<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kalitsal Hastaliklar | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/kalitsal-hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 May 2016 09:13:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Kalıtım ve Kalıtsal Hastalıklar &#8211; (Performans &#8211; Proje Ödevleri)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/kalitim-ve-kalitsal-hastaliklar-performans-proje-odevleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/kalitim-ve-kalitsal-hastaliklar-performans-proje-odevleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2007 00:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[YKS - KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[cografya]]></category>
		<category><![CDATA[Ders]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim]]></category>
		<category><![CDATA[Dil ve Anlatim Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Dönem Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Fen ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Kalitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kalitim ve Kalitsal Hastaliklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalitsal Hastaliklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Lise Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Lise Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Ödevler]]></category>
		<category><![CDATA[Oks Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaögretim Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaögretim Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öss Performans]]></category>
		<category><![CDATA[Performans Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Proje Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Proje ve Performans Ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Dönem Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Ödevler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Performans Ödevi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/kalitim-ve-kalitsal-hastaliklar-performans-proje-odevleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalıtım ve Kalıtsal Hastalıklar (Performans &#8211; Proje Ödevleri) KALITIM &#160; Canlılar arasındaki benzerlik ve farklılıkların, ortaya çıkmasını sağlayan, bunların anne babadan çocuğa nasıl geçtiğini, kalıtsal hastalıkları ve tedavileri inceleyen bilim dalıdır.Aynı tür canlılar kendi aralarında görünüş olarak farklılık gösterirler(saç rengi, göz rengi vb. ).Kalıtımın diğer bir adı da soyaçekimdir. Bütün canlılarda görülür. &#160; KALITSAL HASTALIKLAR [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kalitim-ve-kalitsal-hastaliklar-performans-proje-odevleri/">Kalıtım ve Kalıtsal Hastalıklar – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font color="#6699ff" size="5"> Kalıtım ve Kalıtsal Hastalıklar<br />
</font><font color="#ff9933" size="2">(Performans &#8211;  Proje Ödevleri)</font></strong></font></p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> KALITIM<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong style="font-weight: 400">Canlılar arasındaki benzerlik ve farklılıkların, ortaya çıkmasını sağlayan,  bunların anne babadan çocuğa nasıl geçtiğini, kalıtsal hastalıkları ve  tedavileri inceleyen bilim dalıdır.Aynı tür canlılar kendi aralarında görünüş  olarak farklılık gösterirler(saç rengi, göz rengi vb. ).Kalıtımın diğer bir adı  da soyaçekimdir. Bütün canlılarda görülür.