<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Azerbaycan Türklerinin Edebiyati Genel Özellikleri | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-genel-ozellikleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Dec 2007 03:08:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı &#8211; (1. Bölüm)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2007 03:01:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Azeri Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Türklerinin Edebiyati Genel 
Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Edebiyati Genel Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türklerinin Edebiyati]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı (Genel Özellikleri) (1. Bölüm) Türk edebiyatlarının zengin bir kolunu oluşturan Azerbaycan Edebiyatı, genel Türk edebi özelliklerinin yanı sıra kendine özgü hususiyetler kazanmış, bütün Doğu edebiyatlarını etkileyen sanatçılar yetiştirmiş, çok eski bir tarihe sahip bir edebiyat olarak karşımıza çıkmaktadır. &#160; Türk edebiyatlarının zengin bir kolunu oluşturan Azerbaycan Edebiyatı, genel Türk edebi özelliklerinin yanı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (1. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Azerbaycan Türkleri&#8217;nin  Edebiyatı<br />
</span></font> <span style="font-size: 8pt; font-weight: 700"><font color="#c0c0c0"> (Genel Özellikleri)<br />
</font></span> <span style="font-weight: 700"><font style="font-size: 15pt" color="#ff9933"> (1. Bölüm)</font></span></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk edebiyatlarının zengin  bir kolunu oluşturan Azerbaycan Edebiyatı, genel Türk edebi özelliklerinin yanı  sıra kendine özgü hususiyetler kazanmış, bütün Doğu edebiyatlarını etkileyen  sanatçılar yetiştirmiş, çok eski bir tarihe sahip bir edebiyat olarak karşımıza  çıkmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk edebiyatlarının zengin bir kolunu  oluşturan Azerbaycan Edebiyatı, genel Türk edebi özelliklerinin yanı sıra  kendine özgü hususiyetler kazanmış, bütün Doğu edebiyatlarını etkileyen  sanatçılar yetiştirmiş, çok eski bir tarihe sahip bir edebiyat olarak karşımıza  çıkmaktadır. Bölgedeki coğrafî-stratejik konumu ve doğal zenginlikleri  itibariyle çeşitli savaşlara meydan olan, zaman zaman el değiştiren ve farklı  kültürlerin bir araya geldiği bir ülke olan Azerbaycan coğrafyasında Türk  boylarının milattan önceki tarihlerde yaşadığı bilinmektedir. Subar/Suvar, Hun(Eftalit)  , İskit, Hazar vd. Türk boylarının çok eski tarihlerde buraya gelerek buradaki  politik yapıyı etkiledikleri, bir kısmının ise yerleştiği, tarihi kaynaklarda  yer almaktadır. XI. yy sonlarında Selçuklu akınlarının Azerbaycan’da çok kısa  bir sürede başarı kazanmasını etkileyen en önemli faktörlerden biri de burada  bulunan Türk unsuru olmuştur. Böylece bu bölgenin Türkleşme süreci  tamamlanmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Milattan sonra  Azerbaycan’da Zerdüştîlik (3. -4. yy Sasaniler Devleti) , Gök tanrı inancı (6.  -7. yy, Hazar Devleti) , Hıristiyanlık (4. yy Albanya) gibi çeşitli dinler var  olmuş, 7. yy’da Arap Hilafet ordularının bu bölgeye girmesiyle de İslam dinî  yayılmaya başlamış ve bu süreç 9. yy’da bitmiştir. Müslümanlığın kabulüyle  Azerbaycan’da Arapça bir bilim ve edebiyat dili olarak kullanılmaya başlamış,  El-Azerbaycanî mahlaslı birçok şair ve bilim adamı kendi eserlerini bu dilde  yazmıştır. XI. yy’da Azerbaycan’ın Selçuklu Devletine dahil edilmesiyle Arapça  giderek Farsça tarafından sıkıştırılmış ve edebiyat eserleri artık bu dilde  yazılmaya başlamıştır. Yani Azerbaycan coğrafyasında ilk Türkçe eserin ortaya  çıktığı tarih olarak bilinen 14. yy’a kadar burada Arapça ve Farsça yazılmış bir  edebiyat geleneğinin oluştuğu görülmektedir. Bu edebiyat dil açısından her ne  kadar Türk edebiyatının bir parçası sayılmasa da, sanatçıların Türk olması,  eserlerde Türk gelenek, görenek,tarih ve kültürünün yansıtılması, özellikle de  daha sonraki dönemlerde Türk edebiyatlarını konu, tür ve şiir tekniği açısından  etkilemesi yönüyle büyük önem taşımaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">12. -13. yy’da  Azerbaycan’da üç kültür merkezi edebiyat ve sanatın gelişmesine yön vermektedir  ve şairlerin de büyük kısmı bu merkezlerde bulunmaktalar. Şemaha(Şirvan) edebî  mektebinin temsilcileri Ebül-Üla Gencevî, Feleki Şirvanî, İzeddin Şirvanî,  Zülfikar Şirvanî ve Hakanî Şirvanî: Genceyi temsil edenler Nizamî Gencevî,  Givami Müterrizi Gencevî, Mehseti Gencevî, Mücireddin Beyleganî; Tebriz ekolünün  temsilcileri Katran Tebrizî, Hatib Tebrizî ve diğerleridir. Bunların zaman zaman  yer değiştirdikleri de görülmektedir. Hakanî Tebriz’e, Katran Tebrizî Gence’ye,  Beyleganî Tebrize, Hatib Tebrizî Bağdat’a vs göç etmişler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hindistan’dan Anadolu’ya  kadar Türk, Fars, Arap vd. halkların edebiyatlarını büyük ölçüde etkilemiş  Hakanî Şirvanî ve Nizamî Gencevî’nin üzerinde özellikle durmak gerekmektedir.  Efzeleddin Hakanî Şirvanî (1120-1199) Azerbaycan Divan Edebiyatında birçok  ilklere imza atmış bir şair olarak karşımıza çıkar. Şairin 17 bin beyitlik  divanının büyük kısmını kasideler oluşturmaktadır. Fahriyye, medhiyye vd. türden  eserlerini klasik kaside şeklinde yazan Hakanî, kasideyi dil-üslup, vezin,  kafiye ve özellikle Felsefî içerik açısından ulaşılmaz doruklara çıkarmıştır.  Onun “Mantıku-t Tayr”, “Medain Harabeleri”, “ Kasideyi Şiniyye” eserlerine  birçok şair nazire yazmıştır. Örneğin, 110 beyitlik “ Kasideyi Şiniyye”ye Emir  Hüsrev Dehlevî (Miratü-s Sefa) , Abdurrahman Camî (Cilair Ruh) , Ebülkasım Emri  Şirazî (Envarü-l Üyün) ,Fuzulî (Enisü-l Kalb) gibi 38 şair nazire yazmış,  Hakanî’yi kendi üstatları olarak göstermişler. Azerbaycan Edebiyatında ilk  mesnevi olarak bilinen “Tuhfetü-l Irakeyn” adlı eseri, hem de ilk manzum  seyahatname sayılmaktadır. Bu eser de klasik seyahatname türüne getirdiği  yenilikler açısından dikkat çekmiş, kendinden çok sonra bile Yusuf Nabî (18. yy,  Tuhfetü’l Harameyn) , Bahar Şirvanî (19 yy,Tuhfetü’l Irakeyn) gibi şairler bu  esere nazireler yazmışlar1.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu edebiyatlarını en çok  etkileyen diğer şair ise Nizamî Gencevî’dir(1141-1209) . Her ne kadar Avrupa ve  özellikle İranlı araştırmacılar İlyas Yusifoğlu Nizamî’nin Türklüğünü şüphe  altına almaya çabalasalar da, gerek şairin kendi eserleri, gerekse de yapılan  araştırmalar onun bir Türk olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Devletşah  Semerkandî “Tezkiretü’ş -Şüera” eserinde Nizamî’nin 20 bin beyitlik bir  divanından bahsetse de, bu gün elimizde sadece 120 gazel, altı kaside ve otuz  rubai bulunmaktadır. Muhtemelen şairin diğer şiirleri Türkçe olduğundan  saraylara yol bulamadığı için kopyalanmamış ve günümüze kadar ulaşmamıştır.  Çünkü o dönemde eserlerin kopyalanarak kitap haline getirilmesi çok büyük  masraflar talep ediyor ve bunu da ancak hükümdarlar ve zengin kişiler  karşılayabilirdi. Hükümdarlar ve aristokrasi ise Türkçe’yi kendilerine  yakıştırmıyor, Farsça eserler sipariş ediyorlardı. Örneğin, Leyla ile Mecnun  konusunda bir eser yazmasını isteyen Şirvanşah Aksitan, Nizamî’ye:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center>[ad#reklam_336x280]</center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu taze geline з ekende  zahmet,<br />
Fars, Arap diliyle vur ona ziynet&#8230;<br />
Türk dili yaramaz şah neslimize,<br />
