<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Turkcenin Matematigi | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/turkcenin-matematigi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Oct 2007 21:59:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkçenin Matematiği</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-matematigi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-matematigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 21:59:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Matematigi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-matematigi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçenin Matematiği &#160; Türkçe üzerine bir matematik modelleme ve bunun olası sosyal yansımaları üzerine bir zihin jimnastiği &#8220;Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. Türkçe&#8217;yi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal&#8217;in romanları 3.500 kelimeyi geçmez&#8221; görüşü çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe&#8217;nin Fransızca’ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce&#8217;ye, Almanca’ya, İspanyolca’ya oranla da daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-matematigi/">Türkçenin Matematiği</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçenin  Matematiği</font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe üzerine bir  matematik modelleme ve bunun olası sosyal yansımaları üzerine bir zihin  jimnastiği</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Victor Hugo şiirlerini  40.000 kelime ile yazdı. Türkçe&#8217;yi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal&#8217;in  romanları 3.500 kelimeyi geçmez&#8221; görüşü çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira  Türkçe&#8217;nin Fransızca’ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce&#8217;ye,  Almanca’ya, İspanyolca’ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne  var ki bu Türkçe&#8217;nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! çünkü Türkçe  az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun  kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.</p>
<p>Başka bir dilden Türkçe&#8217;ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında  minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman aynı  kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle  değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller kelimelerin statik olan anlamlarını  öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya  dayalıdır. Türkçe&#8217;de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle  içindeki konumları belirler. Tam bu noktada, Türkçe&#8217;nin, referans olmak üzere  sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile  öne sürülebilir.</p>
<p>İngilizce-Türkçe sözlükte &#8220;sick&#8221;, &#8220;ill&#8221; ve &#8220;patient&#8221;ın karşısında hep &#8220;hasta&#8221;  yazar. Bu bağlamda ingilizce’nin üç kat daha fazla sözcük içerdiği söylenirse bu  doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe&#8217;de vurgulanamadığı söylenmeye  kalkılırsa bu yanlış olur: &#8220;doktor falanca beyin hastası olmak&#8221;, &#8220;böbrek hastası  olmak&#8221;, &#8220;internet hastası olmak&#8221;, &#8220;filanca şarkının hastası olmak&#8221; arasındaki  farkı Türkçe konuşan herkes bir çırpıda anlar.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bunun nasıl olabildiğini  görmek zor değildir. Bir kalem alıp, alt alta:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">3+5=<br />
12+5=<br />
38+5=<br />
yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı &#8220;+5&#8221; yazdığı halde!<br />
Sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe&#8217;de de hepsinde aynı &#8220;hastası olmak&#8221; ifadesi  geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. Türkçe&#8217;nin az araç ile çok iş  yapmasının sırrı matematikte yatar. 0&#8217;dan 9&#8217;a kadar 10 tane rakam, artı, eksi,  çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu topu 15  simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir. Türkçe de benzer özellikler gösterir.  Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık  değiştirmiş halidir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe&#8217;deki herhangi bir  fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl çoğul yapılacağının öğrenilmiş olması,  henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl sonra Türkçe&#8217;ye girecek fiillerin nasıl  çekileceğinin ve 300 yıl önce unutulmuş kelimelerin çoğullarının ne olduğunun  biliyor olması demektir. Bu tıpkı birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin  nasıl çözüleceği öğrenildiğinde, sadece &#8220;x=6&#8221;, &#8220;y=23&#8221; olan denklemlerin değil,  aynı dereceden bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Oysa sözgelimi ingilizce’de  &#8220;go&#8221;, &#8220;went&#8221; olurken &#8220;do&#8221;, &#8220;did&#8221; olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: &#8220;foot&#8221;,  &#8220;feet&#8221; olurken &#8220;boot&#8221;, &#8220;beet&#8221; değil &#8220;boots&#8221; olur. Bunun tutarlı bir iç mantığı  yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe&#8217;de ise, statik  kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları öğrenmek gerekir. Türkçe&#8217;de  neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da ses uyumu gereği &#8220;alma&#8221; olması gereken  meyve isminin &#8220;elma&#8221; biçimine dönmesi gibi birkaç minör istisnadır. Kurallar ise  neredeyse, bu dili icat edenlerin Türk olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar  güçlü ve kesindir. Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle  etmek, aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. Bunu  yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de yalnızca 0  ve 1&#8217;leri kullanmak yeterlidir. İzleyen örneklerde [1=var] ve [0=yok] anlamında  kullanılmışlardır.</p>
<p></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kelime kökü çoğul eki  matematik ifade:<br />
ev&#8230;&#8230;..ler&#8230;&#8230;.evler<br />
1.0&#8230;&#8230;.0.1&#8230;&#8230;1.1 </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe&#8217;deki bütün  kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir (ileride bit sayısı artacak). Tekil olan  bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var; çoğul eki yok), çoğul olanlar ise 1.1&#8217;dir  (kelime kökü var; çoğul eki var). Bu kural hiç değişmemek bir yana, öylesine  güçlüdür ki Türkçe&#8217;de başka hiç bir dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan  bir kelimenin çoğulu dahi söylenebilir (0.1). Birisi karşısındakine sadece &#8220;ler&#8221;  dediğinde, alacağı tepki: &#8220;anladık ler de, neler?&#8221; türünden bir cevap olacaktır.  Bir şeylerin çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin çoğulunun kastedildiği açık  değildir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Vurgulama / sıfat kökü  zayıflatma matematik ifade<br />
kırmızı<br />
0.1.0<br />
kıp kırmızı<br />
1.1.0<br />
kırmızı msı<br />
0.1.1<br />
kıp kırmızı msı<br />
1.1.1 </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe&#8217;deki sıfatların  anlamını kuvvetlendirmeye veya zayıflatmaya yarayan bu kural da hiç değişmez.  Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiçbir sözlükte bulunmayan, hem  kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip sıfatlar bile türetilebilir. &#8220;Güneş  doğmazdan az önce ufuk kıpkırmızımsı (kıp + kırmızı +msı; [1.1.1]) bir renk  aldı&#8221; dendiğinde, herkes neyin kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü  türetilen bu sıfat, hiçbir sözlükte yer almaz ama, Türkçe konuşan herkesin çok  iyi bildiği bu kurala uygundur.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Fiil çekimlerinde de işler  farklı değildir. Burada zorunlu olarak kişi için 3, zaman için 2 bitlik gruplar  kullanılacak. Çoklu bit grupları şunları ifade edecek: </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">011 = ben<br />
