<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hesap Boyle Verilir 1 | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/hesap-boyle-verilir-1/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:20:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Hesap Böyle Verilir &#8211; 1 (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-1-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-1-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 10:33:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Boyle Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Boyle Verilir 1]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Boyle Verilir Nihal Atsiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-1-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hesap Böyle Verilir &#8211; 1 (Hüseyin Nihal ATSIZ) &#8211; Nihâl Atsız, 1943 &#8211; &#160; Bu yazıyı yalnız Türkler için yazıyorum. 1931’den beri Türkçülüğe ait yazılar yazdığım için Türkçü efkar-ı umumiyenin şahsım üzerindeki düşüncelerinin bence çok büyük bir değeri vardır. Samimiyetimden şüphesi olan en genç Türkçü bile, bana açıkça sorduğu zaman, hesap vermekten çekinmem. Hatta genç [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-1-huseyin-nihal-atsiz/">Hesap Böyle Verilir – 1 (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Hesap Böyle Verilir &#8211; 1<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8211; Nihâl Atsız, 1943 &#8211;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu yazıyı yalnız Türkler için yazıyorum. 1931’den beri Türkçülüğe ait yazılar  yazdığım için Türkçü efkar-ı umumiyenin şahsım üzerindeki düşüncelerinin bence  çok büyük bir değeri vardır. Samimiyetimden şüphesi olan en genç Türkçü bile,  bana açıkça sorduğu zaman, hesap vermekten çekinmem. Hatta genç Türkçülerin  benim hakkımdaki iyi niyetli tenkitlerini de ne kadar iyi karşıladığımı beni  tanıyanlar görüp denemişlerdir. Onun için, benim samimi Türkçülüğümü inkar eden,  ülküyü şahsi ihtiraslarım için kullandığımı iddia eden yersiz hücumlara cevap  vermeği borç bilirim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Beş ikinci-teşrin 1942’de çıkmağa başlayan Gök Börü dergisinde “Hesap Veriyoruz”  başlığını taşıyan, fakat iyi hesap veremeyen bir yazıda hemen hemen bütün yazı  yazan Türkçülere ve bu arada bana yöneltilen hücum ve hicivlere karşılık vermek  için kalemi elime alıyorum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Cihat Savaş Fer imzasını taşıyan, fakat Reha Oğuz Türkkan tarafından yazıldığı  pek belli olan bu yazıda birçok Türkçü batırılmış ve ortada samimi Türkçü olarak  yalnız Reha Oğuz Türkkan bırakılmıştır. Türkçülüğü büyük bir manevi zarara sokup  solcuları sevindiren ve Türkçüler üzerinde pek fena bir intiba uyandıran bu  yazının özü şudur:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1- Reha Oğuz Türkkan’ın çevresinde 1935’de toplanmış olan ülkücüler kendilerine  “Bozkurtçular” diyerek ortaya atılmışlar ve ölmüş olan Türkçülüğü  diriltmişlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">2- Eskiden Türkçü diye tanınan kimselere başvurarak yardım dilemişlerse de, ben  de içlerinde olduğum halde, herkes çekinmiş. Hatta ben onların çıkaracakları  dergide eski şiirlerimin başka bir imza ile neşrine razı olmuşum (yani onların  dergisinde imzamın bulunmasından korkmuşum).