<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Reşit Rahmeti Arat Kimdir Hayatı Biyografi Yaşamı | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/resit-rahmeti-arat-kimdir-hayati-biyografi-yasami/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Apr 2008 19:20:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Reşit Rahmeti Arat &#8211; (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kim Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[R]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Resit Rahmeti Arat]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Rahmeti Arat Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Rahmeti Arat Kimdir Hayatı Biyografi Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şairlerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatçıların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlülerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarların Biyografileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reşit Rahmeti Arat (Hayatı &#8211; Biyografisi) Aslen Kazanlı olan R. Rahmeti Arat, Kazan’a yakın bir köyde, Eski Ücüm’de, İsmetullah adlı bir baba ile Mahbeder adlı anneden 1900 yılının 15 mayısında dünyaya gelmiştir, ilk mektebi mahallî şartlara göre kendi köyünde tamamladıktan sonra, bir amcası tarafından bugünkü Kazakistan’ın Kızılyar (Peterpavel) şehrine götürülmüş, orada ilk önce, bu yüzyılın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Reşit Rahmeti Arat – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#0099cc"><strong><span style="font-size: 22pt"> Reşit Rahmeti Arat<br />
</span></strong></font> <font color="#c0c0c0"><span style="font-size: 8pt; font-weight: 700">(Hayatı &#8211;  Biyografisi)</span></font></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aslen Kazanlı olan R.  Rahmeti Arat, Kazan’a yakın bir köyde, Eski Ücüm’de, İsmetullah adlı bir baba  ile Mahbeder adlı anneden 1900 yılının 15 mayısında dünyaya gelmiştir, ilk  mektebi mahallî şartlara göre kendi köyünde tamamladıktan sonra, bir amcası  tarafından bugünkü Kazakistan’ın Kızılyar (Peterpavel) şehrine götürülmüş, orada  ilk önce, bu yüzyılın başından beri yeni metodla çalışan Türk-Tatar mektebinde,  sonra da hususî bir hazırlık ile rusça öğrenip Rus gimnaziyumunda (o zamanki  nesil gibi bir taraftan da Türk -Tatar mektebine giderek) tahsilini devam  ettirmiştir. Son sınıfa geldiği günlerde, komünist rejiminin ilerlemesini  önlemek maksadiyle baş kaldıran Amiral Kolçak ordusuna mekteplerden de gençler  alınmıştı. Bu cümleden Rahmeti Bey de önce askerî eğitim kurslarına, sonra da  cepheye gönderilmiştir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kolçak ordusu yenilip dağıldığı zaman Rahmeti Bey yaralı  olarak Mançurya’nın Harbin şehrine gitmiştir. Harbin şehrinde eskiden beri  yerleşmiş olan Türk-Tatar aileleri bulunduğundan, bunların imamları, mektepleri  ve cemiyetleri vardı. Bunlara kafileler halinde gelen her türlü tabakadan  ihtilâl muhacirleri de katılarak cemiyet hayatı canlanıp genişlemiştir. Rahmeti  Bey, burada gençlerle birlikte yararlı çalışmalarda bulunmuş, kendisini  sevdirmiş, 1921’de yarıda kalan gimnaziyumu tamamlayarak 1922’de yüksek  öğrenimini yapmak üzere Almanya’ya gitmeğe muvaffak olmuştur. Harbin’de ve  Berlin’de bulunduğu süre içinde, Harbin imamı İnayet Ahmedî Bey’den maddî ve  mânevi yardım görmüştür. Gençlik teşkilâtlarında birlikte çalıştığı gençlik  arkadaşı Hüseyin Abdüş Bey de, her hususta ona destek olmuştur. Berlin’deki  öğrenimi böylece, dışarıdan alınan cüz’î bir yardım ile ve bir haylî ağır maddî  şartlar altında, kendi çalışmalariyle ilerleyebilmiş, çalışkan, dürüst bir  öğrenci olarak kendisini tanıtabildiğinden hocalarının da dikkatini çekmiş, iş  bulmakta onlardan yardım görmüştür.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><!--adsense#reklam_250x250--></td>
