<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sukru Haluk Akalin | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/sukru-haluk-akalin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Oct 2007 23:06:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Q Klavye Sorunu ve Bilgisayarlarda Türkçe Karakterler (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/q-klavye-sorunu-ve-bilgisayarlarda-turkce-karakterler-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/q-klavye-sorunu-ve-bilgisayarlarda-turkce-karakterler-prof-dr-sukru-haluk-akalin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 23:06:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Dil Sorunları)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Q Klavye]]></category>
		<category><![CDATA[Sukru Haluk Akalin]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce Karakter]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/q-klavye-sorunu-ve-bilgisayarlarda-turkce-karakterler-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Q Klavye Sorunu ve Bilgisayarlarda Türkçe Karakterler (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın) Kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasıyla birlikte başlangıçta dikkati çekmeyen ve ilgili kuruluşlarca üzerinde durulmayan Q klavye sorunu, aslında en açık biçimiyle dilde yaşadığımız yabancılaşmanın bir başka boyutudur. Basında Emre Aköz, Yurtsan Atakan, Erkan Çelebi, Hıncal Uluç, Tuğrul Şavkay, Emre Kongar, Doğan Hızlan gibi tanınmış yazarlarımızın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/q-klavye-sorunu-ve-bilgisayarlarda-turkce-karakterler-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Q Klavye Sorunu ve Bilgisayarlarda Türkçe Karakterler (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font color="#3366ff" face="Maiandra GD" size="5">Q Klavye Sorunu ve  Bilgisayarlarda Türkçe Karakterler</font></span><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"><br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</span></font></font><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kişisel bilgisayarların  yaygınlaşmasıyla birlikte başlangıçta dikkati çekmeyen ve ilgili kuruluşlarca  üzerinde durulmayan Q klavye sorunu, aslında en açık biçimiyle dilde yaşadığımız  yabancılaşmanın bir başka boyutudur.</p>
<p>Basında Emre Aköz, Yurtsan Atakan, Erkan Çelebi, Hıncal Uluç, Tuğrul Şavkay,  Emre Kongar, Doğan Hızlan gibi tanınmış yazarlarımızın yazılarıyla gündeme gelen  klavye tartışmasında, çoğunluk F klavyeden yanaydı. Genç kuşakların Q klavye  kullandığını söyleyenler de vardı, bunun bir alışkanlık meselesi olduğunu  yazanlar da&#8230; Bu tartışmayı kuşatma altındaki Bizans&#8217;ın &#8216;meleklerin cinsiyeti  tartışmasına. benzetenler bile çıktı.</p>
<p>İlk bakışta Türkiye&#8217;nin gündeminde önemli sorunların bulunduğu bir dönemde F &#8211; Q  klavye tartışmasını anlamsız, hatta fantezi görülebilir. Ama, Türkiye&#8217;ye Q  klavyenin girişiyle, daha doğru bir söyleyişle Q klavye dayatmasıyla dilde  görülen yabancılaşma arasında bir farklılık yok. Mutfağımızdan müziğimize,  alışveriş alışkanlıklarımıza kadar hayatın hemen her alanında yaşanan  Anglosakson kültürünün yoğun etkisinin bir parçasıdır Q klavye&#8230;</p>
<p>Türkçeye en uygun klavye olan F klavye (pek çoğunun dediği gibi E^klâv-ye değil,  harflerin Türkçe okunuş biçimine göre Fe klavye) uzun çalışmalardan sonra  daktilolarda en kolay, en hızlı ve hatasız yazmak amacıyla üretilmişti.</p>
<p>Daktiloların kullanılmaya başlandığı dönemde, sık kullanılan harflerin yan yana  bulunması, hızlı yazma sırasında harf çubuklarının birbirine takılmasına yol  açıyordu. Bu olumsuzluğa çözüm bulmak amacıyla harflerin klavyenin değişik  yerlerine serpiştirilmesi uygulamasına gidildi. Sık kullanılan harflerin  klavyede dağıtılmasına rağmen bugün çok hızlı daktilo yazanların, zaman zaman  harf çubuklarının birbirine girmesine sebep oldukları görülür.</p>
<p>Dünyada klavyelerin oluşturulması konusunda bir standart bulunmamakta, değişik  diller için değişik klavyeler üretilebilmektedir. Fransa için üretilen klavyeler  A harfi ile başlıyordu. Bu klavyelerin ilk sırasındaki soldan altı harf AZERTY  şeklindedir. İngilizcenin ana dili olduğu ülkelerde ise klavyenin birinci  sırasında soldan ilk altı harf QWERTY&#8217;dir. İlk harfi dolayısıyla bu klavye de Q  klavye olarak adlandırılır. Türkiye için üretilen klavyede ise ilk sırada FGGIOD  harfleri bulunmaktadır. F harfiyle başladığı için F klavye olarak  adlandırılmaktadır.</p>
<p>Türkçe sözlerde çok sık kullanılan seslerin karşılığı olan harfler bu klavyede  en kolay ulaşılabilecek yerlere serpiştirilmişti. Türkçedeki harflerin  kullanılma oranlan, ünlü-ünsüz ses ilişkileri, hece ve söz yapısı, parmakların  kuvvet, yetenek ve işleklikleri göz önünde bulundurularak üretilen F klavye, bu  özellikleri bakımından Türkçeye çok uygundu. Yaklaşık 30.000 Türkçe sözün ölçü  alındığı bir değerlendirmede a harfi 26.323, e harfi 16.308, k harfi 13-542, i  harfi 13.384, m harfi 11.263, l harfi 10.496, t harfi 9-669, r harfi 8.698 kez  geçmekteydi. Bu oran göz önünde bulundurularak söz konusu harfler, F klavyede en  uygun yerlere yerleştirilmişti. Q klavyede ise en çok kullanılan harfler tabir  caizse klavyenin en ücra köşelerine dağıtılmış durumdadır. Buna karşılık,  Türkçede 30.000 sözde sadece 125 defa geçen ve en az kullanılan harf olan j  harfi, Q klavyede en uygun yere konulmuştur. F klavyede bu harfin yerinde  Türkçede en fazla kullanılan ünsüz olan k harfi bulunmaktadır.<br />
</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
Ülkemizde Bakanlıklar Arası Standardizasyon Komitesi 20 Ekim 1955 günü F  klavyenin bu özelliğini resmen kabul etmiş, daha sonra Türk Standartları  Enstitüsü ile Devlet Malzeme Ofisi de bu kararı benimsemiştir. Gümrükler  Yasasına da standartlara uymayan klavyelerin ithalini yasaklayan bir madde  eklenmiştir. Bütün bunların sadece daktilolar için geçerli olduğu gibi yanlış  bir düşünceyle bilgisayar klavyelerine bu kuralların uygulanması ne yazık ki  ihmal edilmiştir. Oysa işletim sistemlerinde F klavyeyi etken hâle getirmek son  derece kolaydır. Son kullanıcının bilgisayarı alırken F Türkçe klavye istemesi  yeterlidir. Ülkemizde bilinçli tüketiciliğin yaygın olduğunu söylemek zor.  Bilgisayar satıcıları, son kullanıcıyı &#8216;Türkçe Q klavye diyerek yanıltmaktadır.  Son kullanıcıların büyük bir bölümü de &#8216;Türkçe klavye&#8217; sözüne aldanarak Q klavye  mağdurları arasına katılır. Bilgisayarını kurar, karşısına geçer ama bir de  bakar ki daktilolarda alışık olduğu sistemin aksine harfler ilgisiz yerlerde  bulunmaktadır. Hele bir de işletim siteminde Türkçe seçilmemişse uzun süre  bocalar durur klavye mağduru. Tüketici çaresizdir. Bu durumda tüketicinin  hakkını öncelikle ilgili bakanlıkların, kurumların ve kuruluşların koruması  gerekiyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, Gümrük Müsteşarlığının, Türk  Standartları Enstitüsünün üretilen ve ithal edilen bilgisayarların F klavyeli  olma şartını işletmesi gerekmektedir.</p>
<p>Kişisel bilgisayarlarda çözüm bu kadar kolay. İsteyen daha sonra bile F klavye  alarak iki tuş yardımıyla bilgisayarını kolayca F klavyeye çevirebilir. Ancak,  bu durum benim gibi dizüstü bilgisayar kullanıcıları için ne yazık ki o kadar  kolay değil. Üretilen veya ithal edilen dizüstü bilgisayarların neredeyse tamamı  Q klavye. Dizüstü bilgisayara bir başka klavye takmak da uygun bir çözüm değil.  Ya kutusundan yeni çıkmış el değmemiş bilgisayarınızda tuşları yerinden  çıkararak kendi klavyenizi oluşturacaksınız ya da Q klavyeyi sineye  çekeceksiniz.</p>
<p>Durum avuçiçi bilgisayarlarda ise daha vahim. Avuçiçi bilgisayarlarda yer alan  çizgi klavyelerin çoğunda ş, ı, ğ gibi Türkçe karakterler yok. Türkçedeki ç, ö,  ü gibi harfleri yazmak için ise bir diğer karakter setine geçmek gerekiyor. Bu  durum, yazmayı yavaşlatıyor. Avuçiçi bilgisayarlarda el yazısında ise ç, ğ, ı,  ş, ö, ü harfleri hiç tanınmıyor. Türkiye&#8217;ye her gün yüzlerce ithal edilen  avuçiçi bilgisayarları kullanmak istediğinizde Türk yazısına özgü harfler yerine  Lâtin alfabesindeki benzer harfleri kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Avuçiçi  bilgisayarlarda aşağı sözü asagi, âşık sözü asık biçiminde yazılabiliyor.<br />
F klavyenin yaygınlaşması için hem bilgisayar kullanıcılarının hem bilgisayar  satıcılarının bilinçli davranması ve Türkçeye en uygun olan F klavyeyi  istemeleri, bunda ısrar etmeleri gerekmektedir. İlgili bakanlıkların ve  kuruluşların da bu konudaki mevzuatı uygulaması esastır.</p>
<p>Tasarımcılar, geleceğin bilgisayarının klâvyesiz olacağını söylüyorlar.  Konuşmayı yazıya çeviren aygıt üzerinde çalışmalar epeydir sürüyor ve bu yolda  çok mesafe alındı. Bu bilgisayarlarda insan sesini yazıya çeviren bir düzenek  bulunacak. Böylece bilgisayarda parmaklarımızla yazmak yerine konuşarak  yazacağız. Dactylographe sözündeki daktylos &#8216;parmak&#8217; anlamındadır. Eski Yu-nan&#8217;da  parmaklarını ustalıkla kullanan mitolojik varlıklara da Daktyloi deniliyordu.  Konuşmayı yazıya çevirecek düzeneğe biz şimdiden sesyazar sözünü öneriyoruz.  Ancak, sesyazarın sesleri Türk alfabesine çeviren bir düzeneğe sahip olması için  şimdiden çalışmaların başlaması gerekiyor. Dillerde seslerin çoğu ortaktır ama  bu seslerin yazıdaki karşılıkları farklı olabilir. Söz gelişi Türkçedeki /ç/  sesinin harf karşılığı Türkçe yazısında ç, İngiliz alfabesinde ise ch&#8217;dir. /ğ/  sesinin karşılığı olan harf ise Türk yazısına özgüdür. Gelecekte daha fazla  karmaşa yaşanılmaması için ülkemizde de bu konudaki çalışmaların ilgili  kurumlarca desteklenmesi ve önlemlerin alınması gerekmektedir. Türkçeye özgü  harfler ve Lâtin-1 karakter kodları F klavyenin yeniden yaygınlaştırılmasının  yanı sıra bir başka konuya da</p>
<p>dikkatleri çekmek gerekiyor. Alfabemizdeki Türkçeye özgü Ç, ç, G, ğ, ı, İ, Ö, ö,  Ş, §, Ü, ü harflerinin bilgisayarlardaki Lâtin-1 karakter kodlan içerisinde yer  almaması, başta e-posta iletişiminde olmak üzere çeşitli bilgisayar  yazılımlarında sorunlara yol açmaktadır. Gönderilen e-postalarda Türkçe  karakterlerin yerinde kimi zaman kargacık burgacık şekillerin çıkması bu  yüzdendir. Türk alfabesindeki ş harfi yerine p, ı harfi yerine y, ğ yerine de Ö  şekillerinin göründüğü iletilerin dilini Türkçe (ISO) hâline getirerek  düzeltebilirsiniz. Bunun için biraz uğraşmanız gerekiyor. Ama Türkçe karakter  kodlarının eşleşmediği durumlarda Türkçe karakterin yerine tek bir şekil değil  de üç, dört, hatta beş karakterin bir araya gelerek karma karışık görünümdeki  iletileri okumak, en zor bilmeceyi çözmekten daha da zor olmaktadır.</p>
<p>Çeşitli kuruluşlarca üretilen yazılımlarda bu karakterler için değişik çözüm  yollarına başvurulmakta, bu da bilgisayarlar ve yazılımlar arasında uyumsuzluğa  yol açmaktadır. Bu durumda bilgisayar kullanıcıları söz konusu karakterleri  kullanmak yerine Lâtin yazısındaki temel karakterleri tercih etmektedirler.  E-posta iletilerinde de benzer uygulamaya başvurulması, giderek Türkçeye özgü  harflerin bilgisayar ortamında kullanılmaması gibi bir tehlikeyi gündeme  getirmektedir. Bilişim teknolojilerinin giderek geliştiği ve hayatın pek çok  alanını etkilediği göz önüne alınacak olursa, dilimiz açısından son derece  önemli olan bu soruna da bir çözüm bulmak gerekmektedir.</p>