</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">3- Nihayet bunlar dergilerini çıkarıp Türkçülüğü muzaffer kılınca hepimiz bu  nimetten istifadeye koşarak, Bozkurtçuların reklamları sayesinde meşhur olmuşum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">4- Ben, iradesi zayıf ve şeflik malihülyasına saplanmış birisi olduğum için bir  gün İsmet Rasin&#8217;in otomobili ile yaptığımız bir gezintide onlara şef olmayı  teklif etmişim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">5- Türkçülüğün Bozkurtçular eliyle muzaffer olduğunu gören Orhan Seyfi ile Yusuf  Ziya da Reha Oğuz’un teşvik ve yardımı ile Çınaraltı dergisini çıkarmağa  başlamışlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">6- İsmet Rasin, Bozkurt’a menşei şüpheli paralar bulduğu ve Türk ırkından  olmadığı için aralarından çıkarılmış.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">7- Ben, Bozkurtçular sayesinde meşhur olduktan sonra aralarından çekilmiş ve  bana şeflik vermedikleri için onlara düşman olarak Ankara’ya aleyhlerinde ihbar  yapmış ve Bozkurt’un çıkmasına sebep olmuşum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">8- Nurullah Barıman Bozkurt’un parasını yediği için atılmış.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">9- Şimdi Türkçülük bu zararlı şahıslardan temizlendiği için artık yolunda hızla  yürüyecekmiş.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bin bir gece masallarına benzeyen bu yazının, Cihat Savaş Fer imzasını  taşımasına rağmen Reha Oğuz tarafından yazıldığı bellidir demiştim. Cihat  Savaş’ı tanıyanlar onun yazı yazmayacağını bildikleri gibi içinde “ilkin” gibi  Reha’nın daima kullandığı kelimelerin ve “bizimle” yerine “bizle” demek gibi  yanlışların bulunduğunu görenler de yazının Reha’ya ait olduğunu anlamışlardır.  Daha dün Reha tarafından övülen birçok Türkçünün bugün hep birden yine onun  tarafından hicvedildiğini okuyanlar ise bu yazıda yalnız şahsi duyguların hakim  olduğunu elbette kestirmişlerdir.Çünkü bu kadar Türkçünün birden fena olmasına  imkan olmadığı gibi hepsinin birden Reha tarafından kadro harici edilmesi de  şüphesiz aklın alacağı şey değildir. Hakikat şudur ki, kendisiyle birlikte  çalışmak kabil olmadığı için İsmet Rasin, Atsız, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya,  Nurullah Barıman, Sami Karayel gibi Türkçüler Reha Oğuz’la ilgilerini  kesmişlerdir. “Aramızdan çıkardık” demek için ortada bir şirket veya cemiyetin  bulunması icap ederdi. Böyle bir şey olmadığı için “aradan çıkarmak” değil,  “ilgiyi kesmek” bahis mevzuu olabilir. Fakat eğer muhakkak “aradan çıkarmak”  fiili mevcutsa bunun bir “çokluk” tarafından bir “ferd”e tatbik edilmesi zaruri  olur ki bu takdirde aradan çıkarılanın birçok Türkçü karşısında tek kalmış olan  Reha Oğuz olması gerekir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Emek ve zaman harcayarak yazdığım bu satırlara acımakla beraber isnadları  reddetmek mecburiyetinde bulunduğum için bütün bu ileri anlatmak ve Türkçü  efkar-ı umumiyeye bu meselenin iç yüzünü göstermek artık benim için bir vazife  haline gelmiştir. Gereken yerlerde şahit ve vesika göstererek istemeye istemeye  bazı şeyleri açığa vuracağım için esef duyuyorum. Fakat buna mecbur edildiğim  için de her halde mazurum:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1938 yazında idi. Bir gün Maltepe’deki evime bir genç gelerek benimle (benle  değil) görüşmek istediğini söyledi. Çantasında birçok kağıt, dosya, yazılar olan  bu genç, kendisini “Orhan Türkkan” diye tanıttıktan sonra cebinden bir kağıt  çıkararak bana uzattı ve: &#8211; “Hala bu fikirde misiniz?” diye sordu. Kağıda  baktım: Vaktiyle “Atsız Mecmua”’da çıkan manzumelerimden birinin son dörtlüğü  idi ki:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Beraberiz seninle!.. İşte elinde elim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Seninle bu hayatın gel beraber gülelim</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ölümüne, gamına, tipisine, karına.