<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Balon Kesifler ve Buluslar | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/balon-kesifler-ve-buluslar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 May 2013 06:06:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Balon (Keşifler ve Buluşlar)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2007 10:26:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Karışık Başlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Keşifler ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atesli Balon]]></category>
		<category><![CDATA[Balon]]></category>
		<category><![CDATA[Balon Kesifler ve Buluslar]]></category>
		<category><![CDATA[Balonun Bulunusu]]></category>
		<category><![CDATA[Balonun icadi]]></category>
		<category><![CDATA[Bulus]]></category>
		<category><![CDATA[Buluslar]]></category>
		<category><![CDATA[catlar]]></category>
		<category><![CDATA[icat]]></category>
		<category><![CDATA[Kesif]]></category>
		<category><![CDATA[Kesifler]]></category>
		<category><![CDATA[Maddelerin Kesifleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihteki Kesifler ve Buluslar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Balon (Keşifler ve Buluşlar) Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen&#8217;in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt&#8217;ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/">Balon (Keşifler ve Buluşlar)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font color="#3366ff"><span style="font-size: 22pt"> Balon<br />
</span></font><font color="#ff6600"><span style="font-size: 15pt">(Keşifler ve  Buluşlar)</span></font></strong></font></p>
<p align="center"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/icatlar_ve_buluslar/balon.jpg" alt="https://www.bilgicik.com/resimler/icatlar_ve_buluslar/balon.jpg" align="left" height="150" width="150" /></p>
<p align="justify">  <font face="Maiandra GD" size="2"> Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin  kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen&#8217;in makinesi ağır ve zor ilerliyor,  teknik yerinde sayıyordu. Watt&#8217;ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu  yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim  niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık  tarihinde üçüncü defa müdahalede bulunuyordu, ama bu müdahalesi, toplumda bundan  böyle büyük bir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesi ve  mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumla  karşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğin kendisinden  önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti. Artık mucite hangi yönün  daha elverişli ve hangi bulguların daha yararlı olacağını bilim gösterecekti.  Söz hakkı, usta teknisyenlerin değil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen  bilim adamlarınındı. Bu dönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş  bulunduğuna göre, en göz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu döneme kadar &#8220;gaz teorisi&#8221;ni kuranlar fizikçiler olmuştu; yani gazların  yalnız fiziksel özellikleri üzerinde durulmuştu. XVII. yüzyılın ortalarına doğru  kimyacılar da bu konuya ilgi göstermeye başladılar, o güne kadar yalnız bir tür  &#8220;hava&#8221; var sanılıyordu; o da soluk aldığımız hava; Fransa&#8217;da Lavoisier ve  Berthollet; İngiltere&#8217;de Cavendish ve Priestley; İsveç&#8217;te Scheele; Rusya&#8217;da  Lomonosov genel olarak kullanılan &#8220;hava&#8221; teriminin birçok gazları kapsadığını  kanıtladılar; 1772&#8217;de Priesley, bu konuda yazdığı bir eserinde gazların bir  dökümünü yaptı. Saydığı gazlar şunlardır: &#8220;ateş havası&#8221; (oksijeni kastediyordu.)  &#8220;sabit hava&#8221; (karbonik gaz), &#8220;güherçileli hava&#8221; (azot bioksidi), &#8220;yanar hava&#8221;  (hidrojen), &#8220;flogistikli hava&#8221; (azot) vb. Ayrıca bunların yanarlığı, yoğunluğu  gibi özelliklerini de açıklıyor; &#8220;sabit hava&#8221;nın deney kabının dibinde kalan  ağır bir gaz, &#8220;yanar hava&#8221;nın hafif ve uçucu olduğunu anlatıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Briestley&#8217;in keşiflerinin yarattığı heyecana kapılanlar arasında Etienne  Montgolfier (1745 . 1799) adlı Annonayli bir Fransız da vardı. Tanınmış bir  kâğıt fabrikatörünün oğlu olan Montgolfier, Soufflot ile birlikte Paris&#8217;te  mimarlık öğrenimi gördükten sonra babasının fabrikasında çalışmak üzere ülkesine  dönmüştü. Fransa&#8217;da bilimsel zekâsını kullanmak, yeni yöntemler keşfetmek ve  Fransız kâğıtçılığına yenilikler getirmek fırsatını buldu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Deneylere güvenen, zeki, metotlu ve sakin bir insandı. Bu kişiliğiyle de ağabeyi  Joseph&#8217;in tam karşıtıydı. Kardeşi kadar yaratıcı ve parlak bir zekâya sahip olan  Joseph (1740-1810), hayalci, iradeli ve ateşli bir gençti. Aslında bu iki zıt  yaradılış birbirlerini tamamlıyordu. Joseph garip bir fikir ortaya attı mı,  Etienne onu hemen dengeler, yoluna koyar ve uygulardı. Vivarais dağının  doruğunda uçuşan bulutları kıskanmak, &#8220;suni bulut&#8221; meydana getirmeyi ve onun  asılları gibi uçuştuğunu düşlemek ancak Joseph gibi birinin aklına gelebilirdi.  Çevresindekiler varsın kahkahayla gülsünler&#8230; Buna bir Etienne gülmemişti;  çünkü Priestley&#8217;in kitabında &#8220;havadan daha hafif ve daha ağır ofan gazlar&#8221;  olduğunu okumuştu. Bunlardan biri, bir zarfa doldurulabilse havada yükselemez  miydi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu zarfın atmosferde, hiç değilse kendi yoğunluğuna eşit bir gaza rastlayıncaya  kadar yükselmesi mantık gereğiydi. Hemen deneylere girişerek kağıttan bir kese  yaptı, bunu demir parçaları üzerine sülfirik asit dökerek elde ettiği &#8220;yanar  hava&#8221;yla (hidrojen) doldurdu. Kesekâğıdı bir süre uçtuktan sonra düştü. Gaz çok  inceydi, kâğıttan geçip havaya karışmıştı. Daha elverişli bir gaz bulmak  gerekliydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İki kardeş, bu defa nemli samanla yün yaktılar, çıkan gazla doldurulan kese  tavana kadar yükseldi. Bu yükselişin nedeni, o günlerde sanıldığı gibi,  saman-yün karışımının kimyasal bir özelliğinden ileri gelmiyordu. Isınan havanın  daha hafif olduğunu İsviçreli fizikçi Horace de Saussure (1740-1799) o yıllarda  kanıtladı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu olaylar sırasında, iki kardeş ipekten paralelyüz biçiminde iki metre küplük  bir zarf imal ettiler. Bunu sıcak havayla doldurunca uçtuğunu ve tavana gidip  yapıştığını gördüler. Bu deneyden cesaret alarak yirmi metre küplük bir zarf  imal etmeye koyuldular. Bu defa, deneylerini açık havada yaptılar. &#8220;<font color="#000000">Balon</font>,&#8221;  kendisini ateşin üstünde tutan ipleri kopartarak havalandı ve 300 metreye  yükseldi. Böylece Montgolfier kardeşler kendilerini var güçleriyle çalışmalarına  verdiler. Hemen 11.50 metre çapında, 750 metre küp hacminde yeni bir  <font color="#000000">balon</font> imal ettiler. Bu <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">balon</font></a> ambalaj bezinden yapılmış ve kâğıtla  astarlanmıştı. 