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>KALITSAL HASTALIKLAR<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong style="font-weight: 400">Genlerle yavrulara geçen özelliklere kalıtsal özellikler denir (kan grubu, göz  rengi, çok parmaklılık, renk körlüğü vb.).Bazı hastalıklar havada, suda yiyecek  ve içeceklerde bulunan mikroplardan ileri gelir.Bazılarının nedeni doku ve  organların zamanla yıpranmasıdır. Kalıtsal hastalıklar yada bozukluklar ise  kusurlu genlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasından kaynaklanır.Bir canlının  büyümesi, gelişmesi ve yaşamını sürdürmesi için gerekli bilgileri taşıyan  kalıtım birimlerine gen denir. Genler DNA’dan(deoksiribonükleik  asitten)yapılmıştır.Yeni doğan bir bebek genlerini kalıtım yoluyla  anne-babasından alır. Eğer bütün genleri normal ise, yani sağlıklı bir insan da  bulunması gereken özellikleri taşıyor ve hepsi üstüne düşen görevi eksiksiz  yerine getirebiliyorsa bebek sağlıklı doğacaktır.Ama bazı bebeklerde, anne ya da  babadan gelen kromozomların biri ya da bir kaçı kusurlu olabilir. Bu durumda  vücuttaki bazı etkinlikler bu bozuk genlerin aktardığı yanlış bilgiye göre  yönlendirileceğinden bebekte kalıtsal bir bozukluk ya da hastalık ortaya  çıkar.Birçok ülkede yaklaşık her 30 bebekten birinde kalıtsal bir hastalık ya da  bozukluk söz konusudur. Kalıtsal hastalıkların bir çoğu ameliyatla, ilaçlarla ve  çeşitli uygulamalarla denetim altına alınarak hasta çocukların yaşamlarını  normal olarak sürdürmeleri sağlanabilir.<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>KALITSAL HASTALIKLARIN TANISI<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong style="font-weight: 400">Bir insanın en doğal haklarından birisi sağlıklı olarak dünyaya  gelebilmektir.Günümüzde uygulanan birçok doğum öncesi tanı yöntemiyle bu hedefe  oldukça yaklaşılmıştır. Gene de istenen sonuçların elde edilmesi için aile  bilinçli davranmalı,hekim de bu yöntemleri usulüne uygun biçimde kullanmalıdır.  Böylece doğum öncesinde bazı riskler önlenebilecek ve var olan sorunlar uygun  yöntemlerle çözülebilecektir.Kalıtsal (genetik) hastalıklara yaklaşımda temel  ilke bunların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu ilke tedavi edilmeyen  hastalıklar kadar tedavi edilebilen hastalıklar için de geçerlidir.Kalıtsal  hastalıkların bir bölümü düzeltilebilen bozukluklardır. Örneğin tavşan dudakça  da birçok doğumsal kalp hastalığı doğumsal yöntemlerle tedavi edilebilir. Bazı  kalıtsal hastalıklar da ise eksik olan madde dışarıdan verilerek tedavi  sağlanır.Bunun örnekleri hipotiroidizmde tiroide hormonu kullanılması ve  hemofili hastalıklarına faktör VIII verilmesidir. bazı metabolizma ürünlerinin  vücutta birikmesine bağlı hastalıklarda ise bu birikimi önleyen ilaçlar  kullanılır.Bazı hastalıklar da sağlıklı bir insandan alınan genlerin hastanın  gen yapısına eklenmesiyle tedavi edilebilir.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>GENETİK DANIŞMANLIK<br />
</strong><strong style="font-weight: 400"><br />
