<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yahya Efendi | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/yahya-efendi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 Mar 2008 19:49:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Yahya Efendi &#8211; (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/yahya-efendi-biyografi-hayati-kim-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/yahya-efendi-biyografi-hayati-kim-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 19:48:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kim Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Şairlerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatçıların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlülerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Efendi Kimdir Hayatı Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarların Biyografileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/yahya-efendi-biyografi-hayati-kim-kimdir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yahya Efendi (Hayatı &#8211; Biyografisi) Beşiktaş&#8217;ta bir İstanbul Efendisi Yahya Efendi &#160; İstanbul&#8217;lu denizciler Boğaz&#8217;ın dört manevi bekçisi olduğuna inanırlar. Bunlar Üsküdar&#8217;da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz&#8217;da Yuşa Aleyhisselam, Sarıyer&#8217;de Telli Baba ve Beşiktaş&#8217;ta Yahya Efendi&#8217;dir. &#160; Hâl böyle olunca Yahya Efendi&#8217;nin dergâhına denizciler sık gelir, giderler. İşte Karadeniz&#8217;de amansız bir fırtınaya yakalanan Apostol adlı Rum, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yahya-efendi-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Yahya Efendi – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#0099cc"><strong><span style="font-size: 22pt"> Yahya Efendi<br />
</span></strong></font> <font color="#c0c0c0"><span style="font-size: 8pt; font-weight: 700">(Hayatı &#8211;  Biyografisi)</span></font></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Beşiktaş&#8217;ta bir İstanbul  Efendisi Yahya Efendi</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İstanbul&#8217;lu denizciler Boğaz&#8217;ın dört manevi bekçisi olduğuna inanırlar. Bunlar  Üsküdar&#8217;da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz&#8217;da Yuşa Aleyhisselam, Sarıyer&#8217;de Telli  Baba ve Beşiktaş&#8217;ta Yahya Efendi&#8217;dir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hâl böyle olunca Yahya Efendi&#8217;nin dergâhına denizciler sık gelir, giderler. İşte  Karadeniz&#8217;de amansız bir fırtınaya yakalanan Apostol adlı Rum, zor anlarında  &#8216;Aman Ya Rabbi!&#8217; der, &#8216;Şu sıkıntıdan bir kurtulayım, Yahya Efendi&#8217;nin dergâhına  en pahalısından bir fıçı şarap&#8230;&#8217;</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</table>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eh, o telâşede Müslümanların şarap içmedikleri hatırına gelmez tabii. Yine aynı  dalgınlıkla yüklenir fıçıyı gelir dergâha. Müridler bu işe bayağı bozulurlar.  Hatta içlerinden ters ters bakanlar olur. Apostol yaptığı gafın farkına  vardığında, çok geçtir. Tam fıçıyı açmakla, kaçmak arasında tereddütler  geçirdiği anda Yahya Efendi görünür. &#8216;Aman efendim! Niye zahmet ettiniz.&#8217; der,  &#8216;Hadi açın da misafirlerimizin ağzı tatlansın!&#8217; Garibim fıçıyı korka korka açar,  ama içinden mis gibi nar şerbeti çıkar. Büyük veli onu mahçup etmez, hatasını,  ama samimi hatasını kerametiyle örter. İşte bu müşfik tavır üzerine Rum gemici  &#8216;Ey yol güneşi&#8217; der,&#8217; Vallahi senin dinin haktır!&#8217;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">MAHLUKATA ŞEFKAT<br />