215 kilo geliyor, ayrıca 200 kilo da yük alıyordu. Başarılarının  daha geniş yankılar yapması ve daha çok kişi tarafından izlenebilmesi için  deneylerini Vivarais Meclisinin toplanacağı 5 Haziran 1783&#8217;te uygulamaya karar  verdiler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">O gün bütün şehir halkı alanda toplanmıştı. Tam ortada içi boş şekilsiz bir <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">balon</font></a> durmaktaydı. Montgolfier kardeşlerden  biri, resmi kişilere doğru ilerledi. &#8220;Sayın meclis üyeleri, bu büyük keseyi  buharla dolduracağız. Az sonra göklere yükseldiğini göreceksiniz,&#8221; dedi. Kesenin  altında samanla yün yaktılar. Seyirciler, kesenin kırışıklarının açılıp  şiştiğini ve kusursuz bir küre biçimini aldığını gördüler. Bunu sekiz kişi zor  zaptediyordu; derken ansızın bıraktılar! Kalabalığın soluğu kesilmişti. Balon  yükselmeye başladı; 2.000 metre kadar gittikten sonra birden söndü ve hareket  noktasından 4 km. uzakta bir bağa ağır ağır düştü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu olay yalnız bilim dünyasında değil bütün dünyada büyük bir heyecan yarattı.  Ezeli düş gerçek olmuş, ağırlık yenilmiş, insan dehası göklerin egemenliğini ele  alarak bulutlarla, kuşlarla boy ölçüşür duruma gelmişti. Bilimler Akademisi,  böyle olağanüstü bir olaya tanık olmak istedi. Deneyin masraflarını yüklenerek  tekrarlanması için Montgolfier kardeşleri Paris&#8217;e çağırdı; bir yandan da  uzmanları deneyin ayrıntılarını hazırlamakla görevlendirdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Jeolog Faujas de Saint-Fond deneye katılma kaydı açtı; yapımcı Anne-Jean Robert  (1758-1820) balonun imalini ele aldı; tanınmış Fizikçi Jacques Charles  (1746-1823) de girişimin bilimsel yönetimine atandı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Özellikle gazların genleşmesi konusunda incelemeler yapmış olan Jacques Charles  yalnız meslektaşlarının saygıyla eğildikleri bir bilim adamıydı. &#8220;Uçan bir  makine&#8221; meydana getirme işiyle görevlendirildiğinde, bilimsel bir ruhla işe  koyuldu ve sıcak hava yerine hidrojeni kullanmaya karar verdi. Ne yazık ki,  Robert&#8217;in &#8220;Mariot Kanunu&#8221;ndan haberi olmadığından kusursuz bir küre biçimi  vermek için balonu iyice doldurdu. 27 Ağustos 1783&#8217;te, Paris halkının yarısının  toplandığı Champ-de-Mars&#8217;da toplar atılmaya başladı. Bu işaretle havalanan  balon, bir anda 1.000 metreye yükselip bulutların arasında kayboldu. İnsan  zekâsının bu &#8216;mucize&#8217;si karşısında kalabalık bağırıyor, haykırıyor,  kucaklaşıyor, ağlaşıyordu. ne var ki, balon yükseğe çıkınca aşırı gerilmiş,  patlamış ve Paris&#8217; ten yirmi kilometre uzağa düşmüştü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sırada Etienne Montgolfier de, Paris&#8217;e gelmiş ve &#8220;Montgolfiere&#8221; imal etmeye  başlamıştı. Bu yine küre biçiminde, altın renkli işlemelerle süslü mavi bir  balondu. Altına bir kafes asarak içine bir koyun, bir horoz, bir de kaz  koydukları balonu Versay sarayında kral, kraliçe ve saray mensupları önünde  salıvermeye karar verdiler. Kararlaştırılan zamandan üç saat önce, sarayın  parkları ve civar sokaklar görülmemiş bir kalabalıkla dolmuştu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Saat ikide halatlar kesildi ve balon &#8216;yolcularını&#8217; alarak havalanmaya başladı.  