<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nihat Genç | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/nihat-genc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Sun, 09 Mar 2008 21:09:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Nihat Genç &#8211; (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/nihat-genc-biyografi-hayati-kim-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/nihat-genc-biyografi-hayati-kim-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 21:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kim Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[N]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Genç Kimdir Hayatı Biyografi Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şairlerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatçıların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlülerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarların Biyografileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/nihat-genc-biyografi-hayati-kim-kimdir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nihat Genç (Hayatı &#8211; Biyografisi) Nihat Genç, 1956 yılında Trabzonda doğdu. 20 yaşında Ankaraya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığında 9 yıl memurluk yaptı. Gençlik yıllarında gazete ve dergilerde teknik eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor. Bir ara Akşam gazetesinde yazdı. Skyturk isimli televizyon [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nihat-genc-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Nihat Genç – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#0099cc"><strong><span style="font-size: 22pt"> Nihat Genç<br />
</span></strong></font> <font color="#c0c0c0"><span style="font-size: 8pt; font-weight: 700">(Hayatı &#8211;  Biyografisi)</span></font></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nihat Genç, 1956 yılında  Trabzonda doğdu. 20 yaşında Ankaraya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür  Bakanlığında 9 yıl memurluk yaptı. Gençlik yıllarında gazete ve dergilerde  teknik eleman olarak çalıştı. Gençlik yıllarından bugüne, siyasi dergiler, edebi  dergiler ve son olarak Leman dergisinde yazmayı sürdürüyor. Bir ara Akşam  gazetesinde yazdı. Skyturk isimli televizyon kanalında Serdar Akinan ile program  yapmaktadır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</table>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><strong>ESERLERİ</strong><br />
Amerikan Köpekleri (2004)<br />
Arkası Karanlık Ağaçlar (2001)<br />
Bu Çağın Soylusu (1991)<br />
Dün Korkusu (1989)<br />
Edebiyat Dersleri (2004)<br />
Hattı Müdaafa (2005)<br />
İhtiyar Kemancı (2002)<br />
Karanlığa Okunan Ezanlar (2006)<br />
Kompile Hikayeler<br />
Köpekleşmenin Tarihi (1998)<br />
Memleket Hikayeleri<br />
Modern Çağın Canileri (2000)<br />
Nöbetçi Yazılar (2004)<br />
Ofli Hoca / Şeriatta Ayıp Yoktur<br />
Soğuk Sabun</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><strong>HAKKINDA YAZILANLAR<br />
</strong><br />
NİHAT GENÇ: &#8216;Her ideolojinin bir Sevr&#8217;i oluştu&#8217;<br />
Söyleşen EROL ELMAS<br />
Yarın Dergisi</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ, 1956 Trabzon doğumlu&#8230; Ofli Hoca, Şeriatta Ayıp Yoktur(Hikaye), Bu  Çağın Soylusu, Dün Korkusu, Dar Alanda Tufan, Soğuk Sabun(Roman), Komik  Hikayeler, One Man Show, Köpekleşmenin Tarihi, Modern Çağın Canileri(Deneme),  isimli kitapları ve Leman Dergisindeki yazılarıyla tek başına bir ekol, bir  ordu&#8230;Yüreği ve kalemi dışında hiçbir şeyi yok. Sert ve soylu bir kavga  veriyor. Selam diyoruz Nihat Gençe, sadece selam..</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN-En sonda sorulacak soruyu, en baştan soralım. Dergimizi nasıl buldunuz?