<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hayati Develi | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/hayati-develi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Sep 2007 12:47:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkçenin Geleceği (Prof Dr. Hayati Develi)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gelecegi-prof-dr-hayati-develi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gelecegi-prof-dr-hayati-develi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2007 12:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Gelecegi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gelecegi-prof-dr-hayati-develi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçenin Geleceği (Prof Dr. Hayati Develi) Bu konuşmada Türkçenin geleceğinden bahsedeceğiz. Ama biz ne bir kâhin ne de bir müneccim olduğumuza göre gelecekten haber verecek değiliz. Yapmak istediğimiz dünün ışığında bugünü değerlendirerek yarın neler olabileceğine dair bir tasarımda bulunmaktan ibarettir. İnsan, tarihsel bir varlıktır; yani var oluşu tarih ile, zaman boyutu ile mümkün olabilen bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gelecegi-prof-dr-hayati-develi/">Türkçenin Geleceği (Prof Dr. Hayati Develi)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"><strong><span style="font-family: Maiandra GD"> Türkçenin Geleceği</span></strong></font><strong><font color="#ff6600" size="3"><span style="font-size: 22pt; line-height: 150%; font-family: 'Maiandra GD'"><br />
</span></font><font style="font-size: 15pt" color="#ff6600"> <span style="line-height: 150%; font-family: 'Maiandra GD'">(Prof Dr. Hayati Develi)</span></font></strong><font style="font-size: 15pt" face="Maiandra GD"><br />
</font></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bu konuşmada Türkçenin geleceğinden  bahsedeceğiz. Ama biz ne bir kâhin ne de bir müneccim olduğumuza göre gelecekten  haber verecek değiliz. Yapmak istediğimiz dünün ışığında bugünü değerlendirerek  yarın neler olabileceğine dair bir tasarımda bulunmaktan ibarettir.</font></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  İnsan, tarihsel bir varlıktır; yani var oluşu  tarih ile, zaman boyutu ile mümkün olabilen bir varlıktır. Bu şu demektir :  İnsan birey olarak hayata başladığında kendisinden önceki atalarının  başarılarını tevarüs eder. Bu tevarüs süreci öğrenme ile mümkün olur. Sonra her  nesil kendi başarılarını tevarüs ettiği başarılara eklemleyerek bir sonraki  nesile öğretir, yani aktarır. Bütün bu tevarüs edilip miras bırakılan başarılar  toplamına kısaca “kültür” diyebiliriz.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kültür aktarımını mümkün kılan yegâne vasıta  ise “dil”dir. Dil olmazsa başarıların öğrenilip öğretilmesi, aktarılması; insana  tarihsellik boyutunu kazandıran sürecin işlemesi mümkün olmaz. Toplum hâlinde  yaşamak insana has bir yaşama biçimi sayılamasa da tarihselliğin doğurduğu  “kültür toplumu” olma niteliği insana hastır. Ve söylediğimiz gibi bunu mümkün  kılan “dil” adını verdiğimiz varlık-alanıdır. Şu hâlde şöyle diyebiliriz :<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Eğer dil varlık-alanı olmasaydı, tarihsel  varlık-alanına sahip bir canlı türü olarak insan var olamayacaktı, yani insan  bir kültür-toplumu oluşturamayacaktı. Nitekim, hepimizin bildiği kimi hayvan  türleri -karınca, kurt, arı vs. gibi birçok canlı türü- toplum halinde  yaşamakta, ancak bunlar bir toplumsal belleğe, tevarüs edilip aktarılan bir  kültüre sahip bulunmamakta, tarihsel boyuttan yoksun oluşları yüzünden  yüzyıllardır yaklaşık olarak aynı biçimde yaşamaktadırlar. Bunun sebebi  tarihselliği ve kültür aktarımını mümkün kılacak bir dile sahip olmayışlarıdır. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">   </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  İnsanın toplum hâlinde yaşamasının bir başka  hikmeti de bilişip tanışmadır. Yahut şöyle de diyebiliriz : Bilişip tanışıyor  olmak insan toplumunun ayırıcı niteliklerindendir. Ancak bu biliş ve tanış olma  durumu yalnızca eşsüremli olmaktan ziyade artsüremli boyutu da olan bir olgu  olarak değerlendirilmelidir. Biz, zamandaşımız olan insanları dil aracılığıyla  bilip tanıdığımız gibi bizden önceki nesillerin yapıp ettiklerini, yani  başarılarını da dil ile tanırız.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bilişip tanışıyor olmak aslında anlaşıp  paylaşıyor olmak demektir. Böylece toplumlar kendilerine özgü ortak  paylaşımlardan oluşan bir kültürel kimlik oluştururlar. İnsanın üretmediği,  ancak tevarüs ettiği, kendi başarılarını eklemlediği bu başarılar bütünü, yani  kültür o toplumun kimliğini oluşturur. Eğer başkalarına benzemeyen bir toplumdan  bahsediyorsak aslında başkalarından farklı olan bir kültürden bahsediyoruz,  demektir. Söylediğimiz gibi bunu mümkün kılan dildir. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">   </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Buraya kadar söylediklerimiz kısaca şundan  ibarettir : Nasıl insanın varlığı dil ile mümkün olabiliyorsa, bundan daha  bağlayıcı bir şekilde kültür-toplumunun varlığı da dil ile mümkündür. Daha  bağlayıcı bir şekilde diyoruz; zira dili olmayan bir insanın hayatiyetini  sürdürmesi belki tasarlanabilir bir şeydir, ancak dili olmayan bir toplum  tasarımı mümkün değildir. Dil yoksa toplum da yoktur. Demek ki, aslında bir  dil’in geleceğinden bahsederken o dil ile toplum içi iletişim kuran ve kültür  aktarımını sağlayan toplumun geleceğinden bahsediyoruzdur.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Elbette birer birer yok edilmedikleri sürece  herhangi bir toplumun bireyleri üreme yoluyla varlıklarını sürdüreceklerdir.  Ancak tarihsellik bağını mümkün kılan dilin ortadan kalkması kültürel zincirin  kopmasına, toplum hafızasının ve dolayısıyla kimliğinin yok olmasına sebep  olacağı için, o dil ile iletişim kurmayan toplumlar başka bir kimlik edinip  başka bir kültüre eklemlenirler. Şöyle diyebiliriz : Hâlâ aramızda Sümerlerin,  Hititlerin, Lidyalıların soyundan gelenler yaşamaktadır. Ancak bunların hem  eşzamanlı hem de artzamanlı olarak toplumsal bağlarını sağlayan dilleri ortadan  kalktığı için artık bu toplumlar yaşamıyorlar.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Eski Türk halklarından olan İdil boyu  Bulgarları başka bir Türk toplumunun, yani Kıpçakların içinde kendi dillerini  kaybettikleri için bugün Bulgar halkından bahsetmek mümkün değildir. Aslında  yine bir Türk halkı olan Tuna boyu Bulgarlarının durumu bize etnosun adının  taşınmasının kültürel kimliğinin taşınması anlamına gelmediğini gösteren ilgi  çekici bir örnektir. Türk dilli olan Tuna Bulgarları, dillerini unutup  Slavlaşmışlar; hâlâ Bulgar etnonimini taşımakla birlikte tarihsel Bulgar  kimliğini kaybetmişler; yeni, Slavyen bir halk olarak ortaya çıkmışlardır. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">   </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Bütün bu söylediklerimizin özeti olmak üzere  şunu ifade edebiliriz : Dili, bir toplumun kültürel kimliğini mümkün kılan bir  varlık-alanı olarak görüyoruz. Ancak bu varlık alanı toplumsal olanı dışından  değil içinden sarıp sarmaladığı, onun biçimini aldığı için, dile baktığımız  zaman toplumun ne olduğunu da görebiliriz. Bu durumda kültürel bir kimlik sahibi  olarak<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkler gelecekte şu iki yoldan birine girmiş  olacaklardır : Türk dilli ve tarihsel Türk kültürel kimliğini taşıyan bir toplum  olmak veya Türk dilli olmayan bir toplum olmak. Ben tarihsel kültürel kimliğin  taşıyıcısı olan dilini unutup da yine de bu tarihsel kimliği doğal akışı içinde  sürdüren bir topluluk bilemiyorum. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">   </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Artık buradan itibaren şu soruya cevap  aramalıyız: Bir dilin hayatiyetini mümkün kılan şartlar nelerdir? </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Yukarıda dedik ki, dil bir toplumu sarıp  sarmalar, onun biçimini alır. Bu aslında şu demektir : Dil bir toplumun  aynasıdır. İnsan başarılarının tümü dilde bir karşılık bulur; çünkü herhangi bir  “şey”in varlık alanına çıkabilmesi ancak dilsel varlık-alanında karşılığının  olması ile mümküdür.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">“Gösteren”i olmayan bilinemez. Eğer bir şey  varsa göstereni vardır, yani dilsel göstergeler sisteminde yerini almıştır. Şu  hâlde biz toplumun diline, dil kategorilerine bakarak kimliği ve kültürünün  niteliği konusunda açık bilgiler edinebiliriz. Demek ki, dil nasıl bir toplumun  varlığını mümkün kılıyorsa, toplum da başarılarıyla dilini geliştirmektedir. Şu  halde eğer bir dilin zenginliğinden, gücünden söz ediyorsak, aslında o dille  iletişim kuran toplumun zenginliğinden ve gücünden yahut fakirliğinden,  zayıflığından söz ediyoruz demektir. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  11. yüzyılda yaşayan İslâm âlimi İbn Hazm,  dillerin güçlü ve zengin oluşuyla o dili konuşan toplumların siyasî ve iktisadî  durumu arasında bir doğru orantı bulunduğunu söyler. İnsanlık tarihi ve  günümüzdeki durum bu görüşü kuvvetle desteklemektedir : Siyasî ve iktisadî güç,  bilhassa bir arada olduğunda o toplumun dili güçlenmekte, kavramsal genişliği  artmakta, diğer diller üzerindeki tesir alanı genişlemektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kendi tarihimize bakarsak, Türklerin nihayete  ermekte olan ikinci bin yılda güçlü bir şekilde tarih sahnesine çıktığını,  siyasî güçlerinin artmasına paralel olarak dillerinin de güçlendiğini, kavramsal  zenginliğini artırdığı gibi, tesir coğrafyasını da genişlettiğini görürüz.  İkinci binin başlarında Anadolu’da Türkçe konuşulmazken yaklaşık dört yüz sene  içerisinde Türkçe bütün Anadoluya, Balkanlara hakim olmuş; Arabistan, Kuzey  Afrika, Yunan yarımadası Türkçe konuşulan veya Türkçenin ortak dil olduğu  alanlar hâline gelmiştir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu imkânı Türkçeye sağlayan, onu konuşan  toplumun enerjisi, üstün başarıları olmuştur. Toplumun başarılarının azalması  dilin gücünü zayıflatan unsurlar arasında yer almaktadır. Elbette gelecekte  Türkçenin ne olacağı Türklerin ne olacağından, gelecekteki Türkçenin gücü yine  gelecekteki Türklerin gücünden bağımsız olarak ele alınamaz.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Birkaç yüzyıldır Türkçe, Türklerin siyasi  varlık alanlarının daralmasına paralel olarak daralıp küçülmekte, etki alanını  azaltmakta. Örnek olarak 18. veya 19. yüzyılı ele alırsak kendi zamanında Türkçe  olarak nitelenen herhangi bir metin -bugünlerde terkedilmekte olan bir söylemle-  Adriyatikten Çin seddine kadar uzanan bir dolaşım alanı bulabiliyordu kendine.  Belgrad’dan yola çıkan biri anılan coğrafyayı sadece Türkçe konuşarak  gezebiliyordu.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün ise dünya coğrafyası değişmiş, bu  coğrafyada Türklerin oynadığı rol küçülmüş; “Türkçe” yalnızca Türkiye’de  konuşulan dili ifade eder olmuştur. Orta Asya ve deşt-i Kıpçakta yaşayaşn  halklar Stalinci uygulamalarla Türk olmaktan çıkarılmış Tatar, Kazak, Kırgız,  Azerbaycanlı olmuşlar; her birine ayrı bir ulusal kimlik, yerel bir dil, özgün  birer alfabe verilerek bütünden uzaklaştırılmışlardır. Bizim entellektüellerimiz  de anılan coğrafyada Türk dilli halkların yaşadığını son on yılın gelişmeleri  sayesinde farketmiştir. Bugün herhangi bir Türkçe metnin yukarıda anılan  coğrafyada tedavülü mümkün görünmüyor. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">   </font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2">  Bir toplumun ayakta durabilmesi ancak  başarılarıyla mümkündür. Üretmeyen toplumlar yok olmaya mahkûmdurlar. Varlığını  sürdürmek isteyen her toplum ileriye doğru adımlar atmalıdır. Bu bağlamda  yerinde sayan toplumların bile varlıklarını sürdürme şansları çok fazla  değildir. Peki, bir toplum hangi başarıları gösterirse varlığını, hayatiyetini  sürdürme imkânı bulur? Kanaatimce herhangi bir toplumun öncelikle zihinsel  alanda üretken olması gerekir.<br />
</font><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font><font face="Maiandra GD" size="2">Çünkü kavramları ve nesneleri doğuran zihinsel  alandaki üretimdir. Bu alanda üretici olmayan, ancak başkalarının ürettiğini  alıp satan toplumların da her zaman bir var oluş tehlikesi altında yaşamalarını  sürdürmeleri kaçınılmazdır. Zihinsel alandan kastımız esas olarak felsefe, bilim  ve sanat üretimleridir. Bunların bir piramide benzeyen bütün insan  faaliyetlerinin en tepesinde yer aldığını düşünüyorum. Eğer bunlar arasında da  bir sıralama yapmamız gerekirse en üste felsefî düşünceyi, ondan sonra bilim ve  sanat faaliyetlerini koymalıyız.<br />
</font><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font><font face="Maiandra GD" size="2">Çünkü bilimi de sanatı da üreten felsefî  düşünce olsa gerektir. Bu zihinsel alan her türlü yeniliğin, kavrayışın, buluşun  ortaya çıktığı alandır. Bir toplum düşünce imal etmiyorsa kendi orijinalitesini  yitirir; kendi kavramlarını üretemez. Bir süre sonra bakar ki, başka toplumların  kavramlarıyla konuşuyor, başka toplumların terminolojisiyle algılıyor dünyayı.  Hemen arkasından gelen ve sırtını felsefî düşünceye, yani teorik alana dayayan  bilim, bilgiyi ve teknolojiyi üretir. Piramidin en tepesi toplumun aklı ve  yüreği mesabesindedir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Burası temiz ve canlı olduğu sürece toplum  üretken ve sağlıklı olur. Dilin gücünü belirleyen de felsefî düşüncenin ve  bilimsel üretkenliğin gücüdür. Bu alanlarda üretken olmayan, tembel olan bir  toplum elbette ihtiyaçlarını başka toplumların üretimlerini tüketerek karşılamak  zorunda kalır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Üretmeden tüketmek siyasî ve iktisadî alanda  olduğu gibi dil alanında da bir büzülmeye, giderek yok olmaya götürür. Felsefe  ve bilim üretmeyen bir toplum önce kelimeler almaya başlar; sonra kendi dilini  yetersiz görüp dilini değiştirmeye kalkışır. Başdöndürücü bilimsel gelişmelerin  yaşandığı günümüz dünyasında tek tek kelimeleri, kavramları karşılamaya,  çevirmeye kalkışmak çoğu zaman onları üretmekten daha yorucu bir iş halini  almakta ve bunun yerine bu başarıların ortaya konulduğu dillerin kullanımı  gündeme gelmektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Türkçenin geleceğini bu açıdan  değerlendirirsek iç açıcı bir manzarayla karşılaşamayız : Türkiye’de hâlâ bir  felsefe geleneği kurulmuş değildir, güçlü bir felsefî faaliyetten söz etmek  mümkün görünmüyor. Felsefeci gibi görünenlerin çoğu aslında bu işe hevesli  aydınlar.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bunun sebeplerini elbette siyasal yapının  özgür düşünceyi kısıtlayıcılığında arayabiliceğimiz gibi, entellektüel  tembellikte ve dahası felsefî geleneğin olmayışında aramak da mümkündür. Netice  olarak, orijinal teorilerle, yeni kavramlarla Türk entellektüellerinin, bilim  adamlarının ufkunu açacak bir felsefî başarıdan bugün için yoksunuz. Buna  bağlantılı olarak bilim üretimimizin de dünyayla kıyaslandığında yok mesabesinde  olduğu görülüyor.