<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bati | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/bati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 May 2018 09:02:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Güneş Dil Teorisi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 09:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir İnan]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Bati]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dunya Dilleri]]></category>
		<category><![CDATA[En Eski Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Gunes]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Dil Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Dil Teorisi ve Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kalem]]></category>
		<category><![CDATA[Kultur]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Phill H. Kvergiç]]></category>
		<category><![CDATA[Prensibal Kökler]]></category>
		<category><![CDATA[Sozcuk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dillerinin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçeleşmiş Sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcelestirme]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancilasma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güneş Dil Teorisi Geçen günlerde Güneş Dil Teorisi konusunda bir araştırma yapıyordum. Genel ağda yaptığım aramada, bu konuyla ilgili adamakıllı bilgi bulamadım. Birçok ağelinde kaynağı belli olmayan birkaç satırlık bilgiden başka bir içerik bulunmuyor bu konuyla ilgili. Hatta bazı kendini bilmez kişilerin yazmış oldukları bir yazıyı da üzülerek okudum. Atatürk ve Türk karşıtı bir duruşla [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/">Güneş Dil Teorisi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD; color: #ff9933;"> <span style="font-size: 25pt; font-weight: bold;">Güneş Dil Teorisi</span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/yazi/gunes_dil_teorisi.jpg" alt="" align="right" />Geçen günlerde Güneş Dil Teorisi konusunda bir araştırma yapıyordum. Genel ağda yaptığım aramada, bu konuyla ilgili adamakıllı bilgi bulamadım. Birçok ağelinde kaynağı belli olmayan birkaç satırlık bilgiden başka bir içerik bulunmuyor bu konuyla ilgili. Hatta bazı kendini bilmez kişilerin yazmış oldukları bir yazıyı da üzülerek okudum. <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ataturk/"> <span style="color: #000000;">Atatürk</span></a> ve Türk karşıtı bir duruşla yazılmış o yazı, birçok bölümünde gerçeklikten tamamen uzak tutumlarla işlenmiştir. İdeolojik görüşlerini tarihi çarpıtmak için kullanan ve bu yolla Türk insanının değerleriyle oynamaya kalkışan kişilerin de bu yazıyı okumalarını umut ediyorum.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">1930&#8217;lu yıllarda, Türkçenin yabancı dillerin etkisiyle ne kadar geri plana atıldığı anlaşılmış ve bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için çalışmalara başlanmıştır. Bu tarihten önce de bu konuda çalışma yapanlar olmuştur; fakat büyük çaplı ve <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/etkili-ders-calismanin-ilkeleri/"> <span style="color: #000000;">etkili çalışma</span></a>lar bu dönemden sonra başlamıştır. O yıllarda <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Dilimiz/"> <span style="color: #000000;">dilimiz</span></a>, Arapça ve Farsçanın yoğun etkisi altındadır ve <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Turkcemiz/"> <span style="color: #000000;">Türkçemiz</span></a>deki yabancılaşma oranı %7-80&#8217;lere kadar ulaşmıştır. Şöyle ki <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Turkiye-Turkcesi/"> <span style="color: #000000;">Türkiye Türkçesi</span></a>, büyük bir sayfalık metinde ancak birkaç sözcük veya dil bilgisi öğesiyle yaşamaktadır. Fakat burada değinilmesi gereken bir şey vardır: Bu yabancılaşma, büyük oranda &#8220;<strong>aydın</strong>&#8221; (?) kesimin yazı dilinde oluşmuştur. Kendini daha bilge gösterebilmek için, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">TÜRK</span></a>&#8216;ün olmayan bütün <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/sozcuk-turleri/"> <span style="color: #000000;">sözcükler</span></a> ve kalıplar, yüksek kesimin diline alınmıştır. Halkın dili çok daha sadedir ve hatta bu dönemde yazılan metinleri, sıradan insanların anlaması da çok güçtür. Bu kötü durumun düzeltilmesi için, dilimizdeki yabancı sözcüklerin <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/oz-turkcelestirme-calismalari/"> <span style="color: #000000;">Türkçeleştirilme</span></a>si için çalışmalar yapılmak istenmiştir.</span></p>
<p><center>[ad1]</center></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yabancılaşmanın doruğa çıktığı dönemde, dilimizde olmayan sözcüklerin yerine yeni sözcükler alınmamış; tam tersine binlerce yıldır kullandığımız sözcükler bile atılarak yerlerine <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Arapca/"> <span style="color: #000000;">Arapça</span></a> ve <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Farsca/"> <span style="color: #000000;">Farsça</span></a>ları getirilmiştir. Bunun için dili yeniden canlandırıp özüne döndürmek daha kolay olmuştur. <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Ozlestirme/"> <span style="color: #000000;">Özleştirme</span></a> çalışmalarında, ilk başta dilimizdeki bütün yabancı sözcükleri atıp yerlerine Türkçe kökenli karşılıklarının koyulması düşünülmüştür. Bu anlayışla çalışan dil ve <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-edebiyati-donemleri/"> <span style="color: #000000;">edebiyat</span></a> bilginleri, dilimize yerleşip Türkçeleşmiş sözcükleri de dilden çıkarmaya başlamışlardır. &#8220;<strong>Kalem, kültür, insan</strong>&#8221; gibi Türkçeleşmiş sözcüklerin de dilden atılması gerektiği düşünülmüş; fakat bu <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/sozcuk-turleri/"> <span style="color: #000000;">sözcük</span></a>lerin yerine koyulan <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/"> <span style="color: #000000;">Türkçe</span></a> kökenli sözcükler eski sözcüklerin gücünde olmayınca, dil bir çıkmaza doğru gitmeye başlamıştır. Tamamen iyi niyetle başlatılan Türkçeleştirme çalışmaları, farklı bir boyut kazanarak Türkçeyi özleştirmesi beklenirken dili çıkmaza doğru sürüklemeye başlamıştır. Çünkü yapılan <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/oz-turkcelestirme-calismalari/"> <span style="color: #000000;">Türkçeleştirmeler</span></a> düzensiz ve basittir. Bugün bir sözcük türetilirken <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Turk-Dil-Kurumu/"> <span style="color: #000000;">Türk Dil Kurumu</span></a> yüzlerce kişinin görüşünü alır, o sözcüğün yerine kullanılabilecek diğer sözcükleri de inceler ve kurulun onayından geçirdikten sonra kullanmaya başlar. O dönemde ise, üç beş kişinin her gün onlarca sözcüğü <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/oz-turkcelestirme-calismalari/"> <span style="color: #000000;">Türkçeleştirmeler</span></a>i böyle sıkıntılı bir ortam yaratmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ataturk/"> <span style="color: #000000;">Atatürk</span></a>, Cumhuriyet&#8217;in ilanından sonra devrimlerine hız kazandırmış ve uygar bir Türkiye yaratabilmek için dilimizin de yabancı dillerin etkisinden kurtulması gerektiğini düşünmüştür. O dönemde yapılan Türkçeleştirme çalışmalarının bilinçsizce yapılması sonucu dilimizi, girdiği çıkmazdan kurtarmak için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen Atatürk&#8217;e, 1935 yılında Viyanalı doktor Phill H. Kvergiç, hiç yayımlamadığı 41 sayfalık bir çalışmasını göndermiştir. Bu çalışmanın adı &#8220;<strong>Türk Dillerinin Psikolojisi</strong>&#8220;dir. Atatürk, bu çalışmayı incelemiş ve çok beğenmiştir. Bunun üzerine çalışmayı, incelenmesi üzerine dil heyetine göndermiştir. Fakat