<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dindar ve Mutaassip Hac Bayanin Turkluge Hakaretleri | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/dindar-ve-mutaassip-hac-bayanin-turkluge-hakaretleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:18:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Dindar ve Mutaassıp Hacı Bayanın TÜRKlüğe Hakaretleri (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/dindar-ve-mutaassip-haci-bayanin-turkluge-hakaretleri-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/dindar-ve-mutaassip-haci-bayanin-turkluge-hakaretleri-huseyin-nihal-atsiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 09:19:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Dindar]]></category>
		<category><![CDATA[Dindar ve Mutaassip]]></category>
		<category><![CDATA[Dindar ve Mutaassip Hac Bayanin Turkluge 
Hakaretleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Taassup]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/dindar-ve-mutaassip-haci-bayanin-turkluge-hakaretleri-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dindar ve Mutaassıp Hacı Bayanın TÜRKlüğe Hakaretleri (Hüseyin Nihal ATSIZ) Günümüzün modalarından birisi de mini etekli, açık saçık dişilerin yanında hacı, hoca takımından gayet mutaassıp, görünüşte dindar, mutasavvıf kadınların türemiş olmasıdır. İsteyen istediğini olur. İsteyen istediğini sever. İsteyen istediğine tapar. Anayasa insanlara birçok haklar tanımıştır. Başkalarına, düzene, ahlâka, kanunlara çarpmadıkça herkesin her türlü hürriyeti vardır. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/dindar-ve-mutaassip-haci-bayanin-turkluge-hakaretleri-huseyin-nihal-atsiz/">Dindar ve Mutaassıp Hacı Bayanın TÜRKlüğe Hakaretleri (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Dindar ve Mutaassıp Hacı Bayanın TÜRKlüğe Hakaretleri<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Günümüzün modalarından birisi de mini etekli,  açık saçık dişilerin yanında hacı, hoca takımından gayet mutaassıp, görünüşte  dindar, mutasavvıf kadınların türemiş olmasıdır. İsteyen istediğini olur.  İsteyen istediğini sever. İsteyen istediğine tapar. Anayasa insanlara birçok  haklar tanımıştır. Başkalarına, düzene, ahlâka, kanunlara çarpmadıkça herkesin  her türlü hürriyeti vardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir de kanunlar bakımından suç olmadığı halde millî gurur bakımından incitici,  kırıcı, hatta küstah ve edepsizce olan davranışlar vardır. Meselâ birisi çıkıp  Türkler’in millî sembolü olan Bozkurt’a it demiştir. Bunu söyleyen seviyesiz,  herhalde Bozkurt’un aynasında kendisini görmüştür. Millî bir timsalin millî  hayattaki değerlerini anlayamayacak kadar sefil anlayışlı, millî değeri  küçümsemeyecek kadar hain bir serseridir. Tıpkı Bozkurt gibi millî bir sembol  olan bayrağı da aynı gözle gördüğü muhakkak olan seciyesiz biridir. Bundan her  şey beklenebilir.</p>
<p>Fakat görünüşte dindar olduğu için olgun ve başkalarının değerlerine saygılı  olması gereken bir hacı kadından böyle bir saldırganlığı beklemezdik. Sabah  gazetesinin yazarlarından Bayan Hacı Münevver Ayaşlı’dan bahsetmek istiyorum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sayın Bayanın 7 Mart 1969 tarihli Sabah gazetesinde “Bayram Gazetesi ve  Yazarları” başlıklı makalesi Türkçülüğe hakaretlerle doludur ve bu arada  taassuptan doğan çocukça fikirlerin gülünç bir halitasını arzetmektedir. Sayın  Hacı Bayan, Bayram Gazetesi yazarlarının çok defa söylenmiş şeyleri  tekrarlamasından yakınarak aynen şöyle diyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Efendim Bayram Gazetesi mecburen alıyor ve mecburen bu yazıları okuyorum. Halk  Partisi klâsik mührünü taşıyan bir yazar bir yazı kaleme almış… Tutturdukları ve  hiç bırakmadıkları konu:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Karamanoğlu Mehmed Beğ’in Türkçeciliği; bininci defa olmak üzere tekrar  tekrar yazıyor. Ne oluyor yani? Karamanoğlu Mehmed Beğ Türkçeci olacak da  Selânikli Dönme ve Giritler tarafından maskarası mı yapılacak?<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