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Genel görünümünü Nazi mimarisine benzettim. Eğlencesi eksik. Her  çıkış, her iddiayı uzun süre takip ederim. Kimdir bunlar, ne yapmak istiyorlar.  İşte birazcık umutlandım. Görevlerimden biri bu, kim ne yapıyor. İnanılmaz,  kalleşçe bir medya işgaline karşı bu dergilere normalden daha fazla güveniyor,  vaha olarak görüyorum. Umut olarak görüyorum.YARIN- En kısa şekliyle Nihat GENÇ  kimdir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Yazdım, çizdim, Nihat diye göründüm.Hala eski bir daktiloyla  yazıyorum. Romantik. Nostaljik olduğundan değil. Bir bilgisayar parasını daha  denk getiremediğimden. Her ay kırk-elli sayfa kitap yazısı. Gazete yazısı değil,  kitap yazısı. Hatta edebiyat yazısı. Edebi metin, dramatik bir yapı. Çatışma.  Hikaye örgüsü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Bir hafta gibi kısa sürede haftalarca sekmeden peş peşe hikayeler  yazıyorsunuz?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Ben çocukken sahilde yunuslar kovalar, hamsiler karaya vururdu.  Zibil gibi hamsi. Zibil gibi denirdi. Eline sepet, çamaşır leğeni alan sahile  koşar, doldururdu. Sert siyâsi rüzgarlar esiyor; her taraf hikaye kaynıyor,  yunuslar hâla kovalıyor. Hangi birine uzansam elim gözüm acıyor. Ancak, teknik  tarafı daha önemli.Gençken Kemal Tahirin karısı Fatma İrfana mektuplarını  okumuştum. İlk eseri Göl İnsanlarını 27 kez temize çektim, diyor. Korktum.  Herhalde ben yazar olamam, dedim. İlk kitaplarımda öyle yerler var ki, otuz kırk  kez temize çekildi. Vaktim olsa temize çeke çeke en âlasını yaparım. Vaktim yok;  hikaye bitmiyor, bobinler dönüyor. Ekmek parası, göndermek zorundayım. Nereye  kadar gidecek Bildiğim çok yorgunum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Bu kadar kitabınız çıktı, peş peşe baskılar yaptı. Hâlâ param yok mu  diyorsunuz, karnınız doymuyor mu?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Karnımı doyuruyorum, kiramı veriyorum. Allaha şükür edebiyatla  karnını doyuran birkaç kişiden biriyim. Ama param hiç yok. İletişimden dokuz,  Lemandan bir kitap. Hepsi beş baskıyı devirdi. Yedi sekiz baskıya gelenler&#8230;  Telif paralarını dört eşit takside bölüp, yüzelli-ikiyüz milyon gibi parçalar  halinde alıyorum. Daha bir milyar gibi bir parayla bütün bütün tanışmadım.  Medyada hiç ismim geçmediği halde dört kitabım korsanda. Korsanlar hayat  hikayemi bilse bana acır, satmazlar. Onların da derdi ekmek parası. Bana yazık  oluyor. Ben ideolojik destek almadım, medya desteği almadım. Bunu edebiyatın,  kelimelerin onuru ve soyluluğu için yapmak zorundaydım. Kelimelerden başka  kimseye güvenmedim ve sonunda tek başına bir yazar olarak kaldım. Bu çok  mutluluk verici bir şey. Devletten tek istediğim kitaplarımı sebilleştirmesin.  Ben öldükten sonra, değil Türkiyede, dünyada zaten sebilleşecek, ama şimdilik  ölü değilim. Kahvaltıya, kiraya para lâzım.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Bu kadar okunmayı nasıl başardınız? Gerçekten; edebiyat dergileri uzun  yıllar ambargo koydu. Medya adınızdan hiç söz etmedi ama üniversitelerde,  Anadoluda çok okunuyorsunuz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Türkiye son yirmi yılda lâik şeriat ve Kürt sorununa kilitlendi.  Gına geldi. Aynı yılışık isimler ekranda. Aynı üslupsuz, seviyesizler aynı  şeyleri yazıyor. Bir dallama cenneti medya. Ben bir kenara çekilip, bulaşmadım.  