<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hesap Boyle Verilir Nihal Atsiz 3 | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/hesap-boyle-verilir-nihal-atsiz-3/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:20:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Hesap Böyle Verilir &#8211; 3 (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-3-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-3-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 10:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Boyle Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Boyle Verilir Nihal Atsiz 3]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-3-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hesap Böyle Verilir &#8211; 3 (Hüseyin Nihal ATSIZ) Şimdi bu mesele üzerinde Türkçüleri biraz daha aydınlatmak için Cemal Oğuz&#8217;a yazmış olduğu mektubun sonlarından bir parça daha alacağım: &#160; Cemal Oğuz Beğ. İşte acı meselenin iç yüzü budur. Bu hususta ne düşünüyorsunuz bilmek isterim. Biz şimdi, sırf güvenebileceğimiz ülküdaşlarla iş birliği yapacağız. Bunları Bozkurtçu olarak efkarı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-3-huseyin-nihal-atsiz/">Hesap Böyle Verilir – 3 (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Hesap Böyle Verilir &#8211; 3<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi bu mesele üzerinde Türkçüleri biraz daha  aydınlatmak için Cemal Oğuz&#8217;a yazmış olduğu mektubun sonlarından bir parça daha  alacağım:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Cemal Oğuz Beğ. İşte acı meselenin iç yüzü budur. Bu hususta ne düşünüyorsunuz  bilmek isterim. Biz şimdi, sırf güvenebileceğimiz ülküdaşlarla iş birliği  yapacağız. Bunları Bozkurtçu olarak efkarı umumiyeye iyice tanıtıp meşhur  edeceğiz. Bozkurtçu felsefeci, Bozkurtçu içtimaiyatçı,Bozkurtçu tarihçi,  Bozkurtçu tarihçi, Bozkurtçu etnograf ve folklorcu, Bozkurtçu romancı ve  Bozkurtçu şairlerimiz var.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bozkurtçu felsefeci: Dr. M. Saffet Engin</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bozkurtçu içtimaiyatçı: Aydın Yalçın (Mülkiye sosyoloji asistanı)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bozkurtçu tarihçi: Dr. Osman Turan ( Ankara Tarih Fakültesi Türk Tarihi  asistanı)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bozkurtçu etnograf ve folklorcu: Prof. Abdülkadir İnan ve Halit Bayrı</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bozkurtçu sembolistler: Arif Nihat Asya ve Hamza Sadi Özbek</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bozkurtçu şairler: Cemal Oğuz Öcal, Mehmet Sadık Aran ve Yusuf Kadıgil</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tabii bunlardan başka elleri erdikçe, Zeki Velidi, Doktor Akdes Nimet, Doktor  Necati Akder ve şair arkadaşlar da yazı ve şiir yazacaklardır. Şimdi sizden bu  mektupla sualim: Bozkurtçuların baş şairi olarak tanıtılmanızı istiyor musunuz?  Sizin içten coşan Türkçülüğünüze ve prensipleri ifadedeki şiir kudretinize tam  bir güvenimiz var. Onun için sizi ( Bozkurt Türkçülüğü) bu yeni ve kuvvetli  cereyanın şairi yapmak istiyoruz. Kabul ederseniz bana yazınız. Bu hususta  tanıtma faaliyetine geçelim…….