Genetik danışmanlık bireyin taşıdığı kalıtsal hastalığın çocuklarına geçmesi  riski, bu hastalığın tedavisi, sonuçları ve önlenmesi konusunda onu  bilgilendirmeyi sağlar.Genetik danışmanlık için başvuran bireyin ailesi uzak  akrabalarına kadar incelenir ve bir soyağacı oluşturulur. Soyağacında yer alan  kişilerin hangilerinde kalıtsal hastalık olduğu saptanır ve bireyin hastalığı  çocuklarına aktarma riski hesaplanır. Genetik danışmanlık için başvuran anne  baba adayının arasında kan akrabalığı varsa, bu bağın kalıtsal hastalık riskini  arttıracağı anlatılır.Anne babanın doğduğu ya da yaşadığı yer birbirine ne kadar  yakınsa, aralarında kan bağı olmasa bile, kalıtsal hastalıklı çocuk sahibi olma  risklerinin ötekilere göre daha yüksek olduğu ileri sürülmektedir.Anne ve baba  adayının genetik danışmanlığa başvurmasını gerektiren durumlar;Anne veya babada  ya da her ikisinde kalıtsal hastalık varsa,Adaylardan birinin ya da ikisinin  yaşlarının ileri olması,Anne ve babanın kalıtsal hastalıkların sık görüldüğü bir  yerden gelmeleri,Anne ve baba arasında kan bağı bulunması,Annenin art arda düşük  yapmış olması,Annenin hamileliğin ilk haftalarında şiddetli bir enfeksiyon  geçirmiş olması,Aile bireylerinden birisinde kalıtsal bir hastalık ve ya  doğuştan sakatlık bulunması,Anne ya da babanın önceden kalıtsal hastalığı olan  bir çocuğunun olması.<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>KALITSAL HASTALIK TAŞIYAN BİREYLERİN SAPTANMASI<br />
</strong><strong style="font-weight: 400"><br />
Kalıtsal hastalık taşıyan bireylerin daha hastalık belirtileri ortaya çıkmadan  saptanması gerekir.Kalıtsal bozuklukların bazıları bebeğin dünyaya gelişinden  önce , bazıları doğumdan kısa bir süre sonra, bir bölümü de süt çocukluğu  döneminde saptanır.Kalıtsal hastalık taşıyan bebeklerin belirlenmesi bir an önce  tedaviye başlamasını sağlar. Böylece belirtilerin şiddetinin azalması sağlanır  ya da ortaya çıkması engellenir. Bazen hastalık kesin biçimde tedavi edilir.Bu  noktada akla bir soru gelmektedir. Genetik hastalıkların engellenmesi için bütün  çiftler mi taranmalı, yoksa ön elemelere bağlı olarak bazı risk grupları mı  incelenmelidir ? Bazı hastalıklar için kitlesel tarama testlerine gerek yoktur ;  çünkü bunların taşıyıcısı olan bireylerin sayısı çok yüksek değildir. Örneğin ;  deri, pul tüy ve kıllarda sarı ,kırmızı ya da siyah pigmentlerin eksikliği bu  tür hastalıklardır. Ama kistik fibroz gibi tedavi yöntemleri kısıtlı bir  hastalığın toplumda taranması , bu hastalığın sıklığının azalmasına önemli  katkıda bulunacaktır.Bazı toplumlarda kalıtsal hastalıklar daha çok görülür.  Örneğin Akdeniz denen hastalık özellikle Akdeniz havasında yaygındır. Orak  hücreli kansızlık ise Orta Afrika’da ve Ege Denizi’ndeki bazı adalarda daha sık  ortaya çıkar.Kalıtsal hastalıklar konusunda Toplumdaki eksik ve ya yanlış  bilgiler Az sayıda aile bireyinde bir hastalığın kalıtsal olup olmadığı,Doğumsal  bir hastalığın mutlaka kalıtsal olduğu, (Hamilelikte alınan ilaçlar da  olabilir)Kalıtsal hastalıkların tedavi edilemediği,Gebelikte annenin geçirdiği  bazı fiziksel ya da psikolojik rahatsızlılarının bebekte sakatlığa yol  açacağı,Dörtte bir olasılıkla ortay çıkan kalıtsal bir hastalığın ilk bebekte  ortaya çıkması durumunda , sonraki bu hastalığın kesinlikle  görülmeyeceği,Kalıtsal hastalıkların kendini doğumda ya da ilk günlerde belli  ettiği (bazı hastalıklar ileri yaşlarda da belirti verebilir) ,Ailede kalıtsal  hastalık yalnızca kadınlarda ya da erkeklerde görülüyorsa , bunu cinse bağlı  olarak çocuklara geçeceği.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>Doğum öncesi tanı<br />
</strong><strong style="font-weight: 400"><br />
