<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Turkcenin Yarini | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/turkcenin-yarini/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Oct 2007 00:34:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” &#8211; 1 (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 00:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Bugunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Dunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Yarini]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” (1) (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) 7-8 Ocak 2002 tarihleri arasında Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığının girişimi ve Öger Turizmin katkıları ile düzenlenmiş olan bilgi şöleni yapılmıştır. Türk dili ile doğrudan ilgili kurum ve kuruluşlar dışında, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının, bazı eski, yeni sayın bakanların, milletvekillerinin, Kültür Bakanlığının eski müsteşarlarının, yazılı ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 1 (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">“Türkçenin Dünü,  Bugünü, Yarını”</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(1)</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000" size="3"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</span></strong></font></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">7-8 Ocak 2002 tarihleri  arasında Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığının girişimi ve Öger  Turizmin katkıları ile düzenlenmiş olan bilgi şöleni yapılmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dili ile doğrudan  ilgili kurum ve kuruluşlar dışında, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının, bazı  eski, yeni sayın bakanların, milletvekillerinin, Kültür Bakanlığının eski  müsteşarlarının, yazılı ve sözlü basın organı müntesipleri ile üniversite  öğretim üyelerinin, Türk dünyasından gelmiş bilim adamlarının, Türkçe ve  edebiyat öğretmenlerinin katılımı ile Dedeman Otelinin büyük kongre salonunda  gerçekleştirilen toplantı, genel akışı ve uyandırdığı ilgi bakımından gerçekten  bir bilgi şöleni olmuştur. Hele sayın Yargıtay ve Danıştay Başkanları ile bazı  milletvekillerinin toplantıyı sürekli olarak izlemeleri, biz dilcileri ayrıca  duygulandırmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">7 Ocak Pazartesi günü saat  9.00-9.15 arasında rahmetli Ulvi Cemal Erkin’in ünlü yaylı sazlar dörtlüsü ile  başlayıp Anadolu yaylı çalgıları dörtlüsü ile sona eren 15 dakikalık müzik  dinletisinden sonra, toplantının açılış oturumuna geçilmiştir. Bu oturumda Öger  Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Vural Öger ile ilk Kültür Bakanı Sayın  Prof. Dr. Talât S. Halman ve Kültür Bakanımız Sayın M. İstemihan Talay  tarafından toplantının niteliği, önemi ve dilimizin bugünü ile yarına uzanan  hedefini değerlendiren nitelikli ve anlamlı birer konuşma yapılmıştır. Daha  sonra, toplantının sabah ve öğleden sonraki oturumları ile iki gün boyunca  toplam beş oturumu içine alan konulara geçilmiştir. Her oturumda, bir yerli, bir  yabancı bilim adamının başkanlık ettiği toplantı programında, dilimizi çeşitli  yönleri ile değerlendirecek 41 bildiri yer almışsa da, hava muhalefeti ve uçak  seferlerinin iptali dolayısıyla, 7-8 katılımcının gelemediği görülmüştür. Ama  buna rağmen, toplantının iki günde tamamlanabilecek biçimde düzenlenmiş olması,  ister istemez bir sıkışıklık yaratmış ve konuşmacılara kongrelerde gelenek  hâlindeki 20 dakikalık sunuş süresi yerine 15’er dakika verilmiş olması,  bildirilerdeki önemli bazı noktaların bile alt başlıklarla verilip geçilmesine  yol açmıştır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sıkışıklık yüzünden, her  oturumun sonundaki yarımşar saatlik tartışma ve değerlendirme süresi de bazı  oturum başkanlarınca yalnız soru sorma biçiminde sınırlandırılmıştır. Oturum  başkanlarınca, katkı ve değerlendirmeye de izin verilen oturumlarda ise, ele  alınan konulara başka yönleri ile de ışık tutulabildiğinden sonuç elbette daha  verimli olmuştur.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sayın okuyucular,  toplantının genel akışı üzerine yapılan bu kısa açıklamalardan sonra, şimdi  sizlere bilgi şöleninde ele alınan konularla ilgili bilgi vererek bazı  noktalardaki görüşlerimi sunmak istiyorum:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Mustafa Canpolat,  Nermin Tuğuşlu, Sedat Nuri Kayış, Mustafa Balbay, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz,  Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın ve Erkan Tan tarafından sunulan birinci oturum  bildirilerinde, günümüzün çok önemli güncel bir konusu olan yazılı ve görsel  kitle iletişim araçlarında Türkçenin yazılışı, söylenişi, yazılışı ve söylenişte  yapılan çok yönlü yanlışlar üzerinde durulmuş, konuşmacılar bu türlü yanlışların  dilde yol açtığı yozlaşma eğilimini çarpıcı örneklerle dile getirmişlerdir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bildirilerin birkaçında  yalnızca bu yanlışlar ve çarpıklıklar dile getirilmekle yetinilmemiş; böyle bir  yozlaşmaya yol açan nedenlerin özellikle eğitim yetersizliğinden, ana dili  bilincindeki zayıflık ya da körelmeden ve yabancı dil hayranlığından  kaynaklandığı vurgulanarak alınması gereken önlemler sıralanmıştır. Dilimizin  bugün içinde bulunduğu durum dolayısıyla bu önlemlerin başlıcalarını sizlere  duyurmak yararlı olacaktır:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1. İlk ve orta öğretim  kurumlarında sağlıklı bir Türkçe eğitim ve öğretiminin sağlanması. Liseyi  bitiren her gencin, ana dilini doğru konuşup doğru yazabilecek bir düzeye  getirilmesi, yani ilk önce sağlıklı bir eğitim; eğitim ve eğitim!