Otu, böceği, kavak ağacını, ormanları, ırmakları yazmaya başladım. Bu  tartışmalar başlarken yeni doğmuş çocuklar artık üniversiteye gelmişti ve herkes  ülkesini merak ediyordu. Yaşadıkları toprağı öğrenmek. Bu toprağın maddi, manevi  kaynaklarını süsleyerek; coşarak, koşarak anlattım. Tarihçi değilim ama  maganizel tarihçilik yapabilirdim, yaptım. Tarihi sevdirmeye çalıştım. Ziraatçı,  botanikçi değilim ama; akasya, çınar, selvi ağaçları tepemizdeydi, merak edip  anlattım. Küçük küçük de olsa taşla, böcekle, ağaçla kültürümüz ve ruhumuz  arasında ilişkiler kurmaya çalıştım. İlmihal tartışmaları ya da teorik  tartışmalar çok şeyi kotarır, kavramlaştırır. Çok ihtiyacımız vardır ama  anlamlandırmak için güçlü ve sert, coşkun bir edebiyat olmazsa olmazdır. Ben  edebiyatı ve kelimelerin gücünü gösterdim. Kelimelerin büyüsü nerelere kadar  uzanıyor. Uzandıkları yere kadar gittim. Okuyucuyu da peşimden sürükledim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Nerelere kadar uzanıyor?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Mahkemelere, ağır cezalara da ulaşıyor. Ancak Yunus gibi yerlere de  Whitman gibi, Vergilius gibi, kırlara, bayırlara. Dosto gibi çatışma halinde  kaynaşan, çağlaşan insan ruhlarına. Şunu söylemek istiyorum; değişen ülke, sokak  değil.Teknik değişimler kolaydır. İşte Japonlar fabrikalarını gelir açar. Yüz  kanal izlersin. İnsan ruhundaki, değerlerindeki sarsıntıların maliyeti ise; hem  yüzlerce yıl sürer, hem de yazarın görevi önce budur. Sert değişimler karşısında  bir tarih, bir kültür tamamen kökünden değişiyor. Milyon çağlardır alet yapmaya,  düşünmeye çalışan insanoğlunun en temel güdüleri değişmekte. İnsanoğlunun en  sert mutasyonu son iki yüzyıldadır. Son iki yüzyıl. sanki başka bir tür insan  indi gezegenimize. Hayal kurması, çalışması, korkuları, şehir âdetleri her şey  kökünden değişiyor. Artık bambaşka bir gelenekten, bambaşka bir tarihten söz  etmeye başladık. Akşam değişti, ikindi değişti. Tanrı tasavvuru değişti. Gece  değişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Bu büyük değişim nereye kadar sürecek?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- İşte anti depresyon hapları, prozaclar. İnsanı her an dinlenmiş,  rahat ve güler yüzlü yapan haplar veriyor. Yani; beynin ahlâkla, siyâsetle,  vicdan azabıyla, doğru söylemek, doğru yaşamakla derdi ortadan kalkıyor. Diyelim  Cavit Çağlar gibi yüzlerce insan. Hiç sıkılmıyor çünkü hap kullanıyor, mutlu  oluyorlar. Tarih boyu hırsızların, yalancıların nedamet getireceği, kan  tutacağını bekledik, durduk. Artık haplar kurtardı onları. Başka tür insanla  karşı karşıyayız. Kimse hayattan özür dilemek, insanlardan sorumlu olmak, kimse  tabiattan hatta kendinden sorumlu olmak istemiyor. Her şey beyin dünyasının  hapla düzenlenmesi şeklinde gelişiyor. Artık kendi yok, Tanrı yok, ahlâk yok  Tanrıya ihtiyacı yok. Tanrının cennet-cehennemine, ateist olduğu için değil;  Tanrıyla hiç yüzleşecek durumu olmadığı için inanmıyor. Ya da inanıyor ama öyle  haplaşmış beyinle; yeni bir dünya başlıyor, yeni bir tarih.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Daha yakın, daha reel sorunlara inelim. Kendinizi siyâsi olarak; sağda  mı, solda mı görüyorsunuz? Ya da hâla bu kavramların bir önemi kaldı mı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Büyük değişim her şeyi sil baştan yapıyor. Ya da yok ediyor.  Karşısına geçip dur bir saniye diyorsunuz. Kardeşim, beni bir dinler  misiniz?diyorsunuz. Sürüklenen, almış başını giden, sele kapılmış hayatlara  panikle ancak bu kadarını yapabiliyoruz. Bir saniye, dur be kardeşim, bir  dinle İşte bu bir saniyeyi, eleştirel kullanmak istiyorsun. Bu aslında hayata  hazırlanmış bir istek değil. Bu sadece kendi şaşkınlığınızı aşma çabası.  Şaşırdığım için can havliyle, dur yahu, bir saniye Ve olup bitene eleştirel,  dünden bugünden geldik. Nereye gidiyoruz?&#8230;dan sorular yöneltiyorum. Eleştirel  sorular. Tabii eleştirel olmak solcu olmak anlamına gelmez. Ama solcu olmanın  spekülatif rahatlığı vardır. Ona buna laf yetiştirmekte daha özgür kılar seni.  Hızla alt-üst olan bir toplumda bir tarafa geçmek zaten şaşkınlığın ifadesidir.  