<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih Suuru | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/tarih-suuru/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:18:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Tarih Şuuru (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tarih-suuru-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tarih-suuru-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 09:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Suuru]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/tarih-suuru-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih Şuuru (Hüseyin Nihal ATSIZ) &#8220;Tarih Şuuru&#8221;, milletlerin hâfızasıdır. Hâfıza nasıl, fert olarak insanların en küçükleriyle ihtiyarlarında bulunmazsa, milletlerin de henüz çocuk sayılabilecek kadar genç yani &#8220;kurulmamış&#8221; olanlarıyla ihtiyarlarında yani inkıraza mahkûm olacak kadar çürüyenlerinde bulunmaz. &#160; Millet haline gelmemiş olan insan topluluğu fertlerin bebeklik haline benzer. Yaşamak kabiliyeti varsa, bir takım buhranlar geçirmekle beraber [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarih-suuru-huseyin-nihal-atsiz/">Tarih Şuuru (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Tarih Şuuru<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Tarih Şuuru&#8221;, milletlerin  hâfızasıdır. Hâfıza nasıl, fert olarak insanların en küçükleriyle ihtiyarlarında  bulunmazsa, milletlerin de henüz çocuk sayılabilecek kadar genç yani  &#8220;kurulmamış&#8221; olanlarıyla ihtiyarlarında yani inkıraza mahkûm olacak kadar  çürüyenlerinde bulunmaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Millet haline gelmemiş olan insan topluluğu fertlerin bebeklik haline benzer.  Yaşamak kabiliyeti varsa, bir takım buhranlar geçirmekle beraber büyüyüp  gelişecek, &#8220;millet&#8221; olacaktır. Bebekte bir hâfıza ve şuur olmadığı gibi henüz  millet haline gelmemiş toplulukta da bir tarih şuuru bulunmaz. Bir bebek,  annesinden çalınabilir. Kendisine süt ve yiyecek verildikçe bebek için bunun  ehemmiyeti yoktur. Henüz millet haline gelmemiş bir topluluğun başına da yabancı  ve düşman bir kuvvet geçebilir. Eski hayatı devam edip yiyecek buldukça o  topluluk için de bunun değeri ve manası olamaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat yedi yaşına gelmiş bir çocuğu annesinden ayırmak kolay değildir. Kendisine  daha iyi şartlar hazırlansa bile o çocuk, öz annesini arar. Onu geçici bir zaman  için avundurmak belki kabildir. Hattâ kendisine iyi oyuncaklar verildiği  müddetçe bu çalınmış çocuk, asıl annesini hakikaten de unutmuş olabilir. Fakat,  annesini ilk gördüğü, bulduğu anda bütün oyuncakları ve nimetleri teperek  annesine döneceği tabiîdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Millet haline geldikten sonra da milletlerin başına yabancı kuvvetlerin geçmesi  güçleşir. Vaatlere veya cebirle buna razı olan milletler bile ilk fırsatta,  tıpkı anasına dönen çocuk gibi, istiklâline, millî benliğine dönecektir. Çünkü  onda artık millî hâfıza, yani tarih şuuru teşekkül etmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tarih şuuru, milletlerin hareket hatlarını tâyine yarayan bir millî savunma  silahıdır. Hangi milletten düşmanlık gelmiştir? Hangi rejim faydalı veya  tehlikelidir? Ne türlü şahıslar iyilik ve kötülük edebilir? İşte bütün bunların  cevabını tarih şuuru verir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Olgun bir insana bir takım zehirlerle muvakkaten hafızası kaybettirildiği gibi,  milletlere de, milletlerin zehiri olan propaganda, telkin ve iftira ile tarih  şuurunu bir müddet kaybettirmek kabildir. Fakat olgun millet kendisini çabuk  toplar. Yalan propagandanın tesiri