010 = sen<br />
000 = o<br />
111 = biz<br />
110 = siz<br />
100 = onlar<br />
00 = geniş zaman<br />
11 = şimdiki zaman<br />
10 = gelecek zaman<br />
01 = geçmiş zaman </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">kök kişi matematik ifade</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> yeterlilik&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.Oku (y)abil dim&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.=  1.1.0.01.0.0.011<br />
olumsuz&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. Oku (y)a ma z mış sın&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.=  1.1.100.0.1.010<br />
zaman&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; Gel me (y)ecek ti&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;=  1.0.1.10.1.0.000<br />
zaman&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.Git me di k&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; = 1.0.1.01.0.0.111<br />
hikaye&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.Şaşır abil ecek ti niz &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;=  1.1.0.10.1.0.110<br />
rivayet&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.Bil (i)yor lar&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; = 1.0.0.11.0.0.100 </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">kişi </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">tabloda zaman ile ilgili  küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman &#8220;di&#8217;li geçmiş&#8221; ve &#8220;miş&#8217;li geçmiş&#8221; olarak ikiye  ayrılabilir, soru bileşkeni için ayrı bir bit eklenebilir, emir ve şart kipleri  de işin içine katılabilir ancak, sonuç değişmezdi.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Cümleleri oluşturan  öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb&#8230;) Sıralaması da rasgele değildir. Türkçe  cümleler bir tür &#8220;crescendo&#8221; (şiddeti giderek artan dizi) izlerler. Bütün vurgu  en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan  yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaştıkça önem artar.  Gene matematiksel olarak ele almak gerekirse, cümleyi oluşturan her bir öğenin  toplam öğe sayısı kadar haneden oluşan bir matematik değere sahip olduğu  varsayılabilir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;dün ahmet camı kırdı&#8221;  cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4 haneli bir değere sahip olacak,  ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri taşıyacaktır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Cümle<br />
matematik değer<br />
0001<br />
matematik değer<br />
0011<br />
matematik değer<br />
0111<br />
matematik değer<br />
1111 </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1 dün ahmet camı kırdı.<br />
2 dün camı ahmet kırdı.<br />
3 ahmet dün camı kırdı.<br />
4 ahmet camı dün kırdı.<br />
5 camı dün ahmet kırdı.<br />
6 camı ahmet dün kırdı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi tablodaki cümleler  tek, tek ele alınabilir:<br />
1. Cümle: dün ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmak oldu.<br />
2. Cümle: dün kırılan camı başkası değil ahmet kırdı (suçlu ahmet!).<br />
3. Cümle: ahmet&#8217;in dünkü işi camı kırmak oldu (belki önceki gün kitap okumuştu).<br />
4. Cümle: ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (yarın kırması  gerekiyor olabilirdi).<br />
5. Cümle: cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise ahmet.<br />
6. Cümle: camı ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.</font></p>