dil heyetindeki kişiler, çalışmanın incelemeye değer bir içerik sunmadığını ve temelsiz olduğunu söylemişlerdir. Atatürk&#8217;ün ısrarı üzerine, Abdülkadir İnan, Naim Nazım ve Hasan Reşit gibi bilim adamları, bu çalışmadan hareketle &#8220;<a style="text-decoration: none; font-weight: bold;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Gunes-Dil-Teorisi/"><span style="color: #000000;">Güneş Dil Teorisini</span></a>&#8221; oluşturmuşlardır. Atatürk, bu çalışmayı desteklemiş ve 3. Dil Kurultayı&#8217;na davet edilen yabancı dil bilimcilere de sunulmasını sağlamıştır. Kurultay&#8217;da bu teori birçok yabancı bilim adamı tarafından yorumsuz bırakılmış veya gerçeklik taşımadığı söylenmiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ataturk/"> <span style="color: #000000;">Atatürk</span></a>&#8216;ün bu çalışmayı desteklemesinin bazı nedenleri bulunmaktadır. Bu dönemde dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtarılmak istenirken, daha kötü bir çıkmaza sokulmuştur. Bunun için dilin önündeki engeli kaldırarak, daha düzenli ve bilinçli Türkçeleştirme yapılabilmesi için bu teori bir çıkış yolu olarak görülmüştür. Ayrıca o dönemde halk, yüzünü Batı&#8217;ya dönmüş durumdadır. Uygarlığın ve gelişmişliğin ölçüsü olarak, Batı&#8217;yı kabul etmeye başlayan toplumu, öz değerlerimiz içinde yüceltebileceğimiz yönünde düşündürmek için, önce batılı bilim adamlarının Türk Dili üzerindeki yanlış düşüncelerini yıkmak gerektiği düşünülmüştür. Böylece halkı daha &#8220;<strong>milliyetçi</strong>&#8221; bir duruşa çekebilmek için, bu teori desteklenmiştir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/"> <span style="color: #000000;">Güneş Dil Teorisi</span></a>, temel olarak dünyadaki bütün dillerin &#8220;<strong>güneş</strong>&#8221; sözcüğünden başlayarak oluştuğunu kabul eder. Bu teoriye göre, bütün dünya toplumları için güneş çok önemlidir. Çünkü güneş, &#8220;<strong>ısıtma, ışıtma ve yükselme</strong>&#8221; özellikleriyle, bütün toplumların nazarında değerli ve yüce görülmüştür. Isıtma özelliği, ateş, duygu, heyecan ve <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/karisik-basliklar/guzel-sozler/ask-ve-sevgi-sozleri/"> <span style="color: #000000;">sevgi</span></a>; ışıtma özelliği, aydınlık, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/zeka-iq-testi/"> <span style="color: #000000;">zeka</span></a>, parlaklık ve güzellik; yükselme özelliği ise, esas, sahip, efendi, çokluk ve güç olarak kabul edilmiştir. Isısının insanların yaşamlarını devam ettirmesini sağlaması, ışığının yol gösterici olması, insanların yiyeceklerini güneş sayesinde bulmaları nedeniyle, insanların güneşe bu kadar önem vermeleri, onu bir şekilde ifade etme isteğini doğurmuştur. Bunu da en kolay ifade edilebilen &#8220;<strong>A</strong>&#8221; sesiyle dillendirmiştir. İlk bilinçli ses olan &#8220;<strong>A</strong>&#8221; sesinin yanında, sanki bir &#8220;<strong>Ğ</strong>&#8221; sesi de varmış gibi görünmektedir. Ömer Asım Aksoy&#8217;a göre yalnızca bu bile, fonetik olarak bu sözcüğün Türkçe kökenli olduğunu göstermeye yeterlidir; çünkü &#8220;<strong>Ğ</strong>&#8221; sesi, yalnızca <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/"> <span style="color: #000000;">Türkler</span></a>&#8216;de bulunmaktadır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;<strong>A</strong>&#8221; sesinden sonra gelen &#8220;<strong>Ğ</strong>&#8221; sesinin yerine, &#8220;<strong>Y, G, K, H, U, B, M, P, T</strong>&#8221; sesleri de kullanılabilmektedir. Bunları 8 sesli harfle birleştirdiğimizde 72 tane kök oluşturulur. Bunlara da &#8220;<strong>birinci dereceden prensibal kökler</strong>&#8221; denir. Belirtilen harflerin dışındaki sessiz harflerle 8 ünlünün birleştirilmesinden ise 88 kök oluşur. Bunlara da &#8220;<strong>ikinci dereceden prensibal kökler</strong>&#8221; denir. böylece <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/"> <span style="color: #000000;">Türkçenin</span></a> 168 tane ana kökü meydana getirilmiş olmaktadır. Bu ana köklerden hareketle, güneş sözcüğünün <span style="color: #000000;">Türkçe</span> kökenli olduğu kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Arapçadaki &#8220;<strong>şems</strong>&#8221; sözcüğünün de &#8220;<strong>güneş</strong>&#8221; sözcüğündeki seslerin yer değiştirmesiyle oluştuğu kabul edilmektedir. Ayrıca bazı adların da Türkçe kökenli olduğu, &#8220;<strong>Amazon</strong>&#8221; sözcüğünün &#8220;<strong>amma uzun</strong>&#8221; ifadesinden oluştuğu veya &#8220;<strong>Niyagara</strong>&#8221; adının &#8220;<strong>ne yaygara</strong>&#8221; ifadesinden oluştuğu gibi örnekler verilerek kanıtlanmaya çalışılmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu teori, dünyanın en eski dilinin <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/"> <span style="color: #000000;">Türkçe</span></a> olduğunu ortaya koyma çabası içerisindedir. Yapılan çalışmalar sonucunda, Türkçenin insanoğlunun konuşmaya başladığı en eski dil olduğu ve son derece düzenli olduğu için bütün dillerin anası konumunda olduğu kabul edilmiştir. Zaten bugün yapılan araştırmalar da, Türkçenin en eski <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-yazili-tarihimiz-orhun-yazitlari/"> <span style="color: #000000;">yazılı kaynak</span></a>lara sahip dil olduğunu ortaya koymuştur. Güneş Dil Teorisi çalışmaları çok sağlam kaynaklara dayanılarak oluşturulmamış olabilir; fakat Türkçeleştirme çalışmalarının daha sistemli ve bilinçli olarak yapılmasında büyük rol oynamıştır.</span></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;">Yavuz TANYERİ</span></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/">Güneş Dil Teorisi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/gunes-dil-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>16</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batıya Doğru &#8211; (Türkçülüğün Esasları)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/batiya-dogru-turkculugun-esaslari/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/batiya-dogru-turkculugun-esaslari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2008 23:27:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi ve Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Bati]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Batıya Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Batıya Doğru Ziya Gökalp]]></category>
		<category><![CDATA[Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Turancilik]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Soyu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülüğün Esasları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülüğün İlkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük İlkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/batiya-dogru-turkculugun-esaslari/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batıya Doğru (Türkçülüğün Esasları) Bir eski atalar sözü bize şöyle diyor: &#8220;İşini bil, aşanı bil, eşini bil!&#8221; Bu ilkeye gönderme sosyoloji de bize böyle diyebilir: &#8220;Milletini tanı, ümmetini tanı, medeniyetini tanı!&#8221; &#160; Türkçülerin yayınları ve milli yıkımlar bize, az çok, milletimizin, ümmetimizin nelerden ibaret olduğunu anlattı. Bu noktalarda, artık, herkesin yanı biçimde düşündüğü görülüyor. Fakat, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/batiya-dogru-turkculugun-esaslari/">Batıya Doğru – (Türkçülüğün Esasları)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 20pt" color="#0099cc" face="Maiandra GD">Batıya Doğru<br />
</font> <font style="font-size: 10pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Türkçülüğün  Esasları)</font></strong><font face="Maiandra GD"><strong><span style="font-size: 15pt"><font color="#3399ff"><br />