giderilir. Hakikat meydana çıkar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk milleti, aşağı yukarı 3.000 yıllık mazisine rağmen çok denecek kadar genç  milletlerdendir. Büyük medeniyetler kurmuş olmasına rağmen genç millet olmanın  iki mühim vasfını taşımaktadır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1- Dili henüz kesin şeklini almış değildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">2- Birinci sınıf insanlar yetiştirmiş olmasına rağmen halkının bir kısmı henüz  göçebedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çok genç olan, bu yüzden tarih şuuru olgunlaşamayan Türk milletine, bu şuuru  tamimiyle kaybettirmek için düşmanları tarafından yapılan telkinler, yani zehir  sunmalar pek çoktur. Millî şuurunu tam mânası ile hâkim bir Türk milletinin,  kendi varlığı içinde o varlığı, düşman ve yabancı unsurları asla yaşatmayacağını  bilen &#8220;yabancı zümreler&#8221;, millî şuuruna afyon içirmek için ellerinden gelen her  şeyi yapmaktadırlar. Ecdadı ve kanı ile bu toprağa bağlı olan normal bir insan,  şahsî düşünceleri ne olursa olsun, topluluktan ne derece ayrı düşünürse düşünsün  nihayet fedakârlık edemeyeceği bazı sınırlara, mukaddes bildiği değerlere  maliktir. Böyle bir insan yurt topraklarından en küçük parçayı bile yabancılara  bırakmayı düşünmez. Bir takım dolambaçlı yollarda, harpsiz milletin mukaddes  tanıdığı şeylerin aleyhinde bulunamaz. Tarihi düşmanımız olan milletlerle, hele  o milletlerin aleyhimizdeki ihtirasları malûmken, dost olmaktan bahsedemez. Her  ne sebeple olursa olsun, milletimiz üzerinde yabancı bir devletin hâkimiyetini  aklına bile getirmez. Getirirse ta anormal bir çılgındır, ya satılmış bir  haindir veya bizden olmayan bir yabancıdır. Bunların üçü de bir kapıya çıkar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İstanbul&#8217;da &#8220;Vatan&#8221; gibi mukaddes bir ad taşıyan gündelik bir gazete çıkmakta ve  bu gazetenin baş yazılarını &#8220;Ahmet Emin Yalman&#8221; diye Türk ve Müslüman ismi  taşıyan bir adam yazmaktadır. Bir çok saf Türk okuyucular bu adamı Türk sanmakta  ve bazan makûl ve doğru yazılar yazdığı için ona inanmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Esefle söyleyelim ki Ahmet Emin Yalman, Türk ve Müslüman değildir. Bu vatan ve  milletle ilgisi yalnız Türk pasaportu taşımaktan ve Türk tebaası olmaktan  ibarettir. Ahmet Emin Yalman &#8220;Yahudi Dönmesi&#8221; yahut &#8220;Selanik Dönmesi&#8221; denilen ve  on yedinci asrın sonlarına doğru Sabatay Sevi adında maceraperest ve serseri bir  Yahudi tarafından kurulan gizli bir ırkî-dinî cemaate mensuptur. Mesihlik iddia  eden ve mucize göstermek davasında bulunan bu çılgın Yahudi, Türk Padişahı  Dördüncü Avcı Sultan Mehmed tarafından huzuruna çağrılmış ve: &#8220;Seni kurşuna  dizdireceğim. Ölmemek mucizesini göster de hepimiz birden sana inanalım&#8221;  hitabını alınca bütün Yahudilere has korkaklıkla padişahın ayaklarına kapanarak  Müslüman olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Canını kurtarmak için yalandan Müslüman olup Mehmet adını alan bu münafık  Yahudi, güya bütün Yahudileri de Müslüman etmek gibi yüksek ve dini bir vazifeyi  üzerine alarak Türkiye&#8217;nin türlü bölgelerinde dolaşmış ve son yüzyılların bütün  sahte peygamberleri gibi rasputinizm ahlâksızlığına da saplanarak bugün kısaca  &#8220;Dönme&#8221; dediğimiz cemaatin temellerini atmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sabatay Sevi öldüğü zaman Selânik&#8217;te 200 Yahudi ailesi onun bu gizli dinine  girmiş bulunuyordu. Dışarıya karşı gayet kapalı olan bu cemaat sıkı bir  dayanışma ile günümüze kadar gelmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunlar yalnız kendi aralarında evlenirler. Zahirî