<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Celik Madeni | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/celik-madeni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 16 May 2013 06:06:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Çelik (Keşifler ve Buluşlar)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2007 10:08:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Karışık Başlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Keşifler ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bulus]]></category>
		<category><![CDATA[Buluslar]]></category>
		<category><![CDATA[catlar]]></category>
		<category><![CDATA[Celigin Bulunusu]]></category>
		<category><![CDATA[Celigin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Celik]]></category>
		<category><![CDATA[Celik Kesifler ve Buluslar]]></category>
		<category><![CDATA[Celik Madeni]]></category>
		<category><![CDATA[Celik Madeninin Bulunusu]]></category>
		<category><![CDATA[Celik Turleri]]></category>
		<category><![CDATA[icat]]></category>
		<category><![CDATA[Kesif]]></category>
		<category><![CDATA[Kesifler]]></category>
		<category><![CDATA[Maddelerin Kesifleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihteki Kesifler ve Buluslar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çelik (Keşifler ve Buluşlar) İngiltere&#8217;de krallık emirnamelerince yasaklanmasına, Fransa&#8217;da Sorbonne&#8217;un şiddetle karşı çıkmasına rağmen, ormanlar tükendikçe taşkömürüyle ısınma yaygınlaşıyordu. Evlerden bir süre sonra fabrikalara da girmeye başladı. &#160; Önce cam (1635), bira ve tuğla fabrikalarına girdi. Derken günün birinde, bir demir döküm fabrikası sahibi, &#8220;biz niye kullanmayalım?&#8221; diye düşündü. Bu kişi Dunley idi &#160; Ne [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/">Çelik (Keşifler ve Buluşlar)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Çelik</font></strong><font face="Maiandra GD"><strong><font color="#3366ff"><span style="font-size: 22pt"><br />
</span></font><font color="#ff6600"><span style="font-size: 15pt">(Keşifler ve  Buluşlar)</span></font></strong></font></p>
<p align="justify"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/icatlar_ve_buluslar/celik.jpg" alt="https://www.bilgicik.com/resimler/icatlar_ve_buluslar/celik.jpg" align="left" /><font face="Maiandra GD" size="2">İngiltere&#8217;de krallık  emirnamelerince yasaklanmasına, Fransa&#8217;da Sorbonne&#8217;un şiddetle karşı çıkmasına  rağmen, ormanlar tükendikçe taşkömürüyle ısınma yaygınlaşıyordu. Evlerden bir  süre sonra fabrikalara da girmeye başladı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Önce cam (1635), bira ve tuğla fabrikalarına girdi. Derken günün birinde, bir  demir döküm fabrikası sahibi, &#8220;biz niye kullanmayalım?&#8221; diye düşündü. Bu kişi  Dunley idi</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ne yazık ki, bu iş Dunley&#8217;in düşündüğü gibi kolay değildi. Yalnız odunkömürünün  yerine taşkömürü kullanmakla demir elde edilemezdi. Önce demir cevherinin  içindeki oksijeni yok etmek gerekiyordu. Odunkömürünün görevi maden cevherinden  oksijeni alarak karbonikgaz yapmaktı; yani işlem sırasında odunkömürü ikili bir  rol oynuyor, önce reaksiyona gerekli ısıyı sağlıyor, sonra da kimyasal madde  olarak bu reaksiyona katılıyordu. Hatta demirin içinde eridiğinde üçüncü bir rol  daha oynuyor, (yüzde 1,5&#8217;dan azsa) demiri &#8220;çelik&#8221;, (yüzde 3 ya 5 olursa) &#8220;döküm&#8221;  haline getiriyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yerine doğrudan taşkömürü koymak neden mümkün değildi? Çünkü taşkömürü,  odunkömürü gibi hemen hemen tam karbon değil, tersine oldukça katışık bir  maddeydi. Taşkömürü ısı verici olmakla birlikte kimyasal madde olarak reaksiyona  katılamazdı. Katılabilmesi için taşkömürünün karbona çevrilmesi gerekliydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dunley bunun da çözüm yolunu buldu:Taşkömürünü damıtarak kok haline getirmek  mümkündü. Yalnız bu buluşu, uygulama alanına sokan başka bir İngiliz aile,  Darbyler oldu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Abraham Darby (1677-1717), Dudley gibi Birmingham dolaylarında doğmuştu. Bu  bölgenin hem demir, hem de madenkömürü bölgesi oluşuna dikkat etti. Dindar adam,  bu durumun Tanrı buyruğu olduğuna, izlemesi gerekli yolu kendisine O&#8217;nun  gösterdiğine inanıyordu. Böylece Dunley&#8217;in yarıda bırakmış olduğu işi ele aldı.  