</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yalnız bir nokta var: Bu şekilde Bozkurtçu olarak tanıtılacak arkadaşlar ülkü  bakımından bize zıt mecmualara tabiatıyla yazmayacakları gibi bize uygun görünen  fakat iş birliği etmek istemediğimiz bazı mecmualara da yazmayacaklardır. Bu  meyanda Çınaraltı ve Tanrıdağ vardır. Diğer mecmualara tabii yazılabilir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu satırlarda da doğru olmayan veya tuhaf olan birçok noktalar var. Reha, Cemal  Oğuz’u “kudretli şairsin, içten, coşan Türkçüsün” diye överken günün birinde  onun da aleyhinde yazı yazmayacağını nasıl temin edebilir? Sonra, Cemal Oğuz’u  Bozkurtçu şairler listesinde saydıktan sonra biraz aşağıda “Bozkurt’un şairi  olur musun?” diye sorması tuhaf değil midir? Hele “Bozkurt Türkçülüğü” diye bir  şey çıkararak bunun felsefecilerinden, içtimaiyatçılarından, tarihçilerinden  bahsetmesi de yanlıştır. Mesela Bozkurt’un folklorcuları diye yazdığı  Abdülkadir’le Halit Bayrı, Bozkurt’a sırf Reha Oğuz’un rica ve ısrarı üzerine  yazı vermiş olan ağırbaşlı ve kırk beşten daha yaşlı iki Türkiyatçıdır.  Diğerleri de yine ısrar, rica, hatır vesaire yüzünden Bozkurt’a yazı  vermişleridir. Eğer Bozkurt’a her yazı yazanı “Bozkurtçular” denilen mevhum  teşekküle nispet etmek gerekirse bir de “Bozkurtçu kumandanlar” bölümünü açıp  hizasına Ali İhsan Paşa’nın adını yazmak icap eder. Çünkü onun da Bozkurt’ta  birkaç yazısı çıkmıştır. Halbuki yukarıda adı geçenlerin arasında Bozkurt’un  daimi yazcısı olmayı kabul eden hiç kimse yoktur. Hele Reha’nın “Bozkurt  felsefecisi” dediği “Saffet Engin” Bozkurt’ta bir tek yazı dahi neşretmiş  değildir. Hem eğer adı geçenler Bozkurtçu olsalardı şimdi Reha’nın çıkardığı Gök  Börü’ye yazı yazarlardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Ai" size="2"> <center><!--adsense#reklam_336x280--></center></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha’nın, şair Cemal Oğuz’a yazdığı mektupta dikkati çeken bir yer daha var:  Reha Oğuz,” seni baş şair yapalım” diye Cemal Oğuz’a yazarken bundan sonra  Çınaraltı ve Tanrıdağ dergilerine yazı vermeği şart koşuyor. “Tanrıdağ” merhum  büyük Türkçü Doktor Rıza Nur’un çıkardığı dergi idi. Reha Oğuz da Rıza Nur’a çok  saygı gösteriyordu. Onun Rıza Nur’a yazmış olduğu mektuplar bugün elimdedir.  Gerek bu mektuplarda gerekse Bozkurt’un beşinci sayısında ve gerekse Gök  Börü’nün ilk sayısında ve gerekse Gök Börü’nün ilk sayısında Rıza Nur için  yazdığı satırlar, onu çok saydığını gösteriyor. Peki, o halde nasıl oluyor da bu  kadar saydığı Rıza Nur’un dergisine yazı yazmaktan Cemal Oğuz Öcal’ı menetmek  istiyor? Tabii, genç Türkçüler bunu öğrenmek ister. Reha’nın tabiriyle “o yiğit  ve aziz Türkçü” “Türkçülüğün heybetli devlerinden biri” olan Rıza Nur, “Namık  Kemal gibi ulu davamızın biri şehidi” olan Rıza Nur, “ulu bir kahraman örneği  olarak daima yaşayacak” olan Rıza Nur. Reha’yı evine almayarak kapıdan  çevirmiştir. Sebebi de Reha’nın, Doktor Nihat Reşat’a giderek Rıza Nur’un, Nihat  Reşat aleyhinde hiçbir zaman söylemediği şeyleri ona isnad etmesidir. Sinop  mebusu Yusuf Kemal de bu işin şahididir. Reha Oğuz, Rıza Nur’un öfkelenmesine  sebep olan durumu düzletmek ve Rıza Nur’un nazarında beraat etmek için Doktor  Nihat Reşat’tan bir mektup getireceğini Rıza Nur’a yazmışsa da maalesef bu  mektubu da getirmemiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rıza Nur bu vak’a dolayısıyla gerek bana ve gerekse başkalarına (Doktor Mustafa  Hakkı Akansel, Doktor İzzettin Şadan, Fethi Tevet, İsmet Rasin) “Gümülcineli  İsmail Hakkı nasıl Hürriyet ve İtilaf Fırkasını batırdıysa Reha da Türkçülüğü  öyle batıracak” diye onun hakkındaki kanaatini bildirmiş ve Reha’yı evine  almamağa karar vermişti. Reha beş altı defa geldiği halde onu kabul etmemişti.  