</font></span></strong></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir eski atalar sözü bize şöyle diyor: &#8220;İşini bil, aşanı bil, eşini bil!&#8221; Bu  ilkeye gönderme sosyoloji de bize böyle diyebilir: &#8220;Milletini tanı, ümmetini  tanı, medeniyetini tanı!&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçülerin yayınları ve  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a> yıkımlar bize, az çok,  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>imizin, ümmetimizin  nelerden ibaret olduğunu anlattı. Bu noktalarda, artık, herkesin yanı biçimde  düşündüğü görülüyor. Fakat, hangi medeniyet dairesine ait olduğumuz meselesine  gelince, bu noktada hala aramızda görüş farkları, belki gerçek anlaşmazlıklar  vardır. Bu nedenle  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a> meseleleri incelemeye başlarken, bu meseleyi de çözmeğe  çalışmamış gerekir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Medeniyet meselesinin açıklığa kavuşamamasının birinci sebebi, &#8220;medeniyet&#8221;  kavramı ile &#8220;medenilik&#8221; kavramının birbirine karıştırılmasıdır. Eski zamanlarda,  toplumlar şu üç halden birine ait sayılırdı. Vahşilik, göçebelik, medenilik, bu  gün vahşilik  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/sozcuk-turleri/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kelime</font></a>si, bilim dünyasından büsbütün dışarı atıldı. Çünkü, eskiden  vahşi denilen ilkel toplumların da kendilerine özgü birer medeniyetleri olduğu  ortaya çıktı. Hatta, bu cemiyetlerin bazı gelişme aşamalarından geçtikleri  anlaşıldığından, bunlara hakkında ilkel toplumlar teriminin kullanılmasından  bile çekinenler var.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</table>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Medeniyetin bütün insan toplumlarında var olduğu görülünce, bunun hayvan  topluluklarında da bulunup bulunmadığı meselesi ortaya çıkar. Medeniyet, bir  takım kurumların yani düşünüş ve yapış biçimlerinin bütünüdür. Hayvan  toplulukları ise, kalıtım yoluyla geçen içgüdülerle yönetilirler. Bunlarda,  hatta iş bölümü ve mesleklere ayrılma bile soya çekim iledir. Hükümdar işçi  asker gibi sınıflar. Görevleri için gerekli olan organları doğarken beraberinde  dünyaya getirirler. Hayvan topluluklarında gelenek ve terbiye yollarıyla  kuşaktan kuşağa geçen kurumlara benzer hiçbir şey yoktur. Buna göre, bunlarda  medeniyetin varlığını kabul etmemek gerekir. O halde, medeniyet hakkında,  aşağıdaki iki ilkeyi gerçek olarak ileri sürebiliriz: 1) Medeniyet, bütün insan  toplumlarında vardır. 2) Medeniyet, yalnız insan toplumlarına özgüdür.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Medeniyet, birtakım kurumların bütünüdür, demiştik. Oysa ki, yalnız bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>e  özgü olan kurumların bütününe  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a> denir. Yalnız bir ümmete özgü olan  kurumların bütününe de din d adi verildiği gibi, bu iki kavramın karşısında,  medeniyet kavramının yeri ne olabilir? Sosyolojiye göre,  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>leri ve dinleri  ayrı olan çeşitli toplumlar arasındaki ortak kurumların tamamına medeniye adını  vermemiz uygundur. Demek ki  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>ce ve dince birbirine yabancı bulunan  toplumlar medeniyette, ortak olabilirler.  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>deki ayrılıklar nasıl din  birliğine engel değilse  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>ün ve dinin ayrı olması da medeniyetteki  ortaklığa engel olamaz. Mesela, Yahudilerle Japonlar, gerek  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>, gerek  din bakamından Avrupalılara yabancı oldukları halde, medeniyetçe Avrupa  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>leriyle ortaktırlar.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Medeniyet meselesinin netlik kazanamamasının bir nedeni de, medeniyetin yalnız  bir türlü olduğunu sanmaktır. Oysa ki, birçok medeniyetler vardır. Mesela, bugün  Avustralya aşiretleri başka bir medeniyet dairesi, Afrika aşiretleri ve  Okyanusya aşiretleri de başa medeniyet daireseli oluştururlar. İlk çağ&#8217;da  Akdeniz kıyılarında yaşayan  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>ler arasında ortak olan bir Akdeniz Medeniyeti  vardı. Bundan eski Yunan Medeniyeti Yunan medeniyetinden de eski Roma Medeniyeti  doğdu. Bu son medeniyetten de Doğu ve Batı medeniyetleri doğdu. Asya&#8217;nın  doğusunda da bir Uzak Doğu Medeniyeti vardı. Çinliler, Moğollar, Tonguzlar,  Tibetliler, Çin Hindi kavimleri hala o medeniyet dairesindedirler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Arkeoloji bilginleri yer altındaki insan eserlerinden, tarih öncesi devirlerin  medeniyet dairelerini bile bulup meydana çıkarabiliyorlar. Hak bilgisi  araştırıcıları da masalların, mitlerin ve menkıbelerin, atasözlerinin birtakım  medeniyet daireleri oluşturduğunu ortaya koymaktadırlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sözlerden anlaşılıyor ki, medeniyet dairelerinin de kendilerine özgü coğrafya  alanları ve bu alanların belirli sınırları var. Mesela, bir masal veya bir alet  belirli bir noktaya kadar yayılıyor. Ondan öteye gidemiyor. Çünkü her medeniyet  başka bir sisteme girer. Adeta, her medeniyetin başa bir mantığı, başka bir  estetiği, başak bir hayat görüşü vardır. Bu yüzdendir ki, medeniyetler birbirine  alışamıyorlar. Yine bundan dolayıdır ki, bir medeniyeti bütün sistemiyle kabul  etmeyenler, onun bazı bölümlerini alamıyorlar. Alsalar bile kendilerine mal  edemiyorlar. Medeniyeti de, din gibi dışından değil, içinden olmak gerekir.  Medeniyet de tıpkı din gibidir. Ona da inanmak ve yürekten bağlanmak gerekir. Bu  notayı iyi yanlamamış olan Tanzimatçıların bizi Avrupa Medeniyet&#8217;ine dış  görünüşü taklit etmek yoluyla sokmak girişimleri bundan dolayı kısır kaldı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Medeniyetlerin coğrafi sınırları ayrı olduğu gibi, tarihi gelişmeleri de  birbirinden ayrıdır. Bu gelişmelerin de bir başlangıcı ve bir sonu vardır.  Fakat, medeniyet daireleri  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a> dairelerinden daha geniş oldukları için,  ömürleri de ötekilerin ömründen daha uzundur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bundan başak bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a> gelişmesinin yüksek noktalarına çıktıkça, medeniyetini  de değiştirmek zorunda kalır. Mesela Japonlar, son yüzyılda Uzak Doğu  medeniyetini bırakarak, batı medeniyetine girdiler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu konuda en çarpıcı örneği  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a>de görürüz. Çünkü  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a> gelişmelerinin üç  yarı aşamasında birbirine benzemeyen üç farklı medeniyet dairesine girmek  zorunda kaldılar:  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a> &#8220;kavim devleti&#8221; hayatı yaşarken, Uzak Doğu medeniyeti  içindeydiler. Sultani devlet devrine geçince, Doğu medeniyetine girmek zorunda  kaldılar. Bugün  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a> devlet dönemine geçtikleri sırada da, içlerinde Batı  medeniyetine girmek için kuvvetli bir akımın belirdiğini görüyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Uzak Doğu medeniyetinin izlerine, özellikle sözlü geleneklerden ayrılmayan cahil  tabakada rastlarız. Bu tabakanın hala inanmakta bulunduğu &#8220;tandırname&#8221; kuralları  uzak doğu medeniyetinde esas olan inanışlarla uygulaması devamından ibarettir.  