</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">2. Bu eğitim, ilk ve orta  düzeydeki eğitim-öğretim kurumlarının öğrencilerine değil, gerekirse  öğreticilerine de uygulanmalıdır. Çünkü vaktiyle Millî Eğitim Bakanlığının  verdiği kararla, eğitim enstitülerinde üçer-beşer aylık kurslarla nasıl öğretmen  yetiştirildiği, dil bilgisi derslerinin bir süre nasıl programdan çıkarılıp  askıya alındığı ve okutulup okutulmaması öğretmenin isteğine bırakıldığı, imlâ  kurallarının dilin yapı ve işleyişini temel alan bilimsel ölçülerle değil,  yazboz tahtası gibi kişiden kişiye değişen bilim dışı ölçülere bırakılarak  sağlıklı bir temele oturtulamadığı hatırlanırsa, bu durum daha iyi anlaşılır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">3. Şimdiye kadar yazılan  dil bilgisi kitaplarında; konuların sınıflandırılması, değerlendirilmesi ve  terimlere bağlanması açısından, yer yer bütünüyle çelişen, sorun oluşturan ve  bilimsel ölçülere ters düşen durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu da ister istemez  dil bilgisi eğitiminde ve yetişenlerin şekillenmesinde bir sıkıntı, bir ayrılık  yaratmaktadır. Bu nedenle, bilimsel ölçülerle ve dili sevdirecek metin parçaları  ile bezenmiş yeterli dil bilgisi kitaplarına gereksinim vardır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">4. Yazılı ve sözlü basın  organlarında çalışanlar, ana dillerine ilgi ve özen gösteren bir anlayışa sahip  kılınmalı, bu konuda bilinçli duruma getirilmelidir.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">5. Radyo ve televizyon  kanallarında görev alan spiker, sunucu ve program yapıcıları, fizik  yapılarındaki düzgünlük ve güzellikten önce, dili kullanma yeteneklerine  bakılarak seçilmelidir. Bu işler için görevlendirme yapılırken, başvuranların  ana dili sözlü ve yazılı olarak kullanabilme yeteneklerinin uzman kişilerden  oluşan komisyonlarca değerlendirilmesi gerekir. Bu yetenek radyo ve televizyon  daire başkanlarında da aranmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">6. Yazılı basında, radyo ve  televizyon kurumlarında gerekirse birer “Dil Denetleme Kurulu” oluşturulmalı.  Buralara Türk dili araştırmalarında, Türk dili tarihinde ve Türkiye Türkçesi  alanlarında gerçekten ün yapmış kimseler alınmalıdır. Ayrıca, bir hizmet içi  eğitim başlatılmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">7. Önemli bir nokta da  bütün aydınlar için olduğu gibi, yazılı ve sözlü basın organlarında çalışanlarda  da sahteci; dili yozlaştırıcı yabancı söz hayranlık ve özentisinin yerine ana  dili sevgi ve bilincini aşılayacak önlemler alınmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">8. Türk Dil Kurumunca,  dilimize yeni girmiş yabancı sözcüklere bulunan karşılıkları yazılı ve sözlü  basın organlarına benimsetecek önlemler alınmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">9. Dilimizi  ilericilik-gericilik gibi politik ve gereksiz çatışmalara alet etmekten ve  tasfiyecilik saplantısından kurtararak, yüzyılların oluşturduğu bugünkü canlı  yapısı ile geliştirip, çağdaş dünya koşullarının gerekli kıldığı yeni söz ve  terimlerin üretilebilmesi için bütün dil uzmanlarınca el birliği ile  çalışılmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Devlet Bakanı Sayın Yılmaz  Karakoyunlu’nun tartışmalarda yer alan <em>reyting</em> “izleme oranı”, <em> primetime</em> “altın zaman” ve <em>viyadük</em> “köprü yol” sözlerinden hareketle  ve etkili konuşmasıyla başlayan ikinci oturum, daha sonra Prof. Dr. Şerafettin  Turan, Zeki Sarıhan, Prof. Dr. İclâl Ergenç, Harid Fedaî, Dr. Aslan Tekin ve  Doç. Dr. Sedat Sever’in bildirileriyle “Bilim, Eğitim ve Öğretim Dili Olarak  Türkçe” konusunda yoğunlaşmıştır. Her biri eğitim diline ayrı bir yönden ışık  tutan bu bildiriler, genellikle yararlı sonuçlar ortaya koymuştur. Ancak, bu  oturumun bildirilerinde var olan sorunlar dile getirilirken, bazen yanlış  tespitlerin yapıldığına da tanık olunmuştur. Sayın Turan’ın “Türkçenin Bilim  Dili Olmasına İlişkin Sorunlar” konusundaki bildirisi bunun tipik bir örneğidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sayın Turan, var olan  birkaç sorun arasında, tarihî dönemlerdeki asıl sorunun İslâm dinine girişten  sonra başladığına işaret ederken, bunun nedenini Osmanlı aydınlarının bilim dili  Arapça, sanat dili Farsça olacak biçimindeki kabullerine bağlamıştır. Oysa, bu  durum bir neden değil, bir sonuç ve nedenin dışa vuran görüntüsünden ibarettir.  