<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Resit Rahmeti Arat | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/resit-rahmeti-arat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Apr 2008 19:20:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Reşit Rahmeti Arat &#8211; (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kim Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[R]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Resit Rahmeti Arat]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Rahmeti Arat Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Rahmeti Arat Kimdir Hayatı Biyografi Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şairlerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatçıların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlülerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarların Biyografileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reşit Rahmeti Arat (Hayatı &#8211; Biyografisi) Aslen Kazanlı olan R. Rahmeti Arat, Kazan’a yakın bir köyde, Eski Ücüm’de, İsmetullah adlı bir baba ile Mahbeder adlı anneden 1900 yılının 15 mayısında dünyaya gelmiştir, ilk mektebi mahallî şartlara göre kendi köyünde tamamladıktan sonra, bir amcası tarafından bugünkü Kazakistan’ın Kızılyar (Peterpavel) şehrine götürülmüş, orada ilk önce, bu yüzyılın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Reşit Rahmeti Arat – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#0099cc"><strong><span style="font-size: 22pt"> Reşit Rahmeti Arat<br />
</span></strong></font> <font color="#c0c0c0"><span style="font-size: 8pt; font-weight: 700">(Hayatı &#8211;  Biyografisi)</span></font></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aslen Kazanlı olan R.  Rahmeti Arat, Kazan’a yakın bir köyde, Eski Ücüm’de, İsmetullah adlı bir baba  ile Mahbeder adlı anneden 1900 yılının 15 mayısında dünyaya gelmiştir, ilk  mektebi mahallî şartlara göre kendi köyünde tamamladıktan sonra, bir amcası  tarafından bugünkü Kazakistan’ın Kızılyar (Peterpavel) şehrine götürülmüş, orada  ilk önce, bu yüzyılın başından beri yeni metodla çalışan Türk-Tatar mektebinde,  sonra da hususî bir hazırlık ile rusça öğrenip Rus gimnaziyumunda (o zamanki  nesil gibi bir taraftan da Türk -Tatar mektebine giderek) tahsilini devam  ettirmiştir. Son sınıfa geldiği günlerde, komünist rejiminin ilerlemesini  önlemek maksadiyle baş kaldıran Amiral Kolçak ordusuna mekteplerden de gençler  alınmıştı. Bu cümleden Rahmeti Bey de önce askerî eğitim kurslarına, sonra da  cepheye gönderilmiştir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kolçak ordusu yenilip dağıldığı zaman Rahmeti Bey yaralı  olarak Mançurya’nın Harbin şehrine gitmiştir. Harbin şehrinde eskiden beri  yerleşmiş olan Türk-Tatar aileleri bulunduğundan, bunların imamları, mektepleri  ve cemiyetleri vardı. Bunlara kafileler halinde gelen her türlü tabakadan  ihtilâl muhacirleri de katılarak cemiyet hayatı canlanıp genişlemiştir. Rahmeti  Bey, burada gençlerle birlikte yararlı çalışmalarda bulunmuş, kendisini  sevdirmiş, 1921’de yarıda kalan gimnaziyumu tamamlayarak 1922’de yüksek  öğrenimini yapmak üzere Almanya’ya gitmeğe muvaffak olmuştur. Harbin’de ve  Berlin’de bulunduğu süre içinde, Harbin imamı İnayet Ahmedî Bey’den maddî ve  mânevi yardım görmüştür. Gençlik teşkilâtlarında birlikte çalıştığı gençlik  arkadaşı Hüseyin Abdüş Bey de, her hususta ona destek olmuştur. Berlin’deki  öğrenimi böylece, dışarıdan alınan cüz’î bir yardım ile ve bir haylî ağır maddî  şartlar altında, kendi çalışmalariyle ilerleyebilmiş, çalışkan, dürüst bir  öğrenci olarak kendisini tanıtabildiğinden hocalarının da dikkatini çekmiş, iş  bulmakta onlardan yardım görmüştür.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><!--adsense#reklam_250x250--></td>
</tr>
</table>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu esnada, Birinci Dünya Harbi ve Rus ihtilâlinden sonra, Berlin’e, Rus  boyunduruğu altında kalmış olan Türk ülkelerinden, Türkistan, İdil-Ural ve  Azerbaycan’dan da türlü yollarla gelen muhacir gençler vardı ve bunlar  mekteplere yerleşmek üzere idiler, iyi bir tesadüf eseri olarak Lehistan  Tatarlarından Yakup Bey Şinkeviç de daha önce Berlin’e gelip öğrenime başlamış  ve büyük türkolog W. Bang’ın öğrencisi olmuştu. O, kendisinin şevkle çalıştığı  Türk dili sahasına Rahmeti Bey’i de celbetti. W. Bang, o güne kadar meydana  getirdiği türkçeye dair birçok eserleriyle tanındığından, Turfan kazılarından  gelen malzemeyi işlemek için de en münasip bir ilim adamı olarak kabul edilmiş  ve böylece 1920’de Berlin Üniversitesine çağrılmıştı. Bir talih eseri olarak  Rahmeti Bey için de bu büyük bir fırsattı. Daha küçük yaşta aile yuvasından  ayrılmış ve cemiyet meselelerine alışmış olan merhum, bütün varlığiyle kendisini  bu millî işe vakfetti. Yoksa, yabancı memleketlerde belirli bir destek olmadan  tahsile devam etmek için yalnız enerji ve zekâ kâfi gelmez. Bunun için çalışma  hevesini besleyecek büyük ideale ve imana ihtiyaç vardı. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Genç Rahmeti bu imanı  kendisinde bulmuştu. Kısa zamanda kendisinin seciyesini tanıtarak yüksek ilim  adamları arasına katılmış, yalnız tahsille kalmamış, ilmî araştırma sahasına da  girebilmişti. Berlin ilimler Akademisi’nde yığılı duran bir sürü yazı malzemesi  içindeki eski Türk kültürüne dair Uygur, Mâni ve diğer yazılarla yazılmış  yazmaların tasnifi için diğer birkaç Alman bilginiyle beraber (bu cümleden A. v.  Gabain) Rahmeti Bey de görevlendirildi. Teknik işler yanında bu yazma eserlerin  araştırılmasına ve işlenmesine de koyuldu. W. Bang gibi üstün olgunlukta bir  ilim adamiyle çalışabilmek ve her gün onun yanında yardımcı olabilmek Rahmeti  Beyi zamanla daha çok ilerletmiş ve Avrupa’nın XIX. yüzyılda zirvesine ulaşmış  olduğu titiz çalışma metoduna vâkıf olmasına yardım etmiştir. Gecesini gündüzüne  katıp çalışan Rahmeti Bey, Berlin Üniversitesini 1927’de bitirdiği zaman yalnız  bir doktora çalışmasiyle ortaya çıkmadı. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Akademi yayımları arasında yer alan  Uygur metinlerini de baskıya hazır şekle sokmuş bulunuyordu. Bu gibi eserlerin  ne kadar zorlukla, titizlikle işlendiğini, ne kadar büyük bir dikkat sarfetmek  gerektiğini ancak bu mesleği yakından tanıyanlar takdir edebilirler, öğrenimini  bitirir bitirmez Berlin Üniversitesi’nin Şark Dilleri Semineri Kazan lehçesi  rektörlüğüne alınmıştır. Böylece, ilmî çalışmaları arasına öğretim görevi de  girmişti. O, titiz çalışmalariyle, yaşı ilerilemekte olan hocamız Bang’ın tabiî  bir halefi olarak belirmişse de, yabancı oluşu buna mâni oluyordu. Fakat kader  ona daha büyük kapıyı açmıştı. Atatürk’ün bir çok yenilikleri arasına millî  kültür ve dil dâvası da giriyordu. O zamanın Maarif Vekili Reşit Galip Bey  tarafından “Uygurcayı su gibi bilen” genç âlim Rahmeti Bey de çağrılmıştı,  İstanbul’a geldiği zaman “Uygur Tababetine Dair” iki fasiküllük bir eseri ve  Oğuz Kağan Destanı ve Türkische Turfantexte VI (W. Bang, A. von Gabain’le  birlikte) adlı eserleri Akademi neşriyatı olarak yayımlanmış, ayrıca birkaç ilmî  mecmuada yazıları çıkmış olan tanınmış bir türkologdu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hayatı son derece muntazam geçmiştir. Başarılarında ve verimli çalışabilmesinde  şüphesiz düzenli aile hayatının etkisi büyüktür. Tıp öğrenimi yapmak için Uzak  Doğu’dan kendisiyle beraber Berlin’e gelen Rabia Hanım ile, ikisinin de  tahsilleri tamamlanmak üzere iken, 1927’de evlenmişlerdi. Rabia Hanım Perm’li  bir tüccarın tek kızıydı, iyi bir terbiye ve ihtimamla yetiştirilmiş olan  kızlarına iyi bir tahsil de gördürmek isteyen ana-babası, onu Rus gimnaziyumunda  okutmuşlar ve ihtilâlden sonraki kargaşalıktan kurtarmak için Sibirya  şehirlerinden birine tıp öğrenimine göndermişlerdi. Komünistlerin oraya da  sarkmaları üzerine, bu genç kız da bir kafile ile birlikte Uzak Doğu’nun Harbin  şehrine gitmiştir. Orada Rahmeti Bey’le tanışmış ve beraberce Berlin’e  gitmişlerdir. Önce anne ve babası, bir daha görüşülmeyecek kadar uzak ülkelere,  Almanya’ya gitmesine razı olmamışlar, fakat sonradan babası: “Anne müsaade etti”  diye telgraf çekmiş ve bir daha anne-baba ile görüşememek üzere böylece o da,  tam izinli olarak Avrupa’ya gidebilmiştir. Rabia Hanım tahsilini tamamlar  tamamlamaz Berlin’de hastahanelerde çalışmağa başlamış, ağır şartlar altında  geçen öğrencilik devreleri çabuk unutulmuş, hayatları düzene girmişti. Bu  evliliklerinden iki kızları dünyaya gelmiştir. Her ikisi de evlidir ve üç  çocukları vardır. Rabia Hanım, Rahmeti Bey’in muntazam çalışabilmesi için her  fedakârlığa katlanmış, ona iyi bir hayat arkadaşı olmuştur. Değerlerin  derecesini ölçüp biçmesini bilen bu hanım, Rahmeti Bey’in gerçek değerler  üzerinde çalışabilen ve pek az yetişen bir meslek adamı olduğunu, o mesleğin,  kültür ve cemiyetin selâmeti bakımından, kendi mesleğinden daha üstün olduğunu  kavrayacak kabiliyette idi. Türkiye’ye geldikten sonra, bir süre çeşitli  yerlerde doktorluk yapmışsa da sonradan çocuklarının annesi ve hayat arkadaşının  desteği olmak üzere, mesleğini terk etmişti. Son yıllarda, Rahmeti Bey’i  yolculuklarında yalnız bırakmamak için Anadolu gezilerine onunla beraber  giderdi. Rahmeti Bey de onun sonsuz fedakârlığını biliyordu ve minnettardı.  