Müslüman isimlerinden başka  gizli Yahudi adları taşırlar. Müslümanlarınkinden farklı olarak Yahudiler  tarzında sünnet edilirler. Ölülerini ayrı mezarlara gömer ve mezar başında gizli  Yahudi âyini yaparlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dönmeler kendi aralarında &#8220;Hadibeyler&#8221;, &#8220;Karakaşlar&#8221;, &#8220;Kapancılar&#8221; adında üç  kola ve âdeta üç oymağa ayrılırlar ki bu, onların hiyerarşisidir. Kendilerine  mahsus bayramları vardır. Bu bayramlardan 22 Martta yapılan &#8220;Kuzu Bayramı&#8221; yahut  (Dört Gönül Bayramı) en korkuncudur. Dönmeliğin iç yüzünü anlatan ve İbrahim  Alâettin tarafından yazılan &#8220;Sabatay Sevi&#8221; adlı kitapta (s. 64-65) bu bayram  şöyle anlatılıyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu kuzu bayramı hakkında Sabatay zümresi mensuplarından Karakaşzade Rüştü, 1924  tarihinde &#8220;Vakit&#8221; gazetesi muharririne şu izahatı vermişti:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kuzu bayramı 22 adar (Mart)da yapılır. Bu bayram geceye mahsustur. Ve her sene  kuzu eti ilk defa bu bayram münasebetiyle ve hususi merasimle yenir. Bu  merasimde en aşağı ikisi erkek, ikisi kadın olmak şartıyla evli dört kişinin  bulunması lazımdır. Kuzu ziyafetinde bulunacakların sayısı iki cinse mensup evli  çiftlerin arttırılması şartı ile istenildiği kadar çoğaltılabilir. Kadınlar iyi  giyinmiş ve elmaslarıyla süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar.  Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek  karanlıkta kalınır&#8230; Bu bayram vesilesiyle doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti  haiz tanılırlar. Ona &#8220;Dört Gönül Bayramı&#8221; adı verilir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte bugün Türk basının kodamanlarından olan ve bütün millî meseleler hakkında  fikirler beyan eden, Türklük-Müslümanlık dâvasının her safhasına karışan,  Başbakan Adnan Menderes gibi aşağı yukarı müttefikan sevilen bir devlet adamını,  irticai korumakla suçlandıran adam bu cemaate mensuptur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Deniz Binbaşısı İstanbullu merhum Mehmet Nail Beğin oğlu, Deniz Kolağası  (Önyüzbaşısı) Dorullu Merhum Hüseyin Efendinin torunu olan beni ve kardeşim  Nejdet Sançarı, yani bu toprağa ve ırka atalar, dedeler kanı ve hâtırasıyla  bağlı insanları, &#8220;millî varlığımızın temellerini kundaklamak&#8221;la suçlandıran adam  budur: Selânikli Ahmet Emin Yalman!</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Millî menfaati o yolda gördükleri için &#8220;devletin başında halis Türkler  bulunmalıdır&#8221; diyen milliyetçileri &#8220;ırkçılar, nazistler&#8221; diye gözden düşürmeğe,  onları âdeta vatan haini gibi göstermeğe yeltenen adam bu gizli Yahudi ırkçısı  Ahmet Emin&#8217;dir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Millî meseleleri konuşuyormuş gibi gözükerek memlekette tahrikat yapan ve  nihayet bu yüzden aleyhinde takibata başlanan, başbakana: &#8220;Allah onunla dost  olmaktan beni korusun&#8221; dedirten bu Ahmet Emin&#8217;i, Yahudiliğine bağışlayarak mazur  görebilirdik.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat biz onun mazisini de biliyoruz. Bir zamanlar Türkiye&#8217;nin Amerikan  mandasına girmesini istediğini, doğu illerimizden bazılarını Ermenilere vermek  teklifinde bulunduğunu, Türkiye&#8217;deki azınlıkları gücendirir diye &#8220;Türk&#8221; adını  taşımayıp &#8220;Osmanlı&#8221; kelimesini kullanmamız gerektiğini, Ruslara teminat vererek  onlarla anlaşmamızın büyük bir siyasi şart olduğunu hiç sıkılmadan, utanmadan  yazdığını da biliyoruz. Daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte komünist Nâzım  Hikmet&#8217;in büyük bir vatanperver olduğunu