Ortaya çıkan sorunun asıl nedeni, Anadolu’da yeni bir yazı diline temel  oluşturan Oğuz lehçesinin o dönemdeki dil yapısından kaynaklanmaktadır. 15-16.  yüzyılların Osmanlı aydınları, Anadolu Beylikleri döneminde olduğu gibi  filizlenip yeşermeye başlamış olan Türk yazı diline sahip çıkarak onun dil  varlığını çeşitli kavramlar ve gerekli terimler açısından zenginleştirme  yöntemini benimseyecekleri yerde kendilerini Arapçanın ve Farsçanın söz ve  gramer kalıplarını benimseme gibi bir zihniyet yanlışına kaptırmışlardır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sorun zihniyet  hastalığıdır. Konuya yalnızca bir tarihçi gözüyle yüzden bakan sayın konuşmacı,  dilci olmadığı için, bir dil tarihçisinin kolayca görebileceği bu nedeni  görememiş, görüntüyü ve ortaya çıkan sonucu bir neden olarak sunmuştur. Bu  nokta, dilimizin geçirdiği alın yazısı açısından son derece önemli olduğu için,  burada özellikle belirtme gereğini duyduk. Gerçi Osmanlı aydını, Arapça, Türkçe  ve Farsçadan oluşan bu yapma ve melez dile büyük emekler vererek onu o günün  şartlarında muhteşem bir yazı, edebiyat, felsefe ve bilim dili düzeyine  yükseltmiştir. Ancak, Türkçeyi öldürme pahasına&#8230; Eğer bu emeği Türkçe için  verse ve ana dilini Mustafa Şeyhoğlu’nun da <em>Hurşidnâme</em>’de belirttiği  biçimde <em>göbüt</em> “kötü, kaba”, <em>sovuk </em>ve <em>yavan </em>bir dil olarak  nitelendirerek kendini onu hor görme hastalığına kaptırmamış olsaydı, Türk dil  yapısında var olan çok yönlü cevherleri ile daha o dönemde katkısız zengin bir  yazı ve kültür dili olabilirdi.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bizim burada söz konusu  bildiri nedeniyle bu nokta üzerinde duyarlıkla durmamızın nedeni, bu aydın  hastalığının yalnız o dönemle sınırlı kalmayıp Tanzimat dönemi aydınları ile  günümüz aydınlarına da sıçramış olmasıdır. Tanzimat döneminde Şinasi, Namık  Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi ve daha başka edebî şahsiyetlerin Osmanlı  Türkçesini sadeleştirme yönündeki çabalarının uygulamada yetersiz kalması,  meydanı <em>Fesahatçılarla Tasfiyecilerin</em> birbirine uç oluşturan verimsiz  çatışmalarına bırakmış; bu kez de aynı zihniyet hastalığı Fransız dili  hayranlığına dönüşmüş ve dilimizi Fransızcanın akınına uğratmıştır. O devirde  öyle de bugün durum başka mıdır? Ne gezer! Bildirilerde dile getirildiği üzere,  2. Dünya Savaşından sonraki dönemde, dilimizi yozlaşmaya sürükleyen önemli  etkenlerden biri bu kez de İngilizce hayranlığının getirdiği yabancı sözcük ve  terim akınıdır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu akın yalnız genel dilde  kalmayıp iş yeri tabelâ adlarına, türlü üretim maddelerine kadar sıçrayarak  sonunda, bir kısım yüksek öğretim kurumlarında, Türkçe eğitim-öğretim dili  olamaz yaygarasıyla İngilizce eğitim ve öğretime kadar uzanmıştır. İşte bugün de  ağır basan bu tutum, ta 15-16. yüzyıllarda başlayıp da günümüze kadar süregelen  ve körü körüne yabancı dil hayranlığından kaynaklanan bir zihniyet yanlışından  başka bir şey değildir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu yanlışlardan dönülmesi  için sırası düştükçe açıklanması ve vurgulanması gerekir. Biz toplantının  “tartışma ve değerlendirme” aşamasında, bu durumu açıklamak istedik. Ancak,  kendisinin eleştirileceği endişesine kapılan sayın konuşmacı, o sıradaki oturum  başkanlığı yetkisine dayanarak, yalnız soru sorulabileceğini, katkı ve  değerlendirme yapılamayacağını bildirerek açıklamaya engel olmak istedi. Oysa,  sonraki oturumlarda uygulandığı üzere o aşama “tartışma ve değerlendirme”  aşaması idi. Toplantıyı izleyen sayın üyelerce Başkanın bu tutumu tarafsızlık  ilkesine aykırı bulunarak ayıplanmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu bildiride eksik kalan  önemli bir nokta da, konu “bilim dili” olduğuna göre, bir bilim dilinde aranan  özelliklerin neler olduğunun açıklanmamasıdır. Türkçe bilim dili olamaz  iddialarına karşı verilecek en iyi yanıt, dilin bu bakımdan taşıdığı nitelik ve  özelliklerin sıralanması olmalıydı. Ne yazık ki bu da yapılmamıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Söz konusu bildiride  düzeltilmesi gereken bir başka önemli nokta da 1983 yılında yeni bir  düzenlemeden geçirilen Türk Dil Kurumu çalışmalarının dinleyiciye yanlış  yansıtılmasıdır. Sayın konuşmacı, burada <em>eski </em>ve <em>yeni </em>Türk Dil  Kurumu gibi gereksiz ve maksatlı bir ayırıma giderek 1983 yılına kadar eski Türk  Dil Kurumunda 65 alanda (!) çok sayıda terim sözlükleri çıkarıldığını ve 120.000  terimin tutunduğunu, daha sonra bu eserler yayımlanmadığı için bunların unutulup  kullanımdan düştüğünü ve yerine yenilerinin konmadığını ileri sürmüştür.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Böyle bir açıklama, sayın  konuşmacının TDK’nın 1983’ten sonraki yayınları üzerine hiç eğilmediğini ve  ezbere konuştuğunu ortaya koymaktadır. Bir kez çok küçük çaptaki bu eski  sözlükler incelendiğinde görülür ki, oralarda yer alan ve terim olarak  gösterilen sözlerin büyük bir bölüğü ayrı zamanda terimleşmiş olsa da genel  dilde öteden beri zaten var olan ve kullanılagelen sözlerdir:<em> Abdal ağıt,  bağlama, benzetme, bunama, caize, danaburnu, delice, destan, dörtlük, ebced,  halk edebiyatı, ilâhî, karamuk, oyun yazarı, pamukcuk, polis romanı, sarmaşık,  sığırcık, suçiçeği</em> gibi. Bunlardan bir bölüğü de toplumda genel kabul  görerek benimsenmiş olan terimlerdir.<br />