Kutadgu Bilig’in tercümesini Rabia Hanım’a ithaf etmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tab’an sakin, çekingen, oldukça mahcup bir insandı. Kendi yağıyla kavrulup,  kendini her felâketten kurtaran insanlarda olan derin bir ciddiyet, hassasiyet  ve ketumluk, onun tabiatının biribirinden ayrılmaz vasıflarındandı. Hiçbir zaman  düşünmeden, gürültülü konuşmaz, kendisi lüzumsuz yere gülmediği gibi,  başkalarını da sudan lâflarla alaylı bir şekilde güldürmezdi. Bir şey sorulduğu  zaman da Rahmeti Bey’in derhal cevap verdiğini hatırlamıyorum. O, her zaman önce  düşünür, sonra kaçamaklı bir cevap verir, bir hayli konuştuktan sonra asıl  düşündüğünü ortaya koyardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Meslek icabı çalışmalarındaki titizliği, gayet tabiî olarak devamlı ve  istirahatsiz bir didinmeyi gerektiriyordu. Bu yüzden, yaz aylarında bile,  Yeşilköy’deki yazlık evinde oturduğu halde, devamlı çalışır; ancak bir yarım gün  kadar istirahat eder ve denize girip çıkar, öğleden sonraları cehennem gibi  yanan şehre gidip işiyle uğraşırdı. Üniversiteye çok yakın bir yerde, oldukça  dar olan bir ev satın almışlardı; onun alt katına da gece yarılarına kadar  çalıştığı kütüphanesi yerleştirilmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsan olarak vazifeşinas, halk ve millet uğrunda her hizmete hazır oluşu  yanında, geldiği memleketin büyük acılar içindeki halkının yaşaması için  bağlandığı türkçülük idealini o, taşkın çıkışlardan sıyırmak üzere, her zaman  ilim ve kültür alanına sokmağa muvaffak olmuştur, demek yanlış olmaz. “Türk  şivelerinin tasnifi” başlığı altında lehçe tasniflerini topladığı yazısında,  Türk lehçelerinin ilmen gerçekten birbirine çok yakın olduğunu göstererek, bu  şuuru aşılamağa çalışmıştır. Bu “şive” tâbiri Türkiye türkçesine göre yanlış  olduğu için tepki yaratmış, çok tenkid edilmiştir. Gerçekte bu tâbir onun değil,  ilk türkiyatçılardan olan ve sonradan pantürkistlik isnadiyle Ruslar tarafından  öldürülen Kırımlı Bekir Çobanzade’nin daha önce kullandığı bir tâbirdi. (Bkz.  Türk-Tatar Diyalektolojisi, Bakû, 1927)*.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* Bekir Çobanzade için bkz. A. Battal Taymas : Kırımlı Bekir Çobanzade’nin  Şiirleri (Türkiyat Mecmuası XII, 1955).</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çalışmaları</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çalışmalarını ilmî bir tasnife tâbi tutmak gerekirse şu şekilde gösterebiliriz :</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Avrupa’da uygurca üzerindeki çözümlü metin yayımları, 2) Bunların devamı  olarak Türkiye kütüphanelerinden bulup çıkardığı uygur harfleri ile yazılmış  metinlerin çözüm ve yayımları, 3) Kutadgu Bilig, Atebetü’l-hakayık ve Eski Türk  Şiiri, 4) Türk yazı dilinin tarihî inkişafına dair makale ve bildirileri, 5)  Tarih çalışmaları, 6) İslâm Ansiklopedisi’ndeki yazıları ve yönetimi, 7) Öğretim  maksadiyle yazılmış yazıları.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nazarî çalışmalarının en iyisi doktora tezi olarak hazırladığı “Die Hilfsverben  und Verbaladverbien im Altaischen” (Ungarische Jahrbücher Bd VIII &#8211; 1-4, Berlin  1928) dir. Bu eser, Avrupa’nın göbeğinde, Berlin Üniversitesi’nde Türk diline  dair Yakup ŞİNKEVİÇ’in Rabğûzi’nin Sintaksı adlı doktora tezinden sonra ikinci  olarak verilen önemli bir tezdi. Eserin konusu, Altayca’da yardımcı fiiller ve  zarf -fiiller olmasına rağmen, burada diğer bütün Türk ağızları karşılaştırmalı  bir şekilde ele alınmış ve bilhassa uygurcaya ve kendi ana dili olan Kazan  lehçesine geniş ve aydınlatıcı yer verilmiştir. Eserin ilmî değeri de Türk dili  araştırmaları için temel çalışmaların gerektirdiği yüksek seviyededir.  Türkiye’deki çalışmalarından, İstanbul kütüphanelerinden bulup çıkardığı bazı  uygurca yazılmış yazılar üzerindeki yayımları, Avrupa’daki Uygur metinleri  çalışmalarına eşitti ve daha az önemde değildi. O, bunlarla, Anadolu’yu  fethetmiş olan Türklerin Uygur yazısını bildiklerini ve kullandıklarını ve bu  yazı sisteminin alfabesinin bazı kütüphanelerde bulunduğunu, Kâşgarlı’nın Divanü  Lûgati’t-türk’ünde geçen alfabe sırasına göre tanzim edildiğini ve Fatih Sultan  Mehmed’in bir yarlığını Uygur harfleriyle kaleme aldığını veya yazdırdığını  ortaya koymuştur. “Uygur Alfabesi” ve “Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı” başlıklı  etüdleri bu bakımdan dikkati çeken yazılardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Istılah buhranı içinde bulunduğumuz şu günlerde, tarihî bakımdan hiçbir zaman  önemini yitirmeyecek olan Uygurların ıstılah yapma usulünü de rahmetli Türkiyat  Mecmuası VII-VIII (1942) de “Uy-gurlarda Istılahlara Dair” adiyle işleyip ortaya  koymuştur. Uygurca üzerindeki çalışmalarının sonuncusu da tamamlanmış ve baskıya  verilmiş olan “En Eski Türk Şiiri” dir. Bununla o, Türk Edebiyatının başlangıç  safhasını öğrenmek için bir kaynak açmış oluyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Son yıllarda bütün Anadolu kütüphanelerini dolaşarak, arap harfleriyle yazılmış  olan eski eserleri araştırıyor ve bunların kronolojik sırasını aydınlatmak için  bir katalog hazırlamak istiyordu. Bu çalışmalarına ait notların tamamlanmamış  yazıları arasında bulunacağını umuyorum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Uygurca metinlerin yayımları, eski kaynakların verdiği bilgilerin değerli  sonuçları her bakımdan büyük bir malzeme topluluğu olan Kutadgu Bilig üzerine W.  Bang’la beraber ve onun da ilgisini, çekmişti. Turfan kazılarından çıkmış Eski  Türk yazı malzemesi ilim alanının türlü kıymetleri tarafından ahenkli ve metodlu  bir şekilde işlenip kısa zamanda Türk dili bilgisini çok yüksek bir seviyeye  ulaştıracak duruma getirilmişti. W. Bang’ın diller üzerindeki geniş bilgisi,  çoktandır meşgul olduğu Türk diline metodik görüş ile çalışma çığırı açtıktan  sonra Kutadgu Bilig’e de sıra gelmişti. K. B. o güne kadar W. Radloff ve H.  Vambery tarafından ele alınmış ise de, bu eserin değeri ile mütenasip  olmadıklarından, o henüz işlenmiş ve hattâ yayımlanmış sayılamazdı. Artık onun  dili çözülecek duruma gelmişti, fakat bu büyük eserin ağır teknik işi vardı.  Rahmeti Bey bu işi üzerine aldı. Kutadgu Bilig onun, uğrunda bütün ömrünü  harcadığı bir çalışma oldu ve “Giriş” teki açıklamaları, onun ağır teknik işinin  bir mükâfatı olmuştur. O, bugüne kadar bu eser hakkında söylenenleri bir tarafa  atarak yeni fikirler ortaya koymuş, bu devire nüfuz etmeğe çalışmıştır. Şöyle  ki, dördüncü bir tip olan Odğurmuş’u bu güne kadar kabul edildiği gibi “kanaat”  in değil de “akıbet” in mümessili olarak tanıtmıştır. Üstelik kendisinden önce  umumiyetle bir nasihat kitabı ve devlet teşkilatı ile ilgili olarak kabul edilen  bu eseri, Rahmeti Bey*, kâmil bir insanın nasıl olması gerektiğini öğreten bir  eser olarak kabul etmiştir. Şüphesiz türlü fikirlerle dolu olan bu eser  hakkında, son sözü söylemek henüz mümkün değildir. Fakat o bu eseri araştırmağa  imkân verecek bir şekilde çözerek yayımlamıştır. Her halde bundan sonra da bu  konular üzerinde diğer bilim adamları tarafından aydınlatıcı fikirler ortaya  atılır. Bugün için Kutadgu Bilig’in önemli bir teknik eksiği, onun gramer  bölümünün ve sözlüğünün kendisi tarafından yapılmamış olmasıdır. Bıraktığı evrak  içinde ancak Kutadgu Bilig’in sözlük kısmına dair A, B harflerini içine alan  malzemenin işlenmiş olduğu anlaşılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kutadgu Bilig’den sonra Atebetü’l-hakayık yayımını hazırlamıştır. Berlin  Akademisinde Atebetü’l-hakayık’a dair bir dörtlük ihtiva eden bir sahife bulmuş  ve bilhassa bundan sonra bu işi yapmağa heves etmiştir. Bu eserin bu güne kadar  kullanılagelen Gaybetü’l-hakayık, Hibetü’l-hakayık adlarını da merhum dikkatle  çözerek Atebetü’l-hakayık olarak okumağı tercih etmiş ve bunu (s. 9 da) nüsha  farklarını ve kelimenin mânasını göz önünde tutarak inandırıcı bir şekilde ispat  etmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türlü kongrelerde okuduğu bildirilerde o, hiçbir zaman yeni bir şey ortaya  atmamış, devamlı şekilde Türk dili araştırmalarının temelini nelerin  kurabileceği fikri üzerinde durmuştur. Buna misal olarak : Türk Dilinin İnkişafı  (III. Tarih Kongresi Tebliğleri, 1943, Basılışı : 1948), Anadolu’da Yazı Dilinin  Tarihî İnkişafına Dair (V. Türk Tarih Kongresi Tebliğleri, 1956, s. 225-232),  Uygur Devri