<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Diyet Öyküsü Hikayesi | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/diyet-oykusu-hikayesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 May 2018 14:26:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Diyet &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:13:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet Öyküsü Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyet (Ömer Seyfettin) Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı. On yıldır bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç ve namluları tüm Anadolu&#8217;da, tüm Rumeli&#8217;de sınır [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/">Diyet – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #4abfe1;">Diyet</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"><span style="font-size: 25pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Ömer Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı. On yıldır bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç ve namluları tüm Anadolu&#8217;da, tüm Rumeli&#8217;de sınır boylarında büyük bir ün kazanmıştı. Hatta İstanbul&#8217;da bile yeniçeriler, satın alacakları kamaların, saldırmaların, yatağanların üstünde &#8220;Ali Usta&#8217;nın işi&#8221; damgasını arıyorlardı. O, çeliğe çifte su vermesini biliyordu. Uzun kılıçlar değil, yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı, &#8220;Çifte su vermek&#8221; <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ının, yalnız ona özgü bir sırrı vardı. Yanına çırak almaz, kimseyle çok konuşmaz, dükkânından dışarı çıkmaz, durmadan uğraşırdı. Bekârdı. Hısımı, akrabası yoktu. Kentin yabancısıydı. Kılıçtan, demirden, çelikten, ateşten başka söz bilmez, pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse alırdı. Yalnız savaş zamanları ocağını söndürür, dükkânının kapısını kilitler, kaybolur, savaştan sonra ortaya çıkardı. Kentte onunla ilgili birçok hikâye söylenirdi. Kimi &#8220;cellat elinden kaçmış bir çelebi&#8221;, kimi &#8220;sevgilisi öldüğü için dünyadan elini eteğini vakitsiz çekmiş garip&#8221; derdi. Siyah şahane gözlerinin mağrur bakışından, soylu davranışlarından, gururlu suskunluğundan, düzgün sözlerinden onun öyle sıradan bir adam olmadığı belliydi&#8230; Ama kimdi? Nereliydi? Nereden gelmişti? Bunları bilen yoktu. Halk onu seviyordu. Kentte böyle tanınmış bir ustanın bulunması herkes için ayrı bir övünç kaynağıydı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bizim Ali&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bizim koca usta&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Dünyada eşi yoktur&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Zülfikâr&#8217;ın sırrı ondadır!.. derlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali en kalın, en katı demirleri mısır yaprağı gibi incelten, kâğıt gibi yumuşatan <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ını kimseden öğrenmemiş, kendi kendine bulmuştu. Daha on iki yaşındayken, sert bir beylerbeyi olan babasının başı vurulmuş, öksüz kalmıştı. Amcası çok zengindi. Gösterişe düşkün bir vezirdi. Onu yanına aldı. Okutmak istedi. Belki devlet katında yetiştirecek, büyük görevlere çıkaracaktı. Ama Ali&#8217;nin yaratılışında &#8220;başkasına gönül borcu olmak&#8221; gibi bir sızlanmaya yer yoktu. &#8220;Ben kimseye eyvallah etmeyeceğim,&#8221; dedi. Bir gece amcasının konağından kaçtı. Başıboş bir adsız gibi dağlar, tepeler, dereler aştı. Adını bilmediği ülkelerde dolaştı. Sonunda Erzurum&#8217;da yaşlı bir demircinin yanına girdi. Otuz yaşına kadar Anadolu&#8217;da uğramadığı kent kalmadı. Kimseye boyun eğmedi. Gönül borcu olmadı. Ekmeğini taştan çıkardı. Alnının teriyle kazandı, içinde &#8220;kutsal ateş&#8221;ten bir alev bulunan her yaratıcı gibi, para için değil, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ı, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ının zevki için çalışıyordu. &#8220;Çeliğe çifte su vermek&#8221; onun aşkıydı. Gönüllü olarak savaşlara gittiği zamanlar yeniçerilerin, sipahilerin, sekbanların arasında, Ali Usta, işinin övgüsünü duydukça tadı dille anlatılmaz bir mutluluk duyardı. Ölünceye kadar böyle hiç durmadan çalışırsa daha birkaç bin gaziye kırılmaz kılıçlar, kalkanlar parçalayan çelik yatağanlar, zırhlar, keskin ağır saldırmalar yapacaktı. Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhundan kopan bir atılımla örsünün üzerinde milyonlarca kıvılcım tutuştururdu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tak, tak!&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tak, tak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşte bugün de sabah namazından beri durmadan on saat uğraşmıştı. Dövdüğü eğri namluyu örsünün yanındaki su fıçısına daldırdı. Ocağının sönmeye başlayan ateşine baktı. Çekici bırakan eliyle terini sildi. Kapıya döndü. Karşıki mescitte dokunaklı dokunaklı akşam ezanı okunuyor, bacasının tepesindeki yuvada leylekler sonu gelmez bir takırdı koparıyorlardı. İkindi abdesti daha duruyordu. Yalnız ellerini yıkadı. Kuruladı. Yenlerini indirdi. Saltasını omzuna attı. Dışarıya çıktı. Kapısını iyice çekti. Kilitlemeye gerek görmezdi. Uzun alandan mescite doğru yürüdü&#8230; Kentin kenarındaki bu gösterişsiz tapınağa hep yoksular getirdi. Minaresi sokağa bakan küçük bir pencereydi. Müezzin buradan başını çıkarır, ezanını okurdu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali mescide girince her zamankinden fazla kalabalık gördü. Hep üç kandil yakılırken bu akşam ramazan gibi bütün kandiller yanmıştı. Daha namaz safları dizilmemişti. Kapının yanına çöktü. Yanında alçak sesle konuşanların sözlerine istemeye istemeye kulak kabarttı. Konya&#8217;dan iki garip dervişin geldiğini, yatsı namazına kadar Mesnevi okuyacaklarını duydu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Akşam namazı kılınıp, bittikten sonra mescittekilerin bir bölümü çıktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yerinden kımıldamadı. Zaten biraz başı ağrıyordu. &#8220;Mesnevi dinler, açılırım!&#8221; dedi. Büyük bir gönül rahatlığı içinde, iki garip dervişin ruhu ürperten ezgileriyle kendinden geçti. Her âşık gibi onun yüreğinde de sonsuz bir kendinden geçiş, bir coşku, bir kaynaşma yeteneği vardı. En küçük bir nedenle coşardı. Anlamını çıkaramadığı bir dilin gizemli uyumu, durgun kanını sular altında saklı derin bir su çevrintisi gibi kaynattı. Her yanı nedensiz bir sarsıntıyla titriyor, sökülmez bir hıçkırık boğazına düğümlenir gibi oluyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra mescitten çıkınca, doğru dükkânına giremedi. Yürüdü. Uykusu yoktu. Ilık, yıldızlı bir yaz gecesiydi. Samanyolu, sarı altın tozundan göz alabildiğine bir bulut gibi göğün bir yanından öbür yanına uzanıyordu. Yürüdü, yürüdü. Kentten mandıralara giden yolun geçtiği tahta köprüde durdu. Kenara dayandı. Geniş derenin dibine yansıyan yıldızlar, ışıktan çakıltaşları gibi parlıyor, şırıldıyordu. Kenardaki karanlık top söğütlerde bülbüller ötüyordu. Daldı, gitti. Saatlerce kımıldamadı. Dinlediği ezgilerin ruhunda kalan uyumlarını işitiyor, tıpkı mescitteki gibi kendinden geçiyordu. Ansızın arkasından bir ses:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kimdir o?&#8230; diye bağırdı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Daldığı tatlı düşten uyandı. Döndü. Köprünün öbür yanında iki üç karaltı ilerliyordu. Elinde olmadan karşılık verdi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yabancı yok!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kimsin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ali&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Gölgeler yaklaştı. Bir adım kalınca onu giyiminden tanıdılar:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Koca Ali&#8230; Koca Ali, be!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Sen misin, Ali Usta?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Benim!