<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Azerbaycanda Tarihi Gelismeler | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/azerbaycanda-tarihi-gelismeler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Dec 2007 03:08:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Azerbaycan Tarihi&#8217;nden&#8230;</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-tarihinden/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-tarihinden/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2007 02:48:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Azeri Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycanda Tarihi Gelismeler]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Türklerinin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Fars]]></category>
		<category><![CDATA[Fars Egemenligi]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Kimlik Arayislari]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Rus]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Egemenligi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-tarihinden/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan Tarihi&#8217;nden&#8230; (Rus ve Fars Egemenliği Altında Kuzey ve Güney Azerbaycan’da Kültürel Kimlik Arayışları) &#160; Rus-İran savaşlarını izleyen, Gülistan(1813) ve Türkmençay (1829) Barış Antlaşmaları sonucu ikiye bölünmüş Azerbaycan, bugüne kadar değişik rejimler altında sömürge olarak varlığını sürdürmüştür. Kuzey Azerbaycan önce Çarlık Rusya’sı boyunduruğunda Kafkas Azerbaycan’ı, sonra Sovyet Rusyası yönetimi altında Sovyet Azerbaycan’ı olarak varlığını sürdürmüş, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-tarihinden/">Azerbaycan Tarihi’nden…</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">   Azerbaycan Tarihi&#8217;nden&#8230;<br />
</span></font>   <font color="#c0c0c0">   <span style="font-size: 8pt; font-weight: 700">   (Rus ve Fars Egemenliği Altında Kuzey ve Güney Azerbaycan’da Kültürel Kimlik    Arayışları)</span></font></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="justify">    <font face="Maiandra GD" size="2">Rus-İran savaşlarını izleyen, Gülistan(1813)    ve Türkmençay (1829) Barış Antlaşmaları sonucu ikiye bölünmüş Azerbaycan,    bugüne kadar değişik rejimler altında sömürge olarak varlığını sürdürmüştür.    Kuzey Azerbaycan önce Çarlık Rusya’sı boyunduruğunda Kafkas Azerbaycan’ı,    sonra Sovyet Rusyası yönetimi altında Sovyet Azerbaycan’ı olarak varlığını    sürdürmüş, ancak 1991 yılında bağımsızlığını ilan ederek Azerbaycan Demokratik    Cumhuriyeti adıyla özgürlüğünü kazanmıştır. Güney Azerbaycan ise, önce İran    Şahlığı yönetiminde, şimdi de İran İslam Cumhuriyeti yönetimi altında    varlığını sürdürmektedir. Azerbaycan Türkleri, Rus ve Fars hegemonyası altında    kendi dilini, geleneklerini, soykökünü kaybetmemek için kültürel kimlik    arayışlarını, bu yolda büyük bedeller ödeyerek bugüne kadar taşımıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Azerbaycan, 1. Petro (1696-1725) zamanından başlayarak; Çarlık Rusyası’nın    yayılma politikasının ana unsuru olan, işgal planları arasında önemli bir yer    tutmaktaydı. 18. yüzyılda hanlıklara bölünmüş Azerbaycan’ı, 1786 yılında    siyasi amaçlarla gezmiş Rus subayı Burnaşev, buradaki Şeki, Karabağ, Guba,    Şamahı, Bakü, Nahçıvan, Gence, Tebriz, Erdebil, Hoy, Urumiye, Talış, Marağa,    Maku hanlıklarının kimilerinin idari yapısının yarı bağımlı, kimilerinin ise    bağımsız olduğunu saptamıştır. Bunlardan Urumiye, Şeki, Karabağ, Guba ve Hoy    Hanlıkları, diğerlerine göre daha güçlüydü. 18. yüzyılın 2. yarısında, bu    hanlıkların liderleri, herbiri ayrı ayrı siyasal güçlerini artırdıkça,    Azerbaycan hanlıklarını kendi yönetimlerinde bir devlet çatısı altında    toplamak amacını gütmekteydiler. Güney Azerbaycan’da Urumiye Hanı Feteli Han    Efşar, Kuzey Azerbaycan’da ise, Şeki Hanı Hacı Çelebi ve Guba Hanı Feteli Han    Gubalı bu amaçla çaba harcamışlardır.</p>
