<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Harf inkilabi | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/harf-inkilabi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Oct 2007 21:56:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 21:56:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Harf inkilabi]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)     Sayın Bakanlar, Sayın Milletvekilleri, Sayın davetliler, değerli meslektaşlarım.     Türkiye Cumhuriyetinin 75&#8217;inci, dil inkılâbının 66&#8217;ncı, harf inkılâbının da 70&#8217;inci yıl dönümü dolayısıyla, kültür inkılâbının ilk yapı taşı niteliğinde olan, hazırlık ve uygulama safhalarındaki çalışmaların bir kısmı bu sarayın muhteşem tarihî tablosunda gerçekleştirilen harf inkılâbı üzerinde durmak ve sizlere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">Harf İnkılâbı</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 15pt" color="#ff0000"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(Prof. Dr. Zeynep  Korkmaz</span></font><font color="#ff0000"><span style="font-size: 15pt; font-weight: 700">)</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Sayın Bakanlar,  Sayın Milletvekilleri, Sayın davetliler, değerli meslektaşlarım.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkiye  Cumhuriyetinin 75&#8217;inci, dil inkılâbının 66&#8217;ncı, harf inkılâbının da 70&#8217;inci yıl  dönümü dolayısıyla, kültür inkılâbının ilk yapı taşı niteliğinde olan, hazırlık  ve uygulama safhalarındaki çalışmaların bir kısmı bu sarayın muhteşem tarihî  tablosunda gerçekleştirilen harf inkılâbı üzerinde durmak ve sizlere bu salondan  yine o günlerin heyecan duyguları ile seslenmek istiyorum.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bildiğiniz üzere  &#8220;harf inkılâbı&#8221; veya &#8220;yazı inkılâbı&#8221; diye adlandırdığımız bu inkılâp, Arap  alfabesi yerine Lâtin alfabesi temelindeki millî bir Türk alfabesini geçerli  kılan bir değişimin ifadesidir. Bu inkılâp 1928 yılının 8-9 Ağustos gecesinde,  ulu Atatürk&#8217;ün Sarayburnu Parkı&#8217;ndan halka yaptığı bir konuşma ile müjdelenmiş  ve bir iki ay içinde gerekli ön çalışmalar tamamlanarak 1 Kasım 1928 tarihinde,  1353 sayılı kanunla TBMM&#8217;nin onayından geçmiş ve yürürlüğe girmiştir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Harf inkılâbı,  niteliği bakımından basit bir yazı değişiminden ibaret değildir. Bu inkılâbın  sosyal yaşamımızda, dil ve kültür tarihimizde önemli bir yeri vardır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bilindiği üzere  Atatürk inkılâplarının dayandığı temel ilke, Türkiye Cumhuriyetini siyasî yapısı  bakımından olduğu gibi, sosyal yapısını şekillendiren kültür değerleri  bakımından da çağdaş bir devlet hâline getirmekti. Dolayısıyla harf inkılâbı da  millî değerlere bağlı bir çağdaşlaşmanın ifadesidir. Ayrıca, sosyal ve kültürel  alandaki öteki yeniliklere de temel oluşturan bir özellik taşımaktadır. Türk  toplumunun kendi diline, kendi tarihine sahip çıkabilmesi, eğitim birliğine ve  millî bir eğitim sistemine kavuşabilmesi, okuyup yazma öğrenmenin  kolaylaştırılması ve kültür alanındaki gelişmelerde gerekli hamlelerin  yapılabilmesi, her şeyden önce Türk ulusunun kendi dilinin özelliklerine uygun,  kolay öğrenilir bir alfabe sistemine sahip olması ile gerçekleştirilebilirdi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkiye  Cumhuriyetinin temel ilkeleri ve devlet felsefesi ile bağlantılı olarak,  Atatürk&#8217;ün yazı inkılâbı konusunda dayandığı gerekçe, Arap dilinin  ihtiyaçlarından doğmuş olan Arap yazısının Türk dilinin özelliklerine aykırı  düşmesidir. Bu gerçek, ülkede okuyup yazma güçlüğü doğuruyor ve kültür  alanındaki gelişmelerin önünü tıkıyordu.