<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ismail Gaspiralinin hayati | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/ismail-gaspiralinin-hayati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Nov 2007 08:55:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>İsmail Gaspıralı</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/ismail-gaspirali/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/ismail-gaspirali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 09:27:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmail Gaspıralı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[ismail gaspiralinin eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[ismail Gaspiralinin hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Turk Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcu ismail gaspirali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/ismail-gaspirali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsmail Gaspıralı (Hayatı) İsmail Bey Gaspıralı (İsmail Mirza Gasprinskiy) 20 (eski takvime göre, 8) Mart 1851&#8217;de Bahçesaray yakınlarındaki Avcıköy&#8217;de doğdu. Annesi Fatme Sultan köklü bir mirza ailesinin kızıydı. Babası Mustafa Alioğlu Gasprinskiy de Çarlık ordusundan emekli teğmen rütbesini taşıdığı için küçük İsmail zadegân sınıfına mensuptu. Öğrenim hayatına mahallî Müslüman mektebinde başlayan İsmail, tahsilini bir Rus [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ismail-gaspirali/">İsmail Gaspıralı</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 22pt; font-weight: 700">İsmail Gaspıralı<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700">(Hayatı)</span></font></font></p>
<p align="center"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/Turk_yazarlar_ve_sairler/ismail_gaspirali.jpg" alt="https://www.bilgicik.com/resimler/Turk_yazarlar_ve_sairler/ismail_gaspirali.jpg" height="148" width="120" /></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2">İsmail Bey  Gaspıralı (İsmail Mirza Gasprinskiy) 20 (eski takvime göre, 8) Mart 1851&#8217;de  Bahçesaray yakınlarındaki Avcıköy&#8217;de doğdu. Annesi Fatme Sultan köklü bir mirza  ailesinin kızıydı. Babası Mustafa Alioğlu Gasprinskiy de Çarlık ordusundan  emekli teğmen rütbesini taşıdığı için küçük İsmail zadegân sınıfına mensuptu.  Öğrenim hayatına mahallî Müslüman mektebinde başlayan İsmail, tahsilini bir Rus  okulu olan Akmescit Erkek Gimnazyumu&#8217;nda sürdürdü. Bunu müteakip, önce  Voronej&#8217;deki, daha sonra da Moskova&#8217;daki Harbokulu&#8217;na kaydoldu. Özellikle  Moskova&#8217;daki askerî tahsil yıllarında genç İsmail dönemin Rus fikir hayatını ve  aydınlarını yakından tanımak imkânını buldu. Burada tanıştığı Rus aydınlarına  derin saygı duymakla birlikte, o yılların Moskovası&#8217;nın anti-Türk karakterdeki  Pan-Slavist atmosferi onda aksi tesir doğurdu.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">O yıllarda devam etmekte olan  Girit isyanında Rum asilere karşı mücadele eden Osmanlı askerlerine katılmak  arzusuyla yakın arkadaşı Mustafa Mirza Davidoviç ile birlikte gizlice Türkiye&#8217;ye  geçmeye teşebbüs ettiyse de, Odesa&#8217;dayken yakalandı. Çarlık Rusyası&#8217;ndaki askerî  talebelik kariyeri bu şekilde sona eren Gaspıralı, 1868&#8217;de Bahçesaray&#8217;a dönerek,  buradaki ünlü Zincirli Medrese&#8217;de Rusça muallimliğine başladı. Bu arada  kendisini yoğun bir şekilde Rus edebî ve felsefî eserlerini okumaya verdi.  1872&#8217;de Kırım&#8217;dan ayrılan Gaspıralı İstanbul, Viyana, Münih ve Stuttgart  üzerinden Paris&#8217;e gitti. Paris&#8217;de geçirdiği iki yıl içinde ünlü Rus yazarı İvan  Turgenyev&#8217;e asistanlık yapmak da dahil çeşitli işlerle hayatını kazandı. 1874&#8217;de  öteden beri içinde yatan Osmanlı zâbiti olma arzusuyla İstanbul&#8217;a geldi. Ancak  burada geçirdiği bir yıla yakın süre içinde müracaatına olumlu karşılık alamadı  ve tekrar Kırım&#8217;a döndü.</font></p>
<p><center>[ad#reklam_336x280]</center> <font face="Maiandra GD" size="2">1878&#8217;de  Bahçesaray Belediye Başkan Yardımcısı seçilen İsmail Bey, ertesi yıl Belediye  Başkanlığı&#8217;na getirildi ve 1884 yılına kadar bu görevde kaldı. Gaspıralı&#8217;nın  gerek Kırım&#8217;da, gerekse çeşitli dış ülkelerde geçirdiği yıllar ona büyük  çoğunluğu kabuğuna çekilmiş bir halde yaşayan diğer Kırım Tatarlarından çok  farklı tecrübeler kazandırmıştı. Mevcut problemleri yakından müşahede  ettiğinden, yabancı hakimiyeti altında yaşayan soydaş ve dindaşlarını  uyandırmak, onların seslerini duyurmak arzusuyla yayın yoluyla faaliyete geçmek  istedi. İlk teşebbüs olarak, Akmescit&#8217;de çıkan Rusça Tavrida gazetesinde &#8220;Rus  İslâmı&#8221; (Russkoe Musulmastvo) başlıklı sonradan risale olarak da yayınlanan bir  dizi yazı yazdı. Burada, Rusya ile onun Müslüman tebası arasındaki ilişkilere  değinerek, bu kadar çok sayıda Müslümanı içinde bulunduran Rusya&#8217;nın bir  Ortodoks Hristiyan devleti olduğu kadar aynı bir Müslüman devleti sayılmasının  da doğru olacağını savundu. Ona göre, imparatorluğun bu iki ana unsuru birbirini  daha iyi tanımalı ve Ruslar çağa uygun bir maarif sisteminden ve bilimden mahrum  bir halde bulunan Müslümanların buna kavuşmasına engel olmamalıydı.</font><font face="Maiandra GD" size="2"> Gaspıralı&#8217;nın bu ilk eseri özellikle Rus hükûmetine ve çevrelerine hitaben  yazılmıştı. O, Kırım&#8217;dakiler de dahil umum Rusya Müslümanlarının, millî bir  uyanışa geçmedikleri takdirde eriyip gitme tehlikesine maruz bulunduğunu ve  bunun ancak Rusya hükûmeti karşıya alınmadığı takdirde gerçekleşebileceğini  düşünüyordu. Müslümanlar üzerindeki Rusya hakimiyeti bu insanların içinde  bulundukları geri kalmışlık ve ezilmişlik şartları altında değiştirilmesi mümkün  olmayan bir vakıa idi. Zamansız ve maceracı hareketler ise Gaspıralı&#8217;ya göre  ancak felâketle sonuçlanabilirdi. Öncelikle Rusya dahilindeki milyonlarca  Müslüman cehalet ve ekonomik çöküş durumundan kurtulmalı, tecrid olunmuş  cemaatlerden birleşmiş, modern bir millet haline dönüşmeliydiler. Hepsi Müslüman  oldukları için İslâm&#8217;ın özünde mevcut olan temel dinî uhuvvet olgusu bunları  birleşmeye sevk ettiği gibi, büyük çoğunluğu itibarıyla da (az-çok farklı  lehçelerde de olsa) aynı dili yani Türk dilini konuşan halklar olduklarından  etno-dinî esaslarda yekpare bir millet halinde bütünleşmeleri gerekliydi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Tek  tek ele alındığında mevcut meselelerle başa çıkabilmelerine ihtimal verilemeyen  bu Müslüman-Türk halkları, birleşip bütünleştikleri takdirde büyük bir  potansiyel meydana getirebilirlerdi. Bütün bunların ön şartı ise, Rusya  İmparatorluğu&#8217;nda yaşayan Türk-Müslüman toplumların geri kalmışlık ve cehalet  zincirlerini kırmalarını sağlayacak ve birbirlerine yakınlaşıp bütünleşmelerini  mümkün kılacak tarzda çağın ihtiyaçlarına uygun bir maarif sisteminin ihdasıydı.  