Türkçesi (İkinci Türk Dil Kurultayı, 1934) başlıklı yazılarını  gösterebiliriz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Diğer yazı ve eserlerinde merhum, her zamanki titizliği ile, temel olarak daima  eski dil üzerinde önemle durmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atebetü’l-hakayık’ın önsözünde: “Ayrı Türk muhitlerinde vücuda gelmiş olan yazı  dillerinin, muayyen şartlar dahilinde, eski yazı dilinden inkişaf etmiş olduğuna  ve bunların tetkikinde de Uygur devri malzemesinin göz önünde tutulması lâzım  geldiğine işaret etmiştim (bk. III. Türk Tarih Kongresi, T.T.K., IX. seri, nr.  3, Ankara, 1948, s. 598-611). Türk dil bilgisi sahasında o zamandan beri  yapılmış olan araştırmalar, bu fikirleri te’yit edecek bir çok malzeme vermiş  olduğu gibi, Atebetü’l-hakayık’ta da bu hususta bir çok misâller bulmak  mümkündür. Türk Yazı dilinin tarihî inkişafındaki bütün noktaların tamamiyle  aydınlatılabilmesi için, tabi’î, daha bir çok eserlerin plânlı bir şekilde  incelenmesi zarurîdir. Fakat bugün bir noktaya emniyetle işaret edebiliriz ki, o  da eski eserlerin tetkikinde Brockelmann, Samoyloviç v. b. tarafından tatbik  edilmek istenilen usûlün yanlış olduğu ve bu usûl ile müspet bir netice elde  edilemeyeceğinin artık anlaşılmış bulunmasıdır.” demiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">* Kutadgu Bilig (Metin) XXI s. 19 satırda :</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Yusuf’un eseri ilk bakışta doğrudan doğruya devlet teşkilâtı ile alâkadar  görünürse de, şair eserinde, tecrübenin verdiği bir olgunlukla, cemiyeti teşkil  eden fertler ile bunların cemiyet içindeki mevki ve vazifelerini tayin etmeğe  daha çok yer ayırmaktadır.” Aynı sahife, 29. satırda: “Eserin esasını teşkil  eden kâmil insan mefhumu ve tarifi yanında daha birçok faziletler vardır &#8230;”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tarih çalışmaları</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eski dil araştırmaları dolayısiyle rahmetli tarih çalışmalarına da katılmış, bu  alanda, uzun ve yorucu olan Vekayi (Bâbür’ün Hâtıratı) tercümesini  hazırlamıştır, önsözünden ve notlarından anlaşılacağı üzere, bu eserin tarihi  üzerindeki kaynak bilgilerinin en önemlisi, eserin arkasına eklenmiş 100  sahifeye yakın notlarıdır. Bundan başka da işlenmesi gereken birçok kaynakları  göstermiştir. Meselâ Bâbür yayınımdaki” notlarda s. 573’de : “Eserin Hindistan’a  ait kısmında birçok nebat ve hayvan isimlerinin karşılıkları üzerinde, bu  hususları daha iyi tetkik etmek imkânını bulan şahıslar tarafından, büyük bir  emekle çalışılmıştır; bunların neticeleri de buraya kısaca alınmıştır.”  demektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İslâm Ansiklopedisi’nde de tarihle ilgili çeşitli makaleleri vardır. Tarih  üzerinde harcadığı zaman ve İslâm Ansiklopedisinin teknik işleri, onu yıllarca  yorduğu gibi, daha verimli dil çalışmaları yapmasına da mâni olmuş ve çalışma  gücünü zayıflatmıştır. Şüphesiz, tarih konusuna bu kadar girmese ya da  dolayısiyle ilgilenmese idi, dil alanında daha da çok feyizli eserler meydana  getirmiş olurdu. Aslında merhumun İslâm Ansiklopedisi ile uğraşması ve bazı  tarihî yazılar kaleme alması, bir dilci olarak mütalâa edilirse, dil üzerinde bu  kadar iş dururken heder olmuş bir zaman sayılabileceği gibi, kendisini de boşu  boşuna yormuş ve hayatını kısaltmıştır. Tarihçilerin dille yakından meşgul olan  kimselere ihtiyaç duymaları, kendisinin de memleketinin boşluklarını doldurmak  için çabalaması, sağlığının fazla bozulmasına sebep olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rahmeti Bey, tarih metodu görmüş bir tarihçi değildi. Her dilcinin, bilhassa  eski dille uğraşan kimselerin tarih ile de ilgilenmemesi imkânsızdır, İslâm  Ansiklopedisi’ndeki tarihî yazıları, bir bakıma ana hatları çizilmiş, meseleleri  çözülmüş olan fakat titiz ve tam olmayan yazıları bazı yeni bilgilerle  doldurmak, tamamlamaktan ibarettir. O, böylece, filolojinin metod ve bilgilerini  buraya da tatbik etmiş bir yazardı, demek gerekiyor. Bunun bir başka yönü daha  var : Dil çalışmaları ne kadar verimli olursa olsun, tekniği son derece zor olan  yorucu ve yıpratıcı bir iştir. Bu yüzden Rahmeti Bey de biraz dağılmak ve başka  işler içinde dinlenmek istemiş olacaktır. Bunu da devamlı çalışan bir kafa  işçisi için tabiî görmek gerekiyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çalışma Usulü</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rahmeti Bey, öğretim alanında W. Bang’ın usulüne göre, Türk dilbilgisinin  temelini teşkil eden 3 lehçe grubu üzerinden hareket ederek uygurca, bunun  devamı olan Tarançı ağzı -yani Doğu türkçesini eski dile en yakın bağla bağlayan  ağız- ve Kıpçak grubundan da kazakça dersleri vermiştir. Tabiî bu 3 büyük grup  yanında, Türkiye türkçesinin çeşitli cephelerini, talebe ve arkadaşları  üzerlerine almışlardır. Böylece o, türkolojinin metodik bilgilerini mukayeseli  olarak Türkiye üniversitelerine getirmiş bulunuyordu. Öğretim alanında talebeye  yaptırdığı tezlerin de hatırı sayılır bir yekûn tuttuğunu ve ileride bunların  basılmasının da faydalı olacağını kaydedelim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye’deki yayımlar ve çalışmalar göz önünde tutularak genişçe ele alınmış  olan Atebetü’l-hakayık’ın notları bilhassa öğreticilik bakımından değerlidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tam işlenmemiş olan malzemeyi kendi çalışmalarında mukayese için dahi kullanmak  istememiştir. Bu hususta Atebetü’l-hakayık’ın önsözünde (s. 4) şöyle demektedir  : “Atebetü’l-hakayık ile Kutadgu Bilig’in bilhassa aynı mevzuları ihtivâ ve  birbirine çok yakından temas eden kısımlarının mukayesesi ve bunun için  hazırlanmış olan malzemenin buraya eklenmesi belki faydalı olurdu. Fakat bu  mukayesede esâs olması icâb eden Kutadgu Bilig tamamiyle işlenmeden, böyle bir  teşebbüsün bir çok eksik tarafları kalacağı düşünülerek, bu işin başka bir  fırsata bırakılması daha uygun görülmüştür.” Vekayi’nin önsözünde, bir dilci  olarak esas metni veremediğinden duyduğu üzüntüyü ifade etmektedir. Bu eserin  metin yayımının elzem olduğunu ayrıca kaydetmesi de, yarım işten ne kadar  hoşlanmadığını gösterir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Devrimizin icabı olarak türlü şekillerde kendini gösteren “dil devrimi”, “dil  arınması” ve buna dair söylenen ve yazılanlara karşı kayıtsız ve seyirci kalmış,  aslında dilin temizlenmesine çok taraftar olduğu halde, uygulanan usûlü  beğenmediği için bu işlerden uzak kalmayı tercih etmiştir. Kendi dili de orta  bir tutumdadır; ne tam türkçe ne de büsbütün yabancı unsurlarla karışmış bir  durumdadır. O, hiçbir zaman, yüzlerce yıl kullanılan ve mücerret ifade için  gereken arapça sözcük ve tâbirlerden vazgeçmemiştir. Hiç bir şekilde gelişigüzel  kelime uydurmağı kabul etmezdi. Tam ölçüp biçmeden ve dil kanunlarına sığmayan  sözcük ve teşkilleri ortaya atmak, onun için akıl almaz işlerdendi. Son  yıllarda, yazılarımızda kullandığımız bazı yeni sözcükleri hiç de beğenmez,  bunlara çıkışırdı. Bizlere : “Siz Ankaralılar “önem” diye bir söz  tutturmuşsunuz, önem, önem! önem ne demektir? Önem’in olması için sonam’ın da  olması gerekir, böyle bir kelime Türkçe’de yoktur” diyerek, bunu parallelismus  kaidelerine göre bir sisteme bağlamak istiyordu. Ben YUDAHİN’in Kırgız  Sözlüğü’nü çıkarıp önüm: ‘büyüme, neşvünema bulma, önümdü : ‘verimli’  sözcüklerini gösterdim. O da “Bunu bilen nerde! Bu sadece ön kelimesinden  yapılmıştır” dedi. Ben ise, bâzı tutunabilen, teşkil bakımından da yanlış  olmayan, halk tarafından benimsenmiş bulanan ve diğer lehçelerde bilinen kelime  yapma usûlünü zararlı bulmuyordum. Bunun gibi ıstılah yapma işlerine de asla  müsamahalı davranmaz, bunlar için de uzun ve titiz çalışmaların sonunda ancak  bir neticeye varmanın mümkün olacağını, akıp giden hayatî ihtiyaçları göz önünde  tutarak yapılan yarım işlerin faydasız olduğunu düşünürdü. “Gramer Istılahları  Hakkında” (Türk Dili, sayı : 44) başlıklı yazısında Türkçe grameri konusunda  şunları söylemektedir : “Türkçe grameri bahis mevzuu olduğu vakit şu üç noktanın  göz önünde bulundurulması lâzımdır: 1. Gramerin esasını teşkil eden Türkçe  malzeme, 2. Türk muhitinin şimdiye kadar mensup bulunduğu şark kültür muhiti ve  3. Türk muhitinin benimsemiş olduğu ilim ve medeniyet dünyasını içine alan garp  muhiti. Bunların hiçbirinden tamamiyle vaz geçmek mümkün olmadığına göre,  ağırlık merkezini Türk dili bünyesinde toplamak üzere diğer ikisini  birleştirmekten başka bir yol yoktur.