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Alfabe temeline  dayanan gelişmiş yazılarda alfabeyi oluşturan işaretler veya harfler, dildeki  seslerin yazıya yansımış sembolleridir (karşılıklarıdır). Bu nedenle bir  alfabenin mükemmelliği, o alfabedeki işaretlerin dildeki sesleri ve dilin ses  yapısını karışıklığa meydan vermeyecek biçimde karşılamasına bağlıdır. Oysa,  Türkçeye uygulanan Arap harfleri, böyle bir imkânı sağlamaktan çok uzak  durumdadır. Çünkü yine hepimizce bilindiği gibi, Arap dili Hamî-Samî diller  ailesine giren bükümlü bir dildir. Bu dilde yeni türetmeler ve fıil çekimleri  sabit harflere bağlı kök durumundaki kelimelerin iç bünyelerinde meydana gelen  ünlü kırılmaları ve bunların &#8220;vezin&#8221; denilen belli gramer kalıplarına göre  genişletilmesi ile yapılır. Klâsik bir örnek olarak, ketebe &#8220;yazdı&#8221;, kâtib  &#8220;yazan&#8221;, mekteb &#8220;okuyup yazma yeri&#8221;, mektûb &#8220;yazılmış şey&#8221; gibi şekiller  gösterilebilir. Türkçe ise Altay dil ailesine bağlı, eklemeli (agglutinant,  iltisaklı) bir dildir. Bu dilde kelime kökleri sabittir. Yeni türetmeler ve  çekimler bu köke eklenen ekler ile karşılanır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Ayrıca, Türkçe,  kendi ses sisteminde ünlülere ağırlık veren bir dildir. Standart Türkçede 9 ünlü  vardır. Arap yazısı ise, ünsüz iskeletine dayanan bir yazıdır. Ünlülerinin  sayısı üçü geçmemekte ve bunlar da yalnız uzun okunan ünlüler için  kullanılmaktadır. Yani yazıda kısa ünlüler yazılmamaktadır. Oysa, Türkçe aynı  zamanda kısa ünlülere dayanan bir dildir. Arapçadaki bu ünlü eksikliği  dolayısıyla ünsüzlere ağırlık verilmiş ve ünsüzlerinde Türkçenin ünsüz sistemi,  ses yapısı ve ses kuralları ile bağdaşmayan bir çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Bu  durum, dilimize girmiş Arapça ve Farsça kelimelerin doğru okunup yazılması bir  yana, Türkçe kelimeler için bile büyük bir sıkıntı doğurmuştur. Söz gelişi q½  yazılışındaki bir sözün gel mi kel mi, kil mi gil mi, gül mü yoksa göl mü  okunacağı yalnızca karineye yani sözün gelişine bağlı kalıyordu. Dolayısıyla bu  imlâ, ünlülere değer vermeyen, kelimelerin kalıp hâlinde yazıldığı klişeleşmiş  bir imlâ idi ve yine ünsüzlerinde Türkçe ile bağdaşmayan uyumsuzluk dolayısıyla,  Türkçenin tek bir k ünsüzüne karşı Arap imlâsının kef ( &#8221; ) ve kaf ( , ) diye  ayrılan iki ünsüzü, Türkçenin tek h sesine karşı ha ( Õ ), hı ( O ) ve he ( ^ )  diye adlandırılan üç h&#8217;si, Türkçenin tek s ünsüzüne karşı sat ( &#8216; ), sin ( &#8221; )  ve peltek s ( À ) denen üç türü, z ünsüzünün z ( &#8221; ), zel ( &lt; ), zı ( ´ ) ve dat  ( ÷ ) olarak adlandırılan dört türü, t&#8217;nin te ( ® ) ve tı (¹ ) denilen iki türü  vardır. Yazıda ünlülerin kalın mı ince mi okunması gerekeceği bu ünsüz türlerine  göre ayarlanıyordu. Oysa, Türkçede bu çeşitli ünsüzlere hiç gerek yoktu. Çünkü  bir ünsüzün ön sıradan (palatal) mı arka sıradan (guttural) mı olduğu ünlü uyumu  kuralı sayesinde kolayca ayarlanabiliyordu. Söz gelişi, bakmak sözündeki k&#8217;yi  kaf ( , ) ile yazmak, ekmek sözündeki k&#8217;yi de kef ( &#8221; ) ile yazmak gerekmiyordu.