Eksiklik getirir Türk dili bize.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">diye bir mektup yazar. 3 Bu  mektup bir taraftan Nizamî’nin Türkçe eserler yazdığını kanıtlaması, diğer  taraftan ise o dönemde hükümdarların Türkçe’ye karşı tavrını ortaya koyması  açısından ilginçtir. Nizamî’nin sadece Türk ve Doğu edebiyatlarına değil, dünya  edebiyatına girmesini sağlayan en büyük eseri “Hamse” (Penç Genc, Beş hazine)  adı altında bilinen beş mesnevisidir. Doğu edebiyatlarında bir yenilik olan bu  eserleri şairin kendisi ‘destan’ adlandırsa da, bunlardan bazıları (Hüsrev ve  Şirin, İskendername) ilk ‘manzum roman’ olarak nitelendirilmektedir. Nizamî  “Mahzenü’l Esrar’ (Sırlar Hazinesi, 1170) eserini Selçuklu hükümdarı Behram  Şah’a, “Hüsrev ve Şirin” (1180) eserini Azerbaycan Atabeylerinden Cihan  Pehlivan’a, “Leyla ve Mecnun” (1188) eserini Şirvanşah Aksitan’a, “Heft Peyker”  (Yedi güzel, 1197) eserini ise Marağa hükümdarı Aksungur Alaeddin Körpe Arslan’a  sunmuştur. Hayatının sonlarına doğru ve büyük ihtimalle hiçbir sipariş almadan  yazdığı “İskendername” (1203-1209) eserini hangi hükümdara sunduğu hakkında ise  hiçbir bilgi bulunmamaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eserlerinin kapsadığı geniş  coğrafya (Avrupa, Asya, Afrika) , burada yaşayan farklı milletler (Türk, Fars,  Arap, Hintli, Çinli, Yunanlı, Afrikalı, Rus vs) , genellikle insanlığı  ilgilendiren konular (hayat, ölüm, aşk, kader, dünya, tanrı vd) , bu konularda  şairin Felsefî-ütopik görüşleri “Hamse”yi oluşturan eserlere emsalsiz bir değer  katmaktadır. Ortaçağ hümanizminin zirvesi sayılacak bu eserlerde şah, çoban,  hizmetçi, bilgin, asker, şair, bahçıvan, filozof, komutan, mimar, çiftçi ve  diğer insanlar arasında ırkî, dinî, kavmî,sosyal ayırım yapılmaksızın, onlara  topluma yararlılık derecesine göre değer verilmektedir.<br />
Özellikle hayatının son döneminde yazdığı “İskendername” eserinde Nizamî tüm  bilgi ve tecrübesini kullanarak sosyal adalet,ideal hükümdar, ideal toplum,ebedî  hayat,bilim, sanat, din, ahlak vb. konulardaki fikirlerini ortaya koymaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Farsça yazma geleneği 19.  yy’a kadar devam etse de, Fars dilli edebiyatın en büyük dehası Nizamî’nin  eserleri konusu ve içerdiği fikirler açısından yüzyıllar boyunca Azerbaycan ve  Türk edebiyatlarını etkilemiş, eserlerine çok sayıda nazireler yazılmıştır. 13.  yy’ın 30’lu yıllarından başlayarak Cengiz Han’ın oğullarının Azerbaycan ve komşu  ülkeleri işgal ederek önce Altın Ordu, sonra ise İlhanlılar devletinin terkibine  katması; 14. yy’ın sonlarında ise Timur ordularının buraları işgali; ekonomik ve  politik hayatı olumsuz etkilese de kültürel gelişimi engelleyememiştir. Bu  dönemin en büyük önemi saray edebiyatı geleneğini belli ölçüde zayıflatarak  Türkçe eserlerin ortaya çıkmasına imkan sağlamasıdır. Hatta Farsça yazan şairler  bile farklı konulara baş vurmaktalar. Marağalı Evhedî(1274-1338) “Cam-i Cem”,  Mahmud Şebüsterî (1287-1320) ise “Gülşen-i Raz” eserinde tasavvuf konularını ele  almış; Fazlullah Naimî (1339-1396) “Cavidanname”de Hurufiliğin temelini  oluşturmuş; Arif Erdebilî(14. yy) Nizamî geleneklerini sürdürerek “Ferhadname”  mesnevisini yazmış; Assar Tebrizî(? -1390) ‘sosyal astronomi’ diye  niteleyebileceğimiz “Mehr ve Müşteri” adlı mesnevisinde Kopernikus’dan önce  Güneş Merkezli Gezegenler sisteminin teorisini vermiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">14. yy’a kadar Azerbaycan  coğrafyasında Türkçe eserlerin yazıldığını bilmemize rağmen, elimize ulaşan en  erken belge İzzeddin Hasanoğlu’nun (? -1360) 13. yy sonu 14. yy başlarında  yazıldığı tahmin edilen iki gazelidir. Türkçe şiirlerinde ‘Hasanoğlu’, Farsça  şiirlerinde ‘Pur-i Hasan’ mahlasını kullanan bu şair hakkında Devletşah  Semerkandî’nin verdiği çok kısa bilgi dışında hiçbir şey bilinmemektedir. Ama  elimizdeki gazellerin dili, artık bu dönemde Azerbaycan Türkçe’sinin bir  edebiyat, şiir dili olma açısından büyük yol kat ettiğini, bir geleneğin  oluştuğunu göstermektedir. Hasanoğlu’nun ilk şiirinde Farsça şiir geleneğinin  hâlâ etkili olduğu görülmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Apardı könlümi bir hoş  gemer yüz canfeza dilber.<br />
Ne dilber? Dilber-i şahid. Ne şahid? Şahid-i server.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Men ölsem sen büt-i şengül sürahi eyleme  gül gül.<br />
Ne gül gül? Gülgül-i bade. Ne bade? Bade-yi ehmer.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İkinci şiir ise şairin  artık Türkçe’ye hakim olduğunu, çeşitli deyim ve teşbihleri hiç zorlanmadan  kullandığını ortaya koyar:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Necesen, gel ey yüzi ağum  benim<br />
Sen erittin odlara yağum benim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">And içerem senden artıg sevmeyem.<br />
Senin ile hoş keçer çağum benim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kışladım kapunda itlerün ile<br />
Oldu küyin üste yaylağum benim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasanoğlu’nun sadece iki  şiiri günümüze ulaşsa da, bu şiirler ilk olmaları açısından büyük önem  kazanmaktadır. Türkçe divanı günümüze tam olarak ulaşan ilk şair Kadı  Burhaneddin’dir (1344-1398) . 1393 yılında, yani şair henüz hayattayken  kopyalanan bu divanda 319 gazel, 20 rubai, 108 tuyug ve birkaç müfret  bulunmaktadır. Tuyug türünü divan edebiyatına ilk getiren şair olan Kadı  Burhaneddin’in eserlerinde aşk ve kahramanlık motifleri ağır basar. Dili sade ve  canlı halk konuşma dilidir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Könlüni garahladı göz  garası,<br />
Gör meni nene saldı göz garası<br />
Dirilmek yeg tağınğan imkan var<br />
Necesi dirile eşg avarası</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dünya bir nefes üçün olmış yalak<br />
Dibi yahındır onun degil irah<br />
Zülfüni tağıtma cem eyle,begüm<br />
Yohsa olur bu cahan alah-bulah</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şairin şiirlerinde zaman  zaman görülen vezin ve ifade hataları Azerbaycan edebiyat dilinin bu dönemde  henüz tam işlenmediğini göstermektedir. Bu dil daha sonraları Nesimî tarafından  geliştirilecek,Fuzulî’yle de zirveye ulaşacaktır.</font></p>
<p align="center"><strong><span style="font-size: 15pt"> <span lang="en"><font face="Maiandra GD"> <font color="#c0c0c0">| </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/" style="text-decoration: none"> <font color="#6699ff">Sonraki</font></a><font color="#c0c0c0"> »</font> </font> </span><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">|</font></span></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"> <span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-edebiyati/">»<span lang="tr">  “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (1. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı &#8211; (2. Bölüm)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2007 03:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Azeri Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Türklerinin Edebiyati Genel 
Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Edebiyati Genel Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türklerinin Edebiyati]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı (Genel Özellikleri) (2. Bölüm) 14. yy sonuna doğru Azerbaycan Türkçe’sini Farsça ile rekabet edebilen bir şiir dili seviyesine yükselten,bu şiire Felsefî derinlik,mücadele ruhu getiren şair İmadeddin Nesimî’dir (1369-1417) . Şemaha’da doğduğu kuvvetle muhtemel olan şair, mükemmel bir eğitim almış,Türkçe,Farsça ve Arapça olmak üzere üç dilde şiirler yazmıştır. Dinî ve tasavvufî fikirlerin yoğun [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (2. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Azerbaycan Türkleri&#8217;nin  Edebiyatı<br />
</span></font> <span style="font-size: 8pt; font-weight: 700"><font color="#c0c0c0"> (Genel Özellikleri)<br />