</tr>
</table>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu esnada, Birinci Dünya Harbi ve Rus ihtilâlinden sonra, Berlin’e, Rus  boyunduruğu altında kalmış olan Türk ülkelerinden, Türkistan, İdil-Ural ve  Azerbaycan’dan da türlü yollarla gelen muhacir gençler vardı ve bunlar  mekteplere yerleşmek üzere idiler, iyi bir tesadüf eseri olarak Lehistan  Tatarlarından Yakup Bey Şinkeviç de daha önce Berlin’e gelip öğrenime başlamış  ve büyük türkolog W. Bang’ın öğrencisi olmuştu. O, kendisinin şevkle çalıştığı  Türk dili sahasına Rahmeti Bey’i de celbetti. W. Bang, o güne kadar meydana  getirdiği türkçeye dair birçok eserleriyle tanındığından, Turfan kazılarından  gelen malzemeyi işlemek için de en münasip bir ilim adamı olarak kabul edilmiş  ve böylece 1920’de Berlin Üniversitesine çağrılmıştı. Bir talih eseri olarak  Rahmeti Bey için de bu büyük bir fırsattı. Daha küçük yaşta aile yuvasından  ayrılmış ve cemiyet meselelerine alışmış olan merhum, bütün varlığiyle kendisini  bu millî işe vakfetti. Yoksa, yabancı memleketlerde belirli bir destek olmadan  tahsile devam etmek için yalnız enerji ve zekâ kâfi gelmez. Bunun için çalışma  hevesini besleyecek büyük ideale ve imana ihtiyaç vardı. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Genç Rahmeti bu imanı  kendisinde bulmuştu. Kısa zamanda kendisinin seciyesini tanıtarak yüksek ilim  adamları arasına katılmış, yalnız tahsille kalmamış, ilmî araştırma sahasına da  girebilmişti. Berlin ilimler Akademisi’nde yığılı duran bir sürü yazı malzemesi  içindeki eski Türk kültürüne dair Uygur, Mâni ve diğer yazılarla yazılmış  yazmaların tasnifi için diğer birkaç Alman bilginiyle beraber (bu cümleden A. v.  Gabain) Rahmeti Bey de görevlendirildi. Teknik işler yanında bu yazma eserlerin  araştırılmasına ve işlenmesine de koyuldu. W. Bang gibi üstün olgunlukta bir  ilim adamiyle çalışabilmek ve her gün onun yanında yardımcı olabilmek Rahmeti  Beyi zamanla daha çok ilerletmiş ve Avrupa’nın XIX. yüzyılda zirvesine ulaşmış  olduğu titiz çalışma metoduna vâkıf olmasına yardım etmiştir. Gecesini gündüzüne  katıp çalışan Rahmeti Bey, Berlin Üniversitesini 1927’de bitirdiği zaman yalnız  bir doktora çalışmasiyle ortaya çıkmadı. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Akademi yayımları arasında yer alan  Uygur metinlerini de baskıya hazır şekle sokmuş bulunuyordu. Bu gibi eserlerin  ne kadar zorlukla, titizlikle işlendiğini, ne kadar büyük bir dikkat sarfetmek  gerektiğini ancak bu mesleği yakından tanıyanlar takdir edebilirler, öğrenimini  bitirir bitirmez Berlin Üniversitesi’nin Şark Dilleri Semineri Kazan lehçesi  rektörlüğüne alınmıştır. Böylece, ilmî çalışmaları arasına öğretim görevi de  girmişti. O, titiz çalışmalariyle, yaşı ilerilemekte olan hocamız Bang’ın tabiî  bir halefi olarak belirmişse de, yabancı oluşu buna mâni oluyordu. Fakat kader  ona daha büyük kapıyı açmıştı. Atatürk’ün bir çok yenilikleri arasına millî  kültür ve dil dâvası da giriyordu. O zamanın Maarif Vekili Reşit Galip Bey  tarafından “Uygurcayı su gibi bilen” genç âlim Rahmeti Bey de çağrılmıştı,  İstanbul’a geldiği zaman “Uygur Tababetine Dair” iki fasiküllük bir eseri ve  Oğuz Kağan Destanı ve Türkische Turfantexte VI (W. Bang, A. von Gabain’le  birlikte) adlı eserleri Akademi neşriyatı olarak yayımlanmış, ayrıca birkaç ilmî  mecmuada yazıları çıkmış olan tanınmış bir türkologdu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hayatı son derece muntazam geçmiştir. Başarılarında ve verimli çalışabilmesinde  şüphesiz düzenli aile hayatının etkisi büyüktür. Tıp öğrenimi