<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ulusal Dil | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/ulusal-dil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2018 14:20:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkçe Evrensel Dil Olmalıdır!</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-evrensel-dil-olmalidir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-evrensel-dil-olmalidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2010 21:27:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dunya Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Dil nedir hangisidir]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Evrensel Dil midir]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Muhiddin]]></category>
		<category><![CDATA[Muttaki]]></category>
		<category><![CDATA[Neden İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Saudaabeyev]]></category>
		<category><![CDATA[Suni Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Evrensel Dil Olmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Universal Language]]></category>
		<category><![CDATA[Yabanci Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Dil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=6054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Evrensel Dil Olmalıdır! Evrensel dil, farklı ulusların iletişim kurabilmek için kullandıkları ortak dile denilmektedir. Tüm dünya topluluklarının konuşma ve yazışma dili, dünyanın siyasi ve ekonomik yönden güçlü olan devletinin büyük oranda etkisiyle oluşmaktadır. Bu yönüyle evrensel dil niteliğine sahip olan bir dilin, siyasi güç nispetinde bir güce sahip olması gerekir. Yani dünya üzerinde siyasi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-evrensel-dil-olmalidir/">Türkçe Evrensel Dil Olmalıdır!</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: 22pt; font-family: Maiandra GD;"><span style="color: #00ccff;">Türkçe</span> <span style="color: #ff0066;">Evrensel</span><span style="color: #00cc99;"> Dil </span><span style="color: #ff9933;">Olmalıdır</span><span style="color: #c0c0c0;">!</span></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft" style="margin: 2px 5px;" src="https://www.bilgicik.com/resimler/yazi/evrensel-dil.jpg" alt="Evrensel Dil - Universal Language" width="234" height="237" align="left" />Evrensel dil, farklı ulusların iletişim kurabilmek için  kullandıkları ortak dile denilmektedir. Tüm dünya topluluklarının konuşma ve  yazışma dili, dünyanın siyasi ve ekonomik yönden güçlü olan devletinin büyük  oranda etkisiyle oluşmaktadır. Bu yönüyle  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/evrensel-dil/"> <span style="color: #000000;">evrensel dil</span></a> niteliğine sahip olan bir  dilin, siyasi güç nispetinde bir güce sahip olması gerekir. Yani dünya üzerinde  siyasi ve ekonomik yönden ahkâm kesebilen devletlerin bu gücü, dillerinin  önemini de arttırmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tüm insanların anlaşabilmesini sağlamak için esperanto  <span style="color: #000000;"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/gunce/dis-bag.png" border="0" alt="" /></span></span> <span style="font-family: Maiandra GD;">adında bir &#8220;<strong><a href="https://www.bilgicik.com/tag/yapay-dil/"><span style="color: #000000;">yapay  dil</span></a></strong>&#8221; üretilmek istenilmiş -ki bu denemeyi ilk yapan kişi, &#8220;Balibilen&#8221;i oluşturan Mehmet Muhiddin adlı Türk&#8217;tür- fakat bu çok başarılı olmamıştır. Çünkü dil, canlı bir varlık olarak doğal bir süreçte oluşmalıdır. Daha  doğrusu, ihtiyaç üzerine doğan bir aracın kullanılması daha yaygın ve güçlü  olacaktır. Dünyadaki uluslar arasında iletişim arttıkça, insanlar ortak bir  dille anlaşma gereği duymuşlardır.  <a href="http://translate.google.com.tr/"> <span style="color: #000000;">Çevirmen</span></a> kullanmak bir yere kadar olduğundan, bir süre sonra insanlar  yabancı dilleri öğrenmeye çalışmışlardır. &#8220;<strong>Yabancı dil</strong>&#8221; kavramı, dünyanın  hâkimiyet yularını elinde bulunduran <acronym title="Amerika Birleşik Devletleri">ABD</acronym> ve İngiltere gibi devletler nedeniyle  birçok ülkede &#8220;<strong><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Ingilizce/"><span style="color: #000000;">İngilizce</span></a></strong>&#8221;  olarak zihinlere kazınmıştır. Bir konuşmada <a href="https://www.bilgicik.com/tag/yabanci-dil/"> <span style="color: #000000;">yabancı dil</span></a> kavramı  geçtiğinde, insanlar doğrudan İngilizce üzerinden yorum yapma gereği  duymaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Özellikle İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan  sonra ABD&#8217;nin ve İngiltere&#8217;nin yıldızının parlaması, bu iki devletin dünyada  otorite hâline gelmeleri nedeniyle doğal bir süreçle İngilizce de tüm dünyada  konuşulur hâle gelmiştir. Sömürgeci zihniyetle yapılan istilalar sonucunda  Afrika ve Orta Doğu&#8217;daki birçok halk İngilizceyi öğrenmek zorunda bırakılmıştır.  Bilgisayar ve telefon gibi teknolojik cihazları kullanmak için İngilizceyi çat  pat bilmek zorunda oluşumuz, artık kıyafetlerimizde bile İngilizce sözler  taşımaya kadar varmış ve İngilizce artık tüm dünyanın iletişim aracı gibi  algılanmaya başlamıştır.</span></p>
<p><center><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="490" height="368" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="https://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=2843207" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="wmode" value="window" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="490" height="368" src="https://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=2843207" wmode="window" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></center><br /><center>[ad1]</center></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hâlbuki Latincenin  <span style="color: #000000;"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/gunce/dis-bag.png" border="0" alt="" /></span>,  Fransızca gibi gelişmiş birkaç batı diliyle harmanlanmasıyla ortaya çıkan  İngilizce oldukça yapay ve güçsüz bir dildir. Düzensiz bir yapıya sahip olmanın  ötesinde, kendine özgü bir söz varlığı da olmayan İngilizce; derme çatma bir dil  olmasına rağmen bugün dünya dili olmuştur. <a href="https://www.bilgicik.com/?s=T%C3%BCrk%C3%A7e"> <span style="color: #000000;">Türkçe</span></a>, yabancı dil  bilimcileri bile hayran bırakabilecek kadar güçlü bir matematiksel düzene sahip  olmakla beraber, sahip olduğu  <span style="color: #000000;">söz varlığı</span>nın  %80&#8217;inden fazlasını binlerce yıllık <a href="https://www.bilgicik.com/yazi//turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/"> <span