En sonunda bir gece gelen Reha’ya bizzat kapıyı açan merhum karşısında onu  görünce sertlikle “Ne istiyorsun?” diye sormuş, beriki şaşırarak: “Affedersiniz,  bu zamanda rahatsız ettim…” diye söze başlamışsa da Rıza Nur: “Evet,rahatsız  ettin, bir daha da etme…” diyerek kapıyı kapatmıştır. Bu vak’adan sonra Reha  Oğuz, diğer bazı Türkçüleri, bu arada Nurullah Barıman’ı Rıza Nur’a selam  vermekten menetmek istemişse de bittabi Barıman buna aldırmamıştır. İşte  Reha’nın Cemal Oğuzu’u Tanrıdağ’a yazmaktan menetmek istemesinin sebebi merhum  Rıza Nur’un kendisine yaptığı bu muameledir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rıza Nur ilk zamanlardan başlayarak Reha’ya teşhisi koymuştu. Hekim gözüyle onun  psikopat, ırkiyatçı olarak da gayrıtürk olduğunu söylerdi. Bakın 11 Mart 1940  tarihiyle Nejdet Sançar’ yazdığı mektupta neler diyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Azizim efendim,</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Mektubunuzda Türkçülerin birleşemediğini söylüyorsunuz. Bunun sebeplerini arayıp  bulmayı tavsiye diyorsunuz. Bu bapta bir uzlaşma mümkün değil gibi görünüyor.  Her Türkçüyüm diyen başka bir telden çalıyor. Bir defa Türkçülük elan ideolojik  bakımdan Turancı, Türkçü, Anadolucu gibi inkısamda. Sonra buna hiç istemediğim  ve münasip görmediğim siyasi ilgiler iliştirmek isteyenler var. V e daha beteri  de bir takım şahısların şahsi hırsları kazanı kaynıyor. Hele Reha Kürtkan diye  biri var ki Türkçüleri birbirine katıyor ve gene de kabına sığamıyor.  Göreceksiniz ki bu çocuk Türkçülüğü perişan edecektir; edemse de o yolda bu  mübarek ideal ve ideolojiye çok zarar verecektir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte Reha’nın “Türkçülüğün heybetli devlerinden biri”, “yiğit ve aziz Türkçü”  diye vasıflandırdığı dünkü en büyük Türkçünün Reha hakkındaki fikirleri…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Benim, Reha ile ilgimi kesmemin sebebine gelince: Bu, uzun denemelerden sonra  kendisine güvenimin kalmaması yüzünden olmuştur. O benden sekiz dokuz yaş daha  genç olduğu halde kendisine daima akran muamelesi yaptım. Bana Avni Motun gibi  gizli cemiyet gibi hayali şeylerden bahsettiği halde Türkçülük için çalışıyor  diye kendisine mümkün olduğu kadar yardım ettim. Hatta bir aralık  münasebetlerimiz samimi bile oldu. Fakat en samimi olduğumuz zamanlarda bile  benim aleyhimde bazı mektuplar yazdığını sonradan teessüfle öğrendim (mesela  Barıman’a ve İsmet Rasin’e yazdığı mektuplar). Gerek yukarıdan beri sırladığım  vak’alar, gerekse buraya yazmağı doğru bulmadığım pek çok şeyler bende kendisine  karşı güven bırakmadığı için onunla ilgimi kestim. Yazdığı mektuplara cevap  vermedim. Reha’nın bana hücumları da işte buradan geliyor. Onun için “Atsız’ı  aramızdan çıkardık” demesi de boş sözdür. Ben onların arasına hiçbir zaman  girmedim ki çıkarılayım. Bozkurt’a birkaç yazı yazdımsa bunları Reha’nın rica ve  ısrarı ile yazdım. Ecce Canis adlı yazımı okuyanlar, Reha tarafından  “Bozkurtçular” denilen zümreye benim dahil olduğumu anlarlar. Esasen böyle  kuruntudan ibaret bir kuruma girmeyeceğimi de herkes takdir eder.