Günümüzde birçok genetik ve doğumsal hastalık için ,bebeğin anne karnında olduğu  dönemde tanı olanağı vardır.Doğum öncesi tanı yöntemlerinin birçok yararı vardır  :<br />
Erken dönemde hastalığın tanınmasını sağlar.<br />
Risk grubunda bulunan anne ve baba adaylarını beklentilerine yanıt verir. Olası  kalıtsal hastalığın bebekte görülmediği kesin olarak belirlenir. Ağır kalıtsal  bozukluklar söz konusu olduğunda ailenin izniyle gebelik ilerlemeden  sonlandırılabilir. Bazı kalıtsal hastalıkların sık görüldüğü bölgelerde doğum  öncesi tanı yöntemlerinin yaygın olarak kullanılması, bu hastalıların görülme  sıklığını belirgin biçimde azaltabilir.Doğum sonrası tedavi edilebilen  hastalıkların önceden saptanması, tedavi ekibinin hazırlıklı olması , doğum  zamanını belirlemesi ve tedaviyi uygun biçimde yönlendirilmesini sağlar.<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> BAŞLICA KALITSAL HASTALIKLAR1</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"> <strong style="font-weight: 400"><br />
</strong><strong>-HEMOFİLİ<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong style="font-weight: 400">Bozuk genlerin bir araya gelmesiyle kanın pıhtılaşmaması şeklinde ortaya çıkan  hastalıktır.Aile içi birleşmeler sonucu olduğu yanlış yere sanılmış olan bu  hastalık ,özellikle kuşaklar boyu Avrupa krallık sülalerini kasıp kavurduğun ,  çok ünlüdür.Kurban,hemenher zaman bir erkektir ve hastalık bütün erkeklere  &#8220;taşıyıcı&#8221; olarak adlandırılan annelerinden geçer.Günümüzde bu hastalığın  görüldüğü birkaç kadın,hem hemofilili bir babaya,hem de taşıyıcı bir anneye  sahip olma şansızlığına uğratmıştır.Hemofili çok ender görülen bir hastalık  olduğundan,son olarak sözü edilen durum son derece ender bir durumdur.Pek çok  ailenin durumu uzun yıllar boyunca açıklık kazanmaz.Ailelerin çoğu için ilk  taşıyıcılar konusundaki klinik detaylar eksiktir ve unutulmuştur.Fakat kraliyet  aileleri söz konusu olduğunda durum değişir.7 nisan 1853&#8217;te ,kloroform  kullanılarak yapılan doğum da,kraliçe Viktorya&#8217;nın hemofili taşıdığını ortaya  koyuyordu.Kanın mekanizmasındaki bozukluğa yol sakat geni,X kromozomunu  taşır;bu,&#8221;cinsiyete bağlı karakteristik &#8221; adıyla bilinen durumdur.Cinsiyet  kromozomları insanın cinsiyetini tayin eder .Fakat aynı zamanda ,cinsiyetten  bağımsız olan renk körlüğü araları bitişik parmaklar ,kas sakatlıkları ve  hemofili gibi karakteristikleri içeren genlere de sahiptirler.Erkek çocuk X  kromozomunu hiçbir zaman babasından almayıp her zaman annesinden alır.Kadınlar  da ise hastalık görülmez ,çünkü sadecedir kusurlu ,öbürüyse normal olan iki X  vardır ;normal olan.yeterli pıhtılaştırıcı unsuru sağlar .Kadın,kız ve  oğullarının her birine X kromozomlarından birini verecektir Çocuklar kusurlu  olanı alabilecekleri gibi kusursuz olanı da alabilirler .Kızların taşıyıcı  oğullarının hemofilili olma şansının yarı yarıya oluşu buradan  gelmektedir.Durumun ilk olarak ortaya çıkmasına Leopold yol açtı;çok ufak tefek  yaralar büyük kanamalara yol açıyordu ve vaftizi uzun süre geciktirildi.  Leopold&#8217;un bütün çocukluğu çeşitli hastalıklarla dolu geçmişti ve yirmi altı  yaşındayken bile annesi Avusturya yolcuğuna izin vermedi.Bu yolculuk,kraliçenin  yazmış olduğu gibi,hem prensin sağlığını hem de onu merak etmekten kendi  sağlığını tehlikeye sokacaktı .Bununla beraber üç yıl sonra evlenmesine izin  verdi.Küçük bir kazanın sebebiyet verdiği büyük bir kanamadan öldüğünde Leopold  un bir kızı vardı ve karısı erkek doğacak bir çocuğa gebeydi.Leopold un  hastalığı kızına geçirmesinden önce(erkek çocuknormaldi ,kraliçe Viktorya  ailelerinin &#8220;bu müthiş hastalığın pençesinde&#8221; olduğunu yazmasına sebep olan  başka belirtilere de şahit olmuştu.Leopoldan on yıl önce doğan Alice ,1862&#8217;de  evlenmişti.