<font face="Maiandra GD" size="2"> 2) Malûm, yine Cenabı Pir Hazretleri Mevlâna’nın Farsça yazma konusu. Hazretin  Farsça yazması kerametlerinin en büyüğü. Allah vermesin ya Türkçe yazmış  olsaydı. Mesnevî ve Divanı Kebir ne hale gelirdi? Herhalde 13. Asırda yazıldığı  gibi kalmaz, Dil Kurumu onu sadeleştireceğim diye didik didik ederdi. Ve bu iş  Sadi Irmak, Behçet Kemal ve Faruk Güventürk’e kadar düşerdi. Hazreti Mevlâna’nın  Farsça yazması bütün şarka hitap ettiği gibi bütün müsteşrikler vasıtasıyla  Garba hitabediyor demektir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karamanoğlu Mehmed Beğ’in Türkçeciliğini küçük görmek ve Mevlâna’ya “Cenabı Pir  Hazreti Mevlâna” gibi şatafatlı unvanlar yaklaştırarak onun Farsça yazmasının en  büyük keramet olduğunu ileri sürmek Yirminci Asrın müsbet kafası karşısında  insanı güldürecek ve acındıracak bir zavallılıktan başka bir şey değildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sayın bayan, Selânik Dönmeleriyle Giritliler Türkçeyi maskara edecek diye  Türkçe yazılmasını mı daha doğru buluyor? Bu düşüncenin, kaza oluyor diye  otomobilleri yasaklamayı midi ki onunla yazılan eser her türlü taarruzdan  korunmuş oluyor? Artık kitaplarda kalan Farsça ile bugünün Kürtçeye benzeyen  çirkin Farsçası aynı mıdır?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Mevlâna keramet yerine mucize göstererek şu Mesneviyi İngilizce yazsaydı  herhalde bugün daha çok kimse tarafından anlaşılır, şöhreti daha büyük, itibarı  daha fazla olurdu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bizim burada dokunmak istediğimiz konu Sayın Hacı Bayanın Hazretleri Piri olan  Cenabı Mevlânâ’ya beslediği aşk değildir. İsteyen istediğine aşk besleyebilir.  Dokunmak istediğimiz şudur. Hacı Bayan diyor ki:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İttihatçıların bir düşünürleri vardı. Yüzü kara, ruhu kara, kendi kara Kürt,  fakat Türkçü Ziya Gökalp!.. İşte bu düşünür. Kaç kişi ziyaretine gidiyor? Kaç  kişi mezarının nerede olduğunu biliyor? Kimse yattığı yeri bilmiyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hacı Bayanın da diğerleri gibi bir Türkçülük düşmanı olduğu anlaşılıyor. Ziya  Gökalp’a bunca hakaretin başka tevili yoktur. Bir kere Ziya Gökalp Kürt değil,  Türk’tür. Irkçılığın aleyhinde olduğunu bildiğimiz Gökalp atalarının Çermikli ve  Türk olduğunu, fakarırken Türk olmasa bile kendisini yine Türk sayacağını, çünkü  hars bakımından Türk olduğunu yazmıştır. Bundan başka Ziya Gökalp’in yüzü, ruhu  ve kendi neden kara oluyormuş? Yüzünün karalığından maksat esmerlikse biz Ziya  Gökalp gibi bir karayı Sayın Hacı Bayan gibi bin beyaza tercih ederiz. Gökalp  Türkçülüğe hizmet etmiş, sistem kurmaya çalışmış, ölmez eserler vermiş bir  adamın değersizliğini göstermez. Bir adamın büyüklüğü mezarın belli olmasıyla  ölçülmez. Mevlânâ’nın mezarını yılda 500.000 kişi ziyaret ediyormuş. Bilet  kestiniz, yahut da oturup saydınız mı Sayın Hacı Bayan? Bu kadar adam ziyaret  etse bile ne çıkar? Sarhoş, reybi ve eyyamperest Hayyam’ın mezarını da belki  daha çok insan ziyaret ediyor. Fakat büyük ve şanlı Kılıç Aslan’ın mezarı hiç  ziyaret olunmuyor. Çünkü yeri belli değil. Yeri belli olan Fatih’in mezarına da  yılda ancak birkaç yüz kişi uğruyor. Bunlardan ne çıkar? Bunlar ya insanların  vefasızlığı, ya budalalığını yahut da hiçbirini göstermez. De bir alışkanlığın  eseri diye kabul edilebilir. Fakat herhalde Hazreti Pirinizin Kılıç Aslan’dan  veya Fatih’ten büyük olduğunu ispat etmez.