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkçede boğumlanma  (atikulation) noktalarındaki ayrılık sebebiyle ayrı ses değerleri taşıyan g, ğ,  v, ñ, y gibi ünsüzler Osmanlı imlâsında tek bir harf ile kef ( &#8221; ) ile  karşılanıyordu Bunun okuyup yazmada ortaya koyduğu güçlük çok büyüktü. Söz  gelişi, değirmen sözündeki ğ ünsüzü kef ( &#8221; = s¦d½o ) ile karşılanırken, bağır  sözündeki ğ, gayın ( �= dG� ) ile karşılanıyordu. kovmak sözündeki v, gayın ile  yazılırken ( oLG­ ), övmek sözündeki v kef ile (pL½&#8221; ) yazılıyordu. Bu güçlükler  için daha nice nice örnekler sıralanabilir. Durum yukarıda belirtilen bütün  ünsüz türleri için de aynı idi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkçede birer  hançere sesi olan ayın ( Y ) ve hemze ( ¡ ) ünsüzleri bulunmadığı için bunların  yazılıp okunması da ayrı bir sorun oluşturmuştur. Bu sesleri taşıyan alıntı  sözler, Türkçedeki okunuşlarında söz başlarında hep, söz sonlarında çok kez  atılarak a, ı, o, u, ö, ü gibi ünlülere çevrilmiş, kelime içinde de ya atılmış  ya da kesme biçiminde okunmuştur: âciz, acaba, ömür, malûm, maruf, memur, mimar  gibi. Ancak, bunların imlâda ne zaman elif, ne zaman ayın ve ne zaman hemze ile  yazılacağı, her sözün yazılışını teker teker bellemeden öteye bir çözüm  getirememişti.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bu güçlüklere,  imlâda yazılıp da okunmayan, Arap dilinde p, ç bulunmadığı için sonradan imlâya  eklenmesine rağmen, yazıda karışıklığa yol açan p, ç ünsüzlerinin durumu ile  daha başka karışıklıkları da ekleyebiliriz. Bu konu ile ilgili ayrıntılar ve  Arap yazısının Türkçenin imlâ sisteminde yarattığı sıkıntılar, birkaç yazımızda  ayrıca ele alındığından, burada konuşmanın özünden ayrılarak daha fazla  ayrıntıya inmek istemiyoruz. Ancak, belirtilmesi gereken önemli husus şudur ki,  Arap dilinin ses yapısı ve gramer kuralları ile Türk dilinin ses yapısı ve  gramer kural ları arasındaki zıtlık ve uyuşmazlıklara rağmen, Türk yazı  sisteminin Arap yazısının kalıplarına sokulması, Türkçede imlâyı klişeleştirmiş;  her kelimeyi şekil ve anlam olarak teker teker tanıma ve öğrenme mecburiyeti  doğurmuştur. Dilde Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin de fazlasıyla yer almış  olması, bu güçlüğü daha da artırmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Arap yazısının Türk  dili açısından getirdiği bu yetersizlik, Tanzimat döneminden başlayarak sık sık  Osmanlı imlâsını gündeme getirmiş ve çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Bu  tartışmalar sonunda, zamanla iki farklı görüş su yüzüne çıkmıştır. Bunlardan  biri Arap yazısı temelindeki Osmanlı imlâsının ıslahı görüşüdür. Ancak, bu  görüşle ilgili denemeler olumlu bir sonuç vermemiştir. O hâlde, geriye kalan  ikinci görüş, alfabe değişikliğidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bütün bu olumsuz  gelişmeleri yakından izleyen ve bilen Atatürk, artık bir yazı inkılâbı yapmanın  gereğine inanmış bulunuyordu. Üstelik böyle bir inkılâp dil tarihimizde bir  dönüm noktası oluşturacak, sosyal ve kültürel alandaki öteki inkılâplara da  temel vazifesi görerek öncülük edecekti. Ne var ki, böyle bir inkılâbı  gerçekleştirmek kolay değildi. Bunun için önce Arap alfabesi ile okuyup yazma  güçlüğünün getirdiği olumsuzlukların halka açıklanması, sosyal yapının böyle bir  değişimi kabule hazır duruma getirilmesi, uygulama için zaman ve zemin  şartlarının kollanması, uygulamanın sistemli ve plânlı bir programa bağlanması  gibi önemli süreçlerden geçmesi gerekiyordu. Bunda, inkılâbı uygulayacak önderin  kimlik ve kişilik yapısının toplumca benimsenmesinin de önemli bir payı vardı.