“gezginci derviş”,</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kullanımda oldukları için  bunların unutulması söz konusu olamaz. Bir başka bölüğü ise taşıdıkları aşırılık  veya kavram yanlışlığı dolayısıyla dile mal olma değerini yitirmiş olan  terimlerdir.<em> Gözyaşı tecimi, neden bilim, akışta</em> “koşuk”,<em> belgin,  betimce, örge, örü, taşırılık, ülküt</em> vb. bu küçük çaplı sözlükler bir  dilcilik süzgecinden geçirilerek gerekli olanları yeniden yayımlanmıştır.  Toplumda benimsenmemiş olanları yeniden yayımlamanın bir gereği var mıdır? Kaldı  ki, bunlardan bir bölüğünün mevcudu bile tükenmemiştir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk Dil Kurumunun 1983’ten  önce 65 alanda terim yaptığı, sözüne gelince: Türk Dil Kurumunun 1932 yılından  beri yaptığı yayınlar ortadadır. (<em>TDK Yayınları Kataloğu</em> <em>1932-1999</em>,  Ankara 1999). Bunun Atatürk dönemi dışında kalan 1950-1983 arasındaki yıllarında  yayımlanan başlıca terim sözlüklerinin sayısı 20’dir. Bu da demektir ki, bu  kadar alanla ilgili terim yapılmıştır. İleri sürüldüğü gibi 65 alanda değildir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk Dil Kurumu 1983’ten  sonra terim konusuna el atmamış ve yeni terim sözlükleri yayımlamamıştır  iddiasına gelince: Sayın konuşmacı burada da bilerek veya bilmeyerek yanılgıya  düşmüştür. Çünkü, Türk Dil Kurumu, 1983’ten sonra öteki alanlara olduğu gibi,  terim alanına da ciddî ölçülerle eğilmiştir. TDK’nın 1973’te hazırladığı küçük  boy <em>Terim Hazırlama Kılvuzu</em>’nu yetersiz bulduğu için, terim sözlükleri  hazırlayacaklara öncülük etmek üzere, Prof. Dr. Hamza Zülfikar’a <em>Terim  Sorunları ve Terim Yapma Yolları</em> başlıklı 213 sayfalık, kapsamlı bir eser  hazırlatmıştır (Ankara 1991). Ayrıca Atatürk’ün geometri terimlerini de içine  alan <em>Geometri</em> kitabını (1991) ve <em>Anayasa Sözlüğü</em>’nü yeni  gereksinimlere göre genişleterek yeniden bastırmıştır (Ankara 1985).<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Daha önce Prof. Dr. Sevinç  Karol tarafından hazırlanan <em>Biyoloji Terimleri Sözlüğü</em>, Sevinç  Karol-Zekiye Suludere-Cevat Ayvalı tarafından yeni baştan işlenip genişletilerek  1067 sayfalık kapsamlı bir sözlük biçiminde yayımlanmıştır (Ankara 1998).  Kurumca daha önce yayımlanan <em>Dilbilim Terimleri Sözlüğü</em>, birçok yönden  yetersiz kaldığı için hem ülkemizdeki dil bilgisi ve gramer alanındaki terim  kargaşasını önleme hem de sağlıklı bir terim sistemi geliştirme bakımından Prof.  Dr. Zeynep Korkmaz’a hazırlatılan birleştirici ve bütünleştirici nitelikte <em> Gramer Terimleri Sözlüğü</em><br />
yayımlanmıştır (Ankara 1992).</font></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 1 (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” &#8211; 2  (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 00:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Bugunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Dunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Yarini]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” (2) (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) Buna Emine Gürsoy-Naskali’nin hazırladığı Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu da eklenebilir (Ankara 1997). Matematik Terimleri Sözlüğü (1983) ile Nükleer Enerji TerimleriTürkçe Bitki Adları Sözlüğü (Ankara 1994) de değerli bir çalışmadır. Bunlara hazırlama, inceleme veya baskı aşamasında olan Kimya Terimleri Sözlüğü, Malzeme Bilimi Terimleri Sözlüğü, Bilgisayar Terimleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 2  (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">“Türkçenin Dünü,  Bugünü, Yarını”</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(2)</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000" size="3"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</span></strong></font></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Buna Emine Gürsoy-Naskali’nin  hazırladığı <em>Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu</em> da eklenebilir (Ankara  1997). <em>Matematik Terimleri Sözlüğü</em> (1983) ile <em>Nükleer Enerji  TerimleriTürkçe Bitki Adları Sözlüğü </em>(Ankara 1994) de değerli bir  çalışmadır. Bunlara hazırlama, inceleme veya baskı aşamasında olan <em>Kimya  Terimleri Sözlüğü, Malzeme Bilimi Terimleri Sözlüğü, Bilgisayar Terimleri  Kılavuzu </em>gibi terim sözlüklerini de eklemek gerekir. Görülüyor ki, Kurum bu  alanda da üzerine düşen görevi yapma gayretindedir. Gerçek durum bu iken sayın  konuşmacının “eski Dil Kurumu”, “yeni Dil Kurumu” gibi gereksiz ve bölücü bir  ayırımla, dinleyicilere yanıltıcı yanlış bilgiler vermesi olağan karşılanacak  bir durum değildir. sözlüğü de yayımlanmış bulunmaktadır. Prof. Dr. Turhan  