<p>Öte yandan Türk dünyasında ortak alfabe kullanılması düşüncesi de, Türkçe  karakterlerin Lâtin-1 karakter kodları içerisinde yer almaması yüzünden  güçlüklerle karşı karşıyadır. Bu yüzden, bazı Türk cumhuriyetlerinde ,r sesi  için sb, ç sesi için eh harf grupları kabul edilmiş, ö ve ü sesleri de o&#8217; ve u  biçiminde karşılanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Hem ülkemizde yazı birliğinin korunması hem de Türk dünyasında ortak alfabe  kullanılmasının sağlanması bakımından, her türlü bilgisayar yazılımında ve  donanımında Türkçe karakter zorunluluğu ile ilgili düzenlemenin bir an önce  yapılması ve gerek ülkemizde üretilen, gerek ithal edilen her türlü yazılımda,  donanımda Türkçe karakter setinin yer alması zorunluluğunun getirilmesi ve  standart olarak kabul edilen Lâtin-1 karakter kodlarına Türkçe karakterlerin  yerleştirilmesi için gerekli girişimlerde bulunulması gereklilik hâline  gelmiştir.</p>
<p>Bu konuda yetkililer Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Türk Standartları Enstitüsü  Başkanlığı gibi kuruluşlardır. Türk Dil Kurumu, yetkili kuruluşlara başvuruda  bulunarak gerekli önlemlerin alınması ve çalışmaların başlatılması dileğini  iletmiştir. Klavye sorununda olduğu gibi bu konuda da tüketicilerin bilinçli  davranmaları, sorunun çözümünü daha da kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Türk Dili Dergisi, S.616, s.353-356, Nisan 2003</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/q-klavye-sorunu-ve-bilgisayarlarda-turkce-karakterler-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Q Klavye Sorunu ve Bilgisayarlarda Türkçe Karakterler (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/q-klavye-sorunu-ve-bilgisayarlarda-turkce-karakterler-prof-dr-sukru-haluk-akalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçenin Güncel Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-guncel-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-guncel-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 23:04:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Dil Sorunları)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Guncel Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sukru Haluk Akalin]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-guncel-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçenin Güncel Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın) Ana dilimiz Türkçe, yeryüzünün en eski ve en geniş coğrafya parçasında konuşulan gelişmiş, zengin bir kültür, bilim ve sanat dilidir. Türkçe en eski, en köklü dillerdendir diyoruz; çünkü bugünkü dillerin çoğu ortada yokken, hatta bugünkü bazı dillerin ataları sayılan diller bile ortada yokken Türkçe vardı. Türkçe en [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-guncel-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Türkçenin Güncel Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Türkçenin Güncel Sorunları<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</span></font></font><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Ana dilimiz Türkçe,  yeryüzünün en eski ve en geniş coğrafya parçasında konuşulan gelişmiş, zengin  bir kültür, bilim ve sanat dilidir. Türkçe en eski, en köklü dillerdendir  diyoruz; çünkü bugünkü dillerin çoğu ortada yokken, hatta bugünkü bazı dillerin  ataları sayılan diller bile ortada yokken Türkçe vardı.</p>
<p>Türkçe en geniş coğrafya parçasında konuşuluyor diyoruz; çünkü bugün artık Türk  dili sadece Anadolu’da ve Balkanlarda değil, sadece Türkistan’da ve Sibirya’da  değil; çalışmak amacıyla Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya giden  vatandaşlarımız sayesinde dünyanın dört bucağında konuşuluyor. Türkçenin  lehçeleri dediğimiz çeşitli kolları Balkanlardan Uzak Doğuya kadar geniş  coğrafyada yazı ve konuşma dili olarak kullanılıyor. Bütün bu kollara Türk dili  ailesi adını veriyoruz.</p>
<p>Türkçe, bugün Türk dil ailesinin en fazla konuşucuya sahip kollarından biridir.  Yaklaşık 70 milyon kişinin konuştuğu Türkiye Türkçesi, sadece Türkiye  Cumhuriyeti sınırları içerisinde değil, diğer bölgelerde de konuşulan ve yazılan  dillerdendir. 1980’lerin ortalarında UNESCO hazırladığı bir raporda Türkçenin  konuşucu bakımından dünyanın beşinci büyük dili olduğunu açıklamıştı. Hiç  kuşkusuz, bu raporu hazırlayanlar Türk dilinin bütün kollarını, yani dil ve  lehçelerini, bir bütün olarak kabul ederek bu sonuca ulaşmışlardı. Kesin nüfus  sayımı sonuçlarına dayanmasa da Türk dilinin çeşitli kollarını konuşan 200  milyonu aşkın insan bulunduğu sanılmaktadır. Ancak UNESCO, daha sonraki yıllarda  hazırladığı raporlarda Türk dil ailesini bir bütün kabul etmeyerek, her Türk  lehçesini sıralamada ayrı ayrı değerlendirdi. Böylece Türk dilinin sıralamadaki  yeri değişti. Bu durum gerçeği değiştiremez. Yaklaşık 12 milyon km2’lik bir  alanda, Türk dilinin birbirine uzak veya yakın lehçeleri konuşulmakta, yazı dili  olarak kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde Türkiye Türkçesi, güncel birtakım  sorunlarına karşılık; kültür, sanat, edebiyat ve bilim dilidir.</p>
<p>Herhangi bir dilde yazılmış bir romanın Türkçeye çevirisi yapılabiliyorsa,  felsefe eserleri Türkçeye çevrilebiliyorsa, Türk yazarlarının eserleri yabancı  dillere çevrilebiliyorsa; Türkçe bir kültür, sanat ve edebiyat dilidir. Bilim  eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, yeni terimlerin türetilebildiği ve  her aşamada öğretimin yapılabildiği Türkçe, bir bilim dilidir. Türkçenin bilim  dili olmadığı, olamayacağı konusundaki sözler bir iddiadan öte gidemez.</p>
<p>Türkçe gelişmiş bir dildir diyoruz; çünkü Türkçenin söz varlığı bugün 75.000’e  ulaştı. Türk Dil Kurumunun 1945’te çıkardığı birinci baskı Türkçe Sözlük’te  20.000 civarında söz vardı. 1998’de çıkan Türkçe Sözlük’te ise 75.000 söz var.</p>
<p>Türkçe, kavramlar yönünden son derece zengindir:Akrabalık ilişkilerimize  verdiğimiz önemin sonucu akrabalık ile ilgili sözler başka hiçbir dilde  görülemeyecek kadar fazladır, zengindir. Pek çok dilde bırakınız baldız,  görümce, elti gibi sözlerin karşılıklarını, teyze ile halayı ayırt edecek sözler  bile yoktur. Renk adlarımız, renklerin en küçük ayrıntısına kadar tonlarını  verecek şekilde zengindir: Yavru ağzı, gül kurusu, gök mavisi&#8230;</p>
<p>Peki bu zengin söz varlığından yararlanabiliyor muyuz ?</p>
<p>Yararlandığımız söylenemez&#8230;</p>
<p>Türkçe Sözlük’ün son baskısında madde başı olarak 75.000 söz var dedim. Ne yazık  ki bu söz varlığından yeterince yararlanmıyoruz. Her toplumda gündelik hayatta  kullanılan söz sayısı, o dilin genel söz varlığına göre düşüktür. Ancak, yapılan  araştırmalara göre Türkiye’de bu oran çok daha düşük. Sokaktaki insanın söz  varlığı elbette onun dünyasına göre olacaktır. Ama kitle iletişim araçlarının  söz varlığı daha geniş olmalıdır. Birkaç yüz sözle, en fazla beş yüz altı yüz  sözle, haber programları, hatta diziler çekiliyor.</p>
<p>Sözlük kullanma alışkanlığımız da tam olarak gelişmemiş. Sözlere kendimize göre  anlamlar yükleyip kullanıyoruz. Bu durum, yalnızca yabancı kaynaklı sözleri  değil, Türkçe kökenli sözleri de birbirine karıştırıp yanlış kullanmamıza yol  açıyor. Söz gelişi gözaltına almak ile gözlem altına almak sözlerini yerli  yerinde kullanılamıyor. Bu yanlışı kitle iletişim araçları yapınca, yanlış  kullanış toplumda hızla yayılıyor. Sözleri yerli yerinde bilerek kullanmak  gerekir, anlamı bilinmeyen sözler için mutlaka sözlüğe başvurulmalıdır. Bunun  eğitimi ilkokuldan başlayarak yapılmalı. Zaten bu işin temeli de eğitimdir.  Okullarımızda Türkçe eğitimi gözden geçirilmeli ve bilişim teknolojilerinden de  yararlanılarak düzenlenmelidir. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığımıza büyük  görevler düşmektedir.</p>
<p>Peki Türkçeyi doğru ve güzel olarak kullanıyor muyuz ?</p>
<p>Ne yazık ki bu soru için de evet diyemeyeceğim&#8230;</p>
<p>Türkçenin kullanımıyla ilgili olarak yaşanan sorunların başında söyleyiş  bozuklukları geliyor. Türkçe kökenli sözlerde söyleyiş bozukluğu fazla  görülmüyor, ama yabancı kaynaklı alıntı sözlerde söyleyiş bozukluğuna sık  rastlıyoruz. Bu yanlışlardan kurtulmak için kullandığımız sözün doğru  söyleyişini bilmemiz gerekir. Dilimizde karşılığı bulunan sözlerin Türkçesini  kullanmak da bu yanlışlardan kurtulmamızı sağlar. Dilimizde karşılığı olmayan  sözleri de kullanırken Türkçede kabul görmüş ve yaygınlaşmış şekilleriyle  kullanmalıyız: hâkem değil hakem; râkip değil rakip demeliyiz. Bu yanlışları  radyo televizyon sunucuları yapınca yanlışlar hızla yayılıyor.</p>
<p>Türk Dil Kurumunun yayımladığı Türkçe Sözlük’ün 1998 yılında yapılan 9.  baskısında bu tür sözlerin söylenişi de verilmiştir. Uzun söylenmesi gereken  ünlüler, ince söylenmesi gereken ünlüler belirtilmiştir. Radyo ve televizyon  sunucularına, spikerlerine bu konuda büyük görev düşüyor. Sunucular ve  spikerler, sözleri doğru biçimlerde söylerlerse, doğru biçimler toplumda daha  hızlı olarak yayılır. Özel radyo ve televizyonların yayına başladığı ilk  günlerdeki görüntü yavaş yavaş kayboluyor. Artık, spikerler ve sunucular daha  özenli konuşuyorlar. Yanlışlardan kaçınıyorlar. Ancak, bu demek değildir ki  kitle iletişim araçlarında Türkçe tamamen yanlışsız kullanılıyor. Türkçeyi doğru  ve güzel kullanma konusunda duyarlı davrananlar çoğalmaya başladı. Önemli olan  bu duyarlılığın, bu bilincin uyanmasıdır.</p>
<p>Günümüz Türkçesinin en önemli sorunu, yabancı dillerin, özellikle de  İngilizcenin, Türkçeyi olumsuz olarak etkilemesi. İkinci Dünya Savaşı sonrası  Amerikan ve İngiliz kültürleri bütün dünya dillerini etkilemeye başlamıştı.  Türkiye’de İngilizce ile öğretime başlandığı 1950’lerde Anglo-Sakson kültürünün  yoğun etkisi de kendisini hissettirir. İngilizce sadece Türkçeyi değil, başka  dilleri de etkiliyordu. Fransızlar dillerini korumak amacıyla yasa bile  çıkardılar. Yabancı dil öğrenme düşüncesi, zamanla yabancı dille öğretime  dönüştü ve yaygınlaştı. Çocuklarımıza yabancı dil öğretelim. Hatta çocuklarımız  bir değil birkaç yabancı dil bilsinler. Ama yabancı dille öğretim, yanlış bir  yol. Yabancı dili yabancı dil dersinde öğretelim. Matematiği, fiziği, kimyayı  gençlerimiz ana dillerinde Türkçe olarak öğrensin. İngiliz-Amerikan kültürünün  etkisi sadece dilde değil, pek çok alanda kendisini gösterdi. Beslenme  alışkanlıklarımızdan, giyime, müziğe kadar pek çok alanda bir etkilenme söz  konusu. Ancak, en fazla dikkati çeken de dildeki etkilenme oluyor. Dilimizi  olduğu kadar, diğer ulusal değerlerimizi de yaşatmak zorundayız.</p>
<p>Özenti ile dilimize yabancı sözlerin girişi de arttı. Türkçesi varken yabancı  kaynaklı sözleri kullanmak özentiden başka bir şey değildir. Dilimizde karşılığı  bulunmayan sözler için de karşılık türetmek gerekir. Türk Dil Kurumu öteden beri  bu çalışmayı yürütüyor. Bugün kullandığımız pek çok sözü bu çalışmalara  borçluyuz.</p>