yazması gibi vicdan hâilelerini bir  tarafa bırakarak eski yazılarından parçalar alalım:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Umumi surette istiklâl istemekten ibaret bir kanaati, biz, canlı ve müspet  addetmeyeceğiz&#8221; (27.Ağustos.1919)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Bir çokları bizimle insanî noktai nazardan iştigal edecek ve sonra kendi  kendine çekilecek bir devlet bulunamaz, bu bir hayaldir diyorlar. Biz iddia  ediyoruz ki böyle bir devlet vardır ve Amerika&#8217;dır. Bir kısmımız istiklâl  diyerek natıkaperdazlık ve avamperestlik ediyoruz&#8221;. (15.Eylül.1919)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Bizim de, Ermeni meselesi hakkında bütün alâkadarlar için şayanı kabul ve  devamlı bir tarzı tesviye aramaya başlamamız muvafık olur&#8230; Arazi meselesindeki  ifrat kârlıklar bize şimdiye kadar pek pahalıya mal olmuştur. Unutmamalıyız ki  Girit adasının bir noktasına bir Osmanlı bayrağı rekzedilmesinde ısrar etmemiz  yüzünden Balkan İttifakı ve Balkan Harbi vücuda geldi. Ermeni meselesinde iki  tarafın noktai nazarını telif ederek devamlı bir tarz-ı tesviye aramalıyız.  Bulduğumuz tarz-ı tesviye parlak mahiyetini haiz olmamalıdır. Pazarlık şeklinde  işe girişerek azdan başlayacak ve adım adım geri çekilecek olursak mutlaka biz  ziyan ederiz. Evvelâ şurasını itiraf etmek lâzımdır ki, Ermeni Cumhuriyeti bizim  memleketimizdeki Ermenileri istiab edemez. Ermenileri millî bir yurt sahibi  etmek ve Ermeni meselesiyle buna merbut entrika ve gürültülerden ilelebet  kurtulmak için mutlaka Ermeni Cumhuriyetine biraz arazi ilâve etmek lâzımdır&#8221;.  (4.Ağustos.1919)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Tâbiiyet ifade için &#8220;Osmanlı&#8221; yerine &#8220;Türk&#8221; kelimesini kullanmanın pek çok  mahzurları vardır. Bu gibi kelimelerin ezhân-ı umumiye de teessüs etmiş olan  mânâlar, birden bire değiştirilemez. &#8220;Türk&#8221; kelimesine biz şu mânâyı veriyoruz  demek maksadı temin etmez. Türk kelimesinin manası ne kadar tevsi edilse bunun  için &#8220;Türkçe&#8221; söyleyen Müslüman mefhumundan başka bir şey sıkıştırılamaz.  Devlet, bir Türk devleti olursa milyonlarca Kürdün her tarafta ayrı bir uzviyet  teşkil etmesi lâzım gelir ki, buna gerek Türklerin ve gerek Kürtlerin ekseriyeti  muarızdır. Bundan başka harbden sonra vâsî miktarda muhaceret vuku bulacak.  İktisadi sebepler muhtelif Avrupa memleketlerinden milyonlarca insanın harice  muhaceretini intaç edecektir. Bundan başka bir takım siyasî buhranların da önüne  geçmek mümkün olamayacak, siyasî esbâb tesiriyle kendi kendilerine ikinci bir  vatan aramaya mecbur kalanlar pek çok olacaktır. Anadolu gibi nüfusu az, zengin  bir memleketin bunlardan mühim bir kısmını cezbetmesine ihtimal yoktur. Bu  ecnebileri Amerika&#8217;da yapıldığı gibi, Osmanlılık kapısından siyasî hayatımıza  sokmaktan ve sonra harsî Türk tesirlerine mâruz bırakmaktan başka, bizim için  hiçbir çare-i necet yoktur. Hariçten geleceği muhakkak olan büyük miktarda  ecnebileri temsile imkân tehiye edilmemesi Türklerin Anadolu&#8217;daki mevcudiyetine  halel verebilir&#8221;. (29.Ekim.1919)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Ruslar kimseyi tehdit etmek istemiyorlar. Fakat kendi emniyetleri hakkında son  derece hassas, âdeta vehhan bulunuyorlar. Memleketlerini yeniden tamir etmeğe,  teçhiz etmeğe ve henüz gelişmemiş kaynakları işletmeğe koyulmazdan evvel kendi  muhitlerinde emniyet ve asayiş hüküm sürdüğüne kani olmak istiyorlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kendi hesabımıza Ruslara bu kanaati, bu emniyeti vermek ve çok iyi imtihanlardan  geçen Rus-Türk dostluğunun güzel ananelerini yeniden canlandırmağa çalışmak,  millî siyasetimizin