<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tahir Balci | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/tahir-balci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Oct 2007 01:00:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Öztürkçe İle Birleşik Sözcükler Üzerine Notlar (Tahir Balcı)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/ozturkce-ile-birlesik-sozcukler-uzerine-notlar-tahir-balci/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/ozturkce-ile-birlesik-sozcukler-uzerine-notlar-tahir-balci/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 00:47:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Birlesik Sozcuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Not]]></category>
		<category><![CDATA[Oz Turkce]]></category>
		<category><![CDATA[Tahir Balci]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/ozturkce-ile-birlesik-sozcukler-uzerine-notlar-tahir-balci/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Öztürkçe İle Birleşik Sözcükler Üzerine Notlar  (Tahir Balcı)   1) Hasan Eren “Eski dilci” kavramını öz Türkçe akımı ve Atatürk’ün “Türk Dil Kurumu” yanlıları için; “yeni dilci”leriyse şimdiki “Türk Dil Kurumu” yanlıları anlamında kullanmaktadır. 2) Doğan Aksan, devrimi sonucunda 25.000 kadar yeni sözcüğün benimsenmiş olduğunu, kuruluş biçimi tartışılan sözcük sayısının 50&#8217;yi aşmadığını, bu oranın [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ozturkce-ile-birlesik-sozcukler-uzerine-notlar-tahir-balci/">Öztürkçe İle Birleşik Sözcükler Üzerine Notlar (Tahir Balcı)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font style="font-size: 18pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Öztürkçe İle  Birleşik Sözcükler Üzerine Notlar</font></strong><br />
<strong></strong></p>
<p align="center"><strong><font style="font-size: 18pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">  </font><font style="font-size: 15pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Tahir  Balcı)</font></strong><font color="#ff6600"><span style="font-size: 15pt"></span></font><br />
<font color="#ff6600"><span style="font-size: 15pt"></span></font></p>
<p><font color="#ff6600"><span style="font-size: 15pt">  </span></font><font color="#ff6600"><span style="font-size: 15pt">  </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"><font size="3"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">1)  Hasan Eren “Eski dilci” kavramını  öz Türkçe akımı ve Atatürk’ün “Türk Dil  Kurumu” yanlıları için; “yeni dilci”leriyse şimdiki “Türk Dil Kurumu” yanlıları  anlamında kullanmaktadır.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">2)  Doğan Aksan, devrimi sonucunda 25.000 kadar yeni sözcüğün benimsenmiş olduğunu,  kuruluş biçimi tartışılan sözcük sayısının 50&#8217;yi aşmadığını, bu oranın ise % 0,5  olduğunu belirtmektedir. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Türk Dili’yle ilgili birçok şey yazılıyor. Yazılanların çoğu “eski  dilciler” ile “yeni dilciler” arasındaki bir tartışı niteliğinde. Örnek olarak  Hasan Eren, Mertol Tulum ve İsmail Parlatır’ın “Türk Dili Dergisi’nde çıkan  çeşitli yazılarını verebiliriz. Bir dilin gelişmesi, çok iyi araştırılmasına  bağlıdır. Türk Dili’yle ilgili araştırı, tartışı ve eleştiriler bu nedenle son  derece önemlidir. Türk Dili’ni araştırmak, geliştirmek ve varsıllaştırmak  bilimcilerin görevidir. Bu görevin simgesiyse 1932&#8217;de kurulan Türk Dil  Kurumu’dur.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Bu kurum, kuruluşundan 1980’e kadarki dönemde belli bìr çizgi  izlemiştir. Bu çizgi dilimizi yabancı kökenli sözcüklerden arındırmak, dilin  kaynağına, halka inerek Türkçenin gerçek sözcük dağarcığını ortaya çıkararak  Türkçe sözcük köklerinden sözcükler türeterek Türkçeye yeni bir kimlik  kazandırmaktır. Bu çizgiden ara sıra sapıldığı, yabancı sözcüklerin Türkçeden  atılmasında pek nesnel davranılmadığı, örneğin Arapça ve Farsça sözcüklerin  yerine öz Türkçe sözcükler bulunması için gösterilen çabanın Batı dillerinden  gelen sözcüklere karşı gösterilmediği kanısına kimilerince varılmış, dili  yabancı ögelerden arındırma çalışmalarının arkasında daha başka amaçların  yattığı izlenimi uyanmıştır. (Bkz· Öner 1987: 132-133).