<p>Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz varlığını, söz dizimi  özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan,  Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçenin söz dizimi  özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü  ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı&#8230; Doğru  olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay  almak, kahve almak; özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece  birkaç örnek. Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız  gerekiyor. Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden,  bir söz akını olduğu gerçektir. Sözlerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi.  Yeni bulu­nan ve yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte  getirdi: air-conditioner, disket, faks, kamera, kompakt disk, monitör, printer,  radyo, televizyon, tubeless, video, walkman… Dilimizin doğal gelişmesi  içerisinde bu aletlerin çok az bir kısmına karşılık bulunabilmişti: buzdolabı,  bilgisayar, derin dondurucu vb&#8230; Buna karşılık yabancı kaynaklı sözlerin  dilimize girişi her geçen gün biraz daha artıyordu. Yeni bulunan ve üretilen  aletlerin adları girmekle kalmadı, bu aletlerin çeşitli özellikleri, parçaları,  kullanıcıları ile ilgili sözler de dilimize girmeye başladı, hatta bu sözlerden  fiiller türetildi: air-conditoned araba, kaset, diskjokey (kısaltılması de je  olarak değil, İngilizcedeki biçimiyle söylendi: dicey), videojokey (ve je değil,  vicey biçiminde söylendi), fakslamak, hardware, software, zapping, zaplamak,  zoomlamak&#8230; Kısa bir süre içerisinde yabancı kaynaklı söz kullanmak bir özenti  halini aldı. Günlük hayatta, çarşıda, pazarda, radyoda, televizyonda, basında,  okulda, sporda kısacası her yerde yabancı kaynaklı sözler artık bilinçsizce  kullanılır oldu.<br />
</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
Bu olumsuz duruma karşılık, daha önce söylediğim gibi toplumda Türkçe bilincini  uyandırmak ve canlı tutmak zorundayız.</p>
<p>Dilimizin zenginleştirilmesi konusunda Türk Dil Kurumu geçmişte olduğu gibi  bugün de üzerine düşen görevi yapacaktır. Dilimize girmekte olan yabancı  kaynaklı sözlere karşılıklar bulunması, Türkçeyi geliştiren ve zenginleştiren  çalışmalardan biridir. Kültürler arası ilişkiler dillerin birbirlerinden  etkilenmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Mesafelerin ortadan kalktığı  toplumların birbirine yakınlaştığı çağımızda, bu etkilenme daha büyük boyutlarda  olmaktadır. Bu kelimelere Türkçenin kaynaklarından yararlanılarak karşılıklar  bulmak ve Türkçe kökenli sözleri kullanmak, bir yandan dilimizin gelişmesine  katkıda bulunulurken diğer yandan da teknolojiden, bilimden, ana dilimiz  aracılığıyla yararlanmamız sağlanmaktadır.</p>
<p>Türk Dil Kurumu olarak , Atatürk’ün “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını  bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”  sözünü kendimize ilke edinerek, dilimizi yabancı dillerin boyunduruğun­dan  kurtarma mücadelesini veriyoruz. Türk Dil Kurumu olarak, öteden beri yabancı  kaynaklı sözlere karşılıklar buluyor, bu karşılıkları Türk Dili der­gi­sin­de  yayımlıyoruz. Bu karşılıklara birkaç örnek vermek istiyorum: Anchorman  karşılığında ana haber sunucusu; arboretum karşılığında ağaç parkı; viyadük için  köprü yol; eskort için koruma aracı; fac-similé için belgegeçer, onun  kısaltılmış şekli olan faks için ise belgeç; reyting için değerlen­dir­me;  rantiye için getirimci; avans karşılığında öndelik; boarding card için uçuş  kartı vb&#8230;</p>
<p>Bu sözler kitap haline de getirilmiştir. Yabancı Kelimelere Karşılıklar adındaki  kitabın birinci cildi 1995’te, ikinci cildi ise 1998’de yayımlandı. Bu  kitapların yayımlanmasından sonra önerilen karşılıklarla birlikte yeni baskısı  önümüzdeki ay içerisinde yapılacaktır. Ancak önemli olan, bu sözlerin kamuoyunca  benimsenmesi, dilimizin söz varlığı içerisine girmesidir. Burada topluma,  özellikle aydın kesime, sanatçılara, yazarlara düşen görevler var. Türk Dil  Kurumunun yabancı kaynaklı sözlere bulduğu karşılıkları yazarlarımız  sanatçılarımız, sunucularımız benimserse ve kullanırsa, bu sözler toplumda hızla  yaygınlaşacaktır. Toplumun benimsediği bir söz artık dilin malı olmuş demektir.</p>
<p>Çalışmalarımız, terimlerin Türkçeleşmesini de içermektedir. Terimlerin  Türkçeleştirilmesi demek, Türkçe terimlerle bilim yapmak anlamına gelir. Bu da  bir bilim dili olan Türkçenin daha da gelişmesini güçlenmesini sağlayacaktır.  Türk Dil Kurumu olarak mühendislik bilim dallarındaki terimlerin  Türkçeleştirilmesi ve bütün mühendislik fakültelerinde ortak terimlerle öğretim  yapılması konusunda Mühendislik Dekanları Konseyi ile işbirliği içerisinde  çalışma yapmaya da başladık. Bu amaçla 26 Nisan 2002 günü Türk Dil Kurumunda  düzenlediğimiz Mühendislik Terimleri Bilgi Şölenine üniversitelerimizden yüze  yakın bilim adamı tartışmacı olarak katıldı. Bu toplantının sonucunda çalışma  grupları oluşturuldu. Her bilim dalında bu tür çalışmalar yapılması, Türkçeyi  bilim dili olarak daha da geliştirecektir.</p>
<p>Türkçedeki yabancı öğelerin artmasından, kitle iletişim araçlarında Türkçenin  bozuk ve kulak tırmalayıcı bir biçimde kullanılmasından bizler de rahatsızız.  Aslında aklı başında herkes, Türkçedeki bu yabancılaşmadan rahatsız.</p>
<p>Dildeki yabancılaşmanın bir başka boyutu, sizin de belirttiğiniz gibi  işyerlerine yabancı adlar verilmesi. Bu eğilim ne yazık ki gittikçe yaygınlaştı  ve sokaklarımızın, caddelerimizin görüntülerini bozdu. Sokaklarımız bize tanıdık  gelmiyor artık&#8230; Büyük alışveriş merkezlerinin, büyük mağazaların yabancı adlar  kullanmasından sonra mahalle bakkalının, mahalle kasabının da bu akıma kapılarak  işyerine yabancı adlar vermesi, bana kendisini ördek sanarak göle dalan civciv  masalını anımsattı. Rainbow Kasabı, Groseri Market, Coiffeur Angle gibi sizin de  sokaklarımızda, caddelerimizde göreceğiniz yüzlerce ad, yabancılaşmanın, kendini  inkârın örnekleridir. Bir kasabın dükkânına rainbow adını vermesi kadar gülünç,  gülünç olduğu kadar da düşündürücü, kahredici başka bir şey yoktur. Bunlar  yabancı firmaların temsilciliğini yapanlar, bayii olanlar değildir. Ancak, bu  akımın özellikle yabancı firmaların temsilcilikleriyle başladığını da belirtmem  gerekir. Son zamanlarda Türkçe veya Türkçeleşmiş adlar işyerlerinde  kullanılırken gelenekleşmiş Türk imlâsı yerine yabancı imlâsıyla yazma eğilimi  dikkat çekiyor: Efendy, Hotel Taxim, Eskidji, Laila, Wishne Bar, Neshe, Eskidji,  Kitapchi, Yemish, Kebabchi, Derichi&#8230; gibi işyeri adları, Osmanlı devletinin  son günlerindeki işgal dönemi İstanbul’unu anımsatıyor. Böyle bir şey olabilir  mi ? Bunları hangi düşünce ile yapıyorlar anlamak mümkün değil. Bu, Türkçeyi bir  İngiliz gibi, bir Amerikalı gibi yazmaktan başka bir şey değildir. Alfabemizdeki  Ş, Ç harflerini bizzat Atatürk’ün başkanlığını yaptığı bir kurul belirlemiştir.  Bu iş yerleri Atatürk&#8217;ün Yazı Devrimine ve 1353 sayılı alfabe yasasına aykırı  hareket etmektedirler. Atatürk’ün Yazı Devrimine saygısızlık olarak  adlandırılması gereken bu davranışı yapanlar uyarılmalıdır. Ülkemizin  mağazalarının, kuruluşlarının adlarının Türkçe olması ve Türk alfabesiyle  yazılması esas olmalıdır.</p>
<p>Bunları önlemenin yolu, öncelikle toplumda Türkçe bilincinin uyandırılmasından  geçmektedir. Ancak, özellikle işyeri adlarındaki yabancılaşma karşısında yerel  yönetimler etkili olabilir. İşyeri açılışı için ruhsat başvurusu sırasında,  işyerine yabancı ad vermek isteyenlere belediyeler izin vermeyebilir. Türk Dil  Kurumu olarak, bu konuda daha kalıcı ve etkili bir yasal düzenleme için  girişimde de bulunduk.</p>
<p>Dilin söz varlığının zenginleştirilmesi, bütün bilim dallarında öğrenim ve  araştırmanın sürdürülmesi için dile terimlerin kazandırılması, dildeki gereksiz  yabancı öğelerin ayıklanması gereklidir. Bunlar yapıldığında dilde iyileştirme,  daha doğru bir söyleyişle, gelişme, zenginleşme yaşanır.</p>
<p>Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni  ürünlere dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe  söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı  zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin  bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Bu yapılmadığı taktirde  yabancı sözler, yabancı terimler dile girer. Dildeki gereksiz yabancı öğelerin  ayıklanması da gereklidir. Birer özenti alıntısı niteliğinde olan show,  konsensus, transformasyon, efor gibi sözler Türkçede karşılıkları olmasına  rağmen kullanılmaktadır. Öncelikle bu özenti alıntılarının ayıklanması gerekir.  Geçmişte de Türkçeye Arapçadan, Farsçadan özenti alıntıları girmişti: Türkçede  güneş varken Arapçadan şems, Farsçadan hurşid, afitab sözlerinin girmesi gibi.  Üstelik bazı alıntı sözler, dildeki birkaç sözün yerine kullanılmakta, dilde  yoksullaşmaya yol açılmaktadır. Türkçede değişim, dönüşüm, kabuk değiştirme gibi  ince anlam özelliklerine sahip sözlerimiz varken bunların yerine kullanılan  tranformasyon dilde yabancılaşmanın yanı sıra söz varlığında yoksullaşmaya da  yol açıyor. Üstelik bu sözü kimileri transformeyşın, kimileri de transformasyon  diye söyleyerek ayrılıklar da yaratıyorlar.</p>
<p>Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her  dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok  dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin İngilizceye verdiği  sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren  kiosk’tur. Bu söz Türkçeden İngilizceye geçen köşk sözüdür. İngilizcede kiosk  biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı bir anlamda karşımıza  çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçü dilin  kimliğini bozacak derecede olmamalıdır. Dil gerek duyduğu sözleri, karşılık  bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak  alır.</p>
<p>En kötüsü dilin söz dizimi özelliklerinin yabancılaşması, yabancı eklerin dile  girmesi, dilin mantığına aykırı kullanışların yaygınlaşmasıdır. Türkçede çokluk  eki +lar, +ler varken, İngilizcedeki çokluk eki ’s’nin kullanılması, Türkçede +nın,  +nin eki varken İngilizcedeki ’s ekinin kullanılması, üzerinde dikkatle  durulması gereken konudur. İnternette gördüğüm bir ağ sayfasının adresinde  ‘okuls’ sözü vardı. Sayfanın hazırlayıcısına bu sözdeki s’nin anlamını  sorduğumda bana verdiği yanıtta, sözün okullar anlamına geldiğini ve  İngilizcedeki çokluk ekini ilgi çeksin diye kullandıklarını söylüyordu. Türkçede  ‘article’ olmamasına rağmen, bir otelin adında ‘the’ biçimini kullanması dile  yabancı sözlerin girmesinden daha tehlikelidir. Bunlar dilde olmayan, dilin  yapısına uymayan biçimlerin dile sokulmasıdır. Bu, kan grubu B olan bir kişiye A  grubundan kan vermek gibi bir şeydir.</p>