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">mısralarından ibaretti. Aktörce hareketlerden hoşlanmadığım için bu “numara” hiç  de hoşuma gitmedi. Arkası ne gelecek diye düşünerek ve samimi duygularıma makes  olarak: -“Evet, hala bu fikirdeyim” diye cevap verdim. Tiyatro başlıyordu.  Karşımdaki genç “öyleyse konuşabiliriz” diyerek çantasını açtı. Bir yandan da  anlatmağa başladı. Dedi ki:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8211; “Türkçü bir mecmua çıkarcağız. Türkçülüğü yaymak için bir cemiyet kurduk.  Mecmua bu cemiyetin organı olacak. Sizden de yardım istiyoruz.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8211; “Nasıl bir cemiyet? İçinde kimler var? Kaç kişisiniz? Reisiniz kim?” diye  sordum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8211; “Cemiyetimiz gizlidir. Seksen kişi kadar varız. Reisimiz Avni Motun’dur.” Diye  cevap verdi. Avni Motun adını ilk defa işittiğim gibi daha yeni gördüğüm bir  gencin gizli bir cemiyetten dem vurmasını nasıl karşılayacağım da belliydi.  Kendisine, cemiyet azasını teşkil eden seksen kişinin kimler olduğunu sordum.  Ankara’daki yüksek tahsil ve lise talebeleri olduğunu söyledi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8211; “Mecmua çıkarmak için yüksek tahsil mezunu bir yazı müdürü ister; onu nereden  bulacaksınız?” diye sordum. Bunun üzerine, Ankara Lisesi’nde edebiyat  öğretmenleri olan Fevziye Abdullah’ın yazı müdürlüğünü üzerine aldığını söyledi.  Çok değerli bir edebiyat öğretmeni olan Fevziye Abdullah’ı tanıyordum. Onun da  cemiyetten olup olmadığını sorup menfi cevap alınca bana bahsolunan şeylerde  hakikate uymayan birçok noktalar bulduğunu anladım.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Orhan Türkkan, kendisini ve sözlerini şüphe ile karşıladığımı görünce  kendilerinin, vaktiyle çıkardığım “Atsız Mecmua” ve “Orhun”’dan milli feyz  aldıklarını, kendi çıkaracakları “Ergenekon”un da “Atsız Mecmua” ve “Orhun”  yolunda gideceğini söyleyerek dil dökmeğe başladı ve çantasından çıkardığı  kağıtlara bakarak programlarını anlattı. Bu, yaman bir programdı. Felsefe,  içtimaiyat, ruhiyat, tarih, şiir, roman, siyaset ve her şey vardı. Yüzlerce eser  yazacaklardı. Binlerce satacaklardı. Şunu bunu yapacaklardı. Velhasıl birçok  fiillerin istikbal sigalarını tasrif ederek bana bir hayli projelerden bahsetti.  Sonra “şu yazıyı nasıl buluyorsunuz” diyerek çantadan çıkan bir yazıyı uzun uzun  okudu. Herhalde kendisinin pek hoşuna gittiği anlaşılan bu yazı hiçbir fikri  değeri olmayan alelade bir edebiyattı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Uzun konuşmaların sonunda benden yazı istediği zaman henüz kendilerini  tanımadığımı, yazı vermek için de dergilerini görmemin şart olduğunu söyledim. O  zaman:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8211; “Atsız Mecmua’da çıkmış olan eski manzumelerinizi dergimize alabilir miyiz?”  