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aynı yazıda ıstılah konusunda da şunları söylüyor : “ıstılah sistemi bahis  mevzuu olduğu zaman, bunun, ifade edilmek istenilen mefhumun hususiyetine ve bu  hususiyetin o dildeki tasavvuruna aykırı olmamak şartı ile, mevcut ıstılah  sistemlerinden birinden doğrudan doğruya tercümesi de mümkündür”. Yine aynı  yazıya ıstılah konusunda şunları ilâve ediyor : “Bu işin kolay olmadığını ve  asırların ihmal ettiği bir sahanın bütün eksikliklerinin birden  doldurulamıyacağını biliyoruz. Fakat doğru yolu buluncaya kadar bu işte muvaffak  olamıyacağımızı söylemek de nihayet bir arkadaşlık vazifesi olduğu gibi, bu  kadar uzun senelerin tecrübesinden sonra bunu açıkça itiraf etmek, dilimize  karşı da millî bir borçtur”.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sözlerimi, ölümün yalnız maddî bir ayrılma olduğunu göz önünde tutarak,  çalışmalariyle aramızda her zaman yaşayacak olan arkadaşımız için, kendisinin  çok sevdiği Kutadgu Bilig’den alınmış şu vecizelerle bitireceğim :</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kişi mengü bolmaz bu mengü atı Anın mengü kaldı bu edgü atı Özüng mengü ermez  atıng mengü ol Atıng mengü bolsa özüng mengü ol(1) (1) KB R : Kutadgu Bilig,  Reşid Rahmeti Arat neşri, istanbul, 1947 Metin; tercüme 1959, Ankara. İnsan  ebedî değildir, ebedî olan-onun adıdır; iyi kimselerin adı bunun için ebedî  kalmıştır. Kendin ebedî değilsin, adın ebedîdir; adın ebedî olursa, kendin de  ebedî olursun. KB R 228, 229</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İstanbul Üniversitesi Eski Türk Dili Kürsüsü Ordinaryüs Profesörü Dr. Abdürreşid  Rahmeti Arat, birkaç yıldan beri ayakta geçirmekte olduğu kalb hastalığından  kurtulamayarak, ancak bir gün yatakta kaldıktan sonra, beklenmedik bir zamanda  aramızdan ayrılmış bulunuyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Merhum, 1933’de ıslah edilip yeniden kurulmuş olan İstanbul Üniversitesi’ne,  vazifede bulunduğu Berlin Üniversitesi’nden ve Prusya ilimler Akademisi’nden  Türk Dili öğretimi için çağrılmıştı. O, böylece, bağlı bulunduğu ilim metodu  uyarınca, Türkiye ilim çevresine ilk olarak karşılaştırmalı Türk Dili öğretimini  getirmiş ve bu alanda değerli eserler vererek metodun uygulanmasında muvaffak  olmuş olan bir türkiyatçı idi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ölümü yalnız memleketimiz için değil, türkiyat ilmi için de dünya çapında büyük  bir kayıptır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">(1) Bu rüyaya benzeyen hayat, farkına varılmadan geçer; gerek bey, gerek kul,  bir daha gelmemek üzere gider. KB R 1396, Belleten C. XXIX, 12</font></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font> <font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700"><font color="#808080">|</font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> » Biyografiler &#8211; Kim Kimdir Sayfasına Dön! «</a><font color="#c0c0c0"> </font> <font color="#808080">|</font></span></font></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 8pt"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografiler</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Yaşam Öyküleri</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Kim Kimdir?</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Biyografi/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Reşit Rahmeti Arat – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili &#8211; 1 (Reşit Rahmeti Arat)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-1-resit-rahmeti-arat/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-1-resit-rahmeti-arat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2007 22:59:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Resit Rahmeti Arat]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Turk Milletinin Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Lehceleri]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Siveleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-1-resit-rahmeti-arat/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili (1) (Reşit Rahmeti Arat) Milli bağ olarak Türk dilinin oynadığı rolü belki diğer dillerin hiçbiri oynamamıştır, denilebilir. Bir dereceye kadar belki Arap dili bu hususta Türk dili ile mukayese edilebilir. Fakat bu dilin rolü de gerek yayılış sahası ve gerek türlü şive şekilleri bakımından, Türk Dili yanında çok [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-1-resit-rahmeti-arat/">Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili – 1 (Reşit Rahmeti Arat)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">Türk Lehçe ve Şiveleri  Türk Milletinin Dili</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 15pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(1)</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Reşit Rahmeti Arat)</span></strong></font></p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Milli bağ olarak Türk  dilinin oynadığı rolü belki diğer dillerin hiçbiri oynamamıştır, denilebilir.  Bir dereceye kadar belki Arap dili bu hususta Türk dili ile mukayese edilebilir.  Fakat bu dilin rolü de gerek yayılış sahası ve gerek türlü şive şekilleri  bakımından, Türk Dili yanında çok silik kalmaktadır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk dili gerek tarihî  devirlerde ve gerek bugün, çok geniş bir saha işgal eder. Bu dili konuşanlar  idarî ve siyasî teşkilât bakımından, muayyen sınırlar içinde, bazan biribirinden  oldukça ayrı kalmış ve muhtelif devirlerde kültür vasıtaları birbirinden oldukça  farklı olmuştur; bilhassa hudutlarda oturanlar, birbirinden çok farklı milletler  ve kültürler ile sıkı temasta bulunmuşlardır. Bütün bunlara rağmen, Türk  camiasının çok ehemmiyetsiz bir farkla aynı dille konuştuğunu ve yazdığını  düşünürsek Türk dilinin tarihteki rolü daha açık anlaşılmış olur.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk yazı dilinin ne  zaman ve hangi şartlar içinde vücude geldiği hakkında bugün henüz katiyetle bir  söz söyleyecek vaziyette değiliz. Bu husus, belki Türk tarihinin eski devirleri  aydınlanıncaya kadar karanlık kalacaktır. Biz Türk yazı dilini, yazılış  tarihleri belli olan Orhun kitabelerinden (VIII. yy. başları) itibaren takip  edebiliyoruz. O devreye ait olup, tarihleri kaydedilmemiş olan diğer kitabelerin  bir kısmı belki daha eski tarihlere aittir. Bu yazı dilinin, bugünkünden çok az  farklı olacağı tabiîdir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Dilin bu tarihten  sonraki inkişafı göz önünde tutulursa, onun bu eski şekli milâdın ilk senelerine  kadar götürülebilir. Milâdın ilk senelerinden XIII. yy.&#8217;a kadar devam eden bu  yazı dili (bazı örnekleri XVII. yy.&#8217;m sonlarına kadar çıkıyor), eserlerini  gördüğümüz veya daha sonraki eserlere kıyasla kurabileceğimiz örnekler, ses,  kelime, cümle ve imlâ bakımından, aynı hususiyetleri taşımakta ve hattâ aynı  mektebin mahsulleri gibi görülmektedir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk milletinin 13  yy.&#8217;lık bir zaman içinde ve bir dil sahası birliği olarak tasavvur edebildiğimiz  geniş bölgede ve coğrafî şartlara göre türlü meşguliyetler ve siyasî teşekkül  bakımından birçok zümreler ve temas bakımından farklı muhitler içinde bulunduğu  halde, bir tek yazı dili kullanması ve bir tek ifadenin hâkim olması, bu kültür  camiasının bütün siyasî ve içtimaî esasları aydınlatılıncaya kadar, bir sır  olarak kalacaktır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu &#8217;13 yüzyıllık edebi  dil örnekleri kuzeydoğuda tabiat dininde ve Gök Türk yazısı. İle, kuzeybatıda  hıristiyan dininde ve Nasturî yazısı ile, güneydoğuda Buda dininde, Soğd, Uygur  ve Pali yazısı ile, Mani dininde Mani ve Uygur yazıları ile ve daha sonra islâm  dininde, Arap yazısı ile yazılmıştır. Gerek yabancı muhitlerin tesiri ile girmiş  olan dinler ve gerek yabancılardan alınarak kısmen Türk dili hususiyetlerine  göre değiştirilmiş olan alfabeler, daima aynı dilin yazı ifadesi olarak  kullanılmış ve bu kültürlerden alınmaları zarurî olan bir kısım kelimeler  haricinde, yazı dilinde hiçbir değişiklik vücude gelmemiştir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Aslında birbirinden çok  farklı olan bu yazı vasıtaları Türk muhitine girince, Türk&#8217;ün ananesini almak ve  imlâlarına varıncaya kadar umûmî vaziyete uymak mecburiyetinde kalmışlardır.  Yabancı tesirlerin bıraktığı en mühim iz olarak, ancak Türk sayı sisteminin  değişmesi gösterilebilir. Fakat bu fikir de, eski malzemenin ancak mahdut bir  kısmının araştırılmasına dayandırılarak söylenebilmektedir; belki bundan sonraki  araştırmalar bunun da daha iyi aydınlatılmasına yardım ederler.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Birçok milletler gibi,  Türkler de kendi yazı sistemlerinde rakam sistemi vücude getirmemişler ve  sonradan aldıkları alfabelere ait rakamları da umumî olarak kabul etmemişlerdir.  Türkler sayıları yazı ile ifade etmişler ve zarurî hallerde komşularının rakam  şekillerini almışlardır. Yabancı rakamların Türkler arasında yerleşmemesinin  sebebini, Türk sayı sisteminin temas ettikleri milletlerin sayı sistemine  uymamasında aramak gerekir. Türkler ondan yukarı sayılarda ilk önce birleri ve  sonra ilerideki onları söylüyorlardı (meselâ : bir yirmi = 11, beş yirmi = 15).  