Bu sistem Türkçe eğitim vermeli ve Gaspıralı&#8217;nın tasavvurundaki millî  bütünleşmenin altyapısını hazırlayacak bir ortak Türk edebî dilinin teşekkülüne  vasıta olmalıydı. Bunun yanısıra, oluşacak millî bir Türk basını da bu  toplumların birbirlerinden haberdar olmalarında ve kaynaşmalarında hayatî bir  rol oynayacaktı. Ancak, bütün bu safhalarda Rus hükûmetinin gazabını celbedecek  tavırlardan uzak durmalı, Batı bilimini Ruslar vasıtasıyla alabilmek için gayret  sarfedilmeli ve umum Rusya gelişmelerinden uzak kalınmamalıydı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı  öncelikle bu fikirlerini tedricî ve ihtiyatlı bir şekilde de olsa ortaya  koyabileceği Türkçe bir yayın organına ihtiyaç duymaktaydı. Bu yoldaki resmî  müracaatlarının sonuçsuz kalması üzerine, Tiflis&#8217;de her birini değişik adlarla  bastırdığı bir dizi varaklar neşretti. Söz konusu varaklar fiilen süreli yayın  mahiyetinde olmakla birlikte, resmî müsaade yokluğu dolayısıyla teoride münferit  yayınlar şeklinde basılmıştı. Gaspıralı bu arada, tasavvurundaki gazetenin  yayını için gereken resmî müsaadeyi alma çabalarını sürdürdüğü gibi, Volga  boyundaki Müslümanlar arasında da dolaşarak henüz yayın müsaadesini almadığı  gazetesine aboneler bulmaya çalıştı. Nihayet, 1883&#8217;de bütün muhteviyatının  Rusçasının da birlikte yayınlanması şartıyla Tatarca (yani Türkçe) bir gazete  neşri müsaadesini elde edebildi. İlk nüshası 22 Nisan 1883&#8217;de Bahçesaray&#8217;da  basılan Tercüman adındaki bu gazete haftada bir gün yayınlanıyordu (Ekim  1903&#8217;den itibaren haftada iki gün çıkmaya başlayan Tercüman, 1912&#8217;den sonra  günlük oldu).</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Tercüman&#8217;ın dili esasen sade bir Osmanlı Türkçesi olup, zaman  zaman Kırım Tatar veya diğer Türk lehçelerinden kelime ve sözlerle takviye  edilmekteydi. Tercüman Kırım&#8217;da yayınlanan ilk Türkçe gazete olduğu gibi, umum  Rusya Müslümanları arasında Türk dilindeki ancak üçüncü gazeteydi. Diğerlerinin  (Taşkent&#8217;de yayınlanan resmî Türkistan Vilâyeti&#8217;niñ Gazeti hariç tutulursa) kısa  sürede kapanmalarıyla uzun süre Tercüman Rusya İmparatorluğu dahilindeki yegâne  Türk ve Müslüman gazetesi olarak kalacaktı. Tercüman&#8217;ı ve gerekli olacağını  düşündüğü diğer yayınları basabilmek için Gaspıralı Bahçesaray&#8217;da Arap  harfleriyle bir de matbaa kurmuştu ki, bu Kırım&#8217;daki ilk Müslüman matbaasıydı.  Tercüman Kırım Tatarları arasındaki ilk basın organı olduğu için özellikle  başlangıçta Gaspıralı gazetenin bilfiil her safhasını şahsen ve en yakın aile  fertlerinin yardımıyla yürütmeye mecbur kaldı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı  idealinde yatan umum Rusya Türkleri arasındaki radikal ve büyük çaplı bir maarif  reformunun altyapısının hazırlanması ve desteklenebilmesi için Tercüman&#8217;ı aslî  vasıtası olarak görmekteydi. Aynı şekilde, bizâtihi gazete olgusunun  benimsenebilmesi ve okunabilmesi için de bu tür köklü bir eğitim hamlesi yoluyla  Rusya Türkleri ve bu meyanda Kırım Tatarları içinde gerçek manâda bir millî  aydınlar zümresinin oluşabilmesi şarttı. Rusya İmparatorluğu dahilinde mevcut  olan, ana dilinde yani Türkçe okuma-yazma öğretebilmekten, en temel fen  bilgilerini verebilmekten ve her türlü zarurî donanım ve organizasyondan mahrum  bir şekilde varlığını sürdüregelen çürümüş eski usûl mektep ve medrese  sisteminin ise bunu temin edebilmesi imkân haricindeydi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı  maarif reformunun ilk tecrübesini 1884&#8217;de Bahçesaray&#8217;ın Kaytaz Ağa mahallesinde  açtığı mekteple yaptı. Bu uygulamanın başka bir örneği bulunmadığı için, mâlî  kaynağın bulunması, muallimin yetiştirilmesi, programın hazırlanması, araç ve  gereçlerin temini ve hattâ derste okutulacak malzemenin basılması hususlarını  bizzat Gaspıralı üstlendi. Gaspıralı&#8217;nın, bu teşebbüsünü başlangıçta şüphe ile  karşılayan Bahçesaray halkına yeni mektebi benimsetebilmek için ortaya attığı  hedeflerinden birisi burada &#8220;kırk günde Türkçe okuma-yazma öğretileceği&#8221; idi.  Nitekim, gerçekten de tam kırk gün sonra eşrafın ve halkın hazır bulunduğu açık  bir imtihanla talebelerin bunu başardığını gösterdi. Gaspıralı, kurduğu  mektebinde o zamana kadar kullanılan ve çok vakit aldığı gibi, başarı oranı da  düşük olan eski usûlün yerine, önce harflerin ve bunların tekabül ettikleri  seslerin tanıtıldığı, bilâhare de bunların gerçek kelimeler içinde okunuş ve  yazılışlarının öğretildiği yeni bir metodu (usûl-ü savtiye) uygulamaktaydı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı&#8217;nın bu tecrübe mektebindeki yeniliği okuma-yazma öğretiminde daha  kolay ve pratik bir usûlün uygulanmasından çok öteye gitmekteydi. Esasen, onun  ilk denemesini yaptığı ve ileride çok daha geliştireceği maarif sistemi Rusya  İmparatorluğu dahilindeki Müslüman mekteplerinde gerçek bir inkılâp mahiyetini  taşıyordu. Bir bütün olarak ele alındığında onun Rusya Müslümanları arasında  ortaya attığı bu yeni maarif sistemi, kendi kullandığı tabirle &#8220;Usûl-ü Cedîd&#8221;  olarak çok yaygın bir kullanıma erişmiş ve bir devre damgasını vurmuştur. Bu  tabirden yola çıkarak, 1917&#8217;ye kadarki dönemde Rusya İmparatorluğu&#8217;nda esasen bu  sistemden yetişen millî-reformist kadrolar da genel olarak &#8220;Cedidçiler&#8221; olarak  adlandırılacaklardır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı&#8217;ya  göre, eğitim sistemi her şeyden önce ana dilin (yani Türkçenin) öğretimine  hizmet etmeli ve dinî bilgilerin yanısıra dünyevî bilgileri de mutlaka ihtiva  etmeliydi. Usûl-ü Cedîd&#8217;de öğretim zamanları ve talebe sayıları kesin olarak  sınırlanmıştı. İlk dereceli mekteplerde öğretim süresi iki yılı geçmeyecek, bir  muallim 30 veya 40&#8217;dan fazla talebeye aynı anda ders vermeyecek ve mektebe  kayıtlar da düzene bağlanacaktı. Bir ders günü içinde süresi 45&#8217;er dakikayı  aşmayan en fazla beş ders okutulacak ve haftada altı mektep günü olacaktı.  