<p>Dilimizi bekleyen tehlikeye gelince&#8230; Üçüncü binyılın henüz başlarındayız&#8230;  İnsanlığı yeni binyılda nelerin beklediği, geleceğin dünyasının nasıl olacağı,  bilimde hangi noktalara ulaşılacağı gibi çeşitli konularda bilim adamları  öngörülerde bulunuyorlar. Bu öngörülerden biri de yeryüzündeki dillerle ilgili.  Yeni binyılın daha ilk yüzyılı sona ermeden yeryüzündeki pek çok dilin yok  olacağı öngörüsünde bulunuluyor. Ürpertici bir öngörü&#8230; Bir dilin yok olması  demek, bir kültürün, dahası bir ulusun yok olması demektir. Dilini kaybeden bir  ulusun bireylerinde genlerin birkaç kuşak daha yaşayacağı, ulusların biyolojik  olarak varlıklarını sürdürebileceği ileri sürülebilir. Ulusu oluşturan en önemli  öğe dil olduğuna göre dili yeryüzünden silinmiş bir ulusun varlığının da  silinmiş olacağı bir gerçektir. Geçmişte bu durumun örnekleri vardır. Ancak,  Türkçe için böyle bir tehlike söz konusu değildir. Türk ulusu diline sahip  çıktıktan sonra, karamsar olmamak gerekir. Bu bilinç uyandıktan sonra  Türkçemizin geleceği konusunda endişeye yer yoktur. Üçüncü binyılda Türkçemizi  aydınlık günlerin beklediğine inanıyorum.</p>
<p>Ülkemizde Türkçe ile ilgili tek resmî kurum Türk Dil Kurumudur. İmlâ  kılavuzları, sözlükler, dil bilgisi kitapları hazırlama görevi yasa ile Türk Dil  Kurumuna verilmiştir. Ancak, bu işi yapan bir kurum var diyerek herkesin bir  kenara çekilmesi, Türkçenin katledilmesine seyirci kalması mümkün değildir.  Türkçe hepimizin en kutsal varlığıdır. Türkçe bizim kimliğimizdir, adımızdır,  soyadımızdır, türkümüzdür, şarkımızdır, sevgimizdir. Şairin dediği gibi Türkçe,  ses bayrağımızdır. Bayrağımızı koruduğumuz gibi dilimizi de korumalıyız. Biz bu  dilimizi atalarımızdan miras aldığımız kadar, gelecek kuşaklardan da ödünç  aldık. Ele ele verelim, dilimize sahip çıkalım. Gelecek kuşaklara Türk’e yakışır  bir Türkçe bırakalım. </font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-guncel-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Türkçenin Güncel Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-guncel-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilişim Çağı ve Türkçenin Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 23:02:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Dil Sorunları)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilisim Cagi]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Sukru Haluk Akalin]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilişim Çağı ve Türkçenin Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın) İnsanoğlu 1969’da Ay’a ilk adımını attığında önümüzdeki çağın uzay çağı olacağı ileri sürülmüştü. Çok iyi hatırlıyorum, o günlerde uzay ile ilgili çeşitli haberler gazetelerde yayımlanıyordu. Haberlerde insanlığın gelecekle ilgili uygarlık düşleri de yer alıyordu. Bu haberlere göre 2000 yılında insanlar tatillerini geçirmek üzere artık aya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Bilişim Çağı ve Türkçenin Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font color="#3366ff" face="Maiandra GD" size="5">Bilişim Çağı ve Türkçenin  Sorunları</font></span><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"><br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</span></font></font><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">İnsanoğlu 1969’da Ay’a ilk  adımını attığında önümüzdeki çağın uzay çağı olacağı ileri sürülmüştü. Çok iyi  hatırlıyorum, o günlerde uzay ile ilgili çeşitli haberler gazetelerde  yayımlanıyordu. Haberlerde insanlığın gelecekle ilgili uygarlık düşleri de yer  alıyordu. Bu haberlere göre 2000 yılında insanlar tatillerini geçirmek üzere  artık aya gidecekti, uzayda çeşitli üsler kurulacak, ayda bitki  yetiştirilecekti. Evlerde her şey otomatik olacak, her işi robotlar yapacaktı,  elektronik beyin (o günlerde bilgisayar terimi henüz kullanılmıyordu,  bilgisayarlar da zaten bu kadar yaygın değildi.) insanın yerine düşünecek,  çözümler üretecekti. Yine o günlerde gazetelerde bir devlet dairesine alınan  elektronik beyin ile ilgili haberler yer alıyordu. Bir gazetede bu haber bir  karikatürle birlikte yayımlanmıştı. Haberde bundan sonra devlet dairelerinde  vatandaşın her işini elektronik beyinlerin halledeceği belirtiliyordu. Bu  haberin yanındaki karikatürde ise kasketli, şalvarlı bir vatandaş elindeki  dilekçeyi buzdolabı büyüklüğündeki makineye uzatıyordu. Elektronik beyinden ise  şöyle bir ses geliyordu: “Bu gün git, yarın gel !”</p>
<p>İnsanoğlu 1969’da Ay’a ilk adımını attığında önümüzdeki çağın uzay çağı olacağı  ileri sürülmüştü. Çok iyi hatırlıyorum, o günlerde uzay ile ilgili çeşitli  haberler gazetelerde yayımlanıyordu. Haberlerde insanlığın gelecekle ilgili  uygarlık düşleri de yer alıyordu. Bu haberlere göre 2000 yılında insanlar  tatillerini geçirmek üzere artık aya gidecekti, uzayda çeşitli üsler kurulacak,  ayda bitki yetiştirilecekti. Evlerde her şey otomatik olacak, her işi robotlar  yapacaktı, elektronik beyin (o günlerde bilgisayar terimi henüz kullanılmıyordu,  bilgisayarlar da zaten bu kadar yaygın değildi.) insanın yerine düşünecek,  çözümler üretecekti. Yine o günlerde gazetelerde bir devlet dairesine alınan  elektronik beyin ile ilgili haberler yer alıyordu. Bir gazetede bu haber bir  karikatürle birlikte yayımlanmıştı. Haberde bundan sonra devlet dairelerinde  vatandaşın her işini elektronik beyinlerin halledeceği belirtiliyordu. Bu  haberin yanındaki karikatürde ise kasketli, şalvarlı bir vatandaş elindeki  dilekçeyi buzdolabı büyüklüğündeki makineye uzatıyordu. Elektronik beyinden ise  şöyle bir ses geliyordu: “Bu gün git, yarın gel !”</p>
<p>O günlerde 2000 yılıyla ilgili tahminlerden hangilerinin tuttuğunu bugün gördük.  İnsanoğlunun uzay macerası bugün halâ devam ediyor, ama Ay’da tatil, uzayda  balayı, Ay’da tarım, Merih’te futbol maçı gibi fantezilerin gerçekleşmesi için  daha uzun yıllara ihtiyacımız var. Evlerimizde robotlar da iş görmüyor henüz. Bu  robotların öncüleri olan mutfak robotları, elektrik süpürgeleri, otomatik  çamaşır ve bulaşık makineleri ise gelişerek yaygınlaşıyor. Elektronik beyinlerle  yani bilgisayarla ilgili tahminler ise beklenenin çok çok ötesinde gerçekleşti.  Bilgisayarların bu kadar yaygınlaşacağı, evlere, okullara, kahvehanelere ve  kafelere, hatta lahmacunculara gireceği, o yıllarda asla tahmin edilmiyordu.  Çünkü o yıllarda bilgisayarlar dörde dört oda büyüklüğündeydi, muazzam elektrik  harcıyorlardı ve müthiş bir ısı yayıyorlardı. Tabiî ekonomik değillerdi. O  yıllarda internet hayal bile edilemiyordu. İnternetin atası olan ve askerî  haberleşme amacıyla kullanılan ARPANET’in temeli de 1969’da atılmıştı.</p>
<p>Neden diğer tahminler, fanteziler gerçekleşmedi de bilgisayar teknolojisi  tahminlerin ötesinde bir gelişme gösterdi ? Elbette bunun birkaç sebebi var, ama  bence en önemli sebep şu: insanoğlu bilginin önemini bir kere daha kavradı.  Bilimde ve teknolojide bugün ulaşılan nokta insanoğlunun düşlerini ve  fantezilerini gerçekleştirmeye henüz yeterli değil. Daha pek çok bilinmeyen bizi  bekliyor. Geçen zaman içerisinde insanı uzayın derinliklerine ulaştıracak tek  şeyin bilgi olduğu anlaşıldı. Her şeyin temelinde bilgi vardı. Gelişen teknoloji  ile insanoğlunun sahip olduğu bilgi sürekli olarak artıyordu. İnsanlık tarihi  göz önüne alındığında daha önce bilimde yüzyıllar süren gelişmeler artık birkaç  yılda yaşanmaktaydı. Bu nedenle yaşadığımız dönem artık uzay çağı değil, bilgi  çağı olarak adlandırılmaya başlandı. Bilgi çağının ana ürünü ise hiç şüphesiz  bilgisayar oldu.</p>
<p>Bilimdeki gelişme her alanda olduğu gibi iletişim alanında da büyük bir  gelişmeye yol açmıştı. Gelişen iletişim araçları, bilgiye ulaşmadaki zorlukları  ortadan kaldırdı. Bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler bu iki  sektörü önce birbirine yaklaştırdı, sonra da bilgi ve iletişimin birlikteliği  ile bilişim terimi gündeme geldi. Bilgisayar ve iletişim teknolojileri  bütünleşmeye başladı. İş yerimizdeki, okulumuzdaki, evimizdeki, bilgisayarlar  kablo ile birbirine bağlanmaya başladı. Askerî amaçla kullanılan ağ, genelleşti  ve internetin omurgası ortaya çıktı. Bilgisayarlar böylece iletişim aracı  özelliğini de kazandı. Ancak bu iletişim aracı, asla basit bir iletişim aracı  değildir. Telefonun, belgegeçerin (facsimile&gt;fax), telgrafın işlevlerini gören,  veri aktarımında kullanılabilen, görüntülü konuşmayı (video conference)  gerçekleştirebilen, sizin yerinize telefon açabilen, hatta telefonlara cevap  verebilen, randevularınızı düzenleyebilen, veri bankası olarak kullanılabilen,  görüntü ve ses alıcısı-vericisi olabilen araç haline geldi bilgisayar. Bunlar,  şu anda aklıma gelenler. Bildiğiniz gibi bilgisayarın başka pek çok marifeti var  ve yakın gelecekte bunlara yenileri eklenecek.<br />
</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
Bilgisayar teknolojisindeki bu gelişme diğer sektörleri ürküttü. Çünkü  bilgisayar önüne gelen teknolojiyi yiyor, yutuyor kendi bünyesine dahil  ediyordu. Bilgisayarın bu atağı diğer sektörlerde anlayış değişikliğine yol  açtı. Bilgisayarların televizyonlaşmasına karşılık televizyonlar  bilgisayarlaşmaya başladı. İnternet televizyonu bunun sonucudur. Telefonlar  bilgisayarlaştı. KUP (Kablosuz Uygulama Protokolü: WAP) işte bu rekabetin  sonucudur.</p>
<p>Bu gelişmeler olurken dilimize de bir şeyler oluyordu. Hiç duymadığımız  sözcükler, terimler dilimize yerleşmeye başladı. Çünkü bilişim teknolojisinde  biz üretici değil kullanıcıydık, tüketiciydik. Teknolojiyi icat eden, üreten  terimlerini de kendi diliyle karşılıyordu. Bu teknolojiyi alan diğer milletler  de bilgi alıntısı olarak bu terimleri, sözcükleri de ister istemez dillerine  alıyorlardı. Her bilim dalının, her teknolojinin kendi özel terimleri vardır.  Doğal olanı, her dilde bu terimlerin karşılıklarının olmasıdır. Ancak bilişim  teknolojisinin kendisine özgü bir özelliği var: Bilişim teknolojisi bir maden  mühendisliği gibi, otomotiv gibi sınırlı bir topluluğu ilgilendirmiyor. Bilişim  teknolojisi toplumun her kesimini ilgilendiriyor. Beş yaşındaki çocuktan,  üniversite öğrencisine, esnaftan öğretmene, hatta bir internet kuruluşunun  reklâmında gördüğümüz gibi kokoreççi ile kestaneciye kadar herkes bilişim  teknolojisini kıyısından köşesinden kullanıyor. Durum böyle olunca da bilişim  teknolojisinin terimleri diğer teknik terimlerden daha çabuk, daha yaygın bir  şekilde dilimize yerleşiyor. Düşününüz, reklâmdaki kestaneciye disgonnekt  sözcüğünü bile öğretiyor bu teknoloji. “Yapma yahu !” şeklindeki hayret sözü  reklâmda karşımıza “Wapma yahu !” olarak çıkıyor.</p>
<p>Bilişim teknolojisinin bu kadar geliştiğini (bu gelişmenin sonunun olmadığını da  söyleyeyim) ve etkili olduğunu göz önüne aldığımızda, Türkçeyi bilişim çağında  hangi tehlikeler bekliyor, bilişim çağı Türkçesi nasıl olacak, İngilizceleşmiş  bir Türkçeyle mi konuşacağız yoksa Türkçeyi bırakıp hepimiz İngilizce mi  konuşacağız soruları, aklı başında her Türk aydınını düşündürüyor,  kaygılandırıyor.</p>