<p>1790 lı yıllarda, İran’da Türk kökenli Kacarlar yönetime geldikten sonra,    kuzey hanlıkları birbiri ardısıra bağımsızlıklarını yitirerek, Kacarlar’ın    hükümranlığı altında birleştiler. Güney Azerbaycan’da ise Rusya’nın istilacı    siyaseti güçlendi. 18. yüzyılın sonlarında, İran’daki Azerbaycan-Türk boyundan    olan Kacarlar’ın hakimiyete gelmesinin ardından, Kuzey Azerbaycan’daki    hanlıkları da (tüm Güney Kafkasya’yı) egemenliği altına almaya çalışan    Muhammet Şah’ın Kacar Devleti ile Rusya arasında birçok çatışmalar oldu</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">3 Ocak 1804 tarihinde, Gence Hanı Cevad Han’ın güçlü direnişine karşın,    Ruslar, gence Kalesi’ni işgal ettiler. Cevad Han ve oğlunun da ön saflarda can    verdiği savunmada, çok kan döküldü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rus Orduları’nın Kafkasya’daki başarıları Osmanlı’yı ve İran’ı rahatsız etmeye    başladı. Fransa ve İngiltere ise, Rusya’nın Kafkasya’daki ilerlemesini, İran    ve Osmanlı eliyle durdurmaya çalışıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">10 Temmuz 1804 tarihinde, Rusya ile İran arasında savaş başladı. Rus Ordusu,    birbirinin ardısıra, Karabağ, Şeki, Şirvan, Guba, Bakü, Lenkeran Hanlıkları’nı    ele geçirdi. Böylece, kuzeydeki birçok hanlık Rusya’nın egemenliğine girdi.    Kacar Orduları’nın, Rusları durdurma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun    sonucunda, İran ile Rusya arasında 13 Ekim 1813 tarihinde Gülistan Barış    Antlaşması imzalandı. Çar 1. Aleksandr’n temsilcisi Rus Ordusu Başkomutanı    general Nikolay Rtişşev ve İran Şahı Feteli Şah Kacar’ın resmi temsilcisi    Mirze Abdül Hasan Han tarafından imzalanan “ebedi barış ve dostluk” antlaşması    ile, antlaşmanın taraflarına karşı savaşan bir halk, antlaşmaya taraf dahi    olmaksızın iki parçaya bölündü. Bu sonuç, güç ve adaletsizliğin, gücünü    birleştirmeyi bilmeyenlere karşı, bugüne dek süren zaferi oldu. 11 maddeden    oluşan bu antlaşmaya göre, bu iki istilacı devlet (Rusya ve İran) arasındaki    sınır hattı Aras Nehri olarak kabul edildi ve Azerbaycan, Kuzey Azerbaycan ve    Güney Azerbaycan olarak ikiye bölündü. Sonraları, halk arasında çok    yaygınlaşan şu dörtlük, bir ulusun bölünmüşlüğünün yüreklerde oluşturduğu    ortak acıyı dile getirdi:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Arası ayırdılar<br />
Su ile doyurdular<br />
Men senden ayrılmazdım<br />
Zülm ile ayırdılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İran Kacar Şahlığı, Gülistan Antlaşması ile Güney Kafkasya topraklarından    vazgeçmek istemiyordu. Bu kez de İngiltere ve Fransa’nın yardımı ile    kaybettiği toprakları geri alma savaşına girişti. 16 Temmuz 1826 tarihinde    kuzey hanlıklarını geri almak amacıyla başlatılan bu savaşlarda, veliaht Abbas    Mirze komutasındaki Kacar Ordusu’nun yenilgisi sonucunda, 10 Şubat 1828    tarihinde Türkmençay Barışı imzalandı. Bu antlaşmaya göre, Nahçıvan ve Revan    Hanlıkları da Rusya’ya verildi. Rusya, 1850 yılında Revan Hanlığı’ndan Erivan    vilayeti yaratarak, gelecekte oluşturulacak Ermenistan Cumhuriyeti’nin    temelini attı.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center> <font face="Maiandra GD" size="2">  </font><br />
<font face="Maiandra GD" size="2"> Ruslar, Türkmençay Barış Antlaşması’nın 14. maddesi çerçevesinde, Güney    Azerbaycan’ın Marağa, Urumiye gibi bölgeleri başta olmak üzere çeşitli    yörelerinden 40.000 den çok Ermeni’yi Güney Kafkasya’ya, özellikle Revan,    Nahçıvan ve Karabağ bölgelerine göç ettirdi. Rusya’nın, “Kafkasya’yı    Hıristiyanlaştırma” politikası sonucunda, 20. yüzyılın başına kadar 1.300.000    dolayında Ermeni, sözü edilen bölgelere göç ettirildi. Bu toplulukların bir    kısmına Karabağ’ın dağlık yörelerinde toprak sağlanarak, buralar Ermeni    yerleşim bölgeleri haline getirildi. İşte, Azerbaycan’ın bugün yaşadığı    Karabağ sorununun temelleri, büyük bir ileri görüşlülükle, 180 yıl öncesinde    atılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çarlık Rusya’sı ve İran Şahlığı’nın böldüğü