<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dilimizle İlgili Yazılar | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/dilimizle-ilgili-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Dec 2007 00:35:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Tarihten Geleceğe Türk Dili &#8211; (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Dec 2007 00:35:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihten Gelecege]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihten Gelecege Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dilinin Gelecegi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dilinin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolog]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihten Geleceğe Türk Dili (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN) Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300&#8217;den fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/">Tarihten Geleceğe Türk Dili – (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Tarihten  Geleceğe Türk Dili</font><font style="font-size: 15pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD"><br />
(Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)<br />
</font></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dilinin en eski izleri  Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait  Sümerce metinlerde 300&#8217;den fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle  Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu  ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö.  2000-3000 arasına çıkmakta, yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak  sözler Türklerle Sümerlerin komşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa  bir bölümü M.Ö. 2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya&#8217;da  yaşamış olmalıdır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">M.Ö. 7.-3. yüzyıllar  arasında Karadeniz&#8217;le Hazar&#8217;ın kuzeyinde ve Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların  önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyük ihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda  yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarının adı Yunan kaynaklarında <strong>Tomiris</strong>  olarak geçer. Bu kelime Türkçe <strong>Temir </strong>(demir) olsa gerektir.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dîvânü Lûgati&#8217;t-Türk&#8217;te  anlatıldığına göre İskender&#8217;in Türkistan seferi sırasında (M.Ö. 330&#8217;lar) <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türk</font></a>lerin bir kısmı, hükümdarları Şu  yönetiminde Hocent civarında, yani Seyhun&#8217;un yukarı havzalarında idiler.  İskender&#8217;in gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar  ise Hocent civarında kaldılar.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çin kaynaklarındaki ilk  bilgilere göre Türkler Çin&#8217;in kuzeyindeki bozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö.  220&#8217;lerde ortaya çıkan <strong>Tuman </strong>(Teoman) <strong>Yabgu </strong>ve M.Ö. 209&#8217;da  hükümdar olan oğlu <strong>Motun </strong>(Mete) <strong>Yabgu</strong>, Hunların büyük hükümdarları  idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhun vadisinde idi. Hunlardan  sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar dönemlerinde, M.S. 840&#8217;a kadar  Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur. M.Ö. 220 &#8211; M.S. 840 arasındaki 1000  küsur yıllık dönemde Türkler kudretli zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar&#8217;a,  hatta bazen Karadeniz&#8217;in kuzeyine kadar uzanan topraklara hükmediyorlardı.  Türklerden bir bölüğü M.S. 370&#8217;lerde İdil&#8217;i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz&#8217;in  kuzeyine ulaşmıştı. Batı Hunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar  370&#8217;ten başlayarak yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri  altında bulundurmuşlardır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Asya ve Avrupa Hunlarına  ait herhangi bir Türkçe metin elimizde bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans  kaynaklarına geçen bazı özel adlar ve kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak  kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen <strong>tehri, kut, yabgu, ordu, temir</strong>  gibi sözlerin Çinceleşmiş biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir.  Attilâ&#8217;nın babasının adı olan <strong>Muncuk </strong>(Boncuk) ve oğullarının adları <strong> Dehizik, İrnek, İlek</strong> Türkçeyle açıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna  Bulgarlarından yıl ve ay adları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler  kalmıştır. Yıllar hayvan adlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda  çeşitli hayvanların adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği  için Bulgar Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Moğolistan&#8217;da bulunmuş olan  6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eski metindir. İlteriş Kağan&#8217;a katılan  bir askeri anlatan metin 687-692 arasında yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları  olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk,  Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları 719-735 yılları arasında yazılmışlardır.  Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor Kağan&#8217;a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları  753-760 arasında dikilmiştir. Moğolistan&#8217;da, Yenisey vadisinde, Kazakistan&#8217;da,  Talas&#8217;ta (Kırgızistan), Kuzey Kafkasya&#8217;da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan,  Romanya, Macaristan ve Polonya&#8217;da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce  yazıt bulunmuştur. Bu küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı  tahmin edilmektedir. Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta  Macaristan&#8217;dan Güney Sibirya&#8217;ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada  Türkçe, Göktürk harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">9. yüzyıldan itibaren  Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım havzasında da görmeye  başlıyoruz. 840&#8217;ta Tarım havzasında ve Gansu bölgesinde devletler kuran  Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce  eser yazdılar, yüzlerce belge bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil,  basma eserlerdi. Uygur yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam  etmiştir.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">11. yüzyılda Kâşgar ve  Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarak ortaya çıkar. 1069 tarihli <em>Kutadgu Bilig</em> Balasagun&#8217;da yazılmaya başlanmış, Kâşgar&#8217;da Karahanlı  hükümdarına sunulmuştur. 1070&#8217;lerde Bağdat&#8217;ta kaleme alınan <em>Dîvânü Lûgati&#8217;t-Türk</em>  de aslında Kâşgar muhitinin eseridir. Türkler 10. yüzyılda Müslüman oldukları  hâlde 11. yüzyılda Arap yazısı henüz Türklerin yazısı hâline gelmemişti.  Kâşgarlı Mahmud 1070&#8217;lerde Türk yazısının Uygur yazısı olduğunu kesin şekilde  kaydeder.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kâşgarlı Mahmud Türklerin  20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan doğuya doğru şöyle sıralar: 1. <em> Beçenek</em>, 2. <em>Kıfçak</em>, 3. <em>Oğuz</em>, 4. <em>Yemek</em>, 5. <em>Başgırt</em>,  6. <em>Basmıl</em>, 7. <em>Kay</em>, 8. <em>Yabaku</em>, 9.<em>Tatar</em>, 10. <em>Kırkız</em>,  11. <em>Çigil</em>, 12. <em>Tohsı</em>, 13. <em>Yağma</em>, 14. <em>Uğrak</em>, 15. <em> Çaruk</em>, 16. <em>Çomul</em>, 17. <em>Uygur</em>, 18. <em>Tangut</em>, 19. <em>Hıtay</em>.  Listedeki Hıtay&#8217;ı Kâşgarlı&#8217;nın ifadesiyle &#8220;Çin ülkesi&#8221; olarak ayırmak gerekir.  Bu sıralamadan az sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasına <em>Suvarlarla  Bulgarları</em> yerleştirir. Kâşgarlı&#8217;nın iki dilli oldukları için dillerini  bozuk saydığı <em>Soğdak, Kençek, Argu </em>ve <em>Tangutlardan Arguları</em> da  Türk boyları arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizans  sınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">13. yüzyılda Türk yazı  dilinin merkezîleştiği bölge Aral&#8217;ın güneyindeki Harezm bölgesidir. 13.-14.  yüzyıllarda Altınordu&#8217;nun merkezi olan Hazar&#8217;ın kuzey kıyısındaki Saray&#8217;dan  hatta daha batıdaki Kırım&#8217;dan Tarım havzasının doğusundaki Gansu&#8217;ya kadar Türk  yazı dili kesintisiz olarak kullanılıyordu. Tarım havzasıyla Gansu&#8217;da kullanılan  dile Türkoloji literatüründe Uygur Türkçesi, Altınordu ve Türkistan sahasında  kullanılan dile ise Harezm Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasında ses ve  gramer yönünden hemen hemen hiç fark yoktur. Yazıları ise farklıdır. Birincisi  Uygur, ikincisi Arap yazısını kullanır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">13. ve 14. yüzyıllarda Türk  yazı dili, bu ana sahadan başka üç coğrafyada daha kullanılıyordu. Bunlardan  biri Yukarı İdil (bugünkü Tataristan) sahasıdır. Burada bulunan mezar  kitabelerinin dili İdil Bulgarcası idi. İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi.  Buradaki yazı dili Harezm Türkçesine çok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını  taşıyordu. Üçüncü saha Azerbaycan ve Anadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda  Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazı dili doğmuştu. Bu yazı dili Balkanlara doğru  sahasını genişleterek kesintisiz şekilde bugüne dek sürmüştür. Sadece mezar  kitabelerinde gördüğümüz İdil Bulgarcası 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya  bırakır. Mısır ve Suriye&#8217;de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz  olur.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karadeniz, Kafkaslar, Hazar  denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile Batı <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkçe</font></a>sini ayıran tabiî sınırlardır. 11.  yüzyıldan itibaren Oğuzlar İran&#8217;ı aşarak Azerbaycan ve Anadolu&#8217;ya gelmişler ve  Batı Türklüğünü oluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara taşmış,  daha sonra Macaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve Suriye&#8217;nin kuzey  bölgeleri de Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren yerleştikleri yerlerdi ve  buralardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî uzantısıydı. Öte yandan Kuzey Afrika  ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti. Bütün bu  sahalarda Batı Türkçesi ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır. 13. ve 14.  yüzyıllarda Anadolu ve Azerbaycan&#8217;da yazılan eserleri, yazı dili olarak  birbirinden ayırmak kolay değildir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu asırlarda yazı dili  henüz standartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz  siyasî birlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri hüküm  sürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya yönelirler ve  yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı Türkçesi standart hâle  gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile birlikte Suriye ve Irak da  Osmanlı topraklarına dahil olur; böylece bu bölgeler de Osmanlı Türkçesi alanı  içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, İran&#8217;la birlikte bir başka Türk  devletinin, Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16. asırda Azerbaycan  ve Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığını söylemek doğru değildir.  Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17. yüzyıldan sonra iki yazı  dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancak aralarındaki fark yok denecek  kadar azdır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kuzey ve doğu Türklerinde  Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay Türkçesi tek ve ortak yazı dili  olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar sürdü. Bunun bir tek istisnası  vardı: Kırım Hanlığı. Osmanlı idaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında  kullanılan yazı dili Osmanlı Türkçesi idi.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">13. yüzyıldan itibaren iki  ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve Batı Türkçeleri sürekli olarak  birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay sahası eserleri, özellikle Nevayî  Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince hep okunmuştur. Buna karşılık Osmanlı eserleri  de özellikle İdil-Ural bölgesinde sürekli okunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan  sahasında Nevayî&#8217;ye Çağatayca olarak nazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar  sürmüştür.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1552&#8217;de Kazan&#8217;ın düşmesiyle  başlayan Rus yayılması 1885&#8217;te Batı Türkistan&#8217;ın işgaliyle tamamlanmıştır. Doğu  Türkistan 1760&#8217;larda Çin işgaline uğramıştı. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde  bağımsız olan Türkler sadece Osmanlı Türkleriydi.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">19. yüzyılın ortalarında  Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar. Kazan Üniversitesinde hocalık  yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir  yazı dili hâline gelmesi gerektiği görüşünü ortaya koyar ve bunun için çalışmaya  başlar. Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan&#8217;da okuyan Kazak aydınları üzerinde  etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazar ve şairleri, ortak olan Çağatay yazı  dili yerine kendi konuşma dillerini yazı dili hâline getirmeye çalışırlar.  Yüzyılın sonlarına doğru Tatar ve Kazak yazı dillerinin ilk eserleri verilmeye  başlar. İlminski&#8217;ye karşılık Gaspıralı İsmail, 1884&#8217;te Bahçesaray&#8217;da (Kırım)  çıkarmaya başladığı <em>Tercüman</em> gazetesi ve Türk dünyasının her tarafında  açtırdığı usûl-i cedit okulları vasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün  Türk dünyasının sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesinde birleştirilmesini ister. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rusya&#8217;da Meşrutiyetin ilân  edildiği 1905 yılından itibaren Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan  bölgelerinde Türk yazı dili konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralı  İsmail&#8217;in tesirinde kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrini savunurlar  ve buna uygun eserler verirler. İlminski&#8217;nin fikirleri ise başka müsteşrikler ve  Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminski gibi bir papaz ve  müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870&#8217;ten 1918&#8217;e kadar <em>Türkistan Vilâyetinin  Gazeti</em>’ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla İrancalaşmış Özbek ağızlarını yazı  dili hâline getirmeye çalışır. 1888-1902 arasında çıkarılan <em>Dala Vilâyeti</em>  gazetesi Kazakçayı, 1905-1908 arasında çıkarılan <em>Mecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı  Hazar </em>Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Her üç gazete de Çar idaresince  çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışma ve uygulamalar kaynaklara  ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddî şekilde araştırılmış değildir.  Ancak 1917&#8217;deki Bolşevik ihtilâlinden sonra serbest tartışma ortamı yok edilmiş,  İlminski ve Ostroumov&#8217;un fikirleri zorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma  dili ayrı yazı dili hâline getirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği’nde  1930&#8217;larda tamamlanmıştır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çin idaresindeki Doğu  Türkistan&#8217;da ise Uygurca, Çağatay yazı dilinin devamı olarak sürerken 1949&#8217;daki  komünist idareden sonra mahallîleştirilmiştir. Alfabe değişiklikleriyle bu süreç  hızlandırılmış, her Türk yazı dili için ayrı alfabeler oluşturularak farklılık  artırılmaya çalışılmıştır. Bütün bu çalışmalar sonunda bugün 20 Türk yazı dili  ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1) <em>Türkiye Türkçesi</em>, 2) <em>Gagavuz Türkçesi,</em>  3) <em>Azerbaycan Türkçesi,</em> 4) <em>Türkmen Türkçesi,</em> 5) <em>Kırım Tatar  Türkçesi,</em> 6) <em>Karaçay-Malkar Türkçesi,</em> 7) <em>Nogay Türkçesi</em>, 8) <em> Kumuk Türkçesi,</em> 9) <em>Kazan Tatar Türkçesi,</em> 10) <em>Başkurt Türkçesi,</em>  11) <em>Kazak Türkçesi,</em> 12) <em>Karakalpak Türkçesi,</em> 13) <em>Kırgız  Türkçesi,</em> 14) <em>Özbek Türkçesi,</em> 15) <em>Uygur Türkçesi,</em> 16) <em>Altay  Türkçesi, </em>17) <em>Hakas Türkçesi,</em> 18) <em>Tuva Türkçesi,</em> 19) <em>Saha </em>(<em>Yakut</em>) <em>Türkçesi</em>, 20) <em>Çuvaş Türkçesi.