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Biraz önce yazı  inkılâbının dil ve kültür tarihimizde bir dönüm noktası oluşturduğuna işaret  etmiştik. Öyle ya, Run ve Uygur yazılarından başlayarak -Benden sonra konuşacak  olan değerli meslektaşım Prof. Dr. Sayın Osman Sertkaya&#8217;nın da üzerinde duracağı  üzere- Türk toplumları tarih boyunca çeşitli alfabe sistemlerini benimsemiş ve  kullanmışlardır. Türklerin, Anadolu bölgesinde yurt tutan kolu, XI. yüzyıldan  başlayarak XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan 900 yıllık bir dönemde Arap  yazısını benimsemiş bulunuyordu. Bu yazı ile binlerce kültür ürünü ortaya  konmuştu. Üstelik Arap yazısı İslâm din ve kültürünün bir sembolü gibi de  algılanıyordu. Türk toplumunun böyle gelenekleşmiş bir yazı kültüründen  koparılıp da Lâtin yazısı temelinde yeni bir alfabeyi benimsemesi elbette kolay  değildi. Ama inkılâpların dayandığı temel ilkeler ve Türk milletinin geleceğini  ilgilendiren gelişmeler de böyle bir değişikliği kaçınılmaz kılıyordu. Esasen  Arap yazısının Türkçe için ne kadar yetersiz kaldığı Tanzimat, Servetifünûn ve  Millî Edebiyat döneminde yapılan bilimsel tartışmalarda da ortaya konmuştu. Arap  yazısını ıslah yolundaki denemeler de başarısız olduğu için çıkar yol Türkçenin  dil yapısına uygun bir alfabe sisteminin kabulünde idi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Atatürk&#8217;ün Türk  toplumunda bir yazı inkılâbı yapılması gereğini benimseyen görüşü oldukça  eskidir ve Cumhuriyetten önceki yıllara kadar uzanır. Türk toplumunun kendi  gelişmesini engelleyen bağlardan kurtularak, geleneksel kültürden çağdaş kültüre  geçmesinin inkılâpçı atılımlar ile gerçekleştirilebileceği görüşünde idi. Ancak,  yukarıda belirtilen sıkıntıların giderilmesi için önce toplumun böyle bir geçişe  hazır duruma getirilmesi gereğine de inanıyordu. Onun büyük Nutuk&#8217;unda dile  getirdiği &#8220;Ben milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiğim büyük tekâmül  istidadını, bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak peyderpey, bütün heyet-i  içtimaiyemize tatbik ettirmek mecburiyetinde idim.&#8221; sözleri, bu görüşün ve  inkılâplardaki zamanlama sırasının önemine işaret etmektedir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Cumhuriyet  döneminde, Lâtin alfabesinin kabulü konusundaki ilk teşebbüsler 1923 yılında  başlamıştır. Bu tarihte İzmir&#8217;de düzenlenen İktisat Kongresi&#8217;nde Ali Nazmi ile  bir arkadaşı Lâtin harflerinin kabulü konusunda bir öneri vermişlerdi. Ancak, bu  öneri tepki ile karşılanmış, hatta en büyük tepki de &#8220;Lâtin Harflerini Kabul  Edemeyiz&#8221; başlıklı yazısı ile Kongre Başkanı Kâzım Paşa (Karabekir)&#8217;dan  gelmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın da 1923&#8217;te İzmir&#8217;de İstanbul gazetecileri ile  yapılan bir toplantıda yine böyle bir öneri ileri sürdüğünde bu öneriyi Atatürk  bile olumlu karşılamamıştır. Çünkü, memlekette o gün esen hava böyle bir yenilik  için daha zamanın gelmemiş olduğunu gösteriyordu. Nitekim Atatürk, bu  isteksizliğinin sebebini daha sonraki yıllarda Falih Rıfkı Atay&#8217;a &#8220;Hüseyin Cahit  bana vakitsiz bir iş yaptırmak istiyordu. Yazı inkılâbının daha zamanı  gelmemişti.&#8221; diye açıklamıştır. Aynı durum, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ndeki  müzakerelerde de göze çarpıyordu.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    25 Şubat 1924  tarihinde İzmir Milletvekili ve Millî Eğitim Bakanı Şükrü Saracoğlu, millî  eğitim bütçesi dolayısıyla yaptığı konuşmada, yapılan bunca fedakârlıklara  rağmen, halkın hâlâ okuyup yazma bilmemesinin Arap harflerinin yetersizliğinden  kaynaklandığını dile getirdiği zaman karşılaştığı büyük tepki, Atatürk&#8217;ün  zamanlama konusundaki duyarlığının ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyan bir  örnektir. Bu durum bir süre basındaki yazı ve tartışmalarda da devam etmiştir.  