<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sari Zeybek Kitabi Romani | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/sari-zeybek-kitabi-romani/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:08:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Sarı Zeybek (Can Dündar) &#8211; Roman (Kitap) Özeti</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/sari-zeybek-can-dundar-roman-kitap-ozeti/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/sari-zeybek-can-dundar-roman-kitap-ozeti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jan 2008 20:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Roman Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser Özet]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar Sari Zeybek]]></category>
		<category><![CDATA[Dunya Edebiyati]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Edebiyati Roman Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik Roman Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Özet Romanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sari Zeybek]]></category>
		<category><![CDATA[Sari Zeybek Kitabi Romani]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Roman Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatindan Romanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Kitaplari]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özet]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzlerce Roman Özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Zeybek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/sari-zeybek-can-dundar-roman-kitap-ozeti/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sarı Zeybek (Can Dündar) KİTABIN ADI : Sarı Zeybek KİTABIN YAZARI : Can DÜNDAR YAYINEVİ VE ADRESİ : Doğan Yayın Holding A.Ş. Güneşli / İSTANBUL BASIM TARİHİ : Ekim 1994 KİTABIN YAYIM MAKSADI Atatürk’ün Ölümüne Kadarki Son 300 Gününü İnceleyerek, Atatürk ’Ün Her Zaman Var Olmuş Fakat Pek İşlenmemiş Olan İnsancıl Yönlerini Anlatmak, Atatürk’ü Sevdirmek. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/sari-zeybek-can-dundar-roman-kitap-ozeti/">Sarı Zeybek (Can Dündar) – Roman (Kitap) Özeti</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt" align="center"> <strong><font color="#0099cc" size="6"><span style="font-family: Maiandra GD"> Sarı Zeybek</span></font></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 15pt" color="#ff6600"> </font><strong><span style="font-size: 15pt; color: #ff6600; font-family: Maiandra GD">(</span><span style="font-family: Maiandra GD; font-size: 15pt; color: #ff6600">Can  Dündar)</span></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">KİTABIN ADI :</font></strong><font size="2">  Sarı Zeybek<br />
<strong>KİTABIN YAZARI :</strong> Can DÜNDAR<br />
<strong>YAYINEVİ VE ADRESİ</strong> : Doğan Yayın Holding A.Ş. Güneşli /  İSTANBUL<br />
<strong>BASIM TARİHİ</strong> : Ekim 1994</font></font></p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD" size="2">KİTABIN YAYIM  MAKSADI</font></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk’ün Ölümüne Kadarki  Son 300 Gününü İnceleyerek, Atatürk ’Ün Her Zaman Var Olmuş Fakat Pek İşlenmemiş  Olan İnsancıl Yönlerini Anlatmak, Atatürk’ü Sevdirmek.</font></p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD" size="2">KİTABIN ÖZETİ</font></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kitap, Atatürk’ün  hastalığının ilk belirtisinin görüldüğü 11 Kasım 1923 tarihiyle başlıyor.  Atatürk Cumhuriyeti kuralı onüç gün olmuştu ve Çankaya’da eşiyle birlikte öğle  yemeğindelerken eli birden kalbine gitmiş ve şiddetli bir sancıyla kıvranmıştı.  Yirmi dakika kadar süren bu sancı Atatürk’e epey sıkıntılı anlar yaşatmıştı.  