İki kız taşıyıcı,Leopold&#8217;un ölümünden on bir yıl önce üç  yaşındayken,pencereden düşmesini sebebiyet verdiği kanamadan ölen oğlu  dahemofililiydi.Şimdilik hemofiliye bir çara bulunamamıştır fakat pıhtılaştırıcı  madde kısa bir süre etkili olmak üzere zerk edilebilir.Bu süre ancak bir gündür.  Geçmişte kanama korkusu hastalıklı bir kimseye hiçbir şey yaptırılmamasına yol  açardı.Günümüzde,hemofilli çocuklarla uğraşmak üzere özel alçak boyda ve pamuk  doldurulmuş eşyalı çıkıntısız döşemeli ve yumuşak oyuncaklı kreşler vardır.Fakat  aşırı korunmanın da ziyanlı olduğu belirtilmektedir.Günümüze kadar bir tedavisi  bulunamamıştır.Ve dünyanın,Kraliçe Viktorya&#8217;nın&#8221;bildiklerimin en kötüsü&#8221;olarak  adlandırdığı bu hastalıktan kurtulması için epey zamana ihtiyacı vardır.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>&#8211; ALBİNİZİM<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong style="font-weight: 400">&#8220;Gebe kaldı ve derisi kar gibi beyaz,gül gibi kırmızı saçları yün gibi beyaz ve  uzun,güzel gözlü bir çocuk doğurdu&#8221;.sözü edilen çocuk,bir gemi yaparak Tufandan  kurtulan Nuh&#8217;tur .Bu tasvir İsa&#8217;dan yüzyıl kadar önce yazılmış olan bir kutsal  kitapta yer almaktadır(Enoch&#8217;un kitabı) .Belirtilen özellikler albino  özellikleridir.Daha sonra ki dünya nüfusunu atası Nuh olduğuna göre albinoların  sayısının çok daha fazla olması beklenirdi.Alginizim çekinik bir genin yol  açması sebebiyle (doğal çekimin işe karışmadı düşünüldüğünde),dörtte birimizin  albino olması gerekirdi.Oysaki albinizim çok daha az oranda ,fakat bütün  ırklarda görülmektedir.Bir kusur olarak adlandırılabilir,çünkü pigment yokluğu  gözlerin zayıf ve astigmat olmasına,güneşe tahammül edilmemesine yol  açmaktadır.Ayrıca,her ne kadar Avrupalı albinolar sarışın ve açık tenli kişiler  arasında fazla göze batmadan dolaşa biniyorsalar da durum zenciler,Japonlar ve  kızıl dereliler için aynı değildir.Bildirilen oran, Avrupa için aşağı yukarı  yirmi binde birdir.Ortalama olarak İngiltere&#8217;de2500 ABD &#8216;de 9000 albino  vardır.Koyu renkli toplumlarda albinizim daha yaygındır.Nijerya da oran 3000&#8217;de  birdir ve herhangi bir şehirde kolaylıkla seçilmektedir .Panamadaki bir kızıl  dereli gurubunda (SanBlas)oran 132&#8217;de birdir.Çekinik albino geni Avrupalılarda  70&#8217;de bir oranında bulunmaktadır.Bir çocuğun albino olması için  taşıyıcı(heterozigot)kimsenin bir başka taşıyıcıyla eşleşmesi gerekir. Hem ana  hem de babanın albino olduğu durumlarda çocuklar kesin albino olur. Ana babanın  birini albino olması sonucunda çocuk 70&#8217;te birimiz oranda taşıyıcı olur ve  görünüşü normaldir.Ana babadan birini taşıyıcı olup olmadığı ancak albino bir  çocuğun doğumuyla anlaşılabilir.Bir ailede daha önceden albino çocuk  görülmüşse,bir başka çocuk görülme şansı 4&#8217;te bir oranındadır.Sonuç olarak da  albinoların iki renkli olabileceğini ve melanin (saç ve deri dokucularındaki  renk maddesi)eksikliğinin büyük bir olasılıkla tirozinaz enziminin yokluğundan  ileri geldiği düşünülmektedir.Bu enzim,tiroksinin melaline dönüştüğü ilk evrede  katalizör rolünü oynamaktadır.Gözün pembe oluşu pigment renginde değil pigment  yokluğu nedeniyle kanın kırmızı renginin görülebilir olmasından ileri  gelmektedir. Kuvvetli ışıktan albinoların gözleri çok zedelenir,bu nedenle koyu  renk gözlük kullanırlar.Bedenleri Nuh peygamber gibi bembeyaz olanlar için bir  çare bulunamamaktadır.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>&#8211; HABSBURG DUDAĞI<br />