Masallar, eski menkıbelerle mitlerin artıklarıdır. Bir taraftan eski Türk  diniyle uzak doğu  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>lerine özgü dinlerin diğer taraftan bunların bütünü ile  bugün de okuma yazma bilmeyen halk arasında yaşamakta bulunan tandırname  hükümleri ve masallar arasındaki karşılaştırmalar bu gerçeği ortaya çıkarmak  için yeterlidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu karşılaştırma bize  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a>in Altay ırkı yahut Moğol ırkı adları verilen  topluluklarla ilgilerinin de gerçek konumu gösterebilir. Arilerden daha beyaz ve  güzel olan  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a>in sarı ırka mensup gösterilmesi bilimsel bir esasa  dayanmadığı gibi, Altay ırkı denilen kavimler topluluğunda da bir dil birliğinin  varlığı henüz kanıtlanmamıştır. O halde, pek de açık olmayan bir biçimde ırk adı  verilen bu toplulukların olması mümkündür. Bu ihtimale göre bizim gerek Fin-Ugurlar&#8217;la  gerek Tonguz ve Moğollarla tek bağımız geçmişte Uzak Doğu Medeniyetinde onlarla  ortak bulunmamızdan ve uzun süre onları politik egemenliğimiz altında  yaşatmamızdan ibarettir. Bu ortak hayatlar dolayısıyla dillerimiz arasında bazı  ortak  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/sozcuk-turleri/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kelime</font></a>ler ortaya çıkmış olabilir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a>in İslam dinine girmesiyle. Doğu medeniyetine girmesi aynı zamanda oldu.  Bundan dolayı bir çoklarına göre, doğu medeniyetine, İslam medeniyeti demek daha  doğru görünüyor. Oysa ki, yukarıda belirttiğimiz gibi, dinleri ayrı bulunan  toplumlar aynı medeniyet içinde olabilirler. Demek ki medeniyet, dinden ayrı bir  şeydir. Böyle olmasaydı, dinleri ayrı olan toyluluklar arasında ortak hiç ir  kurumun olmaması gerekirdi. Din, yalnız kutsal kurumlardan yalnız inançlarla  ibadetlerden ibaret olduğu için, bunların dışında kalan kutsal olmayan kurumlar  mesela, kutsal kavramlarla teknik araçlar estetik ilkeler dininin dışında ayrı  bir sistem oluştururlar. Matematik, botanik, zooloji, biyoloji, psikoloji,  sosyoloji gibi doğal bilimler sanayiye ve güzel  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Sanat/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">sanat</font></a>lara özgü teknikler,  dinlere bağı değildir. Buna göre, hiçbir medeniyet, hiçbir dine bağlanamaz. Bir  Hıristiyan medeniyeti olmadığı gibi, bir İslam medeniyeti de yoktur. Batı  medeniyeti İslam medeniyeti sanmak doğru olmadığı gibi, doğu medeniyetine de  İslam medeniyeti adını vermek yanlıştır. Doğu medeniyetiyle batı medeniyetinin  kaynaklarını İslam ve Hıristiyan dinlerinde değil, başka yerlerde aramak  gerekir&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Akdeniz medeniyeti ilk çağda eski Mısırlıların, Sümerlerin, Hititlerin,  Asurluların, Fenikelilerin v.d. yardımı ile oluşmuştu. Bu medeniyet, eski  yunanlılarda olgunluğa ulaştıktan sonra, Romalılara geçti. Romalılar bu  medeniyeti yönetimleri altına aldıkları yüzlerce  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>e aşıladıktan sonra, Doğu  Roma ve Batı Roma adları ile iki ayrı devlete ayrıldılar. Fakat bu ayrılık,  yalnız politik alanda kalmadı. Akdeniz medeniyetinin de &#8220;doğu&#8221; ve &#8220;batı&#8221; adları  ile ikiye ayrılmasına neden oldu. Avrupalılar Batı Roma&#8217;nın mirasçısı oldukları  için Batı Roma medeniyetini benimseyerek ilerlettiler. Bundan, şimdiki Batı  medeniyeti ortaya çıktı. Müslüman Araplar ise, Doğu Roma&#8217;nın politik mirasçıları  oldukları gibi, medeniyette de onları takipçisi oldular. Doğu Doma medeniyeti,  Müslümanların elline geçince, doğu Medeniyeti adını aldı. Bu tezimizi ispat  için, Doğu medeniyetinin elemanlarına biraz göz gezdirelim:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Arap mimarisinin ilk modelleri Bizans mimarisidir. Türk mimarisi de, bu iki  mimarinin kaynaşmasından doğmuştur. Gerçekte Araplarla Türler dışardan aldıkları  modellere dini imanlarının, ahlaki ideallerinin ilhamı ile gelişmeler ekleyerek  oldukça özgün mimarilere sahip oldular. Bu kendi kişiliğine uydurma işi  arpalarla Türlerin dini karakterlerinin ve  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>lerinin etkisi ile oldu.  Bununla beraber, bu mimarilerin ilk modellerini Doğu Roma medeniyetinde aramak  konusunda  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Sanat/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">sanat</font></a> tarihçileri birleşirler&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu&#8217;da, seçkinlere özgü olmak üzere, bir dümtek müziği vardır. Farabi, bu müzik  tekniğini Bizans&#8217;tan alarak Arapça&#8217;ya aktardı. Bu müzik Arab&#8217;ın Acem&#8217;in Türk&#8217;ün  yüksek sınıfına girmekle beraber, halkın derin tabakalarına inemedi. Yalnız,  seçkinler tabakasının tekelinde kaldı. Yalnız, seçkinler tabakasının tekeline  kaldı. Bundan dolayıdır ki Müslüman  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>ler, mimaride olduğu kadar bu Doğu  müziğinde de orijinal bir kişilik gösteremediler. Türkün halk tabakası, eki Uzak  Doğu medeniyetinde yarattığı melodileri devam ettirerek,  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a> bir halk müziği  oluşturdu. Arapların, Acemlerin halk kısmı da eski melodilerinde devam ettiler.  Bu nedenle Doğu müziği Doğu&#8217;nun hiçbir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>inde  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a> bir müzik biçimini  alamadı. Bu müziğe İslam musikisi denilememesine başka bir neden daha vardır. Bu  müzik Müslüman  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>lerden başa, Ortodoks  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>lilerin, Ermenilerin,  Yahudilerin de tapınaklarında söylenmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Araplar mantığı, felsefeyi, doğa bilimlerini ve matematiği Bizans&#8217;tan  çevirdikleri gibi güzel konuşma aruz, gramer ve sentaks gibi estetiğe ve dile  ait bilimlerde de oradaki yöntemleri örnek olarak aldılar. Tıp da, Hipokrat&#8217;ın  ve Galien&#8217;in yetiştirdiği öğrencilerden alındı. Özetle Araplar bilim, fen,  felsefe adına akıl ve deneye daşanan her ne varsa, Bizans&#8217;tan aldılar.  Sonraları, Acemler gibi,  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a> de bu bilgileri Araplardan öğrendiler, serbest  düşünüşlü arap filozofları, &#8220;Meşai&#8221; ve &#8220;İşraki&#8221; adları ile, ikiye ayrılmışlardı.  Meşailer Aristo&#8217;nun, İşrakiler Eflatun&#8217;un yolundan gidiyorlardı. Dine bağlı  İslam hakimleri de, &#8220;Mütekelim&#8221; ve &#8220;Mutasavvıf&#8221; adları ile ikiye ayrılmıştı.  Mütekellimle, &#8220;Cüz-i layetecezza&#8221; Bölünmeyen parça&#8217;yı (atom) kabul ederek,  Demokrit ve Epikür felsefelerine; mutasavvıflar da, İskenderiye filozofu  Plotin&#8217;in &#8220;Yeni Eflatunculuk&#8221; sisteminin mirasçıları olmuşlardı. Pisagor&#8217;un,  Zenon&#8217;un eserlerini çevirenler, öğretenler de vardı. Bu sonuncu filozofun  öğrencilerine &#8220;Revakiyun&#8221; (kemer-altıcılar) adı verilirdi. Muhiddin-i Arabi&#8217;nin  &#8220;ayan-ı sabite&#8221;si (sabit örnekler) Eflatun&#8217;un &#8220;idea&#8221; larından başka bir şey  değildi. Metafizikten başka, ahlak politika ve idaresi ilimleri de Aristo&#8217;dan  alınmıştır. Ahlak-ı Nasıri, Ahlak-ı Celali, Ahlak-ı Ahlaki gibi kitaplar,  genellikle &#8220;ahlâk, politika ev idaresi&#8221; bölümlerine ayrılır ve hepsi de  Aristo&#8217;yu taklit ederek yazılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu Roma medeniyeti ile Batı Roma medeniyeti, ortaçağ devam ettiği sürece  birbirinden o kadar ayrılmadılar. Müslümanlar. Doğu medeniyetini büyük  değişikliklere uğratamadıkları gibi Hıristiyanlarda ortaçağda, Batı medeniyeti  büyük gelişmelere kavuşturamadılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ortaçağda, Avrupa&#8217;da yalnız iki yeniliğin meydana çıktığını görüyoruz: Feodal  şatolarda opera ortaya çıktı. Batı Avrupa&#8217;nın güneylerinde yüceltici aşk duygusu  (Şövalye aşkı), salon ve kadın estetiği oluştu. Birinci yenilik, müziğin  gelişmesiyle Batı müziğinin şekillenmesine neden oldu. Çünkü eski yunanlıların  kurdukları müzik tekniğindeki çeyrek sesler, operaya uymadığından terk edildi.  