Her şeye acil karar veriyorsun. Bilinçle, düşünceden geçmiş kararlar değil. Ama  bakıyorsunuz ki; altta kalanların canı çıkıyor. İşkenceye uğruyor, sahipleri hiç  yok, avukatları hiç yok, tamamen kimsesizler. Üstlerinden vahşi kapitalistler  dozerlerle geçiyor. Hemen atılıyor, yapmayın kardeşim! Bir saniye, acıyın bu  insanlara; hayat böyle olmamalı diye bağırıyorsun. Bu ani bir saniyeler  solculuk mu? Son iki yüzyılda öğrendiğimiz solculuk değil. Çünkü; teoriden,  sınıftan, emperyalizm teorilerinden süzülmüş bir tepki değil. Etten kemikten bir  insan olarak dayanamayıp verdiğimiz duygusal bir tepki. Ben sol düşünce  tekniğinden gelmiş biri değilim. Etten kemikten bir insan olarak kendi  duygularımla şu bir saniyelerle bir yere düştüm. Bu bir saniyelerimle bir  yığın düşünce birikti. Belki; konvansiyonel solcularla aynı kapıya çıkar  sonuçta, diyeceksiniz. Aynı kapıya çıkıyor evet ama aynı partilere çıkmıyor.  Bu yüzden, sol partilerin tarihten, gelenekten değil şimdi ki tepkilerden  yeniden kurulması lâzım. Zangır zangır acılardan yeni partiler</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Gelenekten gelen partilerle derin bir derdiniz mi var?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Evet Taşları yerine koyamıyorlar. Artık değer kadar hatta ondan  da sert anti-depresyon, prozac toplumun içine düştük. Evet; ortak yanımız altta  kalanın yanındayız. Ama; biz neden yan yana gelemiyoruz? Yan yana  gelemeyişimizin sebebi, kişisel ve partisel dedikodulardır. Bu kadar  kişiselleşmiş partilerle gençlik bu karmaşıklığı çözümleyemez. Aksine; dünyadan  uzaklaştırıp, bir düşünce tembelliği, bir kavanoz içi dünya rahatlığı veriyor  onlara.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Türkiye neden kendini tüketen ve giderek kendisi de tüketilen bir ülke  haline geldi? Bunun ideolojik hareketlerin geri çekilmesiyle bir ilgisi var mı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- İnsan terbiyesiyle ilgili. İdeolojik hareketler kendi görüşleriyle  ilgili bir âhlak ilan etti. Bu âhlak; insanı, tabiatı, Tanrıyı kuşatan âhlaktı.  Çok değerli, vazgeçilmezdi. Ama nihayetinde ideolojik bir zarf içindeydi.  İdeoloji iktidar hevesi yüzünden kendi âhlakını tartışmaya açmadı. Hiç açmıyor.  Meselâ; sağ ideolojiler. Özellikle İslâmcılar holdingleşen Enver Örenlere tek  laf etmedi. Sonunda koca Türkiye rezaletiyle başlarına düştü; hepsi kepaze oldu.  Acilen sınıfsız, yurtsuz âhlakı bulmak zorundayız, ideoloji dışı. Bağımsız ve  eleştiren; sorumlu, toprağı seven, öğrenmek isteyen, âhlaklı insanlara  ihtiyacımız var. İdeolojilerin âhlakı çok yara aldı. Almanya yenilince Osmanlının  da yenilmesi gibi. Bizim âhlakımız yenilmiş gibi davranmaya başladı. Liberaller,  vahşi kapitalistler. Bu komik. İnsan, tabiat, evren, tanrı hepsi burada. Hâla iç  içe yaşıyoruz. Hepsine karşı ruhlarımıza çeki düzen vermeliyiz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Anadolu topraklarında, ilahlar neden hep kurban istiyor? Bu topraklarda  ölüm arzusunun yaşam arzusuna galebe çalmasını nasıl anlamalıyız?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Anadolu toprakları üzerine konuşmak çok zor. Diyelim 9., 10. ve 11.  asırlarda çok coşkulu insan kültürü vardı. At üstünde durmaksızın koşan, esrar  içen, dua eden, dans ederek zikir eden kendinden geçmiş insanlar. Şehirleri  koruyup haraç alan bu insanlar üç kıtaya saldırdı. 14., 15. ve 16. asırlarda  yani Osmanlı-İstanbul iktidarını kurunca, Anadoluda isyan kültürü hakim oldu.  Önce Alevi Baba İshak İsyanları, peşinden Celaliler. 