</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong style="font-weight: 400">Dünyada binlerce burun,alın,çene şekli bir baba oğlun, bir ana oğlun ,bir  babakızınkinin çok benzer oluşu dikkate değer.Bu biçimlerin tarifi çok güç fakat  müşahedesi kolaydır.Baskerville ailesini sorguya çekerken,Sherloch  Holmesportresini gördüğü bir ata ile torunu arasındaki benzerliğe hayret  etmişti.Sonrada,hayalinde sakallarını kazıyarak ,ailenin kendini gizli tutan bir  ferdini ortaya çıkarmıştı.Bu tür baskın bir aile karakteristiği, portrelerini  yaptırmak için yeterince zengin ve asırlar boyu hüküm sürecek kadar kudretli  olan HABSBURG sülalesinde görülür.HABSBURG dudağı her halde tek bir gene  bağlıdır.Öne doğru bir çıkıntı yapan çirkin altdudağa ,dar bir çene ve çoğu  zaman hafif açık bir ağız eşlik eder.İyi bir şan solarak,hiçbir gravürcü ve  ressam ,zamanımızda da bu ağız şeklini güzelleştirme gitmemiştir. Bu dudağa  sahip tarihi kişiler arasında imparator I.Maximilian(XV.yüzyılda doğan ),  imparator V.Charles (XVI.yüzyıl),arşidük Albrecht ve İspanyaKralı XII.Alfonso  vardır.Bu ender değişken,bir ailede dönüp dolaştığına ve sadece kusura sahip  kişiler tarafından geçirildiğine göre ,tek bir baskın genin esiri olsa gerektir.  Kalıtımla geçme şansı 50:50 olan bu kusura sahip kişilerin, çocuklarına da  geçirme şansı aynı orandadır.Pek çoğumuzda HABSBURG dudağına benzer bir şey  yoktur,fakat dille ilgili garip bir yetenek vardır.Bazı kimseler dillerini iki  yandan ve yukarı doğru U şeklinde kıvırabilirler,bazıları kıvıramaz.Fakat son  derece belirgindir.Bu karakteristiğin genetiği üzerinde fazla çalışılmamıştır ve  her ne kadar daha uzağa tükürebilmeyi sağlıyorsa da,dili bu şekilde hareket  ettirmenin ne işe yaradığı bilinmemektedir.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>&#8211; RENK KÖRLÜĞÜ<br />
</strong><strong style="font-weight: 400"><br />
Genetik kalıtımla geçen bir başka anomalidir. Tam bir renk körlüğü enderdir.  Sebep olan gen çekiniktir ve her iki cins de etkiler. Kısmi olan renk körlüğü  otuz kişide birini etkiler. Cinsiyet genleriyle ilişkilidir ve kadından çok  erkelerde yaygındır. Bütün istisnaları bir kenara iten temel kurallar vardır.  Normal bir kadın renk körü bir erkekle evlendiğinde çocuklarının normal olması  beklenir. Normal bir erkek renk körü bir kadınla evlendiğinde erkek çocuklar  renk körü, kız çocuklar normal olacaktır. İlk durumun bir kuşak sonrası ele  alındığında bu evliliğin normal kızları, babalarının renkkörlüğünün taşıyıcıları  olacaktır. Dolayısıyla oğullarının yarısı renk körü, yarısı normalce kızlarının  yarısı da kendileri gibi taşıyıcı olacaktır. Taşıyıcı kızlar renk körü  erkeklerle evlendiğinde durum daha kötü olacaktır. Oğullarının yarısı renk körü  ve kızlarının yarısı taşıyıcı olacak, buna karşı kızların geri kalan yüzde  ellisi renk körü olacaktır. Nihayet renk körü bir kadın renk körü bir erkekle  evlendiğinde bütün çocukları renk körü olacaktır.Hemofilde de olduğu gibi bütün  bunlar X kromozomuna bağlıdır. Erkek çocuk tek Kromozomunu annesinden alır.  