Atatürk, yenilikleri topluma bir oldubitti biçiminde kabul ettirme yerine,  toplumu, duygu ve düşünceleri ile bu yeniliğe hazırlama yöntemini benimsemişti.  Bu nedenle 1924-1928 yılları arasındaki süre, yazı ve dil inkılâbına öncülük  eden bazı yeniliklerin yapılması (3 Mart 1924&#8217;te öğretim birliği ile ilgili,  Tevhid-i Tedrisat kanununun, 26 Aralık 1925&#8217;te İslâm takvimi yerine uluslar  arası takvimin ve saat ölçülerinin kabulü, 24 Mayıs 1928&#8217;de çıkarılan bir  kanunla Arap harfli rakamlar yerine Lâtin esaslı uluslar arası rakamların  alınmış olması gibi) ve yeni Türk alfabesinin kabulü için bir ortam hazırlama  süresidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bu geçiş döneminden  sonra, artık harf inkılâbına el atma zamanı da gelmiş olduğundan, Atatürk&#8217;ün  direktifı ve Bakanlar Kurulunun kararı ile daha önce kurulmuş olan Dil Encümeni  26 Haziran 1928 tarihinde resmen çalışmaya başlamıştır. Falih Rıfkı (Atay),  Yakup Kadri (Karaos-manoğlu), Ruşen Eşref (Ünaydın), Ahmet Cevat (Emre), Ragıp  Hulûsi (Özdem), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Emin (Erişirgil) ve İhsan  (Sungu)&#8217;dan oluşan bu encümen, Lâtin alfabesi temelinde, ancak, her yönü ile  Türkçenin ses yapısına uygun millî bir Türk alfabesi hazırlama görevini  yüklenmiş bulunuyordu. Encümen çok dikkatli ve titiz çalışmalar yaparak, bir  tasarı hazırlamıştır.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Encümen tarafından  hazırlanan bu tasarıda ne Arap alfabesindeki harfler yer almış ne de Avrupa  milletlerinin yazılarında görülen ch, sch, tsch gibi ikili, üçlü ve dörtlü  harflere yer verilmiştir. ç, c, s, j, ğ gibi harfler de başka dillerin  alfabesinden alındığı hâlde, ses değerleri bakımından kendi dilimize göre  ayarlanmıştır.6 Çalışmalar sırasında komisyon güçlükle karşılaştıkça, Atatürk  devreye girmiş ve bu güçlükleri keskin görüşü ile aydınlığa kavuşturmuştur.7 </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Komisyonun üzerinde  durduğu önemli bir nokta da kabul edilecek yeni alfabenin uygulama süresi idi.  Üyeler bu yeni alfabenin 5-15 yıl arasında değişen bir süre içinde  uygulanabileceği görüşünde idiler. Komisyon üyesi Falih Rıfkı Atay, Komisyon  tasarısını Atatürk&#8217;e sunduğu zaman, Atatürk&#8217;ten aldığı cevap, devlet başkanının  bu konudaki derin seziş gücünü bir daha ortaya koyar niteliktedir. Falih Rıfkı  Atatürk&#8217;le aralarında geçen bu konuşmayı şöyle aktarmıştır:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">&#8220;Atatürk bana sordu:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Yeni yazıyı tatbik  etmek için ne düşündünüz?</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Bir on beş yıllık  uzun, bir de beş yıllık kısa mühletli iki teklif var, dedim. Gazeteler yarım  sütundan başlayarak yeni yazılı kısmı artıracaklardır. Daireler ve yüksek  mektepler için de tedricî bazı usuller düşünülmüştür.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yüzüme baktı:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Bu ya üç ayda olur, ya  da hiç olmaz, dedi. Hayli radikal bir inkılâpçı iken ben bile yüzüne  bakakalmıştım.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Çocuğum dedi,  gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman dahi, herkes bu eski yazılı  parçayı okuyacaktır. Arada bir harp, bir iç buhran, bir terslik oldu mu, bizim  yazı da Enver&#8217;in yazısına döner. Hemen terk olunuverir.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">        &#8220;Bu konuşmada  geçen ve Enver yazısı denilen yazı, Enver Paşanın Osmanlı imlâsına bir çare  bulmak üzere, imlâya, ünlülerin ilâvesi ve her harfin ayrı yazılması ile  oluşturduğu bir imlâ biçimidir. Ne yazık ki, hatt-ı munfasıl, hatt-ı cedîd,  Enverî yazı veya Enver yazısı denilen bu yazı türü de uygulamada benimsenmemiş  ve fıyasko ile sonuçlanmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