</font></span> <span style="font-weight: 700"><font style="font-size: 15pt" color="#ff9933"> (2. Bölüm)</font></span></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">14. yy sonuna doğru  Azerbaycan Türkçe’sini Farsça ile rekabet edebilen bir şiir dili seviyesine  yükselten,bu şiire Felsefî derinlik,mücadele ruhu getiren şair İmadeddin  Nesimî’dir (1369-1417) . Şemaha’da doğduğu kuvvetle muhtemel olan şair, mükemmel  bir eğitim almış,Türkçe,Farsça ve Arapça olmak üzere üç dilde şiirler yazmıştır.  Dinî ve tasavvufî fikirlerin yoğun olduğu ilk şiirlerini ‘Hüseyni’ mahlasıyla  yazmış, Fazlullah Naimî ile tanıştıktan sonra (1394) Hurufiliğe meyletmiş ve  Nesimî mahlasını almıştır. Bundan sonraki şiirlerinde Hurufiliğin propagandasına  önemli yer verse de, dünyevî konulu şiirlerinde aşkı,en yüce varlık olarak  gördüğü insanı terennüm eder, sosyal adaletsizliğe, Timur işgaliyle gelen  baskılara,acımasızlığa,savaşlara başkaldırır. Naimî’nin idamından sonra (1396)  Hurufilerin takip edilmesi Nesimî’yi Azerbaycan dışına çıkmaya zorlar. Bir süre  Anadolu’da yaşadıktan sonra Halep’e geçer 1417 yılında burada idam edilir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nesimî şiirlerinin  temelinde tasavvuf felsefesi yatmaktadır. Bazı şiirlerinde tasavvufla Hurufiliği  birbirinden ayırmak olanaksızdır. Temelini Allah fikri oluşturan bu şiirlerde  manevî-ahlâkî olgunlaşma yoluyla O’na kavuşma arzusu ön plandadır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dilbera,men senden ayru ömr-ü  canı neylerem?<br />
Tac-ü taht-ü mülk-ü hanümanı neylerem?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İsterem vesl-i camalın ta gılam derde deva<br />
Men senin bimarınam, özge devanı neylerem?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsana büyük değer veren,  onu yaratılmışların en yücesi,en kutsalı sayan şair tüm kainatın ve Tanrının  onda tecelli ettiğini söyler,insanı kendisini tanımaya, kendisine değer vermeye  davet eder:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Mende sığar iki cahan, men  bu cahana sığmazam,<br />
Gövher-i la-mekan menem,kövn-ü mekana sığmazam<br />
Veya:<br />
Ey özünden bihaber,gel Hakkı tanı,sendedir<br />
Gel vücudun şehrine seyret, gör anı sendedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Filozof bir şair olarak  karşımıza çıkan Nesimî, dünyayı anlamaya, kainatta var olan nesnelerin olayların  sebebini, özünü akıl gücüyle, ön yargılardan uzak bir şekilde ortaya çıkarmaya  çalışır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dün-ü gün müntezirem men ki  bu pergar nedir?<br />
Künbed-i çerh-i felek, gerdiş-i devvar nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Feleyin esli nedendir, meleyin nesli neden,<br />
Ademin suretine bunca telebkar nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Güneşin gürsü neden yer üzüne şö’le verir?<br />
Yene bir me’şelde nur nedir,nar nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nesimî dinî-tasavvufî ve  Hurufilikle ilgili şiirlerinde nispeten ağır bir dil kullansa da, dünyevî aşkı  terennüm eden gazelleri canlı halk diline daha yakındır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Düşdü yene deli könül  gözlerinin hayaline<br />
Kim ne bilir bu kц nlümün fikri nedir,hayali ne?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Al ile ala gözlerin aldadıb aldı canımı<br />
Alını gör ne al eder, kimse irişmez aline.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nesimî divan edebiyatını  bedii dil, ifade, vezin, şekil ve tür açısından zenginleştirmiş, ona Felsefî bir  içerik kazandırmış, bu edebiyatın gelecek inkişaf yolunu etkilemiştir. 15. -16.  Yy’lar Azerbaycan tarihi ve edebiyatı için oldukça önemli bir dönemdir.  Timuroğulları arasında alevlenen iktidar kavgaları sonucu Azerbaycan  topraklarında ilk büyük bağımsız devlet – Karakoyunlular Devleti kuruluyor.  Azerbaycan’ın güneyi, Irak, İran’ın büyük kısmı, Gürcüstan ve İrevan toprakları  bu devletin idaresine geçiyor. Karakoyunlular Şirvanşahları da kendilerine  bağlarlar. 1467’de Akkoyunlylar Karakoyunlular’ı yenerek bu topraklara sahip  olurlar, sadece Şirvan devleti bağımsızlık kazanır. 16. yy başlarında Safeviyye  tarikatı şeyhi Haydar’ın oğlu ve Akkoyunlu Uzun Hasan’ın torunu İsmail Safevî iç  çekişmeler sonucu zayıf düşen Akkoyunlu tahtını ele geçirerek bu coğrafyada  Osmanlı’dan sonra ikinci büyük Türk devletini kuruyor. Merkezî bir devletin  kurulması, yönetim ve orduda Türk boy beylerine üstünlük verilmesi, özellikle  Türkçe’nin devlet dili ilan edilmesi ülkenin ekonomik ve kültürel hayatına bir  canlılık getirdiği gibi, bilimin, sanatın ve edebiyatın da gelişmesini etkiledi.  14. yy’da temelleri atılan millî edbiyat hızla gelişerek en iyi temsilcilerini  yetiştirdi, millî vezin olan hece divan edebiyatına girdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dönemin Türk  edebiyatları için önemli bir özellik de hiç şüphesiz Türkistan coğrafyasında  ortaya çıkan Nevaî ekolü idi. 15. yy’ın ikinci yarısında Türkçe’nin divan  edebiyatında kendine layık bir yer tutması için mücadeleye başlayan Nevaî,  yazdığı eserlerin konusu, edebi ve dil özellikleri ile kısa bir zamanda tüm Türk  edebiyatlarını etkilemişti. 15. -16. yy’lar Azerbaycan edebiyatında karşımıza  çıkan eski Çağatay- Özbek Türkçe’sinin kelime ve terkipleri bu etkinin  boyutlarını göstermektedir. Bu dönem Azerbaycan edebiyatı kendisi de aynı  zamanda diğer edebiyatları etkileyecek duruma gelme yolundadır.<br />
Artık 15. yy ortalarında bir çok şairin Azerbaycan’dan Türkistan ve Anadolu’ya  giderek faaliyetlerini burada sürdürdüklerini, büyük saygı kazandıklarını  görmekteyiz. Bunlardan Hamidi İsfahanî (1407-?) 1456 yılında İstanbul’a gelerek  Fatih Sultan Mehmet’in sarayına kabul edilmiş ve Türkçe şiirleri ile meşhur  olmuştur. Nevaî ile şahsen tanışmış olan Besirî adlı şair ise Nevaî divanını  Anadolu’ya getirerek burada tanınmasını sağlamış, kendisi de uzun süre  Türkiye’de yaşayıp eserler vermiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şair ve tarikat şeyhi olan  Şah Kasım Envar (1356-1434) hayatının büyük kısmını Herat ve Semerkant’ta  geçirmiş ve burada bir tekke kurmuştur. Başta Nevaî olmakla bir çok şairi  etkileyen Şah Kasım Envar, eserlerinin çoğunu Farsça yazsa da, divanında Türkçe  şiirlere yer vermiştir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Oda yahasan canım sen,<br />
Yere tökesen ganım sen,<br />
Çelebi, dilim canımsan<br />
З elebi, bizi unutma.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dönemin önemli  şairlerinden birisi de Kişverî’dir. Akkoyunlu sarayında yaşayan, Safevî’ler  döneminde pek rağbet görmeyen Kişverî’nin sadece Türkçe ile yazılmış şiirlerinin  büyük çoğunluğu aşk üzerinedir. Şair halk edebiyatından önemli ölçüde  etkilenmiş, Arapça-Farsça terkipler ve kelimeler yerine eski Türkçe kelimeleri  kullanmıştır. Nevaî sanatına büyük değer veren Kişverî, kendisinin ondan eksik  bir şair olmadığını, ama Hüseyin Baykara gibi bir hamisi olmadığı için  tanınamadığını söylüyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kişverî şe’ri Nevaî  şe’rinden eskik imes,<br />