Yine bir gece Yahya Efendi telaşla kayıkhaneye koşar ve âcele ile sandalı  indirip denize açılır. Ortalık savaş meydanı gibidir. Rüzgâr ıslık çalar,  dalgalar kubbe kubbe gelir, sahilde patlar. Çok geçmez Yahya efendi batmakta  olan bir kayıktan iki papazı kurtarır döner geriye. Onlara kuru giyecekler  verir, ateş başına oturtur. Sonra sıcak bir çorba koyar önlerine. Adamcağızlar  bu olaydan öylesine duygulanırlar ki, anlatılamaz. Nitekim bizzat Beşiktaş  Metropoliti ziyarete gelir teşekkür eder.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi dergâhın misafirlerine mutlaka bir şeyler ikrâm eder. Talebelerine  yemek çıkarmakla kalmaz, harçlık da verir. Saray ricali burayı sıkça ziyaret  eder, değerli hediyeler getirirler. Mübarek onların tamamını fakirlere dağıtır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi her meslekten ve her meşrepten insanı muhatap alır, onlarla sofraya  oturur. Kim olursa olsun &#8216;aşık&#8217; diye hitap eder.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Baba Tarık adlı bir balıkçı zor günler yaşar. Nedendir bilinmez her gün balığa  çıkar, ama denizden dişe dokunur bir şey alamaz. Karısı açar ağzını yumar  gözünü. &#8216;Miskin herif!&#8217; der, &#8216;sen dergâh dergâh dolaş bakalım. Kızının düğünü  yaklaştı, daha çeyizi bile yapılmadı.&#8217;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi, Tarık Babanın sıkıntısını hisseder, işini gücünü bırakıp onunla  denize açılır. Balıkçı &#8216;Aman efendim deryada balık mı kaldı?&#8217; dese de Halık&#8217;a  güvenir, ağ salar. Eh onun attığı ağlar elbette balık dolar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">BALA BAN BALA BAN<br />
Günün birinde, Rum çocuğunun biri soluk soluğa dergahın bahçesine girer. Kan ter  içinde &#8216;Koyunlarım&#8230;&#8217; der &#8216;koyunlarım bu tarafa kaçtılar&#8217; Dervişler arar,  tarar, ama bulamazlar. Çocukcağız bitkin ve ağlamaklıdır. Tam bu esnada Yahya  Efendi görünür. &#8216;Bu delikanlı yorulmuş&#8217; der, &#8216;sanırım acıkmıştır da. Koşun  ekmek, yağ, bal getirin!&#8217; Garibim hâlâ ürkektir. Mübarek sofraya katılır ve ona  cesaret verir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8216;İşte sana tereyağı, bal, taze nan (ekmek)<br />
Dilersen yağa ban, dilersen bala ban!&#8217;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8230;Balaban! İşte bu son kelime çocuğu şaşırtır. Çünkü adı Balaban&#8217;dır. Bu şiirli  ikram çok hoşuna gider. Tam o sıra dervişler küçük çobana koyunlarının  bulunduğunu müjdelerler. Sonraki günlerde Balaban ve babası tekkenin  müdavimlerinden olurlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">KİME GÖLGE?<br />
&#8216;Şimdi bunlar iyi, güzel de konumuzla ne alâkası var?&#8217; dediğinizi duyar gibiyim.  Öyle ya, Yahya Efendi&#8217;nin gölgesine sığınan padişahlar kimdir acaba? Mübarek  hangi ufukları açmıştır onlara?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peki oraya gelelim. Yahya Efendi, Trabzon Kadısı Ömer Efendi&#8217;nin oğludur. O  Kanuni Süleyman ile aynı günlerde doğar. Hatta minik şehzadeyi Yahya Efendi&#8217;nin  annesi Afife Hanım emzirir. Hasılı ikisi süt kardeş olurlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi balıkçıya, kayıkçıya bile kıymet verir, çoluk çocuğu muhatap  edinir. Hâlimdir, selimdir, ama yeri geldiğinde Kanuni gibi bir cihan  imparatoruna &#8216;Bakasın bre süt kardeş!&#8217; diye çıkışacak kadar yüreklidir. Nitekim  günün birinde papazın biri atının yularına yapışır. &#8216;Bu da adalet mi yani?&#8217; der,  &#8216;Doğru dürüst defter tutulmuyor, ölülerimizden bile haraç istiyorlar!&#8217; Yahya  Efendi derhal sultana çıkar. &#8216;Yazıklar olsun&#8217; der, &#8216;Böyle ele geçen mal helâl  değildir. Yediğin, içtiğin, sarayın, saltanatın, haram sana!&#8217;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kânuni ağlamaklıdır. &#8216;Ağabey; halimi Allah biliyor ki bunlardan haberim yok!&#8217;  diye sızlanır ve ikinci azarı yer &#8216;O halde gaflettesin. Allahü teâlâ&#8217;nın  huzuruna çıktığında ne cevap vereceksin? Korkarım yakanı kafirlerin eline  verecekler. Sürüm sürüm sürünecek, cehenneme itileceksin. Unutma tacın, tahtın,  burada kalır, seni şöhretin değil, adaletin kurtarır!&#8217;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi sıkı bir tedristen geçer. O, çölde su arayan seyyah gibi ilim arar.  Çiçekten, çiçeğe konar. Hem çok okur, hem ilim meclislerine koşar. Disiplinli ve  çalışkandır. Çok beğenilir, hızla yükselir. Gün gelir Osmanlının zirve  medreselerinden Fatih Medresesi&#8217;ne atanır ki, görevi devraldığı zat, Kadızâde  Hazretleri gibi bir zirvedir. Ancak özlediği makam bu değildir. Onun rüyalarını,  bir Allah dostunun dizi dibinde manevi mertebelere yürümek süsler. Aradığına  yıllar sonra kavuşur. Zembilli Ali Efendinin feyzli sohbetleriyle&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi güçlü bir şair, ünlü bir tabiptir. Hendeseyi, riyaziyeyi yani  matematik ve geometriyi iyi bilir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eh, her medreseli gibi astronomiden anlar. Hoş, onlar için gökleri satır satır  okumak maharet değildir.<br />