<p>Gelecekte İngilizcenin bütün insanlığın dili olacağı şeklinde tahminlerde  bulunanlar var. Teknolojideki gelişmeye ve İngilizcenin en yaygın yabancı dil  olma özelliğine bakarak bir süre sonra bütün dillerin yerini İngilizcenin  alacağını savunanlar ülkemizde de mevcut. İngilizce en yaygın yabancı dildir,  farklı uluslardan insanların birbiriyle anlaşma ve iletişim kurma dilidir. Bütün  bunlar doğru. Ama dünyadaki 6 milyar insanın tamamının tek bir dili konuşacağını  düşünmek bugün için de yakın gelecek için de hatta uzak gelecek için de kolay  bir şey değildir. İnternetin yaygınlaşmasıyla İngilizcenin hakimiyetinin  artacağı söyleniyordu, bu hiç de sanıldığı kadar bir hakimiyet şeklini almadı.  Şu anda internette her dilden ağ kümesi (web site) ve ağ sayfası (web page) var.  İnternette Türkçe ağ kümeleri ve sayfaları arzu edilen düzeyde değilse de  giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p>Bilgisayar programlarına gelince dünyaca ünlü bilgisayar firmaları ürettikleri  programın daha fazla kişi tarafından satın alınması için programlarını pek çok  dilde üretiyorlar. Şu anda en yaygın işletim sistemi olma ününü koruyan Windows,  bildiğim kadarıyla 33 dilde üretiliyor. Microsoft yerelleştirme adını verdiği bu  uygulamayla dünyadaki bütün bilgisayar kullanıcılarına hitap etmeye çalışıyor.  Bilgisayarın ve internetin yaygınlaşması İngilizcenin diğer diller üzerinde bir  hakimiyet kurmasını değil diğer dillerin bu teknolojide önem kazanmasını  sağlıyor. Şu anda bilgisayar ortamında çeviri üzerinde çalışan çeşitli firmalar  var. Benim de Türkçe konusunda danışmanlığını yaptığım Rusya’daki bir kuruluş,  bilgisayarda pek çok dili birbirine çevirebilen harika bir program üzerinde  çalışıyor. Program epey mesafe aldı ve yapılan denemeler, sonucun başarılı  olacağını gösteriyor. Gerçi şu anda bilgisayarlar için çeviri programları var  ama bunlar daha çok İngilizceden bir başka dile (ki bu da birkaç dille sınırlı)  çeviri yapabiliyorlar. İnternet üzerinde de bazı programlar var, bunlar da  bahsettiğim bilgisayar programlarından farksız. Dünyada başka firmalar da benzer  çeviri programları üzerinde çalışıyorlar. Bütün bunlar bilgisayar ve internet  ortamında diğer dillerin varlığını daha da güçlendireceğini gösteriyor. Şu halde  gelecekte İngilizce bilişim sektöründe tek dil haline gelecek sözü bana pek de  doğru görünmüyor. İngilizceyi veya bir başka dili, yabancı dil öğrenmek için  öğrenmek gerekir. Yabancı dille eğitimin, yabancı dille öğretimin sömürgelerde  bile yavaş yavaş kalktığı günümüzde bizde halâ bunda ısrar edilmesi gibi  İngilizce bilgisayarda ve internette tek dildir demek cahillikten başka bir şey  değildir.</p>
<p>Bilgisayar ve internet terimlerinin İngilizceden dilimize olduğu gibi girmesi,  Türkçenin son yıllarda yaşadığı sorunun bir başka boyutudur. Dilimize yabancı  dillerden, özellikle de İngilizceden, yoğun bir sözcük ve terim akışı olduğu  bilinen bir gerçek. Bu akış, Türkçeyi söz varlığının yanı sıra ses bilgisi,  şekil bilgisi ve söz dizimi özellikleri açısından da kötü olarak etkiledi.  Bilgisayar teknolojisi alanında çalışanlar, gönüllü kuruluşlar Türkçe konusunda  çok büyük bir duyarlılık göstererek terimlere Türkçe karşılıklar bulmuşlardı. Bu  konuda Türkiye Bilişim Derneğinin çalışmalarını takdirle karşılamak gerekir.  Bugün kullandığımız bilgisayar, yazılım, donanım, bellek, yazıcı, sürüm gibi  Türkçe kökenli terimler işte bu çabaların sonucunda dilimize kazandırıldı. Bu  terimler bilişim dünyasında tartışılmıştı. Zamanla önerilen karşılığın yerine  İngilizceden girip Türkçeleşen terimler de kullanılır oldu. Buna en iyi örnek  Microsoft ürünlerindeki Yazı Tipi Biçemi’dir. Gelen eleştiriler üzerine  Microsoft yeni sürümlerde bunu Yazı Tipi Stili’ne çevirmiştir.</p>
<p>Bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin son derece hızlı gelişmesi, teknolojiye  her geçen gün yüzlerce yeni terim eklenmesi karşısında bu çabalar ne yazık ki  etkili olmamağa başladı. Karşılık bulunması gereken terim sayısı artık binlerle  ifade ediliyordu. Bir terime karşılık bulmak, onu benimsemek, yayılmasını  sağlamak aylar, yıllar alırken İngilizce bir terim elini kolunu sallayarak  Türkçeye giriyor ve pek çok kişi bu durumu yadırgamıyor, yabancı kökenli terimi  olduğu gibi kabul ediyordu.</p>
<p>Türk Dil Kurumu da bilgisayar terimlerindeki bu durumu göz önüne alarak Yabancı  Kaynaklı Sözcüklere Karşılıklar Komisyonu çalışması içerisine bilgisayar  terimlerini de aldı. Karşılıklar önerdi. Ancak bu karşılıkların benimsenmesi  zaman alacak. Bunlardan kullanılmağa başlananlar var. Meselâ elmek terimini  internette benim yöneticisi olduğum Türkoloji Haberleşme Grubunda (http://www.egroups.com/group/turkoloji)  uzun süre tartıştık, sonuçta grubun pek çok üyesi bu sözü benimsedi.  Benimsemeyenler de var, ama zaman terimlerin kaderini belirleyecek. Bu konuda  Türk Dil Kurumunun desteği ile yürüttüğümüz Bilgisayar Terimleri Sözlüğü projesi  henüz başladı. Üniversitelerimizdeki bilgisayar bölümlerinden, Türk Dili ve  Edebiyatı, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerinden öğretim üyelerinin ve  bilgisayar uzmanlarının oluşturduğu çalışma grubu içerisinde bilgisayar  terimleri tartışılmakta, Türkçe karşılıklar önerilmektedir. Önerilen karşılıklar  yakın zaman içerisinde internette kamu oyuna duyurulacak ve kamu oyunun  düşünceleri alınacaktır. Geniş katılımlı bu çalışmayla mesafe alacağımıza  inanıyorum. Türk Dil Kurumu üzerine düşen görevi yerine getirmeğe çalışıyor. Bu  çalışmaların başarıya ulaşması, toplumun bu konuda duyarlı davranmasına ve  önerilen karşılıkları benimsemesine bağlıdır.</p>
<p>Bu konuda eleştiri aldığımız da oluyor. Kimileri bilgisayar terimlerinin Türkçe  karşılık bulunmasını, hatta programların Türkçe olmasını eleştiriyor. Terimlerin  evrensel olduğu, değiştirilmemesi gerektiği söyleniyor. Önerilen terimler alaya  alınıyor. Evet, yerleşmiş yaygınlaşmış yabancı terimlere karşılık bulmak zor  olmaktadır. Ama hiçbir şey yapmadan oturup bekleyelim mi ? Bilgi ve iletişim  gibi son derece önemli konularda İngilizce terimleri mi kullanalım ? O zaman  sormak gerekmez mi bu nasıl iletişim, bu nasıl bilgi iletişimi diye ? Şimdi  hepimiz bilgisayar terimini kullanıyoruz. Eğer bu konuya duyarlı bilgisayarcılar  olmasaydı ve bu terimi türetmeselerdi ben eminim bugün hepimiz computer terimini  kullanacaktık. Tabiî kimimiz kampuytr, kimimiz komputer, kimimiz de computer  diyecektik. Ve birileri computer için bir karşılık türetmeğe çalışınca da yine  bilinen çevreler «Canım, ne gerek var şimdi computer’a karşılık aramaya.  Evrensel bir sözcük işte.» diyerek karşı çıkacaklardı. Oysa bakın herkes  bilgisayar terimini kullanıyor. Şimdi kimse bu terimi oluşturan sözcüklerin  gerçek anlamını düşünerek, «Bu alet bilgi saymıyor öyleyse bu terim uygun  değil!» demiyor. Şu halde ciddî olarak bu işin üzerine eğilirseniz, duyarlı  davranırsanız, Türkçenin yapısına uygun terim üretirseniz, toplum da benimserse  dilin söz varlığına yeni terimler, yeni sözcükler katılabilir.</p>
<p>Web’in sözlükte 11 anlamı var. 1. Dokuma, dokunmuş kumaş. 2. Örümcek ağı. 3. Ağ  gibi karışık şey. 4. Kuşların parmakları arasındaki zar, perde. 5. Kuş tüyünün  yumuşak kısmı. 6. Bağlantı levhası. 7. Örs boğazı. 8. Tomar, kâğıt rulosu. 9.  Halı saçağı. 10. Giz, sır. 11. Haberleşme ağı, muhabere şebekesi. (Hâmit Atalay,  İngilizce-Türkçe Sözlük, TDK yayını, Ankara, 1999, s.3635)</p>
<p>Ancak web karşılığında ağ deyince, «Ne ağı ? Balıkçı ağı mı, örümcek ağı mı ?»  diye sözlerle karşılaşıyorsunuz. Oysa bilgisayardan, internetten bahsederken bir  İngilizin veya bir Amerikalının aklına on bir anlamdan haberleşme ağı anlamı  geliyor. Meselâ ben internetteki sayfalarım için web site demiyorum ağ kümem  diyorum. Bu terim de giderek yaygınlaşıyor. Eğer sayfamızı hem Türkçe hem  İngilizce hazırlıyorsak web site terimini Türkçe sayfamızda niye kullanalım ?  İngilizce terimleri İngilizce sayfalarda kullanalım, Türkçe sayfalarda ise  Türkçe terimleri kullanalım. Çünkü bu sayfaları Türkler okuyacak.</p>
<p>Zaman zaman internetteki söyleşi (chat) programlarını izliyorum. Buralarda  kullanılan dilin özel radyo ve televizyonlarda kullanılan dile rahmet okuttuğunu  da belirtmem gerekir. İnternette zaman önemli olduğu için söyleşide kısaltmalar  yaygın olarak kullanılıyor. Bu dünyanın her yerinde böyle. Hatta Amerika’da  söyleşide kullanılan kısaltmalar ve işaretler sözlüğü bile yayımlandı. Beni asıl  üzen kaba dil kullanılması, ana dili Türkçe olan gençlerin birbiriyle İngilizce  yazışması, Türkçe yazışmalarda ise yabancı kökenli sözcüklerin çok sık  kullanılması.</p>
<p>Genç kuşak ana diline sahip çıkmalı, Türkçemiz konusunda duyarlı davranmalı,  dilimizi bozanları uyarmalı. Bizim yaptığımız bu çalışmalar, genç kuşakların ana  diline sahip çıkmasıyla başarıya ulaşacaktır.</p>
<p>Sözlerimi bir kızılderili şefin dünya için söylediklerini Türkçemize uyarlayarak  bitireceğim:</p>
<p>BİZ BU DİLİMİZİ ATALARIMIZDAN MİRAS ALMADIK, GELECEK KUŞAKLARDAN ÖDÜNÇ ALDIK&#8230;</p>
<p>Hep birlikte Türkçemize sahip çıkalım, bilişim çağında gelecek kuşaklara Türk’e  yakışır bir Türkçe bırakalım.</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Bilişim Çağı ve Türkçenin Sorunları (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/bilisim-cagi-ve-turkcenin-sorunlari-prof-dr-sukru-haluk-akalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adana’nın Şalgamı Nasıl &#8220;Shalgam&#8221; oldu ? (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/adananin-salgami-nasil-shalgam-oldu-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/adananin-salgami-nasil-shalgam-oldu-prof-dr-sukru-haluk-akalin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 23:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Dil Sorunları)]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Salgam]]></category>
		<category><![CDATA[Shalgam]]></category>
		<category><![CDATA[Sukru Haluk Akalin]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/adananin-salgami-nasil-shalgam-oldu-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adana’nın Şalgamı Nasıl &#8220;Shalgam&#8221; oldu ? (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın) Son yıllarda, iş yeri adlarındaki yabancılaşma pek çok kişinin dikkatini ve tepkisini çekiyordu. Toplum olarak Türkçeye karşı kayıtsızlığımız, iş adamlarımızı ve esnafımızı da etkilemişti. Marka adı olmamasına rağmen iş yerlerinde yabancı kaynaklı kelime kullanımı giderek yaygınlaşıyordu. İş yerlerine Türkçe ad vermek dururken yabancı kaynaklı [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/adananin-salgami-nasil-shalgam-oldu-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Adana’nın Şalgamı Nasıl “Shalgam” oldu ? (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Adana’nın Şalgamı Nasıl &#8220;Shalgam&#8221;  oldu ?<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</span></font></font><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Son yıllarda, iş yeri  adlarındaki yabancılaşma pek çok kişinin dikkatini ve tepkisini çekiyordu.  Toplum olarak Türkçeye karşı kayıtsızlığımız, iş adamlarımızı ve esnafımızı da  etkilemişti. Marka adı olmamasına rağmen iş yerlerinde yabancı kaynaklı kelime  kullanımı giderek yaygınlaşıyordu. İş yerlerine Türkçe ad vermek dururken  yabancı kaynaklı adlar verilmesi; caddelerimizin, sokaklarımızın görüntülerini  de yabancılaştırmıştı. Caddede yürürken mağaza adlarına bakan kişi; Türkiye&#8217;de  mi, yabancı bir ülkede mi olduğunu anlayamıyor. Birkaç yıl önce Türk Dil Kurumu,  bir caddedeki iş yeri tabelâlarının fotoğrafını afiş yapmıştı. Afişte tek bir  cümle vardı: Burası Türkiye mi? Gerçekten de Türkiye’de mi yaşıyorduk?</p>