Aynı sancı iki gün sonra tekrarlamış ve doktorların ilk muayenesinden, kalbinin  çok çalışmaktan yorgun düştüğü teşhisi koyulmuştu. Atatürk’ün kalbinin  dinlenmesi için istirahat etmesi ve perhiz gerekiyordu. Sigara azaltılmalıydı.  Fakat yakın çevresi dahil Atatürk’e bunları yaptırmak kolay değildi. Sonunda  Atatürk’e hakim olunamayacağı anlaşılınca, İzmir seyahati önerildi. Atatürk  İzmir’de 50 günlük bir istirahat sonunda, Ankara’ya dinlenmiş olarak geri döndü  ve hemen işe koyuldu.</font><font face="Arial"><font style="font-size: 1pt" color="#ffffff">Yüz Temel Eser Özetleri</font><font style="font-size: 1pt"><font color="#ffffff">, </font>  <font color="#ffffff">Kitap Özetleri</font><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/roman-ozetleri-turk-ve-dunya-edebiyatindan/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Roman Özetleri</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yuz-100-temel-eser/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Yüz Temel Eser</font></a><font color="#ffffff">, </font> </font>  <font style="font-size: 1pt" color="#ffffff">Özet</font></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</table>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atlatıldı sanılan bu ilk  kriz, yazara göre Atatürk’ün ölümle ilk randevusu idi. İkinci kriz, 3,5 yıl  sonra 22 Mayıs 1927 tarihinde Atatürk’ü gece, yatağında yakaladı. Şikayet gene  aynıydı : Sol kolunda ve göğsünde şiddetli bir ağrı vardı. Teşhis aynıydı:  Yorgunluk, fakat bu kez hükümet olaya el koydu. Berlin’den doktor getirtildi.  Doktorlar Atatürk’ün çok sigara içmekten dolayı göğüs anjini geçirmiş olduğuna  karar verdi. Tedavisi de aynıydı. Fakat Atatürk’e bunları yaptırmak hemen hemen  imkansızdı. O kendinin hasta olduğuna inanmıyordu. Gerçekte de teşhis doğru  değildi. Çünkü hasta olan kalbi değil, karaciğeriydi. Atatürk bitmek tükenmek  bilmeyen bir enerjiyle ve çok çalışıyordu. Ayrıca sigara içkiyi de çok  kullanıyordu. Dinlenmeye ise hiç zaman ayıramıyordu. Atatürk, bir gün Genel  Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a neden içtiğini şöyle açıklamıştı:</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“İçiyorum, çünkü: Bu vücut  artık bu kafayı taşımıyor. Kafam vücudumun çok önünde gidiyor. Beynimi huzura  kavuşturmak, biraz dinlendirmek için içiyorum.”</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ancak, burada da dinlenmek  pek mümkün olmuyordu. Çünkü Atatürk’ün sofrası, sadece yemek yenen içki içilen  bir yer değildi. Burası, bir “Bilgeler Meclisi” ya da bir “Danışma Kurulu” ydu.  Ülkenin her meselesi orada gündeme gelir, Atatürk orada devlet adamları ve  düşünce adamlarıyla sabahlara dek süren tartışmalar yapardı. Bu çalışmalar  sabahın ilk ışıklarıyla son bulurdu. Atatürk, konuklarını uğurladıktan sonra  çoğu zaman yüzünü yıkar, tıraş olur ve yeni güne başlardı. Fakat, Atatürk  1936’dan itibaren yorulmaya başlamıştı. Çalışma arkadaşları, masadaki devin mavi  gözlerinde yanan ışıkların sönmeye yüz tuttuğunu fark ettiler. Artık öğleden  sonra uyanıyor, küçük gezintiler yapıyor ve çabuk yoruluyordu. Çehresi müthiş  değişmiş, benzi solmuş, hatları keskinleşmişti.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İlk kriz bir Kasım günü  gelmişti. İlk ateş de bir Kasım günü geldi. Tıpkı son sancının bir Kasım sabahı  geleceği gibi…</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">21 Kasım 1937 sabahı,  Atatürk şiddetli bir titremeyle uyandı. Zatürre kapıdaydı. Ateşi 39’u vurmuştu.  