Behtine düşseydi bir Sultan Hüseyn-i Baygara.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kişverî kendinden sonra  gelen şairleri, özellikle Hataî ve Fuzulî’yi büyük ölçüde etkilemiş, Azerbaycan  Edebiyatının gelecek inkişafına yön vermiştir. 514 Çaldıran savaşından sonra bir  çok şairi İstanbul’da,sultan sarayında görüyoruz. Bunlardan Hebibî, Sururî, Şahî,  Hazanî(Esirî) vd. şairler burada Azerbaycan edebi ekolünün geleneklerini yaymış  ve aynı zamanda Türkistan ile Anadolu edebiyatları arasında bir köprü  oluşturmuşlar. Bu şairlerden Hebibî (1470-1520) Akkoyunlu hükümdarı Sultan  Yakub’un sarayında yetişmiş, Şah İsmail Hataî’nin sarayında ‘melikü’ş-şuara’,  Sultan Selim’in sarayında ‘sultanü’ş-şuara’ adını almıştır. Hebibî gerek konu ve  şekil, gerekse de dil açısından divan edebiyatını etkilemiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Millî bir kültür ve  edebiyatın gelişmesi için en önemli şartlardan birisi de millî devlettir. Bu  açıdan Azerbaycan’da ilk millî devlet olarak kabul edilen Safevîler devletini  kuran, Türkçe’yi devlet dili ilan eden, Türkçe yazan şairleri himaye eden ve  kendisi de bir şair olan Şah İsmail Hataî’nin rolü çok büyüktür. Hataî’nin  faaliyeti üç yönlüdür: Şeyhlik,Şahlık ve Şairlik. Her üç alanda da Türk  değerlerine, Türk kültürüne ve Türk geleneklerine dayanmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tarikat şeyhi olarak  öncülük ettiği Kızılbaşlık hareketine felsefî,toplumsal ve siyasî yön veren  Hataî, o dönemde takip edilen,hoş görülmeyen Hurufîlik, Bektaşîlik, Alevîlik,  Kalenderîlik, Haydarîlik, Abdallık vs. gibi ‘Türkçü’ sayılabilecek tarikatları  yanına almış, Kızılbaşlığın dinî temellerini belirlerken eski Türk inanç, örf ve  adetlerini de göz önünde bulundurarak, bunlara İslami bir biçim vermeye  çalışmış, etrafına topladığı Türk boylarının İslam çerçevesi içinde kendi  gelenek ve göreneklerini de yaşayabilmesine imkan yaratmıştır. Hükümdar olunca  yanına aldığı ve devlet yönetimini itibar ettiği boylar Ustaçlu, Tekelü, Varsak,  Zülkadr (Dulkadir) , Kaçar, Avşar, Şamlu, Rumlu, Arapkirlu, Baharlu, Karamanlu  gibi Türkmen-Oğuz boyları olmuştur. Bir kaynakta da yazıldığı gibi: “Ömründe ve  diyarında kendüye adem dinmeyen bikârlar tuman (tümen) beyleri olup hadden  ziyade itibar buldular. İşiten çıktı gitti. ”4 Devlet sınırları içinde asayişin  sağlanarak ticaret yollarını tehlikesiz hale getirmesi, köylülerden alınan  vergileri azaltması,köprüler, medreseler, camiler, hanlar vs. yaptırarak ülkenin  imar ve ümranına çalışması da önemli faaliyetleri içerisindedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Konumuz açısından en önemli  husus Hataî’nin şairlik faaliyetidir. Farsça’ya ve Arapça’ya ne kadar hakim  olduğunu yazdığı birkaç örnekle kanıtlayan Hataî’nin bütün eserleri, Divanı,  Nasihatname ve Dehname mesnevileri Türkçe’dir. Klasik divan edebiyatı türünde  yazdığı şiirlerde kendi dinî ve dünyevî görüşlerini ortaya koyan Hataî,  kendinden önceki Nesimî, Hebibî, Kadı Burhaneddin, Kişverî gibi şairlerden  etkilenmiş, eserlerinin dilinin sade ve anlaşılır olmasına çalışmıştır.  Özellikle aşk şiirlerinde içten gelen, samimi duyguları,gerçek güzeli terennüm  etmiştir. Eserlerinin önemli bir kısmını oluşturan dinî içerikli şiirlerinde de  Hataî, aruz vezninin yanı sıra, canlı halk dilinde, millî vezin ve şekiller  kullanarak, her kesimin ruhunu okşayan eserler yazmış, çoğunlukla eğitimsiz olan  Türk insanının gönlüne girmeyi başarmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkistan coğrafyasında  Nevaî, Azerbaycan’da Hasanoğlu, Nesimî, Kişverî, Habibî, Hataî gibi şairlerin  oluşturduğu edebi gelenekler, 16. yy başlarında Türk divan şiirini zirveye  ulaştıran, Türkçe’yi ‘diken’ durumundan çıkararak kamil, makbul, seçkin bir dil  durumuna getiren Fuzulî’nin yetişmesinde etkili olmuştur. Oğuzların Bayat  boyundan olan Muhammed Fuzulî (1494-1556) mükemmel bir eğitim almış, Türkçe ve  Arapça’yı, matematik, tabiat, mantık, astronomi, felsefe ve ilahîyat gibi  ilimleri öğrenmiştir. Klasik divan edebiyatının bir çok üstat şairine yazdığı  nazireler edebi bilgilerinin de mükemmel olduğunu göstermektedir. Şairin  eserlerinde Hakanî, Nizamî, Nesimî, Hataî dışında Abu Nuvas, Nevaî, Ahmedî,  Şeyhî, Hayalî gibi şairlerin adlarına rastlamaktayız. Kendinden önceki edebi  geleneği çok iyi bildiği içindir ki Fuzulî hiç kimseyi tekrar etmemiş, hep  yenilikler peşinde olarak ölümsüz eserler yaratmıştır Bu konuda şair bir  eserinde şöyle yazar: “Öyle zamanlar olmuş ki geceleri sabaha kadar uyumamış,  arayıp bulduğum kelimeleri kalbimin kanıyla yazmışım. Sabah yazdıklarımın başka  şairlerin eserine benzediğini görünce onları silmişim. Bazen de sabahtan akşama  kadar düşünce deryasına dalarak söz elması ile mana gevherini delmekle  uğraşmışım. Ama okuyanlar bu fikir anlaşılmıyor, bu kelime halk içinde  kullanılmıyor ve hoş değil deyince yazdıklarım gözümden düşmüş, hatta temize  bile çekmemişim. ”5 Fuzulî’nin eserlerinin bu gün bile sevilerek okunmasının  sebebi hiç şüphesiz budur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fuzulî üç dilde eserler  vermiştir. Türkçe yazdığı eserler içerisinde Divanı, “Sohbetü’l-Esmar”, “Beng-ü  Bade”, “Leyla ve Mecnun” mesnevileri ve 16. yy Türk nesrinin güzel örneği olan  “Şikayetname” (veya Nişancı Paşa Mektubu) , Türkçe Divanına yazdığı önsöz ve  diğer mektupları (Beyazıd Çelebi’ye, Ayaz Paşaya, Bağdat Kadısı Alaiddin’e vs)  yer almaktadır.<br />
Bir divanı, Hakanî’ye nazire olan “Enisü’l-kalb” kasidesi, nesirle yazdığı  “Sıhhat ve Merez” (Ruhname, Hüsn-ü Aşk) , “Heft-Cam”(Sakiname) , “Rind-ü Zahid”(Muhavere-yi  Rind-ü Zahid) esrleri Farsça, yine bir divan ve “Matlaü’l İtikat” adlı felsefî  risalesi ise Arapça’dır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ayrıca Fuzulî’nin Türk  edebiyatları için büyük önemi olan iki tercümesi de vardır. Bunlar “Tercüme-i  Hadis-i Erbain” (Kırk Hadis Tercümesi) ve “Hadikat-üs-Süeda” eserleridir.  Birinci esere yazdığı küçük ön sözde şair:”Umumi feyz üçün tercümeyi Türki  olunur” diye kaydetmektedir. Bu tercüme eserleriyle Fuzulî Türk okurunu başka  dillere bağımlı kalmaktan kurtarmayı, değerli eserleri kendi ana dilinde  okumalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Görülen şu ki Fuzulî tüm hayatını şuurlu  bir şekilde Türkçe’yi yüceltmeye, ona diğer diller arasında layıklı bir yer  kazandırmaya adamış ve bunu başarmıştır. Fuzulî yazdığı lehçenin Azerbaycan  Türkçe’si olduğunu da anlamış ve Türkçe divanının ön sözünde ‘bülega-yi  Rum’(yani Anadolu) ve ‘fusaha-yi Tatar’dan(yani Çağatay) onu mazur görmelerini  istemiştir. 6<br />
Fuzulî divan edebiyatının hemen hemen bütün türlerinde (gazel, kaside,  muamma,rubai,terc-i bend, müseddes,muhammes vs.) eserler vermiş bir şairdir. Ama  bunların içinde en fazla değer verdiği tür gazeldir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gazel bildirir şairin  kudretin,<br />
Gazel artırır nazımın şöhretin.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Saray edebiyatında  hükümdarları meth etmek için genelde kaside türü kullanılır, gazel ise ikinci  dereceli bir tür sayılırdı. Oysa halk tarafından kolayca ezberlenen ve hızla  yayılan tür gazel idi. Fuzulî de halkın ruhuna ve kalbine hitap etmek için  gazeli seçmişti:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gazel de ki meşhur-i devran  ola,<br />
Okumak da yazmak da asan ola.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fuzulî gazellerinin  merkezînde aşk durmaktadır. Bu şiirlerde genellikle gerçek insani duygular ele  alınsa da, zaman zaman felsefî – tasavvufî bir kılıfa bürünmektedir. Sevdiğine  bir türlü kavuşamayan lirik kahraman mutluluk ve huzuru onun mücerret varlığında  arar. Bundan dolayıdır ki Fuzulî sevgilinin güzelliğini ilahî mertebeye  yükseltir, onu acımasız, ilgisiz, vefasız bir zalim olarak tasvir eder. Aşık ise  bu dertten kurtulmayı istemez, çünkü bu hareket saf, yüksek arzu ve  dileklerinden, aşk ve güzellik dünyasından ayrılmak demektir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eşk derdile hoşam, el çek  ilacımdan tebib<br />
Kılma derman kim, helakim zehri dermanındadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu tavır o dönemin ahlak  anlayışına, tabulaştırılmış gelenek ve yargılarına bir nevi isyan, karşı  çıkıştır. Fuzulî şiirlerinde gerçek güzelin canlı, reel tasvirine de  rastlayabiliriz:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ey üzü gül, kц gnegi gülgun-ü  donu kırmızı,<br />
Ateşin kisvet giyib odlara yandırdın bizi.</font></p>