Talebenin yorulup bıkmaması için ders aralarına teneffüsler konulmuş ve değişik  derslerin birbirini takip etmesi öngörülmüştü. Bedenî cezalar da tamamıyla  uygulamadan kaldırılmaktaydı. İmtihanın bulunmadığı eski sistemin aksine, Usûl-ü  Cedîd her hafta ve dönem sonlarında bütün derslerden imtihanlar ihdas etmekte ve  mezuniyeti bu imtihanlarda başarılı olunması şartına bağlamaktaydı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Yeni  sistemde dershanelerin mekânının ve havasının temizliğine ve ferahlığına özel  bir önem veriliyor, o zamana kadar sadece Rus okullarında görülen sıralar,  karatahta, kitaplık ve diğer öğretim araçları mekteplere sokuluyordu. Müfredatta  da büyük değişiklikler vardı. İlk basamakta Türkçe okuma-yazma öğretiminin yanısıra, temel aritmetik, hat, Kur&#8217;an okuma ve İslâm&#8217;ın esaslarını öğretmeye  yönelik dersler yer almakta, buna bir üst basamakta genel coğrafya ve tarih,  İslâm ve memleket tarihi hakkında giriş bilgileri ve tabiat bilgisi dersleri de  ilâve olunmaktaydı. Büyük çoğunluğu ilk defa verilen bu tür dersler için mevcut  her hangi bir ders kitabı bulunmadığından Usûl-ü Cedîd mekteplerinde  kullanılacak temel ders kitabını da Hocâ-i Sıbyân adıyla bizzat Gaspıralı kaleme  alarak kendi matbaasında bastı (ilk baskısı 1884&#8217;de yapılmıştı).</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Usûl-ü  Cedîd&#8217;in kabul görmesi ve yerleşmesi büyük engellerle karşılaştı. Öncelikle  bunun halk tarafından benimsenmesi ve talep konusu olması gerekiyordu. Halbuki  daha ilk baştan eski usûle bağlı olan mollalar ve mutaassıp çevreler şiddetle  buna karşı koydular ve Usûl-ü Cedîd&#8217;i halk arasında savunmak cesaret isteyen bir  iş haline geldi. Dahası, gayet sınırlı imkân ve ihtiyaçlara sahip eski usûl  mekteplerin aksine, bir hayli masrafı gerektiren bu gibi yeni mekteplerin  açılabilmesi ya mahallî halkın daimî maddî katkısına ya da Müslüman zenginlerin  desteğine bağlıydı. Halbuki, XIX. asrın sonlarında özel olarak Kırım  Tatarlarının ve genel olarak Rusya Müslümanlarının ekonomik ve sosyal yapıları  göz önüne alındığında, bu tür beklentiler için iyimser olabilmek hiç de kolay  değildi. Halk arasında bu tür sosyal-eğitim teşebbüslerine katkıda bulunma  alışkanlığı da yok gibiydi. Diğer taraftan, Usûl-ü Cedîd&#8217;e göre hazırlanmış  muallimler olmadıktan başka, böyle muallimleri yetiştirecek bir muallim mektebi  de tabiî ki söz konusu değildi. Bu son probleme karşı Gaspıralı&#8217;nın bulduğu  çare, ilgilenen muallim adaylarını Bahçesaray&#8217;a çağırarak onları ücretsiz olarak  uygulamalı bir şekilde eğitmek ve onlardan memleketlerine döndüklerinde en az üç  kişiyi muallim olarak yetiştirmeleri sözünü almaktı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Usûl-ü  Cedîd&#8217;in yerleşebilmesi hususunda Gaspıralı 1880&#8217;ler boyunca büyük güçlüklere  katlanmak ve sabırla gayret göstermek zorunda kaldı. Bu arada, devamlı olarak  Rusya İmparatorluğu dahilinde Müslümanların toplu olarak yaşadıkları yerlere sık  sık ziyaretlerde bulunarak Usûl-ü Cedîd&#8217;i tanıtmaya ve benimsetmeye uğraşmayı  sürdürdü. Yavaş yavaş pek çok Türk bölgesinde okunmaya başlanan Tercüman ise  onun önemli propaganda araçlarından birisini teşkil ediyordu. İlk Usûl-ü Cedîd  mektebinin açılışının üzerinden on yıl geçmeden Gaspıralı&#8217;nın çeşitli Türk  bölgelerinde kayda değer sayıda destekçileri ortaya çıktı. Bunlar arasında aydın  fikirli mollalar, muallimler, esnaf ve belki de en önemlisi Müslüman zenginler  yer almaktaydı. Özellikle İdilboyu Tatarlarından zengin tüccarların (Hüseyinovlar,  Apanaylar, Akçuralar ve diğerleri gibi) ve Kafkasyalı Müslüman petrol  milyonerlerinin (Tağızade gibi) kazanılması Usûl-ü Cedîd mekteplerinin hızla  yayılmasında büyük rol oynadı. Bunların açtığı ve finanse ettiği mekteplerle  Usûl-ü Cedîd özellikle İdilboyu&#8217;nda, Kafkasya&#8217;da ve Kırım&#8217;da köylere kadar  yayıldı (Çok daha muhafazakâr yapıdaki Türkistan&#8217;da Usûl-ü Cedîd&#8217;in  benimsenebilmesi için ise çeyrek asır geçmesi gerekti).</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1895&#8217;de bütün Rusya  İmparatorluğu dahilindeki Usûl-ü Cedîd mekteplerinin sayısı yüzü geçerken, 1914  yılında bu sayı yaklaşık 5.000&#8217;i bulacaktı. Gaspıralı Müslüman Türk kızlarının  eğitiminde de öncülük yaptı. İlk Usûl-ü Cedîd kız mektebini ablası Pembe Hanım  Bolatukova&#8217;ya 1893&#8217;de Bahçesaray&#8217;da açtırttı. Bu örnek diğer bölgelerde de kısa  süre içinde uygulandı. Gaspıralı medreseleri de Usûl-ü Cedîd&#8217;in üst dereceli  eğitim kurumları haline dönüştürecek şekilde ıslah etmeyi plânlamakta ve bunun  programlarını hazırlamış bulunmaktaydı. Ancak, medreselere kesin olarak hakim  bulunan mutaassıp çevrelerin şiddetli tepkisi ve muhtemelen Gaspıralı&#8217;nın diğer  çalışmalarına öncelik vermek mecburiyetinde kalması, onun bu husustaki  başarısının mekteplere göre daha sınırlı kalmasına yol açtı. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Yayına  başlamasını müteakip ilk yirmi yıl içinde Tercüman bütün Türk dünyası çapında o  zamana (hattâ günümüze) kadar hiç bir diğer gazeteyle kıyaslanamayacak bir  yaygınlık ve etkiye ulaştı. Gaspıralı&#8217;nın meşhur ifadesiyle, Tercüman, &#8220;Dersaadet&#8217;in  hamal ve kayıkçılarına, Çin dahilinde bulunan Türk devecilerine ve çobanlarına  gazeteyi tanıtmıştır. Kazan&#8217;da, Sibirya&#8217;da olduğu gibi Tebriz&#8217;de ve Horasan&#8217;da  da Bahçesaray dilini öğrenmeye meyil doğurmuştur&#8221;. Gerçekten de, sınırlı  tirajına rağmen Tercüman Rusya İmparatorluğu&#8217;nun Müslümanlarla meskûn bütün  bölgelerine yayıldığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda, İran&#8217;da, Balkan  ülkelerinde ve hattâ Türkçe okuyabilenlerin bulunduğu diğer İslâm  memleketlerinde münevverler tarafından daimî olarak okunmaktaydı. Rusya  İmparatorluğu&#8217;nda yaşayan Müslümanlar arasında bilhassa Usûl-ü Cedîd&#8217;in  yaygınlaşmasıyla teşekkül eden reformist millî aydınlar zümresi için Tercüman  adetâ bir bayrak oldu. Gaspıralı&#8217;nın Tercüman vasıtasıyla empoze etmeye  çalıştığı bütün Rusya Müslüman Türklerini içine alacak ve birleştirecek etno-dinî  esaslara dayalı yekpare bir Türk kimliği (ki özellikle 1905 öncesinde bu açık  bir şekilde telâffuz edilemiyordu) fikri aydınlar arasında büyük ölçüde kabul  görmeye başlamıştı. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bu  gelişmeler olurken, Gaspıralı temsil ettiği fikirlerin ve faaliyetlerin  karşısındaki güçlerle devamlı olarak uğraşmak zorundaydı. Müslüman cemaat içinde  mutaassıp çevreler Gaspıralı&#8217;yı halkı dinden uzaklaştırmaya ve kâfirleştirmeye  çalışmakla suçlarken, cemaat dışında hükûmet çevrelerinde yer alan pek çok  nüfuzlu Rus da onu Pan-İslâmizm ve Pan-Türkizm&#8217;i gerçekleştirip Rus  İmparatorluğu&#8217;nu bölmeye teşebbüs etmekle itham ediyorlardı. &#8220;Ruslaştırma&#8221;nın  resmî devlet politikası olarak kabul edildiği ve imparatorluk idaresinde  bilhassa gayri-Ruslara karşı en reaksiyoner uygulamaların yapıldığı bu dönemde,  Müslüman tebayı etnik ve dinî temellerde ortak bir edebî dil ve kimlik etrafında  birleştirmeyi ve uyuyan dağınık cemaatlerden modernleşme yolunda yekpare bir  millet teşkil etmeyi amaçlayan bu tür teşebbüslerin Rus hükûmetinde endişe  doğurmaması da mümkün değildi. Kaldı ki, 1880&#8217;li ve 1890&#8217;lı yıllarda bizzat  Rusya hükûmetinin de maddî ve manevî desteğiyle, Rusya Türkleri arasında mümkün  olabildiği kadar farklı edebî diller ve kimlikler ortaya çıkarıp, bunlar  arasında da eğitim yoluyla tedricen Hristiyanlığın benimsetilmesi yönünde  tasavvur ve uygulamalar (İlminskiy ve Ostroumov&#8217;un projeleri) mevcutken,  Gaspıralı&#8217;nın ideal edindiği hedeflerin hoş görülmesi beklenemezdi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bunlara  karşı Gaspıralı son derece ihtiyatlı bir tavır almaktaydı. Onun karakteristik  özelliklerinden birisi de gerek yazılarında kullandığı ifadelerin, gerekse  icraat tarzının fevkalâde titizlikle seçilmiş olmasıdır. Zaten bundan dolayı  ciltler dolduracak miktardaki yazılarına rağmen hiç bir zaman programını kesin  bir bütün halinde ortaya koymamış, her yeni dönemin şartlarına ve önceliklere  göre belirli hususlar üzerinde durarak, geri kalanlar için imalardan öteye  gitmemeyi tercih etmiştir. Bir taraftan mutaassıp mollalara amacının İslâmiyet&#8217;i  zayıflatmak değil tam aksine güçlendirmek olduğunu anlatmaya çalışırken, Rus  hükûmetine de daima Müslüman tebanın uyanarak modernleşmesinden Rusya&#8217;nın zarar  yerine fayda göreceği mesajını vermeye çalışmıştır. Faaliyetleri ve amaçları  hakkında en fazla endişenin duyulduğu ve Rusya&#8217;da şiddetli reaksiyoner idare  tarzının hâkim olduğu devirler de dahil Tercüman&#8217;ın çıkışından Gaspıralı&#8217;nın  ölümüne kadarki 31 yılı aşkın yayın döneminde tek bir kere olsun kapatılmamış,  hattâ sıkı kontrole rağmen sansürde bir tek kelimesinin dahi çıkarılmamış olması  emsali görülmemiş bir vak&#8217;a olduğu kadar, Gaspıralı&#8217;nın ihtiyatlı ifade tarzının  ve taktik kabiliyetinin başarısı hakkında önemli bir delil teşkil eder.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1905&#8217;in ilk  aylarında Rusya&#8217;nın pek çok yerinde patlak veren ihtilâlci karışıklıklar Mart  ayında Çar&#8217;ı istişârî mahiyette bir meclis açılmasını vaad etmeye mecbur etti.  Bu sınırlı taviz kimseyi tatmin etmese de, otorite boşluğundan doğan geçici  serbestlik ortamı o ana kadar baskı altında tutulmuş bütün siyasî, sosyal, millî  ve dinî güçlerin bir anda su yüzüne çıkmasına ve bunların yeni kurulacak düzende  kendi haklarını koruyabilmek için açık aktif faaliyetlerine sahne oldu. Bu  ortamda harekete geçenler arasında &#8220;Cedidçi&#8221; Müslüman Türk aydınları da vardı.  Sibiryalı Tatar Abdürreşid İbrahim, İdil boyu Tatarlarından Yusuf Akçura,  Azerbaycanlı Ali Merdan Bey Topçubaşı gibi aydınlarla işbirliği içinde,  Gaspıralı, yeni ortamdan istifade ederek Müslümanları gerek ayrı ayrı  yaşadıkları bölgelerde, gerekse birleşik olarak teşkilatlandırmak ve taleplerini  ortaya koymak üzere yoğun bir çalışmaya girişti. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kırım  dahilinde Gaspıralı&#8217;nın başını çektiği ve genç Kırım Tatar aydınlarının da aktif  olarak katıldığı çalışmalar ve toplantılar sonucunda Nisan 1905&#8217;de Kırım  Müslümanları adına Rusya Hükûmeti&#8217;ne bir müracaat metni hazırlandı. Hemen  tamamen Gaspıralı&#8217;nın fikirlerini yansıtan bu müracaatnamede Müslümanlara  Ruslarla eşit haklar ve hürriyetler verilmesi, Kırım Müftüsü&#8217;nün Kırım  Müslümanları tarafından seçimle belirlenmesi, Kırım&#8217;daki vakıf topraklarının  idaresinin Müslümanlara bırakılması, topraksız Kırım Tatar köylülerine toprak  verilmesi gibi talepler yer alıyordu. Müracaatname Ağustos ayında Gaspıralı&#8217;nın  başkanlığında bir Kırım heyeti tarafından St. Petersburg&#8217;a götürülerek hükûmet  yetkililerine sunuldu. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Diğer  taraftan, bütün Rusya Müslümanlarının temsilcilerinin bir araya getirileceği bir  genel kongre çalışmaları da sürdürülmekteydi. Bu hususta resmî izin alınamaması  üzerine, 28 Ağustos 1905&#8217;de Nijniy Novgorod&#8217;da Oka nehri üzerinde bir vapur  gezintisi görüntüsü altında toplanan İdil-Ural, Kafkasya ve Kırım&#8217;dan gelmiş  temsilciler &#8220;Birinci Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi&#8221;ni meydana getirdiler.  Gaspıralı&#8217;nın başkanlığa seçildiği bu Kongre Rusya Müslümanlarının özellikle  siyasî ve kültürel sahalarda teşkilatlı olarak işbirliği içinde hareket etmeleri  kararını aldı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Çar II. Nikolay&#8217;ın durmak bilmeyen anarşi karşısında 30 Ekim 1905&#8217;de seçilmiş  milletvekillerinden oluşan bir Devlet Duması açılacağını ve söz, vicdan,  toplantı ve basın hürriyetlerinin tanındığını ilân eden manifestosu, hem  Kırım&#8217;daki hem de umum Rusya Müslümanları arasındaki siyasî ve sosyal  faaliyetleri hızlandırdı. Yine Gaspıralı&#8217;nın ve taraftarlarının gayretleriyle 3  Aralık 1905&#8217;de Akmescit&#8217;de &#8220;Bütün-Kırım Müslümanları Kongresi&#8221; toplandı.  Gaspıralı bu Kongre&#8217;de de başkan seçildi. Kırım&#8217;daki Kongre&#8217;nin, mahallî mesele  ve taleplerin gündeme getirildiği bir platform olmanın yanısıra, &#8220;Bütün-Rusya  Müslümanları Kongresi&#8221;nin bir alt organı olması öngörülmüştü. &#8220;İkinci  Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi&#8221; ise 1906 Ocak ayının sonlarında St.  Petersburg&#8217;da (yine resmî izin alınamadığından dağınık oturumlar şeklinde)  toplandı. Gaspıralı&#8217;nın her zamanki gibi ön plânda olduğu bu Kongre&#8217;de, Duma&#8217;ya  girecek birleşik Müslüman partisinin (İttifak-ı Müslîmîn) tutacağı yol ele  alındı. Kararların Kırım Tatarları arasında da görüşülebilmesi için 7 Mart  1906&#8217;da Akmescit&#8217;de &#8220;Bütün-Kırım Müslümanları Kongresi&#8221; tekrar toplandı. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Devlet  Duması 10 Mayıs 1906&#8217;da açıldı. 497 milletvekilinden 25&#8217;i Müslümandı. Rusya  İmparatorluğu&#8217;ndaki Müslümanların toplam nüfus oranına göre bu sayı çok düşüktü.  