Sonradan içtimaî hayatta rakam kullanmak zaruretinde kalan Türkler komşularının  rakamlarından istifade etmişler; fakat bu defa kendi sayı sistemlerinden  vazgeçmek mecburiyetinde kalmışlardır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türkler, mühim ticaret  yollarında yaşamış ve çok erkenden komşu kültür muhitleri ile temasta  bulunmuşlardır. Yabancı alfabeler, din ve dinî eserlerin Türkler içine girmiş  olmasına rağmen, bunları mahdut bir bünye içinde tutabilecek kadar kendi kültür  an&#8217;anelerine sadık kalmalarının sebebini, bir cihetten bizim bugün bütün  tafsilâtı ile göremediğimiz Türk kültür teşkilâtının çok inkişaf etmiş  olmasında, diğer cihetten kısmen onların coğrafî vaziyetlerinde aramak gerekir.  Meselâ, şarktaki Türk ile, Hindistan&#8217;dan, Iran ve Çinliler&#8217;den dağ silsileleri  ve çöllerle ayrılmış olduğundan, Türkler&#8217;in bu m intaka l arla olan temasları  mükemmel olmayıp, ancak şu veya bu gaye ile Türkler arasına girmiş yabancılarla  ve aynı şekilde o mıntakalara giren Türkler&#8217;in nisbeten küçük zümreleri  vasıtasiyle vukua gelmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Zaman itibariyle en  uzun süren temas ve karşılıklı tesirlerin ve sulh zamanında sıkı münasebetlerin  devam etmesine rağmen, Çinliler&#8217;in Türkler&#8217;e yaptıkları tesir, inanılmayacak  derecede dar sahada kalmıştır ve bu kadarı da daha çok son zamanlara aittir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">XIII. yy. Türk kültürü  muhitinde bir dönüm noktasıdır. Türkler&#8217;in iranlılar ile olan mücadeleleri  oldukça eski devirlere çıkmaktadır. Her iki milletin destanlarına geçecek kadar  ehemmiyetli olan bu temas ekseriya silâh mücadelesi şeklinde devam etmiş ve  bunun sulh zamanlarına ait olanları da birinin diğerine tesir yapabilecek  şartlar içinde devam etmemiştir. Araplar&#8217;ın dünya hâdiselerine iştirak etmeleri  ancak VII. yy.&#8217;da başlamaktadır. Bunlar da, iranlılarla birlikte, daha ilk  devrelerde Türkler&#8217;le karşılaşmışlardır. Fakat bu yeni kültür muhitinin  Türkler&#8217;e tesir icra edebilecek bir şekil alması ancak XI. yy. sonlarında  başlar.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Orta Asya&#8217;nın  islâmlaşması, hudut boylarına islâmiyetin girmesi, ilk Türk islâm sülâlelerinin  vücut bulması, Türk kabilelerinin, batı&#8217;ya doğru hareketlerinde Iran ve Irak ile  yakından temasa girmeleri ve bu sahalarda askerî kuvvetin yavaş yavaş Türk  unsurlarının eline geçmesi ile bir kat daha derinleşmiş olan bu münasebet,  tabiî, Türkler&#8217;in daha evvelki temaslarından tamamen başka şartlar içinde  cereyan etmiş ve neticeleri de o nis-bette evvelkilerinden farklı olmuştur.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify"> <center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Batı&#8217;ya doğru yürüyen  Türk boylarının bu mıntakalarda yeni devlet teşekkülleri kurmaları, zarurî  olarak, buralarda yeni Türk kültür merkezlerinin vücuda&#8217;gelmesi, Türk muhitine  birçok yenilikler getirdiği gibi dillerine de mühim iskitametler vermiştir. Yazı  dili ile yanyana eskiden beri gayet tabiî olarak Türk boyları arasında yaşayan  konuşma dilinde mevcut şive hususiyetleri bu yeni vaziyetin icabından olarak,  yavaş yavaş bu yeni merkezlerin yazı diline de sokulmağa başlamıştır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Göçler yüzünden zaten  kendi kültür merkezlerinden uzaklaşmış olan bu zümreler yenilerini yaratmak  zaruretinde bulundukları gibi, tam bu sıralarda Türk vatanında vücuda gelen  büyük siyasî teşekkül, Çingiz devleti de Türk kültür hayatının bir müddet için  durgunluğa uğramasına ve bunların neticesi olarak kültür merkezlerinin yer  değiştirmelerine sebep olmuştur. Bu yeni merkezleri yaratanların eski kültür  merkezlerine yakın bulunanlardan ziyade, daha çok eski kavmî teşkilâta bağlı ve  dolayısiyle göçebe teşkilâtına yakın zümreler olduğu da unutulmamalıdır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">XII-XIII. yy.&#8217;iarda  Türk dilinin tarihî gelişmesi de bir dönüm noktasında bulunuyordu. Türk dili  bünyesinde müşahede edebildiğimiz ses ve şekil bakımından en büyük inkişaf bu  yüzyıllara rastlamaktadır. Bir çok seslerin değişmeleri, isim ve fiil  tasriflerinin yeni istikametler alması, kök ve eklerdeki aslî vokallerin umumî  âhenge uymaya başlamaları vb. daha ziyade bu devirde başlamış veya tamamlanmış  bulunmaktadır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yüzyıllarca  kullanılarak geniş muhitte-yayılmış ve büyük tesir icra etmiş olan eski Türk  yazı sisteminin, Türkler&#8217;in islâm muhitine girmiş olan kısmı tarafından Arap  alfabesiyle değiştirilmiş olması ve bunun da tam Türk dili bünyesindeki tabiî  inkişafın olgunlaştığı bir devreye rastlaması da büyük tesadüflerden biri  olmuştur.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Şivelerce değişmiş olan  şekiller, yazı dili an&#8217;anesi sınırları içinde ve umumî muhite sarsıntı  vermeyecek şekilde, tabiî seyirlerini bu defa devam ettirememiş ve o zamana  kadar bu Türk muhiti için büsbütün yabancı olan yeni yazı sistemi, eski yazı  an&#8217;anesinden nisbeten ayrılarak, dilin bünyesinde vukua gelmiş olan bu  değişiklikleri yazı diline almakta bir engel bulmamıştır. Böylece bugün  gördüğümüz ve birbirinden, az dahi olsa, farklı yazı dillerinin ilk esasları  ortaya çıkmış oldu. ilk zamanlarda söylenişe ve tasrifteki küçük farklara  inhisar etmiş olan bu yenilik, bilhassa edebî dilde, zümrelerin umumî kültürü  nisbetinde lügat sahasında yok gibi idi.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bunun zamanla lügatlere  ve bazı sahalarda gramere kadar genişlemesi, bir cihetten Türk zümrelerinin Türk  kültürüne bağlılıkları nisbeti ile, diğer cihetten ise temasa girdikleri yeni  kültür muhitlerinin az veya çok canlı tesirleri ile ilgilidir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türkler&#8217;in yeni kültür  zümrelerini kurarken buna iştirak eden zümrelerin kalemden ziyade kılıç  kullanmağa alışık olmalarına ve bu zümrelerin esas Türk merkezlerinden ziyade,  yabancı kültür muhitlerine yakın bulunmalarına rağmen, Türk&#8217;ün en kuvvetli millî  bağlarından olan dilinin kuvveti birden sarsılmamış ve bugün gördüğümüz  tesirlerin kökleşmesi için yüzyılların geçmesi zarurî olmuştur. Türk dilinin  kıvraklığı ve bünyesinin yapısı o derece müsait idi ki, bu yüzden ifade edilmek  istenilen mefhumlar, mevzulara hiçbir halel getirilme&#8217;den canlandırılabilmiş,  bunlar için kendi malzemesinden sayısız kelime yaratmak imkânını bulduğundan,  yabancı kelimeleri içerisine hiç almamış denilebilir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">XI. yy.&#8217;dan XV. yy.&#8217;a  kadar vücuda getirilen eserlerde, dinî eserler de dahil olmak üzere, yabancı  dillerin tesiri o kadar az olmuştur ki, bu Türk dilinin bu devrede ne büyük bir  hayat kabiliyetine malik olduğunu ve diğer cihetten bu dili kullanan bütün  zümrelerin kendi dil hazinelerine ne kadar derinden vâkıf ve bundan ne kadar  ustalıkla istifadeye muktedir olduklarını da göstermektedir. Bunun en açık  delillerini, yabancı tesir altında kalması zarurî sayılabilecek dinî eserlerin  Türkçe ve saf Türkçe olması ve bunlar içinde Türkler&#8217;in eskiden beri alışık  olmadıkları mefhum ve tasavvurlar için yeni kelimeler yaratmak ve bunların,  geniş sahanın her tarafında kullanılmasını temin etmek zarureti de göz önünde  tutulursa, bu husus bir kat daha Türk dilinin hayatı lehine aydınlatılmış olur.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türkler&#8217;in eski kültürü  dolayısıyle yazı an&#8217;anelerine ne kadar bağlı olduklarını gösteren diğer bir  vak&#8217;a, Islâmiyetin Türkler arasına girmesinden evvel kullandıkları Uygur  alfabesinin, son devirlere kadar Türk muhitinde kullanılmakta devam etmesidir.  Türk ilinin hudut boylarından IX. yy.&#8217;dan beri güney Türkleri&#8217;nin halifelik  merkezi olan Bağdat&#8217;da ve dolayısıyle islâm memleketlerinde oynadıkları rol X.  yy.&#8217;dan itibaren İdil havzasında islâmiyetin yerleşmesi, XI. yy.&#8217;da Kaşgar&#8217;da  müslü-man Türk sülâlesinin kurulması nazarı itibara alınırsa, islâm ile birlikte  yazı vasıtası olarak Kur&#8217;an&#8217;ın yazıldığı Arap alfabesinin de Türk muhitine girip  yerleşmesi gayet tabiî olarak beklenebilirdi.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Arap ve iran dilinde ve  bu dillerde yazılmış olan dinî ve dünyevî edebiyattan istifade zarureti, tabiî  olarak, bu muhitlerin kullandıkları alfabeyi de Türkler&#8217;e çok erkenden  tanıtmıştı (meselâ, Arap harfleriyle yazılı Bulgar mezar taşlarının bize  kadar-muhafaza edilenlerinin tarihi XIII-XIV. yy.