<p align="center"><strong><span style="font-size: 15pt"> <font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">|</font><span lang="en"><font face="Maiandra GD"><font color="#c0c0c0">  « </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-1-bolum/" style="text-decoration: none"> <font color="#6699ff">Önceki</font></a><font color="#6699ff"> </font> <font color="#c0c0c0">| </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/" style="text-decoration: none"> <font color="#6699ff">Sonraki</font></a><font color="#c0c0c0"> »</font> </font> </span><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">|</font></span></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"> <span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-edebiyati/">»<span lang="tr">  “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (2. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı &#8211; (3. Bölüm)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2007 03:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Azeri Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Türklerinin Edebiyati Genel 
Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Edebiyati Genel Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türklerinin Edebiyati]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı (Genel Özellikleri) (3. Bölüm) Fuzulî sanatının zirvesi sayılan “Leyla ve Mecnun” mesnevisinde işte bu gerçek ve ilahî aşkın sentezini görmekteyiz. Şair bu eseri ile insan sevgisinin muhteşem bir abidesini meydana getirmiştir. Fuzulî’nin eserlerinde aşk, tasavvuf konuları dışında, sosyal eleştiriye de yer verilmiştir. Toplumdaki olumsuzlukları, zulüm ve adaletsizliği dile getiren şair, düşmanın güçlü, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (3. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Azerbaycan Türkleri&#8217;nin  Edebiyatı<br />
</span></font> <span style="font-size: 8pt; font-weight: 700"><font color="#c0c0c0"> (Genel Özellikleri)<br />
</font></span> <span style="font-weight: 700"><font style="font-size: 15pt" color="#ff9933"> (3. Bölüm)</font></span></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fuzulî sanatının zirvesi  sayılan “Leyla ve Mecnun” mesnevisinde işte bu gerçek ve ilahî aşkın sentezini  görmekteyiz. Şair bu eseri ile insan sevgisinin muhteşem bir abidesini meydana  getirmiştir. Fuzulî’nin eserlerinde aşk, tasavvuf konuları dışında, sosyal  eleştiriye de yer verilmiştir. Toplumdaki olumsuzlukları, zulüm ve adaletsizliği  dile getiren şair, düşmanın güçlü, bahtın acı, derdin çok, dert anlayanın ise  olmadığından şikayet etmektedir. Bu sosyal eleştiri “Sohbetü’l Esmar” eserinde  daha da keskin bir şekil almaktadır. Allegorik bir şekilde toplum ve saray  hayatını ele alan Fuzulî, kan dökerek meşhur olmak isteyen hükümdarları, kendisi  dışında hiç kimseyi beğenmeyen kibirli insanları, kısacası, kavga ve  adaletsizlikle dolu olan kendi toplumunu eleştirmektedir. Aynı keskin eleştiriyi  şairin “Beng-ü Bade” mesnevisinde ve orta çağ Azerbaycan nesrinin incisi sayılan  “Şikayetname” adlı mektubunda da görebiliriz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dil, üslup, konu, estetik  düşünce ve Felsefî fikir açısından bir ekol oluşturan Fuzulî, özellikle dil  yönünden Azerbaycan divan edebiyatında dönüşü olmayan bir süreç başlatmıştır.  Fuzulî’nin gelenekleri asırlarca Türk edebiyatlarını etkilemiş,onları İran  tesirinden kurtararak millî bir temele oturtmuştur. 17. -18. Yy’lar  Azerbaycan’ın gerek tarihi, gerekse de kültürel hayatında ilginç olayların baş  gösterdiği bir dönemdir. Millî bir politika yürüten Şah İsmail’den sonra  kendilerini İran geleneklerine kaptıran torunları devleti hızla Farslaştırmaya  başlamış, hatta başkenti Tebriz’den İsfahan’a göçürerek Türk zemininden  uzaklaşmışlar. Bu dönemde aralıklarla devam eden Osmanlı – İran savaşları  ülkenin ekonomik ve kültürel gelişimini de etkilemiştir. 1729 yılında Safevî  tahtının Afşar boyundan Nadir Şah’ın eline geçmesi ve az sonra (1747) onun da  öldürülmesiyle merkezî hükümet zayıflamış, Azerbaycan topraklarında Kuba,  Derbent, Şemahı, Bakü, Karabağ, Gence, Şeki, Tebriz hanlıkları, Marağa ve Urmiye  malikaneleri, Şemseddin, Kazak, İlisu sultanlıkları vb. küçük hanlık ve  derebeylikler ortaya çıkmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dönemde büyük ölçüde  Fuzulî etkisinde kalmış olan divan edebiyatının gelişmesini sürdürmesinin yanı  sıra halk edebiyatı da hızlı bir yükselişe geçmiştir. 17. -18. Yüzyıllarda  Azerbaycan aşık edebiyatının Aşık Garip, Tufarganlı Aşık Abbas, Aşık Abdulla,  Kerem Dede, Sarı Aşık, Aşık Alı, Hasta Kasım gibi büyük temsilcileri faaliyet  göstermiş, “Koroğlu”, “Aşık Garip”, “Aslı ve Kerem”, “Tahir ve Zühre”, “Abbas ve  Gülgez”, “Aşık ve Yahşı” gibi kahramanlık ve aşk destanları ortaya çıkmıştır.  Ayrıca bazı yazarların halk edebiyatından etkilenerek telif destan yazdıkları da  bilinmektedir. Mehemmed adlı şairin yazılı ve sözlü nesir geleneklerini  birleştirerek yazdığı “Şehriyar” destanı bu türün en güzel örneklerindendir.  Kahramanlık ve aşk destanlarının sentezi olan bu eserde canlı bir konuşma dili  ile dönemin sosyal ve politik konularına da değinilmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Saray geleneklerinden  uzaklaşmaya başlayan divan edebiyatı bu zaman halka biraz daha yaklaşmış, günlük  hayattan alınan konuları ve sosyal – politik olayları mesnevi, tarihi manzume,  manzum hikayelerde ele almıştır. Eserlerin diline canlı halk dilinden kelime ve  deyimlerin, ata sözlerinin girmesi, kahramanların halkın içinden seçilmesi bu  dönemin karakteristik ц zelliklerindendir. Diğer bir husus da bazı şairlerin hem  klasik divan şiiri türünden aruzla, hem de halk şiiri türünden hece ile eserler  vermesidir. Savaşlar sonucu olacak ki bu dönem şairlerinin bir çoğunun hayatı  hakkında bilgiler günümüze ulaşmamış, sadece bazı eserleri bilinmektedir.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fedaî adlı şairin bir tek  ‘Bahtiyarname’ adlı mesnevisi elimizde bulunmaktadır. Fedaî geleneksel Nizamî  konularından uzaklaşarak “Sindbadname” tipinde macera konusunu işlemiş,  edebiyata tüccar, esnaf, denizci gibi sıradan insanları getirmiştir. Klasik  mesnevilerde işlenen adil hükümdar problemine yeni bir boyut kazandıran şair,  eseri oluşturan 10 hikayenin bir çoğunda iktidara halk içinden birisini  getirmiştir. Bu kahramanların yönetimi ele alarak ülkeyi adaletle idare etmesi,  zulmü, haksızlığı ortadan kaldırması divan edebiyatında yeni bir çizginin  başlangıcı idi. Muhammed Emanî (1536-1610) de klasik şiir örnekleri dışında  “Devesi ölmüş karı”, “Tiryekçi”, “Hatemi Tai ve Garip” gibi manzum hikayeler  yazmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Manzum hikaye geleneğini  sürdüren bir diğer şair de Mesud Mesihî’dir. Elimizde bulunan tek eseri “Verga  ve Gülşa”da şair hakkında bazı bilgiler bulunmaktadır. Burada şairin eserini  1628/29 yılında bitirdiği, bu zaman 51 yaşında olduğu (dolayısıyla 1577/78  tarihinde doğduğu) , “Dane ve Dam”(Yem ve Tuzak) ve “Zenbur ve Esel” (Arı ve  Bal) adlı mesnevilerinin de bulunduğu bildirilmektedir. Maalesef son iki eser  kayıptır. Mesnevide sık sık kullandığı gazellere bakılırsa şairin bu alanda da  eserler verdiği ve belki de bir divanının olduğu anlaşılacaktır. Dil, üslup ve  vezin açısından Fuzulî’nin “Leyla ve Mecnun” mesnevisinin tesirinde kaldığı  açıkça görülen “Verga ve Gülşa” eseri, aynı zamanda halk kahramanlık ve aşk  destanlarından da büyük ölçüde etkilenmiştir. Fuzulî’nin Mecnun’undan farklı  olarak Verga günlerini ağlamakla geçirmiyor, sevgilisini kaçıranlarla savaşıyor,  dayısının ülkesini düşmanlardan kurtarıyor. Eser geleneksel olan trajik değil,  mutlu sonla bitiyor. Sevgililer öldükten sonra diriliyor ve evleniyorlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">17. yy şairlerinden olduğu  bilinen Melik Bey Avcı da dönemin yetenekli şairlerindendir. Şiirleri 1933  yılında A. Caferoğlu tarafından Berlin’de “Gencine” adlı bir el yazmada  bulunmuştur. 17. yy Safevî hükümdarlarından Şah Süleyman’ın (1666-1694) tahta  çıkmasına ithaf edilen bu el yazmada şairin 372 beytlik şiirleri yer almaktadır.  Fuzulî ve Nevaî tesirinin görüldüğü bu felsefî ve aşıkane şiirlerin dili genelde  ağır olsa da, şair zaman zaman halk dilinden deyim ve kelimeler kullanmıştır.  Ayrıca burada eski Çağatay – Özbek Türkçe’sinden alınmış kelimelere de yer  verilmiştir. 17. yüzyıl Azerbaycan edebiyatında Fuzulî geleneklerinin en güzel  devamcısı Alican Gövsî Tebrizî’dir. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmeyen şair  Tebriz’de doğmuş, eğitimini Safevîlerin yeni başkenti İsfahan’da almış, burada  dönemin tanınmış şair ve bilim adamı Mirza Tahir Vehid ile arkadaşlık etmiştir.  II. Şah Abbas’ın tarihçisi olan ve Türk, Fars, Arap, Hint dillerinde doksan bin  beyitlik şiirleri bulunan Vehid, Gövsî Tebrizî’nin bir şair gibi yetişmesinde  etkili olmuştur. Şiirlerinden de anlaşıldığı gibi, şair saraydan uzak, sade bir  hayat sürmüştür.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gövsî’nin Divanının biri  İngiltere, diğeri Gürcistan’da olmak üzere iki nüshası bilinmektedir. Divan’da  şairin gazel, muhammes, müseddes, terc-i bend, terkib-i bend, rubai türlerinden  şiirleri yer almaktadır. Bunların hepsi Türkçe’dir. Gövsî Tebrizî her şeyden  önce bir aşk şairidir. Şiirlerinin çoğunluğu aşk üzerinedir. O da Fuzulî gibi  aşkı her türlü makam ve dünya malından üstün görmektedir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yeri yeri yoluna, ey esir-i  devlet hey<br />