17. yüzyıldan sonra  Anadoluya hakim insan tarzı; bastırılmış, sessiz, yoksul, açlıktan ve  sefaletten ölen çaresiz insanlar. Oysa; 17. yüzyıldan sonra İstanbula bir  yönüyle dingin, sâkin, mutlu, refah ve âsude insanlar hâkim oldu. Diğer yönüyle;  bu sefil Anadoludan, alttan gelenlerin karıştırdıkları kazanlar. Bence; Anadolu  yüzyıllardır İstanbuldan iktidar istiyor. Bugün İstanbul iktidarı dört-beş  holdingdir. Yüzyıllardır bu sistem değişmedi. İç savaştan çıkardığı dersleriyle  en azından modernizmin TV görüntüsüyle, Anadolu artık kolay kolay bir kan kardeş  kavgasına giremez. Yakın tarihteki kan davalarının sebebi; kapalı kasabaların ve  kapalı cemaatlerin gençliği hızla tedrisata ve etki altına alabilme  başarılarıydı. Ve gençliği ikna edecek tarihsel bir çarpıklık ortadaydı Bu  tarihsel geri kalmışlık giderilmese de 16, 17 ve 18 yaşındaki çocukları  kandırmak güçleşiyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Türkiyenin soğuk savaşında kurbanların karabudun olmasının diyalektiği  nedir? Ak budun yaşam arzusu, kara budun ise düğüne gider gibi ölüme gitmek mi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Karabudun; diyelim asırlar boyu isyan etti, ayaklandı. Ya da Osmanlı  iktidarına asker verdi. Karabudun kalabalıktı, gençti, öfkeliydi, atları ve  okları vardı. Ama son iki yüzyıldır; atların ve okların yerine yazarları matbuat  geçmeliydi, olmadı. Karabudun bir nevi intikam alır gibi çakallaştı. Ağanın,  beyin köpeği, mafyanın tetikçisi oldu. İktidarların bekçisi oldu. İdeolojik  hareketlerin kitlesi oldu. Karabudun yüzyıllardır sahipsizliğe dayanamadı. Bu  halkın bozulması demek. Artık kaynaşan, kıvıllaşan, can havliyle ona buna  saldıran kalabalıktan söz edebiliriz. Haklı demek çok zor. Sağ iktidar elli  yıldır karabudunla ayakta; onu cahil tutarak. Artık karabudun demiyoruz, çakal  kültürü diyelim. Yine fedakar, sadık ama hepsi geçimini sağlamak için artık  ağanın, beyin eşkıyalığını yapıyor. Hatta en acı şey karabudunun kendi  yetiştirdiği evlâtları, yazarları; ağaya, paşaya kapıkulu olmuş durumda.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Türkiye hangi koşullarda barışa ve esenliğe ulaşabilir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Etrafı ve içimizdekileri çok uzun süre daha düşman, hain ilân etmeye  devam edeceğiz. Nerdeyse her ideolojinin kendine has bir Sevr haritası oluştu.  Bir konferansa giderken, özür dilerim, kendi Sevr haritamı göstermeyi unuttum.  deyip, espri yaptım. Sevr haritası göstermeden hiç kimse konuşamıyor. Türkiye  Sevr haritası göstererek ayakta duruyor. Ama, mutluluk diye bir şey hâla var.  Bunun yolu askerî ikna etmek. Askerîn yüzyıllık hastalıklarını ve saplantılarını  tedavi etmek. Meselâ; asker cumhuriyete ve Anadolunun bütünlüğüne zeval  gelmeyeceğini, bizleri açık yüreklilikle tanıyıp inanabilmeli. Askere; onlardan  daha sert bir özlemle bu toprağın bekçisi bizler olduğunu anlatabilmeliyiz. Biz  anlatamayınca, TÜSİAD anlatıyor ve her darbe sonrası Türkiye pastalarını TÜSİAD  yiyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">O halde? Biz ne istiyoruz; gelir dağılımı, sosyal sigortalar, bireyin gelişimi  Bunlara inandıralım askerî. Cumhuriyete zeval gelmeyecek. Bize güvenin.  Elimizden iktidarı her sefer asker alıyor. Yine gidip sağ iktidarlara, TÜSİADa  teslim ediyor. Asker bizden öyle korkuyor ki; gidiyor milyar dolarları dünyanın  en büyük silahlarına yatırıyor. Bizim kuşak askere düşman büyüdü. Askerle  aramızda bitmeyen bir nefret, bitmeyen bir sürtüşme var. TÜSİAD bunun farkında  İçimizde askere nefret beslemeyen kalmadı. Bu nefreti hızla dargınlık ve küslük  düzeyine çıkarmalıyız. Bizim kuşak ancak; düşmanlık ve nefreti dargınlığa  dönüştürme gayretiyle, önümüzdeki kuşakları askerle konuşabilir bir seviyeye  getirebilir. TÜSİADın korkusu bu, medyanın korkusu bu; bizim kuşak askerle  konuşup, halkın yanına askeri alabilir mi? Bu yüzden TÜSİAD yalakalıkla askerîn,  Türkiyenin değirmenini döndürdü. Bizim acil sıkıntımız, politika yapamayışımız  yani; yalakalık yapamayız. Onur gibi, gurur gibi hastalıklarımız var. Ülke  sevgimizi, halk sevgimizi; onurla, gururla ve hiç yalan söylemeden anlatarak  îkna edebilmeliyiz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Türk edebiyatı neden özgünlükten yoksun kaldı? Evrensel eserler  yaratamamanın edebi bir anlamı da var mı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Evrensel eserler evrende de yaratılamıyor. Edebi bir anlamı var  şüphesiz. Medya dili, konuşma dili, çeviri dili eserlere hâkim olmaya başladı.  