Baytop’un aynı zamanda terimleri ve 500 renkli resmi içine alan </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Nitekim, bu yanlış  değerlendirme Türk Dil Kurumu Başkanı Sayın Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın  tarafından dile getirilerek dinleyicilere doğru bilgiler verilmiştir. Ayrıca,  TDK’ce yayımlanan, dilimize yeni girmiş <em>Yabancı Kelimelere Karşılıklar</em>  başlıklı iki kitapta (Ankara 1995-1998) yer alan karşılıkların bir kısmı da  terim niteliğinde olduğu için, bu yolla da ihtiyaç duyulan terimlere karşılıklar  bulunmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">“Türk Dünyasında Ortak  İletişim Dili Olarak Türkçe” konusuna ayrılan üçüncü oturumda, bildiri sunacak  beş konuşmacı gelemediği için yalnız Prof. Dr. Nimetullah Hafız (Kosova) ile  Sayın Dr. Mustafa Şerif Onaran’ın bildirileri dinlenebilmiştir. Bu konu, daha  önce yapılan birkaç bilimsel toplantıda dile getirildiği üzere, çok dikkatli bir  değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Olcay Önertoy ve  Prof. Dr. Harid Fedaî’in başkanlığında “Yazı, Konuşma ve Çeviri Dili Olarak  Türkçe” konularıyla, 8 Ocak Salı sabahı başlayan dördüncü oturum, Prof. Dr.  Nevzat Gözaydın, Cornelius Bischoff, Feyza Hepçilingirler, Vural Öger, Prof. Dr.  Hamza Zülfikar ve Dr. Abdülkadir Akgündüz’ün konuyu çeşitli yönleri ile  değerlendiren bildirileri ve yapılan tartışmalarla sürmüştür. Konuşmaların her  biri ilgi çekici özellikler taşımakla birlikte Sayın Öger ile Sayın Zülfikar’ın  konuşmaları bizim özellikle ilgimizi çeken birer konu olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Şükrü Halûk  Akalın ve Prof. Dr. Nimetullah Hafız başkanlığındaki beşinci ve son oturum,  “Türkçenin Yabancı Diller Etkisinde Kalmasıyla Ortaya Çıkan Sorunlar” konusuna  ayrılmıştır. Bu oturumda, Prof. Dr. Doğan Aksan’ın kısa ve özlü konuşmasını,  Prof. Dr. Olcay Önertoy, Emin Özdemir ve Cemil Kurt’un konuşmaları izlemiştir.  Adları bu oturumda yer alan ve Ankara dışından gelecek olan birkaç konuşmacı da  hava muhalefeti dolayısıyla katılamamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Programda, her toplantı  sonunda yarımşar saatlik bir tartışma ve değerlendirme süresi bulunduğu hâlde,  bazı konuların niteliği bakımından 15 dakikalık konuşma süresini aşması veya  soru sorma ve değerlendirmelerde çok kimsenin söz almak istemesi yüzünden,  toplantı konularının kapsamı içine giren bazı hususlarda gerekli açıklamalar  yapılamamış; bu hususlar bulanık kalmıştır. Oysa, Türkçenin yalnız dünü  bakımından değil bugünü ve yarını açısından da önemli olan noktaların  açıklanarak vurgulanması gerekirdi. Zaman yetersizliği dolayısıyla açıklanamamış  olan bu noktalarda ilgililerin doğru bilgilendirilmesi gereğine inandığınız için  bu konudaki bazı görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istedik.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Şöyle ki:Bildiri sunuşları  veya tartışmalar sırasında ileri sürülen görüşlerden biri (Cemil Kurt, Türkçenin  Yabancı Diller Etkisinde Kalmasıyla Ortaya Çıkan Sorunlar), dilimize girmiş  yabancı sözlerin, özellikle Arapça ve Farsça olanların dilin bir kültür dönemini  yansıttıkları gerekçesi ile benimsenmesi ve dilden atılmaması yolundaki  görüşüdür. Bizce burada üzerinde durulması gereken önemli nokta, dile girmiş  yabancı sözlerin niteliğidir. Dilimizde yer almış Arapça, Farsça ve batı kökenli  yabancı sözleri ikiye ayırmak gerekir:<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">1) Bunların bir kısmı dile  girdikten sonra, zamanla ses ve şekil yapıları açısından olsun, anlam açısından  olsun, Türkçenin kendi kalıplarına uydurularak Türkçeleştirilmiş olan  dolayısıyla da Türkçe sözlerden ayırt edilemeyen nitelikteki sözlerdir. Bunların  Türk diline, işleyiş bakımından herhangi bir zarar getirmesi de söz konusu  değildir: <em>Aba, akıl, anahtar, bezi, bezelye, çamaşır, çarşamba, çarşı, çerez,  çengel, çiltim, düven, efendi, fistan, halat, hasta, ıspanak, kale, kiremit,  merdiven, perşembe, sınır, sakal, tavla, vatan, millet </em>gibi yığınlarca söz,  kökence Türkçe değildir ama bunlar Türkçenin kendi malı olmuştur.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Konuya bu açıdan bakınca  bugün artık <em>biçim mi? / şekil mi?, araç mı? / alet mi?, koşul mu? / şart mı?,  yapıt mı? / eser mi?, yanıt mı? / cevap mı?, kınamak mı? / ayıplamak mı?, kıyı  mı? / kenar mı?, söyleşi mi?/</em> <em>sohbet mi</em> gibi tartışmalara girmek  bizce gereksizdir. Zaman bunlar için en iyi süzgeçtir. Ya bunlardan birini tutar  ötekini atar; yahut da aralarında bazı anlam incelikleri oluşturarak ve her  ikisini de söz varlığına alarak dile zenginlik katar: <em>Us </em>ile<em> akıl</em>  (<em>uslu çocuk / akıllı adam</em>),<em> baş</em> ile <em>kafa </em>(<em>kafa çekmek /  kafayı çekmek, kafa tutmak</em>), <em>yürek</em> ile<em> kalp</em> (<em>yüreksiz adam  / kalpsiz adam</em>), <em>kuşku </em>ile <em>şüphe</em> (<em>amma kuşkulu adam / şüphe  etmeyiniz</em>) arasındaki anlam ayrılık ve incelikleri gibi. Bu türlü  Türkçeleşmiş sözleri köken yapılarına bakarak dilden atmaya kalkmak, dile hiçbir  şey kazandırmaz.