Ki mal ile ele düşmez, giran behadır eşk.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Onun özü sözü ger derd-ü dağ-i alemdir<br />
Veli ne derdin olursa ona devadır eşk.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunun için de şair aşıkın  giyimine değil, iç dünyasına bakmayı, değer vermeyi talep ediyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Zinhar kem libasine kem  bakma aşikin<br />
Kim dağın altı kırmızıdır, üstü garedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gövsî’nin şiirlerinde  sosyal motifler de kuvvetlidir. Şiirlerinde yaşadığı muhiti “Çark-ı Hunhar”  adlandıran şair, adaletsizliğe, haksızlığa, eşitsizliğe isyan ediyor, çalışan,  üreten, gönlü açık insanların zor hayat sürdüğünü dile getiriyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karadır ruzigârı her kimin  kim gönlü rövşendir<br />
Bilir her tıfl-i mektep kim yazılmaz ağ ağ üste.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Zemane her kimi yandırdı,  ben kebap oldum” diyen şair, bunları dile getirememekten yakınmaktadır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Haray kim ne dilim var, ne  bir dil anlayanım<br />
Egerз i ney kimi cismim fegan ilen doludur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu motifler Fuzulî’ye  nazire olarak yazdığı “Söz” redifli gazelinde de bulunmaktadır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gц rmenem bir hemnefes ta  eyleyem izhar sц z,<br />
Yoksa kim ney tek menim sinemde hem з ok var sц z.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Verilen örneklerden de  görüldüğü gibi, Gövsî canlı, güzel bir Türkçe kullanarak şiirlerinin estetik  gücünü artırmayı, Türkçe’yi aruz veznine uygun bir duruma getirmeyi başarmıştır.  Kullandığı “Bir arka ki gele su, var ümid bir de gele”, “Ağzı şirin eylemez  helva demek helva gibi”, “Boyun belasın alım, kanı kan ile yumak olmaz” vs. gibi  deyim ve atasözleri de şiirlerine bir canlılık kazandırmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fuzulî’den sonra sadece  Türk edebiyatını değil, Fars edebiyatını da etkileyen bir diğer şair, Saib  Tebrizî’dir (1601-1676) . Genç yaşlarında I. Şah Abbas’ın (1587-1629) tehcir  siyaseti sonucu ailesi ile Tebriz’den yeni başkent İsfahan’a göç etmek zorunda  kalan Saib, seyahate çıkmış, Irak-i Arab’ı, Anadolu’yu gezmiştir. İsfahan’a  döndükten sonra Şah Abbas tarafından ilgi görmeyen şair, 1626 yılında bir daha  buradan ayrılmış, bir süre Kabil hakimi Nevvab Mirza’nın, Hindistan hükümdarı  Cihan Şah’ın yanında bulunmuş ve buralarda büyük saygı görmüştür. Altı yıl  burada kaldıktan sonra yine İsfahan’a dönmüş, bir süre saraydan uzak yaşadıktan  sonra II. Şah Abbas’ın (1642-1666) sarayına girmiş ve “Melik-üş Şüera” adını  almıştır. Bu hükümdarın ölümünden sonra saraydan ayrılan şair, ömrünün son on  yılını saray dışında geçirmiştir. Bu yıllar Saib’in hayatının en verimli  yıllarıdır. Şair bu yıllarda divanlarını konulara göre yeniden düzenlemiş ve 800  şairin eserlerinden örneklerin yer aldığı 25000 beyitlik meşhur Beyaz’ını  (Sefine-i Saib) oluşturmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Saib Tebrizо ’nin Fars ve  Türk dillerinde divanları dışında “Kandaharnâme” adlı mesnevîsi ve henüz  bulunamayan “Mahmud ve Ayaz” adlı manzum hikâyesi vardır. Gerek Batılı, gerekse  de Doğulu (İran, Hindistan vs.) araştırmacılar tarafından Farsça yazdığı  eserlerle ele alınan Saib’in Türkçe eserleri hep dikkat dışı bırakılmıştır. Saib  Tebrizî kaside, rubai, mülemma, kıta vb. türlerde eserler verse de şiirlerinin  büyük çoğunluğunu gazeller oluşturmaktadır. Lirik şiirlerinde Fuzulî  geleneklerini devam ettirmiş, ona nazireler yazmıştır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tutulmuş könlümü cam ilen  şadan eylemek olmaz,<br />
El ilen püstenin ağzını handan eylemek olmaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Veya;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Elden çıharam zülf-i  perişanını görgeç<br />
Huşdan gederem serv-i huramanını görgeç.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şairin gazellerinde  tasavvufî ve dünyevî aşkın yanı sıra sosyal ve ahlâkî görüşleri de yer  almaktadır. Aşk konulu şiirlerinde bile Saib, zulüm, haksızlık ve iftiraya karşı  çıkıyor, nasihat edici bir tavır takınır. O, insanları dünya malı için herkese  baş eğmemeye, arkadaşlıkta sadakatli olmaya çağırır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Açmagil ağzın görende hal-i  mişkin danesin,<br />
Egme baş pergâr tek her nökteye dövran üçün.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yoldaş oldur ki kara günlerde yoldan  çıkmasın,<br />
Keçme yoldaşdan Hızır tek çeşme-yi heyvan üçün.<br />
Bazı beyitleri ise adeta atasözlerini andırmaktadır:<br />
Ger umarsız ki cavanbaht olasız ahir-i ц mr,<br />
Gocalar gedrini zinhar igidlikte bilin.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Minnet ile dirilik ölümden  beter” diyen şairin birçok gazeline bu eğilmez ruh hakimdir. O, şiirin şekil  güzelliği ile mana güzelliğini birleştirmeye, bir estetik-felsefî bütünlük  yaratmaya çalışmıştır. Özellikle şiire getirdiği “Sebk-i Hindî” (Hint Üslûbu)  ile gazellerindeki öğretici, nasihat edici yönü kuvvetlendirmiştir. Şair bir  mısrada verdiği fikri, ikinci mısradaki örnekle açıklıyor ve tamamlıyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">З ün kц nül binur olur  mütlek inan alur heves,<br />
Gaş garalanda çıkarlar yuvadan heffaşlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">(Yarasalar hava kararınca  çıktığı gibi, gönül de ilim nuru ile ışıklanmazsa heves ipini koparır.)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Veya başka bir örnekte  olduğu gibi:<br />
Cam urmak resmdür saki, tutulmuş ay üçün,<br />
Seygel-i cam ile pervaz et tutulmuş könlümü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu beyitte de halk arasında  yaygın olan bir gelenekten (Ay tutulduğunda kaplara vurarak gürültü koparmak)  söz edilmekte ve benzetme yapılmaktadır. Saib Farsça şiirlerinde bile Türkçe  deyim ve atasözlerinin çevirisinden yararlanmıştır. Saib Tebrizî, vezin, şekil,  konu açısından Azerbaycan divan edebiyatının son klâsik temsilcisi sayılabilir.  Çünkü ondan sonra divan geleneği giderek zayıflıyor, buna karşın güçlenen halk  şiiri gelenekleri yazılı edebiyatta kendine yer edinîyor. Saraydan çıkarak  halkın içine karışan şairlerin büyük kısmı aynı zamanda, hece vezni ile halk  şiiri türlerinde de eserler yazmaya başlıyorlar. Bu husus özellikle şiir dilinin  sadeleşmesini, canlı halk diline yaklaşmasını sağlamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dönemde baş gösteren  Osmanlı-İran, Rus-İran savaşları, ayrıca küçük hanlıklar ve derebeylikler  arasında geçen savaşlar sonucu birçok şairin eserleri yok olmuş, günümüze  ulaşmamıştır.<br />