On dakika sonra da Vaucresson koruluğuna indi. Herkes hayvanların yolculuğu  nasıl geçirdiklerini öğrenmek için oraya koşuştu. Hedefe ilk varan Pilatre de  Rozier, kafesi açınca hayvanlar sağ salim dışarıya fırladılar. Böylece  atmosferin yüksek tabakalarının canlılar için solunuma elverişsiz olmadığı da  kanıtlanmış oldu.. Bu gözlem gözü pek bir insan olan Pilatre&#8217;i çok  heyecanlandırmıştı. İnsanların önlerinde açılan bu yepyeni egemenlik alanının  kâşiflerinden yalnız hayvanlar olmasına gönlü razı gelmiyordu. Bu yeni dünyayı  insan keşfe çıkmalı ve bu kişi de kendisi olmalıydı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Pilatre yalnız gözünü budaktan sakınmaz kişi değil, aynı zamanda bir bilim  adamıydı da. Montgolfierler onun verdiği ölçüler üzerine, 20 metre yüksekliğinde  16 metre çapında bir balon imal etmeye koyuldular. Sıcak havanın girdiği alt  deliğin ağzına sorgun ağacından küçük bir bölme eklediler. Ocağı meydana  getirecek olan saman yığınını buraya doldurdular. Deney günü yaklaştıkça sorumlu  kişileri bir korkudur alıyordu. Bir insanın kendisini böyle çılgınca bir  tehlikeye atmasına izin verilecek miydi? XVI. Louis, &#8220;Kurban olarak insan  verilmek isteniyorsa, ölüme mahkum kişileri koşsunlar bu işe!&#8221; diye emretti.  Pilatre bundan gocundu, &#8220;Göklere yükselme onurunu aşağılık canilere mi  vereceğiz? Hayır, asla bu olmayacak,&#8221; diyerek dostlarından D&#8217;Arlandes Marki&#8217;si  François-Laurent&#8217;ı kralı ikna etmeye gönderdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Deney günü saat 13&#8217;te balon gözü pek yolcusunu ve ona katılan D&#8217;Arlandes&#8217;i de  alarak Muette bahçesinden havalandı. Balon ve yolcular 1.000 metre yükseklikten  Paris&#8217;in üstünde dolaştılar. Sokaklar, balkonlar, hatta damlar insan almıyordu.  Balon Butte-aux-Cailles&#8217;a yumuşak bir iniş yaptı. Yolcular, yer çekiminin bin  yıllık zincirlerini kıran yiğit şövalyelere yaraşır bir zafer alayını artlarına  takıp başkente döndüler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong>GÜDÜMLÜ BALONLARIN KISA SALTANATI<br />
</strong><br />
Patlamalı motorlar ve havalı lastikler, mekanik -uygarlığın iki temel icadı  olmuştu. Yöremize bir göz gezdirmek bu iki icada neler borçlu olduğumuzu  anlamaya yeter. Özel arabamızdan traktöre, motosikletten otobüs ve sanayi  motorlarına kadar her şey bunlara dayanmaktadır. Şimdi bunlara bir de uçağı  eklemek gerekir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ikarus&#8217;un şairane hayalini gerçekleştiren işte bu patlamalı motor ve havalı  tekerlek oldu. Ne var ki bu, sayısız bilim adamlarının uzun ve inatçı  çalışmalarına, Lalande gibi bazı bilginlerin, saçma şeylerle uğraşıyor denilip  alaya alınmalarına, hatta bazılarının hayatına mal oldu. Bununla birlikte, kabul  etmeliyiz ki, bazı çılgınların imal ettikleri ilkel araçlarla kuşlar örneği  uçacaklarını ileri sürmeleri karşısında, kuşku ve inansızlık gösterenler,  bütünüyle haksız değillerdi. Gerçi Lalande&#8217;ın zamanında aerodinamik bilimi  mevcut değildi, ama bu girişimlerin iyi bir sonuca ulaşamayacağını anlamak için  statiğin belli başlı kanunlarını bilmek yeterliydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hareketli kanatlar takıp uçacağını öne süren cüretli mucit cahil kişi olsa  gerekti; çünkü o kanatlarla üstüne dayanacağı havanın direnciyle kendi öz  ağırlığını oranlamayı bile bilmiyordu, insanın kuş olmadığını, bunun sonucu  olarak onlar gibi kanatları idare edecek kadar güçlü karın kaslarına sahip  bulunmadığını da unutuyordu. Zaten XIX. yüzyılda girişilen bütün &#8220;uçan adam&#8221;  deneyleri halkın kayıtsızlığıyla karşılaşmıştı. Halkın aklı ancak &#8220;havadan daha  hafif&#8221;e erebiliyordu. Böylesi, yolcusunu kazasız belâsız taşıyabilecek tek hava  aracıdır, deniyordu. Gerçi balon güdümlü bir araç değildi ve ilerlemek için  rüzgârın sürüklemesine uymak gerekiyordu, ama günün birinde bunun da çaresinin  bulunacağına herkes inanıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Güdümlü balon karşılarına yine o bildik &#8220;havadan daha hafif&#8221; sorununu  çıkartmaktaydı. Çünkü güdüm ancak motorla olabilirdi. Bu durumda motor hem çok  hafif, hem de dümeni ve pervaneyi çevireceğinden aynı zamanda güçlü olmalıydı.  