Kızın iki X kromozomu vardır ve birinin anasından,öbürünü babasından alır.  Babası renk körü olduğunda bir kız çocuğu onun kusuru X kromozomunu alacak,  fakat annesinden de sağlam bir X kromozomsalmış olacaktır. Biri sağlam biri  kusurlu X kromozomlarının sonucu normal görüş, fakat taşıyıcılıktır. Oğullarının  yarısı kusurlu X kromozomunu, yarısı sağlam olacak,böylece yarısı renk körü  yarısı normal olacaktır. Birkaç istisna dışında renk körlüğü kalıtımının  mekanizması budur.Renk körlüğünün görülüş oranı ırklara göre değişir.  Avrupalılarda çok sık görülmesine karşılık, örneğin Eskimo ve Avustralya  yerlilerinde enderdir. Yine doğal seçimin işe karışarak, daha ilkel toplumlarda  renk körlerinin yaşamasını güçleştirdiği varsayılır.Avrupa’da erkeklerin %7 ‘si  ve kadınların %0,5 ‘i ya renk körü ya da renk görüşleri zayıf olan kişilerdir.  Bir bütün olarak renk körlüğünün daha az olduğu toplumlarda,kadınlardaki renk  körlüğü oranı erkeklerinkinin çok ufak bir kesridir.Bütün bunlara ek olarak da,  hem hemofili hem de renk körlüğünü Y ‘ye değil de Kromozomuna bağlı oluşan bir  tesadüf sonucu olmadığını söyleyebiliriz. Bu ikisi gibi cinsiyete bağlı hemen  bütün özelikler X kromozomuna bağlıdır. Sebep açıktır:X Kromozomu geniştir ve  genler için yer boldur. Erkeklere özgü Y kromozomu ise daha küçüktür. Erkeklik  dışında Y kromozomuna bağlı tel özellik vardır, bu da tüylü kulak uçlarıdır.  Genlerin karmaşık dünyasının bir kromozom üzerinde böylesine konularda  belirlenmiş olması tuhaf görülebilir.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>&#8211; TAT ALMA, TAT ALAMAMA<br />
</strong><strong style="font-weight: 400"><br />
1931 ‘den bu yana genetik ilminin ilgisini çeken bir kimyasal bileşimler grubu  vardır;bunlarda; bazı kimseler bir tat bulmakta, bazıları ise hiçbir tat  alamamaktadır. Bu bileşimler phenylt hiocarbamine vephenylthioure gibi maddeler  kapsarlar. P.T.C. gibi önemsiz bir kimyasal maddede tat bulma garip bir  karakteristik, fakat her şeyden önce kalıtımla geçen bir vasıftır. Anne ve baba  tat alamayan olmasında çocuk da tat almayan olacaktır. Ana ve babanın birinin  tat alamayan olduğu durumda çocuğun tat alan olması daha yakın bir ihtimaldir.  Babalık davalarında pratik bir önem taşıyan durum, mavi göz, kahverengi göz  konusu değildir. Mavi göz de, tat almama da çekinik karakterlerdir. İkisi de  kalıtımla geçen bir gen çiftine bağlıdır, fakat her ikisinde de durum başka  genlerin etkisiyle karmaşıklaşabilir.Avrupalı ve Kuzey Amerikalıların %70 kadarı  P.T.C ‘yi tadabilir. Araplar %63 ve Avustralya yerlileri %51 ‘le bu konuda daha  az yetenekli ise de; Çinliler %90 ‘danfazla, zenciler %95 ve Amerikalı  Kızılderililer %98 ‘le, çok daha fazla yeteneklidir.İnsanlar konusundaki bir  tartışma daima söz edilmesi gereken hayvanlar arasında daprimatlar tat alır  görünmektedir. Bulgular kesin değildir. Fakat İngiliz hayvanat bahçesindeki  yirmi sekiz maymundan yirmisi yüzlerini buruşturmak gibi yollarla P.T.C ‘nin  acı, nahoş tadın aldıklarını göstermişlerdir. Bu yetenek acaba neden vardır ve  neden tür ve ırklar arasındaki fark görülmektedir? Tiroit bezlerinin hastalığı  veya guatr ile tat alma arasındaki bağ olmasıdır. Bu hastalığın görüldüğü  kimselerin tat almama ihtimali daha yüksektir.Bu hastalıkla tat alma arasındaki  bağ, hemofili hikayesindeki gibi zorlayıcı