yapmak için Uzak  Doğu’dan kendisiyle beraber Berlin’e gelen Rabia Hanım ile, ikisinin de  tahsilleri tamamlanmak üzere iken, 1927’de evlenmişlerdi. Rabia Hanım Perm’li  bir tüccarın tek kızıydı, iyi bir terbiye ve ihtimamla yetiştirilmiş olan  kızlarına iyi bir tahsil de gördürmek isteyen ana-babası, onu Rus gimnaziyumunda  okutmuşlar ve ihtilâlden sonraki kargaşalıktan kurtarmak için Sibirya  şehirlerinden birine tıp öğrenimine göndermişlerdi. Komünistlerin oraya da  sarkmaları üzerine, bu genç kız da bir kafile ile birlikte Uzak Doğu’nun Harbin  şehrine gitmiştir. Orada Rahmeti Bey’le tanışmış ve beraberce Berlin’e  gitmişlerdir. Önce anne ve babası, bir daha görüşülmeyecek kadar uzak ülkelere,  Almanya’ya gitmesine razı olmamışlar, fakat sonradan babası: “Anne müsaade etti”  diye telgraf çekmiş ve bir daha anne-baba ile görüşememek üzere böylece o da,  tam izinli olarak Avrupa’ya gidebilmiştir. Rabia Hanım tahsilini tamamlar  tamamlamaz Berlin’de hastahanelerde çalışmağa başlamış, ağır şartlar altında  geçen öğrencilik devreleri çabuk unutulmuş, hayatları düzene girmişti. Bu  evliliklerinden iki kızları dünyaya gelmiştir. Her ikisi de evlidir ve üç  çocukları vardır. Rabia Hanım, Rahmeti Bey’in muntazam çalışabilmesi için her  fedakârlığa katlanmış, ona iyi bir hayat arkadaşı olmuştur. Değerlerin  derecesini ölçüp biçmesini bilen bu hanım, Rahmeti Bey’in gerçek değerler  üzerinde çalışabilen ve pek az yetişen bir meslek adamı olduğunu, o mesleğin,  kültür ve cemiyetin selâmeti bakımından, kendi mesleğinden daha üstün olduğunu  kavrayacak kabiliyette idi. Türkiye’ye geldikten sonra, bir süre çeşitli  yerlerde doktorluk yapmışsa da sonradan çocuklarının annesi ve hayat arkadaşının  desteği olmak üzere, mesleğini terk etmişti. Son yıllarda, Rahmeti Bey’i  yolculuklarında yalnız bırakmamak için Anadolu gezilerine onunla beraber  giderdi. Rahmeti Bey de onun sonsuz fedakârlığını biliyordu ve minnettardı.  Kutadgu Bilig’in tercümesini Rabia Hanım’a ithaf etmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tab’an sakin, çekingen, oldukça mahcup bir insandı. Kendi yağıyla kavrulup,  kendini her felâketten kurtaran insanlarda olan derin bir ciddiyet, hassasiyet  ve ketumluk, onun tabiatının biribirinden ayrılmaz vasıflarındandı. Hiçbir zaman  düşünmeden, gürültülü konuşmaz, kendisi lüzumsuz yere gülmediği gibi,  başkalarını da sudan lâflarla alaylı bir şekilde güldürmezdi. Bir şey sorulduğu  zaman da Rahmeti Bey’in derhal cevap verdiğini hatırlamıyorum. O, her zaman önce  düşünür, sonra kaçamaklı bir cevap verir, bir hayli konuştuktan sonra asıl  düşündüğünü ortaya koyardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Meslek icabı çalışmalarındaki titizliği, gayet tabiî olarak devamlı ve  istirahatsiz bir didinmeyi gerektiriyordu. Bu yüzden, yaz aylarında bile,  Yeşilköy’deki yazlık evinde oturduğu halde, devamlı çalışır; ancak bir yarım gün  kadar istirahat eder ve denize girip çıkar, öğleden sonraları cehennem gibi  yanan şehre gidip işiyle uğraşırdı. Üniversiteye çok yakın bir yerde, oldukça  dar olan bir ev satın almışlardı; onun alt katına da gece yarılarına kadar  çalıştığı kütüphanesi yerleştirilmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsan olarak vazifeşinas, halk ve millet uğrunda her hizmete hazır oluşu  yanında, geldiği memleketin büyük acılar içindeki halkının yaşaması için  bağlandığı türkçülük idealini o, taşkın çıkışlardan sıyırmak üzere, her zaman  ilim ve kültür alanına sokmağa muvaffak olmuştur, demek yanlış olmaz. “Türk  şivelerinin tasnifi” başlığı altında lehçe tasniflerini topladığı yazısında,  Türk lehçelerinin ilmen gerçekten birbirine çok yakın olduğunu göstererek, bu  şuuru aşılamağa çalışmıştır. Bu “şive” tâbiri Türkiye türkçesine göre yanlış  olduğu için tepki yaratmış, çok tenkid edilmiştir. Gerçekte bu tâbir onun değil,  ilk türkiyatçılardan olan ve sonradan pantürkistlik isnadiyle Ruslar tarafından  öldürülen Kırımlı Bekir Çobanzade’nin daha önce kullandığı bir tâbirdi. (Bkz.  