</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Durum böyle olunca, gerçek amacın dili geliştirmek değil o dili  konuşanların dinsel kültürlerine etkiyerek onları bu kültürden uzaklaştırmak  olduğu sanılıyor. Bu tür görüşleri ileri sürenler eskiden beri vardı. Örneğin  Ebüzziya Tevfik “Mecmua-i Ebuzziya”nın 1898&#8217;de çıkan 82. sayısında Türkçe sözcük  kullananların dilini kesmekten söz etmiş, “Bugün her kelime-i Arabiyye yerine  bir kelime-i Türkiye ikame etmek isteyenler, düşünmüyorlar mı ki böyle bír  teşebbüs bizim için din, mezhep, iman, namus hamiyyet, gayret, iffet, ismet gibi  sıfatın cümlesinden tecerrüd etmedikçe mümkün değildir.” (Akarsu 1983: 57)  diyecek ölçüde ileri gitmiştir. Bu ağır suçlamaların haksızlığını,  tutarsızlığını, anlamsızlığını ve dil gerçeklerinden kaçış olduğunu  yadsıyabilecek kimse var mıdır acaba?</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Getirilen başka bir suçlamaysa türetilen yeni sözcükleri halkın  anlamadığı, böylece halkla toplumun aydın kesimi arasında bir kopukluğun ortaya  çıkacağıdır. Türetilen sözcüklerin ilk okuyuşta/duyuşta anlamak yalnız okumamış  ya da az okumuş kesim için değil aydın kesim için de zor olabilir. Zaten bir  sözcük çıkar çıkmaz benimsenmeyebilir. Benimsenmesi dilin yapısına uygun  olmasına ve kullanılmasına bağlıdır. Dilin yapısına uygun olmayan sözcük  kullanılmaz; kullanılmayan sözcükse tutmaz, kendiliğinden ölür. Pek çok sözcük  her ne kadar önerilmiş ve bazılarınca kullanılmışsa da tutmamıştır, bunları  anlayabilecek kişilerin sayısı da azdır. Buna karşılık “eski dilcilerce”  Atatürkçü anlayışla türetilip tam anlamıyla tutan, herkesçe anlaşılabilen ve  “uydurukça” karalaması getirilemeyecek sözcükler onbinlercedir. (Bakınız, Ali  Püsküllüoğlu, Öz Türkçe Sözlük)</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Kaldı ki, toplumun değişik kesimleri arasında görülebilen kopukluğun  nedeni, B. Akarsu&#8217;nun da belirttiği gibi, sözcüklerde değil değişik kuşakların  kavram dünyasındaki farklılıklarda aranmalıdır. Yükseköğrenim gören bir kişinin  kavram dünyasının, öğrenim görmeyen bir kişinin kavram dünyasından daha varsıl  olması çok doğaldır. Dolayısıyla öğrenim gör(e)meyenler kültürel, bilimsel ve  dilsel gelişmelere ayak uyduramayabilirler. Öyleyse dilimizi varsıllaştırmak  (zenginleştirmek) için sözcükler türetilmelidir, sözcük türetmek sakıncalı değil  çok yararlıdır.<br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">             Zararlı olan denendikten ve yıllar geçtikten sonra tutunmadığı kesin  olarak görülen sözcükleri inadına kullanarak zorla benimsetmeye çalışmak ya da  dilbilimsel kurallara uygun sözcükleri “uydurukça” iftirası vurarak yabana  atmaktır. Sözcük türetme çalışmalarını karalamak için “lokanta” yerine “otlangaç”,  “otobüs” yerine “oturgaçlı götürgeç” gibi gülünç ve gerçek uydurma sözcükler  ortaya atmaktır. Dilimizi yabancı dillerin istilasından kurtarıp “Türkçeyi  Türkçeleştirmek” için Atatürk&#8217;ün olağanüstü bir çaba harcadığını, yazdığı  geometri betiğinde (kitabında) “eşit, artı, eksi, çarpı, bölü, üçgen, dörtgen,  uzay, boyut, varsayım…” gibi terimleri türetip kullandığını burada anmadan  geçemeyeceğim. Bugün varsayım yerine faraziye, boyut yerine buut, uzay yerine  feza sözcüklerinde diretmenin amacı nedir?</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          “Eski dilciler” ile “yeni dilciler” arasındaki tartışı konularının en  önemlilerinden biri de yazımla ilgilidir. Ben burada yazımın her yönüyle  ilgilenmek yerine, yalnız birleşik sözcükler konusunu ele alacağım. İlk önce  birleşik sözcükten (Almanca : Zusammensetzung, Kompositum) ne anladığımı  belirtmek istiyorum :<br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">         Aralarında anlam birliği olan, yalnız bir kavramı karşılayan, iki ya da daha  çok sözcüğün bitişik yazılmasından oluşan ve sözlük maddesi değeri olan sözcüğe  birleşik sözcük denir. Buna göre birleşik sözcük ile bitişik sözcük ayrımına  gerek yoktur. Çünkü birleşik sözcük, sözcüklerin bitişik yazılmasıyla oluşur.  Aralarında anlam ilişkisi olan ve ayrı yazılan sözcüklere söz öbeği (Syntagma)  denebilir. Birleşik sözcük konusunda daha değişik ölçütlerden yararlanılabilir.  Bunlara aşağıda değineceğim. Ancak birleşik sözcüğün tanımında ve  belirlenmesinde, herkesçe anlaşılamaz gerekçesiyle anlambilimden  yararlanılmasının sakıncalı olduğu yönündeki Mertol Tulum’un görüşünü  paylaşmıyoruz.