Güney ve Kuzey Azerbaycan    halkları, 200 yıl boyunca ayrı kalsalar da, bir gün için bile, aynı ulusun    parçası olduklarını unutmamışlardır. Tebriz’deki Rus Konsolosu 1903 yılında    gönderdiği raporda, Azerbaycan Türkleri’nin Ruslar’dan nefret ettiklerini ve    kendilerini ikiye böldüklerini unutmadıklarını yazıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İran Devleti sınırları içerisinde kalan Güney Azerbaycan Hanlıkları, İran’ın 4    eyaletinden biri olarak, Azeri ülkesi kimliğini korudu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gülistan ve Türkmençay Barış Antlaşmaları ile iki imparatorluk, bir ulusu    parçalayarak, birbirine yabancılaştırmak için, onları, soylarından,    köklerinden, kültürlerinden, geleneklerinden uzaklaştırmayı amaçlayan bir    devlet politikası uygulamayı sürdürdüler. Kültürel birliğin ortadan    kaldırılması, bu politikanın en önemli öğelerinden biriydi. Doğu bilimleri    akademisyeni V.V. Bartold’un, halkın bütünlüğü için, “kültürel birliğin    korunması”nı “siyasal birliğin korunması”ndan daha önemli sayması bir tesadüf    değildir. Dilin, kültürel birliğin sağlanmasının anahtarı olduğu düşüncesinden    hareketle; Çarlık Rusyası tarafından, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren    Kuzey Azerbaycan’da rusdilli okulların sayısı artırılarak “Ruslaştırma”    politikasının güçlendirilmesi çabaları başlatılmıştır. Bir ulusun yok edilmesi    için en önemli adımın, ulus bilincinin temel taşı olan dilinin ortadan    kaldırılması olduğu gerçeğidir ki, bu yöndeki çalışmalar, sömürgeleştirilmek    istenen ülkelerde uzun vadeli bir politika olarak uygulanagelmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">19. yüzyılın ikinci yarısında Kuzey Azerbaycan’da petrol sanayiinin gelişmesi,    yerli burjuvazinin oluşmasına ve gelişmesine yol açmıştır. Rusya’nın “halklar    hapishanesi” olduğunu ve ulusların gelişiminin ancak “aydınlanma” ile mümkün    olabileceğini anlayan liberal burjuvazi; gazete ve dergilerin basılmasına,    yeni okulların açılmasına parasal destek sağladı. Azerbaycan’da bugün bile adı    saygıyla anılan Hacı Zeynalabidin Tağıyev’in 1896 yılında Bakü’de açtığı “Kız    Mektebi” sayesinde, kızların öğrenim görebilmesinin ilk adımları atılmıştır.    Tağıyev, ulusal burjuvazinin ileri görüşlü ve akıllı bir temsilcisi olarak;    sömürge ekonomi-politikasını kırıp, petrolden elde ettiği gelirle, ulusal    üretimi artırmak amacıyla fabrikalar kurarak, ulusal sanayiin kurucularından    olmuştur. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">    <font face="Maiandra GD" size="2">Azerbaycan’ın yetenekli gençlerine burslar    vererek, onlara Avrupa’da yüksek öğrenim olanağı yaratmıştır. Bu    girişimlerledir ki, Kuzey Azerbaycan’da 19. yüzyılın ikinci yarısında, ulus    düşüncesi gelişmeye başlamıştır. Azerbaycan’ın seçkin ve öncü siyaset adamı,    filozof ve yazarı olan Mirze Feteli Ahundzade (1812-1878) , 1880’li yıllarda    ilk kez “Keşkül” Gazetesi’nde “Azerbaycan Milleti” ifadesini kullanmıştır. M.F.    Ahundzade’nin, yalnızca Azerbaycan’ın değil, bütün “doğu”nun sosyal ve siyasi    düşüncesindeki etkisi; 18. yüzyıl Fransız düşünce ve siyaset adamlarının,    Avrupa’da oluşturdukları etki ile kıyaslanabilecek düzeydedir. M.F. Ahundzade,    Azerbaycan Halkı’nın siyasal uyanışını sağlayarak, anadilinde okullar    açılmasını, Azerbaycan Türkçesi’nin geliştirilmesini, Arap Alfabesi’nde    Azerbaycan Dili’ne uygun değişiklikler yapılmasını, eğitimin din etkisinden    kurtarılmasını gerçekleştirmek ve bu şekilde ulusunu, sıkıştırıldığı köşeden,    dünyaya hakim olan siyasal ve sosyal gelişim düzeyine çıkarmak istiyordu.    