Türk-Tatar Diyalektolojisi, Bakû, 1927)*.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* Bekir Çobanzade için bkz. A. Battal Taymas : Kırımlı Bekir Çobanzade’nin  Şiirleri (Türkiyat Mecmuası XII, 1955).</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çalışmaları</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çalışmalarını ilmî bir tasnife tâbi tutmak gerekirse şu şekilde gösterebiliriz :</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Avrupa’da uygurca üzerindeki çözümlü metin yayımları, 2) Bunların devamı  olarak Türkiye kütüphanelerinden bulup çıkardığı uygur harfleri ile yazılmış  metinlerin çözüm ve yayımları, 3) Kutadgu Bilig, Atebetü’l-hakayık ve Eski Türk  Şiiri, 4) Türk yazı dilinin tarihî inkişafına dair makale ve bildirileri, 5)  Tarih çalışmaları, 6) İslâm Ansiklopedisi’ndeki yazıları ve yönetimi, 7) Öğretim  maksadiyle yazılmış yazıları.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nazarî çalışmalarının en iyisi doktora tezi olarak hazırladığı “Die Hilfsverben  und Verbaladverbien im Altaischen” (Ungarische Jahrbücher Bd VIII &#8211; 1-4, Berlin  1928) dir. Bu eser, Avrupa’nın göbeğinde, Berlin Üniversitesi’nde Türk diline  dair Yakup ŞİNKEVİÇ’in Rabğûzi’nin Sintaksı adlı doktora tezinden sonra ikinci  olarak verilen önemli bir tezdi. Eserin konusu, Altayca’da yardımcı fiiller ve  zarf -fiiller olmasına rağmen, burada diğer bütün Türk ağızları karşılaştırmalı  bir şekilde ele alınmış ve bilhassa uygurcaya ve kendi ana dili olan Kazan  lehçesine geniş ve aydınlatıcı yer verilmiştir. Eserin ilmî değeri de Türk dili  araştırmaları için temel çalışmaların gerektirdiği yüksek seviyededir.  Türkiye’deki çalışmalarından, İstanbul kütüphanelerinden bulup çıkardığı bazı  uygurca yazılmış yazılar üzerindeki yayımları, Avrupa’daki Uygur metinleri  çalışmalarına eşitti ve daha az önemde değildi. O, bunlarla, Anadolu’yu  fethetmiş olan Türklerin Uygur yazısını bildiklerini ve kullandıklarını ve bu  yazı sisteminin alfabesinin bazı kütüphanelerde bulunduğunu, Kâşgarlı’nın Divanü  Lûgati’t-türk’ünde geçen alfabe sırasına göre tanzim edildiğini ve Fatih Sultan  Mehmed’in bir yarlığını Uygur harfleriyle kaleme aldığını veya yazdırdığını  ortaya koymuştur. “Uygur Alfabesi” ve “Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı” başlıklı  etüdleri bu bakımdan dikkati çeken yazılardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Istılah buhranı içinde bulunduğumuz şu günlerde, tarihî bakımdan hiçbir zaman  önemini yitirmeyecek olan Uygurların ıstılah yapma usulünü de rahmetli Türkiyat  Mecmuası VII-VIII (1942) de “Uy-gurlarda Istılahlara Dair” adiyle işleyip ortaya  koymuştur. Uygurca üzerindeki çalışmalarının sonuncusu da tamamlanmış ve baskıya  verilmiş olan “En Eski Türk Şiiri” dir. Bununla o, Türk Edebiyatının başlangıç  safhasını öğrenmek için bir kaynak açmış oluyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Son yıllarda bütün Anadolu kütüphanelerini dolaşarak, arap harfleriyle yazılmış  olan eski eserleri araştırıyor ve bunların kronolojik sırasını aydınlatmak için  bir katalog hazırlamak istiyordu. Bu çalışmalarına ait notların tamamlanmamış  yazıları arasında bulunacağını umuyorum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Uygurca metinlerin yayımları, eski kaynakların verdiği bilgilerin değerli  sonuçları her bakımdan büyük bir malzeme topluluğu olan Kutadgu Bilig üzerine W.  