ihmal edemeyeceği bir hedeftir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çok şükür ki Moskova&#8217;da bu gayeyi tamimiyle kavrayan, yeni Rusya&#8217;yı tanıyan,  seven, dilini bilen, çok anlayışlı bir elçimiz vardır. Gazetelerimiz ve hepimiz  ona destek olacak surette hareket edersek; iyi komşu, güvenilecek dost ve  hariçte kendi hesabına emniyetten başka bir şey aramayan bir millet olduğumuzu  Ruslara inandırmak güç olmaz, karşılıklı vehimlerin hakikatı boğacak bir sis  tabakası yaratmasını böylece önlemiş oluruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rus insanı da, Türk insanı da iyi insanlardır. Çok bela görmüşlerdir. İyiliğe  susamışlardır. Anlaşma ve iş işbirliği yolundaki tecrübeleri, kendi hesaplarına  da, insanlık hesabına da mükemmel neticeler vermiştir. Tarihi hataları tekrar  etmemek ve iyi tecrübelerden lâzım gelen dersleri almak; iki taraf için de tabiî  bir vazifedir&#8221;. (27.Nisan.1944)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlar kendisine gösterildikten sonra bile, Ahmet Emin&#8217;in, hiçbir şey  olmamış gibi, yurtseverlik dersi vermekte devam edeceğine eminim. Fakat acaba,  bunları gördükten sonra, Ahmet Emin&#8217;in şahsında doğru görüşlü bir memleket  evladı (!) bulduklarını sanan bazı Türk gençleri ne yapacaklardır? Ahmet Emin&#8217;le  ağız birliği ederek ötede beride bana sövdükleri için pişmanlık duymak  faziletini gösterecekler mi, yoksa Türk vatanını ve istiklâlini peşkeş çeken o  &#8220;Dönek Dönme&#8221; ile aynı safta kalmakta devam mı edecekler?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ben vaktiyle resmî ağızlardan bile vatan hainliği iftirasına uğrarken perdenin  arkasında veya önünde yine aynı devşirme ruhu ile cemaatlerinin karakterini  yukarda kısaca anlattığım aynı dönmelik vardı. Dönmeliğin basındaki mümessili  bugün Ahmet Emin&#8217;dir. Onun maksadı: Aşağı yukarı yirmi bin kişilik gizli Yahudi  dönmesi cemaatinin Türkiye&#8217;ye manen, iktisaden ve belki de maddeten hakim  olmasıdır. Bu gayeye doğru plânlı bir şekilde ilerlemektedirler. Bugün hepsi  refah içindedir. Aralarından bir çoğu profesör, öğretmen, gazeteci, doktor ve  avukattır. Çoğu zengin tüccardır ve ticarethanelerinde yalnız kendi ırkından  insanlar çalışmaktadır. 1943&#8217;te aralarında verdikleri karar gereğince  Türkiye&#8217;nin şimdilik yüksek kültür mevkilerini işgale uğraşmaktadırlar.  İçlerinde askerî doktor vardır, fakat harp sınıfından subay yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ahmet Emin&#8217;in mütemadiyen dönmesi, menfaat rüzgârlarına uymak içindir. Daima  daha zengin, daha yüksek mevkide olmak için cemaat kanunları gereğince bunlar  mubahtır. Benim aleyhimde yazması, sırf millî tarih şuurunu uyandıracak bir iki  yazı yazdığım içindir. Kandırdıkları ve kendilerine uydurdukları bazı gafillerle  birlikte Türkçülüğe ve mukaddesata karşı dönmelerin açtığı savaş, onlar için  Türklük arasında erimemek, Yahudi dönmesi cemaatini korumak davasıdır. Bunu  açıkça söylemek imkanına mâlik olmadıklarından dolayı daima dolambaçlı yollardan  gidiyorlar ve devrin geçer akçası ne ise onu kullanmaktan geri kalmıyorlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk vatanında Ahmet Emin gibi bir &#8220;Yahudi dönmesi&#8221; benim gibi bir &#8220;TÜRK&#8221;ü millî  varlığın temellerini kundaklamakla suçlandırıyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Baht utansın!</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Orkun, 20 Nisan 1951, Sayı: 29</font></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarih-suuru-huseyin-nihal-atsiz/">Tarih Şuuru (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tarih-suuru-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
