompalanan sermaye kazançlarını dış sermaye Merkez&#8217;’ aktarırken Çevre yatırım yapamıyor, büyüyemiyor.</p>
<p><strong>2. Çevre’ ye Kültürel Dışlama<br />
</strong><br />
Dış borçların büyüdüğü bir ortamda Merkez Çevre karşısında kültürel ayrımcılığı benimser. Kültürel ayrımcılığın ekonomik yaptırımlara batı tarafından alet edildiğinin göstergesi insan hakları ilkeleridir. AB, Türkiye’ yi tam üye adayları listesine almak istemiyor veya kredileri askıya almak istiyorsa, insan hakları ihlali bunun gerekçesi oluyor. Çünkü Çevre buna uymuyor varsayımı var.</p>
<p>Merkez Çevre’ ye ayırım yapmakla yetinmedi 1990 ‘ lı yıllarda yeni dünya düzeni ile Çevre’ yi tam denetimi altına aldı. Yani bir Çevre ülkesi Merkez’ in çıkarlarını tehdit etmeye kalktığında karşısında tek vücut olarak bütün Merkezi bulacaktı. BM yeni siyasal düzende hizaya getirilmesi gereken Çevre’ ye karşı Merkez’ in örgütlenmesi ne aracılık etmeye başladı.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">6. BÜYÜYEN ÇELİŞKİLERLE KÜRESELLEŞME<br />
</span></strong><br />
Her yandan seslerin yükseldiği bir küreselleşme sürecinin nereye varacağını kestirmek kolay değil. Eğer iki dev boyutlu ABD tekelinin desteyi ile yola çıkan DTÖ toplantısı başta dünya egemeni ABD’ nin kendi içinden gelen tepkileri dolayısıyla gerçekleşmiyorsa, dünya Ekonomik Forumu toplantısında küreselleşmeye ilişkin sorgulamalar olduysa ve The Economist dergisi dünya üretiminin % 54’ ünü gerçekleştiren ve çoğu dev boyutlu ÇUŞ’ un şeytan gibi tehdit edici olarak görüldüğünü yansıtıyorsa bir şeyler değişecek demektir.</p>
<p><strong>SERMAYE HAREKETLERİNİN SERBESTLEŞMESİ, FİNANSAL KAPİTAL ve MALİ KRİZLER<br />
</strong><br />
Son on yılda semaya hareketlerinin serbestleşmesini üç boyutuyla incelemek gerekir. Birincisi akışkan fonlar halinde mali piyasalar arasında hareket eden kısa vadeli parasal sermaye; ikincisi gittiği ülkede fiziksel yatırım yapan istihdamı ve üretim kapasitesini genişleten dolaysız yabancı sermaye. Üçüncüsü özelleştirilen KİT’leri satın almak ya da borsada özel/tüzel şirketlerin en az % 51 hissesini ele geçirmek yoluyla, getirdiği parasal fonları üretime yönlendireceği varsayılan dolaysız yatırımlar. Küreselleşme, bu değişik biçimleriyle sermayenin ülke sınırlarını aşan hareketlerini devlet denetiminden arındırarak serbestleşmeyi kapsar.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">SERMAYENİN KÜRESELLEŞMESİNE GEÇİŞ<br />
</span></strong><br />
<strong>Yeni Bir Olay mı?<br />
</strong><br />
19. yüzyılda kapitalizmin mal ihracından sonra ulaştığı aşamayı sermaye ihracı aşaması olarak tanımlarlar. Bu süreç Birinci Dünya Savaşıyla son bulmuş. 1920’lerde kısa süren bir deneme 1929’da krizle noktalandı; yeniden eyleme geçmesi, 1980 sonrasında mali piyasaların giderek serbestleşmesini ve 1987’de New York Borsası’nın çöküşünü izledi.</p>
<p>Bugün sermaye hareketlerini uyaran tek yenilik özelleştirmedir. 19. Yüzyılda uluslar arası yatırıma alt-yapıya şirketler imtiyaz sözleşmeleri ile yapıyorlardı. Küreselleşme bunu geri getirdi. Ama varolanı ele geçirmek için de özelleştirmeyi icat etti.</p>
<p><strong>2) Kar Hadleri ve Küreselleşme<br />
</strong><br />
1980’li yılların başından itibaren Çevre paraları teker teker konvertible oldu, konvertible olurken ödemeler bilançosu sermaye hareketlerinin serbestleştirilmiş olması şartı getirildi; mali piyasaların tam serbestleştirilmesi hedeflendi. Çevre’ye küreselleşme son moda, kaçınılmaz bir olgu diye sunuldu. Böylece 1980’li yılların başından itibaren Batı Avrupa’da ve Doğu Blok’u, Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya, Türkiye, özelleştirme-küreselleşme sürecine katıldı.</p>
<p>1970’li yılların sonuna kadar başta Batı Avrupa olmak üzere Merkez’de sermaye hareketleri çok kısıtlıydı. ABD bile sermaye çıkışını bir ara vergilendiriyordu. Bu uygulamalarda amaç sermayenin yurt dışı yerine yurt içinde yatırım yaparak istihdama ve büyümeye katkıda bulunmasıydı. Ancak artık içerde düşen kar hadlerinin dünya çapındaki olanaklardan yararlanarak arttırılması, sermayenin küreselleşmesini gerektiriyor.</p>
<p>Son 25 yılda sermayenin kar haddinin en hızlı artış gösterdiği ülke ABD’dir; milli gelirde sermaye payının en büyük paya yükseldiği ülkelerse Almanya, Fransa ve İtalya’dır. Japonya’da kar haddi ise, dünyayı fethedeceği kuşkusunu ABD’de yarattığı 1980’li yıllardan itibaren hızla düşerken, İngiltere her dönem en düşük kar hadleri ile sonunculuğu hep korumuştur.</p>
<p>1980’li yıllarda mali piyasalar serbestleşirken Merkez 1984-89 arası gelişti ve kendi sermayesine talebi arttı. 1987’de ABD’de New York borsası çökmüştür; bunu 1990’da Tokyo Borsası’nda çöküş ve diğer Merkez piyasaları izledi. Oysa Çevre piyasaları aynı çöküşü yaşamamıştı. Öyleyse rizikoyu azaltmak açısından, Çevre sermaye piyasalarına yatırım çok faydalı olabilirdi. Nitekim, 1987’de denetim-müdahale kaldırıldı, böylece Çevre sermaye piyasalarına özel yatırımlar birden sıçradı.</p>
<p>Merkez’deki durgunluğun gerisinde yatan olay: Veri olan koşullarda yatırımların miktarı arttıkça kar haddi giderek azalır, bu da yatırımları ve büyümeyi sınırlar. Kar haddi azalışına karşı çözüm, GOÜ’nün pazarlarını genişletmek ve bu ülkelere sermayenin giriş çıkış serbestliğini sağlamaktır. Böylece; yerli para aşırı değerlenirken de ithalat kapasiteleri genişler, ithalat kapasiteleri genişlerken, ihracatı arttırarak Merkez’in pazarlarını fazla zorlamazlar.</p>
<p>Karlılığı arttırmanın en etkin yollarından biri de teknolojik değişmedir. Günümüzde teknolojik değişmenin niteliği Merkez şirketlerinin birbirlerinin pazarına yatırım yapma yoluyla karlılığın arttırılabileceği koşulları getirmiştir.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">SERMAYENİN KÜRESELLEŞME BİÇİMLERİ ve KOŞULLARI<br />
</span></strong><br />
<strong>Dolaysız Yatırımlar<br />
</strong><br />
Sermaye birkaç biçimde küreselleşiyor: Biri, çokuluslulaşma yoluyla şirketlerin dış ülkelerde dolaysız yatırım yaparken artık küresel düzeyde kar planları yapmaları. 1980’li yıllardaki serbestleşme sürecine kadar dolaysız dış yatırımlar ciddi kısıtlamalara tabidi: Ülkelerin çoğunluğu bazı kesimlerinde yatırımları dış sermayeye kapalı tutuyor, bazen ancak yeni teknoloji getirene kapılar açılıyordu vb. 1980’deki özgürleşme sürecinde koşullar en az düzeye indirildi</p>
<p>ÇUŞ’un GOÜ’ye yatırım yap*malarının çeşitli nedenleri var: Bir kere ,emek-yoğun mallar için işçi haklarının daha kısıtlı fakat işçilerin beceri düzeyinin yüksek olduğu ülkeleri tercih ediyorlar. İkincisi 1980’li yıllarda yükselen doğayı koruma akımını getirdiği yükler: doğayı çok kirleten sanayiler yasal kısıtlaması olmayan ya da az olan GOÜ’ye taşınmaya başladı. Üçüncüsü, geçmişte yüksek gümrük duvarlarını aşamayan Merkez şirketleri eskiyen teknolojili donanımı bu korunmuş pazarlara taşıyor.</p>
<p>Getirilen serbestleşme, böylece Merkez’in yeni karlılık durumuna uygun Çevre ortamını hazırladı. ABD’de borsa krizini izleyen yıllarda GOÜ’ye dolaysız dış yatırımlarını hızla arttığını, 1987’de 10 milyar dolardan, 1995’de 90.3 milyar dolara fırladığını göstermekte.</p>
<p>Ancak dolaysız yatırımların büyük kısmı Merkez’in içinde, sanayileşmiş-bilgi çağına geçmiş ekonomilerin kendi aralarında gerçekleşir. 1996’da Dünya Bankası kayıtlarına göre GOÜ’de dolaysız yatırımlar 108.8 milyara çıkarken, Merkez’de 195.9 milyar düzeyindeydi.</p>
<p>Dünyada kişi başına en çok dış yatırım yapan ve dış yatırım alan ülke İngiltere. ABD ikinci sırada yer alır. İngiltere’nin öncülüğüne iki iç sorunu neden gösterilir: Büyüme hızı 1990’lı yıllarda AB ortalamasının üstüne çıkmış olsa da uzun yıllar durgun kaldı; aynı şekilde yakın geçmişte işçi sendikalarının güçlü ücret talebi baskıları semayenin kar haddini içeride düşürdü, sermaye dışarı göçtü. Dışardan büyük sermaye girişinin nedeni ise,AB’de yabancı sermayeye en hoş görülü davranan birkaç ülkeden birinin İngiltere olması.</p>
<p>ABD ile Japonya arasında önemli bir sürtüşme noktası, ABD’nin Japon sermayesine kapılarını açtığı halde, Japonya’nın pazarını ABD ve diğer ülkeler kaynaklı sermayeye kapalı tutması.</p>
<p>Merkez ile Çevre arasında çok önemli bir fark var: Merkez, dolaysız sermaye ihracatçısı ,yani girenden çok dışarı çıkış var. Merkez iç yatırımlarda rizikonun düşüklüğü, satın alma gücü yüksekliğinin sağladığı geniş Pazar, yeni işletme teknikleri vb. bu yatırımların karlılığını yükselttiği ölçüde, ÇUŞ’un bu pazarlara yönelmesine yol açmakta.</p>
<p>ABD için 1988-92 yılları, geri kalan Merkez içinse 1990 sonrası büyük depresyon’dan bu yana yaşanan en yoğun kriz yılları oldu. Yani dolaysız yatırımlarda küreselleşmenin ivme kazanması, kaynağını, kısıtlamaların kalkması kadar Merkez’deki durgunluktan aldı; tabi, Berlin Duvar’nın yıkılması ve SSCB’nin dağılmasının yarattığı fırsatlar buna eklendi.</p>
<p>Dış yatırım Çevre’ye geldiğinde ise kar haddini düşürmek dışında sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bunların başında aynı lana oligopolist rekabet gereği yabancı yatırım yığıldığında, üretim kaynakları kullanımındaki çarpılmalar gelir. Bu, özellikle otomotiv kesimi için geçerli.</p>
<p><strong>2) Kısa Vadeli Parasal Sermaye ve Mali Krizler<br />
</strong><br />
Dışsal mali serbestleşme, a) yurt sakinlerinin dış piyasadan serbestçe borçlanmasını ve yurt sakini olmayanların serbestçe iç mali piyasalarda plasman yapabilmesini sağlar; b) yurt sakinleri dışarı serbestçe sermaye transfer edip yabancı varlık kalemlerini tutabilir,yurt sakini olmayanlar da aynı şekilde iç mali piyasalardan borçlanabilir; c) yurt içinde sakinler yabancı paralar üzerinden serbestçe tüm işlemleri yapabilirler.</p>
<p>Bu üç öğeden ilk ikisi ödemeler bilançosunun sermaye hesabı serbestleşmesinin gereğidir; üçüncü ise, ilk ikisiyle birlikte mali serbestleşmeyi oluşturur.1970’li yıllarda birçok Çevre ülkesinde a ile başlayan serbestleşme Merkezle birlikte 1980’li yıllarda diğer ikisiyle tamamlandı.</p>
<p>Portfolyo yatırımları son yıllarda ivme kazanan bir olgu. Bunlar da büyük ölçüde Merkez’in kendi arasında. Özelleştirme ise, İngiltere ve eski doğu Almanya ile Rusya dışında, Merkez’le sınırlı kaldı bugüne dek.</p>
<p>Merkez’de faiz hadleri 1990’lı yıllarda düşük kaldığı için gözde olan finansal yatırımlar, orta gelirli Çevre’deki sermaye piyasalarında oldu.; rizikolar daha yüksek olsa da döviz kuru-faiz haddi ayarlamasıyla getiri oranı inanılmaz düzeylere varıyor. Ancak dolaysız yatırımlar gıbı burada da yoğunlaşma aynı bölgelerde.</p>
<p><strong>3) Faiz Arbitrajı ve Mali Krizler<br />
</strong><br />
Çevre’ye portfolyo yatırımları 1987 öncesinde neredeyse sıfırken 1987 sonrasında patladı. Patlayan portfolyo yatırımları 1994’e kadar Arjantin, Brezilya, Güney Kore, Meksika ve Türkiye’ye gidiyordu. Ancak Güney Kore dışındakiler 1994’te birbiri ardına krize girdiler.</p>
<p>Sermaye bir kere bu ülkelere, kamu açıklarının iç borçlanmayla karşılanması durumunda, faiz-arbitrajından kar etmek için geliyor.</p>
<p>Cari işlem açıklarının büyümesi ise devalüasyon beklentisiyle rizikoyu arttırırken, mali krizlere kapıyı açar. Kısa vadeli dış borçlar artarken, döviz rezervlerinin, dolayısıyla ödeme gücünün azalması, uluslar arası rating kurumlarının borç güvenilirliği derecesi düşünmesine yol açar. Böylece kriz hazırlanır. Bu tablo ekonominin nasıl çarpıklaştığının ortaya koyar: GSMH artışı çok istikrarsızdır.</p>
<p>Yaşanan Asya krizine rağmen IMF istikrar programlarında yine ülke parasının dış değerini sabitleştirmeyi şart koşuyor. Hatta döviz fiyatını sabitleştirip ülkeye giren fonların rizikosunu düşürmek ve karlılığını arttırmak amacıyla getirilen Para Kurulu denilen ve Merkez Bankasıyla ticari bankalrın para-kredi yaratma gücünü sıfırlayıp para arzını %100 döviz rezervelerine bağlayan bir sistem mevcut.</p>
<p><strong>4)Spekülatif Fon Akımları ve Mali Krizler<br />
</strong><br />
Spekülasyonların üç özelliği var: Birincisi, spekülatif çıkışların bir noktada çöküşle sonuçlanması. İkincisi kazanılanlar karşısında kaybedenlerin bulunması, toplamda spekülasyonla hiçbir gelir yaratılmaması. Reel üretim kesimlerinde sermayenin kar haddi düştüğünde, her nesne üzerinde spekülasyonların yoğunluk kazanması, fonlara talep yaratması.</p>
<p>Bu süreçte mekanizma şöyle işler:Önce, reel üretim kesimlerinde sermayenin kar haddi düşer, yatırımlar için fon talebi azalır. Bu kez atıl kalan fonların getiri sağlayacağı yeni alanlarda spekülasyonla getiriyi yükseltme çabaları başlar; sermaye piyasalarında hisse senetleri, döviz piyasaları ve diğerleri bunun başlıca alanlarıdır.</p>
<p>Kısacası sermaye girişlerinde krize götüren süreç sadece faiz arbitrajı değildir, aynı zamanda spekülatif faaliyetlerle de beslenir, öyle ki sonuçta krizin patlamasını sermaye girişlerinin yarattığı genişleme süreci hazırlamış olur</p>
<p><strong>5)Kara Para Aklanması ve Mali Krizler<br />
</strong><br />
Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, kayıt dışı denilen ekonominin büyümesiyle birlikte gitmekte. Kayıt dışı ekonomi önem kazanmaya başladı. Merkez ülkelerinde, kayıt dışı ekonominin GSMH’nin %10’u civarında kaldığını göstermekte. GOÜ’deyse özellikle uyuşturucu ticaretine katılanlarda,bunun oranının %20-40 arasında değişebildiği anlaşıldı.</p>
<p>Kayıt dışı ekonominin bir bölümü kayıt içi firmaların vergi kaçırmak, sosyal sigorta primi ödememek,ücretini düşük gösterme gibi yaygın uygulamalarla ilgili.</p>