Bang’la beraber ve onun da ilgisini, çekmişti. Turfan kazılarından çıkmış Eski  Türk yazı malzemesi ilim alanının türlü kıymetleri tarafından ahenkli ve metodlu  bir şekilde işlenip kısa zamanda Türk dili bilgisini çok yüksek bir seviyeye  ulaştıracak duruma getirilmişti. W. Bang’ın diller üzerindeki geniş bilgisi,  çoktandır meşgul olduğu Türk diline metodik görüş ile çalışma çığırı açtıktan  sonra Kutadgu Bilig’e de sıra gelmişti. K. B. o güne kadar W. Radloff ve H.  Vambery tarafından ele alınmış ise de, bu eserin değeri ile mütenasip  olmadıklarından, o henüz işlenmiş ve hattâ yayımlanmış sayılamazdı. Artık onun  dili çözülecek duruma gelmişti, fakat bu büyük eserin ağır teknik işi vardı.  Rahmeti Bey bu işi üzerine aldı. Kutadgu Bilig onun, uğrunda bütün ömrünü  harcadığı bir çalışma oldu ve “Giriş” teki açıklamaları, onun ağır teknik işinin  bir mükâfatı olmuştur. O, bugüne kadar bu eser hakkında söylenenleri bir tarafa  atarak yeni fikirler ortaya koymuş, bu devire nüfuz etmeğe çalışmıştır. Şöyle  ki, dördüncü bir tip olan Odğurmuş’u bu güne kadar kabul edildiği gibi “kanaat”  in değil de “akıbet” in mümessili olarak tanıtmıştır. Üstelik kendisinden önce  umumiyetle bir nasihat kitabı ve devlet teşkilatı ile ilgili olarak kabul edilen  bu eseri, Rahmeti Bey*, kâmil bir insanın nasıl olması gerektiğini öğreten bir  eser olarak kabul etmiştir. Şüphesiz türlü fikirlerle dolu olan bu eser  hakkında, son sözü söylemek henüz mümkün değildir. Fakat o bu eseri araştırmağa  imkân verecek bir şekilde çözerek yayımlamıştır. Her halde bundan sonra da bu  konular üzerinde diğer bilim adamları tarafından aydınlatıcı fikirler ortaya  atılır. Bugün için Kutadgu Bilig’in önemli bir teknik eksiği, onun gramer  bölümünün ve sözlüğünün kendisi tarafından yapılmamış olmasıdır. Bıraktığı evrak  içinde ancak Kutadgu Bilig’in sözlük kısmına dair A, B harflerini içine alan  malzemenin işlenmiş olduğu anlaşılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kutadgu Bilig’den sonra Atebetü’l-hakayık yayımını hazırlamıştır. Berlin  Akademisinde Atebetü’l-hakayık’a dair bir dörtlük ihtiva eden bir sahife bulmuş  ve bilhassa bundan sonra bu işi yapmağa heves etmiştir. Bu eserin bu güne kadar  kullanılagelen Gaybetü’l-hakayık, Hibetü’l-hakayık adlarını da merhum dikkatle  çözerek Atebetü’l-hakayık olarak okumağı tercih etmiş ve bunu (s. 9 da) nüsha  farklarını ve kelimenin mânasını göz önünde tutarak inandırıcı bir şekilde ispat  etmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türlü kongrelerde okuduğu bildirilerde o, hiçbir zaman yeni bir şey ortaya  atmamış, devamlı şekilde Türk dili araştırmalarının temelini nelerin  kurabileceği fikri üzerinde durmuştur. Buna misal olarak : Türk Dilinin İnkişafı  (III. Tarih Kongresi Tebliğleri, 1943, Basılışı : 1948), Anadolu’da Yazı Dilinin  Tarihî İnkişafına Dair (V. Türk Tarih Kongresi Tebliğleri, 1956, s. 225-232),  Uygur Devri Türkçesi (İkinci Türk Dil Kurultayı, 1934) başlıklı yazılarını  gösterebiliriz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Diğer yazı ve eserlerinde merhum, her zamanki titizliği ile, temel olarak daima  eski dil üzerinde önemle durmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atebetü’l-hakayık’ın önsözünde: “Ayrı Türk muhitlerinde vücuda gelmiş olan yazı  dillerinin, muayyen şartlar dahilinde, eski yazı dilinden inkişaf etmiş olduğuna  ve bunların tetkikinde de Uygur devri malzemesinin göz önünde tutulması lâzım  geldiğine işaret etmiştim (bk. III. Türk Tarih Kongresi, T.T.K., IX. seri, nr.  3, Ankara, 1948, s. 598-611). Türk dil bilgisi sahasında o zamandan beri  yapılmış olan araştırmalar, bu fikirleri te’yit edecek bir çok malzeme vermiş  olduğu gibi, Atebetü’l-hakayık’ta da bu hususta bir çok