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nurullah Barıman tarafından, arkadaşı Cihat’la birlikte Bozkurt’tan çıkarılan  Reha, benim yine oraya yazacağımı duyunca Bozkurt’un yazı işleri müdürü Sami  Karayel’e başvurarak benimle anlaşmak ve yine Bozkurt’ta yazı yazmak istemişse  de tarafımdan reddolunmuş, bu yüzden Gök Börü’de bana lüzumsuz yere hücum  etmiştir. Halbuki o, Gök Börü için bazı Türkçülerden yazı isterken Besim Atalay,  Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan ve Halit Bayrı ona “Çınaraltıcılar, Atsız ve  başka Türkçüler aleyhine yazmamak şartıyla” yazı vereceklerini bildirmişler,  Reha da buna razı olup söz vermiştir. Yazık ki bu sözünü de tutmadı. Buna,  Reha’nın hesabına esef duyuyorum.Yoksa kendisi de pek iyi bilir ki be “bir”  değil “birçok” Rehaların hücumlarıyla da yıkılmam. Reha’nın bu hareketi nihayet  kendi aleyhine olmuştur. Çünkü Besim Atalay Beğ, Gök Börü’nün ilk sayısındaki  “Hesap Veriyoruz” başlıklı yazı üzerine Reha’ya derhal bir mektup yazarak  ilgisini kestiğini ve kendisine evvelce verdiği yazıları neşrederlerse mahkemeye  başvuracağını bildirmiş, Doktor Mustafa Hakkı Akansel “Gök Börü’ye yazmayacağını  haber vermiş; Zeki Velidi, Abdülkadir İnan, Halit Bayrı,Cemal Oğuz Öcal ve Yusuf  Kadıgil de ilgilerini kesmişlerdir. Bunların evvelce Gök Börü’ye yollanmış birer  ikişer yazıları olduğu için Reha Oğuz daha bir müddet bunlardan istifade  edebilir. Fakat ondan sonra? Ondan sonra Cihat Savaş Fer’le yapayalnız  kalacaktır. Meşhur romancı Reşat Nuri’nin vaktiyle başka yerlerde çıkmış olan  yazılarının ikinci basımları onu kurtarabilirse ne mutlu! Reha Oğuz bu sonucu  sezdiği için Zeki Velidi’ni evine giderek yazı yazmasını rica etmişse de evvelce  verdiği sözü tutmadığı için red cevabı almıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doktor Mustafa Hakkı Akansel’e de yaptığı başvurmaların boşa çıkması üzerine Gök  Börü’nün üçüncü sayısına, doktorun vaktiyle Vakit gazetesinde çıkmış olan bir  yazısını almış, altına da “evahit” diye anlaşılmaz bir kelime koymuştur. Reha  Oğuz, Doktor Mustafa Hakkı Akansel’e gönderdiği nüshada, “evahit” kelimesinin  başındaki “e” harfini çizmiş, “h” harfini “k” yapmış, sonuna da bir “ten”  eklemiştir. Böylelikle kelime “Vakitten” olmuş ve yazının Vakit gazetesinden  alınmış olduğu güya belli edilmiştir. Reha bu tabiye (!) ile diğer  okuyucularından, yazının başka bir yerden alınmış olduğunu saklamak istemiştir.  Bu kadar çocukça bir kurnazlık ülkücü bir Türkçüye değil de alelade bir insan  yakışır mı, yakışmaz mı? Cevabını kendisi versin… Bu şekilde bir derginin  yaşamasına şüphesiz imkan yoktur. Bu derginin mukadderatı şimdiden belli  olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* * *</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yukarıdaki satırlarla bu meseledeki hakikati ortaya çıkardım. Reha’da kendi  isteklerini hakikatmiş gibi göstermek farikası olmasaydı ben bunları  yazmayacaktım. Reha’nın hücumları beni nihayet müdafaaya mecbur ettiği için her  halde bir tatsızlık oldu. Bundan sevinenler solcular olmuştur. Bunun mesuliyeti  tamamıyla Reha’ya aittir. Basit şeyleri esrar perdesi arkasında saklamak, bazı  meseleleri olduğu gibi değil de olmasını istediği şekilde göstermek ve  hayallerden hakikat gibi bahsetmekle Reha bilmeyerek Türkçülüğe kötülük  etmiştir. Halbuki Türkçülüğün en büyük kuvveti bir hakikate dayanması ve  Türkçülerin başarı kazanmasının başlıca şartı da samimiyetleri idi. Türkiye’nin  başvekiline bütün tarihimiz ilk defa olarak “Türkçüyüz ve öyle kalacağız”  dedirten şey memleketteki Türkçülük ülküsünün pek köklü ve sağlam temellere  dayanmasıydı. Türkçülük tarihinde ilk defa olarak menfi ve bozuk bir hava  esmesine sebep olan şey ise Reha’nın hareketleri ve Gök Börü’deki yazısı  olmuştur. Bundan dolayı her halde kendisi pişmanlık duymuştur. Reha’nın  kendisinden yaşlı ve bilgili olan Türkçülerden daha öğreneceği pek çok şeyler  vardır. Reha, bizi bezdirerek kendisinden uzaklaşmamıza sebep olmasaydı  yanlışlar yapmaz ve mesela Gök Börü’nün üçüncü sayısının kapağına bir resim  koyarak altına “Altay Dağlarında Kırgız Hayatı” diye yazmazdı. Çünkü biz  Altay’da Kırgız bulunmadığını kendisine öğretirdik. Yine bizi kendisinden  uzaklaştırmasaydı Gök Börü’nün dördüncü sayısının kapağına Orhun harfleriyle  yazdığı yazılar öyle yanlış olmazdı. Orhun harflerinin nasıl kullanıldığını ona  anlatırdık.