Göğsünün sağ tarafında bir ağrı vardı. Ciğeri kan toplamıştı. Doktorlar bu kez  işin çok ciddi olduğunu anlatıp, kesin perhiz istediler. Atatürk izleyen beş  günde dinlendi, perhize uydu ve hızla iyileşti ve yeniden hiçbir şey olmamış  gibi işe koyuldu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1938 başında hastalık  iyiden iyiye “geliyorum” demeye başladı. Uzun süredir hissedilen halsizlik ve  iştahsızlığa şimdi iki yeni illet eklenmişti: Burun kanaması ve kaşıntı. Sol  bacağının kasık bölgesiyle diz kapağı arasında müthiş bir kaşıntı başlamıştı.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk sözde devamlı  doktor kontrolü altındaydı. Ama şikayetlerine karşı devamlı anlık tedaviler  uygulanıyordu. Doktorlar iştahsızlığına iştah açıcı meze tavsiye ediyor, burun  kanamalarına da tamponla çare bulmaya çalışıyorlardı.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kaşıntının da sebebi  bulunmuştu: Kırmızı karıncalar. Atatürk, hemen kaplıca tedavisi için, gerçek  teşhisle yüzleşeceği Yalova’daki kaplıcaya gönderildi.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk, derdini bir kez de  kaplıca müdürü Doktor Belger’e anlattı. İşte gerçek hüküm anı gelmişti. Dr.  Belger, karaciğerden kuşkulandı ve büyümeyi fark etti. Karaciğer kaburga altını  3 parmak kadar aşmış ve sertleşmişti.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karaciğerdeki büyüme “Siroz  başlangıcı”nın işaretiydi ve bu teşhiste en az bir yıl gecikilmişti. Tarih: 22  Ocak 1938.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şubat sonlarında,  Atatürk’ün hastalığının vehameti hükümete iletildi. Başvekil Celal Bayar,  Atatürk’ün muayene ve tedavisi için Almanya’dan ve Fransa’dan doktor getirtmek  istediklerini Atatürk’e söyledi. Fakat Atatürk yabancı doktorları istemedi.  Atatürk’e göre, ortada Hatay meselesi vardı ve hastalığının hariçte duyulması  hiç de iyi olmazdı.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nihayet, Türk hekimleri 6  Mart 1938 günü Atatürk’ü muayene ettiler, uzun uzun tedavi üzerine konuştular.  Hastalığın sonunda mutlaka “ölüm” olduğunu hepsi biliyordu. Yapılacak tek şey,  bu feci akıbeti geciktirmekten ibaretti.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bu bilgiler Atatürk’e  iletildi. Atatürk’e içkiyi bırakması gerektiği bildirildi. Atatürk, her ne kadar  doktorların, hastalığını içkiye bağlamalarına inanmasa da, o günden ölünceye  kadar yani 9 ay süreyle ağzına içki koymadı.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk’ün sağlığı üzerine  üretilen dedikodular iyice artmıştı. Avrupa gazetelerinde Ata’nın sağlığına  ilişkin karamsar haberler çıkıyordu. Fransızlar, Hatay meselesinin bizzat içinde  olduklarından, Atatürk’ün sağlık durumunu merak ediyorlardı. Gazetelerde  Atatürk’ün ağır hasta olduğu yazılıyordu. Anadolu ajansı her ne kadar bunları  tekzip etse de böyle haberlerin tek bir tekzip şekli olurdu: Atatürk’ün ortaya  çıkması.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunu Atatürk’ te biliyordu.  Hem milletine söz vermişti. Hatay’ı geri alacaktı. 19 Mayıs onun doğum günüydü.  Ankara’daki kutlamalardan sonra Mersin’e hareket etti. Dünyaya yaşadığını ve  gücünü gösterecekti.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte bu tam bir  çılgınlıktı. Üç ay boyunca her günün 23 saatini yatarak geçirmesi gereken bir  adam, Mayıs sıcağının kavurduğu Mersin’e gidiyordu. Hatay sorunu böylesine  gündemdeyken, ülkesinin ona ihtiyacı varken nasıl yatıp dinlenebilirdi?</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ve Mersin seyahati, bu  yüzden O’nun için “son darbe” oldu. Yabancı basındaki hastalık haberleri  kesilmişti. Kısa bir süre sonra Fransız ve İngilizler Hatay konusunda tüm  koşullarımızı kabul ettiklerini bildirdiler.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Beklenen sonuç alınmıştı.  