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Çeşitli dergilerde çıkan yazılarda, eski dilcilerin çıkardığı yazım  kılavuzlarıyla “Türkçe Sözlük”teki değişik tutarsızlıklara değinilmiştir. Bu  eleştiriler haklı olabilir. Ancak Yazım Kılavuzu&#8217;nun değişik baskılarında aynı  sözcüğün değişik yazım biçimleriyle ortaya çıkması, sözlük yapımcılarının bu  konuda bir arayış içinde olduklarını gösterir, buysa tutarsızlıktır. Çünkü yazım  dizgesi (sistemi) daha tümüyle oturmuş değildir. Bir dizgenin tümüyle  benimsenmesi yıllarca sürebilir. Oysa yeni dilcilerin 1988&#8217;de çıkardığı iki  ciltlik “Türkçe Sözlük” de kendi deyimleriyle tutarsızlıklarla doludur. Şimdi  bunlara bazı örnekler vermek istiyorum:</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">a)  Belirteni “baş” olan sözcüklerin çoğu bitişik yazılırken (Başbakan, başasistan,  başdanışman, başörtü), bazıları ayrı yazılmıştır : (Baş ucu, baş altı, baş  örtüsü, baş kaldırma).</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">b)  “Üstçavuş”a karşın “üst geçit”, “üst yapı”, “alt yapı” yazılmış. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">c)  “Barışsever”, “basınçölçer”in yanında “uyur gezer”i görüyoruz.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">ç)  “Dört ayak” ile “kırkayak” da birbirleriyle çelişiyor. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">d)  “Anayasa” ile “ana sav”, “ana okulu”, “ana dil” bir başka çelişki. </span> </font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">e)  Doğru yazıldığını kabul ettiğimiz “ayakbastı”, “ayakteri” yazılmasını  gerektirirdi. Oysa “ayak teri” yazılmış.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">f)  Neden “başmakale” ya da “başyazı”ya karşın “ön söz” yazılsın? </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">g)  “Milletlerarası” ile “millet vekili” birbirine ters düşmüyor mu?</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">h)  Peki “Bitpazarı” ile “bit otu”na ne demeli? </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">ı)  “Baldırıkara”, “karagöz”, “karakuş” yazılırsa, “kara baldır”, “kara dul”, “kara  baş” gibi yazımlar yanlış sayılmalı.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">i)  “Akbaş” ile “ak su”, “ak balık” aynı sözlükte yer alıyorsa bir yanlışlık var  demektir.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">j)  “borazancıbaşı” ile “ay başı” bir başka çelişki örneği.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Bu örnekleri daha da çoğaltmak olanaklı. Burada bitişik yazım konusunda belli  bir yol izlenmeye çalışılmış gibi. Örneğin belirtileni “-en” ya da “-er” ekiyle  yapılan sözcükler, belirtenle bitişik yazılmıştır. “-er” ekiyle yapılan ve bizce  bitişik yazılması gereken “uyur gezer”in neden ayrı yazıldığıysa belli değil.  Belirtenle belirtilenin eylem kökünden gelmesiyse neden, bu bir gerekçe olamaz  bizce.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Yeni dilcilerin çıkardığı “İmlâ Kılavuzu”nun “Gözden geçirilmiş yeni  baskı”sında (1988) benzetme yoluyla nesnelere ad olan sözcüklerin bitişik  yazılması gerektiği belirtilmiş ve örnek olarak “aslanağzı” (bir çiçek),  “danaburnu” (bir kurt), “devetabanı” (bir bitki), “hanımeli” (bir çiçek),  “keçiboynuzu” (bir ağaç), “kadıntuzluğu” (bir bitki), “kadıngöbeği” (bir tatlı),  “katırtırnağı” (bir bitki), “tekesakalı” (bir bitki) verilmiştir. Oysa yine  kendilerinin hazırladığı “Türkçe Sözlük”te (1988) “deve tabanı”, “keçi boynuzu”,  “teke sakalı” gibi yazımlar benimsenmiş· Ayrıca “hanımeli”, “kadıngöbeği”,  “katırtırnağı” benzetme yoluyla bir nesneye ad olmuşlarsa ayrı yazılmasını  yeğledikleri “hanım parmağı” (bir çeşit tatlı), “hanım göbeği” (hamur tatlısı),  “keçi memesi” (bir üzüm türü) aynı özelliği taşımıyor mu? İkisi de bir tatlı  türünü gösteren “kadıngöbeği” ile “hanım göbeği”nin değişik yazımlan içine  düşülen çelişkinin doruk noktasını oluşturmaktadır.