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne arıyorsun bu saatte buralarda?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hiç&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bunlar kent subaşısının adamları, bekçilerdi. Kol geziyorlardı. Ne diyeceğini şaşırdı. Geceleri afyon yutan bu serseriler, namuslular gözünde hırsızlardan, uğursuzlardan daha korkunçtu. Kendilerinden başka dışarıda bir gezeni yakaladılar mı, dayaktan canını çıkartırlardı. Ama, ona kötü davranmadılar. Bekçibaşı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ali Usta, sen deli mi oldun? dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yok.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Böyle gece yarısına yakın değil, hatta yatsıdan sonra sokakta, hele böyle kentin kıyısında kimsenin dolaşmasına ağamızın izin vermediğini bilmiyor musun?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Biliyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ee, ne arıyorsun buralarda?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hiç&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nasıl hiç&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yine ses etmedi. Bekçiler onun namuslu bir adam olduğunu biliyorlardı. Hırpalamadılar. Yalnız:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Haydi yerine git, dolaşma&#8230; dediler.</span></p>
<p>[ad1]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Geldiği yollardan hızlı hızlı dönen Koca Ali, ruhunda demin dinlediği uyumu tekrarlıyordu. Bülbüller keskin keskin ötüyor, uzaktan mandıraların köpekleri havlıyorlardı. Sokakta hiç kimseye rastgelmedi. Dükkânının önüne gelince durdu. Bacasının üstündeki leylek uyumamış, kefenli bir görüntü gibi ayakta duruyordu. Kapısı aralıktı. Çıkarken sıkı sıkıya kapadığını hatırladı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tuhaf, rüzgâr açmış olacak!&#8230; dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşine yaramazdı ki, hırsız aşırmak sıkıntısına girsin&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İçeriden kapıyı sürmeledi. Bekçilerin karışması canını sıkmıştı. İşte kentte yaşamak da bir türlü tutsaklıktı. Öte yandan da dağ başında, köyde <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ı geçmezdi. Birden ağır bir yorgunluk duydu. Kandilini yakmaya üşendi. Ocağın soluna gelen alçak musandıraya el yordamıyla çıktı. Büyük bir ayı pöstekisinden oluşmuş yatakçığına uzandı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sıçrayarak uyandı. Kapısı vuruluyordu. Uyku sersemliğiyle:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kim o? diye haykırdı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Aç çabuk.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sabah olmuştu. Kapının aralıklarında bembeyaz ışık çizgileri parlıyordu. O hiç böyle dalıp kalmaz, güneş doğmadan uyanırdı. Doğruldu. Musandıradan atladı. Ayakkabılarını bulmadan yürüdü. Hızla sürmeyi çekti. Birdenbire açılan kapının dükkânı dolduran aydınlığı içinde, palabıyıklı, yüksek kavuklu Bekçibaşı&#8217;yı gördü. Arkasında keçe külâhlı, çifte hançerli genç yamakları da duruyorlardı. &#8220;Ne var?&#8221; der gibi yüzlerine baktı. Bekçibaşı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ali Usta, dükkânı arayacağız! dedi. Koca Ali şaşkınlıkla sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Niçin?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bu gece Budak Bey&#8217;in mandırasında hırsızlık olmuş.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ee, bana ne?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Onun için işte dükkânı arayacağız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; O hırsızlıktan bana ne?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hırsızlar çaldıkları bir kuzuyu köprünün altıda kesmişler. Meşin keselerin içindeki paraları alarak bir tanesini oraya bırakmışlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bana ne?