Aynı zamanda, operanın etkisiyle monoton melodiler bırakılarak, müziğe armoni  elamanı ekledi. İkinci yenilikte, kadınların, namus ve kutsallıklarını  kaybetmeksizin, toplum hayatına karışmasını sağladı. Müslümanlar, harem,  selamlık, çarşaf, peçe gibi görenekleri Hıristiyan Bizans&#8217;la Mecusi İran&#8217;dan  almakta iken; Batı Avrupa&#8217;da kadınlar sosyal hayata giriyorlardı. İşte,  Ortaçağda, Doğu Medeniyeti ile Batı Medeniyeti arasında bu gibi küçük farklar  bir yana, büyük bir simetri görülür. Mesela, ortaçağ İslam mimarisini e karışık,  Avrupa&#8217;da gotik adıyla, dini bir mimari görürüz. İslam aleminin hikemiyatına  karşılık. Avrupa medreselerinde iskolastik felsefesini buluruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Özgür felsefeye göre, gerçek bilinmez. Filozofun görevi, bu bilinmez gerçeği  geleneklere bağlı olmaksızın, arayıp bulmaktır. Bulacağı geçek toplumsal  geleneklere aykırı olsa da umurunda değildir. Çünkü, ona göre, gerçek her şeyden  daha faydalıdır ve daha delildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Oysa ki, bilginlere göre, bütün gerçekler bilinir. Çünkü, gelenekler kuşaktan  kuşağa geçerek değişmez olmuş gerçeklerdir. Bilginin görevi esasen bilinen bu  gerçekleri mantıklı delillerle kanıtlamak ve doğrulamaktır. Yöntemlerdeki bu  farktan dolayıdır ki bilginler filozof aydınla anılmalarını istemezlerdi. Çünkü  filozoflara dinsiz gözüyle bakarlardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Avrupa&#8217;nın ortaçağdaki kilise filozofları da hep bu görüşteydiler. Felsefe  tarihinde, bu sisteme iskolastik adı verilirdi. İslam bilginleri gibi Avrupa  iskolastikleri de Aristo&#8217;yu birinci öğretmen saymışlardır. Bu topluluklardan her  ikisine göre, bilgeliğin amacı din ile Aristo felsefesinin uzlaştırılmasından  ibaretti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Avrupa&#8217;da Rönesans, reform, felsefi yenilik, romantizm gibi ahlak, din bilim  estetik alanlarında olan değişiklikler ortaçağ hayatına son verdi. İslam  dünyasında bu değişiklikler olmadığı için biz hala ortaçağdan kurtulmamışızdır.  Bu bakımdan Avrupa iskolastiğe son verdiği halde, biz henüz onun etkisi  altındayız. Birçok yüzyıllar atbaşı beraber gittikleri halde, Doğu ile Batı&#8217;nın  bu ayrılışının nedeni nedir? Bu konuda tarihçiler birçok nedenler sayarlarsa da,  biz sosyolojinin gösterdiği nedenleri daha doğru gördüğümüzden onları ileri  süreceğiz. Avrupa&#8217;nın büyük şehirlerinde toplumsal yoğunluğun artması, iş  bölümünü gerektirdi. Uzmanlık meslekleri ve uzmanlar ortayı çıktı. Uzmanlıkla  beraber, fertlerde, kişisel karakter oluştu. Ruhların esas yapısı değişti. Bu  esaslı değişiklikten yeni ruha sahip, mantıkça ideale eski insanlara benzemeyen  yeni insanlar doğdu. Bunların ruhundan fışkıran yeni hayat eski çerçevelere  sığdırılmazdı. Bundan dolayı eki çerçeveler kırıldı., parçalandı. Serbest kalan  yeni hayat, yaratıcı kudretinin her tarafa yönelterek her sahada ilerleme ve  gelişmeler sağladı. Özellikle büyük sanayi meydana getirerek, çağdaş medeniyetin  çehresini şekillendirdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu&#8217;da ise, nüfusça yoğunluk açısından ilerigitmiş büyük şehirler oluşmamıştı.  Var olan bir yük şehirle ise, nüfusça karışık oldukları gibi kaynaşma  araçlarından, bundan dolayı da morale doğu&#8217;da ne iş bölümü, ne uzmanlık ne  kişilik ne de büyük sanayi oluşmadı. Yeni bir ruha, yeni bir hayata  kavuşmadıkları için, Doğu  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>leri zorunlu olarak, medeniyetleri ortaçağdaki  şeklinden daha ileri götüremediler. Çünkü, eylemsizlik kanunu gereğince bir  neden onu değiştirmedikçe, her şey olduğu gibi kalır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bununla beraber, Batı ve Orta Avrupa, Ortaçağ medeniyetinden kurtulduğu halde.  Doğu Avrupa&#8217;da yaşayan Ortodoks  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>ler hala bu medeniyetten  kurtulamamışlardı. Ruslar, ta Deli Petro zamanına kadar, Doğu Medeniyetinde  kaldılar. Deli Petro, Rusları Doğu Medeniyeti&#8217;nden çıkararak, Batı Medeniyeti&#8217;ne  geçirmek için çok zahmetler çekti. Bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>in Doğu Medeniyetinden Batı  medeniyetine geçmesi için ne gibi yöntemler izlemesi gerektiğini anlamak için,  Deli Petro&#8217;nun yenileştirme tarihini incelemek yeterlidir. Ruslar yeteneksiz  görünürken, bu zorlayıcı yenilikten sonra, hızla ilerlemeye başladılar. Doğu  Medeniyeti&#8217;nin ilerlemeye engel, Batı Medeniyeti&#8217;nin yükselmeye neden olduğuna  bu tarihi olay da bir delil değil midir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Avrupa Medeniyeti&#8217;nin temeli, iş bölümüdür, demiştik. İş bölümü Avrupa&#8217;da yalnız  zanaatları, yalnız ekonomik meslekleri birbirinden ayrılmakla kalmadı&#8230;  Bilimler sahasında da, iş bölümü meydana gelerek, her bilimin yarı uzmanları  yetişmeğe başladı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Güzel  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Sanat/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">sanat</font></a>lar alanında da iş bölümü kendisini göstererek, önceleri aynı kişiden  birleşebilen  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Sanat/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">sanat</font></a>ları birbirinden farklı uzmanlıklara ayırdı. Sosyal hayatın  diğer kolları da, iş bölümü aracılığıyla birbirinden ayrıldılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Politik güçler yasama yargı, yürütme adlarıyla üçe ayrıldığı gibi, politik  örgütle dini örgüt de birbirinden ayrıldılar. İş bölümünün bu durumundan adalet  örgütü güç kazandığı gibi, ekonomik bilimsel estetik etkinlikler de son derece  mükemmelleşti. Bu nedenle Müslüman  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>ler, önce Avrupalılara askeri ve  politik güç açısından eşit, hatta bazen üstün iken Avrupa&#8217;da iş bölümünün  meydana getirdiği ilerlemeler neticesi olarak, onlara oranla gittikçe zayıf bir  seviyede kalmağa başladılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gerek askerlikte, gerek politikada iki toplumun birbiriyle savaş edebilmeleri  için iki tarafın aynı silahlarla donanması gerekir. Avrupalılar sanayideki çok  ilerlemeleri sayesinde tank gibi, zırhlı otomobil gibi, uçak, dretnot, denizaltı  gibi müthiş savaş araçları yapabildikleri halde, biz bunlara karşılık yalnız adi  top ve tüfek kullanmak zorundayız. Bu durumda, İslam dünyası Avrupa&#8217;ya karşı  sonuna kadar nasıl dayanabilecek? Gerek dinimizin, gerek vatanımızın  bağımsızlığını nasıl savunabileceğiz?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu dini ve vatani tehlikeler karşısında yalnız bir kurtuluş çaresi vardır ki, o  da bilimlerde, sanayide, askerlik ve hukuk örgütlenmesinde Avrupalılar kadar  ilerlemektir. Yani medeniyette onlara eşit olmaktır. Bunun için de, tek bir çare  vardır: Avrupa medeniyetine tam bir biçimde girmek.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Önceleri Tazminatçılar da bu gerekliliği görerek Avrupa Medeniyeti&#8217;ni almağa  kalkışmışlardı. Fakat onlar aldıkları şeyleri yarım alıyorlar, tam almıyorlardı.  Bundan dolayıdır ki, ne bir gerçek üniversite kurabildiler, ne uyumlu bir yargı  örgütü oluşturabildiler. Tanzimatçılar, üretimi modernleştirmeden önce tüketim  biçimlerini yani giyim-kuşam, beslenme, bina ve mobilya sistemlerini  değiştirdikleri için,  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Sanat/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">sanat</font></a>larımız tamamen çöktü, buna karşı yeni tarzda  Avrupalı bir endüstrinin çekirdeği bile oluşamadı. Bunun nedeni yeterli derecede  ilmi inceleme yapmadan esaslı bir ideal ve kesin bir program oluşturmadan işe  başlamak ve her işte yarım tedbirli olmaktı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tanzimatçıların büyük bir hatası da, bize Doğu Medeniyeti ile Batı  Medeniyeti&#8217;nin sentezinden bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a> karışımı yapmak istemeleriydi. Sistemleri  büsbütün ayrı prensiplere dayanan, birbirine zıt iki medeniyetin  uzlaştırılacağını düşünememişlerdi. Hala politik yapılmış da var olan ikilikler,  hep bu yanlış hareketin sonuçlarıdır. İki türlü mahkeme, iki türlü öğretim yeri,  iki türlü vergi, iki türlü bütçe, iki türlü bütçe, iki türlü yasa.