İskoçya&#8217;ya giderek Coalbrookdale&#8217;de bir fabrika kurdu ve taşkömürünü kok haline  getirmek için deneyler yapmaya başladı. 1709&#8217;da bu işi başarmasına başardı, ama  ölümü buluşunu sanayileştirmesini engelledi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Odun kullanmadan demiri ilk elde eden oğlu II. Abraham Darby oldu (1735). Olay  İngiltere&#8217;de büyük yankılar yarattı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ülkede taşkömürü boldu, bu da artık istenildiği kadar kok kömürü elde  edilebilir, yüksek fırınlara yutabildikleri kadar yakıt verilebilir demekti.  Böylece demir ve çelik üretimi arttıkça artacaktı. Uygarlığın ve İngiltere&#8217;nin  kaderini değiştirecek olan &#8220;çelik çağı&#8221; açılmıştı. Baba Abraham&#8217;ın, ölümünde  yılda 600 ton döküm veren fabrikalarının, üretimi oğlunun ölümünde 10.000 tona,  torunu zamanında da 15.000 tona yükseldi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ne var ki, büyük çapta üretim, Britanya sanayii için genellikle yapılan  yermelerin bir kere daha tekrarlanmasına yol açtı. Üretim miktar bakımından  yeterliydi, ama kalitesizdi. Elde edilen demir, maden köpüğüyle doluydu,  dolayısıyla iyi kalite demire ihtiyaç görüldüğünde, oduna sadık kalan İsveç ya  da Rusya&#8217;ya başvurmak gerekiyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu durum, özellikle sert çeliğe ihtiyaçları olan araç imalatçılarını zor duruma  sokmuştu. Gerçi Birtnguccio&#8217;dan (1540) beri &#8216;semantasyon&#8217; yoluyla, yani demire  karbon içirerek çelik yapmayı biliyorlardı, ama semantasyonlu çelik bile,  sözgelişi saat zemberekleri imali gibi ince işler için, elverişsizdi</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sonunda sabrı tükenen bir saatçi kollan sıvadı ve istenen nitelikte çeliği imal  etmeyi başardı. Bu, Doncasterli Benjamin Huntsman adında bir İngilizdi  (1704-1776). Yüksek ısıya dayanabilecek büyük bir kabın içinde semantasyonlu  çeliği koyup erittikten sonra, buna su verdi. Böyle eritilip su verilen çelik en  ince araçları bile imal etmeye yarayacak nitelikteydi. Şunu da hemen ekleyelim;  bu yolla ancak az miktarda çelik imal edebilirdi, dolayısıyla fiyatı da pahalı  oluyordu. Çeliği tonlarla ısmarlamakta olan mühendisler, buluştan bu yüzden  hoşnut kalmamışlardı. Sheffield Çelik Fabrikası da, Huntsman çeliğini çok sert  olduğundan kullanmak istemedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Madem çelikte önemli olan karbon oranıydı; bu iki şekilde, ya karbonsuz demire  karbon vermek ya da fazlasıyla karbonlu dökümden karbon çıkartmakla elde  edilebilirdi. O güne kadar birinci yoldan gidilmişti. Ama bu yol ihtiyaçları  karşılayacak miktarda çelik vermediğinden, ötekini denemek yerinde olacaktı.  İngiliz madencisi Henry Cort da böyle düşünmüştü her halde. Dökümü karbonundan  arıtmak için oksitleyici bir maddeyle karıştırıp kor haline gelinceye kadar  ısıttı. Fazla karbonu böylece giderdiğinde, elde ettiği maddeyi, köpüğünden  arıtmak için dövmekten başka iş kalmıyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Cort&#8217;un fırınına &#8220;Uzun alevli fırın&#8221; ve kullandığı yönteme de &#8220;puddlage&#8221; (dökme  demiri ocakta tavlama) adı verilir. Bu buluş sayesinde sanayiye yetecek miktarda  iyi kalite çelik elde edilebiliyor; dolayısıyla Rusya ve İsveç&#8217;in tekeli  kaldırılıyordu. Böylece İngiltere çelik piyasasına hâkim oldu. Ve gerek madeni,  gerekse üretim yöntemiyle dünyaya kendini kabul ettirdi. İngilizler madencilikte  dünyada rakipsiz duruma yükselmişlerdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Birçok ülkeler, İngiliz mühendislerini davet ediyor, kendi ülkelerinde demir  fabrikaları kurmakla görevlendiriyorlardı. Madeni araç imali konusunda İngiliz  mühendislerine baş vurulmaya başlandı. Fransa ve Almanya&#8217;da ilk yüksek fırını  İngilizler kurdu. (1787). Buhar kazanlarını &#8216;monte&#8217; edenler de onlar olduklarına  göre, o dönemde İngilizler dünya sanayisini ellerinde bulunduruyorlardı,  diyebiliriz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong>ÇELİK ADİ BİR MADEN HALİNE GELİYOR<br />