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Aksine, kullanımda söz  varlığı bakımından bir büzülmeye ve anlam kısırlığına yol açar. Bugün  gençliğimizin söz dağarcığının yetersizliğinden yakınıyoruz. Bu yetersizlik,  kısmen okuyup öğrenme yetersizliğinden kaynaklanıyorsa, kısmen de belirli  sözlere saplanıp kalma alışkanlığından kaynaklanmaktadır. <em>Kademe, basamak,  safha, derece, rütbe</em> gibi anlam ayrılıkları taşıyan sözlerin hep <em>aşama </em>ile; <em>seviye, devre, dereke, plân </em>gibi sözlerin hep <em>düzey; adam,  insan, şahıs, kişi, kimsekişi; sebep, sebebiyle, vasıtasıyla, dolayı,  dolayısıyla, yüzünden</em> gibi sözlerin de hep <em>neden</em> sözü ile  karşılanması bu yüzdendir. Birçok gencimiz <em>bayram dolayısıyla gelen kartlar</em>  yerine<em> bayram nedeniyle gelen kartlar </em>diyerek<em> kar yüzünden yollar  tıkanmış</em> diyecek yerde <em>kar nedeniyle yolar tıkanmış </em>diyerek  Türkçemizin tadını tuzunu kaçıran cümleler kurmaktadır.<br />
sözlerinin hep </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bunlar aynı zamanda belirli  sözlere takılıp kalmanın getirdiği anlam büzülmeleri, anlam yetersizlikleridir.  Bu konuda bir ikinci örnek de <em>olay</em> sözüdür. Bugün birçok aydınımız <em> oluş, kılış, eylem</em> veya<em> olgu</em> ile hiçbir bağlantısı olmayan durumlarda  bile olay sözüne saplanıp kalmaktadır. Onlar için<em> konu, durum</em> vb. sözler  ile karşılanabilecek anlatımlar bir yana, her nesnenin adı bile <em>olay</em>’dır: <em>ev olayı, masa olayı, yol olayı</em> gibi. Bu konuda daha nice örnek  sıralanabilir. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">2. İkinci tür yabancı  sözler, dilimize, geldikleri dilin ses yapıları ve gramer kalıpları ile birlikte  girmiş olanlardır. Bunlar aydın dilinde yer eden, halka ve topluma mal edilmemiş  olan sözlerdir: <em>enformasyon</em> “danışma”, <em>entelektüel</em> “aydın”, <em> iane </em>“yardım”, <em>intihap </em>“seçim”, <em>kat’iyet</em> “kesinlik”, <em> mahrukat </em>“yakıt”, <em>mü’min </em>“inançlı”, <em>mücrim</em> “suçlu”,<em> nikbîn</em>  “iyimser”,<em> plâsman </em>“yatırım”,<em> şayia tenevvür</em> “aydınlanma”, <em> tolerans</em> “hoşgörü”, <em>zelzele</em> “deprem” gibi. Bu sözler, vaktiyle Türkçe  sözlerin yerlerini aldıkları ve dilimizin gelişme yolunu tıkadıkları için  atılması gereken sözlerdir. Nitekim atılmışlardır da&#8230;<br />
“söylenti”, </font></p>
<p align="justify">  <center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Dilimizin Osmanlı Devleti  döneminde Arapça ve Farsçadan, Tanzimat döneminde Fransızcadan bugün de,  İngilizce sözlerden çektiği sıkıntı hep bu yüzdendir. Bu nedenle, günümüz bilim  dünyasında uluslar arası ortak kullanım özelliği taşıyan bazı sözler bir yana,  onların dışında kalan ve dilimize köstek olan yabancı sözler atılıp yerlerine  sağlıklı Türkçe karşılıklar konmalıdır. Ancak, bunların dilde yerleşmiş  olanlarını söküp atmanın kolay olmadığı da unutulmamalıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Üzerinde durulması gereken  bir başka nokta, gerek bir iki bildiride dile getirilen gerek değerlendirme  konuşmaları sırasında, bir ara <em>devrim</em> sözünün yasaklanmış olması  dolayısıyla çıkan suçlayıcı tartışmadır. Bu tartışmada <em>devrim </em>yerine<em>  inkılâp</em> sözünün kullanılması eleştirilmiştir. Evet, eleştirilmesine  eleştirilmiştir de, <em>devrim</em> sözünün neden yasaklanır olduğu  açıklanmamıştır. Bize kalırsa, o söz o dönemde kendi kendisini devreden çıkarmış  ve bazı aydınların kullanımından düşmüştür.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bu durum dil ile toplum ve  sosyal yapı arasındaki sıkı bağlantının sonucudur. 1970-1980 yılları arasında  ülkemizde boy gösteren ideolojik eğilim ve çatışmaların Atatürk ilkelerini ve  Cumhuriyet rejimini uçurumun kıyısına sürükleme dışında, yer yer bazı kesimlerce  dilin de bir ideolojik araç olarak kullanmaya yeltenilmesi, bir kısım aydınları <em>devrim </em>yerine <em>inkılâp </em>sözünü kullanmaya yöneltmiştir. Bunun  Osmanlıca sözleri benimsemekle en küçük bir ilişkisi yoktur. <em>Dev-yol,  Dev-sol, devrim nikâhı </em>gibi o dönemde türemiş illegal örgüt adları ile bazı  kalıp sözlerde, <em>devrim</em> sözünün ideolojik bir kirlenme ile “ihtilâl,  bozgunculuk, yıkım ve rejim düşmanlığı” anlatan kavram kargaşası, ben dâhil bir  kısım aydını bu sözü kullanmaktan soğutmuştur.