Gayri-Rusların Duma&#8217;ya girmelerini âzâmî ölçüde sınırlamaya yönelik çeşitli  kanunî engellerden doğan bu duruma tepkisini ortaya koymakla birlikte,  Müslümanların meşrutî idareye bu şekilde de olsa iştirakleri Gaspıralı  tarafından heyecanlı bir sevinçle karşılandı. Ancak, ilk Duma uzun ömürlü olmadı  ve fiilen hiç bir iş yapmaya vakit kalmadan iki aydan kısa bir süre içinde Çar  tarafından dağıtıldı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Üçüncü Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi&#8221; Birinci Duma&#8217;nın dağıtılmasından  sonra, 29 Ağustos &#8211; 3 Eylül 1906 tarihleri arasında Nijniy Novgorod&#8217;da toplandı.  Bu sefer biraz şaibeli bir tarzda olmakla birlikte resmî izin alınabilmişti.  Rusya İmparatorluğu&#8217;nun bütün Müslüman bölgelerinden 800 kadar delegenin iştirak  ettiği bu Kongre o ana kadar imparatorluk dahilinde yapılan en kalabalık  Müslüman kongresiydi. Duma&#8217;da teşekkül edecek Müslüman Fraksiyonu&#8217;nun (İttifak-ı  Müslîmîn) resmen kuruluşunun kabul edildiği bu Kongre&#8217;de, özellikle millî maarif  ve kültür konularında alınan kararlar büyük önem taşımaktaydı. Bu konularda  kabul edilen programın, esasen Gaspıralı&#8217;nın çeyrek asırdır savunageldiği Usûl-ü  Cedîd millî maarif sisteminin Rusya Müslüman Türkleri arasındaki nihaî zaferini  ilân ettiği söylenebilir. Tamamen Gaspıralı&#8217;nın fikirleri ve idealleri  doğrultusundaki bu programda, Rusya İmparatorluğu dahilindeki bütün Müslüman  maarif sisteminin birleştirilerek standardize edilmesi, kız-erkek bütün Müslüman  çocuklarına ilk öğretimin mecburî hale getirilmesi, bütün Müslüman muallimlerin  tek bir teşkilat bünyesinde birleştirilmesi ve Müslüman orta dereceli okulları  olan rüşdiyelerin açılması öngörülmekteydi. Programa göre, ilk mekteplerde  öğretim dili mahallî lehçe veya şive (yahut mümkünse, &#8220;edebî Türkçe&#8221;, yani  Gaspıralı&#8217;nın Tercüman&#8217;da kullanageldiği şekilde sadeleştirilmiş Osmanlı  Türkçesi) olacak, rüşdiyelerde ise yalnız &#8220;edebî Türkçe&#8221; okutulacaktı. Bu,  Gaspıralı&#8217;nın en büyük ideallerinden biri olan dil birliği yolunda çok önemli  bir adımdı. Nitekim, Kongre boyunca Gaspıralı olağanüstü sevgi ve saygı  gösterileriyle karşılaştı ve &#8220;Milletin Babası&#8221; olarak nitelendirildi (Bu  sıfattan da görüldüğü gibi, Kongre&#8217;ye katılan çok farklı Türk bölgelerinden  gelme delegeler, Gaspıralı&#8217;nın temel inancına uygun şekilde, kendilerini tek bir  Türk milletinin temsilcileri olarak kabul etmişlerdi).</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün tarihî  önemine rağmen, Bütün-Rusya Müslümanları Kongreleri&#8217;nin ve diğer benzer  Türk-Müslüman toplantılarının kararlarının büyük çoğunluğunun hayata  geçirilebilmesi mümkün olmadı. Genel veya özel olarak Müslüman teşkilatları  bunları icra edebilecek imkânlara sahip olmadıktan başka, 1905 inkılâbının  başlangıçtaki sarsıntılarını üzerinden atarak toparlanmaya başlayan Çarlık  idaresi giderek eski reaksiyoner yapısına ve keyfî uygulamalarına döndü. İkinci  Duma da bir kaç aylık bir mevcudiyetten sonra kanunsuz olarak kapatıldığı gibi,  zaten monarşinin istemediği unsurların Duma&#8217;ya girmesini engelleyen nizamlar  daha da sıkılaştırıldı. Kaldı ki, Duma&#8217;nın yetkileri en baştan itibaren gayet  kısıtlı tutulmuştu. İnkılâbın üzerinden henüz bir kaç yıl geçmeden, tanınan hak  ve hürriyetlerin hemen tamamı fiilen geri alındı. Böylece, Rusya idaresi kendi  has bir &#8220;meşrutî mutlakiyet&#8221; halini aldı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Halbuki, Gaspıralı 1905&#8217;in gelişmelerini çok iyimser bir gözle değerlendirmiş ve  Rusya Türklerinin yeni hak ve hürriyetleri meşru zeminlerde en iyi şekilde  kullanarak millî uyanışlarını tamamlayabileceklerine dair büyük ümitler  beslemişti. İnkılâp ile beraber Tercüman&#8217;ın mecburî Rusça kısmının yayınına son  vermiş, o ana kadar çok dikkatli seçilmiş sözlerle üstü örtülü olarak ifade  ettiği fikirlerini çok daha açık bir tarzda yazmaya başlamıştı. Ona göre, yeni  imkânlar altında yapılacak çok iş vardı; ancak vakitsiz maceralara kapılınmamalı  ve her şey mutlaka meşru ve kanunî çizgiler dahilinde yapılmalıydı. O, genel  olarak Duma&#8217;dan ve oradaki Müslüman partisinden çok şeyler bekliyordu. Ancak,  müteakip gelişmelerin &#8220;sistem dahilinde&#8221; mesafe alabilmenin imkânsızlığını  ortaya koyması Gaspıralı&#8217;da büyük bir hayal kırıklığı yarattığı gibi, onun  karakteristik ihtiyatlı ve meşrûiyetçi çizgisine olan inançları da kaydadeğer  ölçüde yıprattı. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1905  sonrasında Rusya İmparatorluğu&#8217;nun bütün Müslüman bölgelerinde yüzlerce  Türk-Müslüman gazete, dergi ve teşkilatları bir anda meydana çıktı. Artık  Tercüman Rusya Türklerinin yegâne yayın organı değildi. Yeni yayınların ve  teşkilatların büyük çoğunluğu esasen Gaspıralı&#8217;nın fikirlerinin ve sisteminin  mahsulleri olan &#8220;Cedidçiler&#8221; tarafından kurulmuştu. Ancak, genel olarak &#8220;Cedidçiler&#8221;  olarak adlandırılan bu Müslüman aydınlarının içinde de birbirinden çok farklı  görüş ve eğilimler mevcuttu. Bunlardan özellikle sol çizgideki radikal gruplar  (hattâ bir çok diğerleri) Gaspıralı&#8217;yı aşırı muhafazakâr olmakla itham ediyor ve  bazen çok şiddetle eleştiriyorlardı. Bu bizzat Gaspıralı&#8217;nın vatanı olan  Kırım&#8217;da dahi böyleydi. Rusya Müslümanlarına yaptığı büyük ve uzun süreli  hizmetlerin hatırasıyla Gaspıralı yine öncü ve fikir babası olarak anılıyor, en  büyük saygıyı görmeye devam ediyordu. Ancak, 1905 sonrası dönemde o artık Rusya  Türk-Müslüman hareketinin yegâne lideri değildi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlara rağmen, onun  fikirleri ve çizgisi Rusya Türkleri arasında hâlâ büyük ölçüde ağırlığını  koruyordu. 1905-1925 arasında Rusya İmparatorluğu&#8217;nda yayınlanan Türk  lehçelerindeki pek çok gazete ve derginin &#8220;Tercüman Türkçesi&#8221;ni yahut ona çok  yakın bir dili kullanmaları ve bunun ancak Sovyet döneminde mecburî olarak son  bulması, Gaspıralı&#8217;nın ortak edebî dil konusundaki bir ömür boyu süren  gayretlerinin hiç de boşa gitmediğinin delilidir. 1911&#8217;den itibaren Tercüman&#8217;ın  başlığının altında yer alan meşhur &#8220;Dilde, Fikirde, İşde Birlik&#8221; ibaresi ise  günümüze kadar Türk dünyasındaki en yaygın sloganlardan biri haline dönüşmüştür.