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Mevlânâ gelmeseydi Türklük hiçbir şey kaybetmezdi. Fakat Kılıç Arslan’la Fatih  gelmeseydi çok kaybeder, belki de bugün var olmazdı. “Evliya, Farsça yazdığı  için keramet sahibidir” dediğiniz sözde Müslüman Mevlânâ, Allah’ın celâli ve  kudreti onlarda tecelli etmiştir diye Şamani Moğollar’a dalkavukluk etmiştir ve  onun büyük Fars şairliğinin ötesinde hiçbir değeri yoktur. Mezarı bilinmeyen  Kılıç Arslan ise 20-30 bin atlısıyla Avrupa’nın zırhlı şövalye ordularına karşı  can pazarında Anadolu’yu savunmuştur. Onun şanlı savunmaları olmasaydı bugün  hiçbirimiz olmayacaktık ve siz de Hacı Bayan ya Marika ya da Fotika olarak  yaşayan bir insan olacaktınız.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demek sizin Piriniz insanlığı irşat etmek istiyordu da onun için Farsça yazdı.  On Üçüncü Asrın başında Farslık ezilip siyasî olarak yeryüzünden kalkmış ve  cihanın büyük bölümünde Türk hâkimiyeti, Türk kültürü ve Türk dili yürürlüğe  girmişti. Cenabı Pir bu büyük ve hakim ırkın diliyle yazsaydı kerameti daha  büyük olmaz mıydı? Mademki keramet sahibiydi, kendisinden iki asır sonra gelecek  olan Nevâyi’nin “Muhâkemetü’l Lugateyn” (İki dilin ölçüştürülmesi) adlı eser  yazacağını, bu eserde Türkçe’nin Farsça’ya üstünlüğünü ispat edeceğini bilirdi.  Cenabı Pir herhalde zuhul buyurmuş olacaklar. Şemsi Tebrizi Hazretleriyle halvet  âleminden mest olmak yüzünden bu gibi konularla uğraşacak vakitleri yoktu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsanlar garip yaratıklardır. Kafa olgunluğu biraz eksik oldu mu ölçüyü hemen  kaçırır ve kendisine ait olanın daima en iyi ve en üstün olduğunu sanır. Kendi  benliğini şişirip büyütür. Habbeyi kubbe yapar. Cenabı Pir de böyle  şişirilmiştir. O sadece büyük bir şairdir. Evliyalığı, mürşitliği yalandır. Ney  ve dümbelekle rakseden evliya görülmemiştir. Evliya denen adamlar ağır başlı  olurlar. Mevlânâ ise zevk ve keyif ehli olarak musikî âlemleri yapmış, dans  etmiş, kuvvetli olan her kimse ona boyun eğerek gününü gün etmiş yaşamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tasavvuf fikirlerini kendisinden önce Anadolu’da yaşayan ve birçok din  bilginleri tarafından tekfir edilen Muhyidd’in-i Arabî’den almıştır. Tasavvuf,  Doğunun, Batının bütün din ve felsefelerinin karmasıdır. Biraz eşelerseniz  tasavvufun İslâm aleyhtarı noktalarını da yakalarsınız. Yunan felsefesinden,  Budizmden vesaireden gelen unsurlarla Tanrılık iddiasına kadar kalkan  mutasavvıflar malûmdur. “Mansûr” bu çılgınların en tanınmışıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Müslümanlık başka din erbabına zulmü tervic etmezse de “Hak din İslâmiyettir”  düsturu ile bu meseleyi kesin şekilde çözüp atar. Halbuki tasavvufta bütün  dinler birdir. Bunu Yunus Emre şu beytiyle dile getirmiştir:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan<br />
Halka müderris olsa hakikatta asidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Buralardaki “millet” günümüzün mânâsı ile “ulus” anlamındaki millet olmayıp  Arapçadaki gerçek anlamı ile “din” demektir. Yani Yunus Emre tasavvuf  prensiplerine uyarak Müslüman, Hırıstiyan, Musevî, Mecusî, Budist ne varsa  hepsinin eşit tefsir çabalamalarına rağmen İslâmiyetle bağdaşmayacağı gün gibi  aşikârdır. Hele Kazak Abdal’ın:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kıldan köprü yaratmışım gelsin kullar geçsin<br />
Biz hele şöyle duralım, geçsin deyü,<br />