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">O çalkantılı yıllarda,  dildeki bazı anahtar sözlerin var olan içeriklerinin boşaltılarak, kuzeyden esen  ideolojik rüzgârların etkisi altında nasıl bir anlam yozlaşmasına uğradıkları  bilinen bir gerçektir. <em>Devrim </em>sözü de bunların başında gelir. Bu sözün  bir süre yasaklanmış olması da her hâlde bu durumla ilgili olmalıdır. Bugün çok  şükür o dönem atlatılmış ve <em>devrim </em>sözcüğü de kendi kimliğini  kurtarabilmiştir. Bu eleştiriyi yapanlar, dilin o günün sosyal çalkantılarına  nasıl alet edildiğini bilirler. Hem de çok iyi bilirler. Ancak, toplantıda  politik bir davranışla ve belki de özel bir maksatla, kapalı veya açık olarak  hatta ad belirleyerek bazı kimseleri suçlamaya yeltenmişlerdir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Böyle bir tepki, belki de  bilinçaltı bir etkiyle başkalarını suçlama görüntüsü altında kendilerini mazur  gösterme eğiliminden kaynaklanmış olabilir. Ama değerlendirme aşamasında da  bunlar hak ettikleri ağır cevabı almışlar ve bilimsel bir şamar yemişlerdir. Bu  durum, bazı konuların hâlâ sen ben davasına alet edilmesinin acı bir  göstergesidir. Bu yazıda isim belirtilmeden özel olarak vurgulanmasının nedeni  de budur. Bu münasebetle belirtmek isteriz ki, biz, ilke olarak kelime  yasaklanmasının da doğru olmadığı görüşündeyiz. Yukarıda özel olarak  belirtildiği gibi, sağlıklı bir gelişme rayına oturtulabilmiş olan dilde,  “zaman” böyle bir ayıklama için en iyi süzgeç görevindedir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">TRT Yönetim Kurulunda görev  aldığımız yıllarda, dil konusu dolayısıyla yaptığımız bazı uyarılar ve zabıtlara  yansımış olan görüşlerimiz bu durumun tanıklarıdır. Bu konudaki en güzel  değerlendirmeyi de dil devrimi uygulamalarının yöntem yanlışı yüzünden ortaya  koyduğu bazı aksaklıklara bakarak yine Atatürk’ün kendisi yapmıştır. Onun 1936  yılında dil konusundaki bir sohbet sırasında: “<em>Yeni Türkçe sözler teklif  edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat bunları Türk dilinin olgunlaşma  seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey’e söyledim “ketebe”,  yektübü”, arabındır; “kâtip”, “mektup” Türkündür</em>” sözleri, bu açıdan ne  kadar anlamlı ve yol göstericidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Konuşma ve tartışmalarda  altı çizilmesi gereken bir başka nokta da dilimizin gramer kuralları ile ilgili  bazı yanlış değerlendirmelerdir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sayın Emin Özdemir, kendi  bildirisinde üzerlerine basa basa <em>öz yaşam, ön deneme, ön yargı, alt yapı</em>  gibi örnekler sıralayarak, bunlardaki <em>öz, ön </em>ve<em> alt</em> sözcüklerinin  artık birer ön ek durumuna geldiğini söylemiştir. Böyle bir değerlendirme,  dilimizin kendi yapı ve işleyiş ölçülerine göre değerlendirilmesi gereken gramer  konularının, adlandırma ve sınıflandırma açısından, yüzyıllardır nasıl bir  yandan Arap dilinin bir yandan da batı dillerinin özellikle Fransız dilinin  gramer kalıplarına kurban edildiğinin tipik örneklerinden biridir. Bilindiği  gibi Türkçe, genel dil sınıflamasında sondan eklemeli diller (iltisaklı diller,  agglutinative languages) grubunda yer alan bir dildir. <em>ön, öz, alt, son</em>  gibi bağımsız sözleri birer ek saymak havsalanın alamayacağı bir yanlıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bunlar ek değil birer  bağımsız sözcüktür. <em>Öz yaşam</em> gibi bir kuruluşta, <em>öz</em> sözü sıfat  görevindedir. Dolayısıyla bu söz kalıbı da bir sıfat tamlaması oluşturmuştur. <em> Alt yapı</em> gibi bir kuruluşta ise, sıfat tamlaması kalıbında bir birleşik ad  niteliğindedir. Durum böyle iken bunları birer ön ek gibi göstermek, dilin  yapısını tanımama ve bunları bir yenilik gibi gösterme gayretkeşliği değil  midir? <em>Bağlaç</em> yerine <em>bağlama edatı</em>, <em>ünlem</em> yerine <em>ünlem  edatı</em>, <em>edat (ilgeç)</em> yerine <em>son çekim edatı</em>, <em>mı? / mu?</em>  soru eki yerine <em>soru edatı</em> gibi terim ve sınıflandırmalar da yine Arap  gramerindeki <em>isim</em>, <em>fiil</em>, <em>edat</em> (veya <em>harf</em>)  biçimindeki üçlü sınıflandırmanın bize yansıyan örnekleridir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Artık söz varlığında olduğu  gibi, gramer konularının sınıflandırılıp terimlere bağlamasında da Türkçenin  kendi malzemesinin verdiği sonuçlara ve gördüğü işlevlere bakılarak  değerlendirilme yapılması kaçınılmazdır. Bu konudaki bilinçsiz taklitçiliğe son  verilmelidir. Gramerlerimizde bu açıdan üzerinde durulacak epey konu vardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Değerlendirmeler sırasında,  bazı konuşmacıların, dilimizin kaynak eser niteliğinde işlevsel bir gramere  ihtiyacı olduğu noktasındaki dilekleri çok yerindedir. Türk Dil Kurumunun bu  konuda yaptığı hazırlıklar sanırız kısa bir süre sonra meyvesini verecektir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Üzerinde son olarak durmak  istediğimiz bir başka önemli husus da gerek sunulan bildiriler gerek  değerlendirmeler sırasında bazı konuşmacıların duygusal ve politik nedenlerle  Türk Dil Kurumunun kapatılmış olduğunu bildirmeleri veya ayrımcılık yapmış  olmalarıdır. Türk Dil Kurumu, bilindiği gibi yapageldiği yüzlerce kapsamlı ve  nitelikli yayınları ile dilimize ve ülkeye yararlı çalışmalarını  sürdüregelmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">1932-1983 arası yıllarda,  dernek niteliğindeki Türk Dil Kurumu ile Atatürk’ün 1936 yılındaki dileğine  uygun olarak 1983 yılında yeni bir düzenlemeden geçirilerek akademik bir kuruluş  durumuna getirilmiş olan Türk Dil Kurumunu birbirinden ayırıp suçlayıcı bir  tutumla<em> eski Dil Kurumu, yeni Dil Kurumu </em>gibi bir ayırıma gidilmesi  doğrusu çok yakışıksız kaçmıştır. Çünkü her ikisi de aynı amaç doğrultusunda  hizmet veren birbirinin devamı niteliğinde bir kurumdur. Atatürk, birbirinin  tamamlayıcısı durumunda olan tarih ve dil konularının, yabancıların kasıtlı  yorumlarından kurtarılması için, aslında birer bilim kuruluşuna ihtiyaç olduğunu  daha Dil ve Tarih Kurumlarının kuruluşundan epey önce görmüştür.