misâller bulmak  mümkündür. Türk Yazı dilinin tarihî inkişafındaki bütün noktaların tamamiyle  aydınlatılabilmesi için, tabi’î, daha bir çok eserlerin plânlı bir şekilde  incelenmesi zarurîdir. Fakat bugün bir noktaya emniyetle işaret edebiliriz ki, o  da eski eserlerin tetkikinde Brockelmann, Samoyloviç v. b. tarafından tatbik  edilmek istenilen usûlün yanlış olduğu ve bu usûl ile müspet bir netice elde  edilemeyeceğinin artık anlaşılmış bulunmasıdır.” demiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* Kutadgu Bilig (Metin) XXI s. 19 satırda :</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Yusuf’un eseri ilk bakışta doğrudan doğruya devlet teşkilâtı ile alâkadar  görünürse de, şair eserinde, tecrübenin verdiği bir olgunlukla, cemiyeti teşkil  eden fertler ile bunların cemiyet içindeki mevki ve vazifelerini tayin etmeğe  daha çok yer ayırmaktadır.” Aynı sahife, 29. satırda: “Eserin esasını teşkil  eden kâmil insan mefhumu ve tarifi yanında daha birçok faziletler vardır &#8230;”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tarih çalışmaları</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eski dil araştırmaları dolayısiyle rahmetli tarih çalışmalarına da katılmış, bu  alanda, uzun ve yorucu olan Vekayi (Bâbür’ün Hâtıratı) tercümesini  hazırlamıştır, önsözünden ve notlarından anlaşılacağı üzere, bu eserin tarihi  üzerindeki kaynak bilgilerinin en önemlisi, eserin arkasına eklenmiş 100  sahifeye yakın notlarıdır. Bundan başka da işlenmesi gereken birçok kaynakları  göstermiştir. Meselâ Bâbür yayınımdaki” notlarda s. 573’de : “Eserin Hindistan’a  ait kısmında birçok nebat ve hayvan isimlerinin karşılıkları üzerinde, bu  hususları daha iyi tetkik etmek imkânını bulan şahıslar tarafından, büyük bir  emekle çalışılmıştır; bunların neticeleri de buraya kısaca alınmıştır.”  demektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İslâm Ansiklopedisi’nde de tarihle ilgili çeşitli makaleleri vardır. Tarih  üzerinde harcadığı zaman ve İslâm Ansiklopedisinin teknik işleri, onu yıllarca  yorduğu gibi, daha verimli dil çalışmaları yapmasına da mâni olmuş ve çalışma  gücünü zayıflatmıştır. Şüphesiz, tarih konusuna bu kadar girmese ya da  dolayısiyle ilgilenmese idi, dil alanında daha da çok feyizli eserler meydana  getirmiş olurdu. Aslında merhumun İslâm Ansiklopedisi ile uğraşması ve bazı  tarihî yazılar kaleme alması, bir dilci olarak mütalâa edilirse, dil üzerinde bu  kadar iş dururken heder olmuş bir zaman sayılabileceği gibi, kendisini de boşu  boşuna yormuş ve hayatını kısaltmıştır. Tarihçilerin dille yakından meşgul olan  kimselere ihtiyaç duymaları, kendisinin de memleketinin boşluklarını doldurmak  için çabalaması, sağlığının fazla bozulmasına sebep olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rahmeti Bey, tarih metodu görmüş bir tarihçi değildi. Her dilcinin, bilhassa  eski dille uğraşan kimselerin tarih ile de ilgilenmemesi imkânsızdır, İslâm  Ansiklopedisi’ndeki tarihî yazıları, bir bakıma ana hatları çizilmiş, meseleleri  çözülmüş olan fakat titiz ve tam olmayan yazıları bazı yeni bilgilerle  doldurmak, tamamlamaktan ibarettir. O, böylece, filolojinin metod ve bilgilerini  buraya da tatbik etmiş bir yazardı, demek gerekiyor. Bunun bir başka yönü daha  var : Dil çalışmaları ne kadar verimli olursa olsun, tekniği son derece zor olan  yorucu ve yıpratıcı bir iştir. Bu yüzden Rahmeti Bey de biraz dağılmak ve başka  işler içinde dinlenmek istemiş olacaktır. Bunu da devamlı çalışan bir kafa  işçisi için tabiî görmek gerekiyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çalışma Usulü</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rahmeti Bey, öğretim alanında W. Bang’ın usulüne göre, Türk dilbilgisinin  