18. yüzyıl şairlerinden Nişat Şirvanî’nin cönklerde bulunan şiirlerine  bakılırsa, yetenekli şair olduğu, Fuzulî etkisinde şiirler yazdığı ortaya  çıkmaktadır. Bir şiirinde canlı bir dille sevgilisine hitap etmektedir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">El yaman, yahşı deyer,  gezme bu kaferler ile,<br />
Sene yüz kerre dedim, gezme, müselman, gezme.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dönemin zorlukları,  insanlarda sadakat ve vefanın kalmayışı, ağır hayat şartları şairin eserlerine  yansımıştır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Her tebibe söyledim derdim,  devasın görmedim,<br />
Möhnet-ü derd-ü gemin heç intehasın görmedim.<br />
Bu cahanın bir hegigi aşinasın görmedim,<br />
Her kimin çektim cefasın, bir vefasın görmedim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nişat’ın çağdaşlarından  Şakir Şirvanî hem halk şiiri hem de divan şiiri türünden eserler vermiş,  özellikle Nadir Şah Afşar’ın Şirvan’a hücumunu konu alan “Ahval-i Şirvan” adlı  tarihî manzumesiyle bilinmektedir. Tarihî manzume geleneğini sürdüren bir diğer  şair de Ağa Mesih Şirvanî’dir. Hayatı hakkında pek fazla bilgi olmasa da 1789  yılında geçen bir olayla ilgili yazdığı manzume, bu tarihe kadar yaşadığını  göstermektedir. M. F. Ahundzade’nin ve F. Köçerli’nin büyük değer verdiği şairin  gazel, muhammes, müstezad, terc-i bend vs. yazdığı, Guba hükümdarı Fetali Han  için bir “Şahname” düzenlediği bilinmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Kıssa-i Şirzad” mesnevisi  ve bazı şiirleri elimize ulaşan Mechur Şirvanî de divan edebiyatı geleneklerini  sürdüren şairlerdendir. Mesnevisinde Safevî tahtını ele geçiren Nadir Şah’ı  Kamil Vezir tipiyle canlandıran şair, ona karşı eserin kahramanı Şirzad’ı  koymaktadır. İyilikle kötülüğün mücadelesi şeklinde verilen olaylar, iyiliğin  zaferi ile sonuçlanıyor. 18. yüzyıl Azerbaycan edebiyatının yetiştirdiği şairler  arasında hiç şüphersiz Molla Veli Vidadî (1707-1808) ve Molla Penah Vagif’in  (1717-1797) özel bir yeri vardır. Aşık şiiri ve divan şiirinin yakınlaştığı bu  dönemde onlar sadece her iki türden eserler vermemiş, divan edebiyatı  geleneklerini halk şiirinde başarıyla uygulayarak güzel bir sentez  oluşturmuşlar. Gerek halk şiiri ve hece veznini gerekse de Arapça’yı, Farsça’yı,  divan edebiyatını ve aruzu iyi bilen bu şairler halk şiirine yeni hava, yeni  şekil, fikir ve felsefî derinlik kazandırarak Azerbaycan edebiyatının gelişim  yönünü belirlemişler. Divan edebiyatının çeşitli türlerinde (gazel, kaside,  muhammes, müstezad vs.) eserler veren Vidadî ve Vagif, aşık edebiyatının da  bayatı, geraylı, goşma, özellikle divan şiirinden gelen muhammes, müseddes  türlerinde şiirler yazmışlar.</font></p>
<p align="center"><strong><span style="font-size: 15pt"> <font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">|</font><span lang="en"><font face="Maiandra GD"><font color="#c0c0c0">  « </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-2-bolum/" style="text-decoration: none"> <font color="#6699ff">Önceki</font></a><font color="#6699ff"> </font> <font color="#c0c0c0">| </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/" style="text-decoration: none"> <font color="#6699ff">Sonraki</font></a><font color="#c0c0c0"> »</font> </font> </span><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">|</font></span></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"> <span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-edebiyati/">»<span lang="tr">  “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (3. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-3-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı &#8211; (4. Bölüm)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2007 02:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Azeri Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Türklerinin Edebiyati Genel 
Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Edebiyati Genel Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türklerinin Edebiyati]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan Türkleri&#8217;nin Edebiyatı (Genel Özellikleri) (4. Bölüm) Bir süre Gürcistan hükümdarı II. İrakli’nin ve Gülüstan hanının sarayında yaşayan Vidadî hayatının büyük kısmını doğduğu Şemkir’de katiplik ve müderrislik yaparak geçirmiştir. Zor şartlarda geçen hayatı şiirlerine de yansımış, karamsar bir şair olarak tanınmıştır. II. İrakli’nin oğlunun ölümüne yazdığı “Mersiye”, Şeki hanı ve bir şair olan Hüseyin Han [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (4. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Azerbaycan Türkleri&#8217;nin  Edebiyatı<br />
</span></font> <span style="font-size: 8pt; font-weight: 700"><font color="#c0c0c0"> (Genel Özellikleri)<br />
</font></span> <span style="font-weight: 700"><font style="font-size: 15pt" color="#ff9933"> (4. Bölüm)</font></span></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir süre Gürcistan  hükümdarı II. İrakli’nin ve Gülüstan hanının sarayında yaşayan Vidadî hayatının  büyük kısmını doğduğu Şemkir’de katiplik ve müderrislik yaparak geçirmiştir. Zor  şartlarda geçen hayatı şiirlerine de yansımış, karamsar bir şair olarak  tanınmıştır. II. İrakli’nin oğlunun ölümüne yazdığı “Mersiye”, Şeki hanı ve bir  şair olan Hüseyin Han Müştak’ın öldürülmesiyle ilgili yazdığı “Müsibbetname”  eserleri hem şairin kendi hayatındaki zorlukları, hem de dönemin sosyal, politik  olaylarını ele alması açısından ilginз tir:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eyledi her bir goşun  geldikçe bir dürlü savaş,<br />
Her tereften koydular can almaga meydane baş.<br />
Keçti müddet, düşdü halka eyle bir gehti-meaş,<br />
Olmayıb bir böyle zillet mutlaka alemde faş,<br />
Gelmeyib böyle müsibbet Rum’e ya İran’e bak.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aşık şiiri türünden yazdığı  eserlerde her ne kadar sade, anlaşılır bir dil kullansa da, divan edebiyatı  türündeki şiirleri bir o kadar ağır, Fars ve Arap terkipleriyle doludur. Ama  yine de aşk konulu gazellerinde bir akıcılık, ahenk ve melodi hissedilmektedir:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir cam getir saki bu dц  vran bele kalmaz,<br />
Ten bir gün olur hak ile yeksan, bele kalmaz.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Vidadî’nin de  kurtulamadığı, divan edebiyatında yüzyıllarca süregelen, keder, hicran, hasret,  şikayet, sitem motifleri ile dolu klâsik şiirin karşısına yaşama sevinci, coşku,  neşe, hayattan zevk alma duyguları ile dolu bir şiiri Vagif koymuştur. 1717  yılında Gürcistan sınırındaki Kazak bölgesinde doğan şair, ömrünün 50 yılını  Karabağ Hanlığı’nın başkenti Şuşa’da geçirmiş, sarayda büyük makamlara  getirilmiş, ülkenin iç ve dış politikasını etkileyen kararlara imza atmıştır.  İran hükümdarı Ağa Muhammed Şah Kaçar’ın ilk kuşatmada Şuşa’yı alamamasında,  şehrin savunmasını organize eden şair Vagif’in büyük rolü olmuştur. Bu yüzdendir  ki 1797 yılında şehri ele geçiren Kaçar’ın ilk sırada hapsettirdiği kişi  Vagif’tir. İdamını beklerken şahın öldürülmesi haberini alan şair “Ey Vidadî  gerdiş-i dövran-i keç reftare bak” mısrası ile başlayan gazelinde bunu şöyle  ifade eder:</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Men fegire emr kılmıştı  siyaset etmeye,<br />
Saklayan mezlumu zalimden o dem gaffare bak.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kurtaran endişeden ahenger-i biçareni<br />