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center> </span></font>  <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Bu tutarsızlıklara sayısız örnekler verilebilir. Aynı “İmlâ  Kılavuzu”nda (s. 19) “Birleştirmelerde kullanılan kelimeler yeni bir kavramı  karşılarlar ancak birleştirmede yer alan her kelime kendi eski anlamını saklamış  olabilir. Bu tür birleşik kelimeler ayrı yazılır.” deniliyor. Şimdi soralım :  “tereyağı”, “sigaraböreği”, “taşyağı”, “kuş üzümü” (bir üzüm türü), “kuş otu”  (bir bitki), “kuş sütü” (bulunmaz şey), “kuş dili” (sözcüklerin biçimini  değiştirerek uydurulan bir tür konuşma; ayrıca bir ağaç türünü de gösterir) vb…  yüzlerce örnekte “her iki kelime kendi eski anlamını saklamış” da mı ayrı  yazılmış acaba? Bizce bitişik yazılması gereken “tere yağı”nın “tere”yle, “kuş  üzümü”, “kuş otu” ve “kuş dili”nin “kuş”la, “taş yağı”nın “taş”la, “sigara  böreği”nin “sigara”yla, “kuş sütü”nün “kuş” ya da “süt”le hiçbir ilgisi yok· Bu  sözcükler benzetme sonucu gerçek anlamından başka bir anlamda kullanılmıştır.  Benzetme söz konusu olunca sözcüklerin bitìşik yazılması gerekmiyor muydu?</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Şimdi bu noktayı tersinden ele alalım. “Her iki kelime kendi eski  anlamını saklamış&#8221;sa ayrı yazılmalıydı hani? Peki, doğru yazıldığını kabul  ettiğimiz “basınçölçer” (barometre), “ısıölçer” (kalorimetre), “ısıdenetir”  (termostat), “ısıveren” (ekzotermik), “başasistan” ve daha nice sözcük ayrı  yazılmamalı mıydı bu kurala göre? “Öçer”, “denetir”, “veren” sözcüklerinin  sözlükte birer madde olarak yer almaması neden olarak gösterilecekse o zaman  “uyur gezer”, “tüme varım”, “tümden gelim”in de bitişik yazılması gerektiğini,  çünkü sözlükte “gezer”, “gelim”, “varım” diye maddeler bulunmadığını  anımsatalım.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Yine “İmlâ Kılavuzu”nda (s. 19) “ev”, “ocak” ve “yurt” gibi sözcüklerle  kurulan adların ayrı yazılması gerektiği vurgulanmış ve “bakım evi”, “aş evi”,  “yayın evi”, “ordu evi”, “aş ocağı”, “sağlık yurdu” gibi örnekler verilmiş.  Bizce bunların ayrı yazılmasını gerektiren bir kural yok. Tersine, tek bir  nesneye ad oldukları için bitişik yazılmaları gerekir : “Orduevi”, “yayınevi”,  “doğumevi”, “aşevi”, “sağlıkyurdu” gibi. “Yurt” ve “ocak” ile yapılan sözcükler  birleşince çok uzunmuş gibi göründükleri için başlangıçta yadırganabilir. Ancak  zamanla hem gözümüz hem de bilincimiz buna alışacak, bu gelişmeyi  benimseyecektir. Çünkü “dilde birleşme süreci, düşüncenin, bilincin gelişme  düzeyíne bağlı, zorunluktan doğan” bir gelişmedir.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Özetleyecek olursak eski dilcilere bir tepki olarak yeni dilcilerce  hazırlanan “İmlâ Kılavuzu” ile “Türkçe Sözlük”te, açık seçik ve tutarlı  kurallara bağlı kalmaksızın sözcüklerin elverdiğince bitişik yazılmamasına özen  gösterilmiş, böylece birçok çelişkiye düşülmüştür. Her ne kadar Hasan Eren  bitişik yazım kurallarından söz ediyorsa da Mertol Tulum konuyla ilgili  yazısında “Birleşik kelimelerin bitişik ya da ayrı yazılması, sınırlayıcı ve  kesin olmayan itibari değerlendirmelere dayanmaktadır. Böyle de olsa, bu  değerlendirmeler belli ve anlaşılır ölçülere bağlanamamış olduğundan kararsızlık  sürüp gitmiştir.” Demektedir. Ancak kesin kurallar yok diye her şeyi olduğu gibi  benimsemek zorunda değiliz. Art düşünce olmadıkça eski dilcilerinde yeni  dilcilerin de çalışmalarını kınamamalıyız. Çünkü bu tür çalışmalar bizi yeni  arayışlara yöneltecek, dilimizin daha tümüyle ortaya çıkmamış varsıllıklarıyla  buluşturacaktır.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Bizce Türkçenin yapısı, örneğin Almanca gibi üç ya da daha çok  sözcükten oluşan birleşik sözcükler yapmak için uygun olmasa bile iki sözcükten  oluşan birleşik sözcükler oluşturmaya oldukça elverişlidir. Türkçenin sözcük  dağarcığını bu yolla varsıllaştırmak olanaklıdır. On dokuzuncu yüzyıldan beri  nasıl yabancı kökenli sözcüklerin yerine Türkçelerinin konmasına tepki  gösterildiyse ve daha gösteriliyorsa birleşik sözcükler de başlangıçta  yadırganacak ancak zamanla “yapıt”, “varsayım”, “uzay” ve daha nice Onbinlerce  sözcük gibi tutacaktır, benimsenecektir.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Sözcüklerin bitişik yazılması konusunda aşağıdaki ilkeler  benimsenebilir:</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">a)  Yer adları bitişik yazılmalıdır. Buna göre “Gazi Antep” değil, “Gaziantep”;  “Şanlı Urfa” degil “Şanlıurfa” yazılmalıdır.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">b)  Rakamlar yazıyla yazıldığı zaman bitişik yazılmalıdır : “On bir” değil “onbir”,  “bin dokuz yüz yetmiş beş” değil “bindokuzyüzyetmişbeş” gibi” Çünkü bunlar hem  tek birer sayıyı göstermekte hem de bütünü oluşturan parçalar görsel açıdan  dağınık bir görüntü vermekte ve sayının nerede bittiğinin belirlenmesinde güçlük  çekilmektedir. Böylece kavramak zorlaşmaktadır.