<p>Uyuşturucu ticaretinin yılda 300-500 milyar dolara vardığı söylendiğine göre, dünya’da dolaşan fonlar arasında küçümsenemeyecek tutarların kara para niteliği taşıdığı açık. Kara para ise yasal ticari kanallara girebilmek için mutlaka aklanmak zorunda.</p>
<p>Sınır ötesi kısa vadeli parasal sermaye hareketleri işte bu kara parayı aklamanın bir aracına dönüştü.</p>
<p><strong><span style="font-size: 15pt;">FİNANSAL SERBESTLEŞMENİN ÇEVRE’DE ve MERKEZ’DE GETİRİSİ<br />
</span></strong><br />
<strong>Çevre Hükümetleri Ne Kazanıyor?<br />
</strong><br />
Kısa vadeli parasal sermaye hareketleri krizlerin nedeni olabiliyorsa, hükümetler bunu önlemek amacıyla politikaları niçin devreye sokmuyor?</p>
<p>Bunun bir nedeni, orta gelirli Çevre ülkelerinin artık resmi dış yardımlardan yararlanamaması. Diğer nedeni ülkeye bol dış kaynak girişi sürerken ekonominin rahatlaması; çünkü krediler genişliyor; iç tasarruf oranı düşerken ithal mallarına dayalı bir tüketim furyası yaşanıyor; vergi almaya başvurmak gerekmeden hükümetler dı borç yoluyla kamu harcamalarını genişletebiliyor.</p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>Merkez’in İstikrarsızlığı Dış Dünya’ya Transferi ve Dış Dünya’dan Kaynak Aktarımı </strong></span></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"> </p>
<p></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Günümüz dünyasında büyük sermaye ihracatçısı olduğu bilinen birkaç ülke büyürken diğerleri peş peşe kriz yaşamakta. Merkez’in kaynak aktarımının kaynağı ise tefecilik. Eğer kendi ülkenizde %3-5 gibi getiri sağlayacak mali sermayeye ihtiyacının şiddeti dolayısıyle döviz kurunu sabitleştirme ve para arzını kısma yolunda dayatıp size %50 getiri sağlayan pazarlar yaratabiliyorsanız, kaynak aktarımı çok kolaylaşır. Yani Çevre’de biri krize girince Merkez’den birilerinin söz konusu ülkede çağdaş bir yağmaya girişmesi çok kolaylaşmakta: Tayland’ta Japonya gibi. Yani kaynak aktarımı salt yüksek getirili tahvil ve bono satın almakla bitmiyor bunun çeşitli yolları var.</span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/21-yuzyilda-kuresellesme-performans-proje-odevleri/">21. Yüzyılda Küreselleşme – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/21-yuzyilda-kuresellesme-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sömürgecilik &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/somurgecilik-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/somurgecilik-performans-proje-odevleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 15:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[Somurge]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürgecilik Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürgecilik Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürgecilik Tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürü Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3716</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sömürgecilik (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Sömürgecilik, genellikle bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesi, müstemlekecilik, kolonyalizm&#8230; Sömürgeciler genellikle sömürdükleri bölgelerin kaynaklarına el, iş gücüne, pazarlarına el koyar ve aynı zamanda sömürgeleri altındaki halkın sosyo-kültürel, dini değerlerine baskı uygularlar. Sömürgecilik ile emperyalizm kimi zaman birbirleri yerine kullanılan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/somurgecilik-performans-proje-odevleri/">Sömürgecilik – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;">Sömürgecilik<br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p align="justify">
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sömürgecilik, genellikle bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesi, müstemlekecilik, kolonyalizm&#8230;</span></div>
<p style="text-align: justify;">
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sömürgeciler genellikle sömürdükleri bölgelerin kaynaklarına el, iş gücüne, pazarlarına el koyar ve aynı zamanda sömürgeleri altındaki halkın sosyo-kültürel, dini değerlerine baskı uygularlar. Sömürgecilik ile emperyalizm kimi zaman birbirleri yerine kullanılan terimler olmakla birlikte emperyalizm, şekli olduğu kadar şekli olmayan alanlarda da kontrolün hakim gücün elinde bulunduğunu durumlarda kullanılmaktadır. Sömürgecilik terimi aynı zamanda bu sistemi meşrulaştırmak veya yaymak için kullanılan bir dizi inanca da işaret etmektedir, zira Sömürgeciler kendilerinin sömürdükleri insanlardan daha üstün olduklarına inanırlar. Sömürdükleri insanları gelişmemiş toplumlardan seçerler . Dünya bu sömürgecileri, gelişmemiş toplumları refaha kavuşturmak ve gelişmelerinde katkıda bulunmak amacıyla baskı altında tuttukları şeklinde algılar veya algınlanması sağlanır. Bir bakıma iyimserlik havası estirilir. Sözde bilimsel teorilerle de desteklenmeye çalışılan bu tip inançlar daha çok 19.yüzyılda Avrupa&#8217;da yayılmış ve Avrupalıların tüm dünyada sömürgeci güç olarak yayılmasının da sözde meşru dayanağı olmuştur.</span></div>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>SÖMÜRGECİLİĞİN TANIMI</strong></span></span></div>
<div></div>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"> Sömürgecilik ansiklopedilerlerde; daha çok ekonomik, ticarî, siyasi ve dinî amaçlarla güçlü bir devletin diğer devlet veya toplumlar üzerinde maddî, manevî bir kontrol ve nüfuz kurmasi veya üstünlük sağlaması hareketi; olarak geçiyor. Osmanlıca da müstemlekecilik, Bati dillerinde ise koloniyalizm terimi ile karsilanmistir. Bir ülke vatandaşlarının başka bir ülkede kurdukları yerleşme birimlerine de koloni denmiştir. İnsan topluluklarının devlet seklinde de örgütlendikleri eski çağdan bu yana çesitli sömürgecilik uygulamalarina rastlamamiza ragmen, sömürgecilik haraketinin baslangiç tarihini belirlemede bir hayli zorlanıyoruz. Ihsan Süreyya Sirma; ya göre, kelime olarak olmasa bile vakıa olarak sömürü sistemi Adem (as.) oğlu Habil’in kardeşi Kabil tarafından öldürülmesinden buyana mevcuttur. </span></p>
<p></span></p>
<div><span style="font-family: Maiandra GD;"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sirma’ya göre Kabil, kendisine ait olmayan bir hakki (kendi kız kardeşini), gasbetmek için kardeşi Habil’i sömürmek istedi, Habil de karşı durunca onu öldürdü. İşte bu katl olayından beri, sömürü, yada sömürü düzenleri varolagelmiş ve de rakip tanımadıkları için rakip olabilecekleri ihtimal dahilinde olanlarda hemen elimine edilerek bu tehlike bertaraf edilmiştir. Fenikeliler, Persler, Roma İmparatorluğu gibi devletler, yaşadıkları dönemde Akdeniz bölgesine ve Avrupa’ya koloniler kurarak sömürmüşler. Bunlardan en kapsamlı faaliyeti Roma İmparatorluğu yapmış ve gerek Avrupa’da gerekse Avrupa dışında egemenlikler kurmaya çalışmışlar. Nitekim Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte Avrupa’da değişik prenslikler ortaya çıkmış ve sömürgecilik hareketi başlatılmış. 15. yy sonlarına doğru Asya’dan Avrupa’ya ulaşan kara yollarına müslümanlar, Akdeniz’de ise Cenevizler hakim olmuşlar.</span></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Avrupa’daki İmparatorluklar bundan rahatsızlık duyunca, Afrika ve Asya’ya ulaşmak isteyen maceraperest denizcilere büyük destekler vermeye başlamışlar. Keşifler çağı olarak adlandırılan bu dönem sömürgecilik hareketinde yeni bir asama ortaya koymuş. Portekiz ve İspanya kraliyetinin desteğiyle denizlerde ve karalarda terör estiren bu seyyahlar, bir yandan Afrika kıyılarına, oradan güney Asya’ya ve kısa zaman sonra da Amerika’ya ulaşarak, deniz kıyılarında koloniler kurdular. Geride bıraktığımız 20. yüzyıl, belaların, acıların, katliamların, sefaletin, büyük yıkımlar getiren savaş ve çatışmaların yüzyılıydı. Milyon- larca insan bir hiç uğruna, sapkın ideolojilere hizmet adına öldürüldü, kat- ledildi, açlığa ve ölüme terk edildi, bakımsız, evsiz barksız, korumasız bırakıldı. Milyonlarcası, hayvanlara bile reva görülmeyecek,insanlık dışı muamelelere maruz kaldı. Tüm bu acıların ve belaların altında ise hemen her zaman despotların ve diktatörlerin imzası oldu: Stalin, Lenin, Trotsky, Mao, Pol Pot, Hitler, Mussolini, Franco… </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu isimlerden kimi aynı ideolojiyi paylaşırken, kimi de birbirine ölümüne düşmandı.İdeolojilerinin birbirlerine karşı olması nedeniyle kitleleri çatışmaya sürüklediler, kardeşi kardeşe düşman ettiler, savaşlar çıkarttılar, bombalar attırdılar, arabaları, evleri,dükkanları yakıp yıktırdılar, mitingler düzenlettiler, ellerine silah vererek hiç acımadan gençleri, yaşlıları, kadınları, ço- cukları, erkekleri öldüresiye dövdürttüler,kurşuna dizdirdiler…, Sırf başka bir fikri savunuyor diye bir insanın yüzüne silah doğrultup, gözlerinin içine bakarak öldürebildiler, başını ayakları ile ezebilecek kadar, acımasızlaşabildiler, kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları evlerinden, yurtlarından sürdüler&#8230;. Geçtiğimiz yüzyılın belalar tablosu özetle böyledir. Karşıt fikirleri savunan birkaç ideoloji ve bu ideolojilerini savunmak uğruna insanlığı acıya ve kana boğan insanlar…. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">İnsanlığa karanlık günler yaşatan bu ide- olojilerin başında faşizm ve komünizm gelir. Bunlar birbirine düşman ve birbirini yok etmeye çalışan fikirler olarak görülür. Ne var ki, ortada son derece ilginç bir gerçek bulunmaktadır: Bu ideolojilerin hepsi tek bir fikri kaynaktan beslenmekte, o kaynaktan güç ve destek almakta ve o kaynak sayesinde kitleleri ikna ederek ,kendi saflarına çekebilmektedirler. Bu kaynak, ilk bakışta kesinlikle dikkat çekmemiş, bugüne kadar hep perde- nin arkasında kalmış, insanlara hep masum görünen yüzünü göstermiştir. İşte bu kaynak materyalist felsefe ve onun tabiata uyarlanmış hali olan DARWINİZM&#8217;dir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>AVRUPAÎ VAHŞETİN ADI: SÖMÜRGECİLİK</strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> Batının sömürü faaliyeti iki ana gruba ayrılarak incelenebilir. Bunlardan birincisini iç sömürü ikincisini ise dış sömürü olarak ifade edebiliriz. İç sömürü, Avrupa’nın bizatihi kendi insanına yönelik olarak gerçekleştirdiği sefaletleştirme ve ölüme terketme faaliyetidir. Genellikle dış dünyaya yönelik sömürü faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği dönemlerde yoğunlukla uygulanmıştır. Kendilerinden başka yerlerin sömürgeleştirildiği dönemlerde ise bu tür sömürü azalmış yerini dış sömürüye bırakmıştır. Dış sömürü ise ya daimî sömürgeleştirme şeklinde tecelli etmiş ya da geçici, fırsatlara bağlı olarak uygulanmıştır. Zamanımızda ise bu tür doğrudan sömürgecilik faaliyetinin yerini, kültürel emperyalizm aracılığıyla gerçekleştirilen ve adına küreselleşme denilen yapılanma ile, dolaylı olarak gerçekleştirilen sömürgecilik almıştır. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>KENDİNİ YİYEN BATILI YA DA “HOMO HOMİNU LİPUS”</strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> ÇAĞI Batı tarihinde iç sömürünün yaygın olarak gözlendiği ve daha çok ön plâna çıkan dönem kölelik çağı olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu çağda dünyanın bir çok bölgesinde köleliğin görülmesine rağmen, batılı kendi tarihini aklaştırma ve şirin gösterme çabası içerisinde, köleliğin en yoğun olarak yaşandığı, birer şehir devletleri olan “Polis”leri demokrasinin beşiği olarak göstermiştir. Antik Yunan demokrasisi olarak ifade edilen bu dönem öylesine idealize edilmiş ve anlatılmıştır ki, ütopik devletlerdeki ilişkiler sistemini bile geride bırakmıştır. Halbuki söz konusu dönemde tam bir kölecilik uygulama ve zihniyeti hâkimdir. Dönemin filozofları da böyle bir ilişkiler sisteminin çerçevesini sunmakta ve fikrî temellerini ortaya koymaktadırlar. Nitekim efsaneleştirilmiş olanı bir tarafa bırakıp Antik Yunan demokrasisine baktığımızda, demokrasinin yaşandığı yer olarak kabul edilen Atina sitesinde, Platon ve Aristo gibi düşünürler, her insanı “insan” olarak kabul etmeyen kölelik rejimini korumakta, aristokrasiye doğru yönelmektedirler. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Karl Popper’ın deyimiyle Platon “açık toplumun düşmanı” olarak ortaya çıkmaktadır. Düşüncede karşı olunan demokrasi uygulamada da kelime mânâsına dahi ters düşen bir biçimde azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümü şeklindedir. Azınlık ki bunların dışında kalanların bir çoğu (köleler) insandan dahi sayılmamaktadır. Avrupa’da insana bağlı köleliğin sona ermesiyle birlikte bunun yerini toprağa bağlı kölelik (serflik) almıştır. Artık köle ancak toprakla birlikte alınıp satılabilen bir varlıktır ve her şeyiyle birlikte toprak sahibine bağlıdır. Feodal dönem olarak adlandırılan bu çağda, Avrupa defalarca kitleler halinde ölümlere sahne olmuştur. Böyle bir sömürü sisteminde artan nüfusu besleyemeyen sistem, nüfusun önemli bir kısmını ölüme terk etmek suretiyle üzerindeki ağırlığı atmıştır. Nitekim nüfus artarsa veya azalırsa, her şey değişmektedir. Eğer insanlar daha kalabalık hale gelirlerse, üretim ve mübadelede artış meydana gelmekte; işlenmeden duran ormanlık, bataklık veya tepelik toprakların sınırında ekim alanlarının ilerlemesi; imalâtın ilerlemesi, köylerin ve bundan da sık olarak şehirlerin büyümesi gerçekleşmektedir. Ancak bunun yanında olumsuz etkileri de olmaktadır ki en önemlisi, artan miktarda bir aşırı insan yükü, toplumların beslenme imkânlarını aşmaktadır. Dolayısıyla salgınlar ve kıtlıklar (önce birincisi belirmekte, sonra da ikincisine refakat etmektedir), beslenecek boğazlarla, zor sağlanan iaşeler arasındaki iş gücü ile istihdam imkânları arasındaki dengeyi yeniden kurmaktadırlar. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Çok büyük kalabalıktaki bu ayarlamalar, eski rejim yüzyıllarının güçlü hattını meydana getirmektedirler. Bu dalgalanmalar, Batıda; 1100-1350 arasında uzun bir nüfus artışı, 1450-1650 arasında bir başkası ve 1750’den itibaren artık gerileme içermeyen bir diğer yenisi olarak görülmektedir.2 Her nüfus gerilemesi belli sayıda meseleleri çözmekte, basınçları yok etmekte, hayatta kalanları ayrıcalıklı hale getirmektedir. Bu, ayağı kırılan atın öldürülmesi gibi bir ilâçtır, ama gene de bir ilâçtır. XIV. yüzyılın ortasındaki Kara Veba’dan ve onu izleyen ve onun darbelerini daha da ağırlaştıran salgınlardan sonra, miraslar birkaç kişinin ellerinde yoğunlaşmıştır. Yalnızca iyi topraklar işlenmiş (daha az zahmetle, daha çok verim), hayatta kalanların, hayat standardı ve gerçek ücretleri yükselmiştir. Böylece Batıda 1350-1450 arasında, köylünün ataerkil ailesiyle birlikte, boş bir ülkenin efendisi olacağı bir yüzyıl başlamıştır; vahşi ağaç ve hayvanlar, eskinin müreffeh kırlarını işgal etmiş durumdadırlar. Fakat insanlar kısa bir süre sonra yeniden çoğalacak, vahşi hayvan ve bitkilerin ondan aldıklarını yeniden fethedecek, tarlaları taşlardan temizleyecek, ağaç ve makilerin köklerini sökeceklerdir ve bizzat bu ilerleme onların omuzlarına çökecek, sefaletini yeniden yaratacaktır. 1560 veya 1580’den itibaren İspanya, İtalya ve muhtemelen tüm Batı’da olduğu gibi, Fransa’da da nüfus yeniden çok fazla hale gelmiştir. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Monoton tarih yeniden başlamış ve kum saati tersine dönmüştür.3 Ancak ayağı kırılan atın öldürülmesi gibi bir çare olarak ifade edilen, insanların ölüme terk edilmeleri son derece acı ve vahşet dolu sahnelerle gerçekleştiği gibi ayak kendiliğinden kırılmamış, sömürenler tarafından bu insanlar böyle bir akıbete sürüklenmişlerdir. Nitekim bu sahnelerden biri, bu hususta bize vahşetin boyutlarını yeterince göstermektedir: “Şiddetli yağışlardan ötürü ve tarlalardaki ürünlerin güçlükle kaldırılabilmesi, çoğu yerde de yok olup gitmesi yüzünden, buğday ve tuz kıtlığı yaşandı. İnsanların sağlığı bozulmaya başladı ve sakatlıklar oluştu. Her gün o kadar çok insan ölüyordu ki, ortalık kokudan geçilmez oldu&#8230; İrlanda’da acı günler 1318’e değin sürdü ve alabildiğine şiddetlendi, çünkü halk kilise avlularındaki mezarlardan ölüleri çıkarıp yediler&#8230; Polonya ve Sibirya gibi Slav ülkelerinde kıtlık ve ölümler 1319 yılında bile kol geziyor ve yamyamlığın hâlâ gündemde olduğu söyleniyor. Anne-babalar çocuklarını, çocuklar anne-babalarını öldürdüler ve idam edilmiş suçluların cesetleri sehpalardan kapışıldı”4 Bu sahneleri göz önünde bulundurduğumuzda Thomas Hobbes’un “homa hominu lipus” yani “insan insanın kurdudur” sözünün niçin söylendiği anlaşılmakta -her ne kadar kurt leş yemese de- bu ifadenin Avrupalı için ne kadar doğru olduğu görülmektedir. Yine bu dönemde kıtlığın boyutlarını ve aç kalanların nasıl ölüme terk edildiklerini göstermesi bakımından şu hadise zikredilmeye değerdir. “</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kıtlık durumunda, onun için kente göç etmekten, orada olabildiğince yığılmaktan, sokaklarda dilenmekten, tıpkı Venedik veya Amiens’de XVI. yüzyılda bile olduğu gibi orada ölmekten başka bir çözüm yoktur. Kentler bir süre sonra, yalnızca yakın çevrelerinin ihtiyaç içindeki insanlarının olayı olmayıp, aynı zamanda da bazen çok uzaklardan gelen gerçek fakir ordularını harekete geçiren bu istilâlara karşı kendilerini korumak zorunda kalmışlardır. Troyes kenti 1573’te, kırsal alanında ve kendi sokaklarında, paçavralar içinde, bit ve pireyle kaplı, aç “estrangers”, yabancıların zuhur ettiğini görmüştür. Bunlara buralarda ancak 24 saat ikamet izni verilmiştir. Fakat burjuvalar kısa bir süre sonra, bizzat kentteki ve yakınlardaki kırsal alanlardaki sefiller arasında bir halk ayaklanması tehlikesinden kaygılanmışlar, adı geçen Troyes kentinin zenginleri ve yöneticileri bu durumdan kurtulmak için toplantı yapmışlardır. Bu toplantının kararı, bunları kent dışına atmak yönünde olmuştur. Bunu yapabilmek için, oldukça bol miktarda ekmek pişirtmek, bunları dağıtmak üzere fakirleri kapılardan birinin önüne toplamak gerekecektir. Onlara sır vermeden, herbirine ekmeğini ve bir miktar parayı dağıtırken, bunlar bu kapıdan dışarı çıkarılacaklardır, sonra en sonuncusu da çıkınca, kapı kapatılacak ve surların üstünden onlara hayatlarını kazanmak üzere Allah’a başka bir yerde gitmeleri ve Troyes’a gelecek hasattan önce dönmemeleri söylenecektir. Yapılan iş de bu olmuştur. Dağıtımdan sonra Troyes kentinden kovulan fakirler iyice korkuya kapılmışlardır&#8230; </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Burjuva vahşeti XVI. yüzyılın sonuyla birlikte, ondan da fazlası XVII. yüzyılda ölçüsüz bir şekilde ağırlaşacaktır. Sorun: fakirleri zarar veremez duruma getirmek. Paris’te ezelden beri hasta ve sakatlar hastanelere sevkedilmekte, sağlamlar ise, ikişer ikişer zincire vurulmuş olarak ağır ve iğrenç bir iş olan, kentin çukurlarının temizlenmesine yollanmaktadırlar. İngiltere’de kraliçe Elizabeth’in saltanatının sonundan itibaren poor laws ortaya çıkmaktadır, bunlar fiilî olarak fakirlere karşı yasalardır&#8230;.” Bütün bu süreç içerisinde Hıristiyan Avrupa önce kendi kendini sömürgeleştirme işini tamamlamıştır. Dinî sınırlarını gelecek beş yüzyıl için saptamıştır. Yakalamış olduğu ilk fırsatta kendi içindeki “öteki”lere kefen giydirmeyi seçmiştir. Nitekim Müslümanların durumu 1494’ten itibaren bozulmaya başlamıştır. 1499 yazında Granada nüfusunun ezici çoğunluğunun hâlâ Müslüman olduğunu ve “elches”in -1491 anlaşmalarının güvenceler verdiği, Müslüman olmuş Hıristiyanlar- burada hâlâ serbestçe yaşadıklarını fark eden katolik krallar, sadık dostları Talevera’yı görevden almışlar ve yerine Cisneros’u geçirmişlerdir, o da Müslüman çocukları vaftiz ettirmiştir.6 Bununla da kalınmamış büyük bir çoğunluğu katledilmiştir. Nitekim, X. yüzyılda İspanyolların büyük bir çoğunluğu Müslümanken, 1600’de, İspanya nüfusunun sekiz milyon olduğu tarihte, Hıristiyanlaştırmaya karşı direnişi sürdüren Müslümanların yalnızca sekiz yüz bin dolayında olduğu sanılmaktadır. Bunlardan yaklaşık altı yüz bini Kuzey Afrika’ya gönderilmek üzere yurtlarından kovulmuş, dört yüz elli bin kadarı kötü yolculuk şartlarında hayatını kaybetmiş ve bunların servetlerine el konulmuştur. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu süreç içerisinde yapılan katliamlar sadece Müslümanlar üzerine olmamıştır. Benzeri vahşete Yahudiler de maruz kalmıştır. Şu satırlar mevcut durumu çarpıcı bir şekilde dile getirmektedir: “İsrail oğullarının İspanya’daki sayıları, ihtişamlarının yağmalandığı yılda üç yüz bindi; ve malları ile gayrimenkul ve menkul servetlerinin ve yaptıkları bol miktardaki hayrın değeri binlerce kere bin saf altından daha fazlaydı, bu zenginlikleri felâket günleri için saklıyorlardı ve bugün, sürgüne gönderilmemizden ve harap edilmemizden dört yıl sonra her şey acı bir şekilde sona erdi, çünkü onlardan yaklaşık on bin erkek, kadın ve çocuk kaldı; ve zenginliklerini ve doğdukları ülkeden kendi elleriyle getirdikleri her şeyi sürgün yerlerinde bitirdiler.” Bu dönemde Yahudilere dünyanın hiçbir yerinde yaşama imkânı tanınmazken, onlara sadece Türklerin kucak açmaları oldukça dikkate değerdir. Zira Osmanlı ıstırap içerisindeki bu insanlara şefkat elini bir an bile tereddüt etmeden uzatmıştır. Böyle bir yardımın önemini kavramak bakımından, bu insanların başka yerlerde nasıl bir karşılama merasimine tabi kaldıklarını bilmek gerekir. İşte bunlardan sadece birisini zikretmek, sanırız yeterli olacaktır: Provence yakınlarında, yanında açlıktan ölen yaşlı babasının bulunduğu bir Yahudi var, bu kişi lokma ekmek dileniyor, bu yabancı toprakta kimse bunu ona vermeyi istemiyordu. Bunun üzerine bu adam yaşlıyı yeniden canlandırmak üzere en büyük oğlunu ekmek karşılığında satmaya gitti, ama babasının yanına döndüğünde onun cesedinden başkasını bulamadı. Üstünü başını parçaladı ve oğlunu geri almak için fırıncıya gitti, ama fırıncı çocuğu ona geri vermek istemedi. İç parçalayan çığlıklar attı ve acı gözyaşları döktü, yardımına kimse gelmedi”9 Yaşanan ıstırap dolu sahneler, sadece bu yüzyıllara ait değildir. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Oldukça yakın sayılabilecek tarihlerde bile bu ve benzeri sahneleri görmek mümkündür. Nitekim 1780’lı yıllardaki Paris, hiç de geçmişi aratmamaktadır: “Paris’te 1780’lı yılların ötesinde, her yıl ortalama 20.000 kişi ölmektedir. Bunların 4000’i hayatlarını hastahanede bitirmektedir; “kaba bezlerin içine dikilen” bu ölüler Clamart’ta sönmemiş kireçle sulanan ortak bir çukurun içine karmakarışık bir şekilde gömülmektedirler. Gerçekte, her gece sürüklenen ve Hotel-Diev’den ölüleri güneye doğru taşıyan el arabasından daha ürpertici ne vardır?” “Çamura bulanmış bir papaz, bir çan, bir haç”, fakirlerin gerçek konvoyu budur. Hastane “Tanrının Evi? Burada her şey sert ve kötüdür”; 5000 ve 6000 hasta için 1.200 yatak: Yeni gelen, ölen birinin veya bir cesedin yanında yanyana yatırılacaktır. Ve hayat, henüz başlangıcında daha cömert değildir. Zira Paris 1780’e doğru 30.000 kadar doğumdan 7-8.000 kadar terkedilmiş çocuk kaydetmektedir. Bu çocukları hastaneye bırakmak bir meslekti, adam bunları sırtında “içine üç tane alabilecek örtülü bir kutuda” taşımaktadır. Çocuklar kutunun içinde kundaklanmış olarak ayaktadırlar, yukarıdan nefes almaktadırlar. Taşıyıcı kutusunu açtığında çoğunlukla bunlardan birini ölü bulmaktadır; yolculuğunu diğer ikisiyle tamamlamaktadır ve elindekilerden kurtulmak için sabırsızlanmaktadır ve hemen ekmek parası olan işine yeniden başlamak üzere geri dönmektedir.”10 Bu ve benzeri sahnelerin daha nicelerini tarihin sayfaları arasında hiç de zorluk çekmeden bulabilmek mümkündür. Ancak Avrupalı sadece kendi içerisindekileri değil, dış dünyadaki “öteki”leri de katletmekten bir lahza olsun çekinmemiştir. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>DIŞARIDA ARANAN SÖMÜRGE YA DA “KATLİAM ÇAĞI</strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> Evvelâ, Haçlı seferleri yoluyla Doğunun gizemli hazinelerine ulaşmak isteyen Avrupalıya kapıyı Türkler kapatınca, kendilerine aksi istikamette, çok daha uzaklarda, âdeta Türklerden kaçarcasına sömürülecek yerler araştırdılar. Başka bir ifadeyle, Avrupa’nın içerisine hapsolmuş bulunan Batılı’nın yeni bir çıkış bulması gerekiyordu. Zira, Osmanlı’nın Akdeniz’e olan hâkimiyeti ve karayollarını tutmuş oması, tutulan çıkışlar dışında bir yol bulmayı gerektirmiştir ki, bu sebeple Ümit Burnu dolaşıldı ve ekmek kadar ihtiyaçları olduğu Amerika yeniden keşfedildi. İşte denizaşırı bu yerler sömürünün en dehşetli boyutu ile yaşandığı yerlerdi. Yeni yerlerin keşfi, kapitalist gelişme doğrultusunda siyasî ortamı hazırladı. 16. yüzyıla gelindiğinde, feodalizm ve malikane sisteminin egemenliği sona ermiştir. Merkezî monarşiler yeni yeni ortaya çıkıyordu. Dahası, denizaşırı pazarlar tek bir hükümdarın denetiminde değildi ve Papalık’ın denizaşırı pazarlara el koyma çabaları Protestan Reformasyonu’nu körüklemekten başka bir işe yaramadı. Kısacası, bir yetki boşluğu vardı ve yükselen tüccar sınıfı bu boşluğu enerjik bir biçimde değerlendirerek denizaşırı pazarlarda kapitalist bir gelişim süreci başlattı. Hattâ, bu gözü açık ve para canlısı tüccar sınıfının can çekişen Avrupa Feodalizminin içine sızmasının, eski düzene vurulan son darbe olduğu da söylenebilir. Artık “burjuva”nın egemenliğini sürdüreceği devrin temelleri atılmaktaydı.11 İşte bu egemenliğin sağlanması sürecinde yaşanan vahşetler ve soykırımlar bugünkü “medeniyet!”in neler pahasına sağlandığını bize göstermektedir. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Avrupa’nın 15. yüzyılda başlayan dünyayı sömürgeleştirme süreci, Portekizli Prens Gemici Henrique ile başlar. Kısa bir askerî sefer dışında gemiye hiç ayak basmamış olan bu adam, soylu bir prens olarak otoritesi, İsa Mezhebinin Ulu Efendisi olarak da gelirini, bilinmeyen karanlık okyanusu Atlantik’i ve Afrika’nın batı kıyılarının keşfini yönetmek için kullandı. Portekiz’in güney ucundaki tek liman kenti Sapres’te bulunan karargâhından sayısız sefer başlattı. Bu seferler sırasında, geçmişte astronom Ptolemais’un yaydığı bir efsaneyi, batı yönünde çok uzaklara yelken açan gemilerin dünyanın kenarından aşağı düşeceği, güney yönünde iyice uzaklara seyir etmeyi göze alanların ise güneşin dik ışınlarıyla kızaracağı efsanesini yıktı.12 Batılıların Amerika kıtasını tamamıyla sömürgeleştirmeye çabaları, bütünüyle neredeyse boş bir toprağı işgal etme meselesi değildi, çünkü bu hadiseyle oldukça gelişmiş durumdaki Meksika ve Peru’nun Aztek ve İnka kültürleri de yok oldu. Kızılderili ırkının katliamı ise, Batılıların tarihin sayfalarına attıkları yeni kara lekelerdi. Elbette bu onların yapmış oldukları ne ilk ne de son katliamdı. Zira, bu katliamların arkasında kendisinden başkasını insan olarak görmemek yatmaktadır. Bu zihniyetlerini, coğrafî bilgilerini içeren ve aslında zihniyetlerinin bir haritası olan, çizmiş oldukları coğrafî haritada görmek mümkündür. “Yeryüzü burada suyla çevrelenmiş, merkezinde Kudüs ve Avrupa’nın yan yana oldukları, yassı bir tepsi gibi gösterilmektedir. Daha uzakta, halkı köpek başlı maymunlar, tekerlek ayaklılar ve tekayaklar olan kavurucu ve canavarca bir ülke vardır. Son olarak da bütün bunların çevresinde sudan bir halka vardır. Kıta tarih’in ne olacağını haber veren simgesel görüş: Avrupa Yeni Kudüs’tür. Avrupalılar insan, diğerleri canavardır.”13 İşte bu çerçevede modern anlamdaki sömürgeleştirme 1492’de başlamıştır. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hıristiyan Avrupa geri kalanını belirleyip, ardından adlandırdıktan sonra ele geçirmektedir. Bu çerçevede Amerika’ya akın akın gidişte önemli rolü olan şey ”altın”dır. Nitekim, Colombus, 1492’de şöyle haykırıyordu: “Altın harika bir şey! Ona sahip olan istediği her şeyin efendisidir! Altın sayesinde ruhlara Cennetin kapıları bile açılabilir&#8230;” Ancak Kolomb’un hayatı yaptıklarının diyetini ödeyerek son bulmuştur: “Kolomb hayatının sonlarına doğru Yeni dünyanın kıyılarında her gün biraz daha çıldırarak dolaşıp durdu. Gemisinin küpeştesi üzerinde asileri astığı bir darağacı bulunuyordu. Onu o kadar sık kullandı ki bir ara kendisini zincirleyip Cadiz’e geri götürmek zorunda kaldılar. Son seferinde tayfaları uçsuz bucaksız kıyılarda Ganj nehrininin ağzını arayan kaptanlarının eklem iltihahından iki büklüm olmuş bir bedenle ve darma dağınık saçlarının perdesi altından bakan çılgın gözlerle güvertede toplayarak dolaşmasını korkuyla seyrettiler Hindistan’da olduklarını yadsıyanları asmakla tehdit etti. Gemiler dolusu köle ve altın eşya gönderdi. “Ey muhteşem altın” diye yazdı Kolomb. “Altını alan, her istediğini satın almasını sağlayan bir hazineye sahip olur. Onunla dünyaya istediklerini kabul ettirir, hattâ ruhunun cennete girmesini bile sağlar” diyordu. Sonunda yoksulluk içinde öldü.”14 Gerçekten de baharat olmadığı için, altın bu yeni toprakların keşfedilmesini meşru kılan yegâne şeydir. 1492’den itibaren Kızılderililerin üzerinde fark edilen ve onlardan çalınan altın, izleyen yolculukların masraflarının karşılanmasına, baharat satın alınmasına, hükümetlerin denetlenmesine, bakanların ve piskoposların istenildiği gibi çalıştırılmasına tek başına imkân sağlayacaktır. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ondan giderek daha fazla gerekmektedir. Bir yüzyıldan fazla bir süre boyunca, gümüşle birlikte Amerika’nın yegâne ihraç kalemi olacaktır. Yeni bir tipten insanların bu kıtaya hücum etmelerini tahrik edecektir; bunlar artık denizciler ya da hayâlperestler değil de, servet avcılarıdır. Artık tüccarlar değil de çok basit olarak hırsızlardır. 1950’de tapınaklardan çalınan ve madenlerden veya nehirlerden çıkartılan toplam altın miktarı otuz ile otuz beş ton arasındadır; bu toplama işlemi adalardaki on binlerce Kızılderili’nin hayatına mal olmuştur.Öyle ki meselâ Guaxaca madeninde çalışma şartları öylesine öldürücüdür ki, madenin çevresinde, çapı iki kilometrelik bir alanda, iskeletlerin ve cesetlerin üzerinde yürümek gerekmektedir.16 İşte Koca Akif’in “Tek dişi kalmış canavar” şeklinde ifade ettiği medeniyet, bunun gibi milyonlarca insanların kemiklerinin üzerine bina edilmiştir. Bu öyle bir yok ediş tufanıdır ki, bu tufandan bütün canlılar etkilenmiştir. Katliamın boyutları hakikaten korkunç seviyelerde görülmektedir. Zira, insan, hayvan, ağaç vs. canlı namına ne varsa, hepsi yok edilmişti. Bu yok edilişin ıstırabını derinden hisseden “Kara Geyik” adlı Kızılderili’nin yürek yangınının alevi dudak arasından şöyle çıkmaktadır: “O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları, hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o kanlı çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü evet&#8230; sonra bir ulusun umudu kırılıp paramparça oldu. Artık yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal ağaç.” </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bütün bu katliamlarda din de bir araç olarak kullanılmıştır. 1511 yılında Hatuey adlı bir Kızılderili reisi Küba’da küçük çaplı bir direnme hareketi oluşturma suçuyla tutuklanmış ve yakılarak idama mahkûm edilmişti. Hıristiyan hayırseverliğinin bir örneği olarak da, kendisine sonunda cennete gidebilmek için Hıristiyanlığı kabul etmesi salık verilmişti. Hatuey beyaz adamların halen cennette olup olmadıklarını sordu ve kendisine bu olasılık konusunda garanti verilince de şöyle dedi: “Öyleyse ben Hıristiyan olmayacağım; çünkü insanların bu denli zalim oldukları bir yere, bir daha ayak basmaya hiç niyetim yok.”18 Avrupalı bütün bu katliamları yaparken bir başka şekilde, yaptıklarını meşrulaştırma yoluna gitmiştir. Vahşetlerini üzerlerine saldıkları bu insanları, aynadaki kendi görüntülerine bakıp “vahşi” olarak nitelendirerek haklı olduklarını düşündüler. Bu hususta Duwarmish Kızılderililerinin reisi Seattle tarafından Amerikan Başkanı Franklin Pierce’ye ithafen yazılan mektupta, “vahşi” olarak nitelendirilen bu insanların vahşetten ne kadar uzak oldukları ve kimin böyle bir nitelendirmeyi bihakkın temsil ettiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır: “Sizin şehirlerinizi anlamıyorum. oralarda sessizlik yok ki&#8230; Yaprakların seslerini, böceklerin vızıltılarını, kuşların ötüşünü ve kurbağaların şarkılarını dinleyebileceğiniz yerler yok ki oralarda. Bir Kızılderiliyim ve anlamıyorum. Ben, gölü yalayarak gelen rüzgârın sesini, öğlen yağmurunun temizliğini ve taze çam yapraklarının kokusunu severim.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hava bizim için kıymetlidir. Her şey aynı solunumdan pay alır ve hava tüm canlılar tarafından ortak kullanılır. Bu yüzden onu kirletmeyin. Demir at (lokomotif), öldürüp çürümeye bıraktığınız binlerce bufalodan nasıl kıymetli olabilir? Nasıl? anlayamıyorum. Hayvanlar, insanları bıraksa, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi? Toprak bizim anamızdır ve toprağa tükürülmez. Toprak insana değil, insan toprağa aittir; insan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece.”19 Katliamı en derin şekilde yaşayan bir diğer önemli kitle de zencilerdir. Sömürgecilik faaliyetinde, zencilerin hayatta kalmasına, ancak onlara ihtiyaç duyulduğu müddetçe müsaade edilmiştir. Aksi takdirde öldürülmüşlerdir. Meselâ, yerli insanların işbirliğine ve emeğine ihtiyaç duyulmadığı avcılık gibi yerlerde öldürülmüşlerdir. Bu uygulamalarda, biyolojik ya da kültürel hor görme aracılığıyla da haklı olduklarını ilân etmişlerdir. Bu süreçte zenciler egzotik bir faunanın parçası olarak ele alınmışlardır. Öyle ki onlar, eğlence sağlayan fakat hiçbir tehdit oluşturmayan bir oyun parkının tabiî malzemeleridir.20 Ancak köle ticareti esnasında zencilerin ödediği fatura hayli ağırdır. Amerika’daki yerlilerin yok olma durumuna gelmiş olmalarıyla birlikte başlayan ve yüz yıllarca süren köle ticaretinin ne kadar insan hayatına mal olduğu kesin rakamlarla tespit edilemiyor. Muhafazakâr tahminler Amerika’ya sağ salim varan köle sayısının 10 milyon civarında olduğundan yola çıkıyorlar. Atlantik üzerindeki sevkiyat sırasında ölüm oranı % 20 dolayındaydı. Afrika’nın içinde, kıyı şeridine varmadan önce öldürülen insanların sayısı ise bilinmiyor. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">En fazla kazanç sağlayan, 15 ile 25 yaş arası erkek ve kadınlarla yürütülen ticaretti. Bu insanları ele geçirmek için çoğu kez köylerin diğer sakinleri soğukkanlı bir şekilde öldürülüyordu. On binlerce insan, iç kesimlerden sahil şeridine doğru zoraki yürüyüş konvoylarında can vermekteydi. Tarla ve sürülerinin sürekli tehdit altında kalması veya yok edilmesi sebebiyle açlıktan ölenlerin sayısı da cabası. Böylelikle 100 milyon kadar insan köle ticaretinin kurbanı olmuş olabilir.21 Böylece “uygarlık” kölecilik aracılığıyla “gelişme”ye, katliam yoluyla yerleşmeye başlamaktadır. Bu durum bazı kurtuluş mücadelelerine rağmen, hemen her yerde geriye döndürülemez nitelikte olacaktır. Tarih tiranlardan kurtulduğunu, ama dillerinden kurtulunamadığını, onların askerlerinden kurtulunduğunu, ama mallarından kurtulunamadığını öğretmektedir.”22 Şekil değişmekle birlikte, sömürü devam etmektedir. SON SÖZ Batı’nın yüzyıllardır farklı kıyafetlere bürünerek devam eden sömürü ve katliamları, basit ve özür diledikleri için geçiştirilecek bir olgu değildir. Temelindeki felsefî desteği ve uygulamaları ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde, görülmektedir ki, geçmişte olan ve bugün yaşanan boyutları ile yarın da tahmin edilebilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;">Önceleri “köle”leri, arkasından “serf”leri, daha sonra “Kızılderili”leri, bunların soyu tükenince kara talihli “zenci”leri, derisini yüzecek kendisinden olmayan insan kalmayınca da “mavi yakalılar”ı (işçiler), şimdi de “teneke yakalılar”ı (teknolojik ürünleri ya da robotları) kendilerine köle olarak seçtiler. Çıkardıkları sun’î savaşlarla katliam arzularını da sürekli olarak yineleyen Avrupalı, kendisine her gün yeni bir kurban aramakta, gözüne kestirdiği kurbanını ya yok etmekte ya da kendine bağlamaya diğer bir ifadeyle mahkûm etmeye çalışmaktadır. Önce Haçlı seferleri ile sonra dünya savaşında bütün gücü ile saldırmasına rağmen emeline ulaşamayan, Kızılderililere ya da zencilere reva gördüğünü Türklere yönelik olarak gerçekleştiremeyen, kendi vahşetinin derinliğine batmış olan Batı, kısa fasılalarla, kendi vahşetini âdeta örtmek istercesine, Türklere yönelik soykırım iddialarında bulunmaktadır. Ancak beyhude yere kendi vahşetine ortak aramaktadır. Çünkü, Türk milletinin tarih sayfaları ak ve paktır. Yapılan ithamlarla asla leke tutmamıştır. Bundan sonra da tutmayacaktır. Zira, bilimsel çevrelerce, küçücük bir katliam bulabilmek için yapılan araştırmalar, hep Türkler lehine sonuçlanmış, katledilmiş Ermeni aranırken, Ermeniler tarafından katledilmiş olan Türklerin toplu mezarlarına rastlanmıştır. Bilimsel çevrelerde delillerle boşa çıkmış olan sözde Ermeni soykırımı iddiası, siyasî çevrelerde dile getirilmeye başlanmıştır. Ancak bu çabalar da yeni değildir. Lozan’dan beri devam eden bir süreçtir. Bu çabaları ilmî delilleriyle birlikte reddederken ilme film karıştıranlara, ilmî cevaplara ilâve olarak diyoruz ki, “Türk’ün gerek ilmî, gerek siyasî gerekse askerî olarak eli kolu bağlı değildir.”</span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong><span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/somurgecilik-performans-proje-odevleri/">Sömürgecilik – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/somurgecilik-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağaçların ve Ormanların Yararları  &#8211; (Performans ve Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/agaclarin-ve-ormanlarin-yararlari-performans-ve-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/agaclarin-ve-ormanlarin-yararlari-performans-ve-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 15:18:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Agac]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaçların Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaçların Yararları]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Orman]]></category>
		<category><![CDATA[Ormanların ve Ağaçların İnsanlar İçin Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3711</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağaçların ve Ormanların Yararları (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Ağaçların önemi Ormancılıkta gerçek yatırım, ağaçlandırma ve ormanın tabii yoldan yenileme çalışmalarıdır. Vaktiyle 50 milyon hektar olduğu tahmin edilen orman sahalarımız, bugün 20.7 milyon hektara inmiş bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki bu alanların % 52’si ağaçlandırmalarla prodüktif hale gelmeyi bekleyen bozuk orman sahası durumundadır. Bu saha, bütün [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/agaclarin-ve-ormanlarin-yararlari-performans-ve-proje-odevleri/">Ağaçların ve Ormanların Yararları  – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #00ccff;">Ağaçların ve    Ormanların Yararları</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;"><br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt; font-weight: 700;">Ağaçların    önemi<br />
</span><br />