style="color: #000000;">tarihi gelişim</span></a> sürecinde edinme özelliğiyle gerçek bir &#8220;<strong>ulusal dil</strong>&#8221;  niteliği taşımaktadır. O hâlde dünya üzerinde 300 milyondan fazla konuşanı olan <a href="https://www.bilgicik.com/yazi//sayfaniza-turkcesi-varken/"> <span style="color: #000000;">Türkçe varken</span></a>,  neden İngilizce gibi sığ ve yapay bir dil &#8220;<strong>dünya dili</strong>&#8221; olma şerefine  ermiştir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yukarıdaki videoda, hiç alışık  olmadığımız bir görüntü var. İslam Konferansı Teşkilatı&#8217;nın (İKT), New York  Ofisi&#8217;nin açılışına katılan İran Dışişleri Bakanı Muttaki ile Kazakistan  Dışişleri Bakanı Saudabeyev&#8217;in &#8220;<strong>Türkçe</strong>&#8221; sohbetleri, Türkçenin ileride bir  &#8220;<strong><a href="https://www.bilgicik.com/tag/dunya-dili/"><span style="color: #000000;">dünya dili</span></a></strong>&#8221;  olabileceği yönünde bizlere umut vermesi açısından oldukça önemli. Konuşmaların  genel anlamda Türkiye Türkçesine uydurularak yapılması da, ortak Türk dilinin  odağında Türkiye Türkçesinin bulunabileceğini gösteriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Türkçenin farklı gruplarına ait iki  lehçesini konuşan bu iki bakanın, ki İran Dışişleri Bakanı Muttaki&#8217;nin Fars  kökenli olması muhtemeldir, böylesine sıcak bir sohbetle anlaşabilmesini  sağlayan Türkçe, gün gelir de tüm <a href="https://www.bilgicik.com/yazi//turklerin-ana-yurdu/"> <span style="color: #000000;">Türkler</span></a>in ortak  yazı ve konuşma dili olmanın ötesinde, Güney Afrika&#8217;dan tutun da, Grönland&#8217;a  kadar tüm insanlığın ortak  <span style="color: #000000;">iletişim dili</span> olmayı başaramaz mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bence Türkçe bunu İngilizceden daha  çok hak ediyor; fakat onun dünya dili olabilmesi için önce Türklüğün ayağa  kalkması şart.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tanrı TÜRK&#8217;ü korusun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD; font-size: x-small;"><strong><em>Orkun KUTLU</em></strong></span></p>
<p><a href="https://www.bilgicik.com/yazi//hakkimda/"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/yazi/orkun-kutlu.jpg" border="0" alt="Orkun Kutlu" /></a></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-evrensel-dil-olmalidir/">Türkçe Evrensel Dil Olmalıdır!</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-evrensel-dil-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>12</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilde Etkileşim ve Ulusal Dil (Prof. Dr. A. Hamit Sünel)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/dilde-etkilesim-ve-ulusal-dil-prof-dr-a-hamit-sunel/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/dilde-etkilesim-ve-ulusal-dil-prof-dr-a-hamit-sunel/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Sep 2007 21:18:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Altin Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dilde Etkilesim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/dilde-etkilesim-ve-ulusal-dil/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilde Etkileşim ve Ulusal Dil (Prof. Dr. A. Hamit Sünel) &#160; Sayın konuklar, bana ayrılan sürede dilde etkileşim ve ulusal dil konusuna, zamanın kısıtlılığı sebebiyle, örnek sayısını az tutarak ve bilimsel terminoloji kullanımından elimden geldiğince kaçınarak değinmek istiyorum. Uluslar arasındaki ilişkilerin başlıcalarından olan siyasî ve ticarî ilişkiler zamanla kültür alanında, özellikle de dil alanında etkileşime [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/dilde-etkilesim-ve-ulusal-dil-prof-dr-a-hamit-sunel/">Dilde Etkileşim ve Ulusal Dil (Prof. Dr. A. Hamit Sünel)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><font size="3"> <span style="font-size: 22pt; font-family: Maiandra GD; font-weight: 700"> <font color="#3366ff">Dilde Etkileşim ve Ulusal Dil</font></span></font><strong><font color="#ff6600" size="3"><span style="font-size: 22pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font><font style="font-size: 15pt" color="#ff6600"> <span style="line-height: 150%; font-family: Maiandra GD">(Prof. Dr. A. Hamit  Sünel)</span></font></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify" align="center">&nbsp;</p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sayın konuklar, bana ayrılan sürede dilde  etkileşim ve ulusal dil konusuna, zamanın kısıtlılığı sebebiyle, örnek sayısını  az tutarak ve bilimsel terminoloji kullanımından elimden geldiğince kaçınarak  değinmek istiyorum.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Uluslar arasındaki ilişkilerin başlıcalarından olan siyasî ve ticarî ilişkiler  zamanla kültür alanında, özellikle de dil alanında etkileşime yol açarlar.  Anadolu’ya gelene kadar ve buraya yerleştikten sonra uzak yakın komşularıyla  girmiş olduğu değişik ilişkiler sonucu, bu kültürlerle dil konusunda da  etkileşime girmiş olan ulusumuz, genelde, etkileyen değil, etkilenen konumunda  olmuştur. Bizim dilimizden de diğer dillere geçen kelimeler ve yapılar olmuş ise  de, diğer dillerin dilimiz üzerindeki etkilerine oranla çok düşük düzeydedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kayda değer nitelikte olmak üzere, etkilendiğimiz diller Doğu’da Arapça ve  Farsça, Batı’da ise tarih sırasıyla, İtalyanca, Fransızca, Almanca ve  İngilizce’dir. Bu kötü alışkanlığımız hâlâ devam etmektedir, hem de artarak.  İslâmiyeti benimsedikten sonra, dilimize Arapça’dan giren dinî kökenli  kelimelerin ardından Farsça’dan da kelimeler girmiş, onüçüncü yüzyıldan sonra  Türkçe önemini yitirmeye başlamış, dinde Arapça’nın, edebiyatta ise Farsça’nın  etkisiyle, zamanla halkın anlayamadığı güya bir seçkinler dili oluşmuştur.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Ne yazık ki, dünyanın hemen hemen bütün imparatorlukları egemenlikleri altına  aldıkları yerlerde kendi dil ve kültürlerini yayarlarken, Selçuklular ve  Osmanlılar etkilenmeyi seçmişler, kültür ve dil alanında kapılarını yabancı  etkisine sonuna kadar açmışlar, zamanla yazarlar eserlerini Arapça ve Farsça  kaleme almışlar, bunun sonucu olarak da halktan kopmanın yanı sıra, kendi  dilimizde olmayan bir edebiyatın doğmasına sebep olmuşlardır. Mesnevi Farsça  yazıldığı için, bir çok ülkenin kütüphanelerinde Fars edebiyatının eserleri  arasında yer almaktadır. 15. yüzyıla gelindiğinde, imparatorluğun kültür  hayatında Türkün de, İranlının da, Arabın da anlamadığı bir dil kullanılır  olmuş, bu durum Cumhuriyet’e kadar git gide artarak sürmüştür.