</strong><br />
Çeliğin her bakımdan demire üstün olduğunu herkes takdir etmekteydi. Ama geçen  yüzyılın ortalarında lüks bir maden durumundaydı. Sözgelişi, 1864&#8217;te Fransa,  1.213.000 ton dökme demir, 792.000 ton demir ve yalnız 41.000 ton çelik  üretmekteydi. Bununla da sadece silah, bıçak, testere ve benzeri gereçler imal  edilmekteydi. Semantasyon ya da eritme yoluyla olsun, imali güç ve pahalı  oluyordu. Öyle ki, bu durumda çelik bir köprü inşa etmek söz konusu olamazdı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">O sıralarda Londra&#8217;da Henry Bessemer (1813-1898) adlı bir mucit yaşamaktaydı.  Son derece verimli bir zekâya sahip olan bu kişi, çok çeşitli konularda başarılı  çalışmalar yapmıştı; optik camlar ve kadife üzerinde basma konusunda yenilikler  getirmiş, bir yazı makinesi, bir tulumba, kanatçıkları olan bir obüs imal ve  dalgalardan sarsılmayan bir gemi inşa etmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu son icadının III. Napolyon tarafından reddedilmesi üzerine (1855) atölyesine  döndü ve başka araştırmalar yapmaya koyuldu. Madenciliği geliştirmeye karar  verdi ve dökme demirin erimekte olduğu fırının başına geçip incelemelere  girişti. Böylece, günün birinde sıvı halindeki dökme demirin üzerine esen soğuk  havanın onu soğutacağı yerde ısıyı yükselttiğini hayretle gördü. Servetinin  büyük bir bölümünü yutan bir dizi denemelerden sonra, bu oluşumun nedenini  bulabildi. Hava akımı demirde bulunan karbon, silisyum ve manganez gibi öğeleri  yakmaktaydı ve ısıyı yükselten işte bunların yanmasıydı. Kısacası dökme demirin  karbonunu yakarak Huntsman yönteminden daha kolay ve daha fazla miktarda çelik  elde edebilmekteydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bessemer yöntemi yalındı: Eritilmiş dökme demiri soğuk bir toprak kaba dökmek ve  üzerinden bir hava akımı geçirmek yeterliydi. Sanayi, buluşu hemen benimsedi,  ama mucitin dediği kadar kolaylıkla uygulanamadığını fark eder etmez de</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">aynı çabuklukla itti. Bunun üzerine Bessemer kendisi bir çelik işletmesi kurdu  ve Sheffield&#8217;deki fabrikasında bu yöntemi geliştirmek için ciddi çalışmalar  yapmaya koyuldu. İki yılına ve servetinin kalan bölümüne mal oldu, ama sır  bulunmuştu. Kulakları sağır edici horultular ve fışkıran alevler içinde çelik  kusan, içi kil döşenmiş yirmi ton kapasiteli dev imbiklerle uygulanan  konvertisör tekniği doğmuştu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Unutmamak gerekir ki 1851&#8217;de İngiltere yalnızca 60.000 ton çelik imal etmişti.  Bunu, 1880&#8217;de 1.320.000 tona 1890&#8217;da 3.637.000 tona (%45&#8217;i Bessemer yöntemiyle)  yükseltti. Aynı yıl Fransa&#8217;da üretim 389.000 tona (%26 Bessemer); Almanya&#8217;da  1.613.000 tona (%16 Bessemer) ve A.B.D.&#8217;de 4.346.000 tona (%88 Bessemer) ulaştı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Almanyada&#8217;ki %16 ile A.B.D.&#8217;deki %88 oranı arasındaki büyük fark nedeniyle  okurlarımın aklına şu iki soru takılmıştır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Neden bütün ülkeler üretimlerinin  tamamı için Bessemer yöntemini benimsememişlerdi? 2) Neden çoğu yerde sadece  yardımcı yöntem durumunda kalmaktaydı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu, Bessemer yönteminin bile kendine göre sakıncalarının bulunmasından ileri  geliyordu.   <font color="#000000">Çelik</font> büyük bir hızla elde ediliyordu; öyle ki, başındaki işçi madeni  tam olarak hangi anda akıtması gerektiğini iyice belirleyemiyordu. Bir dakika  önce akıtsa, dökme demirin çeliğe dönüşümü tam olmuyor, bir dakika sonra,  demirin kendisi yanıyordu. Yani işlem süresinin çok kısa olması sonucu oluşumu  ve madenin niteliğini kontrol etmek imkânsızdı. Öyle ki bu yöntemle mükemmel ve  her işe elverişli bir maden elde edilemiyordu: Elde edilen,   <font color="#000000">çelik</font> raylar için  uygun, buna karşılık araç imali için yetersizdi. Bu nedenle teknisyenler daha  yavaş bir yöntem bulunamaz mı diye düşünmeye başladılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong>MODERN ÇELİĞİN SIRRINI BULAN ADAM<br />