Ormancılıkta gerçek yatırım, ağaçlandırma ve ormanın tabii yoldan yenileme    çalışmalarıdır. Vaktiyle 50 milyon hektar olduğu tahmin edilen orman    sahalarımız, bugün 20.7 milyon hektara inmiş bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki    bu alanların % 52’si ağaçlandırmalarla prodüktif hale gelmeyi bekleyen bozuk    orman sahası durumundadır. Bu saha, bütün İsviçre ormanlarının 12 katına    eşittir. Bu verimsiz orman alanların ülke kalkınmasında ve hızla artan orman    ürünlerine olan ihtiyaçtan dolayı ağaçlandırmalar ile prodüktif hale    getirilmesi Türkiye ormancılığı ve Ülkemiz ekonomisi açısından büyük önem    taşımaktadır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türkiye’de başta Karadeniz ve Akdeniz bölgelerimizin uygun    kesimleri ile Batı Anadolu, ormancılık açısından oldukça yüksek bir potansiyel    verime sahip bulunmaktadır. Ayrıca bu yörelerde, hızlı gelişen yerli ve    yabancı türler kullanılarak birim alandaki verimi artırmak mümkündür. Nitekim    sahil çamı ağaçlandırmalarında yapılan hasılat araştırmalarına göre; 1.bonitete    sahip bir hektardaki sahanın ortalama artımının 13,8 m3 yıl olduğu    saptanmıştır. Bu değer okaliptüste 30-32 m3’e kadar ulaşmaktadır. Türkiye’de    yapılan tespitler entansif (yoğun kültür metodu) yöntemlerle hızlı büyüyen    türlerin yetiştirilmesine uygun sahaların 1 milyon hektara ulaşabileceğini    ortaya koymuştur. Sadece bu alanların ağaçlandırılması ile yılda 10 milyon m3    hasılatın alınabileceği belirlenmiştir. Türkiye’de yıllık ortalama cari    artımın 22,1 milyon m3 olduğu dikkate alındığında bu değerin Ülke ekonomisine    yapacağı katkı daha iyi anlaşılmaktadır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ekonomik ağaçlandırma çalışmalarının yanında toprak    korumaya, su dengesini sağlamaya veya rekreasyon ihtiyaçları karşılamaya    yönelik çok amaçlı diğer ağaçlandırmaları da dikkate alma zorunluluğu vardır.    Ağaçlandırma çalışmalarının erozyonu önleyici olmasının yanı sıra meskun    yerlerde rüzgar, gürültü ve toz etkilerini azaltması, büyük sanayi kentlerinde    havayı temizleyerek sağlığa katkı sağlaması da birer hizmet üretimidir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türkiye’de yılda denizlere taşınan toprağın 500 milyon    tondan fazla olduğu ve bunun yılda 2 Milyon dekarlık bir tarım arazisinin    kaybı anlamına geldiği dikkate alınırsa sadece toprak koruma amacına yönelik    ağaçlandırmaların tarım arazilerine kazandıracağı imkanların ne kadar büyük    olacağı açıkça görülecektir. Bu sebeple ağaçlandırmalarda sadece odun    hammaddesi üretimi açısından kârlılığın kriter alınması günümüzde yetersiz    kalmaktadır. Ülkemizin % 86’sında; hafiften şiddetliye, aktif durumdaki mevcut    erozyonun, Ülkemiz toprağının elden çıkmadan ve enerji kaynağı olan    barajlarımızın siltasyonla dolmadan ağaçlandırmalar yoluyla durdurulması,    büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde arazi yapısı dağlık ve oldukça da    engebelidir. Yüksek bölgelerde ormanlar ve meralar yer alırken taban    arazilerde tarım yapılmaktadır. Ağaçlandırma çalışmaları, genelde üst    havzalarda yapıldığından yağmur sularının yüzeysel akışa geçmesini yani sel ve    taşkınları önlemektedir. Bu fonksiyonu nedeniyle ağaçlandırma çalışmaları,    tarım topraklarımızın verimliliğini ve bu verimliliğin devamını emniyet altına    alan bir sigorta durumundadır.</span></p>
<table style="border-collapse: collapse; height: 250px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="250" align="left" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="173" height="267"><!--adsense#reklam_250x250--></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"> <strong><span style="font-size: 15pt;">DÜNYADA İLK AĞAÇLANDIRMA</span></strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ağaçlandırmanın çok çeşitli tanımları vardır. En kısa ve    basit tanımı; insan eliyle orman oluşturmaktır. Daha geniş tanımı ise; insan    hayvan veya makine gücü ve bunlara monte edilmiş ekipmanlar (pulluk, riper,    tarak) ile toprağın işlenerek kırıntılı bir yapıya kavuşturulması ve bu    özelliklere kavuşturulan yerlere orman fidanlıklarında yetiştirilen fidanların    dikim mevsiminde (sonbahar, kış, ilkbahar) dikilmesi işlemine denir. Dikim    işlerini takiben 5-7 yıl süre ile yapılacak bakım ve koruma işlemleri    ağaçlandırma işlemlerinin devamı olarak kabul edilmektedir.</span></p>
<p>Ağaçlandırmaları;</p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">a) Üretim amaçlı ağaçlandırmalar,<br />
b) Toprak Muhafaza ve Hidrolojik amaçlı ağaçlandırmalar,<br />
c) Estetik ve Rekreasyon amaçlı ağaçlandırmalar olarak gruplandırmak    mümkündür.<br />
Bu çok yönlü ağaçlandırma çalışmalarından birini diğerine tercih etmek mümkün    değildir. Hatta çevre ve kent ağaçlandırmaları günümüz koşullarında insanımız    için daha da büyük önem kazanmıştır.<br />
Ağaçlandırma çalışmalarının tarihi XIV. yüzyılın ikinci yarısına uzanmaktadır.    1368 yılında Almanya’nın Nurnberg çevresinde çıkan orman yangını neticesi    yüzlerce hektar ormanın yok olduğu ve bu sahaların Çam, Ladin, Göknar    ekimleriyle ağaçlandırıldığı bildirilmektedir. Almanya’nın dışında İsviçre,    Fransa ve Avusturya ağaçlandırmanın dünyada öncülüğünü yapmışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">TÜRKİYE’DE  AĞAÇLANDIRMANIN BAŞLANGICI<br />
</span></strong><br />
Türkiye’de ağaçlandırma çalışmalarının önemi çok geç anlaşılmıştır. Fatih Sultan  Mehmet zamanında Halic’i dolmaktan kurtarmak için Haliç sırtlarında ağaçlandırma  yoluyla bazı tedbirlerin alındığı, Lâle devrinde İstanbul saray ve bahçelerinde  bazı dikimlerin yapıldığı 1717 ve 1739 tarihli fermanlardan öğrenilmektedir.  1892 yılında İstanbul Halkalı’da öğrenciler tarafından 20-25 dekârlık sahada  yaptıkları Halepçamı, Sedir, Karaçam, Mazı, Dişbudak dikimleri ilk kayda değer  ağaçlandırma çalışmalarıdır. 1916 da Tevfik Bey tarafından Kâğıthane Deresinde  Fıstıkçamı ağaçlandırması yapılmış, yakın zamana kadar bu ağaçlandırmalardan  kalıntılar tespit edilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Daha sonra 1916 da Hendek’te  Orman Ameliyat Mektebine bağlı fidanlık kurulması ağaçlandırma çalışmalarına  yeni bir boyut kazandırmıştır. 2. Dünya savaşından sonra Ankara Atatürk Çiftliği  ağaçlandırması, Yalova-Termal ağaçlandırmaları ile Tarsus-Karabucak Okaliptüs  Ormanı tesisi o tarihe kadar yapılan en büyük ağaçlandırma çalışmalarıdır.<br />
Cumhuriyet döneminden 1937 yılına kadar olan kısımda 1. Dünya ve onu takip eden  Kurtuluş Savaşlarının yorgunluğu, bilahare Cumhuriyet İlkelerinin millete mal  edilmesi, reformların süratle yapılması ve çok sınırlı mali olanaklar altında  ekonomik ve sosyal sorunların en kısa yoldan çözümlenmeye çalışılması nedenleri  ile orman ve ormancılık konularına ve bu arada ağaçlandırma çalışmalarına  yeterli ilgi gösterilememiş sadece, bu devrede genç Türkiye’nin ormancılık  politikası gayeleri fikren belirlenmiş olmasına rağmen, bunun yazılı hale  gelmesi ancak 1937 yılında mümkün olabilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türkiye Cumhuriyeti Devleti,  1937 yılında yürürlüğe giden 3116 Sayılı Kanunla ağaçlandırma konusuyla  ilgilenmeye başlamıştır. Bu Kanunla başta Orman Teşkilatı olmak üzere bazı kamu  kurumları, tüzel ve özel kişiler ağaçlandırma yapmakla yükümlü kılınmış olmasına  rağmen uygulamalar 1955 yılına kadar düşük seviyelerde seyretmiştir. 1955  yılında yapılan “Türkiye Ağaçlandırma Teknik Kongresi”nde alınan kararlar, 1956  yılında çıkarılan 6831 Sayılı Orman Kanunu, 1963 yılından itibaren başlatılan  planlı dönem, 1969 yılında Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün  kurulması ile birlikte planlara ve projelere dayalı ağaçlandırmalar geniş  alanlarda gittikçe artan bir tempoyla gerçekleştirilmeye başlanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">BUGÜNE KADAR YAPILAN  AĞAÇLANDIRMA NEDİR?</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Orman amenajman planlarına  göre orman rejimi içindeki alanların, 10,7 milyon hektarı bozuk ve çok bozuk  niteliktedir. 1999 yılında güncelleştirilen tespitlere göre ülkemizde 2,4 milyon  hektar teknik yönden ağaçlandırmaya uygun saha bulunmaktadır.<br />
2001 yılı sonuna kadar 1 milyon 789 bin 144 hektar ağaçlandırma yapılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700;"> AĞAÇLANDIRMA VE İSTİHDAM<br />
</span><br />
Ülkemizde mevcut 20080 adet orman köyünde 7 milyon 601 bin orman köylüsü  yaşamaktadır. % 40 oranındaki kırsal nüfusun, hemen hemen yarıya yakın kısmı  ormanlarla değişik biçim ve boyutlarda ilişki içerisindedir. Bu ilişkinin,  nedenleri, sonuçları tüm halkımızı ve geleceğimizi ilgilendirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Orman köylerinde yaşayan  insanların büyük bir kısmının az verimli yada verimsiz topraklarda yaşadığı  bilinmektedir. Bu kesimlerin alt yapı olanaklarından büyük ölçüde yoksun olduğu  bir gerçektir. Ayrıca bu insanların, Orman işçiliğinin dışında yapacak fazla bir  işleri de yoktur. Ülkemizde, Milli gelirden en düşük payı orman köylüleri  almaktadır. Bu durumun sonucu olarak, bu yörelerde iç göç devamlı olarak  gündemdedir. İç göç nedeniyle de kentlerimizde alt yapı hizmetleri ihtiyaca  yetmemekte ve bozuk kentleşme söz konusu olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Orman köylerinde gerekli iş  alanlarının olmayışından ötürü ormanların büyük çoğunluğu üzerinde mevcut olan  sosyal baskı gün geçtikçe artan bir tempo ile varlığını hissettirmektedir.  Ülkemizde 1985-2000 yılları arasında yılda ortalama 80 bin ha. ağaçlandırma ve  erozyon kontrolu, 240 bin ha. mevcut ağaçlandırma ve erozyon kontrolu  çalışmalarının bakımları yapılmıştır. Ormancılıkta yılda ortalama 240 işgünü  çalışılacağı ve 1 ha. alanın insan gücü ile ağaçlandırılması için 90, makine  gücü ile ağaçlandırılması için 8 işgünü, 1 ha. alanın insan gücü ile bakımı için  34 işgünü çalışılacağı ve ağaçlandırma çalışmalarının % 80’inin insan gücü ile  yapıldığı düşünüldüğünde, söz konusu faaliyetlerde yaklaşık olarak 58,533 kişiye  bir yıl süreyle iş imkanı sağlandığı görülecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ormanla iç içe ve ona muhtaç  olarak yaşayan orman köylülerinin ormana hasım değil, hısım olması için köylünün  ormandan elde ettiği faydaların daha yüksek düzeye çıkarılma çalışmalarına  mevcut yasalar doğrultusunda devam edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">AĞAÇLANDIRMADA  MEKANİZASYON<br />
</span></strong><br />
Ağaçlandırma çalışmaları için öncelikle fidanların dikileceği arazide toprağın  iyi işlenmesi gerekmektedir. Toprak işleme basit malzemeler kullanılarak insan  veya hayvan gücü ile yapılabildiği gibi özel geliştirilmiş ekipmanlardan  yararlanılarak makine gücü ile de yapılabilmektedir.<br />
Yurdumuzun büyük bir bölümü kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer aldığından  toprakta su depolanmasının artırılması ve dikilen fidanların kök gelişiminin  sağlanması maksadıyla topografyanın elverişli olduğu %0-40 meyil grubuna kadar  olan sahalarda, toprak işlemesinin makine ile yapılması bir başka deyişle  ağaçlandırmada mekanizasyona gidilmesi bitkinin büyümesi için büyük önem  taşımaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">AĞAÇLANDIRMA  ÇALIŞMALARINDA UYGULANAN YAKLAŞIMLAR<br />
</span></strong><br />
Ağaçlandırma çalışmalarında birinci gaye birim alandaki topraktan en yüksek odun  hasılatı almaktır.<br />
Bu gayeye ulaşmak için ağaçlandırma çalışmalarında; yetişme ortamı şartları iyi  olan ve özellikle yoğun kültür metotlarının uygulanabileceği sahalarda Hızlı  Gelişen Türlerle yapılacak dikimlere önem verilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ağaçlandırma alanlarında  monokültürden kaçınmak için en az % 30 oranında yapraklı türlere yer  verilmektedir. Bu oranın sağlanmasında doğal yapraklı türlerin gelişme  özellikleri, yangına karşı dirençleri ve yetişme ortamı özellikleri dikkate  alınmakta, mevcut yapraklı türlerin muhafazası ve yeni yapraklı tür dikimi  suretiyle karışım sağlanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ağaçlandırma çalışmaları  sırasında doğal flora ve faunanın oluşturduğu ekosistemin korunması ve  geliştirilmesi amacına yönelik önlemler de alınmaktadır. Bu bağlamda; doğal  vejetasyon içerisindeki endemik (sadece Ülkemize veya o yöreye özgü) türler ile  Ihlamur, Kestane, Ardıç, Yabani Kiraz, Alıç, Üvez, Porsuk, Şimşir gibi türlerin  yanı sıra tıbbi ve aromatik özellik taşıyan türler de münferit veya gruplar  halinde muhafaza edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Göl, gölet ve baraj  havzasındaki mevcut doğal türler aynen muhafaza edilmekte ve ıslah önlemleri  alınmaktadır. Ayrıca meyili yüksek olan alanlardaki doğal türler, cins ve  vasıflarına bakılmaksızın korunmaktadır. Dere içi yapraklı vejetasyonu olduğu  gibi muhafaza edilmektedir. Muhafaza edilen dere içi vejetasyonu içerisindeki  kuru ve dejenere olmuş bireyler sahadan uzaklaştırılarak mevcut türlerin  gelişmesine imkan tanınmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Orman köyleri civarındaki  ağaçlandırma çalışmalarında yeterli genişlikte tampon saha bırakılmaktadır. Bu  tampon sahalar gerektiğinde özel ağaçlandırmalara konu edilmekle birlikte,  yetişme muhiti şartlarının elverdiği ölçüde tali ürün veren ve yöre halkının  dikilmesini istediği Kestane, Ihlamur, Ceviz, Fıstıkçamı yada hızlı gelişen  Kavak, Akasya, Okaliptus vb. türlerle plantasyonlar yapılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">ORMAN YANGINLARI VE  AĞAÇLANDIRMA<br />
</span></strong><br />
Ülkemiz Akdeniz iklim kuşağı içinde yer almakta olup orman yangınlarına en  hassas bölgeyi Muğla ve çevresi oluşturmaktadır. Bunu Antalya ve İzmir İlleri  izlemektedir. Ağaçlandırmaya konu yanan orman alanları, toprağın yabanlaşmasını  önlemek, uzun süre ağaçlandırılmadan bırakılması halinde orman-halk ilişkileri  açısından doğuracağı problemleri ortadan kaldırmak ve çeşitli amaçlarla bu  sahaya muhtemel tecavüzlerin önlenmesi amacıyla “Gelibolu Yarımadası Tarihi  Milli Parkı” örneğinde olduğu gibi yılı içerisinde ya da en geç takip eden yılda  kesinlikle ağaçlandırılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bölgenin yangına hassas olması  dikkate alınarak kurulacak ormanın yangına karşı dirençli olması hususunda  uygulama projesinde gerekli planlama yapılmıştır. Bu amaçla yangın alanının  topoğrafya ve hakim rüzgar yönü dikkate alınarak ağaçlandırma alanı 20-30 hektar  büyüklüğünde bölmeciklere ayrılmaktadır. Bu bölmecik sınırlarında tesis edilen  10-15 metre genişliğinde yangın koruma yollarının her iki tarafında 15-30 metre  genişliğinde yeşil bantlar oluşturulmakta, bu bantlarda Servi, Kıbrıs Akasyası,  Zakkum, gibi yangına dirençli türler kullanılmaktadır. Ayrıca dere içi  vejetasyonu geliştirilerek, dere vadilerinde uygun ekolojik koşulların olduğu  kısımlarda yörenin doğal türü kullanılarak geniş yapraklı şeritler teşkil  edilmekte, ibreli yapraklı karışımı sağlanarak ormanın yangına karşı direnci  artırılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">ORMANLARIMIZIN  VERİMİ VE TÜKETİMİMİZ<br />