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">c)  Anlambilimsel etkenler bitişik yazım konusunda göz önünde bulundurulması gereken  en önemli ölçüttür. Aralarında anlam bütünlüğü olan ve tek bir kavramı gösteren  sözcükler bitişik yazılmalıdır. Öyleyse “unutma beni”, “beş parmak otu”, “ön  söz” &#8230; bitişik yazılmalıdır. “unutmabeni”, “beşparmakotu”, “imambayıldı”,  “atardamar”, “uçaksavar”, “akaryakıt”, “önsöz” yeğlenmelidir.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">ç)  Anlambilimsel özelliklerden olduğu gibi, biçim bilimsel özelliklerden de bu  konuda yararlanılabilir. Örneğin tek seslemli (heceli) belirtenler, ek almış  olsalar bile belirtilenle bitişik yazılabilir: “tümbaşkalaşma”, “tümbaşlılar”,  “tümevarım”. Buna tek seslemli belirtilenlerle ek almış biçimleri de dahil  edilebilir: “yabancıdıl”, “diliçi”, “dildışı”, “bilinçaltı” gibi.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">d)  Bilindiği üzere, Türkçede önek yoktur ancak önek özelliği taşıyan (Praefixoid)  ve genellikle tek seslemli olan sözcükler vardır. Tarihsel açıdan  incelendiğinde, öneklerin bağımsız biçimbirimlerden oluştuğu görülür. Bunlar  zamanla daha genel bir anlam kazanır ve soyutlaşır. Türkçeden örnek vermek  gerekirse “Koşullar elvermiyor.” ile “Ayşe elini vermiyor.” tümcelerindeki “el”  çok farklıdır. Birinci tümcedeki “el” düz anlamını yitirmiş, soyutlanmış, öneke  dönüşmüştür. İkinci tümcenin “el”iyse “vermek” eyleminin bir tamlamasıdır (Aktant).<br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
İşte önek niteliği taşıyan bu tür sözcükler, seslem (hece) sayılarına  bakılmaksızın bitişik yazılmalıdır : “önsöz”, “önkoşul”, “önkoşmak”, “önyıkamak”,  “önsezmek”, “önsezi”, “varolmak”, “varsayım”, “varsaymak”, “ilkokul”,  “ilköğretim”, “altyapı”, “üst-geçit”, “yananlam”, “özeleştiri”, “özgeçmiş”,  “özsaygı”, “çokeşlilik”, &#8220;sözdizimsel&#8221;, &#8220;soykırım”, “soyadı”, “sonbahar”,  “sonses”, “ortaöğretim”, “ortadirek”, “0rtadoğu”, “yüksekokul”, “yükseköğretim”,  “aratümce”, “eşdeğer”, “eşgüdüm” gibi. Buna göre bu ulamın zamanla Türkçede de  çok gelişeceğini ve Türkçeye bu yolla sayısız sözcük kazandırılabileceğini  düşünmek aşırı bir iyimserlik olmasa gerek.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">e)  Birleşik yazımın anlam ayırıcı özelliği de olabilir: “Dil bilgisi” (Sprachkerıntnis,  Sprachwissen), “dilbilgisi” (Grammatik), “çok anlamlı” (vielsagend),  “çokanlamlı” (polysem), “açık göz” (offenes Auge), “açıkgöz” (schlau, klug),  “hasta bakıcı” (kranker Pfleger), “hastabakıcı” (Krankenpfleger).<br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> Bunlar kesin kural değil tartışıya açık önerilerdir.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Sonuç olarak Türkçeyi varsıllaştırmak ve ona bilimsellik kazandırmak  zorundayız. Bu, ancak yeri kavramları, yeni düşünceleri, ya da karşılığı  olmadığını sandığımız yabancı sözcükleri karşılayacak yeni sözcüklerin  türetilmesiyle olanaklıdır. Türkçe kesinlikle yoksul bir dil değildir. Herhangi  bir dilde  sözlü ya da yazılı olarak anlatılan her şey, Türkçede de  anlatılabilir. Türkçenin anlatım gücünü yetersiz bulanlar, bilerek ya da  bilmeyerek Türkçenin gelişimine çeşitli yollarla engel olmuş kişilerdir.<br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">         Dilde tutucu olmamak gerekir. Çünkü dilde tutuculuk, dili havasızlıktan  boğmak demektir. Dilin gelişmesine yapay yollarla ve tutarsız gerekçelerle engel  olunmamalıdır. Dile politik açıdan değil bilimsel açıdan bakılmalıdır. Dilin  gelişmesine engel olunmak istense bile, başarılamaz; gelişme ancak  geciktirilebilir. En açık örnek Ebuzziya Tevfik&#8217;tir. Bugün Türkçenin  Türkçeleştirilmesine karşı çıkanlar Ebuzziya Tevfik döneminde yaşasalardı, büyük  olasılıkla onun gibi düşüneceklerdi. Sanırım Arapça sözcüklerin yerine  Türkçelerini koyanların dilini kesmekten söz eden Tevfik günümüzde yaşasaydı,  herkesten önce kendi dilini kesmek zorunda kalacaktı.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Birleşik sözcükler konusuna gelince; bitişik yazımın Türkçenin yapısına  aykırı olduğunu savunarak bu sözcük yapım yolunu tıkamaya çalışmak doğru  değildir. Türkçede önek ulamının gelişip gerçek anlamda oluşması, bitişik yazım  yolunun açık tutulmasına bağlıdır. Bitişik yazım konusunda yararlanılacak temel  etken “anlam” olmalıdır.