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Özetle bu ikilikler saymakla bitmez. Medrese ile okul bir ikilik yarattığı  halde, her okulun içinde de ine bir türlü ikilikler vardı. Yalnız Harbiye ile  Tıbbiye&#8217;de Avrupalı bir öğretim yöntemi izleniyordu. Bu sayededir ki, bugün  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a> hayatımızı kurtaran büyük kumandanlarla kişisel hayatlarımızı  kurtarabilecek bilgin doktorlara sahibiz. Bu iki meslek sahipleri içinde  Avrupa&#8217;daki meslektaşlarıyla boy ölçüşebilecek uzmanlar yetişmesi, özellikle  Harbiye ve Tıbbiye okullarının ikilikten uzak olması sayesindedir. Yeniçerinin  savaş tekniği ile hekimbaşıların tıp teknikleri, bu okullara girmiş olsaydı,  bugünkü şanlı komutanlarımızla ünlü doktorlarımıza sahip olabilecek miydik?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte bu iki öğretim kurumunun durumu bizim için, yapacağımız eğitim devriminde  bir örnek olmalıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu Medeniyetini Batı Medeniyeti ile uzlaştırmağa çalışmak, ortaçağı son  çağlarda yaşatmak demekti. Yeniçerilikle Nizamiye askerliği nasıl uyuşamazsa,  hekimbaşılıkla bilimsel doktorluk nasıl bir araya gelemezse, eski hukuk ile yeni  hukuk, eski bilim ile yeni bilim, eski ahlak ile yeni ahlak da öyle uyuşamaz.  Yazık ki, yalnız askerlikle tıptaki yeniçerilik kaldırılabildi. Diğer  mesleklerdeki yeniçerilikler, ortaçağ hortlakları kılığında, hala  yaşamaktadırlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Birkaç ay önce, Türkiye&#8217;yi Milletler örgütüne sokmak için İstanbul&#8217;da bir örgüt  kuruldu. Oysa ki, Avrupa Medeniyeti&#8217;ne kesin bir biçimde girmedikçe, Milletler  örgütüne girmemizden ne yarar sağlanabilecekti. Kapitülasyonlarla politik  baskılara esir edilmek istenilen bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>, Avrupa Medeniyeti&#8217;nin dışında  sayılan bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a> demektir. Japonlar Avrupalı bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a> sayıldıkları halde biz  hala, Asyalı bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a> sayılmaktayız. Bunun nedeni de Avrupa Medeniyeti&#8217;ne tam  bir biçimde girmeyişimizden başka ne olabilir? Japonlar dinlerini ve  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>lerinin korumak şartıyla Batı Medeniyeti&#8217;ne girdiler, bu sayede, her  konuda Avrupalılara yetiştiler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Japonlar, böyle yapmakla, dinlerinden,  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>lerinden hiçbir şey  kaybettiler mi? Asla. O halde, biz niçin duraksıyoruz? Biz de Türkçülüğümüzü ve  Müslümanlığımızı korumak şartıyla Batı Medeniyeti&#8217;ne kesin olarak giremez miyiz?  Batı Medeniyeti&#8217;ne girmeğe başladığımız günden beri, değiştirdiğimiz şeyleri  inceleyelim. Bakalım bunlar arasında dinimize,  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>yetimize ait şeyler var mı?  Mesela, Rumi takvimi bırakarak bunun yerine Batı takvimini aldık. Rumi takvim  bizim için kutsal bir şey mi idi? Rumi takvim, Rumlara yani Bizanslılara aittir.  Bunu kutsamak gerekirse, onlar kutsamalıdırlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aristo&#8217;nun delilci mantığını bırakarak Descartes ile Bacon&#8217;un mantığını ve bu  mantıktan doğan metodolojiyi almanın dinimize ve  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a>ümüze ne zararı olabilir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eski astronomi yerine yeni astronomiyi, eski fiziğe karşı yeni fiziği, eski  kimyaya karşı yeni kimyayı almakla ne kaybederiz? Zoolojiye, botaniğe, jeolojiye  ait seki kitaplarımızda ne kadar bilgi bulabilmek imkanı var? Doğu&#8217;da bulunmayan  biyolojiyi, psikolojiyi, sosyolojiyi Batı&#8217;dan almak zorunda değil miyiz?  Önceleri eski bilimlerimizin hepsini Bizans&#8217;tan almıştık. Şimdi Rumların  bilimlerini Avrupa bilimleriyle değiştirsek, din ve  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Milli/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">milli</font></a>  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Kultur/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">kültür</font></a> bakımından ne  kaybederiz? Bu örnekler istenildiği kadar uzatılırsa görülür ki, Doğu Medeniyeti  adına bırakacağımız şeyler hep Bizans&#8217;tan aldığımız şeylerdir. Bu durum açık bir  biçimde ortaya konulursa Doğu medeniyetini bırakarak Batı medeniyetine girmemize  artık kimse içtenlikle karşı gelemez.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Medeniyet probleminin çözümü başka bir yönden de, memleketimizde acillik  kazanmıştır. Öteden beri memleketimizde bir &#8220;Eğitim meselesi&#8221;, bir &#8220;terbiye  meselesi&#8221; var. Bu meseleler, birçok çaba ve çalışmalara rağmen, bir türlü  çözülemiyor. Bu meselenin özüne inilirse, görülür ki terbiye meselesi de  medeniyet meselesinin bir parçasıdır. Asıl mesele çözülünce eğitim meselesi de  kendiliğinden halledilmiş olacaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gerçekten, memleketimizde, gerek medeniyet, gerek terbiye bakamından birbirine  benzemeyen üç tabaka vardır: Halk , medreseliler, okullular. Bu üç sınıftan  birincisi hala Uzak Doğu Medeniyeti&#8217;nden tamayıla ayrılamamış olduğu gibi,  ikinciside henüz Doğu Medeniyetinin ilimlerinden biraz olsun yararlanabilmiştir.  Demek ki  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>imizin bir ölümü ilk çağlarda, bir kısmı ortaçağda, bir kısmı son  çağlarda yaşamaktadır. Bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>in böyle üç yüzlü bir hayat yaşaması &#8220;normal&#8221;  olabilir mi?.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu üç tabakanın medeniyetleri ayrı olduğu gibi, pedagojileri de ayrıdır. Üç  terbiye biçimini birleştirmedikçe gerçek bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a> olmamız mümkün müdür? Eğitim  ve öğretimimizi halk-bilgisi, medrese-bilgisi (okul-bilgisi) diye üç bölüme  ayırabiliriz. Aşık kitapları ile halk masalları, koşmaları, atasözleri,  tandırname kuralları birinci kısım, Arapça ve Farsçıdan çevrilen kitaplar ikinci  kısmı, Batı dillerinden aktarılanlar da üçüncü kısmı oluşturur.  Medeniyetlerimizi birleştirirsek eğitim-öğretimimizi ve pedagojimizi de  birleştirmiş, ruh ve fikir bakımından uyumlu bir  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a> olmuş olacağız. o halde,  bu işte daha bir süre baştan savmak kesinlikle kabul edilemez.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Özetle yukarıdaki açıklamalara göre, toplum inancımızı birinci formülü şu  olmalıdır: Türk  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Millet/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">millet</font></a>indenim. İslam ümmetindenim. Batı medeniyetindenim.</font></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuk/">»<span lang="tr">  &#8220;Türkçülük&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></strong></font></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></font></span><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><span style="font-size: 10pt"><br />