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1905  İnkılâbı&#8217;nı takibeden yıllarda Gaspıralı&#8217;nın yeni imkânlardan ve nisbî  serbestlikten faydalanarak faaliyetlerinin çapını genişlettiği görülür. Bu  hususta öncelikle onun tarafından yayınlanan yeni bazı basın organlarından söz  etmek gerekir. Bunlardan ilki Bahçesaray&#8217;da 1905 sonlarında yayın hayatına giren  Âlem-i Nisvân&#8217;dı. Sadece Kırım Tatarlarının değil, bütün Rusya Türklerinin  tarihlerindeki ilk kadın dergisi olan Âlem-i Nisvân Gaspıralı&#8217;nın sâhipliğinde  ve onun kızı Şefika Gaspıralı&#8217;nın idaresinde yayınlanmaktaydı. Âlem-i Nisvân&#8217;ın  yayın hayatı bir yıl kadar devam etti. Rusya İmparatorluğu&#8217;ndaki Türkler  arasındaki ilk çocuk ve mizah dergileri de yine Gaspıralı tarafından bu dönemde  Bahçesaray&#8217;da neşredildi. Çocuk dergisi olan Âlem-i Sıbyân ilk olarak Mart  1906&#8217;da Tercüman&#8217;a ek olarak okuyucuya sunulmaya başlandı. Derginin yayını  düzensiz aralıklarla 1915&#8217;e kadar sürdü. Birinci nüshası Nisan 1906&#8217;da  yayınlanan mizah dergisi Ha Ha Ha ise ilginç muhtevasına rağmen uzun ömürlü  olamayarak, muhtemelen beş sayı çıkabildi. Gaspıralı 1906 Sonbahar&#8217;ında  Tercüman&#8217;ın yanısıra Millet adında ikinci bir gazete yayınlamaya karar vererek  bunu ilân ettiyse de, bu teşebbüs gerçekleşemedi. Bütün bu diğer yayın  teşebbüslerinin yanında, 1905 sonrasında Tercüman&#8217;da da önemli gelişmeler  görüldü. Tercüman&#8217;ın tirajı ve sayfa sayısı giderek arttırıldığı gibi, 1912&#8217;den  itibaren günlük hale geldi. II. Osmanlı Meşrutiyet İnkılâbı&#8217;nı müteakip Osmanlı  İmparatorluğu&#8217;nda basın hürriyetinin getirilmesi ile o zamana kadar ancak  yabancı postahaneler kanalıyla Türkiye&#8217;ye giren Tercüman&#8217;ın çok daha yayılması  mümkün oldu.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı  1905 sonrasında Kırım dahilinde de bir çok sosyal teşebbüslere girişti. Her  şeyden önce, halk üzerinde en fazla ve doğrudan tesirli olan ve reformların  halka taşınmasında en büyük rolü haiz bulunan iki grubun, yani Müslüman din  adamlarının ve muallimlerin teşkilatlanması için projeler hazırladı. Bunların  gerçekleşmesi halinde, her türlü sosyal ve ekonomik güvenlikten mahrum bulunan  söz konusu iki grup bu durumlarını önemli ölçüde düzeltmek imkânını  bulabileceklerdi. Gaspıralı, umum Rusya Müslümanları ölçeğinde düşündüğü bu  büyük projenin ilk adımının onun bütün teşebbüslerinde olduğu gibi bizzat  kendisi tarafından Kırım&#8217;da atılmasını plânlamaktaydı. Ne var ki, dönemin  şartlarında Kırım Tatar toplumunun (veya tek başına diğer Türk halklarının)  gücünün bu çapta bir teşebbüsü üstlenmeye elvermemesi sonucunda Gaspıralı&#8217;nın  projesi gerçekleşemedi. Bununla birlikte, Gaspıralı yine çok önemli bir sosyal  fonksiyonu icra eden ve özellikle halk arasında millî maarifin yayılmasında  büyük rol oynayacak olan &#8220;cemiyet-i hayriyeler&#8221;in kurulmasını bütün gücüyle  destekledi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Esasen, o aktif hayatı boyunca Müslüman Türklerin her türlü sosyal  teşkilatlanmalarını teşvik etmiş ve bunların mahallî çapta birbirine merkezî bir  sistemle bağlanmış bir ağ oluşturmalarını, bunun da umum Rusya ölçeğindeki diğer  mahallî Müslüman teşkilatlarıyla aynı şekilde daha geniş bir birliğe dönüşmesini  zarurî telâkkî etmiştir. Gaspıralı&#8217;nın da çoğu zaman önayak olmasıyla 1905&#8217;den  itibaren Kırım&#8217;ın bir çok şehir ve kasabasında &#8220;Müslüman cemiyet-i hayriyeleri&#8221;  açıldı. Hemen hepsi &#8220;Cedidçi&#8221; millî-reformist çizgideki bu cemiyetler o ana  kadar Kırım Tatarları arasındaki tabandan teşekkül etmiş yegâne kanunî sosyal  teşkilatı teşkil etmekteydi. Bu sosyal yardım cemiyetleri Usûl-ü Cedîd ibtidâî  mekteplerinin Kırım&#8217;da büsbütün yaygınlaşmasını sağladılar. Ancak cemiyet-i  hayriyeler, ibtidâî mekteplerin sayısının artmasından belki de daha da önemli  olarak Kırım&#8217;da ilk defa orta dereceli Müslüman mekteplerini, yani rüşdiyeleri  açtılar. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> Gaspıralı&#8217;nın maarif anlayışında çok önemli bir yer tutan rüşdiyeler tamamen  millî ruhta bir programa sahipti. Fen ve din bilgilerinin yanısıra, İslâm, Türk,  Osmanlı ve Kırım tarihleri de rüşdiyelerin müfredatında yer alıyordu. Muallimler  ise Türkiye&#8217;den davet edilmekteydi (bunlar çoğunlukla önceki asırda Türkiye&#8217;ye  göç etmiş Kırım Tatar muhacir ailelerinin çocuklarıydı). Kırım Tatarları  arasında hiç şüphesiz bir millî eğitim inkılâbı mahiyetini haiz olan rüşdiyeler,  özellikle Türkiye&#8217;den muallim getirtilmesinden ciddî endişe duyan Rusya hükûmet  çevrelerinde tepkiler doğurmakta gecikmedi. Hükûmetten başka grupların saf dinî  mahiyette olmayan okullar açmaya yetkisi olmadığı gerekçesiyle (ibtidâî  mektepler ise teoride dinî Müslüman okulları olarak sayılmaktaydı) rüşdiyelerin  kapatılması emredildi. 1910 yılına kadar başta Gaspıralı olmak üzere Kırım&#8217;daki  bütün aydın Kırım Tatarları söz konusu emrin iptali için direndilerse de, bu  tarihten itibaren yarımadadaki rüşdiyelerin tamamına kilit vuruldu. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bir taraftan  1907&#8217;den itibaren Rusya&#8217;da istibdadın gitgide ortama hâkim olması ve Rusya  İmparatorluğu dahilinde hürriyet havasının kaybolarak yapılabilecek işlerin  sınırlanması, diğer taraftan da 1908 II. Osmanlı Meşrutiyet İnkılâbı ile  Türkiye&#8217;de doğan serbestliğin yepyeni ufuklar açması Gaspıralı&#8217;yı  faaliyetlerinin çapını Rusya sınırları dışına taşırmaya sevketti. Aslında,  Gaspıralı öteden beri Rusya Müslümanlarının (veya Türklerinin) karşı karşıya  bulundukları problemlerin ve dertlerin hemen hepsinin şu yahut bu şekilde umum  Türk ve İslâm âlemlerinin diğer halkları için de vârid olduğunu düşünmekteydi.  Her konuda değişmez parolası &#8220;birlik&#8221; olan Gaspıralı, bu anlayışının kapsamını  sadece Rusya sınırlarındaki dindaş ve soydaşlarıyla sınırlamıyordu. Nitekim,  yayınlarıyla Rusya Türklerinin geniş Türk ve İslâm dünyalarına mensubiyetlerini  dikkatli bir dille de olsa daima hatırlatmaktan geri kalmamış ve bu âlemlerdeki  gelişmeleri düzenli olarak Rusya&#8217;daki Türklere izletmeyi millî programının  hayatî bir cüzü olarak telâkkî etmişti.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Ancak, o dönemlerde gerek Rusya&#8217;nın  içinde bulunduğu şartların icap ettirdiği ve Gaspıralı&#8217;nın zaten hiç bir zaman  elden bırakmadığı ihtiyatlı tavır, gerekse Rusya dahilinde henüz Müslüman-Türk  millî uyanış ve aydınlanma altyapısının henüz tamamlanmamış olması, onu Rusya  sınırlarını aşan çapta faaliyetlere girişmekten alıkoymuştu. 