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu’da Arapça ve Farsçadan etkilenen dilimiz, Batı’da, siyasî ve ticarî  ilişkilerimizin Venedik ve Cenevizlilerle olmasından dolayı önce İtalyancanın  etkisinde kalmıştır. Bugün bile dilimizde çok sayıda kelime vardır İtalyancadan  aldığımız. Kanunî Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) başlayan Osmanlı Fransız  ilişkileri, zamanla, İtalyancanın önemini azaltmış; etkilenmemiz konusunda  Fransa ön sıraya geçmiş; yaklaşık iki yüzyıl sonra yenileşme gereksinimi  duyulduğunda, bu ülke diliyle, kültürüyle, eğitimiyle, edebiyatıyla, askerî  yapısıyla yönümüzü çevirdiğimiz ülke olmuştur. Hatta, öyle ki, imparatorluğun  yönetiminde söz sahibi olanlar arasında sadece etkilenmeyi, örnek almayı değil,  aynen almayı bile savunanlar olmuştur.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1773’de Mühendishane-i Bahrî-i Hümayun’un, 1796’da Mühendishane-i Berrî-i  Hümayun’un programına Fransızca derslerinin konulmasından sonra 1839’da Mekteb-i  Tıbbiye’nin öğretim dili Fransızca olmuş, bu dil 1863’de Mekteb-i Mülkiye’nin  programında yer almış, 1868’de Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi’nin açılışından  sonra daha yaygın bir hâl almıştır. Daha sonraki yıllarda yabancıların açtığı ve  hemen hepsi misyonerlerce yönetilen okullar bu dil ve kültürün etki alanlarını  daha da genişletmiştir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">19. yüzyılın başlarından itibaren girişilen ve uzun süre devam eden sadeleşme  çabaları bir yandan, kısmen de olsa, Arapça ve Farsça kelimelerin atılışı  yönünden faydalı olurken, diğer yandan atılanların yerine ve daha çoklarıyla  Fransızca kelimelerin girmesi yönünden beklenen faydayı sağlayamamıştır. Artık,  seçkinliğin ifadesi ağdalı bir Osmanlıca konuşmak değil, şurasına burasına  Fransızca kelimelerin serpiştirildiği bir dil konuşmak olmuştur. Bu dönemde  Fransızca dilimize öyle hızlı, öyle yoğun bir biçimde girmiştir ki, daha önce  başka dillerden, mesela İtalyanca’dan girmiş olan kelimelerin yerlerini  Fransızca’ları almıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">19. yüzyılın ilk çeyreği ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasındaki etkilenmeyi  anlatabilmem için Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eserlerinde Fransızca kelimelerin  18.500 defa kullanılmış olduğunu söylemem yeterli olur sanırım. Bugün bile  dilimizde, bilimsel terimlerin dışında, her düzeyde insanın bildiği ve  kullandığı Fransızca kelimelerin sayısı 3000’in üstündedir. Günlük dilde  iletişimde 800 ile 1000 kelime kullanıldığı dikkate alınırsa, bu sayının  büyüklüğünün ulusal dilin gelişmesi yönünden ne kadar engelleyici olduğu  görülür. Bir de bu sayıya bilimsel alanlarda kullanılan terimleri eklersek,  durumun dilimiz yönünden hiç de iç açıcı olmadığı açıkça çıkar karşımıza.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Daha 19. yüzyılın ortalarından başlıyarak, dilde sadeleşme, dilimizi yabancı  kelime ve ifade biçimlerinden arındırma yanlıları olmuş, bu konuda gayretler  sarfedilmişse de, önemli adımların atılması Cumhuriyetten sonradır. Yeni  devletin her türlü kurumuyla yeni olması konusunda çaba gösterilen alanların  başında dilimiz gelmiştir. Atatürk’ün sadece askerî alanda değil, siyasî,  iktisadî, kültürel alanlardaki dehası sayesinde dil, alması gereken önemli yeri  almış; bu amaçla yapılan devrimler, kurulan kurumlar dilde sadeleşmeye hız  kazandırmıştır. 1 Kasım 1928’de yapılan harf devrimi, 15 Nisan 1931’de Türk  Tarih Kurumu’nun, 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu’nun kurulması; Dil ve  Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin açılması bu amaca ulaşmak için gösterilen çabaların  sonuçlarıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dilde sadeleşme konusunda Osmanlıca’ya karşı açılan cephede savaşılıp, Arapça ve  Farsça kelimelerin yerlerine Türkçeleri bulunurken Batı cephesinde açılan  gedikten, o dönemde batı kültürünün öncüsü sayılan Fransızcadan kelimeler  girmiş; atılan bir kısım Arapça ve Farsça kelimenin yerine daha Türkçe’lerini  koyamadan Fransızcaları konmuştur. Zaviye yerini açı’ya, müselles de üçken’e  bırakmış; ama, tabip’in yerine doktor, cerrah’ın yerine operatör denilmiş ve  hâlâ da denilmektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Örnekler o kadar çok ki. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra, bir ara dilde  sadeleşme, özleşme hareketinin önüne set çekme, atılan Arapça ve Farsça  kelimelerin geri getirilmesi gibi bir gayretin içine girilmişse de, bu girişim  uzun ömürlü olmamıştır. Ancak, Batı’dan yeni kelime girişinin de önüne  geçilememiştir. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti, Münâkalat Vekâleti artık  yok; ama, kültür, turizm, enerji, sosyal kelimeleri bakanlıklarımızın adında yer  almıştır ve almaktadır. Divan-ı Muhasebat’ı Sayıştay, Sûra-i Devlet’i Danıştay  yaptık. Çok da iyi ettik. Ancak İktisat/ Ekonomi, Dar-ül Fünun / Üniversite,  Müderris/ Profesör, Buhran/ Kriz, Fırka/ Parti&#8230; oluverdi. Üniversite için  Bilgitay’ı, Parlamento için Kamutay’ı kullanamadık nedense!</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Yirminci yüzyılın ortalarına doğru Fransızca dilimizde ve kültürümüzdeki  etkisini kaybetmeye, Fransızcanın yerini İngilizce, daha doğrusu, ekonomik,  teknolojik ve askeri üstünlüğünden dolayı Amerika Birleşik Devletler’inin dili  ve kültürü almaya başladı. Bu etkilenme günümüzde büyük bir hızla devam  etmektedir. Ne yazık ki, ülkemiz bir çok kurum ve kuruluşuyla bu etkiye çok açık  görünmektedir. Bu durum başta yazılı ve görsel basın olmak üzere her adımda  çıkmaktadır karşımıza. Dildeki bu kirlenmenin boyutları akıl almaz noktalara  ulaşmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">En ücra köyde, en ücra mahallede manav, bakkal, kasap, Amerikanca bir isim  koyuyor dükkânına. Şehirler büyüdükçe isimler çoğalıyor. İnsmanımızın bir kısmı  da böyle yerlerden alış veriş yapmakla toplumsal sınıf atladığını, konuşurken  arada bir ingilizce kelime kullanmakla zihnî düzeyinin yükseldiğini sanıyor.  Harflerimizin adlarını bile Amerikanca telaffuz ediyoruz. İMEFE, AYEMEF oldu,  TEVE de TİVİ. Bunlar sizlerin benden çok daha iyi bildiğiniz konular. Bir tek  örnek daha vermek istiyorum. Doğu’dan alınan teşhir ile Batı’dan alınan salon  kelimelerinden meydana gelen teşhir salonu şimdi Amerikancadan alınan show room  oluverdi. Hızla artıyor bu kullanımlar. Ne zaman kullanacağız kendimizin olanı?</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Uzun süre İngiltere’nin, o zamanki adıyla Ortak Pazar’a girmesine karşı olan  General De Gaulle, sonunda bir şartla razı olmuştu: Ortak Pazar’da İngilizce  konuşulmaması. Gerçi De Daulle’ün de, ondan sonra gelenlerin de Amerikancaya  gücü yetmedi; ama, konunun ne derece önemli olduğunun bilincinde idiler ve hâlâ  sürdürüyorlar bu alandaki mücadelelerini.