</strong><br />
İlk çözüm şeklini getirenler Siemens kardeşler oldular. Siemensler yetenekli bir  mühendis ailesiydi. Bunlardan Ernst&#8217;ten (1816-1892) telgraf konusunda söz  etmiştik; ilerde de dinamonun icadındaki katkısına tanık olacağız. William  (1823-1853) İngiltere&#8217;de bir su altı kablosu fabrikası kurmuştu. Onlara  kardeşleri Frederich (1826-1904) ve elektronikte başarılı çalışmalar yapmış olan  Ernst&#8217;in oğlu Wilhelm&#8217;i (1855-1919) de katmamız gerekir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fırını icat eden Frederich oldu ve bunu William uygulamaya koydu. Bu fırındaki  gaz ocakları gazı ve havayı yakıyor, bu işlem ısıyı artırdığından hem yanar  maddeden tasarruf ediliyor, hem de verim yükseliyordu. Bu yöntem daha önceleri  cam sanayisinde kullanılmış ve yüksek fırınlar da uygulanmıştı. Fransız  mühendisi Louis Le Chatelier (1815-1873) de dökme demiri eritmede kullanmayı  denedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İlke iyiydi ama uygulaması güçlükler çıkarttı: Le Chatelier fırının içini  döşemeye elverişli sertlikte tuğla bulamadı. Bununla birlikte girişimi küçük bir  fırının sahibi olan Pierre-Emile Martin&#8217;in (1824-1915) dikkatini çekti. Maden  mühendisi olan Martin, Bessemer&#8217;den farklı olarak birçok şeylere birden el  atmaktansa, bir tek konunun üstüne eğilip onu derinliğine incelemekten hoşlanan  bir insandı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Babasının Fourchambault&#8217;daki atölyesinde yaptığı staj ve Sireuil (Charante)  fabrikalarındaki tecrübeleri, Bessemer yönteminin kusurlarını meydana  çıkarmasına yol açtı ve bunları nasıl giderebileceğini kendi kendine sordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Siemenslerin ve Le Chatelier&#8217;nin girişimleri ona yol gösterdi: Bütün iş,  fırınların içini kaplamaya yarayacak uygun sertlikte bir madde bulmaktı. Martin,  1863&#8217;te Le Chatelier ve William Siemens&#8217;le bağlantı kurdu ve onların öğütleri  uyarınca bir fırın inşa ettirdi. Ertesi yılın nisanında ilk  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">çelik</font></a> akmaya  başladı. Bunda dökme demir, silisli tuğlalarla döşenmiş bir tabanın üzerine  konmakta ve gaz ocaklarıyla ısıtılmaktaydı. Bu şekilde, karbondan arıtma işlemi  ağırlaştırılmış olduğundan dilenen andan durdurmak mümkün oluyor, böylece  istenen kıvamda  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">çelik</font></a> elde edilebiliyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Beratı 1865&#8217;te alınan Martin yöntemlerinin pratik bir şekilde uygulanabilmesi  için mucitin daha uzun zaman incelemeler yapması gerekti. Martin çalışmalarının  ürünlerini alabilmiş ve başarısını gölgeleyen hiç bir sıkıntıyla  karşılaşmamıştır Gerçekten, birçok madenciler Martin yönteminin üstünlüğünü  takdir etmişler ve hemen uygulamaya koymuşlardı, ilk Sireuil&#8217;de uygulanan bu  teknik hızla yayıldı ve fırınların kapasiteleri gittikçe artarak 200 tona vardı.  Buna paralel olarak nitelik ve çeşitlerde de gelişme görüldü, öyle ki, bir süre  sonra birçok ülkelerde Martin yöntemi Bessemer&#8217;i büsbütün ortadan kaldırdı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1915&#8217;te Martin öldüğünde, Martin çeliği Fransa&#8217;da üretimin %34&#8217;ünü Almanya&#8217;da  %35&#8217;ini, Amerika&#8217;da %66&#8217;sını, İngiltere&#8217;de %71&#8217;ini kapsamaktaydı. Bessemer&#8217;in  ülkesi İngiltere&#8217;de bile 1948&#8217;de üretilen 12.987.000 ton çeliğin 14.877.000 tonu  Martin yöntemiyle elde edilmekteydi.</font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kesifler-ve-buluslar/">»<span lang="tr">  &#8220;Keşifler ve Buluşlar&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/">Çelik (Keşifler ve Buluşlar)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/celik-kesifler-ve-buluslar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