temelini teşkil eden 3 lehçe grubu üzerinden hareket ederek uygurca, bunun  devamı olan Tarançı ağzı -yani Doğu türkçesini eski dile en yakın bağla bağlayan  ağız- ve Kıpçak grubundan da kazakça dersleri vermiştir. Tabiî bu 3 büyük grup  yanında, Türkiye türkçesinin çeşitli cephelerini, talebe ve arkadaşları  üzerlerine almışlardır. Böylece o, türkolojinin metodik bilgilerini mukayeseli  olarak Türkiye üniversitelerine getirmiş bulunuyordu. Öğretim alanında talebeye  yaptırdığı tezlerin de hatırı sayılır bir yekûn tuttuğunu ve ileride bunların  basılmasının da faydalı olacağını kaydedelim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye’deki yayımlar ve çalışmalar göz önünde tutularak genişçe ele alınmış  olan Atebetü’l-hakayık’ın notları bilhassa öğreticilik bakımından değerlidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tam işlenmemiş olan malzemeyi kendi çalışmalarında mukayese için dahi kullanmak  istememiştir. Bu hususta Atebetü’l-hakayık’ın önsözünde (s. 4) şöyle demektedir  : “Atebetü’l-hakayık ile Kutadgu Bilig’in bilhassa aynı mevzuları ihtivâ ve  birbirine çok yakından temas eden kısımlarının mukayesesi ve bunun için  hazırlanmış olan malzemenin buraya eklenmesi belki faydalı olurdu. Fakat bu  mukayesede esâs olması icâb eden Kutadgu Bilig tamamiyle işlenmeden, böyle bir  teşebbüsün bir çok eksik tarafları kalacağı düşünülerek, bu işin başka bir  fırsata bırakılması daha uygun görülmüştür.” Vekayi’nin önsözünde, bir dilci  olarak esas metni veremediğinden duyduğu üzüntüyü ifade etmektedir. Bu eserin  metin yayımının elzem olduğunu ayrıca kaydetmesi de, yarım işten ne kadar  hoşlanmadığını gösterir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Devrimizin icabı olarak türlü şekillerde kendini gösteren “dil devrimi”, “dil  arınması” ve buna dair söylenen ve yazılanlara karşı kayıtsız ve seyirci kalmış,  aslında dilin temizlenmesine çok taraftar olduğu halde, uygulanan usûlü  beğenmediği için bu işlerden uzak kalmayı tercih etmiştir. Kendi dili de orta  bir tutumdadır; ne tam türkçe ne de büsbütün yabancı unsurlarla karışmış bir  durumdadır. O, hiçbir zaman, yüzlerce yıl kullanılan ve mücerret ifade için  gereken arapça sözcük ve tâbirlerden vazgeçmemiştir. Hiç bir şekilde gelişigüzel  kelime uydurmağı kabul etmezdi. Tam ölçüp biçmeden ve dil kanunlarına sığmayan  sözcük ve teşkilleri ortaya atmak, onun için akıl almaz işlerdendi. Son  yıllarda, yazılarımızda kullandığımız bazı yeni sözcükleri hiç de beğenmez,  bunlara çıkışırdı. Bizlere : “Siz Ankaralılar “önem” diye bir söz  tutturmuşsunuz, önem, önem! önem ne demektir? Önem’in olması için sonam’ın da  olması gerekir, böyle bir kelime Türkçe’de yoktur” diyerek, bunu parallelismus  kaidelerine göre bir sisteme bağlamak istiyordu. Ben YUDAHİN’in Kırgız  Sözlüğü’nü çıkarıp önüm: ‘büyüme, neşvünema bulma, önümdü : ‘verimli’  sözcüklerini gösterdim. O da “Bunu bilen nerde! Bu sadece ön kelimesinden  yapılmıştır” dedi. Ben ise, bâzı tutunabilen, teşkil bakımından da yanlış  olmayan, halk tarafından benimsenmiş bulanan ve diğer lehçelerde bilinen kelime  yapma usûlünü zararlı bulmuyordum. Bunun gibi ıstılah yapma işlerine de asla  müsamahalı davranmaz, bunlar için de uzun ve titiz çalışmaların sonunda ancak  bir neticeye varmanın mümkün olacağını, akıp giden hayatî ihtiyaçları göz önünde  tutarak yapılan yarım işlerin faydasız olduğunu düşünürdü. “Gramer Istılahları  Hakkında” (Türk Dili, sayı : 44) başlıklı yazısında Türkçe grameri konusunda  şunları söylemektedir : “Türkçe grameri bahis mevzuu olduğu vakit şu üç noktanın  göz önünde bulundurulması lâzımdır: 1. Gramerin esasını teşkil eden Türkçe  malzeme, 2. Türk muhitinin şimdiye kadar mensup bulunduğu şark kültür muhiti ve  3. Türk muhitinin benimsemiş olduğu ilim ve medeniyet dünyasını içine alan garp  muhiti. Bunların hiçbirinden tamamiyle vaz geçmek mümkün olmadığına göre,  ağırlık merkezini Türk dili bünyesinde toplamak üzere diğer ikisini  birleştirmekten başka bir yol yoktur.