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Geçenlerde bir öğrencinin adından söz ederken Leil dediler. Ben bunun gece  anlamına gelen Leyl olduğunu zannettim. Oysa bu Lale’nin İngilizce telaffuzu  imiş. Bütün basın, devlet televizyonu bile, daha ilk günden Tsunami’yi nasıl da  benimsedi. Dilimizdeki dev dalga ne kadar da uygun.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bilindiği gibi dilde sadeleşmenin, bir dili yabancı dillerden alınan  kelimelerden arındırmanın temelinde yatan dil ile düşünce arasındaki bağıntıdır.  Dil, sadece basit bir iletişim aracı olmayıp, aynı zamanda bir düşünüş aracı, bu  düşünce biçimini ifadelendirme aracıdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran temel  nitelik de düşünebilmesi ve düşündüklerini ifadelendirebilmesi değil mi? Dil ile  düşünce arasındaki karşılıklı etkileşim sebebiyle düşüncelerimizin bizim  olabilmesi, daha açık bir ifadeyle, bizim de düşüncelerimizin olabilmesi için  dilimizin bizim olması gerekir. Dil ne kadar ulusal olursa, düşünce de o kadar  ulusal olur. Dilleri devşirme olan ulusların düşünce sistemleri ya yoktur, ya da  devşirmedir. Devşirme düşünce sistemi ile uluslararası bilgi alış verişi olmaz,  sadece bilgi alışı olur, o da alabildiğimiz, ya da verdikleri kadarıyla. Ulu  önder Atatürk’ün Millî duygu ile millî dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin  millî ve zengin olması millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir sözü bu  gerçeğin en güzel ifadesidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">İnsan düşüncesinde bulunmayan bir kavramı ifade edecek kelime de yoktur. Aynı  şekilde, kişinin dilinde bulunmayan bir kelimenin de zihninde karşılığı yoktur.  Dilin düşünceyi, düşüncenin de dili etkileyebilmesi için hem kavramın, hem de o  kavrama verdiğimiz adın bizim olması gerekir. Kavram bizim değilse bile, en  azından kavramı kendi ifade araçlarımızla adlandırmak daha doğru olmaz mı?  Haydi, buzdolabını biz icat edemedik. Hiç değilse, adını kendimize göre koyalım.  Refrijeratör demeyip, buzdolabı demekle ne kadar iyi etmişiz. Keşke bunu  dışarıdan aldığımız ve alacağımız her kelime için uygulasak.  Uygulayamadıklarımız binlerle ifade edilecek kadar çok. Atatürk’ün bir milletin  dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarması ile ülkesini ve ülkesini  yüksek istiklâlini korumasını bilmesi arasında kurduğu ilişkinin kaynağı  buradadır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dilde sadeleşme konusunda atacağımız adımlarda iki yönde çok dikkatli  olmalıyız.Birincisi, her ne sebeple olursa olsun, hiç bir dilden kelime  almamalıyız. Her alanda bilim ve teknoloji hızla gelişiyor. Bu alanlardaki  kelimelerde türkçesini bulmakta, uygunlaştırmakta ve yerleşmesini sağlamakta bu  hıza ayak uydurmamız çok zor, ayrıca kelimeleri yabancı dildeki şekliyle almak  uluslararası iletişimi kolaylaştırır gibi bahanelerin hiç biri geçerli  olmamalıdır. Olabildiğince kısa sürede bunlara karşılık bulunması konusunda  gereken bütün çalışmalar yapılmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">İkincisi, dilde sadeleşme, özleşme dilimizi fakirleştirme, kısırlaştırma  sonucunu doğurmamalıdır. Büyük önder Atatürk bunu dil devriminin amacı Türk  dilinin kısırlaştırılması değil, yenileştirilmesidir sözüyle ifade etmiştir.  Benzer kavramlar arasında bile en küçük ayrıntıyı belirtebilecek ve  ifadelendirebilecek kelimelerin varlığı dilin kelime dağarcığının zenginliğidir.  Bu zenginlik düşünmede ve anlatımda açıklığı, dolayısıyla da iletişimde  kolaylığı sağlayacaktır. Yabancı dillerden aldığımız kelimeleri atarken ve yeni  gelecek olanların yerine kendi dilimizden olanları koyarken bu hususa çok dikkat  etmeli, her anlam yükü karşılığı ayrı bir kelime uygunlaştırmalıyız. Bir başka  deyişle, her kelimeyi tek bir anlamı karşılamada kullanmalıyız ki dilimiz  fakirleşmesin. Ne var ki, bu duruma dikkat edilmiyor. Bazen iki, bazen üç, hatta  daha fazla kelimenin yerine kullandığımız yüzlercesinin arasından vereceğim iki  örnek bu düşünceme açıklık getirecektir. Dayanma kelimesini hem istinat, hem de  mukavemet yerine, devrim’i ise hem ınkılâb, hem de ihtilâl yerine kullanıyoruz.  Yabancı olan bu dört kelimeyi atalım; ama, dördünün yerine iki değil, dört  kelime koyalım. Bu kaçınılmaz bir gereklilik olmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Yine bu konuda uzak durmamız gereken bir durum da düşünmenin, düşüncenin ürünü  olan bir dil yerine çeviri bir dilin konmasıdır. Bu kelimenin geldiği dildeki  kökü budur, eki budur, anlamı budur noktasından hareket ederek çeviri bir  karşılık bulmak her zaman geçerli olmayabilir. Bir örnekle daha iyi  açıklayacağımı sanıyorum bu düşüncemi. Kültür kelimesine karşılık bulunurken  bunun cultura’dan geldiği, anlamının bir şeyi toprağa ekmek, ürün almak olduğu  noktasından hareketle karşılık olarak ekin denilmiştir. İçerdiği anlam yönünden  kültürün bu anlam yükü ile ilgisinin araştırılmaya değer olmasının yanı sıra,  ekin dilimizde zaten var olan bir kelimedir. Buna yeni bir anlam yüklenmesi dili  fakirleştirecek, iletişimi zorlaştıracaktır. Orta Anadolu ekini dediğimizde  acaba nedir sözünü ettiğimiz? Anlama ulaşabilmek için sormak zorunda kaldığımız  bu acaba sorusu veya daha önceki, ya da daha sonraki ifade biçimlerinin  gerekliliği dilin fakirliğinin göstergesidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kelime bulmak, kelime uygunlaştırmak söz konusu olduğu zaman, dilimizin şekil ve  anlam yönünden işleyiş biçimini, mantığını hiç bir zaman göz ardı etmemek  gerekir. Aksi halde dilde kargaşaya sebep olunur. Bir çokları arasından iki  örnek vermekle yetineceğim. Faaliyet kelimesinin karşılığı olarak etkinlik  kullanıyorsak, etkin’in faal anlamında kullanılması gerekir. Oysa etkili  anlamında kullanılıyor. Her iki anlamda da kullanabiliriz diyorsak, dili  fakirliştirmiyor muyuz? Uz kelimesine karşılık olarak sözlüklerde becerikli,  hünerli&#8230; denmektedir. Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-it Türk’de uz dilli  ifadesini kullanmıştır. Bu durumda uzlaşmak kelimesinin kullanımını da büyük bir  farklılık göstermektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Amacı, düşünmeyi ve iletişimi sağlamak olan dilimizi, bu amacı en üst düzeyde  gerçekleştirebilecek duruma, tümüyle bizim olan ifade araçlarıyla getirmek ilk  hedefimiz olmalıdır. Birey olarak, ulus olarak arzumuz, yabancı dillerin  boyunduruğundan kurtulmuş, durmadan değişen ve yenilenen bilim, teknik, duygu,  düşünce, sanat, felsefe gibi bütün alanları, en ince ayrıntısına kadar  ifadelendirebileceğimiz ve kendimizin olan bir dile kavuşmamızdır. Bu konuda  sorumluluk hepimize düşmektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Konunun kısaca değindiğim bu birinci kısmından sonra, şimdi de, önemi her geçen  gün daha da artan ve derneğimizin amaçları arasında ön sıralarda yer alan ikinci  kısmına, ulusal dile geçmek istiyorum. İfadenin içinde ulusal kelimesi olduğuna  göre bir ulustan söz ediyoruz demektir. Ulustan söz etmek, ulusun örgütlenmesi  demek olan devletten söz etmektir. Devletin kökeni, kavramı, kapsamı konusunda  bugüne kadar ileri sürülen öğretiler ne kadar farklı olursa olsun, hepsinde yer  alan ortak ögeler, ortak nitelikler vardır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Genel çizgileriyle ele aldığımız zaman, bir insan topluluğunun önce millet  olabilmesi, sonra da bir devlet çatısı altında toplanabilmesi için bugüne kadar  köken birliği, din birliği, toprak birliği, dil birliği. kültür birliği, ülkü  birliği gibi ögelerden söz edilegelmiştir. Ancak, zamanla bu ögelerden  bazılarının bir devleti oluşturmadaki önemleri azalmış, hatta tümüyle  kaybolmuştur. Önemi hiç kaybolmayan öge dil birliğidir, bir başka deyişle ulusal  dildir. Alt dil veya şive, lehçe gruplarının sayısı ne kadar çok olursa olsun,  ulusal dil bir devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olması gereken bütün  insanların bilmek ve vatandaşlık ilişkileri söz konusu olduğu her yerde ve her  zaman kullanmak zorunda olduğu dildir. Hiç bir dil ulusal dilin ne yanında ne de  karşısında yer alma hakkına sahip olmamalıdır. Yapay olarak kurulmayan ve tekcil  (üniter) devletlerde dil de tektir. Ben bu devletle olan vatandaşlık  ilişkilerimi bu devletin dili ile yapmayıp, kendi istediğim bir başka dille  yapacağım demek bu devleti kabullenmemektir</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Ulusal birliğin oluşturulmasında ve devamlılığının sağlanmasında dil birliğinin  önemini kavramış olan sömürgeci devletler bir devletin ulusal birliğini bozmanın  birinci yolunun dil birliğini bozmak olduğunu bilmektedirler. Şurası kesin ki,  sömürgeci devletler kendilerini ne kadar yüce duygulara sahipmiş gibi  gösterirlerse göstersinler, temel amaçları kendi devletlerinin bekâsını, kendi  insanlarının refahını sağlamak için diğer devletlerin maddî manevî varlıklarını  ve kaynaklarını sömürmektir. Bu amaçlarını gerçekleştirmekte, tarih boyunca, her  yolu denemişler ve hâlâ da denemektedirle, hem de daha başarılı yollar bularak.  Temel amaç hiç değişmemiştir. Başkalarının sefaleti pahasına da olsa, kendi  insanının refahı, her alanda üstünlük kurarak ve başkalarırnı saf dışı bırakarak  dünyanın zenginliklerine tek başlarına sahip olmak isteğidir bu.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu isteklerinden vazgeçmek şöyle dursun git gide iştahları açılan sömürgeci  devletlerin gözü ikiyüz yılı aşkın bir süredir ülkemizdedir. Ülkemizin bulunduğu  konumun gereklerinin bilincinde olmamızın, ülkemizi huzursuz etmek,  insanlarımızı birbirine düşürmek ve bölmek isteyenlerin bu amaçlarını görmüş  olmamızın ne sever oldukları bilinmeyen bazı kişi ve kurumlarca nitelendirildiği  gibi paranoya olmadığı gün gibi açıktır. Milletlerin geçmişlerini bilmeleri  geleceklerini şekillendirmelerinde en önemli yol göstericilerden biridir. Millet  ve devlet olarak siyasî birliğimize kasdetmiş olanların bu amaçlarına  ulaşabilmek için dil birliğimizi bozmak konusunda ikiyüz yıldır gizli, açık  yaptıklarının farkında olmamız gerekir. Burada bir konuyu önemle belirtmek  istiyorum. dil birliğinin bozulması derken dilde sadeleşme hareketlerinin  anlaşılmamalı, devlet dili düzeyinde farklı dillerin ortaya çıkması  anlaşılmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1873’de Avusturya ile Rusya arasında varılan anlaşmaya, 1815’de Viyana  Kongresi’nde ve 1856 Paris Barış Konferansında alınan kararlara göre Osmanlı  topraklarının paylaşılmasında üç yöntem uygulanmıştır. Birincisi askerî yol. Bu  yol daha çok Osmanlı’nın Avrupa ve Afrika’daki topraklarının ele geçirilmesinde,  Osmanlı’dan ayrılarak kendi devletlerini kurmadaYunanistan, Sırbistan,  Bulgaristan ve diğerlerine yapılan yardımlarda başvurulan yoldur. İkincisi  ekonomik yol. Ekonomik emperyalizm. Kanunî zamanından başlamak üzere, başta  Fransızlara, daha sonra diğer ülkelere verilen kapitülasyonlar imparatorluğun  zaten var denemeyecek ekonomisini, sanayisini büsbütün çökertmiş, ülkeyi Duyûn-i  Umumi’ye kadar uzanacak olan bir borç batağına sürüklemiştir.Öylesine etkili bir  yoldur ki bu yol, Batılıların Lozan’da hiç vazgeçmek istemedikleri şey bu  kapitülasyonlar olmuş, büyük önder Atatürk bunun ne anlama geldiğini herkesten  daha iyi bildiği için bu kounda ödün verilmesine hiç yanaşmamıştır. Üçüncü yol  kültürel yol, kültür emperyalizmidir.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2">İmparatorluğun Anadolu, Orta Doğu ve Asya Kıtasının diğer bölgelerinde, o  zamanki askerî güçleriyle elde etmeleri zor olan bölünmeyi, parçalanmayı  hazırlamak ve hızlandırmak amacıyla, başta misyonerlerin ve yabancı okullarının  faaliyetleri olmak üzere her yolla, etnik grupları imparatorluk içinde kargaşa  çıkartmaya, ayaklanmaya ve ayrılmaya teşvik etmeleridir bu yol. İmparatorluk  içinde kendilerine taraftar bulmak için kendi kültürlerini, dillerini  yaymalarıdır bu yol. Misyonerlerin ve yabancı okullarının bu alanlardaki  çalışmaları kendileri yönünden o derece başarılı sonuçlar sağlamıştır ki, 3 Mart  1924’de Tevhid-i Tedrisat kanunu çıktığında en büyük itiraz bu okullardan  gelmiştir.</font><font face="Maiandra GD" size="2">Batı’nın, ki bu isimle sadece Avrupa’yı değil, o günlerde Osmanlı topraklarında,  günümüzde de topraklarımızda her türlü çıkarı olan devletleri kastediyoruz,  İmparatorluğu değişik alanlarda zaafa uğratarak Osmanlı haritasını kendi  istediği biçimde çizebilmek için kullandığı ve hâlâ da kullanmakta olduğu etnik  grup kürtler, daha doğrusu kürtçülerdir. Aslında çok açık bir gerçek olmakla  beraber, Türkiye Cumhuriyeti devletimize vatandaşlık bağı ile bağlı olan her  vatandaşımızın hangi alt kültür grubundan, hangi etnik gruptan, inançlı mı,  inançsız mı, hangi dinden, hangi mezhepten olduğunun hiç kimseyi  ilgilendirmediğini; hiç bir vatandaşımızın bu niteliklerinin kendisini öne  çıkarma vesilesi olamayacağı gibi, hiç kimsenin de bu niteliklerinden dolayı  ayrımcılığa tabi tutulamayacağını; yasalar karşısında hiç bir zaman böyle bir  ayrım olmadığı gibi, yüzyıllardır süregelen kışkırtmalara rağmen insanlarımızın  birbirlerine karşı tutumlarında da böyle bir ayrım olmadığını, asıl yanlış  olanın bu niteliklerin sonuna CI, Cİ, CU, CÜ gibi ekler getirerek ayrımcılık ve  bölücülük yapmak olduğunu bir kere daha belirtmek isterim.