15 Ağustos 1928 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir makalede Yunus  Nadi de yeni harf uygulamasının aceleye getirilmemesi gerektiği görüşünü  savunuyor ve kesin uygulama için kendisince on yıldan fazla bir süreye ihtiyaç  olduğunu ileri sürüyordu. Ancak Atatürk, Yunus Nadi&#8217;nin görüşünü de mantıklı bir  cevapla geçersiz kılmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Esasen Atatürk&#8217;ün;  1928 yılının 8-9 Ağustos gecesinde Sarayburnu Parkı&#8217;nda yaptığı tarihî  konuşmasında, Arap yazısından gelen güçlüğü, halkın bütün emeklerini  kısırlaştıran çorak bir yolda yürümeye benzetmesi ve &#8220;Bir milletin, bir heyet-i  içtimaiyenin yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez, bundan insan  olanlar utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir;  iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat  milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hatâ bizde değildir. Türkün  seviyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık  mazinin (geçmişin) hatâlarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hatâları tashih  edeceğiz (düzelteceğiz).&#8221; sözleri, hem tarihî bir zaruretin, hem kendisine  güvenilir bir önder olarak millet üzerindeki yapıcı etkisinin, hem de bu işteki  düzenli ivediliğinin ifadesidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Nitekim bundan  sonra 11 Âğustos-29 Ağustos 1928 tarihleri arasında yine bu sarayda, Atatürk&#8217;ün  başkanlığında milletvekillerinin, yazarların ve dilcilerin katıldığı alfabe  uygulaması ile ilgili toplantılar ve dersler başlamıştır. Bu toplantılarda  Alfabe Encümeni&#8217;nin hazırladığı taslak doğrultusunda kabul edilen ilkeler de  Başbakan İsmet Paşa (İnönü) tarafından 3 madde hâlinde basına açıklanmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bundan sonraki  günler ve haftalar (23 Ağustos-21 Eylül 1928) Atatürk&#8217;ün yeni Türk alfabesini  öğretmek için bizzat önderlik ettiği yurt gezilerine ayrılmış ve bir eğitim  seferberliği başlatılmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Görülüyor ki,  gerçekleştirilen dil inkılâbı ile dil ve kültür tarihimizin çetin bir dönüm  noktası başarı ile aşılmıştır. Plânlı ve düzenli sosyal değişimin mükemmel bir  örneği ortaya konmuştur. Tasarlanan daha sonraki inkılâpların hedeflerine  ulaşabilmesi için de sağlam bir temel hazırlanmıştır. Getirdiği sonuçlar  bakımından da eğitim ve kültür hayatımızda verimli gelişmeler sağlanmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Harf inkılâbının  70. yıl dönümünü kutlarken, aziz Atatürk&#8217;ün ve bu alanda emeği geçmiş değerli  düşünce adamlarının manevî huzurlarında şükran ve saygı duyguları ile eğiliyor,  sizleri de saygılarımla selâmlayarak konuşmama son veriyorum.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    &#8220;Harf İnkılâbının  70. Yıl Dönümü&#8221; dolayısıyla, 26 Eylül 1998 tarihinde Dolmabahçe (İstanbul)  Sarayı&#8217;ında yapılan konuşma metnidir. </span></font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