<br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">        Anlambilimsel ölçütlerin herkesçe anlaşılmaması doğaldır. Bunu dille  ilgilenenlerin bilmesi yeterlidir. Kaldı ki bir kişiye “ön” ile “söz”  sözcüklerinin anlam bütünlüğü taşıdıkları ve yalnız bir kavramı karşıladıkları  için bitişik yazılmaları gerektiğini açıklamak, Türkçenin yapısına ya da  kişiliğine aykırı olduğu için ayrı yazılmaları gerektiğini savunarak açıklamaya  çalışmaktan daha zordur. Çünkü “anlam bütünlüğü” ile “yalnız bir kavramı   karşılamak”, “dilin yapısı” ya da “dilin kişiliği” kadar buyrultusal  değerlendirmelere açık değildir. Nitekim yeni dilcilere göre Türkçenin yapısı  sözcüklerin bitişik yazılmasına pek uygun değildir, eski dilcilere göreyse  uydundur.</span></font></font></p>
<p><font size="3"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"><strong> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> Kaynakça :</span></strong></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"><strong> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">1) </span></strong> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> Akarsu, Felsefe Dili Olarak Türkçe, Macit Gökberk Armağanı, TDK Yayınları : 502,  Ankara 1983, s. 49-72. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">2)  Doğan Aksan, “Sözcükbilim Açısından Dil Devriminden Çıkarılabilecek Sonuçlar  Üzerine, Atatürk’ün Yolunda Türk Dili, TDK Yayınları : 479. Ankara 1981, s.  112-123. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">3)  Hasan Eren, “Eski Dilciler”, Türk Dili Dergisi, Sayı: 435, 1988, s, 115-122. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">4)  Hasan Eren, “Mısır tavuğu”mu, yoksa “mısırtavuğu” mu? Türk Dili Dergisi, Sayı:  438, 1988, s. 316-320. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">5)  Hasan Eren, Eski Dilcilikten Yeni Yazım Uzmanlığına, Türk Dili Dergisi, Sayı:  451, 1989, s. 42-46. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">6)  Hasan Eren, Dil Tartışmalarında Gerçekler, TDK Yayınlan: 558, Ankara 1990, s.  71.79. </span></font></font></p>
<p><font size="3"><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">7)  “Çağdaş Türk Dili’nde Birleşik Sözcükler Sorunu”, 1. Türk Dil Kurultayı’na  Sunulan Bildiriler, TDK Yayınları : 413, Ankara, 1975, s. 511-517. </span> </font></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Şimdi bu noktayı tersinden ele alalım. “Her iki kelime kendi eski  anlamını saklamış&#8221;sa ayrı yazılmalıydı hani? Peki, doğru yazıldığını kabul  ettiğimiz “basınçölçer” (barometre), “ısıölçer” (kalorimetre), “ısıdenetir”  (termostat), “ısıveren” (ekzotermik), “başasistan” ve daha nice sözcük ayrı  yazılmamalı mıydı bu kurala göre? “Öçer”, “denetir”, “veren” sözcüklerinin  sözlükte birer madde olarak yer almaması neden olarak gösterilecekse o zaman  “uyur gezer”, “tüme varım”, “tümden gelim”in de bitişik yazılması gerektiğini,  çünkü sözlükte “gezer”, “gelim”, “varım” diye maddeler bulunmadığını  anımsatalım.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Yine “İmlâ Kılavuzu”nda (s. 19) “ev”, “ocak” ve “yurt” gibi sözcüklerle  kurulan adların ayrı yazılması gerektiği vurgulanmış ve “bakım evi”, “aş evi”,  “yayın evi”, “ordu evi”, “aş ocağı”, “sağlık yurdu” gibi örnekler verilmiş.  Bizce bunların ayrı yazılmasını gerektiren bir kural yok. Tersine, tek bir  nesneye ad oldukları için bitişik yazılmaları gerekir : “Orduevi”, “yayınevi”,  “doğumevi”, “aşevi”, “sağlıkyurdu” gibi. “Yurt” ve “ocak” ile yapılan sözcükler  birleşince çok uzunmuş gibi göründükleri için başlangıçta yadırganabilir. Ancak  zamanla hem gözümüz hem de bilincimiz buna alışacak, bu gelişmeyi  benimseyecektir. Çünkü “dilde birleşme süreci, düşüncenin, bilincin gelişme  düzeyíne bağlı, zorunluktan doğan” bir gelişmedir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Özetleyecek olursak eski dilcilere bir tepki olarak yeni dilcilerce  hazırlanan “İmlâ Kılavuzu” ile “Türkçe Sözlük”te, açık seçik ve tutarlı  kurallara bağlı kalmaksızın sözcüklerin elverdiğince bitişik yazılmamasına özen  gösterilmiş, böylece birçok çelişkiye düşülmüştür. Her ne kadar Hasan Eren  bitişik yazım kurallarından söz ediyorsa da Mertol Tulum konuyla ilgili  yazısında “Birleşik kelimelerin bitişik ya da ayrı yazılması, sınırlayıcı ve  kesin olmayan itibari değerlendirmelere