Yahya Efendi para, pul peşinde koşmaz, ama Osmanlı müderrisine iyi para verir.  Bir evin üç akçeye geçindiği günlerde eline 50 akçe geçer. Yahya Efendi bu para  ile o zamanlar kuytu bir yer olan Beşiktaş&#8217;ta bir arazi alır ve dergâhını  yaptırır. Kâh kayaları oyar, kâh denizi doldurur. İnşaat işlerinde çok mahirdir.  İşte ömrünün son yıllarında, sevenlerini burada ağırlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;GÖRDÜN DEĞİL Mİ?&#8221;<br />
Yahya Efendi&#8217;nin Hızır Aleyhisselam ile imrenilecek bir dostluğu vardır ve sık  sık bir araya gelirler. Kanuni nereden duyar bilinmez, ısrarla sohbete katılmak  ister. Yahya Efendi sadece &#8220;Nasip&#8221; der. Bir gün padişahla birlikte tebdil-i  kıyafet gezintiye çıkarlar. Kayıkçının birine takılıp, boğaza açılırlar. Tekneye  Salı Pazarı&#8217;ndan boylu poslu, temiz tertipli, insan güzeli bir genç biner.  Yanlarına ilişir. Yahya Efendi ile muhabbete başlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Koca devletin yükü ağır olmalıdır. Kanuni o gün neyi düşünür bilinmez,  dalgındır. Elini suya sokar, dalgaları okşar. Ama olacak bu ya yüzüğünü denize  düşürür. Sandaldakilere belli etmez, ama çok üzülür. Yüzüğün hatırası olmalıdır,  aklı denizde kalır. Kayık tam Kuruçeşme iskelesine yaklaşırken genç elini suya  daldırır ve yüzüğü alıp sultanın avucuna bırakır. Kanuni şaşkın şaşkın ıslak  yüzüğe baka dursun, o çoktan kaybolmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi sorar.<br />
-Hadi bakalım gözün aydın. Aradığını gördün işte.<br />
-Kimi?<br />
-Hızır Aleyhisselam&#8217;ı.<br />
-Hani nerede?<br />
-Bir saattir yanımızdaydı.<br />
-Yoksa o genç miydi?<br />
-Ta kendisi!</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">BULGAR PEHLİVANI<br />
Kanuni spora meraklıdır. Bir gün saltanat kayığı ile dergahın iskelesine  yaklaşır ve Yahya Efendi&#8217;yi alıp, Yeniköy Çayırı&#8217;na götürür. Burada güreşler  vardır. Ancak hiç hesapta olmayan şeyler olur. Nereden geldiği bilinmeyen Bulgar  asıllı bir pehlivan bizimkileri duman eder. Adam insan azmanıdır, bacakları kök  salar çınar gibi. Koca koca yiğitler çaresiz kalırlar. Bırakın yenmeyi, yerinden  kıpırdatamazlar. Adam her yıktığı Türkün ardından kahkahalar atar, haçını öperek  tamenna çakar. Yerli Rumlar sevinçten çıldırırlar.<br />
Kanuni mi? Kahrolur tabii.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi bakar Padişah fena bozuluyor, çıkar meydana ve akıllara durgunluk  bir pazarlık yapar. &#8220;Yenilen, yenenin dinini kabul edecek&#8221; der, &#8220;tamam mı?&#8221;  Bulgar pehlivanı bıyıklarını burarak güler, teklifi kabul eder. Ancak bu  aksakallı ihtiyar karşısında eli ayağı tutmaz olur. Adalelerinde güç, derman  kalmaz. Yahya Efendi onun sırtını yere vurur mu bilmiyoruz, ama nefsini ve  kibrini yerden yere vurur. Gözünü ve gönlünü açar. Sayfa sayfa hakikatleri  aralar. Pehlivan diz çöker, iman eder.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NEME GEREK<br />
Bir gün Kanuni, Yahya Efendi&#8217;ye &#8220;Ağabey sen ilahi sırlara vakıfsın&#8221; diye haber  yollar. &#8220;Acaba devletimizin encamı n&#8217;ola?&#8221; Yahya Efendi iki kelime yazar,  üstelik altını çizer: &#8220;Neme gerek!&#8221; *Kanuni bu cevaba bozulur. Halbuki sır o  kelimelerde gizlidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eğer zulüm yayılır, fukaralar feryada başlarsa ve şahısların menfaati devletin  çıkarının üstüne çıkarsa. Üstelik görüp işitenler &#8220;Amaaan neme gerek&#8221; derlerse  bil ki yıkılış yakındır! Gün gelir Kanuni vefat eder. 2. Selim kendini bir anda  devletin başında bulur. Saltanat yükü omuzlarını çökerttiğinde sığınacak gölge,  tutunacak dal arar. Birden aklına baba dostu Yahya Efendi gelir. Yüce Veliyi  gördüğü an içi bir hoş olur. Onun bir bakışı ile öylesine rahatlar ki tarifi ne  mümkün. Devletini ve milletini güvende hisseder ve ayaklarına kapanmamak için  zor tutar kendini. Mübarek onu kulaklarından yakalar. &#8220;Söyle bakalım!