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha ilk önce Türkçü değildi. Kendi itirafı üzere beynelmilelci ve  materyalistti. Beynelmilelci ve materyalist demek komünist demektir. Reha, daha  sonraları Türkçü yayını takip ederek Türkçü olmuş ve bu yeni ülkü kendisini o  kadar sarmıştır ki Türkçülüğün her alanında en ileri ve en iyi olmak istemiştir.  Reha’nın duygularındaki bu aşırılığı mazur görürüm. Netekim bir dinde en çok  müteassıp olanlarda mühtedilerdir. Fakat en iyi ve en ileri olmak isterken bazı  hayali şeyleri hakikat saymasını zararlı bulurum. Mesela Reha, baba cihetinden  ailesini Kastamonu civarındaki Taşköprü’ye bağlamaktadır. Bu doğru değildir.  Kastamonu Türkünün çok katıksız olduğunu öğrenen Reha “keşke ben de oradan  olsam” diye düşünmüş bunun hasretini çekmiş ve nihayet bunu düşüne düşüne  kendisinin hakikaten oralı olduğuna inanmıştı. Netekim Kastamonu’nun çok köklü  bir ailesine mensup olan genç bir Türkçü, Taşköprü’de Reha’nın ailesini  araştırıp soruşturmuş, böyle bir ailenin olmadığını öğrenmiştir. Halbuki Anadolu  kasabalarında her ailenin tanındığı, bir iki asır önce gelip yerleşmiş olanların  bile hala ayırt edildiği erbabınca malumdur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha, eski Türklerin hayatını da çok beğendiği, çadır altında geçen askeri  hayatın meftunu olduğu için kendisinin de yaylalarda, çadır altında ve at  sırtında büyümüş olmasını çok arzularmış ve bu şiddetli arzu nihayet kendisinin  Eskişehir civarındaki göçebe Türkmenler arasında bir süt nine elinde büyüdüğü  hakkındaki mitolojik rivayeti doğurmuştur. Hakikatte ise Reha’nın ailesi  Rumelilidir. Anadolulu bir aile Büyükada’da gayrı mübadil olarak emlak alabilir  miydi? Rumelili olmak Türk olmağa engel olmamakla beraber Reha ruhi bir sebeple  en koyu ve su katılmamış Türk olmak hevesiyle kendisini Taşköprü’ye nispet  etmiş, buna kendisi de inandığı gibi başkalarını da inandırmak istemiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha, eski Türk büyüklerinin hayatlarına da imrenmiş, kendisi de onlar gibi bir  önder olmak istemiştir. Şüphe yok ki her Türk genci için Türk büyüklerine  benzemek bir ülkü olmalıdır. Fakat böyle olmakla için tek yol onların tuttuğu  feragat, fazilet, çalışma ve kahramanlık yoludur. Hiç kimse durup dururken bir  Alp Aslan veya Çingiz olamaz.. Yükselmek için iki yol vardır: Ya çalışarak  yüksekte olanları meşru bir şekilde geçmek; yahut onları düşürerek daha yükseğe  çıkmak. Bir dağın tepesine kartal da çıkar, yılan da çıkar. Zaman zaman büyük  ruhlu insanlar da yükselir, dalkavuklar da… Fakat er kişiler her zaman ve daima  birinci yolu seçmişlerdir. Bundan birkaç yıl önce Nazım Hikmetof Yoldaş “Putları  Kırıyoruz” diye büyük şairlere ve bu arada Abdülhak Hamid’e hücumlar yapmıştı.  Çünkü Türkiye’nin baş şairi olmak isteyen o zavallı, yükselmek için onları  devirmekten başka yol bulamamıştı. Onun hücumlarıyla Abdülhak Hamid ve Mehmet  Emin tabiidir ki devrilmediler. Biz, ne Abdülhak Hamid gibi yüksek, ne de Mehmet  Emin kadar değerli kimseler olmamakla beraber Reha’nın hücumlarıyla devrilmeyiz.  