Biz hele şöyle duralım, yiğit isen geç a Tanrı!&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demesi apaçık bir kültür değil midir? Fakat mutavasavvıflar bunda o kadar derin  ve ince mânâlar bulurlar ki, bizim gibi nasipsizlerin bu yüksek fikirleri  anlamamıza imkân yoktur. O sebeple bunlar küfür değil, İslâmiyetin ta  kendisidir. En yüksek mertebesidir. Şeraitten tarikata, tarikattan marifete,  marifetten de hakikata yükselişin sırlarıdır. Biz hiç bu yüksek hakikatları  anlıyabilir miyiz?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tasavvufta din millet ayrımı olmadığına göre sayın dindar ve mutasavvıf Hacı  Bayan, Ziya Gökalp’ın Kürtlüğünü ne diye ileri sürüyor? Kürt olmadığı muhakkak  ama Kürt olsaydı bunu suç ve eksik diye ancak biz görebilirdik. Hacı Bayan gibi  din ve millet sınırlarını çoktan aşmış yüksek mütefekkirlerin bu türlü kusurlara  aldırmaması gerekirdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Biz hayal âleminde değil, ülkü sınırları içinde yaşıyor, ülkünün ne dereceye  kadar ve hangi şartlarla gerçekleşebileceğini akıl ve muhakeme yoluyla  hesaplayabiliyoruz. Ülkücülük karşılıksız bir fedakarlık ve hizmet duygusudur.  Ne dindarın Cennetinden nimetler, ne mutasavvıfın hayalindeki Tanrıyla buluşma  gibi olağanüstü zevkler bizde yoktur. Mademki dünyaya geldik, bir görev  yapmalıyız ve bu görev insanlara yakışır bir görev olmalıdır diyoruz. Çünkü biz  dünyaya hayvanlar gibi yalnız eğlenmeye değil, bir vazife yapmak için  geldiğimize inanıyoruz ve bu yolda olan en fedakâr insanların bile kusurlarını  görmemekten gelmiyoruz. Ülküdaşlarımızın meziyetlerini büyütmüyoruz. Herkesin  hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu arada Türklüğe zarar verenlerden de şüphesiz  nefret ediyoruz. En tiksindiğimiz yaratıklar ruh ve beyin bakımından anormal  olanlardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ziya Gökalp birçok kusurlarıyla birlikte Türklüğe ve Türkçülüğe hizmet etmiş bir  kimsedir. Çıkar peşinde koşmadığı da bilinen hayatıyla ortadadır. Buna kara  ruhlu, kara yüzlü Kürt demek için önce millî olan değerden tecerrüd edip başka  bir âleme girmek icâb eder. Hacı Bayan, Cenabı Pir Hazretleri Mevlânâ’nın  aşkıyla bu âleme girmiş gözüküyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karamanoğlu’nun Türkçeciliği, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğü onu ilgilendirmiyormuş.  Olabilir. Hakarete kalkmamasını ihtar ediyoruz. Aklının ermediği konuları  bırakarak bizi karanlıktaki bazı meseleler üzerinde, bu meselelerdeki yüksek  bilgisiyle aydınlatmasını rica ederiz. Meselâ Cenabı Mevlâna’nın Şemsi Tebrizî  ile şu bir türlü izah olunmayan halvet âlemlerinin ilmî ve tasavvufî mânâsını,  bununla beşeriyetin nasıl ve neden kaybolduğunu, şimdi göğün kaçıncı katında  ikamet buyurduğunu anlatıp bizi aydınlatsalar meslek-i kavîm-i tasavvufa çok  büyük bir hizmette bulunmuş olurlar. Bundna başka Cenabı Mevlânâ’nın Şemsi  Tebrizî Hazretlerine, tıpkı sevilen bir kadına hitap eder tarzda şiirler  yazmasının yüksek tasavvufî mânâsını ve hele Türkçe bir şiirinde:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kiçkinen oğlan hey bize gelgil!<br />
Dağdanan dağnan hey geze gelgil!<br />
Ay bigi sensin, gün bigi sensin!<br />
Bî-meze gelme, bâ meze gelgil!</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demesinin hikmetini ve küçük oğlanı mezesiyle birlikte çağırmanın ne demek  olduğunu anlatsalar, Türkçe ve edebiyat öğretmeni olduğumuz halde, kemal-i  cehlimizden gerçek mânâsını bir türlü idrak edemediğimiz bu beyitlerdeki  tasavvuf incilerini öğrenerek kendilerine minnettar kalırdık.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ötüken, 1969, Sayı : 64</font></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/dindar-ve-mutaassip-haci-bayanin-turkluge-hakaretleri-huseyin-nihal-atsiz/">Dindar ve Mutaassıp Hacı Bayanın TÜRKlüğe Hakaretleri (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/dindar-ve-mutaassip-haci-bayanin-turkluge-hakaretleri-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