değildir,fakat her iki durum da  genetik araştırmaları açısından çok değerli materyallerdir. Herikisi de  izlenebilmekte, hiçbirinin etkisi diğer genler tarafından anlaşılmaz hale  getirilmemekte ve her ikisi de açıkça kalıtımla geçmektedir. Bunlar ve  Habsburgdu dağı, renk körlüğü gibi diğer karakteristiklerin tümü de, genetik,  ilminin genel bilgisine katkıda bulunmuştur. Bunların her biri genetikçilerin  dört elle sarılması gereken kırıntılardır.Her bir yeni hayatın yaratılmasında  akmaya başlayan kalıtım nehri, ayrıntılı bir inceleme için çok büyük, çok  bulanıktır ve ancak zaman zaman elegeçen kırıntılar incelenebilir.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong>&#8211; SAÇ DÖKÜLMESİ<br />
</strong><strong style="font-weight: 400"><br />
Zamanla ilerleyen saç dökülmesi kellikle sonuçlanır. Yıllar geçtikçe insan  yaşlanır;yaşlanmaya koşut olarak saçlar da zayıflar ve seyrekleşir. Dökülme  büyük olasılıkla saçlı deriye gelen kan akımının ve besleyici maddelerin  azalmasına bağlıdır. Saçların dökülmesinin tipik bir ilerleyişi vardır.  Şakaklardan başlar, ardından tepeye ayrılır,bazen alın üstünde bir tutam saç  kalacak biçimde sürer ve sonunda yalnızca ensenin üstünde yarım taç gibi bir  kulaktan öbürüne uzanan saç kalır. Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan ve  fizyolojik bir olgu kabul edilen saç dökülmesi, yapısal ve kalıtsal olduğu  söylenebilir. Çoğunlukla erkeklerde görülür. Fakat hemofili veya renkkörlüğü  gibi cinsiyet genine bağlı değildir. Erkeklerde kadınlardan çok  görülmesi,cinsiyete bağlı olduğunu belirtmez. Saçı dökülmüş bir erkek bu  karakteristiği oğullarının yarısı kadarına geçirecektir. Fakat konu istisnalarla  doludur. Ayrıca saç dökülmesinin başlıca iki farklı tipi olduğu sanılmaktadır.  Bunlardan birinde saçlar otuz yaştan önce seyrekleşmeye başlamaktadır. Öbüründe  ise saçlar daha geç dökülmektedir.Başlangıçtaki, saçı dökük-dökük değil  ayrımındaki basitlik saç dökülmesini başlama yaşı çekiniklik karakteri erkek  hormonlarıyla ilişkisi yaşlılıkla bağlantısı ve kalıtımla geçişinden birden  fazla genin rol oynamasıyla karışmaktadır. Basitlik, yerini bir karışıklığa  bırakır ve bu sebepten çocuğun saçları konusunda tahminler yürütmekten kaçınır.  Bununla birlikte erken başlayıp ilerleyen saç dökülmesi baskın bir genin işe  karıştığı düşüncesini uyandırmaktadır. Sadece erkeklerde baskın  olduğundan,erkenden saçlarını kaybeden kimsenin oğullarının yarısından aynı hal  görünecek,fakat kızlar için bu durum söz konusu olmayacaktır. Gelecek kuşaklarda  ise bu kız ve oğulların yarısı, kendi oğullarının yarısının saçlarının erken  dökülmesine neden olacaktır.</strong></font></p>
<p align="center"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><strong> <font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"> <span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/performans-proje-odevleri/">»<span lang="tr">  “Performans Ödevleri” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span style="font-size: 9pt" lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kalitim-ve-kalitsal-hastaliklar-performans-proje-odevleri/">Kalıtım ve Kalıtsal Hastalıklar – (Performans – Proje Ödevleri)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/kalitim-ve-kalitsal-hastaliklar-performans-proje-odevleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>245</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