<p><center>[ad1]</center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Cümleyi oluşturan öğeler  kesinlikle aynı kalırken (cam hep &#8216;i&#8217; haliyle &#8220;camı&#8221; olarak kaldı; fiil hep 3.  Tekil şahıs, di&#8217;li geçmiş zamanda çekildi, vb.) Sadece yerlerinin değişmesi  cümlelerin anlamlarını da değiştirdi.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Her cümlede 0011, 0001&#8217;den  daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla, 1111 ise hepsinden daha fazla önem  taşıdı. Anlamı belirleyen de zaten her bir öğenin matematik değeri oldu.  Kelimelerin statik anlamlar taşıdıkları dillerde, zaman belirtecinin (dün) yeri  değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında diğer anlamları vermek  için kip değiştirmek (edilgen kip &#8211; passive mode kullanmak) veya araya  açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir. Türkçe konuşanlar ise her bir  cümlenin diğerinden farkını derhal anlarlar.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Matematik ile olan  alışveriş yalnızca verilen örneklerle sınırlı değildir. Türkçe&#8217;nin ne tarafı ele  alınsa bu ilişki ile yüz, yüze gelinir. Türkçe&#8217;nin bu özelliğini &#8220;insanlar  kendilerine ulaşan mesajları nasıl anlarlar? Bunun kullanılan dil ile bir ilgisi  var mıdır? Bir Fransız, bir İngiliz, bir Türk aynı mesajı kendi ana dillerinde  alsalar, birbirleri ile aynı şekilde mi, yoksa farklı mı algılarlar? Eğer dilin  algılamayla ilgisi varsa, işin içine bir dil karışmadığı yani sözgelimi bir  pantomim gösterisi izlenir veya üzerinde hiç yazı olmayan bir afişe bakılırken,  dil ile ilgili bu alışkanlıklar nasıl etki ederler?&#8221; türünden sorulara yanıt  ararken fark ettim. Bu özellik konuya ilgi ve sabırla yaklaşıp bakmayı bilen  herkesin görebileceği kadar açık. O nedenle, bu güne kadar kesinlikle başkaları  tarafından da görülmüş olmalı. &#8220;Türkçe çok lastikli, nereye çeksen oraya  gidiyor&#8221; diyenler de aslında, hayal meyal bu özelliği fark eder gibi olup, ne  olduğunu tam adlandıramayanlardır. Türkçe teknik açıdan mükemmel bir dildir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu mükemmelliğin nedeni  matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne yazık ki Türkçe&#8217;nin, bu dili  konuşanlara kurduğu tuzak da buradadır. Kentli-köylü, eğitimli-eğitimsiz,  doğulu-batılı, vb. kültür çatışmaları dünyanın her yerinde vardır. Gene dünyanın  her yerinde iyi, kötü işleyen bir &#8220;asimilasyon&#8221; ve/veya &#8220;adaptasyon! &#8221; süreci bu  çatışmayı kendi içinde bir takım sentezlere götürür. Türkiye bu açıdan dünya  genelinin biraz dışındadır. Bizde &#8220;asimilasyon&#8221; ve/veya &#8220;adaptasyon&#8221; süreci ya  hiç çalışmaz, ya da akıl almaz bir yavaşlıkta çalışır. Sorun, başka sebeplerin  yanı sıra kullandığımız dilden de kaynaklanmaktadır. Düşünme, kendi kendine  sözsüz konuşma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin kişilerin düşünce  yapısı üzerinde etkili olduğunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi  anadillerinde düşünürler. Türklerin büyük paradoksu işte buradadır. Teknik  açıdan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi dışımızdaki dünyayı kendimizce  değiştirmeden, olduğu gibi algılamaktaki en büyük engelimizi oluşturmaktadır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Örneğin, Türkiye dışına  yabancı işçi olarak giden ilk nesil gerek bulundukları ülkenin dilini öğrenme,  gerekse oradaki yaşam biçimine ayak uydurma konusunda muhteşem bir direniş  gösterdiler. Bu direnişin boyutları o denli büyük oldu ki, başka hiç bir  diasporada gözlenmeyen gelişmeler yaşandı. Türk diasporası, gettolaşıp kendi  kültürünü gene kendi içine kapanık bir çevrede yaşayacak yerde, kendi kültür  kurumlarını o ülkeye ithal etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri  kabul edilen İspanyollar, gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de  radyolarını taşımakla yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden  çok) televizyon kanalları ve hatta kendi fast-food&#8217;ları (lahmacun, döner, vb.)  oldu.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bunları başaran insanların  yeteneksiz olduklarına, dil öğrenmeyi de bu yeteneksizlikleri yüzünden  beceremediklerine hükmetmek en azından adil ve gerçekçi olamaz. Keza, böylesine  önemli bir kültür direnişi gösterenlerin, orada doğan çocuklarını eğitirlerken,  bunca sahip çıktıkları kültürlerini göz ardı etmiş olmaları da düşünülemez.  