</font><font face="Maiandra GD" size="2">Daha 18. yüzyıl sonlarından başlamak üzere, özellikle de 1810’dan sonra, Batı bu  etnik grupdaki ayrılıkçılara Osmanlı’dan ayrılıp kendi bağımsız devletini  kurmasında yardım edeceği vaadinde bulunmuş, isyana teşvik etmiş, gerektiğinde  her türlü yardımı yapmıştır, hâlâ da bu vaat, bu teşvik, bu yardım devam  etmektedir. Siz Osmanlı topraklarında onların devletinin mensubu olarak değil,  yine bu topraklarda, ama kendi devletinizi kurarak egemen yaşamalısınız fikrini  aşılamanın birinci ve en önemli adımı olarak bu etnik grupda dil bilinci  uyandırma yolunu seçmişlerdir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Batı’nın Osmanlı toprakları üzerindeki oyunları konusunda ibretle görülür ki,  18. yüzyılın sonlarından beri, bir veya bir kaç aşiretin anlaşma aracı olmaktan  öte geçmeyen ve yüzyıllardır var olan dillerin değişik telaffuzlarının  karışımından başka bir şey olmayan bir aşiret konuşmasını dil haline getirme  çabalarının tümü İtalyan, Rus, Fransız, İngiliz, Alman, Avusturyalı ve Amerikalı  bilim adamlarınca başlatılmış ve sürdürülmüştür. Sadece bu gerçek bile,Batı’nın  sömürgeci amaçlarına ulaşmak için ne keder uzun vadeli planlar yaptığını;  kimleri, ne yollarla ve nasıl kullandığını açıkça göstermektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Osmanlı topraklarındaki çıkar çatışması konusunda bu grubu bilinçlendirme  yarışında ilk sırayı alanlar İtalyanlardır. Musul’da 20 yıl kalan misyoner  Maurizio Garzoni bu bölgelerde kullanılan kelimeleri bir araya getiren bir  sözlük çalışması yapmıştır. Yıl 1787. Onu Alessandro de Binachi takip etmiştir.  İngiliz Saone, J. Edmonds, David Neil Mc Kenzie; Avusturyalı Freidrick Müller bu  alanda çalışma yapanlardan bir kaçıdır. Konuya en büyük ilgiyi gösterenler sıcak  denizlere inmeyi hiç bir zaman akıllarından çıkartmamış olan ve bu sebeple  gözleri daima Osmanlı topraklarına dikili olan Ruslardır.V. Minorsky,  P.S.Pallas, B. Nikitin, Bazinin Rus araştırmacıların bazıları</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">dır. İlk Kürdoloji enstitüsünün kurulduğu yer Petersburg Üniversitesi olup  kurulduğu yıl 1860’dır. Rusların Erzurum konsolosu olan Auguste Jaba uzun  çalışmalardan sonra yaklaşık 8400 kelimelik bir Kürt dili sözlüğü hazırlamıştır.  Yapılan tespitlere göre bu sözlükte 3080 Türkçe, 2000 Arapça, 1200’ü zend  lehçesi, 370’ı pehlevi lehçesi olmak üzere 2600 Farsça, 400 Ermenice, Keldanice,  Çerkesçe ve Gürcüce kelime vardır. Kala kala 300 kelime kalıyor sözlüğü  hazırlanan zoraki dile. Alman asıllı E. Rodiger, A.F.Pott, Theodor Noldeck,  Oscar Man, Karl Hedank kürt dili konusunda çalışmalar yapmış olup, Prof. Edouard  Sachau zamanında Berlin Üniversitesi kürt dilinin en büyük araştırma merkezi  olmuştur. Amerikalı misyoner S.A.Rhea’nın 1851-1865 yılları arasında 15 yıl  Hakkâri’de yaşadığı dikkate alınınrsa yabancılarının bu konuda yaptığı  çalışmaların boyutlarının nerelere vardığı daha iyi belirir gözlerimizin önünde.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Batılı bilim adamlarının kürtçe üzerinde araştırma yapma aşkıyla yanıp  tutuşmaları Cumhuriyetten sonra da devam etmiş ve hâlâ da devam etmektedir. Bir  çok devlet kendi ülkesindeki etnik grupların dilleri üzerinde çalışmalar  yapılmasına izin vermezken Sorbonne Üniversitesi’nde Kürdoloji kürsüsünün  kuruluş tarihi 1945’tir. Bu kürsü 1983’te enstitü haline getirilmiştir. 1984  yılında Stokholm Yüksek Öğretmen Okulu’nda Kürtçe bölümünün açılması bu bilim  aşkının bir başka sonucu olsa gerek.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bölgedeki çıkarlarını korumaları konusunda istedikleri gibi denetleyebilecekleri  ve yönlendirebilecekleri bir toplumsal gücü ellerinin altında bulundurmayı  Türkiye ve Orta Doğu politikalarının temel gereği olarak gören Avrupa’nın yeni  tip sömürgeci devletleri ve Amerika Birleşik Devletleri bu grubu daima  desteklemişlerdir ve desteklemeye devam etmektedirler. Bu ülkeler bu  desteklerini açık kapalı ulaştıracak bir yolu daima bulmuşlardır. Bu konuda  yönetimlerin zaaflarından yararlanarak tepemizde sallandıracakları bir Demokles  kılıcı daima olmuştur. Bir zamanlar iç ve dış düşmanları besleyerek, katillere  canilere silah temin ederek, her biri uluslararası hukukta suç olan destek ve  faaliyetlerini dünyanın gözü önünde yapanlar şimdi yüzlerinde globalleşme  maskesi, dillerinde kulağa hoş gelen hak hukuk sözleri, ellerinde Avrupa Birliği  kılıcıyla, yapmak istedikleri şeyi bize, kendimize yaptırmanın yolllarını da  buldular.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">İnsan hakları, demokrasi, kültürel haklar gibi kavramları esas anlamlarının  dışında, bölücülük ve yıkıcılık amacıyla kullanan Batı’nın yanında, bunları  destekleyen bir kısım aydının, afedersiniz, yarı aydının, daha doğrusuyla  cehaletleri ihanet sınırına ulaşmış olanların çağdaşlık, hoşgörü, demokratik  haklar gibi kavramları çarpıtarak istismar etmeleri tiksindirici boyutlara  ulaşmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Devletimiz söz konusu olduğu zaman, her etnik grup kendi dilini konuşmalı,  öğretim kurumlarını kurarak öğretmeli, bu dilde yayın yapmalı ; Türkiye etnik  grupların haklarına saygı duymalı derken Fransa anayasasında devletin dilinin  Fransızca olduğunu belirtmektedir. Batılı devletlerin çoğu ülkemizdeki etnik  gruplar için istedikleri özgürlükleri kendi ülkelerindeki etnik gruplara  vermemektedir. Kaldı ki, bu ülkelerdeki etnik grupların ellerine bu devleti  bölmek, bu devletin topraklarında devlet kurdurtmak için başka devletlerce silah  verilmemiştir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Ülkemizi kana boyayanlara maddî manevî her türlü desteği vermek için her yerde  daima karşımıza getirdikleri azınlık hakları konusunda, bu ülkelerden biri olan  Fransa’dan kendi topraklarındaki azınlıkların haklarına saygı göstermesi, Avrupa  Azınlık ve Bölgesel Diller Şartı’nı imzalaması istenince, bunun bölücülük  olduğunu söylemesi yıllardır hakkımızda besledikleri kötü niyetlerin en açık  ifadesidir. Bu istekler Fransa’nın bölünmezlik ve tekcil devlet olmasına aykırı  imiş. Bizim için ise, bölünmemizde bir sakınca yok onlara göre, zaten amaçları  da bu değil mi?</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Batı, tarihte uzun bir süredir diğer ülkelerdeki çıkar haritasını istediği gibi  çizmiş, istediği gibi bozmuş, bu amaçla devletler kurmuş, devletler yıkmıştır.  