Görülüyor ki, güdümlü balon, sadece buharlı makinenin tanındığı bir dönemde  gerçekleşebilecek bir tasan değildi. Sözgelişi Giffard&#8217;ın, 1852&#8217;de kendi  balonuna taktığı buharlı makine 450 kilo ağırlığında ve olup olacağı 3  beygirgücündeydi. Üç beygir de etkili bir güdüm sağlayabilecek bir güç değildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Elektrik motorlarının icadı araştırmalara yeni bir yön kazandırdı ve mucitlerin  hevesini körükledi. 1883&#8217;te Gaston ve Albert Tissandier kardeşler elips  biçiminde ve 28 m. uzunluğunda bir balon imal ettiler. Buna, pillerle beslenen  bir Siemens elektrik motoruyla döndürülen bir pervane de eklediler. Bütün  bunların toplam ağırlığı 300 kiloyu bulmuştu ve bir buçuk beygirlik gücü vardı.  Öyle ki bu girişimde de gerekli güdümün elde edilmesi mümkün değildi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Balonlara güdümlülük verme fikri yavaş yavaş bir efsane olarak görünmeye  başlamıştı ki, 1884&#8217;te Charles Renard (1847-1905) yaptığı deneyle bunun aksini  kanıtlayabildi. Bu havacı 8 beygirgücünde ve 564 kilo gelen bir elektrikli motor  koymayı başardı. La France adını verdiği 50 metrelik balonuyla 7.600 km.&#8217;lik bir  uzaklığı gidip döndü. Deney ispatlayıcıydı ama olağanüstü bir başarı ve gelecek  vaat etmeyen bir gösteri gibi görünüyordu. Gerçi motorun gücünü artırabilirlerdi  ama güçle birlikte ağırlık da artıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Patlamalı motorların yaygınlaşması ve gelişmesi yeni ufuklar açtı. 1897&#8217;de Alman  Woelfert balona, bir Daimler motoru yükledi. Deutschland adını verdiği bu balon  28 m. uzunluğundaydı ve iki pervaneliydi. Ama ne yazık ki havacı, bu hacimdeki  bir hidrojen balonunun içinde alev saçan bir patlamalı motor oturtmanın barutla  ateşi bir arada bulundurmak demek olduğunu düşünememişti. Öyle ki 14 Haziranda  yaptığı deneme faciayla sona erdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Balonla patlamalı motoru bağdaştırmayı ilk başaran ünlü Brezilyalı Alberto  Santos-Dumont (1873-1932) oldu. Ve 19 Ekim 1901&#8217;de &#8220;Deutsch&#8221; armağanını kazandı.  Bu armağanın, Sint-Cloud&#8217;dan hareket edip Eyfel&#8217;in çevresini dönecek ve hareket  noktasına inecek ilk balona verilmesi kararlaştırılmıştı. Santos-Dumont&#8217;un  balona nasıl hâkim olduğunu görenler şaşmış ve hayran olmuşlardı. Balonda güdüm  savaşı kazanılmıştı. Henüz uçak sözü edilmediği ve Ader&#8217;in ordunun  anlayışsızlığını görüp kabuğuna çekildiği bu dönemde meydan güdümlü balonundu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fransa&#8217;da ve Almanya&#8217;da mucitler ve halk heyecan içindeydi. Cüretli zenginler  yarışırcasına mucitleri kışkırtıyorlardı. Zengin Fransız sanayicisi Paul Lebaudy  (1858 -1937), 1902&#8217;den başlayarak bir seri güdümlü balon yapılması için bir  servet harcadı, ama bunların çoğu facialarla son buldu, içlerinde en şanslı  olan, Mühendis Julliot&#8217;nun yapısı Liberte (1909), 63 m. uzunluğunda 12.50 m.  çapındaydı ve 120 beygirlik bir motor ona 40 km.&#8217;lik hız vermekteydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Almanya&#8217;da bu işlerin başında Graf von Zeppelin bulunmaktaydı (1838-1917).  