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Hatta, Türk dilinin özel  durumu dolayısıyla, bir dil akademisi kurulması direktifini de vermiştir. İsmet  Paşa’nın 7 Kasım 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı “<em>Millî  harsa ait teşebbüsattan olmak üzere bu sene bir lisan akademisi, hars nokta-i  nazarından Türk lisanı üzerinde vezaif-i esasiyeyi ifa etmek üzere en yüksek  mütehassıslardan mürekkep bir akademi vücuda getireceğiz”</em><sup>1</sup>  biçimindeki konuşması, devletin bu konudaki kararının ifadesidir. Ancak, zamanın  Millî Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin 9 Şubat 1926 tarihinde gazetecilere  verdiği demeçten anlaşıldığı üzere<sup>2</sup><em> </em>o günün şartlarında böyle  bir kuruluşu besleyecek bilim kadrosu bulunmadığı için Atatürk, dil ve tarih  konularının ele alınması ve dil devrimin başlatılabilmesi için, bu kuruluşların  başlangıçta birer dernek hâlinde çalışmalara başlamasının uygun olacağını  düşünmüştür.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Nitekim TDTC (daha sonra  TDK)’nin kurulması ile başlayan çalışmalar; çok az sayıdaki bilim adamı, edebî  şahsiyet ve gazeteci dışında hep taşradaki gönüllü aydınlar eliyle  yürütülmüştür. Daha sonraki yıllarda yeniden ele alınan <em>Derleme </em>ve<em>  Tarama</em> dergileri bu türlü çalışmaların ürünüdür. Atatürk bu yolla yapılacak  çalışmaların birer ön çalışma olacağını biliyor ve ileride bu çalışmaları sağlam  temellere oturtma gereğini duyuyordu. “<em>Hayatta en hakikî mürşit</em> (gerçek  yol gösterici)<em> ilimdir</em>” diyen, Türk toplumunu sağlam sosyal temeller  üzerine yerleştirmek isteyen uzak görüşlü bir devlet kurucusunun, Türk dilini,  sürekli olarak amatör dilcilere emanet etmesi düşünülemezdi.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Gerçi, o dönemde ön  çalışmaların yapılabilmesi ve ulusa ana dili sevgi ve bilincinin aşılanabilmesi  için bu gerekliydi. Ancak, bir süre sonra Kurumun akademik bir yapıya  kavuşturulması da önemli idi. Nitekim, Atatürk’ün 1936 yılında TBMM’nin açış  konuşmasını yaparken “<em>Bu ulusal kurumkarın az zaman içinde ulusal akademiler  hâlini almasını temenni ederim. Bunun için çalışkan tarih ve dil âlimlerimizin,  dünya ilim âlemince tanınacak orijinal eserlerini görmekle bahtiyar olmamızı  dilerim”</em><sup>3</sup> sözleri böyle bir gereğin ifadesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">İşte 1983 yılında  gerçekleştirilen yeni düzenleme, Atatürk’ün bu dileğini yerine getirme amacına  dayanan ve Kurumu bilimsel temellere oturtma hedefi güden bir düzenlemedir. Türk  Dil Kurumunun bağımsız bir bilim kuruluşu olması belki daha uygun olurdu. Ne var  ki, o günün şartlarında bu yol benimsenmiştir. Aslında TDK, bilimsel  çalışmalarını bugün de tam bir özgürlük içinde yürütegelmiştir. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Yukarıda belirtildiği gibi,  Türk Dil Kurumu böyle bir gelişme süreci gösterdiği hâlde, bunu <em>eski, yeni</em><br />
gibi bir ayırıma sokan görüş çok yakışıksızdır. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Türk Dil Kurumu 1932’den  başlayıp bugüne uzanan bir bütünlük içindedir. Dil konusuna gönül vermiş  olanlara da böyle gereksiz bir ayırımcılık yapmak değil, yapılacak çalışmalarda  birleşip bütünleşmek gerekir. Çünkü, dava, sen ben davası değil, Türk diline  hizmet davasıdır. Toplantıda, birkaç kişi tarafından da olsa söylenmiş olan bu  tatsız söz ve tutumlar hem tarafımızdan hem öteki üyeler tarafından hem de  kapanış değerlendirmesinde, TDK başkanı Sayın Akalın tarafından eleştirilerek  ortak amaçta birleşme gereğine işaret edilmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sonuç olarak, “Türk Dilinin  Dünü Bugünü ve Yarını” konusundaki uluslar arası bilgi şöleni, Kültür Bakanlığı  Yayımlar Dairesinin çok iyi organizasyonu, katılımcı kuruluş ve kişilerin  düzeyli ve olgun tutumu dolayısıyla, genellikle çok başarılı ve verimli  olmuştur. Sayın Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın oturumları sürekli olarak  izlemesi ve kendisine yöneltilen bazı soruları cevaplandırırken gösterdiği  olgunluk da takdire değer niteliktedir. Bakanlığın Yayımlar Dairesi Başkanı  Sayın Ali Osman Güzel ile bu düzenlemede emeği geçen sayın görevlilere ve  Bakanlığa maddî destek sağlayan Öger Turizm sahibi Sayın Vural Öger’e ne kadar  teşekkür edilse azdır. Biz de bu alanın mütevazı bir mensubu olarak Sayın Kültür  Bakanı başta olmak üzere bütün ilgililere Türk dili adına şükran duygularımızı  ve içten gelen teşekkürlerimizi sunmayı bir borç biliriz.</font></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 2  (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