1905&#8217;i izleyen  yıllarda ise, her ne kadar Gaspıralı&#8217;nın Rusya Türkleri için idealinde yatan her  şey daha gerçekleşememiş olsa da, onun sisteminin yetiştirdiği aydınların  sahiplenmesiyle millî uyanış hareketi artık gereken ivmeyi kazanmış ve geriye  dönülemez bir noktaya gelinmişti. Bu ve yukarıda anılan diğer faktörler  Gaspıralı&#8217;ya çok daha geniş çaplı projelerini uygulamaya koyma hususunda cesaret  verdi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> Gaspıralı&#8217;nın bu projelerinden en dikkat çekicisi onun bir &#8220;Dünya Müslümanları  Kongresi&#8221; toplama teşebbüsüdür. Onun bu konudaki ilk adımı atması (henüz Osmanlı  İmparatorluğu&#8217;nda II. Meşrutiyet İnkılâbı gerçekleşmemişken) 1907 Eylül&#8217;ünde  Tercüman&#8217;da yazdığı bir makale ile oldu. Gaspıralı makalesinde İslâm âleminin  her yerinde Müslümanların yanıbaşlarındaki diğer dinlerden komşulara nazaran  genel bir geri kalmışlık içinde bulunmalarına, problemlerinin benzerliklerine ve  bu meselelerin mahallî veya münferit olarak tartışılmasına rağmen, makro  seviyede İslâm âleminin farklı bölgelerinden gelecek temsilcileri tarafından ele  alınıp değerlendirilmediğine dikkat çekiyordu. Uyanma ve yenilenme ihtiyacı  bâriz olan İslâm dünyasının birlik ve ahenk içinde bunu gerçekleştirmesi  gereğini vurgulayan Gaspıralı, Bütün-Rusya Müslümanları Kongreleri&#8217;nin bu  konudaki başarılı çalışmalarını örnek olarak göstermekteydi. Onun böyle bir  büyük Müslümanlar Kongresi&#8217;nin toplanması için teklif ettiği yer ise Kahire&#8217;ydi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı&#8217;nın bu tercihi ince mülâhazalara dayanıyordu: Kahire&#8217;nin İslâm  âlemindeki itibarlı mevkiinin yanısıra, burası en azından teoride Osmanlı  İmparatorluğu&#8217;nun bir parçası olduğundan &#8220;Dâr-ül-İslâm&#8221;dı. Kahire dahil bütün  Mısır eyaleti hıdivlerin idaresinde geniş bir muhtariyeti haiz olduktan başka,  eyalet 1881&#8217;den itibaren fiilen İngiliz işgali altındaydı. Kahire&#8217;nin bu  karmaşık hukukî statüsü, burayı gayet dolambaçlı diplomatik ve siyasî  entrikaların merkezi haline getirdiği gibi, aynı zamanda burada diğer önemli  İslâm merkezlerine nisbeten çeşitli siyasî ve fikrî hareketlerin daha serbestçe  barınabildiği bir ortamı da sağlamaktaydı. Ayrıca, her zamanki ihtiyatlı  çizgisine uygun olarak, Gaspıralı başta o dönemde İslâm dünyasının büyük bir  kısmını hakimiyeti altında bulunduran İngilizler olmak üzere aslî sömürgeci  devletlerin çok hassas oldukları &#8220;Pan-İslâmizm&#8221; endişelerini tahrik etmekten  kaçınmayı zarurî görmekteydi. Kongre&#8217;nin fiilî İngiliz hakimiyeti altındaki bir  şehirde, yani onların gözü önünde yapılması İngilizlerin huylanmasına mâni  olurdu. Gaspıralı&#8217;nın kanaatince, eğer İngiltere bu teşebbüsün gayesinin  &#8220;zararsızlığından&#8221; emin olursa, diğer büyük Avrupa devletleri de rahatsızlık  duymayacaklardı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Her ne  kadar, genel ve Gaspıralı için özel sebeplerden dolayı Hilâfet makamı olan  İstanbul böyle bir Kongre için en tabiî yer gibi gözükse de, her şeyden önce II.  Abdülhamid rejiminin mahiyeti bu amaç için uygun gözükmüyordu. Bir kere, Batı&#8217;da  II. Abdülhamid&#8217;in İslâmcı politikaların uygulayıcısı olarak tanınması bu  teşebbüsün Padişah tarafından manipüle edildiği intibaını doğuracak ve Büyük  Devletler&#8217;in konuya daha başından olumsuz tavır almalarına yol açacaktı. Dahası,  yapısı itibarıyla II. Abdülhamid rejiminin mutlak ve doğrudan kontrolü altında  bulunmadığı takdirde böylesine nazik bir konuda İstanbul&#8217;da yapılacak bir  harekete göz yumması düşünülemezdi. Bu ise, Gaspıralı&#8217;nın tasavvurundaki gerçek  serbest müşâvere ortamı için uygun değildi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Oldukça  geniş yankı yapan makalesinin neşrini müteakip Gaspıralı derhal Kahire&#8217;ye gitti.  Burada Mustafa Kâmil Paşa, Şeyh Ali Yusuf, Reşid Rıza, Selim el-Beşrî, el-Azm  kardeşler ve diğer tanınmış fikir ve siyaset adamlarıyla Kongre fikrini müzakere  etti ve tanıtıcı konferanslar verdi. Hıdiv&#8217;le ve İngiltere ve Rusya&#8217;nın  Mısır&#8217;daki temsilcileriyle de görüşen Gaspıralı, onlara teşebbüsünün siyasî  olmadığı hususunda garanti verdi. Bu arada Kongre için bir hazırlık komitesi  kurulduğu gibi Kongre Nizamnamesi de yayınlandı. Ekim 1907 &#8211; Şubat 1908 arasında  tam üç kez Kırım ile Mısır arasında gidip gelen Gaspıralı, yolculukları  sırasında Osmanlı sarayının desteğini kazanmaya çalıştıysa da bunda başarılı  olamadı. Mısır&#8217;a son seyahatinde hem kendi genel fikirlerini hem de Kongre  tasavvurlarını anlatmak maksadıyla Kahire&#8217;de En-Nahza adında Arapça bir gazete  dahi çıkardı (En-Nahza toplam üç sayı neşredildi). Başlangıçta Mısır&#8217;daki  çeşitli Müslüman fikrî ve siyasî gruplarının şevkle Kongre çalışmalarına  katılmalarına rağmen, bir süre sonra teşebbüs her biri bu işi sahiplenmek  isteyen söz konusu grupların çekişmesine dönüştü. Bu noktadan sonra konu iyice  Mısır&#8217;ın iç siyaset tartışmalarının sıradan malzemelerinden biri haline gelerek,  ilk heyecan ve idealizm tedricen kayboldu.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün gayretlerine rağmen, Gaspıralı  uzak Kırım&#8217;dan Mısır&#8217;daki gelişmeleri doğrudan etkileme imkânına sahip değildi.  Kongre&#8217;nin toplanma tarihi sürekli olarak ertelendi (en son olarak Ocak 1911  gösterilmişti) ve nihayet diğer sayısız gelişmenin arasında bir süre sonra  tamamen unutuldu. Kongre tasavvurunun tamamen gündemden çıkmasından önce 1908&#8217;de  Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda II. Meşrutiyet&#8217;in ilânı, Gaspıralı&#8217;ya bu hususta yeni  Osmanlı rejiminin ve artık serbest olan kamuoyunun desteğini kazanabileceği  umudunu verdi. Gerçekten de, Meşrutiyet&#8217;in ilânını müteakip yaklaşık bir yıl  kadar bir süre Osmanlı basını ve özellikle Sırât-ı Müstakîm dergisi  Gaspıralı&#8217;nın projesi üzerinde durdu ve Kongre&#8217;nin ilk toplantı yerinin  Kahire&#8217;den İstanbul&#8217;a alınması tartışıldı. Bununla birlikte, projenin canlanması  kalıcı olamadı ve bir süre sonra Kongre meselesi Osmanlı basınının ve  aydınlarının gündeminden düştü. Bunun sebebi de o yıllarda Osmanlı  İmparatorluğu&#8217;nun iç ve dış siyasî gelişmelerinin olağanüstü yoğunluğu  olmalıdır. Gaspıralı&#8217;nın kendisi de artık ümit bağlayabileceği fazla bir destek  kalmadığından muhtemelen 1911&#8217;den sonra konunun üstüne gitmekten vazgeçti.