Oysa; güçlü eserler ortaya koyabilmek için kültürün içinde gizlenmiş derin dil  yapılarına uzanmamız gerekiyor. Böyle olduğunda da çeviri imkânsızlaşıyor.  Sadece çok satmak, çevrilmek isteyen uyanıklar yazarlık yapıyor. Şöyle de  söyleyebiliriz; artık dünyada, dünya çapında eserler evrenselleşmeyecek. Çünkü;  o kültürün orijinal eseri olacak. O kültür dilinin özel şahikâsı. Sorunuzun ilk  bölümüne gelince. Türk edebiyatından söz etmek gittikçe imkânsızlaşıyor. Holding  edebiyatı başladı bile.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Holdingler kendi yazar sözlüğünü, kendi edebiyat tarihini çoktan yazmaya  başladı. Özgünlük kelimesini sevmem, kullanmam ama şöyle diyebiliriz. Bağımsız  yazar yetiştirme kapasitemiz ölmüş durumda. Bu edebiyat zaten çok zor bir  zanaat. Şimdi ölüyor. Sebebi: bağımsız, dik kafalı yazara kimse tahammül  edemiyor. Edilmeyince edebiyat kurulmaz. Dandik; çevre, feminizm, eşcinsellik.  Beyoğlunu kurtaralım mevzularının suyunun suyundan binlerce işe yaramaz  tartışma, roman, edebiyat çıkmaz buradan.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">YARIN- Nihat GENÇ neden karamsar? Bu karamsarlık bu ülkede umudun tükenmesi mi?  Bugün bir yazınızda anlattığınız Medine Müdafaası koşullarından daha beter bir  durumda mıyız? Eğer değilse hâla bir yol var mı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHAT GENÇ- Hâlâ sabah oluyorsa, umut var demektir. Nihat GENÇ hiç karamsar  değil.Yanlış okunuyor olmalıyım. Eleştirel kültürü karamsar diye okumak hatadır.  Üstelik ben; naracı bir edebiyat yapıyorum, eyvallahı olmayan bir edebiyata  çalışıyorum. Demek ki; kelimelerime ve kendime güveniyorum. Bu umutsuzluk  değil;aksine coşkuyla kılıç sallama, nal seslerinin coşkusudur. Meselâ; derginiz  bir umuttur.Burada onlarca zeki genç adam tanıdım. Her biri çok değerli bir yol  haritası koymuş önüne. Ben kendime güvenimi inşa için yazar olmadım. Başkalarına  güvenimi tazelemek için, başkalarına güveni inşa için; başkalarının filozofisini  yapmaya çalışıyorum. Çünkü hepimiz netameli ideolojilerden geliyoruz.  Birbirimize fazlasıyla eğlenip dalga geçtik. Hızla ideoloji dışını  güçlendirelim. Ocu Bucu değiliz; bizi sakatlayan şey, bizim güvenimizi  sarsmaktı. Yüzelli yıllık Batıcılık macerasından hepimiz büyük sakatlıklarla  çıktık. Ülkemizin üstünde devasa büyüklükte bir siyasî, ekonomik travma duruyor.  Acilen toprağımıza, kendimize, bölüşümümüze ve kardeşliğimize itimadı yeniden  sağlamalıyız</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font> <font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700"><font color="#808080">|</font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> » Biyografiler &#8211; Kim Kimdir Sayfasına Dön! «</a><font color="#c0c0c0"> </font> <font color="#808080">|</font></span></font></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 8pt"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografiler</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Yaşam Öyküleri</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Kim Kimdir?</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Biyografi/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nihat-genc-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Nihat Genç – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/nihat-genc-biyografi-hayati-kim-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