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; O keselerden bir tanesini de bu sabah senin dükkânın önünde bulduk&#8230; Sonra&#8230; Şu eşiğe bak. Kan lekeleri var!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali, kamaşan gözleriyle kapısının temiz eşiğine bakh. Gerçekten el kadar bir kan lekesi sürülmüştü. O, bu kırmızı lekeye dalgın dalgın bakarken, palabıyıklı bekçi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hem bu gece, geç saatte ben seni köprünün üstünde gördüm, orada ne arıyordun? dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yine verecek bir karşılık bulamadı. Önüne baktı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Arayın&#8230; diyerek geri çekildi. Bekçiyle yamakları dükkâna</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">girdiler. Örsün yanından geçen yamaklardan biri haykırdı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ay! İşte, işte&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali elinde olmadan, bekçinin baktığı yana gözlerini çevirdi. Yeni yüzülmüş bir deri gördü. Şaşırdı. Yamaklar hemen deriyi yerden kaldırdılar. Açtılar. Daha ıslaktı. Bir ağalarının, bir de suçlunun yüzüne bakıyorlardı. Bekçibaşı köpürerek sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çaldığın paraları nereye sakladın?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ben para çalmadım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; İnkâr etme, işte kuzunun derisi dükkânında çıktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ya kim koydu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bilmiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali öyle uzun boylu konuşmazdı. Subaşının karşısına çıkartıldığı zaman da, gece geç saatte köprünün üstünde ne aradığını anlatamadı. Bekçilerin bulduğu bütün kanıtlar aleyhine çıkıyordu. Budak Bey&#8217;in yeni sattığı beş yüz koyunun parası da mandıradan çalınmıştı. İki güçlü hırsız, bekçi çobanı sımsıkı bağlamışlardı. Sonra canını çıkarıncaya kadar dövmüşler, hatta işkence için bir kolunu da kırmışlardı. Ertesi gün yargıcın önünde bu çoban, hırsızın birini Koca Ali&#8217;ye benzettiğini söyledi. Gece geç saate kadar dükkânına gelmemesi, derinin dükkânda, para keselerinden birinin kapısı önünde bulunması, Koca Ali&#8217;nin suçlanmasına yetti. Ne kadar inkâr etse hırsızlık suçunu silemiyordu. Üstelik nereden geldiği, nereli olduğu da belli değildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sol kolunun kesilmesine karar verildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali bu kararı duyunca, ömründe ilk kez sarardı. Dudaklarını ısırdı. Karara boyun eğmekten başka yolu yoktu&#8230; Sendeleyerek ayağa kalktı. Yargıca dik bir sesle:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kolumu bırakın, kafamı kesin! diye dilekte bulundu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu, ömründe onun ilk dileğiydi. Ama yaşlı yargıç hak yemez biriydi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır oğlum, dedi. Sen adam öldürmedin. Eğer çobanı öldürseydin, o zaman kafan giderdi. Ceza suça göredir. Sen yalnız hırsızlık ettin. Kolun kesilecek Hak böyle istiyor. Yasaların kestiği yer acımaz&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali&#8217;nin kolu kafasından çok değerliydi. Çeliğe &#8220;çifte su&#8221;yu bu iki koluyla veriyor, bu iki eliyle sınırlarda dövüşen binlerce gaziye çelik kalkanları kıran, ağır zırhları yırtan, demir tolgaları ikiye biçen tüy gibi hafif kılıçlar yetiştiriyor, yok pahasına, pir aşkına çalışıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Onu, Ağa kapısında bekçilerin odası altına kapattılar. Cezanın uygulanacağı günü burada bekliyor, hiç sesini çıkarmıyor, çolak kalınca örsünün başında çekiç vuramayacağını düşünerek, tanrısı ölen inançlı bir kişinin yasını duyuyordu. Kolunun diyetini verecek on parası yoktu&#8230; Şimdiye kadar para için çalışmamıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bütün kent halkı, Koca