Ama bu güç gösterisi Atatürk’ün canına mal olacaktı. Karaciğerinde büyüyen  hastalık ikinci ve şifasız devresine girerken, Atatürk 1 Haziran 1938’de  Savanorasına, sadece 55 gün kullanabileceği yüzer sarayına kavuşuyordu. Atatürk  hala hastalığını ciddiye almıyor ve çok çalışıyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sonunda, Savanora’da fazla  kalamayacağı anlaşıldı ve 25 Temmuz günü Dolmabahçe Sarayına taşındı. Hastalığı  üçüncü ve son aşamasına böylece girmiş oluyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk’ün karnı iyice  şişmişti. Doktorlar bu suyun alınması gerektiğine karar verdiler. Operasyon  başarı ile tamamlanmıştı ve Atatürk’ün karnından tam 12 litre su çıkartılmıştı.O  geceden itibaren doktorlar, Atatürk’ün devamlı istirahat etmesi gerektiğini  belirterek, ziyaretleri yasakladılar. Çok zorunlu haller dışında hastanın yanına  kimse alınmayacak, fazla konuşturulmayacaktı.Bu tavsiyelere harfiyen uyulması  için de en yakınındaki 5 kişi o geceden itibaren yan odada nöbet tutmaya  başladılar. Bu nöbetler, 10 Kasım’a dek aralıksız devam etti.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ekim’e girilirken Atatürk  derin uykular uyuyor, sabahları bitkin uyanıyordu. Geceleri inlemeye ve  sayıklamaya başlamıştı. Atatürk’ün sıhhi durumu iyice kötüleşmişti. İlk  ağır koma 16 Ekim Pazar günü geldi. Durumu bir bildiriyle halka anlatıldı. Ülke  ayağa kalkmıştı. Ülkenin üstüne adeta ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Türkiye  nefesini tutmuş, Atası için dua ediyordu. Korkulan olmadı. Atatürk ölümü  yenmişti.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Nihayet 29 Ekim gelmişti.  Cumhuriyet 15. Yaş gününü kutluyordu. Atatürk ise Saray’da yatağında “Ah Ankara…  Ah Ankara’ya gidemedik” diye yakınıyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk 29 Ekim’den 7  Kasım’a kadar ki 10 günü yarı uyur, yarı uyanık halde geçirdi. Genellikle  kendinde değildi.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">7 Kasım sabahı arkaüstü  yatarken tükürmeye başladı. Tükürüğünde kan vardı. Atatürk karnındaki suyun  çekilmesini istedi. Doktorlar, onun son buyruğunu yerine getirdiler.  Rahatlamıştı.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">8 Kasım’a girilirken  kendini bilmiyordu. Saat 19.00’da ikinci ağır komaya girdi. Gece Anadolu Ajansı  durumun ciddiyetini bildiriyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Artık bütün ülke, Ata’sının  son saatlerini yaşadığını biliyordu. Ama ağlamaktan ve dua etmekten başka  kimsenin elinden bir şey gelmiyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">9 Kasım Çarşamba sabahı,  Atatürk’te adale kasılmalarıyla istem dışı hareketler ve inlemeler görüldü.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Akşama doğru Atatürk yeni  bir komaya girmişti. Nefes borusundan hırıltılar işitilmeye başlandı. Baş  ucundaki doktorlar müşahade defterine “Agani” diye not düştüler.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Agani</font><font face="Maiandra GD" size="2">:  Can çekişme demekti. Resmi Tebliği: 9 Kasım – Saat 24.00, saat 20.00’den  itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vahamete doğru seyretmektedir. 10  Kasım sabahı Ulu Önderin, boğazındaki hırıltılar azalmıştı. Saat 09.00 olduğunda  göğsü hızla inip çıkmaya başladı. Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı  giriyordu.</font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/roman-ozetleri-turk-ve-dunya-edebiyatindan/">»<span lang="tr">  Roman Özetleri Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong><font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/sari-zeybek-can-dundar-roman-kitap-ozeti/">Sarı Zeybek (Can Dündar) – Roman (Kitap) Özeti</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/sari-zeybek-can-dundar-roman-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>18</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