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Güçlü bir dil olduğu kabul edilen İngilizce  ile bu noktada bir karşılaştırma yapmakta fayda var : Bilgisayar teknolojileri  ile ilgili çalışmalar aşağı yukarı Kırklı yıllarda başlamış, günümüze  gelindiğinde bu çalışmalar İngilizceye orta büyüklükte bir sözlük hacminde yeni  kelime veya anlam kazandırmıştır. Yine uzaya araç gönderme ile ilgili  çalışmaların İngilizceye getirisi on beş bin kelime civarındadır. Biz ise bu  zamanı kısır siyasî çekişmeler ve çatışmalarla doldurduk.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün bu devasa sözvarlığına karşı tercümeden  başka bir yol bulamıyoruz. Oysa iş tercümeyle, kelimelere karşılık bulmakla  olacak gibi görünmüyor. Şu hâlde diyebiliriz ki, Türkçenin geleceğini  belirlemede önümüzdeki yüzyılda felsefî düşünceye, dahası her türlü düşünceye ne  kadar özgürlük tanınacağı, bilimsel özgürlük ve üretkenliğin ne derece mümkün  olacağı, önemli bir etken olacaktır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  İnsanların ana dillerini edinmeleri  çocukluktan başlayıp devam eden bir süreçtir. Dil edinimi belki yaklaşık olarak  ergenlik çağının sonlarında, üniversite yıllarında büyük ölçüde tamamlanmış  sayılabilir, ama sona ermez. İnsan ölünceye kadar dilini öğrenmeye, geliştirmeye  devam eder. Asıl dil eğitiminin ise iki safhası vardır : Birincisi ve aslî olanı  okul öncesi, ikincisi ise okul dönemi. Hepimiz ana dilimizin temelini ailede,  sokakta öğreniriz.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Okulda bize öğretilen okuma yazmanın dışında  standart dildir. Okul bize felsefî ve bilimsel düşünceye hazırlayan bir dil  başarısı kazandırır. Bilim ve kültür kavramlarının birçoğunu okul döneminde  ediniriz. Okul döneminde iyi bir dil eğitimi almamış bireyin o dilin standardını  elde etmesi, kültür kavramlarını bilmesi mümkün olmaz. Türkçenin geleceğini  anlamaya çalışırken işte okul dönemindeki bu dil eğitimi meselesine de bir  projeksiyon tutmamız gerekir. Burada iki durumla karşılaşıyoruz : 1) Türkçenin  öğretilmesi 2) Öğretim dilinde Türkçeden uzaklaşma.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Bu maddeleri kısaca ele almak istiyorum.  Türkçenin öğretilmesi konusunda eğitim ve öğretim aygıtımızın pek de başarılı  olduğu söylenemez. Liseyi bitiren bir öğrencinin zengin bir Türkçe dağarcığına  ve Türkçe kullanım kapasitesine sahip olduğunu söylemek son derece zordur.  Bırakalım konuşmayı, sadece kaligrafi konusu olarak yazı yazmada bile bir  standart tutturulabilmiş değildir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Orta halli bir öğrenci kendini güzel Türkçe  ifadelerle anlatmaktan, birazcık edebî ve felsefî tat verilmiş söylemleri  anlamaktan mahrumdur. Daha birkaç yıl öncesine kadar ilkokul öğrencileri yoğun  bir sınav baskısı altında beş yıllarını test çözmekle geçiriyorlar, ne doğru  dürüst bir kompozisyon yazıyor, ne de tahtaya çıkıp herhangi bir konuda konuşma  konusunda eğitiliyorlardı. Bugün de durum çok değişmiş değildir. Kırk elli  kişilik sınıflarda bir Türkçe öğretmeni hangi düzeyde  dil eğitimi verebilir ki?