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dünya  Müslümanları Kongresi&#8217;ni toplamaya yönelik bu başarısız teşebbüsünden sonra,  Gaspıralı&#8217;nın reformlarını İslâm dünyasının Türk olmayan kesimine &#8220;ihrac etmek&#8221;  yönünde son bir teşebbüsü daha oldu. 1912&#8217;ye doğru, &#8220;Usûl-u Cedîd&#8221;i dünya  yüzünde en fazla Müslüman nüfusa sahip ülke olan Hindistan&#8217;a tanıtmaya ve orada  benimsetmeye karar verdi. Şubat 1912&#8217;de Gaspıralı bu amaçla Bombay&#8217;a seyahat  etti. Bombay&#8217;a vardığında oradaki mahallî Müslüman teşkilatı olan Encümen-i  İslâmiye ve mahallî Kadı ile temasa geçtiği gibi Osmanlı Konsolosu&#8217;nu da ziyaret  etti. Her gittiği yerde itibar gören Gaspıralı Encümen-i İslâmiye&#8217;nin  toplantısına katılarak tecrübelerini ve maksadını anlattı. Bombay&#8217;da bir &#8220;Usûl-ü  Cedîd&#8221; mektebi açarak, burada meşhur &#8220;40 günde okuma-yazma öğretme&#8221; sloganını  başarıyla uyguladı. Kısa bir süre sonra Hindistan&#8217;dan ayrılan Gaspıralı&#8217;nın  buradaki teşebbüsünün nasıl sonuçlandığı bilinmemekteyse de, bunun kalıcı  olamadığı bellidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">II.  Meşrutiyet&#8217;in ilânından sonraki İstanbul ortamı da Gaspıralı&#8217;nın burada aktif  bir takım faaliyetlere girişmesini mümkün kılmıştır. O, bu yeni şartları genel  olarak Türk milliyetçiliği ve reform fikirlerinin yayılabilmesi için müsait  görüyordu. Gaspıralı Türkiye ve İstanbul&#8217;a öteden beri hiç de yabancı olmadığı  gibi, Jön Türklerle de 1908 öncesine dayanan ilişkilere sahipti. Rusya  Türklerinin bu büyük fikir adamı Türkiye&#8217;de aydın çevreler tarafından gayet iyi  tanınmakta ve kendisine derin saygı duyulmaktaydı. Ayrıca, 1908 sonrasında  Türkiye&#8217;de şekillenmeye başlayan &#8220;İslâmcılık&#8221;, &#8220;Batıcılık&#8221; ve &#8220;Türkçülük&#8221; gibi  farklı fikrî akımların hemen hepsi değişik açılardan da olsa Gaspıralı&#8217;da  kendilerine uygun noktalar bulabiliyorlardı. Bu dönemde Osmanlı münevver  çevreleriyle ilişkileri çok yoğunlaşan Gaspıralı, çeşitli İstanbul dergilerine  de makaleler yazmaktaydı. 1908&#8217;de kurulan &#8220;Türk Derneği&#8221;nin kurucu üyelerinden  biri oydu. 1911&#8217;de kurulan &#8220;Türk Yurdu Cemiyeti&#8221; ve onun yayın organı olan Türk  Yurdu dergisi üzerinde de Gaspıralı&#8217;nın büyük etkisi olmuştur. 1908-1914  döneminde Rusya ve Osmanlı imparatorluklarında yaşayan Türkler arasındaki ilgi  ve ilişkilerin en yüksek seviyeye ulaşmasında Gaspıralı&#8217;nın şahsen ve dolaylı  olarak fikirleriyle büyük rol sahibi olduğu söylenebilir. </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Yoğun  faaliyetler içinde sağlığı giderek bozulan İsmail Bey Gaspıralı 24 Eylül 1914&#8217;de  Bahçesaray&#8217;da öldü. Cenazesi Rusya İmparatorluğu&#8217;nun her tarafından gelen  6,000&#8217;i aşkın insanın katıldığı büyük bir törenle Bahçesaray&#8217;ın Salaçık  mevkiinde Kırım Hanlığı&#8217;nın kurucusu Hacı Geray Han&#8217;ın türbesi yakınlarında  toprağa verildi. Ölümü bütün Türk dünyasında büyük üzüntü doğurdu ve gerek  Rusya&#8217;da, gerekse Türkiye&#8217;de basın aylarca onun hizmetlerini hayranlıkla anlatan  yazılar yayınladı. Başyazarlığını Hasan Sabri Ayvazov&#8217;a vasiyet ettiği Tercüman  ise Gaspıralı&#8217;nın ölümünden beş yıl sonrasına kadar yayınlamayı sürdürdü.  Gaspıralı&#8217;nın mezarı uzun süre Kırım Tatarları tarafından saygı ile ziyaret  edildiyse de, 1944&#8217;de Kırım Tatarlarının topyekûn vatanlarından sürülmelerini  müteakip, sayısız diğer eser ve abide gibi tamamen ortadan kaldırıldı. 1990&#8217;da  Kırım&#8217;a dönen Kırım Tatarları tarafından Gaspıralı&#8217;nın tahminî mezar yeri  yeniden çevrelenerek buraya bir anıt dikildi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Gaspıralı  Rusya İmparatorluğu&#8217;ndaki Türklerin ve özellikle kendi vatandaşları olan Kırım  Tatarlarının kültürel ve entellektüel hayatlarına hiç bir diğer kişiyle mukayese  edilemeyecek ölçüde kuvvetle damgasını vurmuştur. Rusya İmparatorluğu&#8217;nda  yaşayan Türk ve/veya Müslüman halkların tarihinde pek çok &#8220;ilk&#8221;lerin  uygulayıcısı olan Gaspıralı&#8217;dan öncesi ve sonrası arasında çok büyük fark  vardır. Onu Rusya İmparatorluğu&#8217;ndaki Türk/Müslüman millî uyanış hareketinin bir  numaralı öncüsü ve tartışmasız en büyük ismi olarak nitelendirmek yanlış olmaz.  Gaspıralı&#8217;nın içlerinde modern Türkiye&#8217;nin kurucularının da yer aldığı son dönem  Osmanlı aydınları üzerindeki etkileri de büyük ve kalıcı olmuştur. Onun ünlü  sloganı &#8220;Dilde, Fikirde, İşde Birlik&#8221; bugün dahi Türk dünyası içindeki  ilişkilerin temel yapısı için yol gösterici düstur olarak her vesileyle tekrar  edilmektedir.</font></p>
<hr color="#000099" size="1" />
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><u> <font style="font-size: 14pt" color="#ff6600"><strong>ESERLERİ </strong></font></u> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/yazilar/yakpinar.htm"> <font size="2">İsmail Gaspıralı Bey&#8217;in Edebî Tenkitleri</font></a><font size="2">  &#8211; Derleyen : Prof. Dr. Yavuz Akpınar</font></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/eserleri/gaspyayinlar.htm"> <font size="2">İsmail Bey Gaspıralı&#8217;nın Yayınları</font></a><font size="2"> &#8211;  İnci Bowman</font></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/hakkinda/yayinlar.htm"> <font size="2">İsmail Bey Gaspıralı&#8217;ya Dair Seçilmiş Yayınlar</font></a><font size="2">  &#8211; İnci Bowman</font></font></p>
<p class="metin1" align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2"> İsmail Bey Gaspıralı&#8217;nın Tercüman Gazetesi&#8217;nde yazdığı makalelerden örnekler:</font></strong><font size="2"><br />
</font> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/eserleri/Av_med.htm"> <font size="2">Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene</font></a><font size="2"><br />
</font> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/eserleri/Lisan_Mes.htm"> <font size="2">Lisan Meselesi</font></a><font size="2"><br />
</font> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/eserleri/Medrese_Mes1.htm"> <font size="2">Medrese Meselesi (1)</font></a><font size="2"><br />
</font> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/eserleri/Medrese_Mes2.htm"> <font size="2">Medrese Meselesi (2)</font></a><font size="2"> </font></font></p>
<p class="metin1" align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Şiir </font></strong> <a href="http://www.ismailgaspirali.org/ismailgaspirali/eserleri/Kirim_siir.htm"> <font size="2"><br />
Kırım</font></a></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-yazarlar-ve-sairler/">»<span lang="tr">  &#8220;Yazarlar ve Şairler&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ismail-gaspirali/">İsmail Gaspıralı</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/ismail-gaspirali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