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aynı yazıda ıstılah konusunda da şunları söylüyor : “ıstılah sistemi bahis  mevzuu olduğu zaman, bunun, ifade edilmek istenilen mefhumun hususiyetine ve bu  hususiyetin o dildeki tasavvuruna aykırı olmamak şartı ile, mevcut ıstılah  sistemlerinden birinden doğrudan doğruya tercümesi de mümkündür”. Yine aynı  yazıya ıstılah konusunda şunları ilâve ediyor : “Bu işin kolay olmadığını ve  asırların ihmal ettiği bir sahanın bütün eksikliklerinin birden  doldurulamıyacağını biliyoruz. Fakat doğru yolu buluncaya kadar bu işte muvaffak  olamıyacağımızı söylemek de nihayet bir arkadaşlık vazifesi olduğu gibi, bu  kadar uzun senelerin tecrübesinden sonra bunu açıkça itiraf etmek, dilimize  karşı da millî bir borçtur”.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sözlerimi, ölümün yalnız maddî bir ayrılma olduğunu göz önünde tutarak,  çalışmalariyle aramızda her zaman yaşayacak olan arkadaşımız için, kendisinin  çok sevdiği Kutadgu Bilig’den alınmış şu vecizelerle bitireceğim :</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kişi mengü bolmaz bu mengü atı Anın mengü kaldı bu edgü atı Özüng mengü ermez  atıng mengü ol Atıng mengü bolsa özüng mengü ol(1) (1) KB R : Kutadgu Bilig,  Reşid Rahmeti Arat neşri, istanbul, 1947 Metin; tercüme 1959, Ankara. İnsan  ebedî değildir, ebedî olan-onun adıdır; iyi kimselerin adı bunun için ebedî  kalmıştır. Kendin ebedî değilsin, adın ebedîdir; adın ebedî olursa, kendin de  ebedî olursun. KB R 228, 229</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İstanbul Üniversitesi Eski Türk Dili Kürsüsü Ordinaryüs Profesörü Dr. Abdürreşid  Rahmeti Arat, birkaç yıldan beri ayakta geçirmekte olduğu kalb hastalığından  kurtulamayarak, ancak bir gün yatakta kaldıktan sonra, beklenmedik bir zamanda  aramızdan ayrılmış bulunuyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Merhum, 1933’de ıslah edilip yeniden kurulmuş olan İstanbul Üniversitesi’ne,  vazifede bulunduğu Berlin Üniversitesi’nden ve Prusya ilimler Akademisi’nden  Türk Dili öğretimi için çağrılmıştı. O, böylece, bağlı bulunduğu ilim metodu  uyarınca, Türkiye ilim çevresine ilk olarak karşılaştırmalı Türk Dili öğretimini  getirmiş ve bu alanda değerli eserler vererek metodun uygulanmasında muvaffak  olmuş olan bir türkiyatçı idi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ölümü yalnız memleketimiz için değil, türkiyat ilmi için de dünya çapında büyük  bir kayıptır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">(1) Bu rüyaya benzeyen hayat, farkına varılmadan geçer; gerek bey, gerek kul,  bir daha gelmemek üzere gider. KB R 1396, Belleten C. XXIX, 12</font></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font> <font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700"><font color="#808080">|</font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> » Biyografiler &#8211; Kim Kimdir Sayfasına Dön! «</a><font color="#c0c0c0"> </font> <font color="#808080">|</font></span></font></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 8pt"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografiler</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Yaşam Öyküleri</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Kim Kimdir?</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Biyografi/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Reşit Rahmeti Arat – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