</span></strong><br />
Yurdumuzda artan nüfus ve gelişen sanayi dolayısıyla, Devlet Orman  İşletmelerinin, elde edebildikleri odun hammaddesi ile kendileri dışındaki  sektörlerin takviyesi olmadan, ülkenin odun ihtiyacını karşılayacak durumda  olmadıkları bildirilmektedir. Yakacak odun üretimimizin yetersizliği çeşitli  endüstri kollarında sıkıntı yaratmaktadır. Bu sıkıntı gelişen kağıt sanayii ve  konut yapımı dolayısıyla hızla büyüme işaretleri vermektedir. Örneğin bugün  selüloz ve kağıt sanayiine ayrılan miktar bu sanayide hızla artan odun  hammaddesi ihtiyacını artık karşılayamamakta ve bugün SEKA ithalata yeniden  başlamış bulunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ağaçlandırma alanlarındaki  potansiyel gücümüzü tam olarak değerlendirmemiz halinde, ihtiyacımız dışında  üretimimizin artan miktarını ihraç olanakları da kolaylıkla doğacaktır. Zira  Türkiye ormanca çok fakir olan Ortadoğu, Yakındoğu ve Kuzey Afrika’ya çok yakın  bir konumda bulunmaktadır. Bu avantajlı durumumuz nedeniyle bu ülkelere daha  uzak olan yörelere kıyasla, çok daha ucuz fiyatlarla ve büyük ölçüde orman ürünü  ihraç etmek mümkün olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">DÜNYADA İLK  AĞAÇLANDIRMA<br />
</span></strong><br />
Ağaçlandırmanın çok çeşitli tanımları vardır. En kısa ve basit tanımı; insan  eliyle orman oluşturmaktır. Daha geniş tanımı ise; insan hayvan veya makine gücü  ve bunlara monte edilmiş ekipmanlar (pulluk, riper, tarak) ile toprağın  işlenerek kırıntılı bir yapıya kavuşturulması ve bu özelliklere kavuşturulan  yerlere orman fidanlıklarında yetiştirilen fidanların dikim mevsiminde  (sonbahar, kış, ilkbahar) dikilmesi işlemine denir. Dikim işlerini takiben 5-7  yıl süre ile yapılacak bakım ve koruma işlemleri ağaçlandırma işlemlerinin  devamı olarak kabul edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ağaçlandırmaları;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">a. Üretim amaçlı  ağaçlandırmalar,<br />
b. Toprak Muhafaza ve Hidrolojik amaçlı ağaçlandırmalar,<br />
c. Estetik ve Rekreasyon amaçlı ağaçlandırmalar olarak gruplandırmak mümkündür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu çok yönlü ağaçlandırma  çalışmalarından birini diğerine tercih etmek mümkün değildir. Hatta çevre ve  kent ağaçlandırmaları günümüz koşullarında insanımız için daha da büyük önem  kazanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ağaçlandırma çalışmalarının  tarihi XIV. yüzyılın ikinci yarısına uzanmaktadır. 1368 yılında Almanya’nın  Nurnberg çevresinde çıkan orman yangını neticesi yüzlerce hektar ormanın yok  olduğu ve bu sahaların Çam, Ladin, Göknar ekimleriyle ağaçlandırıldığı  bildirilmektedir. Almanya’nın dışında İsviçre, Fransa ve Avusturya  ağaçlandırmanın dünyada öncülüğünü yapmışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">TÜRKİYE’DE  AĞAÇLANDIRMANIN BAŞLANGICI<br />
</span></strong><br />
Türkiye’de ağaçlandırma çalışmalarının önemi çok geç anlaşılmıştır. Fatih Sultan  Mehmet zamanında Halic’i dolmaktan kurtarmak için Haliç sırtlarında ağaçlandırma  yoluyla bazı tedbirlerin alındığı, Lâle devrinde İstanbul saray ve bahçelerinde  bazı dikimlerin yapıldığı 1717 ve 1739 tarihli fermanlardan öğrenilmektedir.  1892 yılında İstanbul Halkalı’da öğrenciler tarafından 20-25 dekârlık sahada  yaptıkları Halepçamı, Sedir, Karaçam, Mazı, Dişbudak dikimleri ilk kayda değer  ağaçlandırma çalışmalarıdır. 1916 da Tevfik Bey tarafından Kâğıthane Deresinde  Fıstıkçamı ağaçlandırması yapılmış, yakın zamana kadar bu ağaçlandırmalardan  kalıntılar tespit edilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Daha sonra 1916 da Hendek’te  Orman Ameliyat Mektebine bağlı fidanlık kurulması ağaçlandırma çalışmalarına  yeni bir boyut kazandırmıştır. 2. Dünya savaşından sonra Ankara Atatürk Çiftliği  ağaçlandırması, Yalova-Termal ağaçlandırmaları ile Tarsus-Karabucak Okaliptüs  Ormanı tesisi o tarihe kadar yapılan en büyük ağaçlandırma çalışmalarıdır.  Cumhuriyet döneminden 1937 yılına kadar olan kısımda 1. Dünya ve onu takip eden  Kurtuluş Savaşlarının yorgunluğu, bilahare Cumhuriyet İlkelerinin millete mal  edilmesi, reformların süratle yapılması ve çok sınırlı mali olanaklar altında  ekonomik ve sosyal sorunların en kısa yoldan çözümlenmeye çalışılması nedenleri  ile orman ve ormancılık konularına ve bu arada ağaçlandırma çalışmalarına  yeterli ilgi gösterilememiş sadece, bu devrede genç Türkiye’nin ormancılık  politikası gayeleri fikren belirlenmiş olmasına rağmen, bunun yazılı hale  gelmesi ancak 1937 yılında mümkün olabilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türkiye Cumhuriyeti Devleti,  1937 yılında yürürlüğe giden 3116 Sayılı Kanunla ağaçlandırma konusuyla  ilgilenmeye başlamıştır. Bu Kanunla başta Orman Teşkilatı olmak üzere bazı kamu  kurumları, tüzel ve özel kişiler ağaçlandırma yapmakla yükümlü kılınmış olmasına  rağmen uygulamalar 1955 yılına kadar düşük seviyelerde seyretmiştir. 1955  yılında yapılan “Türkiye Ağaçlandırma Teknik Kongresi”nde alınan kararlar, 1956  yılında çıkarılan 6831 Sayılı Orman Kanunu, 1963 yılından itibaren başlatılan  planlı dönem, 1969 yılında Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü’nün  kurulması ile birlikte planlara ve projelere dayalı ağaçlandırmalar geniş  alanlarda gittikçe artan bir tempoyla gerçekleştirilmeye başlanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 15pt;">BUGÜNE KADAR YAPILAN  AĞAÇLANDIRMA NEDİR?</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Orman amenajman planlarına  göre orman rejimi içindeki alanların, 10,7 milyon hektarı bozuk ve çok bozuk  niteliktedir. 1999 yılında güncelleştirilen tespitlere göre ülkemizde 2,4 milyon  hektar teknik yönden ağaçlandırmaya uygun saha bulunmaktadır.<br />
2001 yılı sonuna kadar 1 milyon 789 bin 144 hektar ağaçlandırma yapılmıştır.<br />
</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700;"> Ağaçların Faydaları<br />
</span><br />
Ağaçlar sadece erozyonu önlemekle kalmayıp; Su düzenini sağlamakta, su  kaynaklarını beslemekte, hava nemini düzenlemekte, havadaki tozları yere  indirmekte ve küresel ısınmayı , ses kirliğini, barajların toprakla dolmasını  önlemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yüz ağaca orman diyemeyiz.  Çünkü orman dememiz için binlerce, onbinlerce ağaç olmalıdır. Bir evin önünde  yirmi ağaç varsa sel gibi felaketlerde o eve hiçbir şey olmaz. Çünkü ağaçlar  toprağı kökleriyle tutar. Bazı insanlar piknik yapınca ormanda ateş yakarlar.  Ormanda kurumuş otlar olduğu için otlar tutuşur yangın çıkar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ormanları yakmamalıyız. Çünkü insanlar ormandaki  ağaçların altında dinlenirler. Ağaçlar doğaya verdikleri oksijenle doğayı temiz  tutarlar. Tusunamiye karşı insanları korurlar. Ağaçları kesmeyelim. Yaşlı ve  hasta olanları keselim ki öteki ağaçlara zarar vermesinler. İmkanımız oldukça  yeni ağaçlar dikelim. Küçük çocuklarımıza da ağaç dikmelerini, ağaçların  dallarını kırmamalarını, ormanları yakmamalarını söyleyelim. Bizim köyde orman  olmadığı için her yıl su basıyor. Ağaçlar ve ormanlar olmasaydı başka köylere  şehirlere de su basacaktı.</span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"> <span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt;" lang="tr"><strong> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD; color: #ff0000;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD; color: #808080;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/agaclarin-ve-ormanlarin-yararlari-performans-ve-proje-odevleri/">Ağaçların ve Ormanların Yararları  – (Performans ve Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/agaclarin-ve-ormanlarin-yararlari-performans-ve-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>33</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransız İhtilali (Devrimi) &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/fransiz-ihtilali-devrimi-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/fransiz-ihtilali-devrimi-performans-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 15:03:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sınıf Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Fransiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Devriminin İhtilalinin Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilali]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilali ve Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilalinin Osmanlıya Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilalinin Sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ogrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevleri Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Performans ve Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=3705</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fransız İhtilali (Devrimi) (Performans &#8211; Proje Ödevleri) Devrim Öncesi Fransa, Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 tarihinde, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere’ye kaptırmıştı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkartmaya kalkışınca; bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yaratmıştı. 1774 yılında Onüç Koloni&#8217;nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1776 yılında bağımsızlık [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/fransiz-ihtilali-devrimi-performans-proje-odevleri/">Fransız İhtilali (Devrimi) – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 25pt; color: #00ccff;"> Fransız İhtilali (Devrimi)<br />
</span><span style="font-size: x-small; color: #ff9933;">(Performans &#8211; Proje Ödevleri)</span></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ogrenci.jpg" alt="" /></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">Devrim Öncesi<br />
</span></strong><br />
Fransa, Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 tarihinde, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere’ye kaptırmıştı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkartmaya kalkışınca; bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yaratmıştı. 1774 yılında Onüç Koloni&#8217;nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1776 yılında bağımsızlık ilanıyla sürmüştü. Fransa ise bu çatışmalara büyük boyutlarda mali destek vererek dolaylı olarak katılmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu savaş harcamaları ve giderek artan saray masrafları dolayısıyla Fransız monarşisi de mali yönden tükenmişti. 1789 yılında 16. Louis, soyluları toplayıp toprak mülkiyeti üzerinden vergi alınmasını istediğinde; soylular, parlamentonun toplanmasını istediler. 1614 yılından beri toplanmamış olan parlamento, soylular, din adamları ve halktan seçilen üç kamaradan oluşuyordu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Parlamentonun toplanması, toplumsal yapıdaki çelişkilerin de ortaya çıkmasına neden oldu. Bir yanda soyluların ve din adamlarının ayrıcalıklı durumu diğer yanda da burjuvazi ve halktan temsilcilerin arasında parlamentoda ciddi sorunlar ortaya çıktı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">18. yüzyılın başlarından beri Fransa dış ticaretinin kat kat artması, varlıklı bir burjuvazi oluşturmuştu. Bu sınıflar, artık sahip oldukları ekonomik güce karşılık gelecek bir politik güç istiyorlardı. Feodal yapının ve monarşinin kaçınılmaz sonucu olan sosyoekonomik sınırlamaların kaldırılmasından yanaydılar.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Parlamentonun toplanmasıyla orta sınıftan halk, özellikle varlıklı sınıflar, monarşiye karşı savaş açtılar. Bir anayasayla monarşinin yetkilerinin sınırlandırılmasını, iç gümrük duvarlarının kaldırılarak iç ticaretin serbestleştirilmesi, vergilerin yeniden düzenlenmesi ve yönetimde daha fazla hak elde etme talebinde bulundular.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kuşkusuz bu talepleri 16. Louis kabul etmedi. Orta sınıf, peşine diğer halktan unsurları da katarak 14 Temmuz 1789 günü Bastille hapishanesine saldırdı. Hapishane ele geçirilip mahkûmlar salındı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransız Devrimi 1789-1815 yılları arasında beş farklı dönem yaşayarak devam etti.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ayrıca Fransız Devrimi&#8217;nde rol oynayanlar &#8216;JACQUES&#8217; olarak adlandırılırlardı.</span></p>