diye sordu. “Alabilirsiniz” dedim. İlk görüşmemiz böyle bitti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir müddet sonra Avrupa şehirlerinin birisinden bir kart aldım. “Reha Oğuz  Türkkan” imzasını taşıyordu. Reha, bana gelen Orhan Türkkan’ın kardeşiydi.  Ankara’ya geldikten sonra da mektuplar yazmağa, “Ergenekon” hakkında izahat  vermeğe, Türkçülük için ne şekilde çalışmağa hazırlandıklarından bahsetmeğe  başladı. O da gizli cemiyet teranesinden dem vuruyor, büyük projelerden söz  açıyordu. Halbuki ben gizli cemiyetin de, onun reisi diye tanıtılan Avni  Motun’un da bir hayal mahsulü olduğunu anlamıştım. Çünkü meşhur Kun yabgusu  “Mete”nin adının daha doğru söylenişi olan “Motun”u bizden başka birkaç  Türkiyatçıdan başka kimse bilmiyordu. Bunu ısrarla ileri atan da Hüseyin Namık  Orkun’du. Belliydi ki Hüseyin Namık’la temasta bulunup ondan da yazı almağa  çalışan Reha Oğuz Türkkan, bu adı ondan duymuş ve muhayyel bir Avni’nin sonuna  ekleyerek esrarengiz bir şahsiyet yaratmıştı. Maksat da esrarlı bir hava meydana  getirerek gençlerin ilgisini çekmek ve Avni Motun’un mutlak vekaletini alarak  onun adına söz yürütmekti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nihayet 10 İkinci-teşrin 1938’de aylık “Ergenekon” dergisinin ilk sayısı çıktı.  Daha önce benden, tanıdığım Türkçülerin adreslerini istemişler, ben de  göndermiştim. Ergenekon’un ilk sayısından onlara da onar, yirmişer tane  yolladıklarını, benim adımı vererek kendilerini reklam ettiklerini, Ergenekon’u  satmaları için de birer mektup yazdıklarını sonra öğrendim. Kendilerine gizli  bir cemiyet azası süsü veren bu gençlere karşı o zamana kadar duyduğum şey yanlı  bir güvensizlikti. Fakat Ergenekon’un ilk sayısındaki “Tarihin ve Tekamülün  Amili” adlı yazıyı görünce, kendisini dahi sanan pek toy bir genç karşısında  bulunduğumu anladım.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu ilk sayıya benim eski manzumelerimden birini almışlar ve altına “Bozkurt”  diye imza atmışlardı. Bu manzume evvelce imzamla çıkmış olduğu için benim  olduğunu herkes biliyordu. Onun için buna aldırmadım. Yoksa şimdi Gök Börü’de  iddia olunduğu gibi onların dergilerine yazı yazmaktan çekindiğim için başka bir  imza ile çımasını istemiş değildim. Bilakis onlar benim manzumemin altına kasten  “Bozkurt” imzasını atarak kendi lehlerine propaganda yapıyorlar, “Atsız bizim  cemiyetimizdendir, fakat kendi imzasını koymağa şimdilik mezun olmadığı için  Bozkurt imzasıyla yazıyor” diye rivayetler çıkarıyorlardı. Bunları epey sonra  öğrendim ve anladım ki bu plan, yani benim manzumemin Bozkurt imzasıyla çıkması,  dostlarımı “işte Atsız da Bozkurtçudur” diyerek kendi aralarına almak için  hazırlanmış bir inandırma vesilesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat Ergenekon ilk sayısındaki şaheser asıl bu değildi. Bu “Tarihin ve  Tekamülün Amili” başlıklı yazı idi. Bunu Reha Oğuz yazmış ise de başka bir  gencin imzasını atmıştı. Sebep be bu yazının Reha Oğuz’u göklere çıkaran bir  methiye olmasıydı. Bu yazı o kadar garip bir yazı idi ki onu okuyan ve benim  tavsiyemle kendisine satmak için on tane mecmua gönderilen bir arkadaş, paketi  açmağa bile lüzum görmeden mecmuaları olduğu gibi geri göndermişti. Hakkı da  vardı. Çünkü bu yazıda mühim keşfiyat yapılıyor ve lise mezunu bir genç ilmi ve  tarihi baştan başa değiştiriyordu. Bakın, bu şaheserden size bazı satırları  aynen alıyorum:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu önsözü yazmamı rica eden Oğuz’un mektubunu alınca, bir an düşündüm: Avrupa’da  bile akisler uyandıracak olan bir eseri takdim edecektim! Ve işte, ey garplı ve  şarklı bilginler, size bağırıyorum: Gelin! Türklüğün er meydanı hepinize açık!  