</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Bundan daha da vahim olan bir durum, yabancı  dille eğitim virüsünün bugün ilkokullara, hatta anaokullarına kadar yayılmış  olmasıdır. Devlet paradoksal bir biçimde kendi varlığını tehdit edebilecek bir  gelişmeye kendisi destek vermekte, yabancı dille eğitim yapan okullar açmakta;  hatta hep tenkit edilen Cumhuriyet öncesi medreselerinde bilim dilinin Türkçe  olmayışı durumu yeniden yaratılmaktadır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün yabancı dille eğitimde şöyle bir duruma  ulaşılmış bulunuluyor : Yabancı dille eğitim o eğitimi veren kurumlara itibar  kazandırmakta ve Türkiye’nin en itibarlı üniversiteleri de yabancı dille eğitim  vermektedir. Bu üniversiteler arasında ODTÜ’yü, Boğaziçi’yi, Bilkent’i, Koç,  Sabancı gibi özel üniversiteleri saymalıyız. Bunlar devlet aygıtının başında  oturacak birinci sınıf aydınları, teknokratları yetiştirmektedirler. Gazetelerin  “İnsan Kaynakları” sayfalarında neredeyse Türkçe ilan yok gibi. Bir toplumun  kendi dilini bırakıp da başka bir toplumun / üstün gördüğü bir toplumun diliyle  eğitim yapmasındaki yıkıcı ve kahredici aşağılık kompleksini bir yana bırakalım.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Böyle bir eğitim sistemi asıl Türkçe bilim  dilinin, terminolojisinin yok olmasına sebep olmaktadır ki, bilim diline  yukarıda verdiğimiz kıymet göz önüne alındığında son derece zararlı sonuçlar  doğurması kaçınılmazdır. Yabancı dille eğitim gören veya veren bilim adamları  kendi buluşlarını bile bu yabancı dil aracılığıyla isimlendirmekte, Türkçe  adların onları bilimsel alanın dışında bırakacağını düşünmektedirler.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Bir işadamı niçin yabancı dilde ilan verir?  Elbette yabancı dili iyi bilen eleman istihdam etmek için. Sonra da bu elemandan  o yabancı dili kullanmasını ister. Bugün birçok büyük şirkette iletişim dili  Türkçe değildir. Gününün sekiz on saatini yabancı dil ortamında geçiren adamın  ana dili güdükleşmekte, hele ailelerde eşlerin ikisi de iyi derecede yabancı dil  biliyorsa iş Türkçeyi bırakıverme noktasına varmaktadır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Benim vaktiyle “Livaneli sendromu” olarak  isimlendirdiğim bu durumda birey artık yabancı dilin kelimelerini günlük hayatın  bir parçası olarak algılamakta, Türkçesi gerektiğinde “Aham, buna ne derlerdi  Türkçede?” gibi ifadelere başvurmaktadır. Tepeden başlayan bu Türkçeden kaçışın  sonuçları elbette Türkçe ve Türk kimliği açısından hayırlı olmayacaktır.  Sözümüzün başında vermeye çalıştığımız teorik yaklaşımda ifade ettiğimiz gibi,  dil kültürel kimliğin ne olduğunu belli eder; eğer dilinizi terkederseniz  kültürel kimliğinizi de terketmiş olursunuz.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Bu olumsuz tablonun ardından kendimce iyi  bulduğum haberlere geçiyorum :</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  Bugün Türkçe son yıllarda Türklerin iktisadî  ve siyâsî sıçramalarına paralel olarak kendine yeni imkân alanları keşfetmiştir.  Herşeyden önce Avrupada yaşayayan TC vatandaşı insanları Türkiye Türkçesinin  etki alanını ve gücünü artıran unsurlar olarak değerlendirmek gerekir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  </font></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan  durum da Türkçe için yeni imkân alanları aşmıştır. Burada Türkçe derken Türkiye  Türkçesini kastediyorum. Buralarda açılan resmi ve özel okullarda yüzlerce insan  Türkiye Türkçesini öğreniyor.<br />
</font></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align: justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe bir metnin anlaşılabilirlik alanı hızla  genişliyor. Eğer Türkiye Türkçesi iyi işlenir, uygun araçlar oluşturulabilirse  Türk dünyasındaki ortak iletişim aracı olması muhtemeldir. Uydu üzerinden yayın  yapan onlarca televizyon ve radyo kanalı Türkçenin hayat süresini uzatan, onu  destekleyen, etki alanını genişleten birimler değerindedir.</font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gelecegi-prof-dr-hayati-develi/">Türkçenin Geleceği (Prof Dr. Hayati Develi)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gelecegi-prof-dr-hayati-develi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