Ali gibi büyük bir ustanın kolu kesileceğine acıdı. Bu kadar yakışıklı, mert, çalışkan, güçlü, güzel bir adamın ölünceye kadar sakat sürünmesine en duygusuz gönüller bile dayanamıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşte herkes onu seviyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sipahiler onlara çok ucuza kılıç döven bu adamı kurtarmaya sözleştiler. Kentin en büyük zengini Hacı Mehmet&#8217;e başvurdular; bu adam Karun kadar mal sahibi olduğu halde son derece cimriydi. Hâlâ kentin pazar yerinde küçük bir dükkânda kasaplık yapıyordu. Düşündü, taşındı; nazlandı. Suratını ekşitti. Başını salladı: Ama sipahilerle iyi geçinmek gerekiyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Değil mi ki siz istiyorsunuz, dedi. Ben de onun kolu için diyet veririm. Ama bir koşulum var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne gibi? diye sordular.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Varın kendisine söyleyin. Eğer ben ölünceye kadar bana, hiç para almadan hizmetçilik, çıraklık etmeye yanaşırsa&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Pekâlâ, pekâlâ&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sipahiler, Ağa kapısına koştular. Hacı Kasap&#8217;ın önerisini Koca Ali&#8217;ye söylediler. O, önce &#8220;kasaplık bilmediğini&#8221; ortaya sürdü. Kabul etmek istemiyordu. Sipahiler:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Adam sen de! Kasaplık iş mi? O kadar savaş gördün. Kılıç salladın. Bağlı koyunu yere yatırıp kesemez misin? diye üstelediler. &#8220;Kula kul olmak&#8221;, ölümlü dünyada &#8220;birisine gönül borcu duymak&#8221; acıların en büyüğüydü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">O daha çok gençken, vezir amcasının kayırmasını bile çekememiş, gönül borcu altında kalmamak için aile ocağından kaçmış, gurbet ellerine atılmıştı. Şimdi kör talihi, onu bak kime köle edecekti? Sipahiler:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hacı&#8217;nın yaşı yetmişi aşmış&#8230; Zaten daha ne kadar yaşar ki&#8230; O ölünce yine sen özgür kalır, bize kılıç yaparsın. Haydi, düşünme usta, düşünme! diyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hacı Kasap, kesilecek kolun diyetini yargıca saydığı gün Hoca Ali&#8217;yi arkasına taktı. Dükkânına getirdi. Bu adam pek titiz, pek huysuz, oldukça çekilmez biriydi. Hiç durmadan dırdır söylenirdi. Cimriliğinden şimdiye kadar bir hizmetçi, bir çırak tutamamıştı. Koca Ali&#8217;yi eline geçirince hemen dükkânının köşesinde bir set yerleştirdi. Üstüne bir şilte koydu. Geçti, oraya oturdu. Her şeyi ona yaptırmaya başladı. Ama her şeyi&#8230; Sabah namazından beş saat önce kentten iki saat ötedeki mandırasından o gün satılacak koyunları ona getirtiyor, ona kestiriyor, ona yüzdürüyor, ona parçalatıyor, ona sattırıyor&#8230; ta akşam namazına kadar durmadan buyruklar veriyordu. Zavallıya yedirdiği, içirdiği yalnız bulgur çorbasıydı. Bazen kendi artıklarını köpeğe verir gibi önüne atardı. Geceleri dükkânı baştan aşağı yıkatıyor, uykuya yatmadan ertesi sabah için koyun getirmek üzere mandırasına yolluyordu. Odununu bile ormandan ona kestiriyor, suyunu ona taşıtıyor, her işi, her işini ona gördürüyordu. Hatta evinin bahçesindeki lağım kuyusunu bile ona temizletti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali sade suya bulgur çorbasıyla bu kadar sıkıntıya yıllarca göğüs gerebilecekti. Ama Hacı Kasap&#8217;ın ikide bir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ulan Ali!&#8230; Kolunun diyetini ben verdim. Yoksa çolak kalacaktın!&#8230; diye yaptığı iyiliği tekrarlamasına dayanamıyordu. Bir gün, iki, üç gün dişini sıktı. Durmadan çalıştı. Gece uyumadı. Gündüz koştu. Efendisinin karşısında elpençe divan durdu. Yine:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kolunun diyetini ben verdim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Şimdi çolak kalacaktın, ha&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Benim sayemde kolun var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hacı Kasap bu sözleri âdeta &#8220;aferin&#8221; dercesine diline dolamıştı. Her buyruğunun yerine getirilmesinden sonra kır sakallı, çirkin, sıska yüzünü ekşiterek, mavi çukur gözleriyle onu tepeden tırnağa kadar süzer, &#8220;Aklında tut, benim tutsağımsın!