Yazdığı eserlerde, Azerbaycan Türkçesi’ni Farsça sözcüklerden arındırmaya    çalışarak, Azerbaycan Dili ve Edebiyatı’nı geliştirmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">M.F.Ahundzade’nin görüş ve düşüncelerini sürdüren, yüksek öğrenimini Avrupa’da    gören seçkin önder, gazeteci-yazar ve eğitimci Hasan Bey Zerdabi (1842-1907) ,    dünya uygarlığının benimsenmesinin ancak anadilin yaygınlaştırılarak    öğrenilmesiyle mümkün olabileceğini savunuyordu. Zerdabi’nin, bütün Türkdilli    halkların bu yolla birbirlerine yakınlaşması fikri, birçok seçkin Türk    düşünürünün de dayanağı olmuştur. Hasan Bey Zerdabi, 1875 yılında anadilinde    yayınlanan “Ekinci” Gazetesi’ni basmakla, Azerbaycan basınının kurucusu    olmuştur. Bu gazete, Türkdilli kalkların ulus bilinçlerinin gelişmesinde    önemli rol oynamıştır. Bu ulus bilincinin oluşmasıdır ki, sömürgecilik    baskısına karşı bağımsızlık mücadelesinin gerekliliği fikrini doğurmuştur.    Zerdabi’nin, Azerbaycan’da öncü ve ulus bilincine sahip aydınların    yetişmesinde önemli rolü olmuştur. Azerbaycan ulusal bağımsızlık hareketini    gerçekleştiren büyük siyaset adamı Mehmet Emin Resulzade, “Ekinci” Gazetesi’ne    büyük önem vererk şöyle söylemiştir: Anadilinde ilk gazetesini basan toplum,    bir ulus olarak şekillenmeye başlamış demektir. Basın-yayın geleneği olan halk    ise, gelişmiş bir ulus olduğunu göstermektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu süreç tamamlanana kadar, çok zor ve dolambaçlı yollardan geçilmiştir. Önce    “ümmet” düşüncesi ile “Müslümanım” denilmiş, daha sonra ulus bilinci arttıkça,    ana kimliğin dinle değil, anadille, geleneklerle, ülke ile belirlendiği    anlaşılmıştır. Kuzey Azerbaycan’ın Rusya yönetimine geçmesi ile ilgili olarak,    M.E.Resulzade şöyle yazıyordu: Rus istilasının iyiliği şu oldu ki,    Azerbaycanlılar, kendilerini toplumsal bir vücut, özel kültür tohumlarını    taşıyan bir topluluk, yani Farslar’dan ayrı bir ulus olduklarını hissetmeye    başladılar. Rus süzgecinden geçerek de olsa kendilerine ulaşan Avrupa bilim ve    tekniğinin etkisiyle, Azerbaycan, doğunun kuşku ve hurafelerinden silkinerek,    iyi bir hayat eseri gösteriyor, doğru yolu buluyor, büyüyüp gelişiyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">20. yüzyılın başında İran’ın en zengin ve gelişmiş vilayeti olan    Azerbaycan’da, kapitalizmin gelişmesi ile oluşan aydın kesimi, siyasal ve    kültürel topluluklar kurmaya, çağdaş uygarlık düzeyinde okullar açmaya    çalıştılar. Bu çabaların sonucunda, henüz eğitim dili haline getirilememiş de    olsa; Azerice, konuşma dili olarak hem Azeriler hem de ülkede yaşayan diğer    halklar arasında yaygınlaşmış ve insanlar arasındaki iletişimi sağlamaya    başlamıştı. 19. yüzyılın sonlarında, Güney Azerbaycan’a gelen bir yabancı,    Fars Dili’ni konuşan Azeriler’in bu dili, ancak okulda ya da seyahatte    öğrenilecek ölçüde bildiklerini düşünebilirdi. Tebriz’de veliaht sarayındaki    resmi yazılar dışında bütün işler Azerbaycan Türkçesi’nde yürütülmekteydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Mirze Sadıg Tebrizi’nin 1893 yılında basılmış “Defter-i Edebiye” ders    kitabında, çocuklara, kolaydan zora doğru bir anadil öğretimi önerilmekteydi.    Fakat bu kitapta, Hasan Rüşdiyye tarafından, kendi “Vatan Dili” dersliğinde    (1894) uyguladığı ve çok kısa zamanda anadilinde okuma ve yazma alışkanlığını    sağlayan ses yöntemi yer almamaktaydı. Bu kitaplarla, Güney Azerbaycan    tarihinde ilk kez, çocuklar anadillerinde öğrenim görmeye başlamışlardı. Başta    büyük eğitimci H.Rüşdiyye olmak üzere Azerbaycan’ın ulusalcılığı benimsemiş    aydınları, eğitimi çağdaşlaştırmak ve alfabenin anadilde öğretilmesini    gerçekleştirerek, 19. yüzyılın sonlarında Azerbaycan Dili’ni eğitim ve öğretim    sistemine yerleştirmişlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kuzey Azerbaycan’da, Türkiye’de basılan gazete ve dergiler, Tebriz’de büyük    ilgi ve heyecanla okunurdu. Özellikle, “Ekinci” (1875-1877) , Tercüman    (1883-1917) gazeteleri hem yaygın olarak okunuyor, hem de bu gazetelere    yazılar gönderiliyordu. Bu gazeteler, Azeri tüccarlar tarafından İran’ın    birçok yöresine götürülüyordu. Daha sonraları, günetdeki soydaşları, Kuzey    Azerbaycan’ın Mirze Elekber Sabir’ini, Celil Memmed Guluzade’sini ve onun    “Molla Nasreddin” Dergisi’ni okuyarak “ben kimim? ..” sorusuna yanıtlar    aradılar. Özellikle, Celil Memmed Guluzade’nin:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Haradır Azerbaycan? Gelin bir defe oturağ ve<br />