<a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuk/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Türkçülük</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Turk/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Türk</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Turkcu/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Türkçü</font></a></span></strong></font></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/batiya-dogru-turkculugun-esaslari/">Batıya Doğru – (Türkçülüğün Esasları)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/batiya-dogru-turkculugun-esaslari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YDÜ’de Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri irdelendi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/ydue-turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri-irdelendi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/ydue-turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri-irdelendi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Sep 2007 18:16:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Bati]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dunya Dilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yakin Dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/ydu%e2%80%99de-turkce%e2%80%99nin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri-irdelendi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>YDÜ’de Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri irdelendi (07.07.2007) Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre‚ YDÜ Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Konferans Salonu’nda dün gerçekleştirilen konferans‚ YDÜ öğretim görevlisi Türkolog Erdoğan Saracoğlu tarafından verildi. Erdoğan Saracoğlu konferansın başında‚ dilin bir anda düşünemeyeceğimiz kadar çeşitli nitelikleri olduğunu belirterek:Dil‚ bugün dahi kimi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ydue-turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri-irdelendi/">YDÜ’de Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri irdelendi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 align="center"><span style="font-size: 16pt; color: #3366ff; font-family: 'Maiandra GD';">YDÜ’de Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri irdelendi<br />
</span><span style="font-size: 12pt; color: #ff6600; font-family: 'Maiandra GD';"> (07.07.2007)</span></h5>
<p align="center">
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre‚ YDÜ Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Konferans Salonu’nda dün gerçekleştirilen konferans‚ YDÜ öğretim görevlisi Türkolog Erdoğan Saracoğlu tarafından verildi.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Erdoğan Saracoğlu konferansın başında‚ dilin bir anda düşünemeyeceğimiz kadar çeşitli nitelikleri olduğunu belirterek:Dil‚ bugün dahi kimi sırlarını çözemediğimiz büyülü bir varlıktır dedi. Saracoğlu‚ halkın kullanmasıyla evrim geçirerek‚ saymaca {itibarî} değer kazanmış ve tanınabilir bir duruma gelmiş‚ boğumlu seslerden meydana gelen dilin‚ insanca yaşamanın‚ düşüncenin buluş ve yaratış yeteneklerimizin de kaynağı olduğunu söyledi. Dilin doğal bir varlık ve bağımsız bir karaktere de sahip olduğunu söyleyen Erdoğan Saracoğlu‚ dildeki gelişmenin‚ ancak dil kuralları çerçevesinde olduğunu vurguladı. Saracoğlu‚ dilin gizli bir sözleşmeler sistemi olduğunu belirterek: Bu sözleşmeyi her kavim ayrı bir şekilde yapmış ve böylece her kavmin ayrı bir dili olmuştur dedi. Bugün dünya üzerinde yaklaşık 3500 dil konuşulduğunu söyleyen Erdoğan Saracoğlu‚ dünya dillerinin yapıları ve kaynakları bakımından ikiye ayrıldığını vurguladı.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Türkçe’nin yapısına göre bitişken dillere‚ kaynağına göre de Ural-Altay Dil Ailesi’ne bağlı olduğunu belirten Erdoğan Saracoğlu‚ özetle şunları söyledi: Türkçemiz yapısına göre bitişken {eklemeli} dillerdendir. Türkçenin sözcük kökleri sabittir. Türetim ve çekim son eklerle yapılır. Bu nedenle Türkçemiz çok işlek ve gramer yapısı sağlam bir dildir. Bir dilin zenginliği hiçbir zaman sözcük sayısına dayanmaz. Bazı uluslar‚ dillerinde bazı varlıklara ve kavramlara verilmiş değişik sözcüklerin çokluğuyla övünürler. Oysa gerçek zenginlik‚ sözcük sayısı yanında‚ sözcüklerin anlatma yeteneğine ve yeni sözcükler türetebile özelliğine dayanır. Dillerin kavramca zenginleşmesinde‚ anlam genişlemesinin de payı büyüktür. Türkçemizde birçok sözcük‚ çağlar boyunca yeni anlamlar yüklenmiş ve böylece sözcüklerde çok anlamlılık olayı gelişmiştir. Örneğin‚ bugün Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğündeki ’göz’ sözcüğünün 10 farklı anlamı vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Türkçemiz‚ kaynağına göre de Ural-Altay Dil Ailesi’nin Altay koluna bağlıdır. Bugün dünya dilleri arasında dilimize en yakın dil Moğolca’dır. Sözcük hazinesi‚ çekim ekleri ve kişi zamirleri bakımından Türkçe ile Moğolca arasında büyük benzerlikler vardır. Osmanlıca döneminde Arapça ve Farsça’nın etkisinde olan dilimiz‚ bugün ne acıdır ki batı dillerinin istilası altındadır. Gelişen teknoloji ve batıya açılma sonucu‚ söz dağarcığımıza batı kökenli dillerden birçok sözcük girmektedir. Öyleyse‚ her alanda olduğu gibi‚ dil yönünden de bağımsızlığa önem vererek‚ güzel Türkçemizi yabancı etkilerden kurtarmak‚ özleştirmek ve zenginleştirmek temel amacımız olmalıdır dedi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong> Kaynak:</strong></span>  <span style="color: #000000;">Kıbrıs Gazetesi</span></span></p>
<p align="justify">
<p align="center"><strong><span style="font-family: 'Maiandra GD';"><span style="font-size: 15pt;"> <span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/haberler/turkce-haberleri/">»<span lang="tr"> Türkçe Haberleri Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ydue-turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri-irdelendi/">YDÜ’de Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri irdelendi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/ydue-turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri-irdelendi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanzimat: Doğunun yerine batı</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tanzimat-dogunun-yerine-bati/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tanzimat-dogunun-yerine-bati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Sep 2007 21:39:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebi Akımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Bati]]></category>
		<category><![CDATA[Dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/tanzimat-dogunun-yerine-bati/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tanzimat: Doğunun yerine batı        Bilindiğince, XIX. yüzyılda Batılılaşma akımına koşut olarak gelişen Türk yazını, roman, öykü tiyatro gibi yeni türlerin denenmesiyle çağdaş bir çizgiye girmiş; Türk yazınının yönü Batı düşüncesinin temel alınması sonucu değişmiştir. Batıyla ilişkiler, aydınların bir batı dilini öğrenmeleri, batı yazınından yapılan çeviriler, batıdaki siyasal eğilimlerle, ideolojilerle tanışma bir uygarlık değişimini de gerektirmiştir. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tanzimat-dogunun-yerine-bati/">Tanzimat: Doğunun yerine batı</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="center"> <font color="#3366ff"> <span style="font-size: 15pt; font-family: Comic Sans MS"><strong> <span style="font-family: Maiandra GD">Tanzimat: Doğunun yerine batı</span></strong></span></font><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#3366ff"> </font></span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Bilindiğince, XIX.  yüzyılda Batılılaşma akımına koşut olarak gelişen Türk yazını, roman, öykü  tiyatro gibi yeni türlerin denenmesiyle çağdaş bir çizgiye girmiş; Türk  yazınının yönü Batı düşüncesinin temel alınması sonucu değişmiştir. Batıyla  ilişkiler, aydınların bir batı dilini öğrenmeleri, batı yazınından yapılan  çeviriler, batıdaki siyasal eğilimlerle, ideolojilerle tanışma bir uygarlık  değişimini de gerektirmiştir. Başka deyişle doğunun yerini batı almıştır. </span> </font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Batılılaşma ve  buna bağlı olarak yeni bir kültüre açılınması başlangıçta Türk yazınını da batı  yazınının güdümüne sokmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar bu konuda şunları söyler:  &#8220;Sırf edebi cereyanlar yönünden bakılırsa, bu yüz sene içinde Türk edebiyatının  Garp edebiyatlarında ve bilhassa Fransız edebiyatında mevcut bütün cereyanları  uzak ve yakın fasılalarla, muntazam surette takip ettiği görülür.