<p>Aklı başında pek çok kişi, iş yeri adlarında yabancı kaynaklı kelimelerin  kullanılmasını tepkiyle karşılıyordu, ama bu tepkiler iş yeri adlarındaki  yabancılaşmayı önleyemedi. İş yerine yabancı ad verme, zamanla moda hâline  geldi.</p>
<p>Oysa yakın geçmişte, çok değil otuz kırk yıl önce, herkes iş yerine Türkçe adlar  koymak için birbiriyle âdeta yarışırdı.<br />
Adana’da ilkokula giderken okul yolumun üzerinde bir kasap vardı: Gök Kuşağı  Kasabı. Tabelâda benekli bir kuzu resminin üzerinde kasap dükkânının adı gök  kuşağının renkleriyle yazılmıştı. Yine o yıllarda Adana’nın Çakmak Caddesinde  Altın Bakkal vardı. Atatürk Caddesinde bugün Klik diye bir iş yerinin açıldığı  yerde ise İlk Bahar Kıraathanesi (o yıllarda ilkbahar ayrı yazılırdı)  bulunuyordu. Kısacası pek çok iş yerinin adı Türkçe idi. Herkes iş yerine  Türkçe, hem de kaynaklarını Eski Türkçe döneminden alan adlar koyardı. Sonra ne  oldu? Altın Bakkal, önce marketlerle, sonra da süper marketlerle yarışamadı,  hiper market çağını göremeden kapandı gitti. İlk Bahar Kıraathanesi bir holdinge  satıldı, yıkıldı. Daha sonra yerine iş merkezi kuruldu. Gök Kuşağı Kasabı ise  birkaç yıl önce modaya uydu ve Rainbow Kasabı oldu.<br />
Hemen her şehrimizde, hatta ilçemizde benzer olaylar yaşanmıştır, yaşanıyordur.</p>
<p>Bunlarla uğraşırken Adana’nın en verimli topraklarında, göbekli marulların  yetiştirildiği bereketli topraklar üzerinde büyük bir alışveriş merkezi kuruldu:  M1 Tepe&#8230; M1 diye yazdığıma bakmayın, burayı kuranlar “Me bir” demiyor, “Em  bir” diyor&#8230; “Em van” demediklerine şükrediyorum&#8230; Bu alışveriş merkezinde  yabancı kaynaklı iş yeri adları hemen dikkat çekiyordu: Real, Cinemaxx ve  başkaları&#8230; Bunların yanında Türkçe adlar kullanan iş yerleri de vardı:  Ayakkabı Dünyası, Annemin Mutfağı, Sun (Adana’nın en eski pastahanelerindendir,  Türkçe sun- fiilinden adını almıştır). Bu iş yerlerine Türkçe adlar koyan iş  yeri sahiplerine ve kurumlara yürekten teşekkür ederim.<br />
Bu alışveriş merkezinde dikkatimi çeken başka iş yeri adları da oldu. Birkaç iş  yeri, Türkçe ad taşıyordu ama bu adların yazılış şekilleri Türkçeye uygun  değildi: Adana’nın meşhur şalgamını satan bir iş yeri, tabelâsına Shalgam diye  yazmıştı. Hemen yanındaki kuru yemişçinin tabelâsında ise Yemish yazıyordu&#8230;  Lokantaların olduğu bölümde ise Adana kebabı satan kebapçının tabelâsında  Kebabchi vardı. </font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"></p>
<p>Böyle bir şey nasıl olur? Bunu kim, hangi düşünce ile yapıyor anlamak mümkün  değil. Bu, Türkçeyi bir İngiliz gibi, bir Amerikalı gibi yazmaktan başka bir şey  değildir. Bilgisayar ve internet ortamında bile Türkçe karakterler yaygın bir  şekilde kullanılırken tabelâlarda bu şekildeki bir yazılışı kabul etmek mümkün  değildir. Şu anda sadece ağ kümesi (web site) ve elmek (elektronik mektup)  adreslerinde Lâtin alfabesindeki temel harfler dışında karakterler  kullanılamıyor. Sadece harfler mi? Meselâ internet ve elmek adreslerindeki nokta  yerine virgül kullanamazsınız. Adreste @ işareti olmadan elmek gönderemezsiniz.  Bunlar tamamen zorunluluktan kaynaklanıyor. Belki bir süre sonra ağ kümesi ve  elmek adreslerinde de Türkçe karakterleri kullanabileceğiz. Bilgisayar ve  internet ortamında bile Türkçe karakterleri rahatlıkla kullanırken iş yeri  tabelâlarında Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimelerde /ş/ sesi için sh, /ç/ sesi  için ch, /ı/ sesi için i harflerini kullanmanın hiçbir mantığı yoktur.</p>
<p>Bilindiği gibi Türkçedeki /ç/, /ş/, /ğ/ gibi ünsüzler için Lâtin kaynaklı  alfabemizde özel harfler bulunmaktadır. Yine /ı/ sesi için de yazımızda özel bir  karakter kullanmaktayız. Bu ve benzeri diğer harfleri, başında bizzat Atatürk’ün  bulunduğu bir kurul belirlemiştir. Yeni Türk yazısı ile ilgili yasa 1 Kasım  1928’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülerek kabul edilmiş ve 3 Kasım  1928’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu iş yerleri  Atatürk&#8217;ün harf inkılâbına ve 1353 sayılı alfabe yasasına aykırı hareket  etmektedirler. Atatürk’e ve onun harf inkılâbına saygısızlık olarak  adlandırılması gereken bu davranışı yapanlar uyarılmalıdır. Adana Büyükşehir  Belediyesi ve Seyhan Belediyesi bu konuda harekete geçmelidir. Yargı organları,  konunun üzerine ciddiyetle eğilmelidir. Ülkenin her yasası önemlidir ve toplum  düzenini sağlamaya yöneliktir. 1353 sayılı yasa da ülkedeki yazı birliğini  sağlayan yasadır. Yasa ile belirlenmiş alfabeyi şurasından burasından delerek  uygulanamaz hâle getirmek, zamanla ülkedeki yazı birliğini bozacaktır. Türk  dünyasında ortak alfabenin kullanılması ve ortak iletişim dili kurulması  konularında düşünceler üretilirken, tartışmalar yapılırken birileri sırf  ‘değişik olayım, dikkat çekeyim’ diyerek Türk yazı birliğini bozacak! Türk  dünyasında ortak alfabe derken Türkiye cumhuriyetinde yazı birliğimizi  kaybedeceğiz. Buna kimsenin izin vermemesi gerekir. Ülkemizin mağazalarının,  kuruluşlarının adlarının Türkçe olması ve Türk alfabesiyle yazılması esas  olmalıdır.</p>
<p>Bu konuda belediyelerimize de görevler düşmektedir. İş yeri adlarını belediyeler  denetleyebilir. Belediyeler iş yeri açma izninin verilmesi sırasında marka adı  dışında Türkçe ad kullanmayan mağaza ve kuruluşlara izin vermeyebilir. Nitekim  Karaman, Afyon, Kastamonu, Kırşehir, Boyabat, Salihli, Turgutlu gibi pek çok il  ve ilçe belediyesi iş yerlerinin tabelâlarında ve reklâm amaçlı ilânlarında  Türkçe kökenli kelimeler kullanılması, yeni açılacak iş yerlerine Türkçe adlar  konulması konusunda kararlar almışlardır. Türk Dil Kurumu, bu belediyelere onur  belgesi vermiştir. Uygulamanın yurt sathına yayılması yararlı olacaktır.</p>
<p>Shalgam, Yemish, Kebapchi mağazalarının sahiplerine de buradan bir çağrıda  bulunmak istiyorum: Türkçeye, Atatürk’e ve 1353 sayılı alfabe yasasına saygı  göstererek iş yeri adlarınızı yeni Türk yazısındaki harflerle yazınız.  Yapacağınız bu değişikliğin takdirle karşılanacağından emin olunuz. Topluma  örnek olacak bir girişimi başlatmanın onurunu taşıyınız. </font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/adananin-salgami-nasil-shalgam-oldu-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Adana’nın Şalgamı Nasıl “Shalgam” oldu ? (Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/adananin-salgami-nasil-shalgam-oldu-prof-dr-sukru-haluk-akalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Dünyası&#8217;nda Ortak İletişim Dili Üzerine (Prof Dr. Şükrü Halûk Akalın)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-dunyasinda-ortak-iletisim-dili-uzerine-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-dunyasinda-ortak-iletisim-dili-uzerine-prof-dr-sukru-haluk-akalin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2007 13:54:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[iletisim Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Sukru Haluk Akalin]]></category>
		<category><![CDATA[TDK]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dil Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Turk Dunyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turk-dunyasinda-ortak-iletisim-dili-uzerine-prof-dr-sukru-haluk-akalin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Dünyası&#8217;nda Ortak İletişim Dili Üzerine (Prof Dr. Şükrü Halûk Akalın)   Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi TÖMER’in düzenlediği Ortak Dil Türkçe konulu toplantı, son derece mükemmel bir zamanlama ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulus devlet yapısını sarsacak dayatmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde yapılıyor. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-dunyasinda-ortak-iletisim-dili-uzerine-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Türk Dünyası’nda Ortak İletişim Dili Üzerine (Prof Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font color="#3366ff" size="5"><strong><span style="font-family: Maiandra GD">Türk  Dünyası&#8217;nda Ortak İletişim Dili Üzerine</span></strong></font><strong><font color="#ff6600" size="5"><span style="line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font><font color="#ff6600" size="3"> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">(Prof  Dr. Şükrü Halûk Akalın)</span></font></strong><font style="font-size: 15pt" face="Maiandra GD"><br />
</font><font face="Maiandra GD" size="3"> </font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Ankara  Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi TÖMER’in  düzenlediği <em>Ortak Dil Türkçe</em> konulu toplantı, son derece mükemmel bir  zamanlama ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulus devlet yapısını sarsacak  dayatmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde yapılıyor.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türkiye  Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün; Türk milletini, Türkiye  Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı olarak tanımladığı ve bu milletin dilini de <em> Türk milletinin dili Türkçedir</em> sözüyle açıkladığı Türkiye Cumhuriyetinin ana  niteliğini ortaya koyan temel ilkesine rağmen, sözde sağlanacak birtakım  çıkarlar için ülkede dil birliğini bozacak girişimlerde bulunulduğu sırada  TÖMER’in düzenlediği Ortak Dil Türkçe toplantısı son derece anlamlıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  dünyasının dilde birliğinin, fikirde birliğinin, işte birliğinin sağlanması  düşüncesini dile getiren Gaspıralı İsmail Beyin ülküsünün gerçekleşmesi için  siyasî, kültürel ve teknolojik şartların oluşmaya başladığı bir dönemde,  Türkçeden başka dillerle öğretim yapılması için tavsiyelerde, telkinlerde, hatta  zorlamalarda, dayatmalarda bulunulması, içinde bulunduğumuz dönemi daha da  önemli kılıyor. İşte böylesine önemli günler yaşadığımız, Cumhuriyetin temel  niteliklerinin yok edilmek istendiği bir dönemde <em>Ortak Dil Türkçe</em>  toplantısını düzenleyen Ankara Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Nusret  Aras’a, TÖMER Müdürü Sayın Aypar Altınel’e ve toplantının düzenlenmesine emeği  geçen herkese teşekkür ederim.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Değerli  dinleyenler,</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Hepimizin yakın zamanda tanık olduğu siyasî gelişmeler sonucu Varşova Paktı  dağıldı, Doğu Bloku olarak da adlandırılan ülkeler bağımsız hâle geldiler.  Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla önceden Sovyet Cumhuriyeti olan on beş  cumhuriyet, ayrı ayrı bağımsız devletler olarak dünya siyasetinde yerini aldı.  Rusya Federasyonu dahil olmak üzere yeni cumhuriyetler ekonomide, bilimde,  sanatta, sporda kısacası tüm alanlarda dünyaya açılmağa başladı.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yaşanan bu gelişmeler,  Türk soylu halklar için yeni fırsatlar ortaya çıkardı. Ülkeler arasında  yakınlıklar, ilişkiler güçlendirildi. Türk dünyası kültür bakanlarının,  üniversite rektörlerinin, iş konseylerinin toplantıları düzenlendi. Türkiye’de  çeşitli kurultaylar düzenlendi.<br />