Keçe papağımızı ortalığa goyup fikirleşek:<br />
Haradır, bizim vetenimiz?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">sözleri, gerek güneyde gerekse kuzeyde kimlik arayışının en güzel anlatımıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kuzey Azerbaycan’da, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti (1918-1920) Sovyet    Rusyası tarafından devrildikten sonra, “Sovyetleşme” adı altında “Ruslaştırma”    politikası güçlenmeye başladı. İlk başlarda çok masumane görülen, “pamukla baş    kesmek” kadar ince bir yaklaşımla yürütülen bu politika, Lenin’in “barış“    üzerine kararnamesiyle, bütün halklara özgürlük adı altında    gerçekleştirilirdi. 1922 yılında kurulmuş olan Sovyetler Birliği’nde,    özellikle Stalin döneminde (1922-1953) , Türksoylu halklara kimliğini    unutturmak, uzun erimli bir devlet politikası olarak benimsendi. Türk soyları    içerisinde özel bir yeri olan Azerbaycan (ki Lenin tarafından “şarkın kapısı”    olarak adlandırılıyordu) Türkleri ile ilgili politikalar, ayrı bir önem    taşıyordu. Bunun nedeni, 20. yüzyılın başlarında aydınları Avrupa’da öğrenim    görmüş, ulus bilinci edinmiş, aynı zamanda ulusal burjuvaziyi oluşturmuş    Azerbaycan’ın, Sovyetler Birliği’nin bütünlüğü için her zaman ciddi bir    tehlike oluşturacağı düşüncesiydi. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">    <font face="Maiandra GD" size="2">Bu düşüncenin şekillenmesinde, Azerbaycan’ın    güney kısmının İran yönetiminde ve nüfusça kuzeydeki kısımdan çok daha fazla    olması, daha da önemlisi kendini Türk olarak tanımlaması, göz ardı    edilemeyecek bir etkendi. Kardeş ve komşu Türkiye’nin etkisinin her zaman    güçlü olduğu Azerbaycan, Stalin’in “Pantürkist” olarak damgaladığı    aydınlarının sonlarının, kaçınılmaz biçimde Sibirya sürgünü ve yitim olduğu    gerçeğini yaşayageldi. Özellikle 1937’lerde, Mikail Müşfig (1908-1939) , Ahmed    Cevad, Hüseyin Cavid (1882-1941) , kaymağı toplanan Azerbaycan aydınlarının en    çarpıcı isimleridir. Hüseyin Cavid’in Sibirya’daki kabri bulunmuş ve kemikleri    1990’lı yıllarda Azerbaycan’a getirilmiştir. Birçok Azerbaycan aydını, (son    olarak KGB adı altında etkinliğini sürdüren) Sovyet istihbarat teşkilatının    sürekli takibinden kurtulabilmek için, yurtdışına ve özellikle Türkiye’ye göç    etmişti. Bunlardan biri olan Elmas Yıldırım (1907-1952) , Dağıstan ve    Türkistan’a sürgüne gönderildikten sonra, Sibirya’da öleceğini kesinlikle    bildiğinden, önce İran’a, sonra da Türkiye’ye kaçmıştı. Elmas Yıldırım da,    bölünmüş Azerbaycan’ın derdini yüreğinde taşıyarak, duygularını şöyle dile    getirmiştir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tarih boyu aktığı yerden alıp hızını,<br />
Koşmuş deli Kuzgun’a Kür çağlaya çağlaya,<br />
Görünce başucunda dertli Türkmen kızını,<br />
Aras ta derde gelmiş, yas bağlaya bağlaya&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kucaklaşmış o yerde, birleşmiş iki bacı,<br />
Biri aşkım, varlığım, biri başımın tacı&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sovyetler Birliği’nin 1956 yılında toplanan 20. kurultayında, Stalin’in    yanlışları ortaya koyularak, bir zamanlar binlerce Azeri aydınını, “halk    düşmanı” damgası vurarak ölüme gönderen bu insan, kendisi “halk düşmanı” ilan    edilmişti, Nikita Sergeyeviç Huruşşov (Kuruşçev) Hükümeti (1953-1964)    zamanında, yukarıda değindiğimiz politikalarda bir ölçüye kadar yumuşama    hissedilmişse de; Azerbaycan Türkü’nün, milliyetinin Azerbaycan Türkü değil    Azerbaycanlı olarak kabul edilmesi, soyadlarının sonuna –ov, -ova, -yev, -yeva    ekleri getirilerek Ruslaştırılması, kapanan Güney-Kuzey Azerbaycan sınırının    statüsünün korunması çabaları sürdürülmüştür. Azerbaycan dilinin resmi dil    statüsüne getirilmesi, eğitimin Azerbaycan dilinde olmasına karşın, ince bir    “Ruslaştırma” politikasıyla, son yıllara kadar, devlet dairelerinde,    dilekçelere varana kadar tüm belgeler Rusça düzenleniyordu. Akademik    çalışmalar Rusça hazırlanmak zorunda, doktora tezleri bile Moskova sansüründen    geçtikten sonra akademik ünvanlar verilmekteydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Böl ve parçala” politikasını uygulayan Sovyetler Birliği, Rusça’yı anadili    kabul eden Rusdilli aydınlarla anadilini benimseyen, üstün tutan aydınları    karşı karşıya getirmekle yetinmeyip, halk içerisinde (Nahçıvanlı, Bakülü,    Şekili gibi) yöresel ayrımları vurgulayarak, baskısını kuvvetlendirecek zemini    elde etmiştir. Dünya kültür tarihinde, en yakınlarına, anasına “mama”,    babasına “papa” diyecek denli sömürgecisinin dili benimsetilmiş, Rusça    konuşmayı, aydın olmanın gereği sayan, üstün bir nitelik, bir ayrıcalık olarak    gören bir gençlik, sanırız, benzeri politikaların az rastlanılan bir zaferinin    göstergesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ruslaştırma politikasına karşı çıkan Azerbaycan aydınları, yazarları,    şairleri, anadillerinin kullanımının, yalnızca anayasa hükümleri çerçevesinde    kalmasını değil, gerçekten de yaşama geçirilmesini savunageldiler. Resmi    yazışmalar, bilimsel araştırmalar, ders kitapları, gazete ve dergiler,    giderek, Azerbaycan dilinde yaygınlaşmaya başladı. Üniversiteler, Azerbaycan    Bilimler Akademisi Araştırma Enstitüleri, Azerbaycan edebiyatı ve tarihi    üzerine kapsamlı araştırmalar yaptılar. Özellikle, Bilimler Akademisi    Şarkiyyat Enstitüsü Güney Azerbaycan Bölümü, Profesör Şevket Hanım Tağıyeva    başkanlığında, bu konuda uzmanlar yetiştirerek, “güney”i “kuzey”e tanıtacak    eserler hazırladılar. Her zaman, Azerbaycan Halkı’nın yolunu aydınlatan gerçek    aydınlardan Mirze Elekber Sabir, Celil Memmedguluzade, Cefer Cabbarlı, Hüseyin    Cavid, Mikail Müşfik gibi önderlerin açtığı yolda, onları izleyen nicelerinin    yetişmesini de sağladı. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">    <font face="Maiandra GD" size="2">Şiirleri ile ulusal duygular aşılayan, vatan    sevgisinin kutsallığını vurgulayan, Semed Vurgun, Bahtiyar Vahapzade, gibi    isimler, genç neslin ulusal coşkuyla yeşermesini sağladılar. Azerbaycan    kimliğinin ve tarihinin öğrenilmesinde basın ve yayının önemli işlevi    olmuştur. Bu konularda, bilimsel araştırmalara dayanarak, Azerbaycan Bilimler    Akademisi’nin “Haberler” Dergisi, Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin “Azerbaycan”    Dergisi, Edebiyat ve İncesanat Gazetesi ve benzeri basın organları, değerli    veriler ortaya koymaktaydılar. Bununla birlikte, yeni açılan arşivler,    Azerbaycan tarihinin yeniden yazılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.    Edebiyat ve tarihin dahi “partili” olduğu bir dönemde, her bilim dalının    başına, sanki bir ön ekmişcesine “Sovyet” sözcüğünün getirildiği de gözönüne    alınırsa, bu dönemdeki çoğu araştırmanın, nesnellikten uzak olduğu açıktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Öte yandan, çocuğunun Rusça öğrenim görmesini sağlamak isteyenlerin öne    sürdükleri gerekçe, Azerbaycan dilinde öğrenim gördüğünde iş bulamayacağı,    ancak Rus Dilinde öğrenim görenlere tüm Sovyet üniversiteleri ve işyerlerinin    açık olacağıydı. İlköğrenimini anadilinde görmeyen, edebiyatını okuyup    tanımayan bir bireyin, ulusal kimliğini hiçbir zaman benimseyemeyeceği, hatta    bu arayışı bile gereksiz göreceği açıktır. Bir ulusun bireylerini bu duruma    getirmek ise, sömürgeleştirme politikalarının vazgeçilmezidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Azerbaycan Türkleri’nin, Güneyli-Kuzeyli olarak bölünseler de aynı ulusun    parçaları olduğu konusunda kuşkular yaratmak üzere, Rusya ve İran’da devlet    güdümlü özel “araştırmalar” sonucu, çok sayıda makaleler ve kitaplar yazıldı.    