Reha’nın tutacağı yol hizmet ederek yükselmek olmalıydı. Fakat o bekleyemedi.  Yükselmek için yaptığı hamleler yanlış bir yöne çevrilmiş olduğu için sonunda  Türkçülük düşmanlarını sevindirecek bire mahiyet aldı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Önderlik duygusu Reha’yı o kadar sarmıştı ki kendisini şimdiden Türk gençliğinin  başkanı gibi görmektedir. Bir münakaşada, kendisine itidal öğüdü veren Hüseyin  Namık Orkun’a “ben Türk gençliğinin lideriyim” diye bağıracak kadar duygularına  mağlup olmuştur. Reha, Türkiye’de yapılan her hareketin kendi eseri olmasını  istiyor. Fakat böyle olmadan bunu olmuş gibi göstermek doğru değildir. Hamza  Sadi Özbek, resmi bir vazife ile Muğla’ya gidince Reha bunu benimsemiş,”bir  arkadaşımızın da Muğla^da bulunması lazımdı; Özbek’i onun için Muğla’ya tayin  ettirdik” demişti. Halbuki aynı meseleyi İsmet Rasin’e de başka şekilde  anlatmıştı. Reha, önderlik duygusunu doyurmak için gizli cemiyetler kurmağa ve  Ankara’daki Ziraat Fakültesi talebelerinden bazılarını buna sokmağa uğraşmıştı.  Bunu başaramayınca aynı şeyi Istanbul’da yapmağa ve tabancalı, bıçaklı  törenlerle aza kaydına kalkmışsa da şimdiye kadar bu cemiyete yalnız Yusuf  Kadıgil’i alabilmiştir. Eski bir talebem olan Yusuf Kadıgil bu cemiyete  mahiyetini öğrenmek için kasten girerken Reha’nın daima taşıdığı tabanca ortaya  çıkmış, müthiş bir gizli tören yapılmış ve cemiyet bütün azası, yani Reha ile  Cihat, Yusuf Kadıgil’i cemiyete almışlardır. Gizli cemiyetlerden maksat muayyen  bir hedefe varmak olduğu halde Reha’nın gizli cemiyetinde böyle bir hedef  yoktur. Maksat, gizli cemiyetin esrarlı havasından zevk almaktır. Reha’da gizli,  esrarlı şeylere karşı büyük bir inzicap olduğundan, o güneşi bile esrar perdesi  ardından göstermek istemiş, bu yüzden kendisine karşı bir güvensizlik  uyandırmıştır. Reha’ya göre her şeyi gizlemek büyük bir başarıdır. Bu yüzden  kardeşi Orhan Türkkan’ın kendisinden büyük mü küçük mü olduğunu bile saklamak  istemiştir. Bu meseleyi kendisine sorduğum zaman bana: “Fiilen ben büyüğüm,  hukuken Orhan büyüktür” diye cevap vermiş ve meseleyi şöyle anlatmıştı: Reha’nın  asıl adı Metin imiş. Orhan kendisinden küçükmüş. Orhan’dan daha sonra küçük,  “Reha” adında bir kardeşleri varmış. Fakat bu Reha küçükken ölmüş ve nüfus  kaydından Reha silineceği yerde Metin silinmiş. Onun için şimdi kendisi bu,  küçükken ölen Reha’nın nüfus kağıdını kullanıyor ve Reha adını taşıyormuş.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hiç şüphesiz Reha’nın babası bu hareketi bir sahtekarlık olsun diye yapmamıştır.  Nüfus memurunun dikkatsizliğini sonradan düzeltmeğe meşguliyeti engel olmuş ve  Reha Oğuz (yani hakikatteki Metin) kendisinden dört yaş küçük olan kardeşinin  nüfus kağıdını kullanmak mecburiyetinde kalmıştır. Bunda Reha’nın da suçu  yoktur. Fakat bu basit hadiseyi esrar perdesiyle örtmeğe de hiç lüzum yoktur.  Reha’nın mahrem-i esrarı olan ve benim bu meseleyi bildiğimden haberi bulunmayan  Cihat Savaş bir gün bana safiyetle “bunun büyük bir sır olduğunu ve bana ancak  on yıl sonra bu sırrı tevdi edebileceğini” söylemiş, çocukça hareketiyle beni  güldürmüştü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha, eski Türkler gibi kahraman, kuvvetli, pehlivan olmak için de gönlünde  dayanılmaz bir istek duymuş, bu büyük istek de kendisini bir takım hülyalara  sürüklemiştir. Cüssesi eski Türklerin aksine çelimsiz olduğu için Japon  güreşinde usta olduğunu iddia etmiş, kılıç dersi alırken, öğretmeni olan  Krodetski’ye savurduğu bir kılıçla onun maskesini yüzünde döndürdüğünü tahayyül  etmiştir. Halbuki bu da doğru olamazdı. Başa zaten güçlükle geçirilen maskenin  dönmesi için başın gövdeden ayrılması icap ederdi. Reha Oğuz, kendisinde Ermeni  bulaşıklığı olduğunu ilk önce ortaya çıkaran Fethi Tevet’i de döveceğini bana  bir mektupta yazmıştı. İyi ki bu işi denemedi. Çünkü iri yarı ve güçlü kuvvetli  olan Fethi Tevet’İ görmeden tasarlanan bu plan acıklı bir şekilde iflas ederdi.  