&#8221; der,  &#8220;abdestin var mı?&#8221; Sultan edeple başını eğer, zor duyulan bir sesle &#8220;Var  efendim&#8221; der. Yahya Efendi, tonunda şefkat hissedilen bir sesle &#8220;Hayır!&#8221; der,  &#8220;benim sorduğum tövbe abdestidir. Şimdi seninle tövbe edeceğiz ve bundan böyle  birbirimize eksiklerimizi söyleyeceğiz tamam mı?&#8221;<br />
Ve öyle de olur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yahya Efendi mükemmel bir şairdir. Şiirlerini &#8220;Müderris&#8221; mahlası ile yazar ve  her bahane ile ölümü hatırlatır, ölüme hazırlanır.<br />
Mübarek, kabrini elceğizi ile kazar ve döner dolaşır kendi mezarına okur. Ona  göre müminin ölümü bayram olmalıdır. Bakın şu işe ki bir bayram gecesi vefat  eder, cenaze namazı bayram namazını müteakip kılınır ve defnolunur bayram günü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">2. Selim bu nurlu kabrin üzerine nefis bir türbe yaptırır. Derken şehzadeler,  paşalar ona komşu olmak isterler. Aşıkları kutlu eşiğe gömülmeyi vasiyyet  ederler ki gün gelir koca bahçe mezarlığa döner.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu kapıdan giren dünyadan sıyrılır. Ama o mekânda ölüm ürkütücü değil, şirindir.  Ziyaretçiler duygu seline kapılırlar. İşte edipleri yazdıran, ozanları söyleten  hava bu olmalıdır. Ki Evliya Çelebi&#8217;den, Tanpınar&#8217;a onlarca yazar bu dergahı  anlatırlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">ORTAKÖY&#8217;ÜN ÇOCUKLARI<br />
Ortaköy&#8217;ü bilirsiniz. Cafeler, publar, gazinolar&#8230; Bol ışıklı, cıvıl cıvıl bir  dünya. Burası ressamların, yazarların, müzisyenlerin hasılı yaşamayı sevenlerin  buluştuğu adres gibi. Yahya Efendi&#8217;nin dergahı başka alem. Merkezde bir ahşap  mescid. Etrafında binlerle kabir. Dolu dolu ölümü hatırlatıyor insana. İki adım  ötede iki farklı dünya.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ama ikisinin de müdavimleri aynı. Dergâha bakan, onaran, yaşatan yine Ortaköy&#8217;ün  çocukları. Onlar içlerini hüzün kapladığında da buraya koşuyorlar, yüreklerinde  sevinç kabardığında da&#8230;Ve inanın buluyorlar huzuru.<br />
&#8220;Nerden biliyorsun?&#8221; diyeceksiniz.<br />
Tam dergahtan ayrılıyorum, dev gibi bir Harley duruyor önümde. Güçlü motor güp  güp vuruyor, nikelajları göz alıyor. Üstünde kotlu, montlu iki genç. Hani adres  sorulacak yer de değil ama&#8230;? İniyorlar, önce kasklarını çıkarıyor, çizgisi  uçuk gözlüklerini katlayıp ceplerine koyuyorlar. Sonra parmaklarını tarak  yapıyor, saçlarını atıyorlar geriye. Biri &#8220;Ama takkem yok&#8221; diye sızlanıyor.  Motoru süren &#8220;Olsun&#8221; diyor, &#8220;benim de yok!&#8221;<br />
-Şu üstümüz, başımız&#8230;<br />
-Boşver oğlum. Allah dostları kalbe bakarlar, kalıba değil.<br />
İçim ılıcık oluyor. Bu çok büyük bir söz! Erbabının elinde kitap olur.  &#8220;Söyleyene değil, söyletene bak&#8221; diyesim geliyor, &#8220;Feyz&#8221; denen şey bu belki.<br />
Kimbilir?</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font> <font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700"><font color="#808080">|</font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> » Biyografiler &#8211; Kim Kimdir Sayfasına Dön! «</a><font color="#c0c0c0"> </font> <font color="#808080">|</font></span></font></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 8pt"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografiler</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Yaşam Öyküleri</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Kim Kimdir?</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Biyografi/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yahya-efendi-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Yahya Efendi – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/yahya-efendi-biyografi-hayati-kim-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