dayanmaktadır. Böyle de olsa, bu  değerlendirmeler belli ve anlaşılır ölçülere bağlanamamış olduğundan kararsızlık  sürüp gitmiştir.” Demektedir. Ancak kesin kurallar yok diye her şeyi olduğu gibi  benimsemek zorunda değiliz. Art düşünce olmadıkça eski dilcilerinde yeni  dilcilerin de çalışmalarını kınamamalıyız. Çünkü bu tür çalışmalar bizi yeni  arayışlara yöneltecek, dilimizin daha tümüyle ortaya çıkmamış varsıllıklarıyla  buluşturacaktır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Bizce Türkçenin yapısı, örneğin Almanca gibi üç ya da daha çok  sözcükten oluşan birleşik sözcükler yapmak için uygun olmasa bile iki sözcükten  oluşan birleşik sözcükler oluşturmaya oldukça elverişlidir. Türkçenin sözcük  dağarcığını bu yolla varsıllaştırmak olanaklıdır. On dokuzuncu yüzyıldan beri  nasıl yabancı kökenli sözcüklerin yerine Türkçelerinin konmasına tepki  gösterildiyse ve daha gösteriliyorsa birleşik sözcükler de başlangıçta  yadırganacak ancak zamanla “yapıt”, “varsayım”, “uzay” ve daha nice Onbinlerce  sözcük gibi tutacaktır, benimsenecektir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Sözcüklerin bitişik yazılması konusunda aşağıdaki ilkeler  benimsenebilir:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">a)  Yer adları bitişik yazılmalıdır. Buna göre “Gazi Antep” değil, “Gaziantep”;  “Şanlı Urfa” degil “Şanlıurfa” yazılmalıdır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">b)  Rakamlar yazıyla yazıldığı zaman bitişik yazılmalıdır : “On bir” değil “onbir”,  “bin dokuz yüz yetmiş beş” değil “bindokuzyüzyetmişbeş” gibi” Çünkü bunlar hem  tek birer sayıyı göstermekte hem de bütünü oluşturan parçalar görsel açıdan  dağınık bir görüntü vermekte ve sayının nerede bittiğinin belirlenmesinde güçlük  çekilmektedir. Böylece kavramak zorlaşmaktadır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">c)  Anlambilimsel etkenler bitişik yazım konusunda göz önünde bulundurulması gereken  en önemli ölçüttür. Aralarında anlam bütünlüğü olan ve tek bir kavramı gösteren  sözcükler bitişik yazılmalıdır. Öyleyse “unutma beni”, “beş parmak otu”, “ön  söz” &#8230; bitişik yazılmalıdır. “unutmabeni”, “beşparmakotu”, “imambayıldı”,  “atardamar”, “uçaksavar”, “akaryakıt”, “önsöz” yeğlenmelidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">ç)  Anlambilimsel özelliklerden olduğu gibi, biçim bilimsel özelliklerden de bu  konuda yararlanılabilir. Örneğin tek seslemli (heceli) belirtenler, ek almış  olsalar bile belirtilenle bitişik yazılabilir: “tümbaşkalaşma”, “tümbaşlılar”,  “tümevarım”. Buna tek seslemli belirtilenlerle ek almış biçimleri de dahil  edilebilir: “yabancıdıl”, “diliçi”, “dildışı”, “bilinçaltı” gibi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">d)  Bilindiği üzere, Türkçede önek yoktur ancak önek özelliği taşıyan (Praefixoid)  ve genellikle tek seslemli olan sözcükler vardır. Tarihsel açıdan  incelendiğinde, öneklerin bağımsız biçimbirimlerden oluştuğu görülür. Bunlar  zamanla daha genel bir anlam kazanır ve soyutlaşır. Türkçeden örnek vermek  gerekirse “Koşullar elvermiyor.” ile “Ayşe elini vermiyor.” tümcelerindeki “el”  çok farklıdır. Birinci tümcedeki “el” düz anlamını yitirmiş, soyutlanmış, öneke  dönüşmüştür. İkinci tümcenin “el”iyse “vermek” eyleminin bir tamlamasıdır (Aktant).<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
İşte önek niteliği taşıyan bu tür sözcükler, seslem (hece) sayılarına  bakılmaksızın bitişik yazılmalıdır : “önsöz”, “önkoşul”, “önkoşmak”, “önyıkamak”,  “önsezmek”, “önsezi”, “varolmak”, “varsayım”, “varsaymak”, “ilkokul”,  “ilköğretim”, “altyapı”, “üst-geçit”, “yananlam”, “özeleştiri”, “özgeçmiş”,  “özsaygı”, “çokeşlilik”, &#8220;sözdizimsel&#8221;, &#8220;soykırım”, “soyadı”, “sonbahar”,  “sonses”, “ortaöğretim”, “ortadirek”, “0rtadoğu”, “yüksekokul”, “yükseköğretim”,  “aratümce”, “eşdeğer”, “eşgüdüm” gibi. Buna göre bu ulamın zamanla Türkçede de  çok gelişeceğini ve Türkçeye bu yolla sayısız sözcük kazandırılabileceğini  düşünmek aşırı bir iyimserlik olmasa gerek.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">e)  Birleşik yazımın anlam ayırıcı özelliği de olabilir: “Dil bilgisi” (Sprachkerıntnis,  Sprachwissen), “dilbilgisi” (Grammatik), “çok anlamlı” (vielsagend),  “çokanlamlı” (polysem), “açık göz” (offenes Auge), “açıkgöz” (schlau, klug),  “hasta bakıcı” (kranker Pfleger), “hastabakıcı” (Krankenpfleger).