Sarsılmaz bir inançla çalışmakta t)tan bu kişiyi halk heyecanıyla ve imparator  da lütuflarıyla desteklemekteydiler. Birçok acı tecrübeler geçirdiği ve  facialara tanık olduğu halde, bu manevi desteklemeler sayesinde umutsuzluğa  düşmedi ve gerçekten dev bir hava filosu meydana getirmeyi başardı. &#8220;Zeplinler  kafes şeklindeki demir iskeleti! dev iğler olup taşıdıkları hidrojen balonları  sayesinde havalanmaktaydılar, ilkinin boyu 128 m. ve hacmi 11.000 metre küptü  (1900). Ve iki tane 16 beygirlik motorla işlemekteydi. Sonuncusu (1936) Avrupa  ile Amerika arasında ticari bir havacılık hattında çalışıyordu: bunun hacmi  105.000 metre küptü ve motoru da 2.650 beygirgücündeydi. Salonu, yemekhanesi  konforlu ve fresklerle süslüydü; ayrıca bir sigara salonuna, duş odasına da  sahip olan bu güdümlü balon 50 yolcu taşımaktaydı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Zeplinler dev araçlardı; sonuncusunun boyu 200 m.&#8217;yi buluyordu. Fakat o oranda  da tehlikeliydiler; çünkü taşıdıkları hidrojen faciaya sebep olmak için bir  kıvılcım bekliyordu. Eninde sonunda güdümlü balon yok olmaya mahkûmdu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1914&#8217;ten başlayarak Graf von Zeppelin, 148 m. uzunluğunda ve 600 beygirgücünde  bir motorla işleyecek olanı &#8220;Zeppelin IV&#8221;ün montajıyla uğraşıyorken uçak deneme  safhasından çıkmış, askeri ve sivil alanda parlak bir geleceğe doğru uçmaya  başlamıştı bile.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong>HAVACILIĞIN BEŞİĞİ<br />
</strong><br />
Balon, XX. yüzyılın başında en mükemmel durumuna geliyor ve bir yığın mucit  güdümlüsünü de imal edebileceklerini ileri sürüyorlarken, &#8220;havadan daha ağır&#8221;  olan bir şeyin ardından koşanlar bulunduğuna herkes şaşıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Oysa böyle düşünenler yanılıyorlardı; çünkü tabiatta balona benzeyen bir örneğin  bulunmamasına karşılık kuşlar, &#8220;havadan daha ağır&#8221;ın tipik örnekleriydi. Uçurtma  çoktan beri biliniyordu. İnsanı taşıyabilmesi için daha büyüğünü imal etmek  yeterdi. Bir yığın araştırmacı işte bu mantığı yürütüyor ve bu uğurda kurbanlar  veriyorlardı, insan kaslarının uçmak için yeterli güçte olmadığını çabuk  anladıklarından tek umutları motora kalmıştı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sorunu bilimsel olarak ilk inceleyen İngiliz George Cayley (1773-1857) oldu;  hatta vatandaşı William Samuel Henson 1842&#8217;de elli metre boyunda tek kanatlı bir  uçak bile imal etti. Ama uçuramadı, çünkü ağırlık ve güç sorunu henüz  çözümlenmemişti; buharlı makineyle çözümlenecek gibi değildi. Öyle ki, yapılacak  bütün denemelerin boşa gitmesi kaçınılmaz bir sonuçtu. Gerçekten de 1895&#8217;te  İngiliz mühendisi Hiram Maxim (1840-1916) ve büyük Amerikalı fizikçi Samuel  Langley&#8217;in (1834-1906) 1903&#8217;teki denemeleri başarısızlıkla sona erdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Buharlı uçan makineyi uçurmayı başaran tek mucit Fransız Clement Ader (1890 ve  1897) oldu. Balonun aracılığı olmaksızın göğe yükselebilen ilk insanın Ader  (1841-1925), P.T.T.&#8217;de mühendisken mucitlik hevesiyle işinden çıkmıştı. Başarılı  oldu ve epey de para kazandı. O zaman kendini rahatça, &#8220;havadan daha ağır&#8221;  sorununu incelemeye verdi. Yaklaşık bir milyon frank harcadı, ama amacına da  ulaştı. 9 Ekim 1890&#8217;da, pervanesi 20 beygirgücündeki bir makineyle dönen ve  ağırlığı beygir başına 15 kg. olan aracı yerden kalktı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yedi yıl sonraki başarısı yerden kalkmakla da kalmadı; bir hamle yaparak 300 m.  uçtu. Bu başarıyı gerçekleştirdiği aracı; birer ufak buhar makinesiyle dönen,  iki pervaneli ve 16 metre boyunda koca bir yarasaydı. Ader makinenin kendisini  alıp götürdüğünü, aşağıda yerin hızla gömüldüğünü ve rüzgârın gücüyle,  hazırlanan pistin dışına sürüklendiğini görünce soğukkanlılığını kaybetti.  