Birinci Dünya Savaşı’nda uygulamaya koymuşlardı bizim için yıllar öncesinden  çizdikleri, padişahın öpüp başına koyduğu, kuzey doğumuzda Ermenistan, güney  doğumuzda Kürdistan devletlerini kurdukları, batımızı Yunanistan’a verdikleri,  İtalyanlara, İngilizlere, Fransızlara ve Ruslara da pay çıkartmayı unutmadıkları  haritayı. Bunca yüzyıllık amaçlarını sonunda gerçekleştirmişlerdi. Ne var ki, bu  harita, ya da haritanın bu kısmı Batı’nın çizip de uygulamaya koyamadığı ilk  haritaydı.Atatürk öpüp başına koymamış, yırtıp yırtıp atmıştı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Cumhuriyetten sonra da çok uğraştılar. Kimisini şeriatçılara, kimisini  kürtçülere çıkarttırdıkları iç isyanlarla ülkemiz üzerinde oynadıkları oyunları  sürdürdüler. Atatürk’ün önderliğindeki bu genç devlet her defasında bu  sıkıntıların üstesinden gelmeyi bildi. Atatürk’ün ebediyete intikalinde rahat  bir nefes almış olmalılar ki, özellikle 1950’den sonra günümüze kadar uzanan  zaman diliminde memleketimiz üzerindeki emellerini gerçekleştirme programlarını  uygulamada daha elverişli bir ortam buldular. Bu ortamın daha da elverişli hâle  gelmesi için başvurmadıkları yol yok.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bulunduğumuz noktaya gelinceye kadar yapılması gerektiği halde yapmadığımız o  kadar çok şey var ki. Bunlar geçmişte kaldığına göre, şimdi ne yapmalıyız? Önce  geçmişten ders almayı bilmeliyiz. Bunun için de geçmişi bilmeliyiz. Batı’nın  ülkemiz üzerindeki emelleri konusunda millî güç unsurlarının tamamını seferber  ederek bütün insanlarımızı açık bir biçimde bilinçlendirmeliyiz. Konumuz olan  dilde, ulusal dilin, değil karşısına veya yanına, çok uzağına bile, ne ad ve ne  adına olursa olsun bir başka dilin konulmasına izin verilmemeli, bu konuda hiç  safdillik edilmemelidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Batı’nın telkin ve aldatmacalarına inanarak, ülkemizde çeşitli etnik gruplar  var. Onlar da ana dillerinde öğretim yapsınlar, yayın yapsınlar. Bundan ne  çıkar? Ben kürtçe şarkı söyledim de devlet bölündü, yıkıldı mı gibi düşümeden,  bilgisizce sarfedilen lafların sahiplerinin eğer ihanete alet olduklarının  farkında değillerse internetin ulusal dil başlığı altındaki 7. dosyasında  bulunan şu ifadeyi okumaları akıllarını başlarına getirmeye yeter sanınırım:  Zazaların kuracağı bir federe devletinde her türlü sömürgecilerin dilleri yerine  ulusal dil zazaca olacaktır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Başkalarının bizimle ilgili söylediklerindeki amaçlarını, söylenenlerin  arkasındaki söylenmek istenenleri daha iyi sezinlemeye gayret edip, dilimizi  kullanırken bu konularda son derece duyarlı olmalıyız. Sayın Romano Prodi’nin 16  Ocak 2004’de Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan alınan aşağıdaki  kesitte, örtülü olarak sık sık tekrarlanan bazı düşüncelerin nasıl dile  getirildiği görülmektedir. Bugün, bu benzersiz ve kozmopolit bir şehirde, bu  saygın topluluğa hitap etmekten dolayı onur duyuyorum. İstanbul muhteşem bir  siyasi, entelektüel ve aynı zamanda sanat merkezi olarak uygar dünya tarihinde  önemli bir yere sahiptir.Avrupa’da çok az şehir yüzyıllarca paylaşılmış bir  tarihi ve kimliği yansıtmaktadır. Sayın Prodi özenle şeçtiği altı çizili  kelimelerle diyor ki, İstanbul sadece sizin değil, dünyanın başka insanlarının  da şehridir. Bu şehir tarihi ve kimliğiyle başkalarının da olan bir şehirdir.  Biz de biliyoruz İstanbul’u 1453’de fethettiğimizi. Ancak, sayın Prodi ve  benzeri ifadeleri kullanan diğerleri, aynı ifadeleri Avrupa’da yüzyıllarca  kaldığımız şehirler için de kullanırlar mı? Buralarda bize ait tek bir iz ve  işaret bırakmak istemeyenleri destekleyenlerin ne söyleyip ne söylemeyecekleri  bellidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Konuşmanın devamı daha ilginç. Kısa sürede önemli reformlar  gerçekleştirildi….Türkçe dışındaki diller üzerindeki yasağın kaldırılması ve  ordunun sivil denetimi gibi… Daha fazla ilerleme ihtiyacı… Kültürel haklara  saygı, kökenlerine bakılmaksızın tüm türk vatandaşları için sağlanmalıdır. Bize  yaptırdıkları yanlışlar onlar için önemli reformlardır. Hele son cümle ile ne  kastedildiği hem hiç belli değil, hem de son derece açık.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçe dışındaki diller üzerindeki yasağın kaldırılması ve kültürel haklara  saygı daha fazla ilerleme imiş.  <a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkçe</font></a> dışındaki dillerin ulusal dil olarak,  devlet dili olarak kabul edilmesi konusundaki kısıtlamaların dışında başka bir  kısıtlama, özellikle konuşulması konusunda bir kısıtlama zaten söz konusu  değildir. Ayrıca, ne anlamda kullanıldığı anlaşılmayan kültürel haklar konusunda  ise kimsenin kendi kültürüne uygun bir hayat yaşaması konusunda hiç bir müdahele  söz konusu değil ki. Daha fazla ilerleme imiş. Evet, doğru, biz onların her  dediğini yaptıkça, onlar ülkemiz üzerindeki emellerini gerçekleştirmede bir adım  daha ilerliyorlar. Ordunun sivil denetiminden ne anlamak gerekiyorsa; ama, onlar  gayet iyi biliyorlar ki ülkemiz üzerindeki emellerini gerçekleştirmelerinde  engel gördükleri kurumlarımızın başında ordumuz gelmektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu borozonoları çalanlar sadece Batılılar mı? Ne yazık ki, Batılı sahiplerinin  yurt içindeki sesleri de aynı havaları çalıyorlar. Hem de aynı nitelemeyle,  ilericilik nitelemesiyle. Her halde farkında değiller çok ileri gittiklerinin.  En masum gibi görünen ifadelerde bile dışarıdaki bölücülerle içerideki  destekçilerinin ard niyetlerini farketmemek mümkün değil. Bize de kullandırmak  istiyorlar bu tuzaklı lafları. Bilerek bilmeyerek kullananlarımız yok değil.  Anadolu bir kültürler mozaiği imiş. Anadolu bir çok medeniyetin beşiği imiş.  Hayır, Anadolu bir mozaik değildir. Mozaik birbirlerinden tamamen ayrı olan  parçalardan meydana gelir; oysa, Anadolu tek parçadan oluşan bir bütündür.  Türkiye tek parçadan oluşan bir bütündür. Diğer parçalara zarar vermeden içinden  bir kısmını çıkarıp alamayacakları bir bütün. Anadolu’da tarihin hangi döneminde  kimler bulunmuş olursa olsun, bu topraklar kimlere beşiklik etmiş olursa olsun,  artık burada birden yetmiş milyona kadar biz varız. Anadolu artık beşik  değildir, yataktır. Bizim yatağımız.