Reha şimdi böyle bir iddiada bulunduğunu hatırlamıyor ve Gök Börü’nün meccani  abonelerinin listesi başında Fethi Tevet’in adını gösteriyormuş ama, yukarıda da  bildirdiğim gibi bu hafızasının bir zuhulüdür. Yoksa mektup bende duruyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha’nın bir merakı da herkes hakkında bir dosya tutmasıdır. Bu dosyada o şahsın  Reha’ya gönderdiği mektuplarla Reha’nın şahsi mütaleaları, gazetelerden kesilmiş  yazılar esas mevadı teşkil eder. Bu dosyalara ehemmiyetsiz teferruat da yazılır.  Mesela Ankara’daki bir şairin bir gün bir lokantada birlikte yemek yediği  sarışın bir hanım dahi bu dosyaya girmiştir. Reha bu dosyayı tutmakla o şahıs  aleyhinde, gerekti zaman kullanılacak mevad hazırlamak ve daha ilerisi için de  bir arşiv yapmak fikrindedir. Fakat bu kadar lüzumsuz şeylerle uğraşmak onun  hafızasını yormaktan başka bir sonuç vermemektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* * *</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçülük ülküsü kutlu bir yoldur. Onun siyasi, ilmi, edebi, hissi, fikri  tarafları vardır. Fakat hepsinde de temel sağlam Türk ahlakıdır. Türkçülük  ülküsüne başka türlü varmağa imkan yoktur. Reha Oğuz, Türkçülük alanında  yükselmek istiyor idiyse tutacağı yol feragat ve fedakarlık yolu olacaktır. Daha  askerlik vazifesini bile yapmadan şef olmağa kalkmayacaktı. Ne Ali Suavi, ne  Süleyman Paşa, ne Ziya Gök Alp, ne de Ziya Nur Türkçülük tarihinde kazandıkları  adı sanı bir anda, çalışmadan elde etmediler. Bugün Türkçülük meydanında çalışıp  adları tanınmış olan bu kadar insan var. Bunların arasında da şahsi  dargınlıkları, kırgınlıkları ve kızgınlıkları olanlar var. Fakat bunlardan  hangisi kendisini Türkçülüğün başı yapmak için ötekilere hücum etmiştir? Dün  Rıza Nur, daha önce Ziya Gök Alp Türkçülerin başı olmak şerefini çalışmaları ve  hizmetleriyle kazandılar. Onları ne bir kurultay seçti, ne de onlar başkalarını  baltalayarak yükseldiler. Reha Oğuz başkalarını küçülterek yükselmek hayali  yüzünden dünün en büyük Türkçüsü olan Rıza Nur tarafından kapıdan çevrilmiş ve  Rıza Nur ona “Reha Kürtkan” diyerek Reha’yı Türkçülük kadrosundan ebediyen  çıkarmıştır. Reha’nın başkaları hakkında söyleyeceği sözlerin değeri yoktur.  Fakat bizzat Reha tarafından “Türkçülüğün heybetli devi” diye adlandırılan Rıza  Nur’un, Reha hakkındaki hükümleri nas mahiyetindedir. Şimdi, günümüzün en  kıdemli Türkçüsü Besim Atalay başta olduğu halde kalem sahibi Türkçülerin hepsi  onunla ilgisini kestiyse, bazı genç Türkçüler arasında “Türkkan” diye değil de  “Ermenikan” diye anılıyor, hatta kendisine bu şekilde mektuplar yazılıyorsa  bunun tek mesulü kendisidir. Reha Oğuz samimi Türkçü olmak için muhayyel  şecereye lüzum olmadığını bilmeliydi. Bilhassa bazı kuruntulara herkesi  inandırabilirim diye çocukça düşüncelere saplanmamalıydı. Türk ırkını tarif  ederken ileri sürdüğü 1.70 boy, ela göz, kuvvet ve fevkalade yakışıklılıktan  kendiside hangilerinin bulunduğunu iyice hesaplamalıydı. Reha’yı tanımayan  okuyucuları sözlerime inandırmak