Şah üçün ol midberi tebdil olan mismare bak.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kaçar’ın elinden kurtulan  şair fazla sevinemez. İktidarı ele geçiren Han’ın yeğeni Muhammed Bey Cevanşir  amcasının en sadık adamı gibi ilk önce şairi idam ettirir (1797) . Şuşa şehrinin  Kaçar ordusunun askerleri tarafından yağmalanması sırasında Vagif’in  şiirlerinden büyük kısmı yakılmış, yok edilmiştir. Bunların arasında kaynaklarda  sözü geçen divanı da bulunmaktadır. Vagif hece vezni ile yazılan millî şiirde  bir ekol oluşturmuş, gerçek güzeli, gerçek aşkı, sıradan insanların hayatını  terennüm eden şiirlerinin dil, üslup, konu ve estetik-felsefî yönüyle Azerbaycan  edebiyatına yön vermiştir. Klâsik tarzda yazdığı şiirlerde de bu hususlara,  özellikle dil malzemesine büyük önem veren şair, Arapça, Farsça terkiplerin  karşılıklarını bularak kullanmış, divan şiirine atasözlerini, deyimleri, halkın  düşünce tarzını ve esprilerini getirmiştir.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aşk üzerine yazdığı bir  gazelinde, dostu Vidadî’ye esprili bir şekilde artık ihtiyarladığını, aşık  olamayacağını, bu tür işleri kendisi gibi gençlere bırakmasını tavsiye eder:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ey Vidadо , gemi hicrane  giriftar olmak<br />
Bir sene bir mene, bir Yusif-i Kenan’e düşer.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Eşke düşmek sene düşmez, kocalıbsan, bele  dur,<br />
Bele işler yene Vagif kimi oğlane düşer.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Geldim” redifli gazelinde  kullandığı terkipler canlı konuşma dilinden alınmıştır:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çıktım başmak seyrine, edib  seyr-i çemen geldim,<br />
Ayak üsten Kazak’a bir gedib gц rdüm veten geldim.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Vagif’in hayatının son  yıllarında yazılmış “Bak” ve “Görmedim” redifli muhammeslerde seslenen şikayet  ve sitem motifleri dolayısıyla bazı araştırmacılar şairin bu dönemde  kötümserliğe yöneldiğini kaydetmekteler. Oysa bunlar kötümserlik değil,  savaşlara, haksızlıklara, adaletsizliğe, ihanete karşı bir isyan, bir itiraz  haykırışlarıdır. “Men cahan mülkünde mütlek doğru halet görmedim” mısrasıyla  başlayan muhammesinde şair şöyle demektedir:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Muhteser kim beyle dünyadan  gerek etmek hezer,<br />
Ondan ötrü kim deyildir öz yerinde heyr-ü şer.<br />
Aliler hak-ü mezellette deniler mц ’teber<br />
Sahib-i zerde kerem yoktur, kerem ehlinde zer.<br />
İşlenen işlerde ehkam-ü leyakat görmedim.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Vagif divan ve halk  şiirinin geleneklerini başarıyla bir araya getirerek millî şirin gelişimini  etkilemiş, bu şiire gerçek aşkı ve güzeli, halkın yaşam, gelenek ve  göreneklerini, canlı dilini getirmiştir. 19. yy. Azerbaycan edebiyat tarihinde  köklü değişiklikler dönemi olmuştur. Klâsik divan şiiri varlığını korumaya devam  etse de, artık eskisi gibi edebiyatın esas çizgisini oluşturamıyordu. Vagif  geleneklerin etkisiyle gelişen millî şiir ve Avrupa edebiyatlarından alınan yeni  türler (hikâye, tiyatro oyunları vs.) kendine yer açmaya başlamıştı. 19. yy.  edebiyatına damgasını vuran bir diğer husus da maarifçilik hareketi olmuştur.  Maarifçiler Azerbaycan Türklerinin ve genellikle tüm Türk dünyasının içinde  bulunduğu içler acısı durumu eğitimsizlikle açıklıyor ve çıkış yolunu okullar  açmakta, ilim ve edebiyat aracılığıyla halkı aydınlatmakta görüyorlardı. Bu  hareketin etsisi ile divan edebiyatına maarifçi fikirler, sosyal eleştiri ve  mizahî motifler girmeye başlar.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">19. yy’da klâsik şiir  geleneklerinin yok olmasını engelleyen, genç şairlere bu edebiyatın sırlarını  öğreten, çeşitli bölgelerdeki şairler arasındaki irtibatı sağlayan kurum, şiir  meclisleri idi. “Encümen-i Şuara” (Ordubad-Nahçıvan) , “Fevcü’l-Füseha” (Lenkeran)  , “Meclis-i Üns” ve “Meclis-i Feramuşan” (Şuşa-Karabağ) , “Gülüstan” (Guba) ,  “Divan-i Hikmet” (Tiflis, Gence) , “Beytü’s – Sefa” (Şemaha) , “Mecmeü’ş – Şüera”  (Bakü) vb. şiir meclisleri Seyit Azim Şirvanî, Bahar Şirvanî, Hurşid Banu  Natevan, Fatma Hanım Kemine, Mirza İsmail Gasir, Mir Möhsün Nevvab, Hacı Ağa  Fegir, Abullabey Asî gibi birçok şairin yetişmesinde etkili olmuştur. Ayrıca bu  dönemde Kuzey Azerbaycan’da Mirza Şefi Vazeh, Kasım Bey Zakir, Mirza Bakış  Nedim, Baba Bey Şakir, Kazım Ağa Salik; Güney Azerbaycan’da Fazılhan Şeyda,  Endelib Karacadağî, Seyid Ebülkasım Nebatî gibi şairler de klâsik tarzda şiirler  yazmaya devam ediyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dönemde divan şiirinin  en büyük temsilcisi hiç şüphesiz Seyid Azim Şirvanî’dir (1835-1888) . Eserlerini  Türkçe ve Farsça olmak üzere iki dilde yazan şairin 1892 yılında Tebriz’de  yayınlanan Türkçe divanı üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çoğu kaside  olmakla, muhammes, hiciv, müseddes vs. şiirleri; ikinci bölümde altı yüz  civarında gazel, birkaç rubai ve kıtaları; üçüncü bölümde ise yüz civarında  manzum hikâyesi yer almaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şairin kasidelerinin bir  kısmı dönemin tanınmış kişilerine yazdığı methiyeler, diğeri ise çeşitli tarihî,  sosyal ve politik kolular üzerinedir. Gazellerinin konusunu ise genelde aşk,  dinî ve felsefî motifler oluşturmaktadır. Bu şiirlerinde Fuzulî’nin büyük etkisi  görülmektedir:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Öldürür gahi dirildir aşiki  gamzen oku,<br />
Türfe sahirdi ki hem can-bahş, hem celladdır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dönemine göre derin  bilgisi, klâsik şiir geleneğine aşina olması Seyid Azim Şirvanî’nin şiirlerine  şekil ve anlam güzelliği kazandırmış, onun çağdaşları arasından sıyrılmasına  sebep olmuştur:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ebr ağlayanda hande eder  gönçe-yi çemen,<br />
Şayet ki hande eyleye ol afet, ağlaram.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şair gazel, kaside, hiciv,  özellikle manzum hikâyelerinde yer alan maarifçi fikirlerle de toplum hayatını  etkilemiştir. Divan edebiyatı 19. yy’da Kuzey Azerbaycan’da ağırlığını giderek  kaybetse de Güney’de koruyabilmiştir. Bu dönemin en iyi temsilcileri Endelib  Karacadağî ve Nebatо ’dir.Endelib Karacadağî’nin gazel, kaside, muhammes, rubai  vs. gibi şiirlerinden oluşan divanı dışında en önemli eseri “Kıssa-yi Leyli ve  Mecnun” mesnevisidir. Fuzulî’nin eseri ile aynı vezinde ve onun etkisiyle  yazılmış mesnevinin en önemli özelliği şairin kendi aşikane maceralarının da yer  almasıdır. “Hançobanı” mahlası ile de şiirler yazan Seyid Ebülkasım Nebatî ise  Türkçe ve Farsça şiirlerin yer aldığı yedi bin beş yüz mısralık bir divan  bırakmıştır. Aynı zamanda Vagif etkisinde hece vezniyle şiirler yazan Nebatî’nin  eserlerinde canlı bir dil ile dünyevî ve ilâhî aşkın terennümünü görmek  mümkündür.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Divan şiiri gelenekleri  Azerbaycan’da hiçbir zaman tümüyle yok olmamış, ayrı ayrı şair ve yazarlar ta  20. yy’ın sonlarına kadar bu türden şiirler yazarak bu geleneği sürdürmüşler.  20. yy ortalarında Aliağa Vahid gibi bir gazel ustasının ortaya çıkması bu  faaliyetlerin sonucudur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="center"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"> <span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-edebiyati/">»<span lang="tr">  “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt" lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><strong> <font style="font-size: 8pt" color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">Kaynak: </font> </strong><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD" size="1"><strong>&#8220;</strong></font><strong><a href="http://gruplar.antoloji.com/grup.asp?grup=17001&amp;goster=dokuman&amp;dokuman=49112" style="text-decoration: none"><font color="#0099cc" face="Maiandra GD" size="1">Azerbaycan  Edebiyatı</font></a><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD" size="1">&#8220;</font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/">Azerbaycan Türkleri’nin Edebiyatı – (4. Bölüm)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-turklerinin-edebiyati-4-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