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk’ün Anadolu’daki varlığını içlerine hiç sindirememiş olan, biricik amaçları  bizi bu topraklardan atıp, geldiğimiz Orta Asya steplerine sürebilmek olan  Batılılarca Kabul edilen Anadolu gerçeği, buranın Türk’lere ait bir yer olmayıp,  başkalarının da haklarının olduğudur. Onlara göre kültürlerin farklılığı farklı  milletlerin varlığının kanıtıdır ve her milletin bulunduğu topraklarda kendi  devletini kurması en doğal hakkıdır. Lütfen beni alınganlıkla, olmadık yorumlar  yapmakla suçlamayınız. Bu ifade ülkemi temsil ettiğim Avrupa Konseyi Eğitim  toplantısında Norveç temsilcisinin bendenize aynen söylediği –ve cevabını  aldığı- bir ifadedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi bir de Türkiyeli lafı çıkarttılar. Bu ifade, içinde yaşadığı devlete  vatandaşlık bağı ile bağlı olmadıklarını belirtmek isteyenlerin kullandığı bir  ifadedir. Bu devletle vatandaşlık ilişkisi olan herkes tâbiyeti itibariyle  Türktür. Alt kültür veya etnik grubu bu gerçeği değiştirmez. Tâbiyetini  kabullenmediği, dilini öğrenmediği bu devlet ile ne tür ilişkileri olabilir bu  insanların. Sakın ola ki bu ayrımcılara Türkçe’yi öğretmek için gerekeni  yapmadığımız söylenmesin. Devletin dilini maksatlı olarak öğrenmemekte direnene  kimse bir şey öğretemez. 1937 Dersim isyanında isyancı kürtçü grubun istekleri  arasında bölgeye yol, köprü ve okul yapılmaması yer almaktadır. Mektep, nahiye  bizim nemize. Bunları ortadan kaldırmalıyız. Hepsini yakmalıyız denilmektedir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Ulusal dilimiz söz konusu olduğunda birlik ve bütünlük siyasetimize halel  getirecek her türlü ifadenin kullanılmasını engellemeliyiz. Lütfen bir örnek  daha vermeme müsaade ediniz. Kendilerini insancıl olarak niteleyen bir kısım  bilgisiz ve bilinçsiz okumuşun yıllarca her türlü özgürlük ve refah içinde  yaşadıkları ülkenin düşmanlarca işgalinde onlarla işbirliği yapan, devleti  yıkmak için yapmadıkları kalmayan, yıllarca kendilerine en yüksek değeri vermiş  olanlara çocuk demeden, yaşlı demeden, kadın demeden kurşun sıkan, memleketi  yangın yerine, kan gölüne çevirenler konusunda alınmış bir yer değiştirtme  kararı konusunda, bu insanlık trajedisinde her iki taraf da büyük acılar çekti  denmesi soykırım lafını bile bile haksız yere kullananların niyetleri kadar kötü  bir niyeti saklamaktadır arkasında.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">İki tarafın da çektiklerinin acı olabilmesi için iki tarafın bu işteki  sorumluluğunun aynı olması gerekir. . Yıllarca kendimizden hiç ayırmadan,  birlikte yaşadığımız halde, memleketin kötü günlerinde arkamızdan sıktıkları  kurşunlara hedef olan biziz. Evleri yakılan yıkılan, mahalle mahalle, köy köy  katledilen biziz. Bu ihanette acı çeken biziz. Keşke onlar da yaptıklarının  cezasını gerektiği gibi çekselerdi. Yukarıdaki ifade ev sahibi ile hırsızı  karıştırmanın ötesinde; cânî ile, katil ile nefsini müdafaa edeni bir tutmak,  hatta Batı’nın yaptığı gibi, katili, cânîyi el üstünde tutmak demektir. Asıl  insanlık suçu bu olmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Devlet hizmetinde yüksek görevlerde bulunmuş bir kişinin sitesinde aynı türden  ifadelere raslamak ne kadar da üzüntü verici. Anadolu toprağı pek çok  uygarlıklara beşiklik etmiştir…Örneğin ermeni yurttaşlarımızla tarihte talihsiz  ilişkilerimiz olmuştur. Kendisini yurttaşımız olarak hissetmiş olan hiç bir  ermeni ile talihsiz ilişkimiz olmamıştır. Kendisini böyle hissetmemiş olanlarla  ilişkilerimize gelince, bunun talihsiz ilişki olarak nitelenmesi mümkün  değildir; isyandır, ihanettir bu.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sözlerimi bitirirken görmekten dolayı çok üzüntü duyduğum bir durumu dile  getirmek istiyorum. Yazık ki, millî gücü zayıflatıcı ögelerin dünü, bugünü,  yarını konusunda, dün olduğu gibi bugün de, gençlerimizin bilgilendirilmesinde  çok gerilerdeyiz. Ne adına olduğunu hiç anlayamadığım bir husus var. Batılı  devletlerin memleketimiz üzerinde oynadığı oyunlar ve bunların iç destekçileri  ile ilgili olarak tarih kitapları hep suskun kalmaktadır. Oysa, gençlerimize bu  gerçekler bütün yönleri ve kişileriyle anlatılmalıdır. Bu suskunluk geçmişdeki  düşmanlıkları tekrar gündeme getirmemek adına ise –Batı bütün kurumlarıyla bu  düşmanlıkları canlı tutmaya uğraşıyor- ülkemizin geçmişi hakkında bilgi sahip  olmamanın yanında, geleceği konusunda şu an oynanan ve ileride de oynanacak olan  oyunlardan habersiz bir nesil yetiştirmek gibi bir yanlışa saplanmışız demektir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu konuda, dille ilgili olarak yapmamız gereken, daha önce de söylediğim gibi,  hiç bir dili, ister azınlık lehçesi olsun, ister bir etnik grubun kullandığı dil  olsun, ister bir yabancı dil olsun, ulusal dilimizin değil yerine veya  karşısına, uzağına bile koymamaktır. Günümüzde uluslararası düzeydeki bilgilere  ulaşmak ve ilişkilerimizi sürdürmek için bir değil birden fazla yabancı dil  bilmenin gereğini kimse inkar edemez. Ülkemizde bilimin, sanatın edebiyatın,  felsefenin, tekniğin, teknolojinin gelişmesi ancak ulusal dilimizin  geliştirilmesiyle mümkündür. Ulusal dil bilinci ulusal kimlik bilincinin ilk ve  en önemli basamağıdır. Dolayısıyla, eğitimin ilk basamağından başlıyarak ulusal  dilimizin daha iyi öğretilmesine, kullanılmasına ve geliştirilmesine, bilim dil  olmasına gereken önemi vermeliyiz.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Eğitim sistemimizde uyguladığımız her türlü yöntemin de ulusal dilin gelişmesine  yönelik yöntemler olmasına dikkat edilmelidir. Ancak eğitimimizde ilk basamaktan  son basamağa kadar uygulanan test usûlü ulusal dilin gelişmesini sağlamak şöyle  dursun, engelleyici bir nitelik göstermektedir. Doğruya ulaşmak için dilin  kullanılması yerine başkalarının doğru veya yanlışları arasından, dili hiç  kullanmadan, sadece yuvarlak karalayarak seçimler yapmanın dilin, dolayısıyla da  düşüncenin ilerlemesine ne faydası olabilir ki.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dilimizin uluslararası düzeyde de bilinmesini, yaygınlaşmasını sağlamalıyız.  Ulaşabildiğimiz her yabancı ülkede Türk Kültür Merkezlerleri açıp, buralarda  dilimizin daha geniş kitlelere öğretilmesini sağlamada hepimize görevler  düşmektedir. Kardeşlerimiz olan diğer Türk Cumhuriyetlerinde dilimizi  yaygınlaştırmak, hatta dilleri farklı olanlarla birlikte hepimizin ortak anlaşma  aracı haline gelmesini sağlamak konusunda gayretlerimizi eksik etmemeliyiz.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Saygıdeğer konuklar, bilinen hususları tekrarlamaktan öte geçmeyen bu konuşmamı  dinlemekte gösterdiğiniz sabırdan dolayı teşekkür eder saygılarımı sunarım.</font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify" align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  &#8220;Türkoloji Mak. &#8211; Genel&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt"><br />
</span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/dilde-etkilesim-ve-ulusal-dil-prof-dr-a-hamit-sunel/">Dilde Etkileşim ve Ulusal Dil (Prof. Dr. A. Hamit Sünel)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/dilde-etkilesim-ve-ulusal-dil-prof-dr-a-hamit-sunel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