Çocuklar ülkelerinin tarihini ders kitaplarından öğrenirken, Kuzey    Azerbaycan’ı “Sovyet Azerbaycanı”, Güney Azerbaycan’ı ise “İran Azerbaycanı”    olarak bildiler. Amaç, genç nesillerin, birbirini tanımamasını, aynı soydan    olduklarını unutmasını sağlayarak, birbirlerini “Şurevi” ve “İranlı” olarak    adlandırıp yabancılaşmalarını gerçekleştirmekti. İran’da, Azerbaycan Türkü’nün    ulusal varlığını, dilini ve ülkesini yadsıyan, birçok “amaçlı” “bilim adamı”    yetiştirildi. Aynı politika, Sovyetler Birliği’nde de ısrarla yaşama    geçirildi. Ders kitaplarında, özellikle tarih ve edebiyat derslerinde, yanlış    ve çarpıtılmış bilgilerle genç beyinler yıkanarak; bir yanda “sovyet    vatandaşı”, diğer tarafta “İran vatandaşı” yetiştirilmeye çalışıldı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Güney Azerbaycan’da bağımsızlık mücadelesi vermiş olan Setter Han (1867-1914)    , Heyder Emioğlu (1880-1921) , Şeyh Mehemmed Hiyabani (1880-1920) , Seyid    Sefer Pişeveri (1893-1947) gibi özgürlük savaşçıları, Azerbaycan kimliği    bilincinin ve bağımsızlığının tohumlarını ekmişlerdir. Özellikle Aralık    1945-Aralık 1946 tarihleri arasında varlığını bir yıl sürdürebilmiş Sefer    Pişeveri’nin başkanlığındaki Azerbaycan Milli Hükümeti, anadilde eğitim veren    bir üniversite açmış, ve bu dönemde ilkokullar, radyo, basın ve yayın ilk kez    Azerbaycan Dilinde faaliyete geçmiştir. Bu ulusal hükümet, 6 Ocak 1946 tarihli    kararıyla Azerice’yi Güney Azerbaycan’ın resmi dili ilan etmişti. Hükümet,    bütçesinin %40’ını eğitim ve uygarlığın gelişimi için ayırmaya karar vermişti.    Ne yazık ki, bu hükümetin yıkılmasıyla, sözkonusu kanunlar yürürlükten    kaldırıldı. Bundan sonra, “Farslaştırma” politikası daha da güçlendi. 1950’li    yıllarda Güney Azerbaycan’a uygulanan “Farslaştırma” politikasının sonuçlarını    inceleyen Sovyet araştırmacısı Y.A. Doroşenko şunları yazıyordu: Eğitim,    kültür ve dil alanında zorunlu Farslaştırma, azınlıkta kalan halkların sert    tepkilerine neden oluyor; hükümet, İran Azerbaycan’ında bugün de Fars Dilinin    yetersiz öğrenilmesi ve benimsenmemesinden duyduğu rahatsızlığı ifade    ediyordu. Çünkü, halk Farça’yı kullanmaktan kaçınmaktadır. Öğrenciler ise,    ders zamanı Farsça’yı boykot ediyorlardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İran Şahı’nın, Fars Dilinin, İran’ın Fars olmayan halkları arasında yayılması    yönünde özel bir fermanı vardı. Şah rejiminin ideolojisi, Azerbaycan’ın    tarihine, diline ve uygarlığına, Paniranizm ve Fars şovenizminin uygulanması,    Azerbaycan Türkleri’nin İran’da bir ulus olarak yadsınmasına yönelikti. İran    Şahı, 1958 yılındaki bir kabine toplantısında, Milli Eğitim Bakanı’na şu    sözleri söylemişti: Öyle önlemler alın ki, Fars Dili, çocuk yuvalarında,    okullarda, basın yayın organlarında yaygınlaştırılarak, halkın adet ve    alışkanlığına dönüşsün ve onlar giderek kendi anadillerini unutsunlar. Fakat,    Şah’ın bu direktifleri beklenen sonucu vermedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Güney Azerbaycan Milli Hükümeti tarafından 1946 yılında kurulan Azerbaycan    Yazarlar ve Şairler Cemiyeti, bu hükümet yıkıldıktan sonra kapatılarak üyeleri    ya hapsedildi ya da göç ettirildi. 1960 lı yıllara kadar Güney Azerbaycan’ın    kültürel yaşamına, durgunluk hakim oldu. Seyyid Mehemmed Şehriyar’ın 1954    yılında basılan “Heyder Baba’ya Selam” şiiri, halk tarafından “sehra    yağışı=çöl yağmuru” olarak değerlendirilip benimsendi. Şehriyar ve O’nun    “Heyder Baba”sı, kuzey ve güneyiyle bütün Azerbaycan halkını pamuk denli    yumuşak, çelikten sağlam, ince tellerle birleştiren, onu yumuşacık sözlerle    uyandıran, ardından, silkindirip ayağa kaldıran bir heyecan dalgası oluşturdu.    1960 lı yıllarda, Güney Azerbaycan’da, Semed Behrengi, Behruz Dehgani, Elirıza    Nabdel gibi şair ve yazarların, beğenilerek okunan eserleri basıldı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1946-1979 yılları arasında basın yayın alanında Azerbaycan dilinin    kullanılması yasaklanmıştı. Bu yasak, 14 Ekim 1978 tarihinde kaldırıldı. 