Savaşın! Fakat bu mert Türk çocuğunun, kanından aldığı asaletle ifade ettiği bu  hakikati okumazsanız, dar görüşlü olmaktan hiçbir zaman kurtulamazsınız.  Cehaletin, inanmamalığın, inatçılığın ve gururun kötü siyah rengine bulanmayın.  Ve bu eseri, Oğuz, Türk ırkına olduğu kadar, cahillere ve bilginlere de hediye  etti. Var ol, Oğuz! Sen bu eserle , uzun asırlar, hiç unutulmayacaksın. Bugün  seni anlamak istemeyenlerin çocukları, yarın bu eserini hürmetle okuyacaklar ve  acıyacaklar babalarına. Ne acı bir acıma! Ne acı bir akıbet! Onu bilmek  istemeyenlerin çocukları bildi. Onu anlamak istemeyenlerin çocukları anladı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Oğuz Türkkan adlı bir yiğit “Tarihin ve Tekamülün Amili” adlı bir eser yazdı. Bu  mevzuda bir eser yazabilmek ve bundan çıkan hakikati ispat edebilmek için  doktor, profesör veya ordinaryus profesör unvanları bile azdır. Bu bahislerde  mütehassıs olanlar gayet iyi bilirler: Avrupa’nın ve Amerika’nın en derin  bilgili dahileri bile, tarihin amilini bulamamış veya yanlış yollara  sapmışlardır. Halbuki Oğuz’un ne muhterem bir göbeği, ne saygı değer bir ak  sakalı, ne asırlık bir yaşı, ne de doktor , profesör gibi bir sıfatı vardır. Ona  kim inanacak? Onu kim okuyacak? Bakın, ey değerli okuyucu kardeşler, Oğuz  mektubunda ne bedbin konuşuyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“… Hiç okunmayacak! Kimse okumayacak! Gençlik ve halk ciddi mevzulardan  hoşlanmadığı için; aydınlar okumağa alışmadıkları için… Hatta bu bahiste  mütehassıs geçinenler bile okumayacak! Hakları da yok değil! Meşhur değilim,  halbuki bu mevzuları halledemeyen Avrupalı bilginler meşhuru alemdirler…. Hayır!  Hayır! Hikmet! Beni değil çıkardığım neticeyi; adımı değil , bulduğum hakikati  tanıyın! Bu tek hakikati sevin! Ona gerçek olduğu için bütün kuvvetinizle  inanın. İnanın! Irkınızın ülküsü o olursa, dünyanın birincisi olmak için  asırlarca beklemeğe lüzum kalmaz. Fakat inanabilmek için de okumak, anlayarak,  hazmederek okumak lazım! Fakat kim okuyacak? Öyle ise kimse inanmayacak! Türk,  ırkının ülküsünü tanımayacak. İşte bunun için üzülüyorum&#8221; Oğuz, şuurla düşünmeğe  başladığı yaştan beri, felsefeye sarılmıştı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunun için pek çeşitli olan birçok ilimlere merak sardı: Lengüistik, mitoloji,  arkeoloji, jeoloji, klimatoloji, paleontoloji, antropoloji, etnoloji, etnogrofi,  felsefe, ruhiyat, tarih, preistuvar, sosyoloji,kozmogoni, hukuk, edebiyat,  iktisat tarihi, güzel sanatlar tarihi ilh&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat bu taşlar ne kadar esaslı, ne kadar çok olursa, inşa edeceği bina o kadar  sağlam olurdu. Bunun için çok okuması lazımdı.Anormal okuyanlardan bile fazla  okudu, gözlerini körletircesine okudu. Başka hiçbir şeyle meşgul olmadı. Gece  gündüz okudu. Hepsinden bilgi edindi. Hatta o kadar kıymetli tutulan Avrupalı  bilginlerden bile fazla okudu. Sen, Oğuz, fevkalade çalışma ile kanından gelen o  müthiş kudretle düşünerek, zekanı işleterek, bu işi başardın. Okudun,  düşündün,öğrendin… Hakikatı bütün çıplaklığı ile ortaya koydun! Var ol Türkkan!