için onun bir fotoğrafını koyuyorum. Bu resme  bakan okuyucular onun fevkalade yakışıklı ve Türk tipine malik olmadığını kabul  ve tasdik edeceklerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Umarım ki bu broşür Reha’yı hayalin tatlı göklerinden hakikatin katı toprağına  indirecektir. Aşağı yukarı otuz yaşlarında olduğu için artık çocuk hülyaları  beslemeğe hakkı yoktur. Çünkü ortada bahis mevzuu olan şey Türkçülüktür. Bu  milletin biricik kurtuluş ve yükseliş yolu olan bir ülküyü benlik davası haline  sokmağa ise Türkçülüğün prensipleri engeldir. Sağlam şahsiyetler, kendi  aleyhlerine olan şeyleri lehlerine gibi göstermezler. Mesela Besim Atalay Beğ,  Reha’ya mektup yazarak ilgisini kestiğini ve eskiden yolladığı yazıları artık  neşretmemesini bildirdiği zaman Reha’ya düşen şey susmaktı. Halbuki o öyle  yapmadı. Okuyucularda, sanki Besim Atalay’la eski durum devam ediyormuş gibi bir  intiba uyandırmak için Gök Börü’nün ikinci sayısında şöyle bir ilan neşretti:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Öz Türkçe Kur’an Sureleri</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Okuyucularımıza müjde: Pek yakında kitap halinde çıkıyor</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çeviren: Besim Atalay</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunun bir başarı olmadığını, hatta doğru bir hareket olmadığını Reha idrak  edemiyorsa bu da kendinsin lehine değildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte, Gök Börü’nün ilk sayısındaki “Hesap Veriyoruz” başlıklı yazıya cevaplarım  şimdilik bu kadardır. O yazıda hiçbir hesap verilememiş, bilakis hesaplar  karıştırılmıştır. Hesap böyle verilir: Delili, şahidi, vesikası ve fotoğrafı  ile…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Reha Türkçülüğe cidden hizmet etmek istiyorsa önce askerliğini yapmalı sonra  Türkçeye daha çok hakim olmalı ve nihayet muhayyel şecereleri ve başka hayalleri  terk etmeli ve bilhassa ırkçılığı başkalarına bırakmalıdır.Yoksa bu fizyonomi  ile su katılmamış Türklük iddia etmek Türkçülüğün düşmanları eline silah  vermektir ki bunu Reha da istemez sanırım.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">3 Sonkanun 1943, Maltepe</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">ATSIZ</font></p>
<p align="center"> <font face="Maiandra GD" size="2">  </font></p>
<p><center></p>
<table style="border-collapse: collapse" border="1" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="103" width="460">
<tr>
<td height="103" width="460">
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte, nihayet, tahminlerimiz doğru çıktı. Reha’nın “Hesap Veriyoruz” başlıklı  yakışıksız yazısını ele alan Ankara’daki solcular, Reha’nın onlara verdiği silah  sayesinde bütün Türkçülere, hatta Türklüğe saldırmak fırsatını buldular.  Solculuktan milliyetçiliğe dönen Reha ile, milliyetçilikten solculuğa dönme olan  Pertev Naile Boratav ve Adnan Cemgil müştereken Türklüğe ve Türkçülüğe zarar  getirmiş oluyorlar. Görülüyor ki, nereden nereye olursa olsun, bu dönenler iyi  olmuyorlar. Reha kadar iyi tanıdığım solcu dönmelere de cevap vereceğim.  Beklesinler.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">25.5.1943</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">ATSIZ</font></td>
</tr>
</table>
<p></center><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-3-huseyin-nihal-atsiz/">Hesap Böyle Verilir – 3 (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/hesap-boyle-verilir-3-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