<table style="border-collapse: collapse; height: 250px;" border="0" width="250" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="173" height="267"><!--adsense#reklam_250x250--></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 15pt;">İhtilalin Nedenleri</span></strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>a) Krallık Rejiminin İstibdadı: </strong>Fransa XVI. yüzyıldan beri koyu bir mutlakıyetle yönetilmekte idi. Krallar, memleketin sahibi ve efendisi sayılırdı. Kralın Tanrı&#8217;dan başka kimseye hesap vermeyeceği kabul olunurdu. Kral ve çevresinin , zengin ve gösterişli yaşamına karşılık, halkın sıkıntılı yaşamı, Kral&#8217;a tepki duyulmasına yol açmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>b) Sosyal Durum ( Halkın çeşitli Sosyal Sınıflara Ayrılması ): </strong>Fransız milleti eşitsizlik üzerine kurulmuş sosyal bir yapıya sahipti. Halk, birbirlerine eşit olmayan ve başka hak ve imtiyazlara sahip bulunan ; Soylular &#8211; Rahipler &#8211; Burjuvalar- Köylüler olarak, dört ayrı sınıfa bölünmüştü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><em>Soylular:</em> Büyük toprak ve Malikane sahibi idiler. Devlet memurluğu ve askerlikle uğraşırlar, devlete vergi vermezlerdi. Topraklarında, köylüleri çalıştırırlardı.<br />
<em>Rahipler: </em>Arazi ve mal sahibi idiler. Din bakımından Papa&#8217;ya bağlıydılar. Devlet ve Halk üzerinde dinsel otoriteye sahiptiler. Devlete vergi vermezlerdi.<br />
<em>Burjuvalar: </em>Şehir ve kasabalarda oturan , iş ve ticaret&#8217;le uğraşan kesimdi. Aydınlar bu sınıf içinde idi. ( Doktor, Mühendis, Avukat, Tüccar, Sanatçı ) . Siyasal hakları yoktu. Devlete vergi verirlerdi.<br />
<em>Köylüler: </em>Halkın çoğunluğunu oluşturmakta idiler. Vergi verirler, askerlik yaparlar, soylu kişilerin ve rahiplerin tarlalarında çalışırlar, gerektiğinde onların angaryalarını görürlerdi. Hiçbir siyasal hakları yoktu. Okuma &#8211; Yazma bilmezlerdi.Ekonominin bütün yükü, vergileri bu sınıf karşılıyordu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>c) Fransız Aydınlarının Etkisi:</strong> XVIII.yy.da Fransa&#8217;da yetişen filozoflar, düşünceleri ve eserleriyle, Fransız halkını etkilemişlerdir. Bu aydınlar içinde en etkili olanları, Monteskiyö , Volter, Didero ve Jan Jak Ruso&#8217; dur. Monteskiyö , &#8220;İran Mektupları &#8221; adlı eserinde, bir İranlının ağzından Fransa&#8217; daki devlet rejimini, memleket yönetimini, sosyal durumu eleştirerek, hükümetin uygulamalarını ve soyluların yaşayışlarını halka göstermeye çalışmıştır. &#8221; Kanunların Ruhu Üzerine &#8221; adlı eserinde, devlet rejimlerini inceleyerek, en iyi devlet rejiminin, kanunları yapan kuvvetle, yürütme kuvvetlerinin birbirlerinden ayrıldıkları rejimler olduğu fikrine ulaşmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><em>Volter:</em> Felsefe, Tarih, Edebiyat, Sosyoloji, Din alanlarında eserler yazmış, eserlerinde özgürlük ve vicdan özgürlüğü üzerinde durarak, genellikle Kilise ve Papazları eleştirmiştir.<br />
<em>Didero:</em> Fransa&#8217;nın en büyük Ansiklopedist lerindendir. Fransızları kültür yoluyla yükseltmeye çalışmış, devlet yönetimini eleştirerek, rejimin değişmesi gerektiğini söylemiştir.<br />
<em>Jan Jak Ruso:</em> Düşünceleriyle, Fransız halkını en çok etkileyen düşünürdür. &#8221; Sosyal Mukavele &#8221; ( Contrat Social ) adlı eserinde; &#8221; İnsanın hür olarak doğduğunu, fakat her yerde zincire vurulmuş bulunduğunu, hakları çiğnenen insanların, bu haklarını geri almaları için, ihtilalin meşru bir araç olduğunu, hükmetme hakkının yalnız millette bulunması gerektiğini söylemiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>ç) İngiltere ve Amerika&#8217;nın Yönetimlerinin Etkileri: </strong>İngiltere&#8217; de , 1688&#8242; den itibaren görülen &#8221; Meşruti Krallık &#8221; yönetimi, ve Fransızların destekledikleri Amerika&#8217;nın yönetim anlayışları (Özgürlük), Fransızları etkilemiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>d) Mali Zorluklar, Vergilerin Ağırlığı: </strong>Fransız ihtilalinin en temel nedenidir. Sarayın israfları, Fransa&#8217;nın XVIII.yy.boyunca girdiği savaşlar, devletin ekonomik durumunun daha da bozulmasına yol açmış, halktan alınan vergilerin artırılmasına yol açmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Meşrutiyet Devri (1789-1792)<br />
</span><br />
Bu genel ayaklanmanın ardından 1791 yılında bir kurucu meclis toplandı ve bir İnsan ve Yurtdaş Hakları Bildirisi yayınladı. Ardından da ulusal egemenliğe dayanan bir anayasa hazırlayarak monarşinin yetkilerini sınırlandırdı. Bu anayasa, halk tarafından seçilecek bir parlamentonun yasama ve yürütme yetkilerini kralla paylaşmasını öngörmekteydi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kanunları hazırlamak, bütçeyi tasdik etmek ve hükümetin icraatını kontrol etmek görevleri meclise verildi. Ayrıca &#8220;İnsan Hukuku Beyannamesinin esasları uygulamaya konuldu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">“İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nin uygulamaya konulması ve bir halk meclisinin yürütme erkini ele alması, Fransa’da feodal kurumları yıktı. Zaten halk yığınlarındaki soylulara karşı gelişen öfke, pek çok soylunun topraklarını bırakarak diğer Avrupa ülkelerine kaçmalarına yol açtı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransa’daki tüm bu gelişmeler, tüm Avrupa açısından çok önemli sonuçlar doğuracak, sadece gelecek yılların değil, yüzyılların da içsel dinamiklerini kökten değiştirecekti.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Avrupa’da herkes, feodal sınırlamalardan kurtulan bir Fransa ekonomisinin büyük bir gelişme göstereceğini, bunu ise Fransa’yı, uluslararası ticaret alanında rekabet edilmesi çok zor bir güç haline getireceğini öngörebiliyordu. Üstelik böylesi bir ekonomik büyümenin, eskisinden çok daha güçlü bir Fransız askeri gücünü besleyebilecek durumda olması, kuvvetle muhtemeldi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Öte yandan Fransa’da ortaya çıkan, insan haklarından, eşitlikten ve özgürlükten yana bu düşünce hareketinin tüm Avrupa’ya yayılması, mevcut monarşilerin geleceğini tehdit etmesi de, kaçınılmazdı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Başlarda burjuvazi, kralı ve liberal görüşlü soyluları safına çekerek Fransa’nın toplumsal ve ekonomik yapısında, her üç tarafın da çıkarlarına olan düzenlemeleri yapmak hesabındaydı. Ama böylesi müttefikler bulamadı karşısında. 16. Louis, yetkilerinin sınırlanmasına razı olmamakta direndi. Ayrıca o tarihlerde Fransa’da liberal aristokratlar yoktu, hepsi tutucuydu ve eski düzenin geri gelmesini istiyorlardı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu durumda hem kral hem de soylular, Habsburg hanedanından imparator II. Leopold’e güveniyorlardı. II. Leopold, 1791 yılında, diğer Avrupa devletlerince de desteklenecek olursa, Fransa Devrimine karşı askeri güç kullanılabileceğini duyurdu. II. Leopold, aynı zamanda Fransa kraliçesi Mari Antoniette’nin kardeşiydi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kralın mutlakıyet idaresini yeniden kurmak için içerde isyan çıkartması, dışarıda ise Fransa&#8217;nın düşmanlarıyla işbirliğine gitmesi sonucu, 1792&#8217;de cumhuriyet ilan edildi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Cumhuriyet Devri (1792-1795)<br />
</span><br />
Cumhuriyet yönetimi milli birliği sağladı ve dış tehdidi etkisiz hale getirdi. 1793&#8217;te dış güçlerle ittifak yaptığı için kral idam edildi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1793-1794 yılları arasında kalan bu döneme Terör Dönemi de denmektedir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Cumhuriyet esaslarına göre yeni bir anayasa hazırlandı. Fakat yasanın gerekleri yeterince ve ağırlaşan şartlar sebebiyle tatbik edilemedi. Zamanla ekonomik durumları normale dönen ve mali açıdan güçlenen halk temsilcileri, parlamentoda çoğunluk sağladılar ve ağır tedbirlerin kaldırılmasını istediler. Böylece 1795&#8217;te muhafazakâr &#8220;Direktuvar&#8221; idaresi yapıldı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Direktuvar İdaresi Devri (1795-1799)<br />
</span><br />
Bu dönemde icra kuvveti Beşyüzler ve İhtiyarlar Meclisi tarafından seçilecek beş direktuvara bırakıldı. Yasama yetkisi Beşyüzler Meclisi&#8217;ne verildi. Milli hâkimiyet esaslarının kullanılması cumhuriyet dönemine göre daha azaltıldı. Millet Meclisi seçimlerine katılmak zengin olmayı gerektirdi. Sonuçta: Devlet yönetimi güçleşti; meclisler arasındaki düşmanlık duyguları arttı; ordu, meclis kavgalarına ve siyasete girdi. Neticede konsüllük idaresine geçilmesine karar verildi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Fransız Devrimin Sonuçları<br />
</span><br />
* Yıkılmaz diye düşünülen, hatta egemenlik hakkını Tanrı&#8217;dan aldığı iddia edilen mutlak krallıkların yıkılabileceği ortaya çıktı.<br />
* İlkel şekli Yunan şehir devletlerinde, gelişmiş şekli İngiltere ve ABD&#8217;de görülen demokrasi, Kıta Avrupası&#8217;nda da gelişmeye başladı ve Batı medeniyetinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi.<br />
* Egemenliğin halka ait olduğu kabul edildi.<br />
* Milliyetçilik ilkesi, siyasi bir karakter kazanarak, çok uluslu devletlerin parçalanmasında etkili oldu.<br />
* Eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri yaygınlaşmaya başladı.<br />
* Şahsi güçlere, zekâya ve girişim yeteneğine ortam hazırladı.<br />
* Fransız İhtilâli, sonuçları bakımından evrensel olduğundan Yeniçağ&#8217;ın sonu, Yakınçağ&#8217;ın başlangıcı kabul edildi.<br />
* Dağınık halde bulunan milletler, siyasi birliklerini kurmaya başladılar.<br />
* İnsan Hakları Bildirisi, Fransızlar tarafından dünya çapında bir bildiriye dönüştürüldü.<br />
* Fransız İhtilâli&#8217;nin yaydığı fikirlere karşı İhtilâl Savaşları (1792-1815) başladı. Önce Fransa ile Avusturya ve Prusya arasında başlayan bu savaşlara İngiltere ve Rusya&#8217;da katıldılar. Savaşlar Napolyon&#8217;un yenilgisiyle sonuçlandı. Viyana Kongresi ile Avrupa&#8217;nın siyasi durumu yeniden düzenlenmiştir (1815).<br />
*Dünyada yeni bir devlet rejiminin ( Demokrasi ) doğmasına yol açmıştır.<br />
*Mutlak krallıkların yıkılabileceği görülmüştür.<br />
*Milliyet, eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik gibi kavramlar dünyaya yayılmaya başladı.<br />
*Milliyetçilik akımı dünyada etkili olmuş, çok uluslu yapıdaki imparatorlukların parçalanmasına yol açmıştır.<br />
*İnsan hakları kavramını geliştirmiştir.<br />
*Getirdiği ve dünyayı etkilediği evrensel düşüncelerden dolayı yakınçağın başlangıcı kabul edilmiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Konsüllük Devri (1799-1804)<br />
</span><br />
1799&#8217;da konsüllük idaresi kuruldu. Bu idarede beş direktuvarın yetkileri üç konsüle devredildi ve tüm yetkiler biriinci konsülde toplandı. Birinci konsül de General Napolyon Bonapart oldu. Bu idare 1804 yılına kadar devam etti. Bundan sonra imparatorluk idaresi başladı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> İmparatorluk İdaresi (1804-1815)<br />
</span><br />
Konsüllük döneminde büyük zaferler kazanılmış, ziraat, ticaret ve sanayi gelişmiş, fakat buna karşılık millet meclisi etkinliğini kaybederek devrim hedefinden uzaklaşmıştı. Ülke tekrar ferdi otorite ile yönetilmeye başlanmıştı. Bu durum ve General Bonapart&#8217;ın İmparatorluk idaresi 1815 yılına kadar devam etti.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Fransız Devriminin Etkileri ve Sonuçları<br />
</span><br />
&#8216;Fransız ihtilali, ulusal bilinçlenmenin ve yönetim karşıtı tepkilerin nasıl ortaya konulabileceğinin en başarılı ve kanlı örneklerinden biridir. Bu yönüyle, kendinden sonraki devrimlere de esin kaynağı olmuştur ve hâlâ olmaktadır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransız Devrimi, Yeni Çağı bitiren, Yakın Çağı başlatan olay olarak kabul edilir. Çünkü bu devrim sonucunda tüm dünyada milliyetçilik kavramı önem kazanmaya başladı. Ezilen halklar haklarını aramayı öğrendiler. Halklar, yönetimden korkmamaları gerektiğini, yönetimlerin güçlerini halklarından aldığını fark ettiler.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu durum Fransa&#8217;da monarşik rejimin yıkılıp, yerine cumhuriyetin kurulmasına neden oldu. Halk, yönetim üzerindeki gücünü fark etti. Roma Katolik Kilisesini de ciddi reformlar yapmak zorunda bıraktı. Milliyetçik akımının yayılması, gücünü emperyalist rejimden alan imparatorlukların aleyhine oldu; imparatorluk çatısı altındaki farklı milletlere mensup halklar ayaklanmaya başladılar. Bu durum, imparatorlukları bölmeye çalışan kesimlerin de işine geldi, isyan eden halkları provoke ettiler. Bunun sonucunda da imparatorluklar zayıflamaya ve parçalanmaya başladılar.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Rusya&#8217;daki Dekabrist Ayaklanması&#8217;nın (26 Aralık 1825) nedenleri arasında Fransız Devriminin etkileri de sayılmaktadır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransız devrimi, sonuçları ve ideolojisiyle, Yakın Çağ dünya savaşlarına -I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı- yön verdi ve bugünün dünyasının oluşmasında da son derece etkili oldu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi<br />
</strong><br />
28 Ağustos 1789&#8217;da Fransız Devriminden sonra, Fransız Ulusal Meclisi tarafından, Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi kabul ve beyan olundu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bildirge; insanların eşit doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu..</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong>Fransız Devrimi&#8217;ni konu alan kitaplar<br />
</strong><br />
* Charles Dickens &#8211; İki Şehrin Hikayesi<br />
* Victor Hugo &#8211; 1793 Devrimi<br />
* Eric Hobsbawm &#8211; Devrim Çağı<br />