&#8221; der gibi verdiği diyeti hatırlatırdı. Koca Ali susar, yüreğinin parçalandığını, göğsüne sıcak sıcak bir şeyler yayıldığını, kilitlenen çenelerinin çatırdadığını, şakaklarının attığını duyardı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri uğraşırken, mandıraya gidip gelirken, salhanede koyunları yüzerken, müşterilere et keserken, &#8220;Ne yapacağım, ne yapacağım?&#8221; diye düşünüyor, hiçbir şeye karar veremiyordu. Dünyada kimseye eyvallah etmeyerek azla yetinip, gururun mutluluğu için yaşamak isterken başına gelen bu bela neydi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kaçmayı namusuna yediremiyordu. İşte o zaman gerçekten hırsızlık etmiş olacaktı. Ama bu herifin ikide bir de yaptığını başa kakmasına dayanmak ölümden pek güç, ölümden pek acı, ölümden pek ağırdı&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hacı Kasap&#8217;a köle olduğunun tam haftasıydı. Günlerden cumaydı. Yine erkenden mandıraya gitmiş, koyunları getirmiş, salhanede yüzmüş, dükkândaki çengellere asmıştı. Tezgâhın solundaki büyük, yağlı siyah taşta satırları biliyor, yine &#8220;Ne yapacağım, ne: yapacağım?&#8221; diye düşünüyor, dudaklarını ısırıyordu. Daha efendisi gelmemişti. Satırları bitirince büyük bıçakları bilemeye başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne yapacağım, ne yapacağım?&#8221; diye düşünmeye öyle dalmıştı ki, kasabın geldiğini duymadı. Ansızın uğursuzun boğuk sesi yüreğini ağzına getirdi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne yapıyorsun be?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Döndü. Efendi köşesine oturmuş, çubuğunu tüttürüyordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bıçakları biliyorum, dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hay tembel miskin hay!&#8230; Sabahtan beri ne yaptın?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ses çıkarmadı. Kapakları çürümüş bu küçük, bu hain, bu yılan gözlere kırpmadan baktı, baktı. İhtiyar beklemediği bu acı bakışa kızdı. Sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne bakıyorsun?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali sesini çıkarmıyor, bir hafta içinde belki beş yıllık hizmetini durup dinlenmeden gördüğü halde onu yine &#8220;tembel, miskin&#8221; diye kötülemekten sıkılmayan bu kötü insanı ezici bir bakışla süzüyordu. Yine yüreği parçalanır gibi oluyor, göğsüne sıcak bir şeyler yayılıyor, çeneleri kilitleniyor, şakakları zonkluyordu. Bir anda bu titreme durdu. Koca Ali gözlerini açtı. Bir hafta buna nasıl dayanmıştı? Şaşırdı. Hacı Kasap çubuğu yanına bıraktı. Hizmetçisinin bu ağır bakışından kurtuluvermiş gibi dırlandı:</span></p>
<p>[m2]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba! dedi. Ben olmasaydım şimdi çolak kalacaktın&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yine karşılık vermedi. Acı acı gülümsedi. Kızardı. Sonra birden sarardı. Hızla döndü. Bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu, yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu. Kaldırdı, ağır satırı öyle bir indirdi ki&#8230; O anda kopan kolunu tuttu. Gördüğü şeyin ürperticiliğinden gözleri dışarı fırlayan Hacı Kasap&#8217;ın önüne:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi! diye hızla fırlattı. Sonra giysisinin kolsuz kalan yenini sıkı bir düğüm yaptı. Dükkândan çıktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Onun bir zamanlar geldiği yer gibi, şimdi gittiği yeri de, kentte kimse öğrenemedi. </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/">Diyet – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>17</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