Motoru durdurarak kendini inişe koyuverdi. Anlayışla karşılanması gereken böyle  bir telâş, buna rağmen aleyhine oldu; çünkü deneyde hazır bulunan Savunma  Bakanlığı delegeleri denemeyi yeterli bir başarı saymadılar ve bakanlığın  desteğini reddettiler. Çaresiz ve umutsuz kalan Ader havacılığın dikenli  yollarından usulca uzaklaştı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ader&#8217;in başarısızlığı, &#8220;havadan daha ağır&#8221;ın başarılı sonuca varabilmesi için  hafif makinenin yeterlj olmadığını, bu aracı kullanmayı bilmek de gerektiğini  ispatlamıştır. Aracın itici bölümünde kusur yoktu; beygir başına 3 kilo  gelmekteydi ki, bu gerçekten büyük bir başarıydı. Ancak, resmi deney için  sınırlanan alanı geçmiş olsaydı bile pratik bir makine haline gelemeyecekti;  aracın itici bölümünü başarıyla meydana getirmişti, ama aerodinamik bölümün  sırrını keşfedememişti. Ader&#8217;in pilotluğu bilmediği kadar aracı da uçmayı  bilmiyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün öncüler gibi Ader de bir makinenin uçabilmesi için kuşa benzemesi  gerektiğini düşünmüştü. Buna inanıldığı için de leyleğin, akbabanın uçuşu  inceleniyor, kanatları ve bunları nasıl kullandıkları gözlemleniyordu. Ama  araştırmacılar tabiatı kılı kılına taklit etmenin söz konusu olamayacağını  tahmin edebilmeliydiler. Hayvanların imkânları ayrıdır, insanınki ayrı. Onları  inceleme, kopya etmeye varacaksa yararsızdı; tersine bunların işleme mekanizması  anlaşıldıktan sonra insanın imkânlarıyla oranlanarak bir sonuca varmak  gerekirdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunu böyle anlayıp araştırmalarını bu açıdan yapan ilk bilim adamı Alman Otto  Lilienthal (1848-1896) oldu. Kendini bütün kalbiyle ve ruhuyla uçma sorununa  verdi; bu sorunun bilgini, yapımcısı, akrobatı, fizyolojisti oldu. Kırk üç  yaşında olduğu halde kanatlar takıp her seferinde biraz daha uzun uçuşlar  yapmaktaydı. Aracı 4 m. kapsamlı ve 14 metrekare havayı kaplayan bir planördü.  Yelkensi aracının ortasında durur, kendini bir tepeden aşağıya atar, havada  mümkün olduğu kadar uzağa gidecek şekilde süzülmek için ne manevralar  yapılacağını ve yükselen hava akımlarından yararlanma yöntemlerini araştırırdı.  Yaptığı iş ölüme kafa tutmak değil, onu yudum yudum yenmekti. Ama hışmına  gelmedi de değil; aracı 1896 yılında bir gün havada kırıldı ve Lilienthal  hayatını bu serüvende kaybetti. Ama gelecek kuşaklara hazine değerinde bilgiler  ve havacılığın doğmasına imkân hazırlayan gözlemler bıraktı. Bu hazineyi Fransız  Ferber ve Amerikalı Chanute ve Langley buldular, değerlendirdiler ve  yararlandılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Amerikalı mühendis Octave Chanute&#8217;ün (1832-1910) özelikle kayda değer katkıları  oldu. Mouillard&#8217;ı tanımış ve Lilienthal&#8217;m deneylerini dikkatle izlemişti.  Birinin teorik çalışmalarından yararlanıp ötekinin izinden gitmeye karar verdi.  Kişisel deneyleri onu, Almanın planöründe değişiklikler yapmaya götürdü: Onun  tek katlı kanadının yerine iki katlısını koydu ve bir de stabilizatör, yani  doğrultuyu düzeltmeye yarayan bir kuyruk ekledi. Bu aracı sırtına alır ve hava  kendisini kaldırsın diye bayır aşağı koşardı. 1897&#8217;de bu şekilde 109 m. uçmayı  başardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Göğün fethi konusunun en ateşli aktüalite olduğu bu dönemde Chanute&#8217;ün  kendisinin ve Lilienthal&#8217;in deneylerini anlatan kitabının yayımlanması kuşkusuz  yankılar yaratmıştı ve bir yığın heyecanlı genç, Ader&#8217;in deyimiyle &#8220;uçucu&#8221; olma  hevesine kapılmıştı. Bunlardan ikisi, Dayton&#8217;da (Ohio) bisiklet satıcılığı yapan  otuz iki ve otuz sekiz yaşındaki Wilbur (1867-1912) ve Orville Wright  (1871-1948) kardeşler oldu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Wright kardeşler