</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu yeni  oluşumda daha ilk günlerde dikkatleri çeken Türk halklarının konuştuğu dil oldu.  Türk soylu halklar aslında kökeni ortak olan çeşitli lehçeleri konuşuyorlardı.  Konuşmaların büyük bir bölümü anlaşılıyordu, biraz dikkat edince  bazı seslerin  düzenli olarak bazı lehçelerde değişime uğradığı görülüyordu.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yapılan  toplantılarda dil konusu, alfabe konusu hep gündemdeydi. Türk soylu halklar  arasında alfabe birliğine gidilip gidilemeyeceği, ortak bir yazı dili, iletişim  dili oluşturulup oluşturulamayacağı konuları bu toplantılarda sürekli dile  getiriliyordu.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu  toplantımızda ortak yazı dilinden çok, Türk halkları arasında ortak bir iletişim  dili konusu üzerinde duracağım. Şu anda önümüzde duran en önemli sorun Türk  halkları arasındaki iletişim dilidir. Türk halkları arasında ekonomik, kültürel  ve siyasî ilişkiler artmıştır. Bu ilişkilerin daha da artması, güçlenmesi Türk  halkları arasında sağlıklı bir iletişimin kurulmasıyla mümkün olur.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halkları arasında sağlıklı bir iletişimin kurulması, Türk Cumhuriyetlerinin ve  topluluklarının birbirine daha fazla yaklaşmasını sağlayacaktır. Kısacası, bu  durum çok yönlü, birbiri ile iç içe geçmiş ilişkiler yumağıdır. İletişim  arttıkça ekonomik ve kültürel ilişkiler artacak, artan ekonomik ve kültürel  ilişkiler iletişimin güçlenmesini sağlayacaktır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">  İletişim, bütün tarafların anlaşabileceği bir dille sağlanabilir. Aynı dili  konuşan insanlar ana dilleriyle anlaşırlar. Ana dilleri farklı olan, ana  dillerinde anlaşamayan insanlar ise ancak bildikleri ortak bir yabancı dille  anlaşırlar. Türk soylu halkların lehçelerinin bir bölümü birbirine çok yakındır,  Türkiye <a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkçe</font></a>si Azerbaycan Türkçesine, Kazak Türkçesi Kırgız Türkçesine, Özbek  Türkçesi Uygur Uygur Türkçesine yakındır. Ancak, Türkiye Türkü ile Kazağın,  Türkmen ile Altaylının ilk anda anlaşması kolay olmamaktadır. Birkaç gün bir  Türk ülkesinde bulunulduğu zaman anlaşma oranı hemen yükselmektedir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Peki,  ile­ti­şi­min, haberleşmenin hız kazandığı dünyamızda Türk halkları hangi dilde  haberleşecektir. İletişimde ya herkes kendi lehçesini kullanacak, veya her iki  tarafın da bildiği ortak bir yabancı dil konuşulacaktır. Türk halkları ana  dillerinin yanı sıra çeşitli yabancı dilleri bilmekte, bazı ülkelerde bu yabancı  diller öğretim dili olarak kullanılmaktadır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türkiye  Türklerinin yabancı dili çoğunlukla İngilizcedir. Almanca ve Fransızca ise  yabancı dil olarak daha az oranda kullanılmaktadır. Eski Sovyetler Birliğindeki  Türk halklarının yabancı dili Rusçadır. İran’daki yirmi milyonu aşkın  Azerbaycanlı ise yabancı dil olarak Farsçayı bilmektedir. Irak Türkmenlerinin ve  Suriye Bayır Bucak Türklerinin yabancı dili Arapçadır. Yunanistan’daki Türklerin  yabancı dili Yunanca, Bulgaristan’daki Türklerin yabancı dili Bulgarca,  Romanya’daki Tatar ve Oğuz Türklerinin yabancı dili Romence, Makedonya’daki  Türklerin yabancı dili Makedonca ve Sırpça, Kosova’daki Türklerin yabancı dili  ise Sırpçadır, Arnavutça bilen Türkler de vardır. Bu geniş Türk dünyasında  farklı lehçeleri konuşan Türk halklarının birbirleriyle hangi dilde iletişim  kuracağı üzerinde durulması gereken bir konudur.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bir  Kazak ile bir Kosovalı Türkün konuşması sırasında hiçbiri karşısındakinin  leh­çe­si­ni an­la­­yamayacaktır. Kazağın yabancı dili Rusça, Kosovalı Türkün  yabancı dili Sırpça veya Arnavutçadır. Ya­bancı dillerde de anlaşamadıklarına  göre bu iki kişi hangi dilde anlaşacaktır?  Birinin Rusçayı ya da diğerinin  Sırpçayı öğrenmesi mi gerekmektedir ? Yabancı dillerle anlaşmalarını beklemek  son derece anlamsızdır. Doğrusu, bütün Türk soylu halkların birbirleriyle  anlaşabileceği ortak bir iletişim diline sahip olunmasıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Çağımızda iletişim  araçlarının gelişmesi ve hız kazanması bütün dünya milletlerini bir­bi­rine  yaklaştırmıştır. Bilginin ve iletişimin iç içe olduğu yeni bir kavram insanlığın  ge­le­ce­ği­ne yön vermektedir. Bu kavram Türkçede bilişim (İng. İnformatics)’dir.  Bilginin ve haber­leş­me­nin müthiş bir hızla gidip geldiği sistem ise  internettir. Dünya milletleri arasındaki uzak me­sa­fe­leri ortadan kaldıran  internet, Türk halklarını birbirine yaklaştıracaktır.<br />
</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">İnterneti sadece el­mek  (e-mail) ve ağ sayfaları (web pages) olarak düşünmek doğru değildir. Sanal  yayıncılık (vir­tual publishing), konferans sistemleri, haberleşme hatları,  tartışma hatları, internet üzerinden canlı radyo ve televizyon yayını gibi pek  çok ile­ti­şim yolunu da düşünmek gerekir. Şu anda internette insanlar çoğunluğu  İngilizce olmak üze­re Almanca, Fransızca, İtalyanca, Türkçe, Rusça gibi çeşitli  dillerle haberleş­mek­te­dir. Aynı mil­letten olan insanlar kendi dilleriyle  haberleşmesini sürdürürken, farklı mil­let­ler­den olan in­san­lar  iletişimlerini çoğunlukla İngilizce yapmaktadır.</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yazı  birliğinin, yani alfabe birliğinin sağlanması öncelikli önem taşımaktadır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yirminci  yüzyılın başlarına gelindiğinde Türk soylu halkların büyük bir çoğunluğu Arap  kaynaklı yazıyı kullanıyordu. Arapça için belki mükemmel olan Arap yazısı Türkçe  için ve bütün Türk soylu halkların dilleri için hiç de uygun bir yazı sistemi  değildi. Arapçada ünlü sayısı son derece az iken, Türk lehçelerinde ünlü sayısı  sekiz, dokuz, hatta on olabilmektedir. Yazının Türkçe için yetersizliği öteden  beri tartışılıyordu. On dokuzuncu yüzyılda Arap alfabesinden kurtulup Latin  alfabesine geçmek için birtakım teşebbüsler olmuştu. Latin yazısına geçen ilk  Türk halkı Yakutlardır. 1917-1918 yıllarında Yakutların Lâtin kaynaklı yazıya  geçtiklerini biliyoruz.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Azerbaycan Türkleri de 1927’de Lâtin alfabesine geçtiler. 1926’da Bakû’de  Birinci Türkoloji Kongresi yapıldı. Bu kongrede uzun tartışmalardan sonra Latin  kaynaklı bir alfabe benimsendi ve buna Birleştirilmiş Türk Elifbası adı verildi.  Bu alfabe aşamalı olarak Sovyetlerdeki Türk Cumhuriyetlerince kullanılmağa  başlandı. 1928’de Atatürk, en büyük atılımlarından birini gerçekleştirerek  Türkiye’de Lâtin alfabesine geçişi sağladı. 1930’ların başında neredeyse bütün  Türk dünyası aynı kaynaklı yazıyı kullanıyordu.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu durum  devam etseydi belki de Sovyetlerdeki Türk halklarının birbirleriyle anlaşması  daha kolay olacaktı. Ancak, Stalin’in 1930’larda başlattığı kıyım sırasında  Sovyetlerdeki Türk halklarının Lâtin yazısını kullanmalarına son verildi. Ne  ilginçtir ki 1926 Bakû Türkoloji Kongresinde Lâtin alfabesini savunan bilim  adamlarının çoğunun ölüm tarihi 1937’dir. Bunlar arasında Türk soylu halkların  bilim adamlarının yanı sıra ünlü Türkolog Samoyloviç de vardı. Bu kıyım  sırasında Türk halklarının artık Kiril yazısını  kullanmalarına karar verildi.  1937’de başlayan Kiril yazısına geçiş uygulaması 1940’lı yılların başlarında  tamamlandı. </span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Sovyetlerdeki bütün Türk halkları aynı Kiril alfabesini kullansalardı belki de  bugünkü dağılmışlık yine olmayacak, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler  hatta Azerbaycanlılar birbirlerini anlayabileceklerdi. Bu olmadı&#8230; Her  cumhuriyette, oluşturulan her yazı dilinde farklı bir Kiril alfabesi  uygulamaya  sokuldu. Bilindiği gibi dünyadaki bütün dillerde sesler ortaktır. Dilleri  birbirinden ayıran sesler değil, seslerin oluşturduğu anlamlı yapılardır.  Seslerin yazıdaki karşılıkları olan harfler de farklı dillerde aynı sesleri  gösterebilir. Türk lehçelerinde seslerin neredeyse yüzde doksan dokuzu ortak  iken bu seslerin bir bölümü için farklı işaretler kullanıldı. Geçen zaman  içerisinde Türk halklarının dilleri birbirinden uzaklaşmağa başladı.  </span> </font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bilim ve  öğretim dili olarak Rusçanın yaygınlaştırılması da Sovyetlerdeki Türk   soylu  halkların birbirlerinin dillerinde anlaşma sağlamalarını engelledi. Bir Kazak  ile Kırgız kendi ana dillerinde konuşsalar anlaşma oranı yüksek olacak ve belki  de bu iki komşu lehçe bu kadar birbirinden uzaklaşmayacaktı. Sovyet halklarının  kardeşlik dili Rusça, Sovyet dili Rusça  gibi kandırmacalar sayesinde Rusça,  Türk soylu halklar arasında iletişim dili haline geldi.  Artık bugün bir Özbek  ile bir Kazak yan yana geldiğinde gayet rahat bir şekilde Rusça konuşarak  anlaşıyor. Hatta aynı soydan gelenler bile kendi aralarında Rusça konuşmayı  tercih ediyorlar. Birkaç cumhuriyet dışında hemen hemen bütün Sovyetler  Birliğinde yüksek öğretimde öğretim dilinin Rusça olması yeni kuşakların ana  dilinden uzaklaşmasına yol açtığı gibi Türk soylu halkların birbirlerinin  dillerini tanımalarını da engelledi. Böylece bugünkü tablo ortaya çıktı.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bugün  Türk soylu halklar arasında bir iletişim dili nasıl kurulabilir ?</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Öncelikle Türk lehçelerindeki ortak unsurlar üzerinde durulmalıdır. Bunlardan  ilki Türk lehçelerinin ortak söz varlığıdır. Türk soylu halkların dilleri  incelendiğinde kelimelerin çoğunun ortak olduğu görülür. Türk halkları  arasındaki ortak iletişim dili bu ortak söz varlığına dayalı olarak  kurulacaktır. Kelimelerin lehçelerde ses değişiklikleriyle kullanılması anlamın  kavranmasını engel olmayacaktır. Kelimelerde ne kadar büyük ses değişikliği  olursa olsun  hece sayısındaki eşitlik, vurgu ve kelimenin tınısı anlamı  çıkarmayı engellememek­te­dir. Kelimelerin söz dizimi içerisinde yeri de metin  bağlamından anlamın çıkarılmasını daha da kolaylaştıracaktır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center>  <font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Şimdi  Türk halklarının ortak söz varlığını ana hatlarıyla değerlendirelim:</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bazı ses  farklılıkları dışında fiillerin neredeyse tamamı ortaktır. Uzun tarihi boyunca  dilimize yabancı dillerden ad, sıfat, zarf, edat türünden kelimeler girmiştir,  ancak yabancı kökenli fiil dilimizde çok azdır. Bu nedenle fiillerimizin çoğunun  anlamı kolayca kavranabilir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Zamirlerimizin hepsi aynıdır. Sadece birinci teklik kişi zamirinde /b/ ~ /m/  değişimi görülür. Ancak, Türk dünyasının bütün mensupları <em>men</em>’in <em>ben</em>  anlamına geldiğini, <em>ben</em>’in de <em>men</em> anlamında kullanıldığını  bilmektedir. Zamirlerin çekimlerinde farklılıklar vardır, ancak cümlenin  bağlamından anlamı çıkarmak mümkündür.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Sayı adlarımız  ortaktır. Bütün Türk halkları aynı sayı adlarını kullanmaktadır. Milyona kadar  olan sayı adları da Türkçe kökenlidir. Milyon, milyar gibi sayı adları yabancı  kaynaklı olmakla birlikte bütün lehçelerde bu alıntı kelimeler kullanılmaktadır.  Şu halde Türkçe kökenli olsun alıntı olsun bütün sayı adları ortaktır. Diğer  kelimelerde olduğu gibi sayı adlarında da lehçelere göre birtakım ses  değişmeleri vardır. Bunlar da metin bağlamından rahatlıkla anlaşılabilecek  kelimelerdir.</span></font></p>