&#8217;dır). Bu yeni kültür  ihtiyacını karşılamak üzere, Türk merkezlerinde de yeni mektep ve medreselerin  açılmış olması tabiîdir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu vaziyetin daha  sonraki zamanlarda gittikçe inkişaf etmesi zarurî ve tabiî idi. Buna rağmen bir  Türk muhitinde eski Türk alfabesi olan Uygur alfabesinin çok geniş sahada ve çok  çeşitli edebiyatta kullanılmakta devam ettiğini görüyoruz. Meselâ <strong>Kutadgu  Bilig&#8217;in </strong>elimizdeki en eski nüshasının Arap harfleriyle yazılmış olduğu  halde, sonradan Uygur alfabesine çevrilmesi, <strong>Oğuz </strong>Destam&#8217;nın nisbeten  yeni bir rivayetinin bu alfabe ile yazılmış olması, <strong>Bahtiyar-nâme,  Tezkiretü&#8217;l-evliyâ, Mahzenü&#8217;l-esrar </strong>gibi Türkçeye çevrilmiş eserlerin bile  Uygur harfleriyle de yazılması, bu alfabenin geniş okuyucu kütlesi bulduğunu  gösteriyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Devlet idaresine  gelince, bu alfabenin daha geniş bir sahada kullanıldığı görüyoruz. Meselâ  Altınordu bölgesinde (Toktamış Han yarlığı 1393&#8217;te Lehistan Kralı Yagayla&#8217;ya &#8211;  Yagello &#8211; gönderilmiştir), Orta Asya&#8217;da (XIV. yy.), iran&#8217;da Ebu Said Bahadır Han  zamanında (1316-1335), nihayet İstanbul&#8217;da bazı muhitlerde bu alfabenin tasavvur  edildiğinden daha yakın zamanlara kadar öğrenildiği ve yazıldığı biliniyor.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu    alfabeyi öğrenmek için yapılan cetveller ve nihayet Fatih Sultan Mehmed&#8217;in    Uzun Hasan ile olan muharebesi dolayısıyle yazılan zafer-namelerden birinin    Uygur harfleriyle de yazılmış olması, bu alfabenin yazışmalarda kullanılmış    olduğunu göstermektedir. Tabiî bu alfabe, eski alfabenin tamamen aynı olmayıp,    dilin yeni şartlar içinde aldığı şekle göre, ihtiyaca uygun bir duruma    sokulmuş bulunuyordu. Bu bize, Türk kültür muhitini, dil işine paralel olarak,    bunu tesbit etmek için kullanılan alfabesini de uzun bir müddet kullanmakta    devam ettiğini göstermektedir. Bu ise, Türkler&#8217;in kendi kültürüne şeklen de ne    kadar bağlı kaldığını göstermesi bakımından çok mühimdir.</span></font></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-1-resit-rahmeti-arat/">Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili – 1 (Reşit Rahmeti Arat)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-1-resit-rahmeti-arat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili &#8211; 2 (Reşit Rahmeti Arat)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-resit-rahmeti-arat/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-resit-rahmeti-arat/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2007 22:57:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Resit Rahmeti Arat]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Turk Lehceleri]]></category>
		<category><![CDATA[Turk Milletinin Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Turk Siveleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-resit-rahmeti-arat/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili (2) (Reşit Rahmeti Arat) Türk yazı dilinin yeni idare ve kültür merkezlerinde, bunları kuran Türk zümrelerinin şive hususiyetlerini almak suretiyle, eski umumî yazı dilinden ayrılma temayülleri, yukarıda da işaret edildiği gibi, ilk zamanlarda çok az şive farklarına inhisar etmiş idi. Yazı dilinin daha sonra almış veya alabileceği şekiller [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-resit-rahmeti-arat/">Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili – 2 (Reşit Rahmeti Arat)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">Türk Lehçe ve Şiveleri  Türk Milletinin Dili</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 15pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(2)</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Reşit Rahmeti Arat)</span></strong></font></p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></p>
<p align="justify"> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk yazı dilinin yeni  idare ve kültür merkezlerinde, bunları kuran Türk zümrelerinin şive  hususiyetlerini almak suretiyle, eski umumî yazı dilinden ayrılma temayülleri,  yukarıda da işaret edildiği gibi, ilk zamanlarda çok az şive farklarına inhisar  etmiş idi. Yazı dilinin daha sonra almış veya alabileceği şekiller hakkında bir  fikir edinmek için, Türk şivelerinin vaziyetini gözden geçirmek faideli  olacaktır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Tarihî devirlerde Türk  şivelerinin vaziyeti hakkında elimizde yeter derecede bilgimiz yoktur; çünkü bu  devirden kalma metinlerin hepsi de umumî yazı dilinde yazılmıştır. Buna rağmen  bazı devrelerde ayrı bölgeler için elde mevcut metinlerden bu hususta bazı  ipuçları bulabilmek kabildir. Yalnız şu veya bu farkın hangi boya mensup  olduğunu ve bu boyun, bugün hangi boya tekabül ettiğini tesbit etmek güç ve bir  kısmında hattâ büsbütün imkânsızdır. Bu hususta bize az çok sarih bigi veren XI.  yy.&#8217;da yaşamış olan Kaşgarlı Mahmud&#8217;dur. Bu Türk âliminin Türk dili hakkında  birçok tetkikleri olduğunu biliyoruz. Bugün bunlardan ancak Divanü Lügat it-Türk  isimli lügat kitabı bulunmaktadır.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Diğerleri ve bilhassa  bizi burada yakından ilgilendiren gramer bugüne kadar bulunamamıştır. Kaşgarlı  Mahmud bu lügat kitabında yalnız Türkçe kelimelerin Arapça karşılıklarını  vermekle kalmıyor, muhtasar olmakla&#8217;beraber Türk boyları, oturdukları yerler,  kültürü, alfabe ve edebiyatları vb. ile birlikte, XI. yy.&#8217;da Türk şivelerinin  hususiyetleri hakkında da az çok bilgi vermektedir. Bilhassa Türk dili ismini  verdiği umumî yazı dili ile mukayese ederek elde ettiği müşahedeleri, bugün bizi  dil bilgisi bakımından alâkadar eden bütün meselelerde tamamiyle tatmin  etmemekle beraber, bu âlimin, kendi devri için şahsına münhasır bir modern  filolog zihniyeti ile hareket ettiğini göstermekte ve nisbeten yeni olan  mukayeseli dil tetkiki tarihinde mühim bir yer almağa hak kazanmaktadır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Kaşgarlı Mahmud Türk  boylarının bir kısmını bizzat içlerinde bulunarak tetkik etmiş, bir kısmını da  herhalde o boyları bilen kimselerden aldığı malûmatla, fakat ^nisbeten daha kısa  bir şekilde tasvir etmiştir. Mahmut&#8217;un XI. yüzyılda tesbit ettiği şive farkları  dört esas grupta toplanabilir: 1. Türk yazı dilinde ve Kaşgarlı Mah-mud&#8217;dan çok  evvel mevcut olan farklar (meselâ b-: m- ve &#8211; y-: &#8216;-), 2. Türk dilinin tarihî  inkişafında bütün şivelerin arzetmiş olduğu ve yalnız zaman farkı yüzünden şive  hususiyeti olarak görünen farklar (meselâ y: n (n), w: v (b) ve isim yapma  eklerinin başındaki -g, -g&#8217;lerin düşmesi), 3. Ayrı şivelerinki gibi gösterildiği  halde, bugün şivelerin birçoğunda muvazi olarak mevcut olan farklar (meselâ c: y  ve partisip eklerinden -ası: -gü) ve türlü şivelerde bugüne kadar devam eden  farklar (meselâ -t: -d-) ve partisip eklerinden -gan: -an, -gen: -en).  Kaşgarlı&#8217;nın verdiği bu bilgi, bazı daha ince hususiyetlerin de ilâvesi ile,  daha sonra yazılmış olan eserlerde de görülmektedir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yalnız bu sonuncular  bütün Türk şivelerine şâmil olmayıp, daha mahdut şive gruplarına ait  bulunmaktadır. Bu eserlerde müelliflerin dikkat etmedikleri veya kaydetmek  fırsatını bulamadıkları bazı diğer hususiyetlerin de bulunduğu şüphesizdir. Türk  dili, XI. yy.&#8217;dan bugüne kadar ses ve morfoloji bakımından, daha bazı inkişaf  merhaleleri geçirmiş, o zaman başlamış olan bazı ses değişmeleri tamamlanmış ve  bir kısım yenileri de bunlara eklenmiştir. Dar mânada şive hususiyeti  diyebileceğimiz bazı inkişaflar da vücuda gelmiştir. Türk dilinin tarihî  inkişafını, ana hatlariyle şu şekilde hulâsa edebiliriz.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">1. Çok eski devirlere  ait metinler mevcut olmadığından, Türkçenin ilk şekli hakkında bir fikir  söylemek, şimdilik imkânsızdır. Bu devir Türkçesi hakkında az çok bilgi  edinebilmemiz için, daha eski metinlerin meydana çıkması, bu devirde komşu  milletlerin dilinde rastlanan Türkçe kelimelerle, şahıs adları ve unvanlarının  tetkiki, Türkçe içindeki bazı mühim ses ve eklerin birbirleriyle mukayese  edilerek daha eski şekillerinin tesbiti ve bunların da kardeş ve akraba dillerin  eski şekilleri ile karşılaştırılması lâzımdır. Bu suretle hiç olmazsa bazı  noktaların tesbiti mümkün olacaktır.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">2. Elimizde mevcut en  eski dil malzemesi, Türk dilinin inkişafı tarihinde muayyen bir devreye aittir.  Bu devre takriben milâdın ilk senelerinden Xlîl. yy.&#8217;a kadar devam etmektedir ve  pek az farklarla aynı inkişaf hususiyetlerini taşımaktadır. Bu devreye ait  metinlerin en büyük kısmı Uygur sahasında ve Uygur harfleriyle yazılmış olduğu  için, bu devreye &#8220;Uygur devresi&#8221; diyebiliriz. Bugünkü Türk şiveleri (bazı  zümreler müstesna olmak üzere, aşağıya bk.) bu devreden sonra inkişaf  etmişlerdir ve şivelerde gördüğümüz farkların büyük bir kısmını bu devreye irca  edebiliriz.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">3. Bugünkü Türk  şiveleri, Türk dili Uygur devresinden bugüne kadar daha dar hudutlar içinde bazı  inkişaf merhaleleri geçirmiştir. Fakat bunlar daha ziyade bugün mevcut grupların  hususi tarihî inkişaflarına ait olup, ancak edebî malzeme vü- <em>m </em>cude  getirmiş olan zümreler içinde tetkik edilebilmektedir. Böyle bir edebî <sup>l  an&#8217;aneye malik olmayan zümreler devrinin tesbiti imkânsızdır.</sup></span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><sup><br />