</em> Rusya bugün dahi  yeni yazı dilleri oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan Cumhuriyeti  dışında kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya&#8217;daki Şorların ağızları  bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâline getirilmeye çalışılmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dünyasında 1990&#8217;dan  beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri  de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi  kültür politikalarını kendileri tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun  etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993  Nisanında Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında  Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni  alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri  ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni  alfabeyle basmaya başlamışlardır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Dil dışı şartlar&#8221;  dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türk yazı dilleri arasında  yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır. Türkiye&#8217;de Türk  cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar lise edebiyat kitaplarına  konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibi kuruluşlarca Türk  lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dört üniversitede (Ankara, Gazi,  Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek  çok Türkiyeli genç Türk cumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da  olsa sosyal bilim dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları  arasında araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç  yapımcıları da Türk dünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını  atmaktadırlar. Siyasî, iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya  yolculuk etmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş  adamları ve görevliler de az değildir. Bütn bu teşebbüs ve ilişkiler Türk  lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yol  açmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye Türkçesinin diğer  Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde karşımıza çıkmaktadır.  Türkiye&#8217;de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenen öğrencilerin sayısı 10.000&#8217;i  geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmî sebeplerle Türkiye&#8217;ye gelip kısa veya  uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok  insan vardır. Öte yandan Türk cumhuriyet ve topluluklarında pek çok okul  açılmıştır ve bu okullarda on binlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini  öğrenmektedir. Doğrudan doğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan  veya Avrasya yayınlarına bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye  Türkçesine aşina olmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bu temas ve  faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz. Türk televizyonlarını  izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden Türkiye Türkçesindeki farklı  kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır. <em>Samaylot</em> yerine <em>uçak </em>kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye Türkleri de  artık <em>orun </em>(yer), <em>kıyın </em>(zor), <em>çalar</em><strong> </strong>(nüans), <em> kayıtmak</em> (geri dönmek), <em>aylanmak</em> (çevresinde dönmek), <em>uçraşmak</em><strong> </strong>(karşılaşmak), <em>tapmak</em><strong> </strong>(bulmak) gibi kelimeleri tanımaya  başlamalıdırlar.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eski Sovyetler dışındaki  Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. Batı Trakya, Bulgaristan,  Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde yaşayan Türklerle artık  daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pek çok Türk genci de Türk  üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerin çoğunda ilk ve orta dereceli  okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe gazete ve dergiler çıkarılmaktadır.  Hemen hemen hepsinden Türk televizyonları izlenmektedir. İran&#8217;da da Azerbaycan  Türkçesiyle (Arap harfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere  mahsus olarak radyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran’da artık Türkçe  eğitim talepleri başlamıştır. Irak&#8217;ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan  beridir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkçe</font></a> gazete ve televizyon yayınları  yapılmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dili yarın nasıl  olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türk dilinin yarınını büyük  ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra Türkiye Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok  aydın tarafından bilinen ve Türkler arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim  dili olacaktır. Bu süre içinde Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da  muhtemeldir. Türk dünyasının bazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye  ve kitaplarını Türkiye Türkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı  dilimizle yazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta  fonetik ve morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o  lehçelerden küçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden  yetişmiş bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve  bazı özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi  kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla çeşitlenmesine  yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarında görülen <strong>agar</strong>  (ağır), <strong>di- </strong>(demek),<strong> dingir</strong> (tenri-tanrı), <strong>dug-</strong> (dökmek), <strong>men</strong> (ben), <strong>zae</strong> (sen), <strong>zag</strong> (sağ), <strong>gişig</strong> (eşik-kapı)  gibi kelimeler önümüzdeki bin yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam  edeceklerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/">Tarihten Geleceğe Türk Dili – (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