17    Ocak 1979 tarihinde Tebriz’de, Azerbaycan ve Fars Dilinde çıkan “Ulduz”    Gazetesi, Mehemmed Rıza Pehlevi diktatörlüğünün devrildiğini Azeriler’e kendi    anadillerinde duyurdu. Bundan sonra, çok sayıda gazete ve dergi, Azerbaycan    Dilinde basılmaya başladı. Bunlardan, bugüne dek yayın yaşamını sürdüren    “Varlık” Dergisi, büyük önder Cevad Heyyet’in başkanlığında hazırlanmakta ve    her iki Azerbaycan’da büyük ilgi görmektedir. Halen yürürlükte olan İran    Anayasası’nın 15. maddesine göre, İran Halkı’nın ortak resmi dili Farsça’dır.    Öte yandan, yerli ve etnik dillerin Fars Dili ile birlikte kullanılması, basın    yayında yer alması ve ulusal edebiyatın okullarda okutulması serbesttir.    Bununla birlikte, bu madde de anadilin kullanılmasına sınırlı bir özgürlük    tanımaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Azeri Türkçesi konuşup, ilkokuldan başlayarak Farsça öğrenim görerek “ben    İranlı’yım” diyen kimi Azerbaycan Türkleri’nin ulus bilincinin gelişmemesi,    işte bu eğitimin sonucudur. İran İslam devrimi’nden sonra, Azeri Türkçesi ile    basılan gazete ve dergiler, bu eksiği kapatmak için, Azerbaycan tarihini,    uygarlığını, edebiyat ve dilini öğretmeye, halkta kendine güven ve ulus gururu    uyandırmaya, bunun sonucu olarak ta, kendi ulusal hakları uğruna mücadele    verme gücü aşılamaya yardım ettiler. 31 Aralık 1989 tarihinde, Azerbaycan    Sovyet Cumhuriyeti ile İran Devleti arasındaki sınır boyundaki tel örgüler,    Azerbaycan vatandaşları tarafından, büyük bir coşkuyla söküldü. 18 Ekim 1991    tarihinde, Kuzey Azerbaycan’da bağımsızlık ilan edilerek Azerbaycan Demokratik    Respublikası’nın kurulması, Güney Azerbaycan’da ulus düşüncesinde yeni bir    canlanma yarattı. İki Azerbaycan arasında gidiş gelişlerin artması, kültürel,    siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi, uzun yıllar farklı rejimlerde    yaşamış olan bir halkın, iki kesiminin, birbirini tanımasına olanak    sağlamıştır. Bundan rahatsız olan bugünkü İran rejimi, şahlık devrinde yaşama    geçirilmeye çalışılan “tek İran milleti” politikasını, “tek İslam ümmeti”    şeklinde uygulamaya çalışmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Kuzey Azerbaycan’da bağımsız bir    Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulması, Azerbaycan’ın gelecek günleri    için önemli bir dönüm noktasıdır. Azerbaycan Ulusu, maddi ve manevi yönden    zengin bir altyapıya sahip olarak, Atatürk’ün Türk gençliğine seslenişinde    vurguladığı şekliyle, “muhtaç olduğu kudreti kendi damarlarındaki asil kanda”    bulamazsa, tarihi bir fırsatı kaçırmış olacaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Anadilim, anam dilim;<br />
Özüm sene gurban dilim.<br />
Tustağlığın bitene dek,<br />
Senle birge yanam, dilim&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şekersen mi, bal mı yoksa?<br />
Işığını sal ulusa.<br />
Cihan menem, men cihanam,<br />
Dilim hemişe azadsa&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="center"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"> <span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-edebiyati/">»<span lang="tr">  “Azerbaycan Edebiyatı” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></font></p>
<p align="center"> <span style="font-size: 9pt"><span lang="tr"><strong><font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></span></p>
<p align="center"> <strong><font style="font-size: 8pt" color="#c0c0c0" face="Maiandra GD">Kaynak: </font></strong><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD" size="1"><strong> &#8220;</strong></font><strong><a href="http://gruplar.antoloji.com/grup.asp?grup=17001&amp;goster=dokuman&amp;dokuman=49112" style="text-decoration: none"><font color="#0099cc" face="Maiandra GD" size="1">Azerbaycan  Edebiyatı</font></a><font color="#c0c0c0" face="Maiandra GD" size="1">&#8220;</font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-tarihinden/">Azerbaycan Tarihi’nden…</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerbaycan-tarihinden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