<p class="MsoBodyTextIndent"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Ağız,  burun, kulak, dil, diş, saç gibi organ adları Türkçe kökenlidir. Bazı  lehçelerdeki ses değişmeleri kelimelerin anlaşılmasına engel değildir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Coğrafya  adları bütün lehçelerde ortaktır. Bu kelimelerde de birtakım ses değişiklikleri  vardır, ancak bunlar da anlaşmaya engel değildir. Biraz dikkat ve gayretle bu  kelimelerin anlamları çıkarılabilir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Renk  adlarımız ortaktır: <em>ak</em>, <em>kara</em>, sarı, <em>al</em>, kızıl&#8230; Bazıları  lehçelerin genel ses özellikleri sebebiyle değişikliklere uğrar: yeşil ~ jasıl ~  caşıl.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Soru  kelimelerimiz ortaktır: <em>Kim</em>, <em>ne</em> bütün lehçelerde  kullanılmaktadır.   <em>Kaç</em> ~ <em>kança</em> ~ <em>neçe</em> gibi kelimeler  farklı da olsa alış veriş sırasında hangi anlamda kullanıldıkları kolaylıkla  anlaşılmaktadır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halkları arasında ortak iletişim dilinin nasıl kurulacağı konusuna gelince&#8230; Bu  da zamanla gerçekleşecektir. Ancak bunu zamana bırakıp beklemenin bir anlamı  yoktur. Atatürk, bugünkü durumu daha 1933 yılında görmüş ve bir gün Sovyetler  Birliğinin dağılacağını, Türk soylu halkların bağımsızlıklarına kavuşacaklarını,  dili bir, inancı bir soydaşlarımızla şimdiden ilgilenmemiz gerektiğini meşhur  konuşmasında söylemişti.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Evet,  Atatürk’ün dediği gibi o gün geldi. Ancak, ne yazık ki Atatürk’ün 1933’te  gördüğü gerçeği biz daha önce göremedik ve bugüne hazırlanamadık. Türk halkları  arasındaki dil köprüsünü tam anlamıyla kuramadık. Ortak iletişim dili konusunda  bugün neler yapılmalıdır, kısaca bunlara değinmek istiyorum:</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Yapılması gereken ilk iş bütün Türk soylu halkların ortak bir alfabeye  geçmesidir. Bilgisayar ve iletişim teknolojileri Latin alfabesine dayalı olarak  geliştiğine göre bütün Türk soylu halklar en kısa zamanda ortak bir Latin  alfabesine geçişi sağlamalıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu  alfabede Türk lehçelerindeki ortak sesler için ortak harfler kullanılmalıdır.  Alfabe mümkün olduğu kadar pratik olmalıdır. İşaret kalabalığından  kaçınılmalıdır. 1991 yılında Marmara Üniversite­sin­de yapılan toplantıda  belirlenen 34 harflik ortak alfabeden her Türk Cumhuriyeti ve topluluğu kendisi  için gerekli olan işaretleri alarak alfabesini oluşturmalıdır.  Bu alfabedeki  işaretlerden başka işaretler kullanılmamalıdır. Bu alfabenin bütün Türk  halklarına öğretilmesi ve alfabenin kullanılması için dilcilere önemli  görevler  düşmektedir. Siyasi iktidarlara bu konu bilimsel olarak anlatılmalıdır. </span> </font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Azerbaycan Cumhuriyetinde Lâtin kaynaklı alfabe 1 Ağustos 2001 tarihinden   itibaren kullanılmaya başlandı. Azerbaycan’da Lâtin yazısına geçiş çalışmaları  1992’de başlamıştı ama zaman zaman sekteye uğrayan bu geçiş 18 Haziran 2001’de  Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in ‘devlet dilinin tekmilleştirilmesi’ hakkındaki  kararı ile kesinlik kazandı. Türkmenistan’da ve Özbekistan’da da bu yolda  kararlar alındığını ve uygulamanın aşamalı olarak yürütüldüğünü biliyoruz. Lâtin  kaynaklı alfabenin bütün Türk dünyasında yaygınlaşmasıyla ortak iletişim dilinin  kurulmasında önemli adımlar atılmış olacaktır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  dünyası ortak iletişim dili üzerine araştırmalar, çalışmalar yapmak üzere Türk  Cumhuriyetlerindeki dil enstitülerinin, dil kurumlarının desteğiyle uluslar  arası araştırma enstitüsü kurulmalıdır. Bu enstitüde Türk dünyası ortak iletişim  dilinin söz varlığı, terimleri üzerine çalışmalar öncelikli olarak  yürütülmelidir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halklarının söz varlığı belirlenmelidir. Bugün Türk lehçelerinin 40.000 ila  80.000 kelimelik söz varlığı mevcuttur. Bütün Türk lehçelerinin söz varlığını  ortaya koyacak büyük bir karşılaştırmalı sözlük hazırlanmalıdır. Bir kavram için  bir lehçede yabancı kaynaklı kelime, diğer lehçelerde Türkçe kökenli kelime  kullanılıyorsa Türkçe kökenli kelime o lehçeye de alınmalıdır.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Böylece  lehçelerin söz varlıkları da doğal kaynaktan zenginleşmiş olacaktır. Bu konuda  Türk Dil Kurumunda yürütülmekte olan projeden söz etmek gerekiyor.  Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü ve Grameri Projesinde çok sayıda uzman  çalışıyor. Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun’un başkanlığında yürütülen projede Türk  lehçelerinin söz varlığı ortaya konulacaktır. Hazırlanacak bu sözlük, önemli bir  boşluğu dolduracaktır. Bu projede Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Grameri de  hazırlanmaktadır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  dünyasında ana dilde öğretim de üzerinde önemle durulması gereken bir başka  konudur. Türk soylu halklar ilkokuldan üniversiteye kadar öğretimlerini ana  dillerinde yapmalıdır. Ana dilden başka bir dille öğretim yapılması dereceli  olarak kaldırılmalı, her öğretim kademesinde aşamalı olarak ana diliyle öğretime  geçilmelidir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halkları birbirinin edebi eserlerini okumalı, okutmalıdır. Okul kitaplarında her  Türk lehçesinden parçalar özgün şekilleriyle ve o lehçeye aktarılmış  şekilleriyle yer almalıdır. Türk dünyası ortak edebiyatının kaynak eserleri  destanlar, masallar, ninniler, atasözleri her cumhuriyette ayrı ayrı  yayımlanmalıdır. Bu edebi eserlerin bütün Türk dünyasının ortak ürün­leri olduğu  bilinci yaygınlaştırılmalıdır.  Türk dünyası şair ve yazarlarının eserleri diğer  leh­çelerde de yayımlanmalıdır. Bu eserler ortak Türk alfabesiyle yayımlanmalı,  sayfanın bir ta­ra­fında özgün metin karşısında ise aktarması bulunmalıdır.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  cumhuriyetlerinin radyo ve televizyon yayınlarının Türk halkları tarafından  izlenmesi sağlanmalıdır. Yayınlar Türk dili ile yapılmalıdır. Televizyonlarda  Türk halklarının filmleri özgün şekilleriyle oynatılmalı, alt yazıda o ülkenin  lehçesine aktarılmalıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  dünyasındaki sanat ve kültür ilişkileri karşılıklı olarak geliştirilmeli,  güçlendirilmelidir. Müzik, sinema, tiyatro gibi sanat türleri ortak iletişim  dilinin gelişmesine yardımcı olacaktır.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  lehçeleri için pratik günlük konuşma kitapları hazırlanmalıdır. Burada  kullanılacak cümlelerde ortak kullanımlara ağırlık vermek gerekir. Bir lehçe  için çok özel ifade yerine, her lehçede anlaşılabilecek genel kullanışlar tercih  edilmelidir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Kabilecilik, aşiretçilik gibi Türk dünyasını bölen düşüncelerden kaçınılmalıdır.  Ağız özelliklerini yazı diline aksettirmekten uzak durmalıdır. Mümkün oldukça  bütün Türk lehçelerindeki ortak şekiller kullanılmalıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halkları birbirleriyle iletişimlerinde kendi dillerinden başka bir dili,  iletişim dili olarak kullanmamalıdır. Halklar arasındaki iletişimde Rusça veya  İngilizce gibi çeşitli yabancı dillerin kullanılması ortak iletişim dilinin ve  ortak yazı dilinin oluşmasını geciktirir, hatta engeller.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halkları arasında iletişimi artıracak ve geliştirecek bir başka unsur ise  internettir. İnternette Türk halklarının haberleşmesi için ortak alfabe  uygulaması  en kısa zamanda başlamalıdır. İnternette Türk halkları birbirleriyle  ana dillerinde haberleşmeli ve internet kullanılacak ortak terimleri  üretilmelidir. Türk Cumhuriyetlerinin Üniversitelerinin ve diğer kurumlarının  internette açacağı sayfalar öncelikle ve mutlaka ana dille yazılmalıdır. Ana  dildeki internet sayfalarının yabancı dillere de çevrilebilir. Türkiye’de  başlatılan İnternette Türkçeyi Yaygınlaştıralım çalışmalarına Türk  Cumhuriyetleri de katılmalıdır. </span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Türk  halkları ortak iletişim dilinin oluşturulması için Sürekli Türk Dil Kurultayları  yeniden canlandırılmalı, her yıl bir Cumhuriyette yapılmalıdır. Kurultaylarda  ortak iletişim dilinin oluşma şartları ele alınmalı, gelişmeler izlenmelidir. Bu  kurultaylarda zaman içerisinde ortaya çıkabilecek durumlarla ilgili olarak ortak  çözüm yolları yürürlüğe konulmalıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Yapılacak bu çalışmalarla ortak iletişim dilinin kurulması sağlanacak ve ortak  iletişim dili ortak Türk yazı dilinin temelini oluşturacaktır.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Şu anda  özellikle Türkologlar arasında bir ortak iletişim Türkçesi oluşmuş durumdadır.  Hatta bu bilim adamlarımızın konuşmalarını sokaktaki insan dediğimiz, dilcilikle  ilgisi olmayan kişiler bile anlamaktadır. En son örneğine Diyarbakır’da  düzenlenen Nevruz konulu toplantıda tanık olduk. Toplantıya konuşmacı olarak  katılan Azerbaycan Türklerinden Kamil Veli Nerimanoğlu, salondaki herkesin  anlayabileceği bir dille konuşmasını yaptı.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Bu ne  tam Azerbaycan Türkçesi, ne de tam Türkiye Türkçesi idi. Özellikle Diyarbakırlı  yurttaşlarımız bu konuşmayı çok iyi anladılar, çünkü tarihteki Akkoyunlu,  Karakoyunlu Türk devletlerinin dil özellikleri bugün hem Diyarbakır ağzında hem  de Azerbaycan Türkçesinde yaşıyor. Bu örnekler Türk dünyasında ortak iletişim  dilinin oluşmasının mümkün olabileceğini göstermektedir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Önemli  olan öncelikle ülkemizde, Türkiye Cumhuriyetinde dil birliğinin korunması,  güçlendirilmesi, bununla birlikte  bütün Türk dünyasında ortak iletişim dilinin  oluşması uğrunda çalışmaların yürütülmesidir.</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"><span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"> Hepinizi saygıyla selamlarım.    </span></font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-dunyasinda-ortak-iletisim-dili-uzerine-prof-dr-sukru-haluk-akalin/">Türk Dünyası’nda Ortak İletişim Dili Üzerine (Prof Dr. Şükrü Halûk Akalın)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-dunyasinda-ortak-iletisim-dili-uzerine-prof-dr-sukru-haluk-akalin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