</sup></span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">4. Türk sahasının iki  ucunda bulunan Yakut ve Çuvaş lehçeleri, Türk dil bilgisinin bugünkü vaziyetine  göre, Türkçenin kardeş lehçeleri addedilebilir. Bu iehçeler-deki hususiyetler  (Çuvaş s~y; l~ş; r~z ve Yakut s~y, t~d) Uygur devresi ile şimdi- -lik izah  edilememektedir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bugünkü Türk  şivelerini, ses, morfoloji ve lügat bakımından türlü gruplara toplamak  tecrübesi, birçok türkoioglar tarafından yapılmıştır. Bu tecrübelerin neticesi,  tabiatiyle, dil bilgisi bakımından lâzım olan açıklığı verememektedir ve bunun  baş-. lıca sebeplerinden biri de bu zümrelerin kapalı bir cemiyet halinde  kalmayıp, muhtelif zümrelerle devre devre karışmış olmasıdır. Şive  hususiyetlerinin, en küçük zümrelerde bile, saf halini bulabilmek imkânsızdır.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Onun için Türk  şivelerini tasnif etmek isterken en umumî ve başlıca hususiyetler ile bu  hususiyetlerin şu veya bu zümrede ekseriyetin kullanıp kullanmadığı prensibine  uymak zaruridir. Son tecrübeler için alınan başlıca hususiyetler şunlardır: t- :  d-, d:y, ilk hecenin sonundaki -g, ikinci, üçüncü ve dördüncü hecenin sonundaki  g ve g, partisip eklerden -gan, -an/-gen, -en ve kelimelerden ol—bol- fiili. Bu  tecrübelerden de istifade ederek, Türk şive gruplarını coğrafi yönlere göre şu  şekilde sıralayabiliriz:</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">1. Güneybatı grubu  (Anadolu ve civar sahalar, Kafkasya ve iran Azerbaycanı, Türkmen -bugün birçok  bakımdan komşu şivelerin hususiyetlerini benimsememiş-tir-ve Güney Kırım),</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">2. Kuzeybatı grubu  (idil havzası, Sibirya, Kuzey Kafkasya, Kuzey Kırım, Batı Türkistan, Doğu  Türkistan&#8217;ın bir kısmı, Altaylar&#8217;ın bir kısmı, Afganistan&#8217;daki şiveler),</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">3. Güneydoğu grubu  (Doğu Türkistan ve Batı Türkistan&#8217;ın bir kısmı),</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">4. Orta grup (Hive  mıntakasının bir kısmı), .</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">5. Kuzeydoğu grubu (Altaylılar&#8217;ın  bir kısmı). &#8211;</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu gruplara giren  şiveler, küçük farklara göre, daha dar zümrelere ayrılabilir. Fakat bu  hususiyetler yalnız bu zümrelere münhasır değildir ve muayyen şartlar altında,  bütün Türk şiveleri için de görülmektedir. Yalnız bu zümreler içinde ya  umumileşmiş veyahut diğerlerine nisbetle daha çoğalmıştır. Meselâ umum  Türkçedeki ç sesinin muayyen şartlar dahilinde ş şeklinde telâffuz edilmesine  Türk şivelerinde tesadüf edilirse de, Kazak şivesinde bu ses değişmesi umumî bir  kaidedir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu hususiyetlerden  anlaşılacağı gibi, Türk şivelerini birbirinden ayıran farklar daha çok  ehemmiyetsiz ses değişmelerinden ibarettir. Mühim sayılabilecek farklara  bilhassa isim ve fiillerin çekimlerinde rastlanabilir. Fakat bunlar gruplar  dahilinde bile karışık olup, diğer dünya dillerinin şiveleri arasında mevcut  farklarla mukayese edilemeyecek derecede az ve ehemmiyetsizdir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Konuşma dilinde görülen  hususiyetlere göre sıralanmış olan bu şive gruplarının ancak bir kısmı ayrı yazı  dili halinde inkişaf etmiştir. Yazı dilinde bu temayülü belirten sahalar, daha  ziyade Türk kültür merkezlerinin bulunduğu, biri güneybatı ve diğeri kuzeybatı  olmak üzere, başlıca iki kısma ayrılabilir. Diğer gruplardan, orta ve kuzeydoğu  zümreleri, bu şiveleri konuşanların sayıca çok mahdut olmaları, birincinin  içeriden ve diğerinin Türk kültür merkezinden nisbeten uzakta bulunmaları do-layısıyle  böyle bir ihtiyaç karşısında kalmadıklarını; güneydoğu zümresinin ise, eskiden  asıl Türk kültür sahasında bulunmakla beraber, sonradan birçok tarihî sebeplerle  bu vaziyeti muhafaza edemeyerek son zamanlarda^Çin&#8217;in hâkimiyeti al-. ; tında  eski an&#8217;anesini büsbütün kaybetmiş olduğunu görürüz.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">&#8216; hayat çerçevesi  içinde, gerek edebî ve gerek ilmî yazı dilini devam ve inkişaf ettirmek imkânını  bulan zümrelerin en mühimi, şüphesiz, güneybatı grubudur. Vücuda getirdiği  muazzam devlet teşkilâtı ve dünya siyasetinde oynadığı mühim rolü ile bütün  komşu milletlere yaptığı tesirlere mütenasip çok zengin edebiyat ve  ilim&#8217;müesseseleri vücude getirmiş olan bu Türk zümresinin dili de o nisbette  mühim bir yer işgal etmiş ve bugün de etmektedir. </span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font size="3"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">En eski numunelerini  tahminenXIII. yy.&#8217;dan itibaren görebildiğimiz Selçuk devri mahsulleri ile  başlayan bu yazı dili, sahasının genişliği nisbetinde yukarıda da işaret  ettiğimiz gibi, pek cüz&#8217;î farklarla başladığı halde, gittikçe çoğalan ihtiyaçlar  neticesinde, yeni kültür zümrelerinin yakın bulunduğu Iran dolayısıyle Arap  kültürü tesiri altında kalarak, yabancı kültür muhitinin gittikçe artan ezici  hâkimiyeti altına girmiş, bilhassa medrese tahsili görmüş zümreye mahsus sırf  edebî eserlerin geniş Türk muhitinin doğrudan doğruya anlayamayacağı sun&#8217;î bir  dil olan &#8220;Osmanlı&#8221; şeklini alan bu dil mektep ve medreselerde, ilim ve  edebiyatta bu şekilde son zamanlara kadar tutunmak imkânını bulmuştur. Ancak,  bununla yanyana halkın konuştuğu dil, zarurî iktibaslar dışında, millî  sadeliğini ve eski bünyesini muhafaza etmeğe muvaffak olmuştur.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">En mühim millî  temellerden biri olan dil içerisindeki bu gayritabiîlik ve bunun yeniden yeni  ihtiyaçları karşılamak zorunda kalan ilmî hayatta doğurduğu güçlükler, Türk  muhitinin bu zümresinde de haklı isyanlar uyandırmış ve meselenin halli için  yollar aramağa sevketmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yazı dilini  sadeleştirmek, yâni yazı dilini mümkün olduğu kadar halk diline yaklaştırmak  gayesi, uzun bir devreyi içine alan tartışmalardan sonra, nihayet XIX. yy.&#8217;da  Tanzimat başlarından itibaren içtimaî bir mesele olarak &#8220;ele alınmış ve  Cumhuriyet devrinde devlet işi olmuştur. Türkiye dahilinde veya evvelce Türkiye  hudutları içinde bulunmuş mıntıkalarda, şive ve ağızlar devlet makanizmasının da  yardımı ile, yüzyıllardan beri kaynaşarak, kendi hususiyetlerinin büyük bir  kısmını kaybetmiş oldukları için, buradaki yazı dili meselesi, şivelerin  vaziyetini tesbit etmek olmayıp, yalnız mevcut yazı dilinin bugünkü şartlar  altında geniş Türk muhiti tarafından daha kolay ifade edilebilecek bir hale  getirilmesi, yâni halk tarafından anlaşılması güç olan yabancı unsurlardan  mümkün mertebe temizlenmesi ile bugünkü ihtiyaçları karşılayabilecek ilmî  ıstılahların tesbiti ve yarınki ihtiyaçlar için de Türk köklerinden kelime  yaratmak imkânlarını aramak meselesi olmuştur.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bugüne&#8217; kadar bu yolda  yapılmış olan tecrübeler hâlâ istenilen neticeleri vermiş değildir. Dil gibi  millî bünyenin temelini teşkil eden bir meselenin hallinin kısa bir zamanda ve  kifayetsiz bir hazırlıkla yapılamayacağı da unutulmamalıdır. Bu meselenin  halledilebileceğinde şüphe yoktur. Yalnız, bu İşte geçici bir inkılâp şeklinde  değil, içerisinde bulunduğumuz içtimaî hayatın inkişafında her ihtiyaca cevap  verebilecek tarzda dilin hayatiyetini temin etmek zihniyetiyle hareket  edilmesini temenni edelim.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Kuzeybatı zümresine  gelince, bunun Kıpçak bozkırlarından ve Güney Sibirya&#8217;dan Hindukuş dağlarına  kadar uzanan, geniş bir sahayı içine aldığını hatırlatmak yerinde olur. Bu geniş  sahada iran ve Arap kültürü tesiri altında kalan zümreler ile, bu muhitlerden az  çok uzakta bulundukları için, bu kültürün baskısından nisbeten masun kalan  zümreler bulunduğu gibi, uzun müddet göçebe hayat tarzını muhafaza etmiş ve  dolayısıyle umum Türk kültür muhitine nisbeten son devirlerde dahil olmuş  zümreler de mevcuttur.