<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> Bunlar kesin kural değil tartışıya açık önerilerdir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Sonuç olarak Türkçeyi varsıllaştırmak ve ona bilimsellik kazandırmak  zorundayız. Bu, ancak yeri kavramları, yeni düşünceleri, ya da karşılığı  olmadığını sandığımız yabancı sözcükleri karşılayacak yeni sözcüklerin  türetilmesiyle olanaklıdır. Türkçe kesinlikle yoksul bir dil değildir. Herhangi  bir dilde  sözlü ya da yazılı olarak anlatılan her şey, Türkçede de  anlatılabilir. Türkçenin anlatım gücünü yetersiz bulanlar, bilerek ya da  bilmeyerek Türkçenin gelişimine çeşitli yollarla engel olmuş kişilerdir.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">         Dilde tutucu olmamak gerekir. Çünkü dilde tutuculuk, dili havasızlıktan  boğmak demektir. Dilin gelişmesine yapay yollarla ve tutarsız gerekçelerle engel  olunmamalıdır. Dile politik açıdan değil bilimsel açıdan bakılmalıdır. Dilin  gelişmesine engel olunmak istense bile, başarılamaz; gelişme ancak  geciktirilebilir. En açık örnek Ebuzziya Tevfik&#8217;tir. Bugün Türkçenin  Türkçeleştirilmesine karşı çıkanlar Ebuzziya Tevfik döneminde yaşasalardı, büyük  olasılıkla onun gibi düşüneceklerdi. Sanırım Arapça sözcüklerin yerine  Türkçelerini koyanların dilini kesmekten söz eden Tevfik günümüzde yaşasaydı,  herkesten önce kendi dilini kesmek zorunda kalacaktı.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">          Birleşik sözcükler konusuna gelince; bitişik yazımın Türkçenin yapısına  aykırı olduğunu savunarak bu sözcük yapım yolunu tıkamaya çalışmak doğru  değildir. Türkçede önek ulamının gelişip gerçek anlamda oluşması, bitişik yazım  yolunun açık tutulmasına bağlıdır. Bitişik yazım konusunda yararlanılacak temel  etken “anlam” olmalıdır.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">        Anlambilimsel ölçütlerin herkesçe anlaşılmaması doğaldır. Bunu dille  ilgilenenlerin bilmesi yeterlidir. Kaldı ki bir kişiye “ön” ile “söz”  sözcüklerinin anlam bütünlüğü taşıdıkları ve yalnız bir kavramı karşıladıkları  için bitişik yazılmaları gerektiğini açıklamak, Türkçenin yapısına ya da  kişiliğine aykırı olduğu için ayrı yazılmaları gerektiğini savunarak açıklamaya  çalışmaktan daha zordur. Çünkü “anlam bütünlüğü” ile “yalnız bir kavramı   karşılamak”, “dilin yapısı” ya da “dilin kişiliği” kadar buyrultusal  değerlendirmelere açık değildir. Nitekim yeni dilcilere göre Türkçenin yapısı  sözcüklerin bitişik yazılmasına pek uygun değildir, eski dilcilere göreyse  uydundur.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p><font size="3"><strong> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> Kaynakça :</span></strong></font></p>
<p><font size="3"><strong> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">1) </span></strong> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> Akarsu, Felsefe Dili Olarak Türkçe, Macit Gökberk Armağanı, TDK Yayınları : 502,  Ankara 1983, s. 49-72. </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">2)  Doğan Aksan, “Sözcükbilim Açısından Dil Devriminden Çıkarılabilecek Sonuçlar  Üzerine, Atatürk’ün Yolunda Türk Dili, TDK Yayınları : 479. Ankara 1981, s.  112-123. </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">3)  Hasan Eren, “Eski Dilciler”, Türk Dili Dergisi, Sayı: 435, 1988, s, 115-122. </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">4)  Hasan Eren, “Mısır tavuğu”mu, yoksa “mısırtavuğu” mu? Türk Dili Dergisi, Sayı:  438, 1988, s. 316-320. </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">5)  Hasan Eren, Eski Dilcilikten Yeni Yazım Uzmanlığına, Türk Dili Dergisi, Sayı:  451, 1989, s. 42-46. </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">6)  Hasan Eren, Dil Tartışmalarında Gerçekler, TDK Yayınlan: 558, Ankara 1990, s.  71.79. </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">7)  “Çağdaş Türk Dili’nde Birleşik Sözcükler Sorunu”, 1. Türk Dil Kurultayı’na  Sunulan Bildiriler, TDK Yayınları : 413, Ankara, 1975, s. 511-517. </span> </font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ozturkce-ile-birlesik-sozcukler-uzerine-notlar-tahir-balci/">Öztürkçe İle Birleşik Sözcükler Üzerine Notlar (Tahir Balcı)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/ozturkce-ile-birlesik-sozcukler-uzerine-notlar-tahir-balci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