&#8221; </span> </font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Bileşimin  gerçekleştirilemediği Tanzimat döneminde iyice belirgindir bu. Özellikle de öykü  ve romanlarda. Çünkü şiir, en azından biçim olarak bir geleneğe yaslanmaktadır.  Oysa, bir düzyazı geleneği olmakla birlikte, öykü de, roman da tür olarak  yenidir. Tanzimat sanatçısı için. &#8220;Yeni Türk edebiyatını kurmak için gayret eden  ilk iki neslin (1825 ve 1840 sıralarında doğanlar: Şinasi, Ziya Paşa, Namık  Kemal) zevk ve gayretleri hemen hemen aynıdır. Bu iki neslin ikisi de XVII. asır  Fransız klasikleriyle beraber XVIII. asır Fransız filozoflarını ve gene Fransız  romantiklerini okumuşlardır&#8221; (Tanpınar). verdikleri ürünlerde de coşumcuları  izlerler. Ama Tanzimatçıların coşumculuğu, batıdaki örneklerde olduğu gibi, bu  akımı besleyen toplumsal ve düşünsel özden yoksundur. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Gerçi Tanzimat  romanı belli toplumsal koşulların sonucudur. Ama bu toplumsal koşullar, batıda  olduğunca yapısal bir değişimin sonucu değillerdir. Daha doğrusu, üretim  araçlarının el değiştirmesi sonucu üretim ilişkilerinin değişmesi söz konusu  değildir. Diyelim, batıda da roman salt ekonomik ve toplumsal olanın önceliğiyle  açıklanamaz. Ama kentsoyluluğun gelişimiyle sanat da yeni özlere, yeni biçimlere  açılmıştır. Bir bakıma kentsoyluların Fransız devrimiyle tam olarak  egemenliklerini kurmaları, bilim ve sanat gibi üstyapı kurumlarının yardımıyla  gerçekleşir, öncü görevini bunlar yüklenir, kentsoyluların egemenliğinin  pekiştirilmesini sağlarlar. Victor Hugo’nun, coşumculuğu, &#8220;edebiyat olan Fransız  devrimi&#8221; biçiminde tanımlaması bu doğruyu vurgular. Çünkü devrimden önce siyasal  güç, kentsoyluların derebeyleri yıkmak için geçici bir işbirliğine girdikleri  prenslerin, soyluların elindedir. Temel ilkelrei us, gerçek ve doğa olan  klasisizm bu sınıfın çevresinde gelişir. Coşumculuk ise usun yerine duyguyu  koyar. Klasisizmin gerçeği belli bir güzellik anlayışıyla sınırlıdır, ölçülü  biçilidir. Coşumculuk bütün sınırları yıkar, onun gerçeği yaşamdır. Klasisizm  geneli anlatır, tiptir onun için önemli olan. Coşumculuk ise, özeli yakalamaya  çalışır, tiplerle değil, kişiliklerle uğraşır. Bu nedenle de bireycidir,  bireyciliğin utkusudur. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       İşte bu nedenle,  kendilerini kurtarıcı olarak gördükleri için coşumculuğun düşçü yanı  Tanzimatçıları etkilemişti denilebilir. Doğu düşüncesi insanı siler çünkü. Birey  olarak yoktur insan. Tanrı vardır yalnızca ve insan onun suretidir. Oysa  Tanzimatçıların karşılaştıkları batılı insan, eğitilmiş, bilgili, toplumu  ileriye götüren yaratıcı insandır. Onlar da hemen, bu insanın oluşumu üzerine  düşüneceklerine, o insan gibi olmaya çalışmışlardır. Böylesi bir çabanın  inanmış, duygulu, coşkulu bir aydın tipi yaratacağı açıktır. Kısacası batı  coşumculuğu, Tanzimatçıların ruhsal durumuna uygun düşmektedir. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Ayrıca,  coşumculuğun sıradan yapıtlarda cıvıklaşan duyguculuğu sanatçılarımızı yeninin  ta kendisi olarak çekecek, bu duygusallık Tanzimatçılarda bir ağlama duvarı  oluverecektir. Sonuçta, batı coşumculuğu nasıl yozlaşarak kurtuluşu kaçışta ve  gerçekle bağdaşmayan bir düşte bulmuşsa, Tanzimat coşumculuığu da bu düşü  sanatçılarda yaratıcı bir imgelem olmadığından &#8211; ölüm kılığına sokarak,  insanların kurtuluşunu onları öteki dünyaya göndermekte bulmuştur. </span> </font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Coşumculuğun  bellibaşlı niteliklerini basitleştirmekte ve her romanda kullanılabilecek  reçeteler biçimine getirmekte ustadır. Tanzimat sanatçıları. Bu reçeteleri ilkel  olarak ortaya koyan Ahmet Mithat, en iyi biçime sokan ise Namık Kemal’dir.  Üstelik ekonomik ve toplumsal koşulların ezdiği, İslam gizemciliğinin etkisiyle  kendisini edilgen bir dünya görüşüyle koşullamış Türk insanının günlük  yaşamında, yüzeysel olarak alınınca hemen ağlamaklı bir coşumculuğa konu  olabilecek tablolar çoktur. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Sözgelimi köle  kız ya da köle erkek bütün Tanzimat romanında boy gösterir. Ama köle insandan  yola çıkarak kölelik kurumuna, giderek toplumsal düzenin bozukluğuna bıçak  atabilmek olasıyken, işin duygusal yanına kaçılmıştır hep. Buysa doğal bir  sonuçtur. Coşumculuğun etkisi, bilinçsizlik ve deneysizlikle birleşince,  Tanzimat sanatçısının bir aşama yapması olanaksızdı. Yalnız Samipaşazade  Sezai’nin Sergüzeştinde bu öykünün kimi gerçekçi çizgiler taşıdığı görülür. Daha  doğrusu gözlem girer öyküye. Ama bu gözlem, esir pazarının anlatılması ya da  esir yaşamından bir iki tablo çizilmesidir, o kadar. Yoksa, Sergüzeşt’te  Tanzimat coşumculuğunun bütün özelliklerini taşır.</p>
<p>Oysa Tanzimatçıların ürün verdikleri yıllarda, batıda coşumculuk çoktan  aşılmış, gerçekçi anlatım yöntemleri alabildiğine geliştirilmişti. Coşumcu dönem  içinde ele alınmakla birlikte gerçekliğin asıl öncüleri sayılan Balzac’<st1:personname productid="la Stendhal" w:st="on">la  Stendhal</st1:personname>’in yapıtları yayımlanalı yıllar olmuştu. Ama  Tanzimatçılar gerçekliğin adını etmekle yetindiler. Gözlem ürünü bir iki  betimlemeyi gerçekçilik sandılar. Bu konuda benzeri yanılgılar günümüzde de  sürmekte, Türk yazın tarihi çalışmalarında yanlış değerlendirmelere  gidilmektedir. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt" align="justify"> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">       Çünkü  gerçekçilik, temelde bir anlatım yöntemidir. Yazında gerçekçi yönelişler  olguculuğun (positivisme) gelişimine koşut olarak ortaya çıkmış, bilimin  gelişmesi, gerekirci (deterministe) görüşler gerçekçiliği hazırlamış; deney,  gözlem, nesnelik gibi yöntemsel ilkeler gerçeklerin de ana ilkeleri olmuştur.  Nitekim, &#8220;XIX. yüzyılın ilk gerçekçilerinin üzerinde az çok birleştikleri bir  gerçeklik kavramı vardı. Bu romancılar gerçekçi bir roman yazmadan ve bu tür  romanları savunmayı üzerlerine almadan önce, insanın dışında, ondan ayrı ve  bağımsız bir gerçekliğin varlığını kabul etmişlerdi. Bilimdeki bulgular tarihte  ilk kez ancak görünen varlıkların gerçek olduğu, görünmeyenlerin gerçek olmadığı  inancını uyandırmıştı. Buna bir de XIX. yüzyılın sonunda ruhbilimde yeralan  ilkelerle insanın iç gerçekliğinin de yine bilimin yardımıyla aydınlanacağı  inancı ekleniyordu. Gerçekçi roman yazarı insan hakkındaki gerçekliğin tümünün  insanın iç ve dış dünyalarındaki olguların gözlenmesi ile saptanabileceğine  güveniyordu. Gerçekçi romanın işi bu olguları yansıtmaktı. İnsan yaşantısının  gerçekliğine ancak bu gerçekliğin bilinebileceği tek yoldan, bilimsel yoldan  ışık tutulabilirdi&#8221; (Necla Aytür).</span></font></p>
<p class="MsoNormal" align="justify">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/edebi-akimlar/">»<span lang="tr">  Edebi Akımlar Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>
<p class="MsoNormal" align="center">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" align="center">&nbsp;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tanzimat-dogunun-yerine-bati/">Tanzimat: Doğunun yerine batı</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tanzimat-dogunun-yerine-bati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