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu sahanın idarî  bakımından türlü devirlerde ayrı ayrı devlet teşekkülleri içinde bulunmuş olduğu  da unutulmamalıdır. Bütün bu âmillerin devir devir ve yer yer mahallî  hususiyetlerin inkişafına yardım etmiş olmalarına rağmen, şive hususiyetlerinin  birbirine çok yakın olmaları sayesinde, yazı dili, umumî olarak hiçbir zaman  esasını değiştirecek bir vaziyete düşmemiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Buna, bu bölgedeki Türk  boylarının son asırlara kadar &#8211; XV. asra kadar batıya doğru ve bundan sonra  doğuya doğru &#8211; devam eden muhaceretleri de yardım etmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu sahada XIV. yy.&#8217;a  kadar devam eden eski yazı dili an&#8217;anesi, bundan sonra uğradığı bazı cüz&#8217;î  değişiklikler bakımından, biri güneydoğu ve diğeri kuzeybatı olmak üzere, iki  zümrede toplanabilir. Bunların birincisi, Avrupa&#8217;da &#8220;Çağatay&#8221; ismi ile anılan  zümredir ki, yukarıda güneybatı (Osmanlı) zümresi için işaret edilen aynı  sebeplerden dolayı, iran ve Arap kültürü ve bilhassa Iran edebiyatı tesiri  altında kalmıştır.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Babür (1483-1530)&#8217;ün  ifadesine göre, esasını Endican ağzından alan bu yazı dilindeki edebiyat XIV-XV.  yy.&#8217;larda en parlak devrini yaşamış ve birçok Türk edip ve şairleri eserlerini  bununla yazmışlardır. Mîr Ali Şîr Nevâyi ve Babür, bu devrin nâzım ve nesir  sahasında, bu dilin en güzel numunelerini vermişlerdir. Diğeri ise, &#8220;Kıpçak&#8221;  zümresi olup, sahasının Iran ve Arap muhitinden uzakta bulunmasından dolayı,  zarurî olan iktibaslar dışında, bunların tesirinden de o nisbette masun  kalmıştır. Buradaki yazı dilinin temelini halk dili teşkil ettiği gibi,  edebiyatta da daha ziyade halk edebiyatı ve duygusu hâkim kalmıştır.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Uzun bir zaman için  türlü Türk boylarını kucağına almış olan bölge, bundan sonra da bir müddet Türk  mıntakalarını birbirine bağlayan bir köprü vazifesini gördüğü için, yazı dilinde  de, diğerlerine nisbetle daha çok malzeme almış olması tabiîdir. Gerek güneydoğu  ve gerek kuzeybatı zümreleri arasındaki fark, birbirinden çok az hususiyetlerle  ayrılmış olan mahallî ağızların tesirinden başka, en çok dile yabancı  kelimelerin sokulup sokulmamasına göre değişir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Kıpçak sahasında  Altınordu&#8217;nun dağılmasj ile daha küçük idarî zümrelerin vücuda gelmesi, Timur  devletinin yıkılmasiyle Orta Asya&#8217;da vukua gelen istikrarsızlık yüzünden bir  kısım Türk kabilelerinin Kıpçak sahasından Orta Asya&#8217;ya doğru göç etmeleri, bir  taraftan bu sahalarda Türk boylarının birbiriyle kaynaşmalarına yardım ettiği  gibi, diğer taraftan mevcut Türk kültür merkezlerinin tekrar hafiflemesine ve  bir kısmının yer değiştirmesine de sebep olmuştur.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Birçok Türk  kuvvetlerini, kendi mukadderatlarını Türk ili dışında aramağa sevkeden bu devrin  vak&#8217;aları, siyasî ve idarî bakımdan olduğu kadar, kültür bakımından da birçok  kayıplara sebep olmuştur. Bu devirden itibaren bu mıntakaların mukadderatı uzun  bir zaman için tâyin edilmiş oldu. ilim ve edebiyat sahasındaki durgunluk, Türk  dili için tesirsiz kalamazdı.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Kuvvetli edipleri  yetiştirecek havanın artık mevcut olmaması, tabiî olarak, Türk dilinin hayat  kudretine de en büyük darbeyi indirmiştir. Daha dar bir muhitte ve daha çok  darlaşan ihtiyaçları karşılamak mecburiyetinde kalan yazı dili, ister istemez,  eski malzemenin büyük bir kısmını kullanmamak, bunları unutmak ve daha çok  mahallî ağızların hususiyetlerine uymak mecburiyetinde kalmıştır. Orada burada  gölge halinde mevcudiyetlerini muhafaza eden mektep ve medreselerde tedris  dilinin daha çok yabancı (Arap ve Fars) dillerine istinad ötmesi de bunun tabiî  bir neticesi idi.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Ruslar&#8217;ın doğuya doğru  ilerleyerek, Türk rmntakalarını birer birer kendi hâkimiyetleri altına almaları,  vaziyeti daha karışık bir hale getirmiş ve tabiî engellere bu defa karşı  tarafın, Türk milliyetini parçalama gayesini güden plânlı siyasî-idarî  müdahalesi de eklenmiştir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Rus hükümeti Türk millî  birliğini yıkmak için, ne kadar çare düşünebildi ise, bunun hepsini tecrübe  etmiştir, idarî birlikler vücude getirirken, Türk ekseriyetini bırakmamak, Türk  topraklarını parçalamak, Türk mıntıkalarını birbirinden ayırmak için, sun&#8217;î  muhacir mıntakaları yaratmak, buna müsait olmayan yerlerde hususî idareler  vücuda getirmek vs. gibi vasıtalarla maddî temelleri yıkmağa uğraştığı gibi, bir  devre için Türk millî birliğinin temellerinden olan İslama karşı misyonerler  teşkilâtı vücude getirmek, maarifin mümkün mertebe Türkler arasına girmemesi  için çalışmak, maarif matbuatına müsaade etmemek, millî mukadderat üzerinde söz  söyletmemek, Türkler&#8217;in umumî isminin idarede ve hattâ ilmî neşriyatta bile  kullanılmasını yasaklamak ve Türkler arasındaki hususî münasebetlere bile mâni  olmak gibi mânevi varlığa karşı en sert tedbirleri almaktan çekinmemiştir.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bolşevik devri, Çarlık  zamanında tatbik edilen üstü kapalı siyasetin daha açık ve daha  teşkilâtlandırılmış bir şeklidir. Türk vatanı birçok &#8220;sözde müstakil&#8221; devletlere  ayrıldı, kabileler &#8211; millet ve şiveler &#8211; dil olarak ilân edildi; Türk dili de  Rusça ile birlikte bu ayrı mıntakaların idare dili olarak tanındı. Bu sahada  yapılan en büyük müdahale de, her Türk kabilesine ayrı bir fonetik alfabe kabul  ettirilmesi suretiyle olmuştur. Böylelikle dilin medenî-içtimaî bir unsur  olmaktan çıkarılarak, küçük zümrelerin yalnız gündelik ihtiyaçlarını temin  edebilecek bir şekil alması için uğraşılmıştır.<br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Böyle şivelerle bugünkü  medenî hayatın ihtiyaçlarını temin etmek imkânı olmadığını, Türkler kadar,  bolşevikler de bilmiyor değillerdi. Fakat onların fik-rince, bu ihtiyaçların  büyük bir kısmı, Türk dili yerine Rus dili vasıtasiyle temin edilecekti. Bütün  bunların, tabiatiyle, eskiden beri gelen umumî yazı dili aleyhine ayrı şivelerin  kullanma sahalarının genişlemesinde ve o nisbette bu şivelerin umumî yazı dili  içindeki vaziyetlerinin değişmesinde, az çok tesiri olmuştur.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Kuzeybatı zümresinin  eski dili meselesi, güneybatı zümresindeki gibi, yalnız dili sadeleştirmek  olmayıp, aynı zamanda bu zümre içindeki şivelerin umumî yazı diline olan  münasebetlerini de tâyin etmek meselesidir. Türk dilinin bünyesindeki sağlamlık,  yabancı muhit ve dillerin tesirinde asırlarca kaldığı halde sarsılmadığı gibi,  Ruslar&#8217;ıh müdahalesi de onun bünyesinde bir gedik açmaya muvaffak olamamıştır.  Nisbeten kısa sürmüş olan bu tecrübe Türk şivelerinin kendi aralarında icat  kudretini yokiamış ve Türk muhitine bu meselenin&#8221; hallinde ayrılığa değil,  birliğe doğru yürümenin zarurî ve mecburî olduğunu isbat etmiştir. Türk şiveleri  bugüne kadar olduğu gibi ilerde de bir tek yazı dilinin devamlı inkişafını temin  eden canlı birer uzuv olarak yaşamakta devam edeceklerdir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yukarıda söylenenlerden  bir netice çıkarmak istersek, Türk tarihinin yarattığı duruma ve gerek düşmanlar  tarafından vücude getirilmeye çalışılan sun&#8217;î manialara rağmen, güneybatı ve  kuzeybatı grupları arasındaki farkları ortadan kaldırarak veya her ikisini de  birleştirerek daha zengin ifade imkânları bulmak suretiyle, bir tek yazı dili  vücude getirmek için hiçbir engel yoktur. Yalnız her iki zümrenin de bu işin  ehemmiyetini kavraması ve her iki grubun da hususiyetlerine ve bilhassa asıl  Türk dilinin kendi bünyesine uygun bir şekilde geliştirmek çaresini bulması  lâzımdır. Bunun için de, dilin yalnız bir vasıta olmayıp, bilâkis onun tabiî bir  varlık olduğunu ve ancak kendi bünyesi içinde tabiî kanunları dahilinde  gelişebileceğini idrak etmek gerekir.</span></font></p>
<p>  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Kaynak: <em>Türk Dünyası  El Kitabı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 121, C.II, s.59-68,  Ankara 1992. </em></span></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-resit-rahmeti-arat/">Türk Lehçe ve Şiveleri Türk Milletinin Dili – 2 (Reşit Rahmeti Arat)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-lehce-ve-siveleri-turk-milletinin-dili-resit-rahmeti-arat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