Ancak gözlemlenen o ki, orada doğan ikinci nesil, gene sözgelimi İspanyollar  arasında hiç görülmediği kadar hızla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki  Türkçe&#8217;nin yanısıra okulda öğrenilen ve ev dışında yaşanan, o ülkenin dili  faktöründe aramak çok yanıltıcı olmayacaktır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Biz Türkler, konuşmayı  öğrenirken (tıpkı sick, ill, patient örneğinde olduğu gibi) farklı durumların  farklı kavramlar oluşturduğunu, bu farklı kavramların da farklı adları olması  gerektiğini öğrenmeyiz. Aynı adı taşıyan farklı kavramları birbirinden ayırmaya  yarayacak sezgisel (sezgisel=doğal=matematiksel) yöntemin kurallarını öğrenmeye  başlarız.  Sezgiselliğe şartlanmış beyinler ise dış dünyayı hiçbir değişikliğe  uğratmadan, olduğu gibi algılamayı bilemediklerinden, bildikleri tek yönteme  yani kendilerince anlam çıkarsamaya veya başka bir ifadeyle &#8220;sezdikleri gibi  algılamaya&#8221; yönelirler.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Algıladıkları kavramların  tümü kendi çıkarsamaları doğrultusunda şekillenmiş olan, kendilerince  tanımlanmış bir dünyada yaşayan insanlara ulaşan mesajlardaki kodlar ne kadar  &#8220;herkesçe bir örnek&#8221; algılanabilir? Üzerinde emek harcanmaya değer temel  sorulardan biri budur. Bu sorunun yanıtı belirginleştikçe, neden batıdaki  sistemlerin bir türlü Türkiye’de oluşturulamadığı sorusunun yanıtı da  belirginlik kazanabilir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe&#8217;nin kendi iç  dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuşkusuz tüm iletişim alanları için  geçerlidir. Yunus Emre’nin okuması, yazması olmayan göçebe Türkmen boyları  arasında 700 yıl boyunca bir nesilden diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür  ürünü olarak aktarılmasının ardında Türkçe’nin sezgiselliğini sonuna kadar  kullanmadaki becerisi vardır. Tanzimat aydınları ve Cumhuriyet aydınlarının bir  türlü geniş kitlelere seslerini duyuramamalarının nedeni de gene aynı denklemin  içinde aranmalıdır. Fransız gibi, Alman gibi düşünmeyi öğrenenler, meramlarını  anlatırken bunu yeni öğrendikleri düşünce sistematiği içinde yapmaya kalkışmış  ve Türk gibi anlatmayı becerememiş olduklarından başarısız kalmışlardır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Mesajlar sadece  algılanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajları üretenlerin kendi konularına  ne kadar hakim oldukları mesajın bütünlüğü açısından önemlidir ama, hitap edilen  kişilerin kendilerine yönelen mesajları nasıl algıladıkları her şeyden daha  önemlidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">DOGA MATEMATİGİ NASIL  YAPIYOR.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Doğa matematiği yapıyor.  Her zaman ve en kestirme yoldan.Doğanın müthiş bir sadeleştirme gücü var en  kestirme en hızlı ve en bakiye bırakmayan türden.Bu sadeleştirme ise sıfır ile  izah edilmeye çalışılıyor.Biz buna nötralizasyon adı veriyoruz. Ortada abuk bir  durum sezmekteyim. Çözüm içinde çözümsüzlük. Bir ara anlar gibi olurken birden  kopuyorum.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kesin olan durumlardan  birisi şu . bir sayı sadece bir duruma bulunabiliyor. Yani abaküste 100  sayısının sadece 1 yeri var . 16 sayısının da .100 yazabilmek için abaküsün 3.  sırasından 1 top çekmek yetiyor. 100 ü bozdurmak isterseniz asla bozamıyorsunuz.  Altta kalan tüm boncukları bile çekseniz. Sadece 99 yazabiliyorsunuz. 1 eksik  kalıyor .1 sayıyı ise 3 sırada bulunan 1 e yapışık olan sıfır temsil ediyor.Bu  durum şunu gösteriyor. Sıfır sayısı hangi basamakta olursa olsun sadece 1  sayısını ifade edebiliyor. Yani sıfır nerede bulunursa bulunsun sadece 1 bilye  güç var. İster bir ler basamağında ister binler basamağında. Bu durumun  irdelenip netleştirilmesi gerekir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">sayılar 9 + 0.= 10 şeklinde  olabiliyor<br />