Chanute&#8217;ün deneylerinin izinden gitmek kararında olmakla  birlikte apayrı bir yol izlediler. Acele işi bir yana bırakıp ağır ama emin  adımlarla gitmeyi bildiler. Önce işi ayrıştırdılar ve güçlükleri tek tek bulup  bunları gidermenin yollarını bulmaya çalıştılar. Araştırmalarına, çift kanatlı  Chanute planörüyle başladılar (1889). Sonunda havaya daha iyi hâkim olabilmek  için arka planda karın üstü yatmanın, stabilizatör kuyruğun yerine bir derinlik  dümeni kullanmanın ve dümenin, gözlerinin önünde olması için öne yerleştirmenin  daha iyi olacağını gördüler. Bundan başka geriye bir direksiyon dümeni  eklediler, taşıma yüzeyini de genişlettiler. Kısacası Wrightlar ilkel uçurtmayı  1902&#8217;de, binden fazla deney ve uçmanın verdiği tecrübelerin sonucunda Lilienthal  ve Chanute&#8217;ünküne kat kat üstün bir planör durumuna getirdiler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1903&#8217;te Wrightlar yerden kesilmek için dıştan yardım almaya son vermeyi  düşündüler ve bu amaçla araca bir motor takmaya karar verdiler. Bunun için de 20  beygirlik bir Fransız motoru aldılar. Yeni &#8216;uçak&#8217; 17 Aralık 1903&#8217;te havalandı.  En çok 260 metrelik uçuşlar yapabiliyor ve bu, o zamanlar binlerce kilometre  aşan Conste Hation&#8217;un yanında hiçten öteye gideceğe benzemiyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ama bu gibi olumsuz düşünceler şu gerçeğin yanında saçmaydı: Havacılık doğmuştu.  Gerekli iki önemli unsurun, hafif motor ve aerodinamik tekniğin, zamanla  deneyler ve bilimsel çalışmalar ilerledikçe gelişeceği kesindi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Wright kardeşler böyle sessiz sessiz çalışırlarken Avrupa da boş durmuyordu.  Onun da mucitleri Lilienthal, Ader ve Chanute&#8217;un deneylerini, kendilerine özgü  dehalarıyla devam ettiriyorlardı, izledikleri yöntem. Amerikalılarınkinden  bambaşkaydı. Onların ağır ve emin adımlarla gitmelerine karşı, Avrupalılar  çılgın bir cüretle ve &#8220;ya batar ya da çıkar&#8221; zihniyetiyle ilerlemekteydiler.  Yüce olmasına yüce bir yöntemdi bu, ama hem insanca, hem paraca pahalıya mal  oluyordu. Yüzbaşı Fernand Ferber (1862-1909), Mühendis Robert Esnault-Pelteri,  Gabriel Voisin, ve Louis Breguet gibi teknisyenlerden başka bir yığın spor  meraklısı ve çılgın amatör de işin peşindeydiler. Teknisyen, sanatçı, salon  adamı olsun hepside Cyrano&#8217;nun ülkesine yaraşır zarif bir gözü peklik  gösteriyordu ve halkın kulağı onlardaydı. Santos-Dumont, Henri Ferman, Louis  Bleriot halkın heyecanını uyandırıyorlardı. Peki ya bilim? Bilim bu ampirik ve  tehlikeli denemeler safhasını izleyecekti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bilindiği gibi, Wright kardeşler buluşlarını 1908&#8217;de Fransa&#8217;da açığa vurdular,  ama o zaman Fransız uzmanlar onlara ulaşmış hatta geçmiş bulunuyorlardı. İlk  uçak motorları hizmete girmişti bile; bunlar Leon Levavasseur&#8217;un (1863 -1922) V  motorlu Antoinette ve Laurent Seguin&#8217;in ünlü rotatif Gnöme&#8217;uydu. Birkaç ay önce  de teknisyen Paul Cornu&#8217;nün yaptığı ilk helikopter ve Breguet ile Fizyolojisi  Charles Richet&#8217;nin ortak yapımları Gyroplane&#8217;ı (jiroplan) havalanmış  bulunuyordu. Bunları da çok geçmeden 1910&#8217;da Marsilyalı mühendis Henri Fabre&#8217;ın  hydravion&#8217;u (deniz uçağı) izleyecekti.</font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kesifler-ve-buluslar/">»<span lang="tr">  &#8220;Keşifler ve Buluşlar&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/">Balon (Keşifler ve Buluşlar)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/balon-kesifler-ve-buluslar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