</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte bundan sonra Oğuz’a yepyeni bir çığır açılmış oldu. Felsefede  materyalistken spirütüalist oldu. Ferdiyetçi iken, beynelmilelci oldu. Sanki  gözünün bağı sihirli bir el tarafından aniden çözülüvermişti.Yürüdüğü yanlış  yolu dehşetle gördü. Bu yolun sonunda (materyalizm,ferdiyetçilik=  menfaatçilik,milliyetsizlik yolunun sonunda) hem o fert için, hem de o ferdin  mensup olduğu cemiyet için korkunç bir uçuruma düşmek vardı. Oğuz, ruhuyla ve  tabiatle yaptığı bu müthiş didinmeden sonra, gözünü kör eden, yolunu şaşırtan  bağı çözüp çıkardı. Fakat ırkdaşları hala, gözler kapalı, felaketten habersiz,  uçuruma doğru yürüyorlardı. Bu eser onlar için yazılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Oğuz Türkkan, hakikati gördükten ve inandıktan sonra, ırkdaşlarını düşündü. Her  okuyanın muhakkak inanması, ikna olması için hakikatı birer meydana sererek  yazdı. İlkin kitap yazmak istiyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* * *</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte Hikmet Tanyu imzasıyla çıkmış olmasına rağmen Reha Oğuz’un kendi kendisini  öven, göklere çıkaran; doğunun ve batının bilginlerini hiçe sayarak liseden  henüz çıkmış olduğu halde on, on beş ilim sahasında bilgiçlik taslayan yazısı  böyle tuhaf bir yazıydı ve Reha Oğuz da yazı hayatına böyle tuhaf bir makaleyle  başlıyordu. Hele aynı Ergenekon’un ilk sayısında onun felsefe tarihi yazmaya  muhtelif rejimleri ilmi bakımdan münakaşa etmeğe kalkıştığını görünce pek  tecrübesiz, fakat heveskar bir genç karşısında olduğumuzu anlamış ve bir mektup  yazarak kendisine nezaketle bu yazıların kötü tesirini harbe vermiştim. Mektup,  tesirini yaptı: Ergenekon’un ikinci sayısında (sf. 25) şöyle bir tavzih çıktı:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">DİKKAT</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Geçen sayıki Tarihin Amili adlı tefrikanın ön sözü hepimiz üzen bir şekilde  çıkmıştır. İstanbul’da tashihleri yaptırdığımız genç arkadaş coşkunluğunu  tesiriyle yazıya –kendiliğinden- birçok yeni parçalar ilave etmiş. Bu yüzden ön  söz, adi bir methiye şeklini almıştır. Bu sırada ben Avrupa2da bulunduğum için,  bu vaziyetten haberdar olamadım. Yoksa katiyen bu methiyeci yazıyı tefrikanın  başına koydurmazdım. Ergenekon basılıp elime geçtiğinde, pek çok üzülerek hayret  ettim.Önsöz, bu arkadaş tarafından o kadar tahrif edilmiştir ki, yazının sahibi  Hikmet Tanyu bile kendi yazısını tanıyamadı. Bu dalkavukça önsöz, okuyucularımız  üzerinde çok kötü tesir yapacağından mesul arkadaşa lazım gelen ihtarı yaptık.  Hepinizden ricam: Geçen sayımızın önsözünü mazur görün ve muhteviyatını unutun.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">R.O. Türkkan</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu tavzihe dikkat edenler, niçin Hikmet Tanyu tarafından değil de Reha Oğuz  tarafından özür dilendiğini pek güzel anlarlar. Bundan başka bir musahhihin,  tashih ettiği makaleyi tanınmayacak şekilde değiştirmesi de aklın alacağı bir  mazeret değildir. Zaten bu şekilde neşriyatın da daha çok devamına imkan  kalmamış, 1939 yılının ilk ayında çıkan üçüncü sayısından sonra Ergenekon  kapatılmıştı.<br />
</font></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-1-huseyin-nihal-atsiz/">Hesap Böyle Verilir – 1 (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-1-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