Eğer sayı yok ise sıfırdan da bahsetmek mümkün gözükmüyor. Bir işlem görmüş ise  sıfır ortaya çıkıyor ve kolay kolay gitmiyor. Sıfırı yok edebilmek için bir  birim e ihtiyaç duyuluyor.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Çok ilginç bir durum ama  var olan bir sıfırı yok edebilmek için 1 birime ihtiyaç var. Yok olana ise  hiçbir birime ihtiyaç yok. Bu ifadelerin anlaşılması kolay gözükmüyor. Bunu  anlamak için aritmetik negatifli abaküse bakmak gerekiyor. Matematiği anlamak  için sıfırı a olduğu an bir anlam ve varlık kazanıyor. Var olmuş bir sıfırı yok  etmenin mümkün olup olmadığını henüz görebilmiş değilim. Emin olduğum tek şey  elimdeki abaküsün doğruluğu. Pozitif sayı abaküsünde sorun yok. Yani şeytan  abaküsü ,veya yarım abaküs kurallar işliyor. Negatif sisteme girince kurallar  çalışmaz oluyor.Ama bu sefer doğanın doğruları ortaya çıkıyor. Şimdilik  anlatacaklarım başka bir ifade ile anlatamadıklarım bunlar. Bir gün bunları  anladığım an herhalde ölmüş olacağım. Doğa kuralını öğreneni yaşatmaz  kanaatindeyim.Doğanın kuralını öğrene sıfırda olduğu gibi yok oluyor veya asla  yok olmuyor. Bir kere var olup ondan sonra asla yok olamıyor.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bunu öğrenmek istemek  sonumu getirse bile , yani bir üs paragrafta yazdığım teorem gerçek bile olsa ,  karakterim ve yaratılışım itibari ile asla vaz geçemeyeceğim.Açık bir ifade ile.  Doğaya olan merakım gün geçtikçe depreşiyor.Bu nu öğrenmenin bedeli ,bu günkü  yaşamın sonu bile olsan asla vazgeçmeyeceğim. Yani bu uğurda tembellik  yapmayacağım.  Doğayı çözmek ölüme ramak kalmak ise bile son şansımı  deneyeceğim. Öbür tarafa inanıyor ve zor olduğunu biliyorum.Öbür tarafın hesabı  matematiği kolay olan açık ve net hesaplar manzumesi.Hesabı bir anda herkesin  kendisi yapacak kanaatindeyim.Çünkü herkesin en bileni kendisi. Kendi kendine  şahitlik edecek.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Aslında şu an matematik  kurallar belli. Biz kaderimizi bize müsaade edilen sınırlar içinde  çizebiliyoruz. Neyi yapıp yapmayacağımızı kendimiz biliyoruz. Veya bunlar o  kadar birbirine yakın ki ayırmak için çok az bir çaba gerekiyor.Öbür taraf  geçince bu netlik artacak ve kişi herkesin kendine özel olan ,olacak olan hesabı  kendi yapacaktır. Yaratıcı herkesi kendi kapasitesi ile yapıp yapamayacakları  ile imtihan ederken bireyin neyi seçip seçemeyeceğini kendisinin bildiğini  anlayacaktır. Yani şu an biz bir kere var olmuş isek kolay kolay yok olmamız  gözükmüyor. Sıfırda olduğu gibi.Bizi var eden güç aynı şekilde yok ta edebilir.  Lakin abaküste olduğu gibi bir kere var oldumu bir daha yok olmayacağa benziyor.  Var olan sıfırın ne tarafa yapışacağı ise (yok olma veya öbür tarafa geçme  anında) yaşantının nasıl olduğuna bağlı. Yine abaküse baktığımızda anlıyoruz ki  sıfır rasgele bir durumda bekliyor. Nerde istenirse hemen orda beliriyor.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu durumda sıfırı anlamak  hayatı anlamak olarak gözüküyor.İnsanda olduğu gibi. Var olmasının sayı değeri  yok ama mutlaka en az bir birim iş yapabilme kabiliyeti her zaman var. Yani  insan bir hiç. Bir hiç olmakla birlikte bir kere var odlumu en az bir birim  değer kazanıyor.Sıfırda olduğu gibi nerde ve hangi mevkide olursa olsun bu değer  hiç değişmiyor. Sadece bulunduğu yerin önemi artıyor. Ama asla birim değeri  değişmiyor. </font></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2">Yazan: Ahmet Okar</font></strong></p>
<p class="content">
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  &#8220;Dilimizle İlgili Yazılar&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt"><br />
</span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-matematigi/">Türkçenin Matematiği</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-matematigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