</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: bold;"> Fransız ihtilalinin Osmanlıya Etkileri</span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransız İhtilali, meydana geldiği tarihe damgasını vurmuş ve bütün toplumları etkilemiş bir olaydır. İhtilal öncesi Avrupasına bir göz attığımızda, halk kilisenin taassubu altında inliyordu. Ülkeler küçük derebeyliklere bölünmüştü ve ağır vergiler halkı iyece fakirleştirmişti. İhtilalin öncesinde, halk isyan derecesine ulaşmıştı.1</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tarihte her olayın mutlaka bir sebebi vardır. Fransız İhtilalinin de sebebi vardır. İhtilal öncesi, İhtilali hazırlayan şartlar mevcuttur. 5 mayıs 1789 tarihi başlangıç olarak kabul edilen Fransız İnkılâbı, meydana getirdiği gelişme ve olaylarla çeyrek yüzyıl Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve sosyal hayatını değiştirdi.2 Fransa’nın toplum yapısında çok büyük eşitsizlikler vardı. Soylular ve papazlar sınıfı imtiyazlara sahipti. Ticaretle meşgul olan ve şehir merkezlerinde oturan burjuvalar ise zengin olmuşlardı. Hiçbir hakkı olmayan köylüler ise çalışmak ve vergi vermekten başka hiçbir hakka sahip değillerdi. Fransa Kralı XVI. Louis yaptırmış olduğu Versailles sarayında lüks içerisinde yaşıyor ve her türlü israfı yapmaktan geri kalmıyordu. Kilise, halkı sürekli taassup içinde tutuyor ve krala ihaneti en büyük suç sayıyordu. İhtilalinin fikir alanındaki sebepleri ise Diderof ve d’Albert’in öncülük ettiği ansiklopedistler vasıtasıyla toplumun alt tabakasına yeni fikirler yayılıyordu. Cumhuriyet ve demokrasi anlayışı yavaş yavaş yayılıyordu. J. J. Rousseau, Voltair, Montesguieu halkı bilinçlendiriyordu.3</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kralın’da beklenen reformu yapmaması üzerine, soylular ve papazlar ve halk temsilcileri arasında oy kullanımı yüzünden çıkan anlaşmazlık büyüdü. Çünkü sınıf esası üzerine oy kullanılmasında halk temsilcileri halkın % 96’sını temsil etmesine rağmen her zaman soylular ve papazların dediği oluyordu. Böylece devam eden olaylar ihtilâli meydana getirdi. Ulusal meclis, Kurucu meclis, Yasama meclisi, Konvention, Directoire, Konsüllük dönemi sırasıyla Fransa’da Cumhuriyet ve demokrasi gelişti. Kral ve eşi idam edildi. Halkın hareketi başarıya ulaşmış oldu. Siyasi, dinî, ekonomik nedenlerle meydana gelen ihtilal, Fransa’yı çok farklı yerlere taşıdı ve o tarihten sonra meydana gelen tüm milliyetçilik ayaklanmalarına temel teşkil etti.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransız inkılâbı sonucunda, bazı yeni devletler kurulurken, bazı büyük devletler parçalandı. Dünyada yeni olaylar ve oluşumlar meydana geldi. Fransa’da 1789 yılında halik ve burjuva sınıflarının krala ve zadegana karşı meydana getirdiği ve başarıya ulaşan bu inkılâb aynı zamanda Osmanlı Devleti, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Rusya gibi devletler için pek de olumlu bir olay olmadı.4</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1789 Fransız İhtilalinin mahiyeti, o sırada Avusturya ve Rusya ile savaş halinde olan Osmanlı Devleti’ni uzun süre ilgilendirmedi. 1791-92 Ziştovi ve Yaş antlaşmasından sonra biraz ilgilendiyse de 1791’de kralın yetkilerinin sınırlandırılması, hatta azli ve idamı Osmanlıyı endişelendirmedi.5</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">İhtilalin en önemli mesajı “milletlerin kendi kaderini kendisinin belirlemesi” prensibi milletlerarası camiaya yerleşti. Osmanlı Devleti, Fransız İhtilalini Avrupa’nın iç meselesi olarak görüyor, hiç ilgilenmiyordu. Ancak Fransa’nın 1797’de, Yedi Adalara el koyup Yunanlıları bağımsızlık için kışkırtmasıyla milliyetçilik prensibinin ve ihtilalin önemi ancak anlaşılabildi.6</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu dönemde Fransız İhtilaline karşı tarafsız kalan pek az ülkeden biriydi. Osmanlı ülkesinde İhtilal yanlıları, kahvehanelerde broşür dağıtıyorlardı. Hak, özgürlük ve eşitlikten bahsediyorlardı. Bu dönemde, ortaya çıkan yeni düşüncelerin Osmanlılar tarafından ne ölçüde anlaşıldığını kestirmek olanaksızdır.7</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">III. Selim ihtilalci Fransa’yı desteklemiştir. Bu da Osmanlı’nın kendisi için çok yakın gelecekte tehlike oluşturacak olan bu olayı tam olarak anlayamadığını gösterir.8 Fransa, ihtilalden çok kısa bir süre sonra yayılmacı politikalar içerisine girmiştir. Amerika bağımsızlığa destek vererek el Altından Amerika’daki İngiliz kolonilere silah satıyordu. Aynı zamanda Osmanlı ülkesi olan Mısır’a çok geçmeden saldırmıştı.9</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransa’nın Osmanlı Devleti üzerindeki bu gizi hesaplarına rağmen, Osmanlıyla, Fransa arasında Kanuni döneminden bu yana devam eden ve sürekli gelişen bir dostluk vardı. İki devlet arasındaki ticari ve diplomatik faaliyetler çok eskiye dayanıyordu. Fransız İhtilali başladığında bu olayı Fransa’nın iç sorunu olarak gören Osmanlı Devleti, bir İslâm devleti olması hasebiyle kendi ülkesinde Avrupa ölçülerine göre bir adaletsizlik, eşitsizlik, siyasi ve sosyal bozukluklar mevcut değildi.10 Üstelik Fransa dostu olan bir ülke olmasına rağmen çok uzaktaydı. Buradaki gelişmeleri ancak dolaylı yollardan öğrenebiliyordu. Osmanlı Devleti bir çok problemle uğraşması, çöküş sürecine girmesi dolayısıyla böyle bir işle uğraşmaya vakitte bulamıyordu.11</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1792 yılında Fransa, yeni rejimini korumak ve rejimini ülkelere tanıtmak üzere doğal sınırlarının dışında savaşlara girişti. Bunun karşısında Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etti. Fransa’nın Osmanlı’yı parçalamak isteyen Rusya ve Avusturya’yı yenmesi İstanbul’da sevinçle karşılandı. Fransa’nın isteğine rağmen Osmanlı Devleti bu yeni rejimi hemen tanımak istemedi. Osmanlı yöneticilerine göre Fransa’nın yeni rejimi Avrupa’nın sorunu idi. Osmanlı’nın Avrupa hukukuna dahil olmadığını öne sürüyorlardı. Osmanlı hükümeti ihtilal karşısında gerçekten tarafsız davranıyordu.12</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1793’te Fransa İstanbul’a olağanüstü elçiler göndererek, Fransa Cumhuriyet hükümetinin tanınmasını Türkiye ile Fransa arasında anlaşma yapılmasını ve Türkiye’nin savaşa girmesini istedi ama Türk hükümeti bunu reddetti. Çünkü Fransa’nın Cumhuriyetini tanımakla Avrupa’ya karşı cephe almak istemiyordu. Prusya Fransa’yı tanıdıktan sonra Osmanlı Devleti Fransa Cumhuriyetini tanıdı.13</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu tarihten sonra Fransa, Osmanlıyı Rusya ve Avusturya aleyhinde savaşa sokmak istiyordu. Osmanlı buna yanaşmadı. Napolyon orduları ile Avrupa’da bir çok orduları yenerek Compo Formio anlaşmasıyla üstünlüğünü kabul ettirdi.14</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1798’de Mısırı işgal eden Fransızlarla Osmanlılar arasındaki münasebetler bitmişti. 1798’de Pramidler savaşını kazanan Mısır’dan İngilizler ve Ruslar sayesinde onların desteğiyle çıkarabildi. Ama bu seferde Mısır’a İngilizler yerleşti. Fransızlar gittikleri bütün yerlerde milliyetçilik akımlarını yayıyorlardı. Mısır’a girip çıkan Fransızlar Kölemenleri Osmanlı aleyhine kışkırttılar. Daha sonra da işgal ettiği yedi Adadan çekilmesi üzerine bölgeye Ruslar geldi. Tıpkı Fransızlar gibi Ruslar da Rumları Osmanlı aleyhine kışkırtmaya başladılar. Diğer taraftan Ruslar balkanlarda ulusçuluk faaliyetlerini yaymaya devam ettiler.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransızlar, propagandalarını çekilmiş oldukları bölgelerde, sürdürdüler. Türkçe, Rumca, Ermenice’ye tercüme ettikleri milliyetçiliğe ve Cumhuriyete dair eserleri özel adamları Akdeniz adalarına gönderdiler.15 16 Yunan isyanları 6 Mart 1821’de Eflak Buğdan’da başladı. Etnik-i Eterya bu faaliyeti yürütüyordu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransa’nın çabaları ve zararlı faaliyetleri sonucunda, Osmanlı milleti olan gayr-i müslim Hıristiyan teb’a başta olmak üzere bir süre sonra müsüman teb’a devlete karşı isyan etmiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1804 tarihinde Sırplar isyan etmişlerdir. 1821’de Morada isyan meydana gelecektir. 1830 yılında Yunanistan bağımsız olarak bir devlet kuracaktır.17</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Daha sonraları Fransızlar, Cezayir’i işgal edecekler ve bunun yanı sıra M. Ali Paşa’ya destek vererek Vali’nin devletine karşı cephe almasına sağlayacaklardır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Rusya ise Balkanlarda Osmanlı aleyhine propaganda yaptığı gibi, Kırım’a girerek, Kırım’da yaşayan Türkleri bağımsızlık vaadetmek, girişmiş olduğu türlü entrikalarla Kırım’ı Osmanlı’dan ayırarak ilhak etmiştir. Artık büyük devletler Osmanlı’nın içişlerine müdahale ediyorlar ve her taraftan Osmanlıyı çökertmeye çalışıyorlardı. 1839 Tanzimat Fermanı ve daha sonra Avrupalı devletlerin baskıları sonucunda, 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanıyla gayrimüslim tebaya çok geniş haklar veriliyordu. Bu ıslahat Fermanını, Osmanlı kabul etmek zorunda kalmıştır.18</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Fransa’nın tarihteki Osmanlı Politikası daha önce anlattığımız örneklerde görüldüğü üzere, müspet bir yön yoktur. Fransa pek çok olayda Osmanlı Devleti’ni kendi menfaatleri için kullanacağı paravan veya Alet olarak görmüştür.19</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Çeşitli ırkları, farklı dinlere mensup milletleri bünyesinde barındıran Osmanlı Devleti için milliyetçilik akımı Osmanlı için gerçek bir felaket olmuştur. Avrupalı devletlerin kültürel, ekonomik, siyasi ve askeri baskıları sonucunda Osmanlı Devleti her tarafında isyanların başladığı her devletin müdahalesinin olduğu bir devlet haline gelmişti. Tüm planlar Osmanlı’yı parçalamak için yapılıyordu. 1856 Islahat Fermayıla gayrimüslim teb’aya bir takım haklar verdiyse de Avrupalı devletlerin isteklerinin ardı arkası kesilmek bilmedi. Rusya Balkanları, Fransa Cezayir’i, İngiltere, Kıbrıs ve Mısır, Avusturya-Macaristan, Bosna Hersek’i, ilhak etmek için zikrolunan yerlere girmişlerdi.20 Osmanlı Devleti’nin ortaya attı ve ne Osmanlıcılık ne de İslamcılık gibi projeler Osmanlıyı çöküşten kurtaramamıştır. Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edildiği 1908 tarihinde Avusturya-Macaristan, Bosna Hersek’i topraklarına katmasının yanı sıra Bulgaristan’da bağımsızlığını ilan etmiştir. Osmanlılar bu durumu kabullenmek zorunda kaldılar.21 Tunus, Fas, Karada gibi bir çok ulus Osmanlı’yı karşı önceden isyan etmişlerdi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">İtalyanlar, Trablusgarb’ı işgal ederek Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprağını da aldılar. I. ve II.Balkan Savaşları sonucunda Osmanlı Devleti bir çok toprağını kaybetti. Arnavutluk devleti bu savaş sonucunda imzalanan anlaşmalarla ortaya çıkmıştı.22 Milliyetçilik hareketlerinin artık önü alınamıyordu. 1870 ve 1871’de siyasi birliklerini tamamlayan İtalya ve Almanya tüm projeleri Osmanlı üzerine endekslemişlerdir. İtalya, Kuzey Afrika’yı egemenliğine aldı. Almanya ise Osmanlı Devletini bir Pazar olarak görüyordu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">I. Dünya Savaşına Almanya’nın yanında giren Osmanlı, savaştan yenilgiyle çıkınca bir çok toprağını kaybettiği gibi savaş sonunda da imzalanan Mondros Ateşkes anlaşmasıyla adeta itilaf devletlerine teslim olmuştu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Osmanlı müslüman teb’ası olan Araplar, İngilizlerin ve Fransızların propagandası sonucunda I. Dünya Savaşında Osmanlı’yı arkadan vurdular. Osmanlı artık ata yurdu olan Anadolu’yu kurtarmak için çalışıyordu.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sonuç olarak şunu ifade etmekte çok büyük yararlar vardır. 1789’da ortaya çıkan milliyetçilik akımlarıyla ilgilenmeyen Osmanlı 1918’lere ve Lozan Anlaşmasının yapıldığı 24 Temmuz 1923 tarihine gelindiğinde bu akımdan en çok zarar gören devletti.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Osmanlı Devleti artık parçalanmış ve yeni milletler, yeni devletler ortaya çıkmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türk milleti ancak nefsi müdafaa yaparak milliyetçilik akımının ancak nefsi müdafaa yaparak milliyetçilik akımının pençesinden kurtulabilmiştir. Ruslar Ermenileri bir maşa olarak kullanıp Türk ordusunu ve Türk milletini uzun süre uğraştırmıştır. 1915’te Suriye’ye tebcir edilmişler ama bu beladan bir türlü kurtulamamıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türk Milleti M. Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Millî mücadeleyi olağanüstü gayret ve mücadeleyle, nefs-i müdafaa yaparak bin bir güçlükle kazanabilmiştir.</span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"> <span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr"> “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></span></p>
<p align="center"><span lang="tr" style="font-size: 9pt;"><strong> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD; color: #ff0000;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD; color: #808080;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/fransiz-ihtilali-devrimi-performans-proje-odevleri/">Fransız İhtilali (Devrimi) – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/fransiz-ihtilali-devrimi-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>16</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
